29 Eylül 2012 Cumartesi

Güncellenmiş Para Politikası Uygulamaları


Para Politikası Nedir, Neyi Amaçlar?
Para politikası, merkez bankalarının bazı araçları kullanarak piyasadaki para miktarını etkileyerek piyasaya sürdüğü paranın istikrarını sağlamak amacıyla uyguladığı politikalar bütününe verilen addır.

Piyasada sadece hazinelerin (ya da darphanelerin) piyasaya sürdüğü sınırlı tutarda madeni para ile merkez bankalarının piyasaya sürdüğü banknot söz konusu olsaydı merkez bankalarının emisyon hacmini, yani piyasaya sürdüğü para miktarını, denetlemesi para politikasının temelini oluştururdu. Bankaların kaydi para yaratmasının çok yaygın olmadığı dönemde Fisher’in ünlü miktar denklemi MV = PQ denklemi parasal ilişkileri açıklamaya yetiyordu. Bu denklemde M = para arzı, yani piyasadaki para miktarı, V = paranın dolanım hızı, yani bir para biriminin bir yılda kaç kez el değiştirdiği, P = fiyatlar genel düzeyi, Q =  Ekonomide bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin fiziki miktarıdır. Bu denklemde PQ çarpımı GSYH’ye eşit olduğuna göre MV = GSYH yazabiliriz.

Buna göre sadece paranın olduğu bir yerde Merkez Bankası M’yi yani piyasadaki para arzını denetleyerek para politikası uygulayabilir. Eğer enflasyonist eğilimler söz konusuysa piyasadaki fazla parayı çeker yani M’yi düşürür, bu durumda denklemin ikinci tarafında Q değişmediği sürece P, yani fiyatlar düşer. Eğer deflasyonist eğilimler söz konusuysa para arzını yani M’yi artırır ve bu durumda Q hemen değişmeyeceğine göre P yani fiyatlar yükselmeye başlar.  

Zaman içinde önce bankaların yarattığı kaydi para kredi talebindeki artış ile birlikte hızla çoğalmaya başladı, ardından da kredi kartları devreye girdi. Her ikisi de Merkez Bankası’nın doğrudan denetimi altında olmayan bir çeşit para idi. Bu durumda Merkez Bankası’nın nakit para arzını denetlemesi para politikasının etkinliği açısından yetersiz kalmaya başladı. Merkez Bankası ister istemez kredi hacmini denetleyecek araçları da devreye sokmak zorunda kaldı.

Para Politikası Araçları
Para politikası denildiğinde üç grupta toplanabilecek alt politikalar anlaşılıyor. Birinci grupta dolaysız para politikası araçları yer alıyor. Bunlar: (1) Kredi tavanı, (2)
İkinci grupta dolaylı para politikası araçları yer alıyor: Bunlar: (1) Reeskont politikası, (2) Açık piyasa işlemleri (APİ), (3) Karşılıklar politikası. Üçüncü grupta enflasyon hedeflemesi yer alıyor.     

Dolaysız Para Politikası Araçları
Dolaysız para politikası araçları fiyat ya da miktara, limit koyma gibi doğrudan müdahale yoluyla uygulanan araçlardır. Bunları kredi tavanı, faiz denetimi ve diğer araçlar olarak üç başlıkta ele alalım.

(1) Kredi tavanı: Bankaların açabilecekleri kredilere konulan miktar limitine kredi tavanı deniyor. Örneğin Merkez Bankası bankalara, topladıkları mevduatın ya da tüm kaynaklarının (mevduat + özkaynak + diğer kaynaklar) yüzde 80’i kadar kredi açabilecekleri talimatını vermişse buradaki yüzde 80 oranı kredi tavanını oluşturur. Diyelim ki bir bankanın toplam mevduatı 100 TL ise açabileceği kredinin tavanı 80 TL olur. Böyle bir oran koymak yerine doğrudan miktar da konulabilir. Örneğin Merkez Bankaları bankalara her yıl X milyar TL’den fazla kredi açamamaları talimatı verebilir. Kredi tavanı banka özelinde de uygulanabilir. Merkez Bankası, Bankacılık denetim otoritesinden aldığı raporlara göre bazı bankalara kredi tavanı getirebilir. 

Kredi tavanı, zorunlu karşılık uygulamasıyla birleştiğinde oldukça kısıtlayıcı bir önlem olabilir. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10, kredi tavanının da mevduatın yüzde 80’i olarak belirlendiğini varsayalım. Bu durumda banka aldığı 100 TL’lik mevduatın 10 TL’sini Merkez Bankası’na karşılık olarak yatırdıktan sonra kalan 90 TL’nin yüzde 80’ini yani 72 TL’sini kredi olarak açabilecek demektir.

Bu politika aracının uygulanmasıyla iki kademeli etki yaratılabilir: (a) Doğrudan etki: Kredi genişlemesinin yarattığı talep fazlası bir ölçüde giderilir ve dolayısıyla ortaya çıkan enflasyonist baskı hafifletilebilir. (b) Kredi imkanı daralınca faizler yükselir ve kredi talebi biraz daha düşer.    

(2) Faiz denetimi: Merkez Bankası, bankaların mevduat ve kredi için uyguladığı faiz oranlarına sınırlamalar getirebilir. Günümüzde uygulanan serbest faiz sistemi geçmişte birçok açıdan denetim altındaydı. Bugün de aynı denetimin uygulanması mümkündür. Merkez Bankası faize limit koyabilir, farklı vadeler için farklı faizler uygulatabilir. Hatta bu uygulamayı teşvik amaçlı olarak farklılaştırılmış olarak da uygulatabilir.

Geçmişte faiz oranları Merkez Bankası tarafından belirlenirken ya da denetlenirken Türkiye’de Ziraat Bankası tarım kesimine Halk Bankası da esnafa, mevduat maliyetinin altında düşük faizle kredi açıyor ve bu farklardan doğan zararlar da görev zararı olarak Hazine’ye fatura ediliyordu.    

Bu tür müdahaleler mümkün olsa da günümüzdeki uygulama daha çok dolaylı politikalar aracılığıyla piyasa faizlerini etkilemeye yönelmiş, doğrudan faiz oranlarına müdahale yöntemi terk edilmiştir.

(3) Diğer dolaysız para politikası araçları: Merkez Bankası, bankaların konumuna göre getirecekleri senetlere farklı reeskont faiz oranları uygulayabilir (farklılaştırılmış reeskont uygulaması), bankalara kredi kartları nedeniyle ödenecek asgari miktarın yükseltilmesi yoluyla talebin denetlenmesi (tüketici kredilerine uygulanan denetim) gibi değişik konularda para arzını denetlemeye yönelik çeşitli araçları kullanabilir.

Bu tür para politikası araçları günümüzde kullanım alanı çok daralmış araçlardır. Aslında dolaysız para po9litikası araçlarının tümünün kullanımı günümüzde neredeyse ortadan kalkmış durumdadır. Kriz halinde bile ne Fed ne de AMB bu politika araçlarına başvurmamışlardır.

Dolaylı Para Politikası Araçları
(1) Reeskont politikası: Bankaların iskonto yoluyla aldıkları kâğıtları tekrar iskonto ettirerek (reeskont) Merkez Bankası’na satıp karşılığında para almaları uygulamasıdır. Diyelim ki bir şirketin elinde bir yıl vadeli ve 1000 TL değerinde iskontolu (faizi içinde) alınmış bir tahvil olsun. Bir yılın sonunda 1000 TL edecek olan bu tahvilin bugünkü değeri 1000 TL’den düşüktür. Şirket, vadesinden önce bankaya bu kağıdı verdiğinde banka, şirkete örneğin 900 TL verecektir. Bu durumda banka bu tahvili üzerinde yazılı değere göre yüzde 11 iskonto ederek [(1000 - 900) / (900)] almış olacaktır. Bu işleme iskonto, burada ortaya çıkan yüzde 11 oranındaki faize de iskonto faizi deniyor. Banka bu kağıdı aldıktan bir süre sonra nakit ihtiyacına düşüp kağıdı Merkez Bankasına 800 TL’ye satarsa ikinci kez iskonto işlemi ortaya çıkmış oluyor ki buna ikinci kez iskonto anlamına gelmek üzere reeskont deniyor. Vadeye kalan süre azaldığı için bankanın bu kağıdı Merkez Bankasına aldığı bedelden daha yüksek bir bedele satması mümkündür. Diyelim ki banka bu kâğıdı Merkez Bankası'na 910 TL'ye satmış olsun. Bu durumda Merkez Bankasının bankaya bu tahvil karşılığında ödediği faiz [(910 – 900) / (900)] yüzde 1,1 oluyor. Buna da reeskont faizi deniyor.


Reeskont politikasının iki amacı olabilir: (a) Bankaların elindeki kağıtları alarak onlara para vermek ve piyasadaki likiditeyi düzenlemek. (b) Reeskont faizini değiştirerek piyasadaki faiz oranını etkilemeye çalışmak.

 (2) Açık piyasa işlemleri (APİ): Merkez Bankası’nın bankalardan ve diğer kurumlardan tahvil, bono veya diğer menkul değerleri satın alması ya da tersine onlara tahvil, bono veya menkul değerleri satması eylemine açık piyasa işlemi adı veriliyor. Bu alım ve satımlar kesin alım veya satım olabileceği gibi geri alım veya satım vaadiyle (repo ve reverse repo) yapılan alım ve satımlar da olabilmektedir.

Merkez Bankası açık piyasa işlemlerine başvurmak suretiyle piyasadaki para miktarını (likiditeyi) ayarlayabilmektedir. Tahvil vb gibi kağıtları satın aldığında piyasaya likidite vermiş, geri sattığında ise piyasadan likidite çekmiş olur. Bu yolla piyasadaki para miktarını etkileyerek talep üzerinde oluşan baskıları denetleyebilmekte ve enflasyonist ya da deflasyonist gidişe müdahale edebilmektedir.

(3) Karşılıklar politikası: Bankalar topladıkları mevduatın Merkez Bankası tarafından belirlenen oranda belirli bir miktarını, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda talep edip kullanabilmek için Merkez Bankasına yatırmak zorundadırlar. Buna zorunlu karşılıklar, bunun miktarını belirlemeye yarayan orana da karşılık oranı adı veriliyor. Merkez Bankası’nın, karşılık oranını artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de karşılıklar politikası adı veriliyor.  

Merkez Bankaları, bankalardan aldıkları bu karşılıklar için belirli bir faiz ödeyebilecekleri gibi herhangi bir ödeme yapmayabilirler.

Eğer bir ülkede para ikamesi (yani yabancı paraların da yerli para ile birlikte kullanımı ya da banka hesaplarında bulunması) yaygınsa Merkez Bankaları bu mevduatın karşılığını yerli para ile isteyebileceği gibi o para cinsinden de isteyebilir. Hatta yerli para cinsinden karşılıkların bir bölümü ya da tamamı için karşılıkları yabancı para cinsinden ödeme opsiyonu tanıyabilir.

TCMB’nin uyguladığı zorunlu karşılık oranları vadeye ve mevduat cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte en yaygın vadeye sahip mevduat için uygulanan oran hem TL hem de yabancı para için yüzde 11 olarak belirlenmiş bulunuyor. Demek ki bir banka aldığı bir ay vadeli 100 TL için 11 TL, 100 USD için 11 USD ve 100 Euro için 11 Euro zorunlu karşılık ayırıp bunu TCMB’ye yatırmak zorundadır.

TCMB, bankaların yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü (bugün itibariyle % 60’ına kadarki bölümünü) döviz cinsinden tutulmasına izin veriyor. Bu bir zorunluluk değil bir opsiyon. Yani örneğin bir ay vadeli 100 TL mevduat alan bir banka bu paranın karşılığında TCMB’ye isterse 11 TL ya da isterse bunun 4,4 TL’lik bölümünü TL ve kalan 6,6 TL’lik bölümünü USD, Euro veya altın olarak yatırabilir. Bu kalan yüzde 60’lık bölüm için TCMB Rezerv Opsiyon Katsayısı (ROK) adı verilen bir katsayı uyguluyor. Bu opsiyonu kullanarak elinde TL tutup, elindeki yabancı parayı karşılık olarak vermek isteyen bankalar 4,4 TL’yi yatırdıktan sonra kalan 6,6 TL’nin ilk % 40’lık bölüm için 1,1, izleyen % 5’lik bölüm için 1,4, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,7, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9 ve sonraki bölümler için 2 oranında ROK uyguluyorlar. Zorunlu karşılıklarını altın ile ödemek isteyen bankalar zorunlu karşılık tutarının % 30’unu altın ile ödeyebiliyor. Altına uygulanacak ROK oranları ise ilk % 20’lik dilim için 1, izleyen % 5lik dilim için 1,5 ve izleyen % 5’lik bölüm için 2 olarak saptanmış bulunuyor.      

Bankaların TL mevduatına ödemek zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü yabancı para veya altınla ödemelerine izin verilmesi bankalar açısından TL likiditesini artırmış oluyor. Günlük işlemlerini ağırlıklı olarak TL ile yapan bankalar açısından TL fonlama maliyeti de düşmüş oluyor.

Bu uygulamanın TCMB açısından yararı ise başlıca üç noktada toplanıyor: (1) TCMB bu yolla döviz rezervlerini artırmış oluyor. (2) Döviz piyasasında likidite azaltılmış ve dolayısıyla para ikamesinin etkisi düşürülmüş oluyor. (3) Sermaye akımlarının gelişimine yanıt vermek kolaylaşıyor. TCMB bu aracı kullanarak Türkiye’ye giren sıcak parayı çekmiş ve döviz piyasasında fiyatları dengelemiş oluyor. Eğer sıcak para çıkışı söz konusu olursa uygulamayı tersine çevirerek döviz sıkıntısını hafifletme imkanına kavuşmuş oluyor. 

(4) Faiz politikası: Merkez Bankası’nın bankalarla para alış verişinde uyguladığı faizleri değiştirerek piyasa faizlerini etkilemeyi hedeflemesine faiz politikası deniyor.

TCMB’nin çeşitli işlemleri için uyguladığı farklı faiz oranları söz konusu. Bunları sıralayayım:

Bir hafta vadeli repo işlemlerine uygulanan faiz (politika faizi.): TCMB, 1 hafta vade ile repo ihalesi açıyor, bankalar ellerindeki tahvil ve bonoları TCMB’ye verip karşılığında para alıyorlar ve vade sonunda parayı iade edip kağıtlarını geri alıyorlar. TCMB bu araçla banka ve finans kurumlarının piyasada uyguladığı faiz oranlarını, bankalardan alınan kredilerin miktarını, hisse senedi ve döviz gibi varlıkların fiyatlarını etkileyebiliyor. Bu işleme uygulanan faiz oranı yıllık % 5,75.

Gecelik işlemlerde uygulanan faiz (gecelik faiz, fonlama faizi ya da koridor faizi):  TCMB’nin, hesaplarını kapatabilmek için gecelik olarak borç almak ya da ellerinde kalan paraları gecelik olarak borç vermek isteyen bankalara uyguladığı faize bu adlar veriliyor. TCMB, bu yolla ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor. TCMB’nin gecelik borç almada uyguladığı faiz oranı yıllık % 5, gecelik borç vermede uyguladığı faiz oranı yıllık yüzde 10.    

Geç likidite penceresi faizi: Hesaplarını kapatmak ya da ellerinde bulunan parayı borç vermek için son ana kadar bekleyen bankalara uygulanan caydırıcı faiz oranlarını kapsayan bir uygulamadır. Bu uygulamada saat 16.00 ile 17.00 arasında TCMB’ye gecelik borç vermek isteyenlere yıllık % 0, gecelik olarak TCMB’den borç almak isteyenlere yıllık % 13 faiz uygulanıyor.

TCMB’nin bu faiz oranlarında yapacağı değişiklikler bankaların fonlama maliyetleri üzerinde etki yapıyor ve sonuçta piyasa faizlerini etkiliyor. Gecelik fonlama faizi tavanının düşürülmesi bankaların daha ucuza fon bulmasına yol açtığı için onların maliyetinin düşmesine yol açıyor. Bu durumda da bankaların kredi faizlerini düşürmesi bekleniyor. Bununla birlikte Türkiye’de mevduatın ortalama vadesiyle kredinin ortalama vadesi arasında krediler lehine yaklaşık on kat fark olması kaynak maliyetindeki düşüşün kolayca kredi faizlerine yansımasını sağlayamıyor. 

(5) Kur politikası: Merkez Bankası’nın TL’nin dış değerini ayarlamaya yönelik olarak bir müdahalesi söz konusuysa kur politikasından söz edilebilir. Bu tür müdahaleler daha çok kurlarda yüksek oranlı dalgalanmalar ortaya çıktığı zaman gündeme geliyor.

TCMB, geçmiş uygulamalarında bu tür kur dalgalanmalarında piyasaya döviz satarak ya da piyasadan döviz alımı yaparak kura müdahale yoluna gitmiştir. Günümüzde karşılıklar politikasında ROK uygulaması yaparak döviz likiditesini düzenlemeyi tercih ediyor.

(6) Para basma: Merkez Bankası’nın piyasadaki likiditeyi artırarak sorunları çözmeye yönelmesi halinde piyasaya yeni para sürmesi eylemini bir politika gibi kullanması söz konusu olabilir.

(7) Niceliksel gevşeme: Ekonominin yaygın uygulama alanı bulmuş para politikası araçlarıyla canlandırılmasının mümkün olmadığı hallerde uygulanan bir para politikası aracıdır. Bu politika çerçevesinde merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu bankalara ve kurumlara para verirler. Böylece ekonomiye karşılığı ve limiti teorik olarak belirli bir miktar yeni para enjekte edilmiş olur. Küresel kriz boyunca ABD Merkez Bankası Fed, Avrupa Merkez Bankası AMB ve İngiltere Merkez Bankası BOE tarafından uygulanmış bir politikadır.

Bunun para basmaktan tek farkı limitinin ve tahvil, bono gibi bir karşılığının olmasıdır. Para basmanın bir limiti olmadığı gibi karşılığında verilen bir menkul kıymet de bulunmamaktadır. Dolayısıyla niceliksel gevşemenin para basmaya göre daha az enflasyonist etki yaratması beklenir.       

Niceliksel gevşemenin APİ’den farkı yine belirli bir süre ya da limitle bu işin yapılacağının bilinmesidir.

(8) Açık sözlülük politikası: Merkez Bankası’nın ileride yapacaklarını açıklayıp beklentileri etkileyerek para politikasına yön vermesi hali olarak tanımlanabilir. 

Dünya Ekonomilerinin Sınıflandırılması

IMF'nin sınıflandırması
IMF, GFSR, Ekim 2012

Gelişmiş Ekonomiler

Avustralya
Hollanda
Avusturya
Yeni Zelanda
Belçika
Norveç
Kanada
Portekiz
Danimarka
İspanya
Finlandiya
İsveç
Fransa
İsviçre
Almanya
İngiltere
Yunanistan
ABD
İrlanda

İtalya

Japonya



Yükselen Piyasa Ekonomileri


Çin
Trinidad and Tobago
Estonya
Hong Kong
Uruguay
Macaristan
Hindistan
Venezüella
Makedonya
Endonezya
Cezayir
Polonya
Kore
Mısır
Romanya
Malezya
İran
Sırbistan
Pakistan
Irak
Slovak Cumhuriyeti
Filipinler
İsrail
Slovenya
Singapur
Ürdün
Türkiye
Sri Lanka
Kuveyt
Arjantin
Tayvan
Lübnan
Brezilya
Tayland
Libya
Şili
Azerbaycan
Fas
Kolombiya
Beyaz Rusya
Amman
Kosta Rika
Kazakistan
Suudi Arabistan
Dominik Cumhuriyeti
Rusya
Suriye
Ekvator
Ukrayna
Tunus
El Salvador
Arnavutluk
Birleşik Arap Emirlikleri
Guatemala
Bosna Hersek
Angola
Jamayka
Bulgaristan
Botsvana
Meksika
Hırvatistan
Namibya
Panama
Çek Cumhuriyeti
Güney Afrika
Paraguay
Letonya
Litvanya
Peru












Düşük Gelirli Ekonomiler

Afganistan
Uganda
Bangladeş
Zambiya
Kamboçya
Zimbabve
Laos
Kamerun
Myanmar
Orta Afrika Cumhuriyeti
Nepal
Çad
Papua Yeni Gine
Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Timor-Leste
Kongo
Vietnam
Fildişi Sahilleri
Ermenistan
Eritre
Gürcistan
Etiyopya
Kırgız Cumhuriyeti
Gana
Moldova
Gine
Moğolistan
Kenya
Bolivya
Lesoto
Haiti
Liberya
Honduras
Madagaskar
Nikaragua
Malavi
Moritanya
Mali
Sudan
Mozambik
Yemen
Nijer
Benin
Nijerya
Burika Faso
Ruanda
Burundi
Senegal
Tanzanya
Sierra Leone
Togo



28 Eylül 2012 Cuma

Borçlarımızı Nasıl Ödeyeceğiz?


Merkezi yönetim borç stoku
Ağustos 2012 sonu itibariyle; Merkezi yönetim (bu çerçevede Hazine ile eş anlam taşıyor) iç borç stoku 385 milyar TL’dir.

Hazine iç borç stokundaki tahvil ve bonoların (Devlet iç borçlanma senetleri) DİBS) yüzde 79’u yurtiçinde yerleşik olanların, yüzde 21’i yurtdışında yerleşik olanların elindedir. DİBS’lerin yüzde 53’ü bankacılık kesiminin, yüzde 24’ü bankacılık dışındaki kesimin, yüzde 2’si de TCMB’nin elindedir. 

Hazine iç borçlanmasının yıllık maliyeti ya da yıllık ortalama faizi, Ağustos ayı ortalaması itibariyle, yüzde 9,22’dir. Nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi yaklaşık 45 aydır.

Aşağıdaki tabloda merkezi yönetimin iç ve dış borç stoku son beş yıllık gelişmeyi de gösterecek şekilde yer almaktadır.

Merkezi Yönetim Borç Stoku
2008
2009
2010
2011
2012/8
İç Borç Stoku (Milyar TL)
274,8
330,0
352,8
368,8
384,9
Dış Borç Stoku (Milyar USD)
69,8
74,1
78,1
79,2
79,5
Merkezi Yönetim Toplam Borç Stoku (Milyar TL)
364,8
444,9
470,1
501,1
528,0

Merkezi yönetim dış borç stoku 2011 yılı sonundan bugüne kadar pek değişiklik göstermediği halde iç borç stoku ilk 8 ayda geçen yılın tamamı kadar artış göstermiştir. Bütçe açığının büyüdüğü dikkate alınırsa bu artışın kalan 4 ayda da devam edeceğini tahmin etmek zor olmaz.

Türkiye’nin toplam dış borç stoku
Haziran 2012 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam dış borç stoku 323,5 milyar USD’dir. Bunun dağılımı şöyledir: Kamu kesimi dış borç stoku 102,3 milyar USD, özel kesim dış borç stoku 212,5 milyar USD, TCMB dış borç stoku 8,7 milyar USD.

Aşağıdaki tabloda Türkiye’nin (kamu kesimi + özel kesim + TCMB) toplam dış borç stoku son beş yılı kapsayacak biçimde verilmektedir (Burada kamu kesimi denildiğinde merkezi yönetime ek olarak diğer kamu kurumları da yer aldığı için buradaki tura yukarıdaki tablodaki merkezi yönetim tutarlarından büyüktür.) Tablonun en altında yer alan AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku / GSYH da AB karşılaştırmalarında (Maastricht kriterine esas alınan) oranı vermektedir.

Türkiye Dış Borç Stoku (Milyar USD)
2008
2009
2010
2011
2012/I Y
Kamu Kesimi
78,3
83,5
89,0
94,1
102,3
TCMB
14,1
13,3
11,8
9,7
8,7
Özel Kesim
189,0
172,9
191,5
202,8
212,5
Türkiye Toplam Dış Borç Stoku
281,4
269,7
292,3
306,6
323,5
AB Tanımlı Genel Yönetim Nominal Borç Stoku / GSYH (%)
40,0
46,1
42,4
39,4
35,6

Yıllar itibariyle kamu kesimi ve özel kesimin dış borç stokunda artışlar olsa da AB karşılaştırmasında esas alınan oran yüzde 40’ın altında bulunmaktadır. Bu oran aslında yıllık olarak alındığı için 2012 ilk yarısı için verdiğim % 35,6 oranı, borç stokunun bu miktarının tahmin edilen GSYH’ya oranlanmasıyla bulunmuştur. Yılsonunda bu oranın daha yukarıda olacağını ama yüzde 40’ın altında kalacağını tahmin ediyorum. Bu oran AB ülkeleri içinde en düşük borç yükü oranlarından birisidir.

Borç ödeme projeksiyonları
Aşağıdaki tabloda merkezi yönetim iç borç ödeme projeksiyonu ile Türkiye’nin toplam dış borç ödeme projeksiyonu yer almaktadır. Bu projeksiyonların 1.8.2012 tarihinde yapıldığı ve o an itibariyle mevcut borçlar üzerine inşa edildiği dikkate alınmalıdır. O tarihten sonra yapılacak yeni borçlanmalar vadesine göre ilgili yılın tutarının değişmesine yol açacaktır.

Toplam Borç Ödeme Projeksiyonu (2012 +)
2012
2013
2014
2015
2016+
Toplam
Merkezi Yönetim İç Borç Ödemeleri (Milyar TL)
122,2
163,3
117,2
40,3
167,0
610,0
Kamu + Özel KV + UV Dış Borç Ödemeleri (Milyar USD)
61,5
46,4
28,6
27,7
152,2
316,4

Tabloya dikkat edilirse 2013 yılında merkezi yönetim iç borç ödemelerinin yüklü olacağı görülmektedir. Bu borçların yenilemelerinin yapılacağı faiz oranları önemlidir. Faiz düşüş yoluna girerse yeni borçlanmanın maliyeti düşük olacak, tersi olursa yüksek olacaktır.

Dış borçlarda özel kesim açısından 2013 yılına eklenecek yeni kısa vadeli borçlar görünümü etkileyecektir.

Değerlendirme
Türkiye’de bir zamanlar en önemli sorunların başında gelen borç stoku ve onun yönetimi meselesi bugün önem sırasında daha gerilere kaymış görünüyor. Zaten bunu haberler ve yorumlardan da görebiliyoruz. Bununla birlikte bütçe açığının artacağı, cari açıktaki düşüşün bir süre sonra duracağı, hatta yeniden artışa geçeceği tahmin ediliyorsa o zaman finansman bulma meselesi yenide gündemin ön sıralarına gelebilir. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...