30 Mart 2013 Cumartesi

Dışticaretin Kur ile İlişkisi


Bir ülkenin ihracatını ve ithalatını etkileyen birçok etken var. Kur, bunlardan birisi ve belki de en önemlisidir. Kurun yanında ihraç mallarının ve ithal mallarının fiyat esnekliği önemlidir. Örneğin ihraç ettiğimiz malın petrol olduğunu düşünelim. Petrol ithalatçı açısından hayati bir önem taşır. Yani petrol ithal etmemek kolay bir iş değildir. Dolayısıyla petrol fiyatı ne kadar artarsa artsın petrole sahip olmayan ülkeler bunu ithal edeceklerdir.

Eğer kurun tek belirleyici olduğunu varsayarak bir analiz yapmaya yönelirsek ihracat ve ithalatın normal arz ve talep ilişkisinden bir farkı kalmaz.

Aşağıdaki şekilde Türkiye ile ABD’nin dışticaret ilişkisi gösterilmektedir.

Şekilde dikey eksende TL ile USD arasındaki kur ilişkisi, yatay eksende Türkiye ile ABD arasındaki ihracat ve ithalat miktarları gösterilmektedir. 

Türkiye’nin ihracatını gösteren eğri soldan sağa doğru yükselen bir eğim içindedir. Çünkü TL USD’ye karşı değer kaybettikçe ihracattan elde edilecek TL miktarı artmaktadır. Örneğin C noktasında 0,8 TL’lik ihracata karşılık 1 USD, E noktasında 1 TL’lik ihracata karşılık 1 USD elde edilirken B noktasında 1 TL’lik ihracata karşılık 1,20 USD elde edilmektedir.

Türkiye’nin ithalatını gösteren eğri ise soldan sağa doğru azalan bir eğim içindedir. Çünkü TL USD’ye karşı değer kazandıkça ithal edilen Amerikan malı daha ucuza gelmektedir. Örneğin A noktasında 1 TL’lik mal ithali için 1,20 USD ödeme yapılırken, B noktasında 1 TL’lik ithalata karşılık 1,20 USD, D noktasında 0,8 USD ödenmektedir.

Demek ki ülke parası yabancı paralara karşı değer kaybettiğinde ihracat artarken ithalat düşmekte, ülke parası yabancı paralara karşı değer kazandığında ihracat düşerken ithalat artmaktadır. 
  
Türkiye örneği
TL’nin USD kuru (nominal kur) Bugün itibariyle 1 USD = 1,81 TL’dir. Yine bugün itibariyle Big Mac Türkiye’de 8,45 TL’ye satılmaktadır. Aynı Big Mac, ABD’de 4,20 USD’ye satılmaktadır.

Reel kur hesabı şu formülle yapılıyor:

Er = En x (Ptr / Pabd)

Er= Reel kur
En = Nominal kur
Ptr = Big Mac’in Türkiye’deki satış fiyatı
Pabd = Big Mac’in ABD’deki satış fiyatı

Şimdi değerleri yerlerine koyalım:

Er = 1 x (8,45 / 4,20) = 2,01
Yani TL’nin Dolara karşı nominal kuru 1,81 iken reel kuru 2,01 olarak bulunmaktadır. Bu durumda
Aşırı Değer = (2,01 – 1,81) / 1,81 = 0,11 olarak bulunmaktadır. Bu durumda nominal kur ile baktığımızda TL, Dolara karşı % 11 aşırı değerli durumdadır.

Şimdi Türkiye’nin ABD ile olan dışticaretini kur ilişkisi çerçevesinde gösterelim.

 

Şekilde görüldüğü gibi Türkiye bugün itibariyle 1,81 TL = 1 USD kuru düzeyinde 0A kadar ihracat ve 0B kadar ithalat yapmakta ve AB aralığı kadar dışticaret açığı vermektedir. Kur 1 USD = 2 TL düzeyine geldiğinde ihracat AX kadar artarken ithalat BX kadar düşmekte ve X noktasında dışticaret açığı kalmamaktadır.

Çin örneği
Yuan’ın bugün itibariyle USD kuru (nominal kur) 1 USD = 6,22 Yuandır. Yine bugün itibariyle Big Mac Çin’de 10,5 Yuan’a satılmaktadır. Reel kur hesabını yapalım:

Er = En x (Pçin / Pabd)
Değerleri yerlerine koyalım:
Er = 1 x (10,5 / 4,20) = 2,5
Yani Yuan’ın Dolara karşı reel kuru 2,5 olarak bulunmuş olmaktadır. Bu durumda:
Aşırı Değersizlik = (2,5 – 6,22) / 6,22 = - 0,60 olarak bulunmaktadır. Bu durumda nominal kur ile baktığımızda Yuan, Dolara karşı % 60 dolayında aşırı değersiz durumdadır.  

Şimdi Çin’in ABD ile olan dışticaretini kur ilişkisi çerçevesinde gösterelim

Şekilde görüldüğü gibi Çin bugün itibariyle 6,22 Yuan = 1 USD kuru düzeyinde 0A kadar iithalat ve 0B kadar ihracat yapmakta ve AB aralığı kadar dışticaret fazlası vermektedir. Kur 1 USD = 2,5 Yuan düzeyine geldiğinde ihracat BX kadar düşerken ithalat AX kadar artmakta ve X noktasında dışticaret açığı kalmamaktadır.


Not: Dışticaretin biçimlenmesinde kur, en önemli belirleyicilerden birisidir. Son dönemde ortaya atılan kur savaşları bu önemden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte dışticareti belirleyen ihraç ya da ithal mallarının fiyat esnekliği, gelir esnekliği, ikame mallarının fiyatları, tamamlayıcı malların fiyatları, dışticaret kısıtlamaları, dışticaret teşvikleri, damping gibi pek çok başka etken vardır. Gerçek yaşamda dışticarete konu malların fiyat (kur) esnekliği çok önemlidir. Örneğin ithal edilen mal petrol gibi zorunlu bir mal ise fiyat artışı ya da kur değişimi ithalatı çok sınırlı biçimde etkilerken konu tekstil ürünleri olduğunda fiyat artışı ithalatın ciddi biçimde düşmesine neden olabilir. Bir başka ifadeyle gerçek yaşamda dışticaret sadece kur değişimiyle biçimlenmez. Bu yazıda amacım kurun etkisini ötekilerden soyutlayarak ortaya koymak olduğu için esneklik, ithalat kısıtlamaları, ihracat teşvikleri gibi konuların hepsi ihmal edilerek ithalat ve ihracatın yalnızca kura göre biçimlendiği varsayımıyla hareket edilmiştir. 

27 Mart 2013 Çarşamba

Fiyat, Ücret, Faiz ve Kur Nasıl Belirleniyor?


Çoğu insan için fiyat ve ücretlerin değilse bile faiz ve kurun belirlenmesi çözülmemiş bir sorun olarak durur. Piyasa mekanizması gizemli bir mekanizma olarak görünür. Oysa işin temeli çok basittir. Emeği, dövizi ve parayı birer mal, bunlardan bir birim almak için ödenecek karşılığı da (ücret, kur, faiz) o malın bedeli (fiyat ile aynı kavram) olarak kabul ettiğimiz anda çözüme ulaşırız.

Mal piyasasında denge
Arz, malın piyasada belirli bir fiyattan satılmak için sunulan miktarı, talep ise o maldan o fiyattan satın alınmak istenen miktarı gösterir. Malın fiyatı arttığında o maldan satılmak istenen miktar (arz) artar, satın alınmak istenen miktar (talep) düşer, tersine olur da malın fiyatı düşerse bu kez satılmak istenen miktar (arz) düşer, satın alınmak istenen miktar (talep) artar. Hiç kuşkusuz bu anlatılanlar normal mallar için geçerli bir durumdur. Bazı mallar ve bazı özel koşullarda terslikler olabilir.

Normal koşullarda bir malın fiyatı arz ve talebin kesiştiği yerde oluşur. Arz eğrisini fiyat arttıkça satışa sunulan miktar artacağı için soldan sağa yükselen bir eğri, talep eğrisini fiyat düştükçe satın alınmak istenen miktar artacağı için soldan sağa doğru alçalan bir eğri olarak çizebiliriz.

                
Bu şekilde söz konusu malın dengesi X noktasında oluşur. Bu noktada söz konusu maldan f fiyatı üzerinden m miktarı kadar alış veriş yapılmıştır.

Piyasaya karışım olmadığı takdirde normal mallar için fiyat ve miktar ve dolaysıyla arz ve talep böyle belirlenir. Diyelim ki burada konu olan mal ekmek olsun ve belediye ekmeğe 1 TL’lik bir üst limit (narh) koymuş olsun. Bu durumda arz eğrisi yatay eksene paralel hal alacağı için talep edilen miktar ne kadar artarsa artsın fiyat değişmez. Böylece piyasa koşulları serbest piyasa koşulu olmaktan çıkar ve müdahaleli piyasa koşullarına dönüşür. Bir başka konu fiyatın düşmesini engellemek için aracıların yaptıkları bazı işlemlerdir. Domatesin fiyatı düşmesin diye denize döküldüğünü ya da bir yerlerde çürümeye terk edildiğini basında sık sık okuruz. Bu gibi eylemler piyasada fiyatın serbestçe oluşmasını engelleyen eylemlerdir.  

Bu örneklere karşın belli bazı mallar ve belli bazı uygulamalar dışarıda tutulursa genel olarak mal piyasasında fiyatların serbestçe oluşmaya en yakın ortamı bulduğunu söylememiz mümkündür.

Emek piyasasında denge
Emek piyasası, mal piyasasından farklı koşullara sahiptir. Koşullar yukarıdaki gibi serbest piyasa koşulları olsa o zaman emeğin fiyatı olan ücret de arz ve talep koşullarına göre belirlenir ve yukarıdaki şekil geçerli olurdu. Yani yukarıdaki şekilde dikey eksene fiyat yerine ücreti koyduğumuzda emek piyasasında dengenin oluşumunu göstermiş oluruz. Ücret arttıkça çalışma yaşamına sunulan emek miktarı artar, ücret düştükçe ise bu miktar azalır.

Ne var ki emek piyasasında koşullar burada anlattığımız serbest piyasa koşullarından farklıdır. Arz ne kadar artarsa artsın ücretin düşebileceği bir düzey vardır: Asgari ücret. Asgari ücret yasalarla belirlenmiş olduğu için emek arzındaki artış ücretlerin bu düzeyin altına düşmesine izin vermez. Bir başka konu sendikalardır. Ücretlerin belirlenmesi yine yasalar gereği toplu sözleşme pazarlıklarıyla belirlendiği için serbest piyasa koşulları burada tam olarak egemen olamaz.

Emek piyasasında ücretlerin oluşumunun, mal piyasasında fiyat oluşumuna göre daha katı olduğunu söylemek mümkündür.

Para piyasasında denge
Para piyasasında dengeyi sağlayan iki unsurdan birisi arz ve talep edilen paranın miktarı, diğeri de fiyattır. Bu piyasada fiyat faiz adını alır. Yukarıdaki şekilde dikey eksende fiyat yerine faizi koyduğumuzda bu piyasada denge oluşumunu ifade etmiş oluruz. Faiz düzeyi bize o faizden ne kadar borç para verileceğini ve borç para alınacağını gösterir. Faiz arttıkça borç vermek istenen miktar artar, faiz düştükçe borç alınmak istenen miktar artar. Bunların kesişme noktasında ise denge miktar ve faiz oluşur.        

Buraya kadar sözünü ettiğimiz dengeler eğer bu piyasada serbestlik koşulları bulunsaydı geçerli olurdu. Ne var ki para piyasasında serbestlik koşulları tam anlamıyla geçerli değildir. Örneğin merkez bankalarının fiyat istikrarını ya da başka amaçları sağlamak amacıyla yaptıkları karışımlar faizlerin serbestçe belirlenmesine engel olur. Merkez bankaları, para piyasasının en önemli kurumları olan bankaların uygulayacağı mevduat ve kredi faizini etkileyebilmek için onlara yönelik fonlama ve borçlanma faizlerini değiştirerek piyasada oluşacak faizi etkilerler. Örneğin TCMB, gecelik borç verme faizini % 8,75’den 8,50’ye indirdiği zaman bankalar daha ucuza borçlanabilme imkanına kavuşacağı için belirli bir sürede önce mevduat ardından da kredi faizlerini düşürürler. Böylece TCMB, para piyasasındaki koşulları etkileyerek faizleri yönlendirmiş olur.

Para piyasasında faizin oluşumu, merkez bankalarının müdahaleleri dikkate alındığında mal piyasasında fiyatın oluşumuna göre daha katıdır.

Döviz piyasasında denge
Döviz de bir mal olarak görülebilir. Bu durumda yukarıdaki şekilde dikey eksene fiyat yerine kuru (yani 1 USD’nin TL olarak değeri) koyarsak çeşitli kur değerlerinden arz ve talep edilen döviz miktarlarını da yatay eksende görebiliriz. Eğer kur, piyasada serbestçe belirleniyorsa o zaman alış ve satışı dengeleyecek kur arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur. Bu noktada f kuru düzeyinde m miktarı kadar döviz alınıp satılmış olur.

Döviz piyasasında da emek ve para piyasalarında olduğu gibi tam olarak serbestlik söz konusu değildir. Adı dalgalı kur rejimi olsa da uygulanan yöntem “müdahaleli dalgalı döviz kuru” yöntemidir. TCMB, son dönemde Reel Efektif Kur endeksine (REK) bakarak TL’nin dövizler karşısında serbest piyasada oluşan kuruna dolaylı yoldan müdahale etmektedir. TCMB uygulaması açısından, Türkiye’nin dışticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre TL’nin ağırlıklı ortalama değerine nominal efektif döviz kuru (NEK), NEK’deki nispi fiyat etkilerinin arındırılmasıyla oluşturulan ortalamaya da reel efektif döviz kuru (REK) adı veriliyor. TÜFE bazlı REK hesaplaması Türkiye’deki fiyat düzeyinin dışticaret yapılan 36 ülkenin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı ortalaması alınarak yapılıyor. Burada ülkelere verilen ağırlıklar ülkelerin Türkiye ile olan dışticaret ağırlığına göre hesaplanıyor. TCMB, REK’in 120 dolayında olmasını kolluyor. Örneğin REK bir ay 120’nin üzerine çıkmışsa bu TL’nin aşırı değerlendiğini gösteriyor ve TCMB dolaylı yoldan müdahale ediyor. TCMB’nin bu müdahalelerden amacı kuru oynaklıktan kurtarmak.

TCMB, kuru yönlendirmeyi iki yöntemi de kullanarak yapıyor: (1) Dolaysız müdahale (piyasada doğrudan ya da ihale yoluyla döviz alım satımı yaparak kuru etkileyerek), (2) Dolaylı müdahale (faizleri etkileyerek, zorunlu karşılıkları değiştirerek.) Son dönemde TCMB, kuru yönlendirmeyi ikinci yöntemle yapmayı tercih ediyor ve dolaysız müdahaleleri fazla kullanmıyor.  

Döviz piyasasındaki kur oluşumu bütün önceki piyasalara göre çok daha fazla müdahaleye ve yönlendirmeye açık bulunuyor.

Değerlendirme notu
Amaç ne olursa olsun fiyat, ücret, faiz ya da kurun piyasada serbestçe oluşumuna yapılan müdahale bu denge unsurlarının piyasada serbestçe belirlenmesini engellemiş oluyor. O nedenle de bugün hiçbir piyasada müdahalesiz fiyat ya da miktar belirlenmesi koşulları geçerli bulunmuyor.

Açıklama notu:
Bu yazıda amacım eksik rekabet koşullarını ve buna göre oluşmuş piyasaları (monopol, duopol, oligopol vb) ele almak değil, serbest rekabet koşulları altında ortaya çıkan müdahalelerin yarattığı etkileri değerlendirmekti. Eksik rekabet koşullarını ve ona göre oluşmuş piyasa çeşitlerini ele alıp tartışmak bu blogun boyutunu aşar.  

24 Mart 2013 Pazar

Ekonomik Gücün El Değiştirmesi


Aşağıda iki grafik sunuyorum. İlki ekonomi tarihçisi Angus Maddison’un hesaplamalarına göre 1500 yılından 2050 yılına giderken kıtaların ekonomik güçlerindeki değişimi gösteriyor. İkincisi ise UNDP’nin 2013 yılı İnsani Gelişme Raporunun ana teması olan güneyin yükselişini ortaya koyuyor.

İlk grafikte 1500’lü yıllarda Asya kıtasının öteki kıtalara açık ara üstünlüğü hemen göze çarpıyor. Onu Avrupa kıtası izliyor, Amerika kıtası ise o yıllarda Afrika’nın bile gerisinde görünüyor (değerler için bkz: http://www.ggdc.net/MADDISON/oriindex.htm.)

1900’lerin başlarında görünüm değişiyor. Bu kez Amerika kıtası öne geçmiş, Avrupa yükselmiş, Asya kıtası ise gerilemiş durumda.

1970’lerde Amerika’daki yükselişe karşılık Avrupa kıtasının gerilemesi söz konusu olmuş.

2009 yılı güçlerin yer değiştirmesi, açısından adeta bir kırılma noktası gibi görünüyor. Amerika, Avrupa ve Asya’nın ekonomik güçleri eşitlenmiş.

Bu eğilimin sürmesi halinde 2050 yılında Asya kıtası küresel sistemin en önemli gücü haline gelecek Avrupa hızla, Amerika ise daha yavaş ivme kaybedecek.

1500 yılından bu yana geçen 500 yılı aşkın sürede değişmeyen tek kıta Afrika. Tahminler Afrika’da değişimin şimdilerde başlayacağını gösteriyor.


İkinci grafik güney ile kuzeyin ekonomik güçlerinin dinamik bir analiz çerçevesinde karşılaştırılması esasına dayanıyor. Siyah çizgi kuzeyi (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD) temsil ediyor. Mavi çizgi ise güneyi (Brezilya, Çin ve Hindistan) gösteriyor. (Grafik için bkz. http://hdr.undp.org/en/media/HDR2013_EN_Summary.pdf)


1800’lerde güney düşüş yaşarken kuzey sürekli bir çıkış içinde görülüyor. Kuzeyin çıkışı, güneyin ise düşüşü 1900’lerin ortalarında ters dönmeye başlıyor. 1900’lerin ikinci yarsından başlayarak kuzey düşüşe, güney ise çıkışa geçiyor. 2012 yılı kuzey ile güneyin ekonomik güç açısından eşitlendiği yılı ifade ediyor. Kırılma noktası da tam burası.

Eğer gelişmeler bugüne kadar olduğu gibi yani aynı eğilimle sürerse izleyen yıllarda güneyin kuzeyi geride bıraktığına tanıklık edeceğiz. 

23 Mart 2013 Cumartesi

Eş anlı İç ve Dış Ekonomik Denge

Mal ve hizmet piyasasında dengeDışa kapalı bir ekonomide mal ve hizmet piyasasında denge şöyle bir denklemle ifade edilebilir:
            S(Y) + T = I(r) + G                                                
Gelirin bir fonksiyonu olan gönüllü tasarruflar S(Y) ile zorunlu tasarruf niteliğindeki vergilerin (T) toplamı faizin bir fonksiyonu olan yatırımlar I(r) ile kamu harcamalarının (G) toplamına eşittir.
           
Şimdi bu denklemi şekil üzerinde gösterelim. 


















Gelir (Y) arttıkça onun bir fonksiyonu olan tasarruflar ve ithalat artar, faiz (r) düştükçe onun bir fonksiyonu olan yatırımlar artar. Kamu gelirleri (T), kamu giderleri (G) ve ihracat gelirden ve faizden bağımsızdır. Bu durumda IS (yani yatırım tasarruf eğrisi) soldan sağa azalan bir eğim içindedir.

Para piyasasında denge
Paranın işlem (t), ihtiyat (p) ve spekülasyon (s) güdüsüne bağlı talep formları şu fonksiyonel ilişkilerle gösterilebilir:
İşlem ve ihtiyat güdüsüyle para talebi gelirin bir fonksiyonudur: Mt,p = L1(Y)
Spekülasyon güdüsüyle para talebi faizin bir fonksiyonudur:       Ms   = L2(r)
Buna göre toplam para talebi işlem, ihtiyat ve spekülasyon güdüsüyle talep edilen para toplamına eşit olduğuna göre: Md  = Mt,p + Ms yazabiliriz. Ya da bunu toplu bir fonksiyonel ilişki biçiminde ifade etmek istersek para talebinin bir bölümünün gelirin, bir bölümünün de faizin bir fonksiyonu olduğundan hareketle şöyle gösterebiliriz:
M = L(Y, r)                                                               
Para talebi ile para arzı birbirine eşit olduğuna göre aynı fonksiyonel ilişki bize para arzını ve dolayısıyla LM’i bir başka deyişle para piyasasındaki dengeyi verir.

















Para arzı da para talebi de gelirin ve faizin bir fonksiyonudur. Dolayısıyla para arzı ve para talebini bir arada gösteren LM eğrisi faiz ve gelir arttıkça artan bir görünüm içinde olacağı için soldan sağa doğru yükselen bir eğim çizer.

Dış denge
Ekonomi dışa açıldığında mal ve hizmet dengesine ihracat (X) ve ithalatı (M*) eklememiz gerekmektedir (Para arzını M ile gösterdiğimiz için karışıklığı önlemek amacıyla ithalatı M* ile gösteriyoruz.) Bu durumda yukarıdaki denklem şöyle olacaktır:
            S(Y) + T = I(r) + G + X – M*
Fonksiyonel olarak gelirle ilişkili olan, yani gelir arttıkça artış eğilimi gösteren ithalatı bu ilişkiyi de gösterecek biçimde ifade eder ve sol tarafa aktarırsak denklemimiz şöyle bir görünüm alır:
            S(Y) + T + M*(Y) = I(r) + G + X

Sermaye hareketlerinin tam olarak değil ama önemli ölçüde serbest kaldığı günümüz dünyasında dışa açık küçük bir ekonomide ödemeler dengesini net ihracat olarak tanımlayabiliriz. Yani BP = (X-M) ya da kısaca BP = NX olur.

İhracat bağımsız bir değişkendir. Daha doğrusu ihracat, başka ülkeler açısından ithalat olduğu için o ülkelerin gelir düzeyindeki değişmelere bağlıdır. Bizim ülkemizin geliriyle bir ilişkisi yoktur. İthalat ise bizim ülkemizin gelirine bağlıdır ve gelirimiz arttıkça ithalatımız da artar. 














Bu durumda ihracat ile ithalatın farkını gösteren net ihracat NX eğrisi (ki ödemeler dengesinin de özetini gösterir) dikey eksende faizin, yatay eksende gelirin gösterildiği yukarıdaki şekilde soldan sağa yükselen bir eğilim içindedir. Gelir arttıkça ithalat artar, ithalat arttıkça net ihracat ya da cari denge açığı büyür ve bunu finanse etmek için daha fazla yabancı kaynak çekmek gerekir bunu yapabilmek için de faizler artar. 

Sermaye hareketlerinin büyük ölçüde serbest olduğu bir ortamda, dışa açık küçük bir ekonomide eş anlı iç ve dış denge oluşumu
Dışa açık bir ekonomide parasal ve reel dengelerin ifadesini daha önce yazmıştık:
            M = L(Y, r) = LM                                                                 
            S(Y) + T + M*(Y) = I(r) + G + X = IS                                 
            Dış denge de şöyle belirlenir:
            BP = NX = CA          
Sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide: IS eğrisi (tasarruflarla yatırımların eşitlendiği eğri); mal ve hizmet piyasasındaki, LM eğrisi (para arzıyla para talebinin eşitlendiği eğri); para piyasasındaki, BP eğrisi (ödemeler dengesini gösteren eğri); ülkenin dünya piyasasındaki dengesini gösterir.

Bu üç eğrinin kesiştiği nokta bize ekonomide hem mal ve hizmet piyasasının hem para piyasasının hem de dış dengenin birlikte dengede olduğu durumu gösterir. 

Aşağıdaki şekilde ekonomik dengenin, para piyasası dengesi (LM), mal ve hizmet piyasası dengesi (IS) ve ekonominin dış dengesinin (BP) kesiştiği D noktasında oluştuğu görülüyor. Şekilde IS, LM ve BP eğrilerinin kesiştiği D denge noktasında faiz oranı r1 ve gelir miktarı da Y1’dir.


21 Mart 2013 Perşembe

Net Hata ve Noksan


Bir ülkenin dış dünya ile ekonomik ilişkilerini gösteren ödemeler dengesine ilişkin verilerin derlenmesinde ortaya çıkan hatalar ve eksikliklerin ödemeler dengesi tablosunda gösterildiği kaleme net hata ve noksan adı veriliyor.

Ödemeler dengesinde dört ana hesap yer alır:

(1)   Cari İşlemler Dengesi (ihracat + hizmet gelirleri + diğer gelirler – ithalat – hizmet giderleri – diğer giderler)
(2)   Sermaye hesabı (göçmen transferleri + üretilmeyen ve finansal olmayan varlıklar)
(3)   Finans Hesabı (doğrudan yatırımlar + portföy yatırımları + diğer yatırımlar)  
(4)   Rezerv Varlıklar (Resmi döviz rezervlerindeki artış ya da azalışlar ve IMF’ye yapılan ödemeler ya da IMF’den alınan krediler)

Bu dört denge de artı veya eksi işaret taşıyabilir. Bilanço mantığı gereği bu dört dengenin toplamının sıfıra eşit olması gerekir.

+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Finans Hesabı +/- Rezerv Varlıklar = 0 (1 numaralı denklem)

Ne var ki çeşitli kayıt hataları veya eksiklikleri nedeniyle bu hesapların toplamı uygulamada sıfırdan büyük ya da küçük çıkar. Ödemeler dengesi, çifte taraflı kayıt yöntemine göre tutulan muhasebe sistemine dayalı bir bilanço olduğu için tanım gereği dengede olması gerekmektedir. O nedenle dengeyi sağlayabilmek için ortaya çıkan fark ters işaretli olarak “net hata ve noksan” adı altında yazılır ve böylece ödemeler dengesi dengeye gelmiş olur. Buna göre yukarıdaki denklem şu şekli alır:

+/- Cari İşlemler Dengesi +/- Sermaye Hesabı +/- Finans Hesabı +/- Net Hata ve Noksan +/- Rezerv Varlıklar = 0 (2 numaralı denklem)

Yukarıdaki denklemde sonuç sıfırdan büyük çıkmışsa ülkeye kaynağı bilinmeyen bir döviz girişi olmuş demektir. Bu durumda net hata ve noksan kalemi artı işaret taşır. Denklemde sonuç sıfırdan küçük çıkmışsa ülkeden kaynağı bilinmeyen bir döviz çıkışı olmuş demektir. Bu durumda net hata ve noksan kalemi eksi işaretli olur.

Türkiye ödemeler dengesinde 2012 yılı ilk çeyrek sonuçları şöyledir (milyar USD):

Cari işlemler dengesi : - 16.179
Sermaye Hesabı: 0
Finans Hesabı: 13.607
Net hata ve noksan: + 3.841
Rezerv varlıklar: -1.269

Bu kalemleri (2 numaralı denklemde) yerlerine yerleştirelim:

-16.179 + 0 + 13.607 -1.269 + 3.841 = 0

Görüldüğü gibi net hata ve noksan olmaksızın dengeye gelmeyecek olan ödemeler dengesi kaynağı belirlenemeyen döviz girişlerinin eklenmesiyle toplamı sıfıra eşit hale gelerek dengeye girmiştir.

Net hata ve noksan kalemi, ölçüm hataları ve tablodaki verilerin eksik veya fazla derlenmesinden kaynaklanır. Net hata ve noksan kaleminin oluşmasının nedenleri arasında şunları sayabiliriz: (1) Zaman uyumsuzlukları (İhraç edilmiş malın gidiş tarihiyle ihraç edilen mal karşılığında alınacak paranın gelişinin farklı dönemlerde olması gibi.) (2) Beyan yanlışlıkları veya hataları (Gümrük beyanlarındaki eksikler ya da yanlışlar gibi.) (3) Kayıt dışılıklar (Gelirlerin kayda girmemesi ya da finansmanın kayıt dışı olarak gerçekleştirilmesi gibi.) (4) Anketlerdeki ölçüm hataları (Turizm gelirlerinin belirlenmesinde uygulanan anketlerin gerçeği tam olarak yansıtamaması gibi.)

Ödemeler dengesi düzenlenirken veriler bankalar, özel kesim kuruluşları, TÜİK ve Merkez Bankası veri tabanlarından derlenir. Ayrıca kişilere veya kurumlara anketler uygulanır. Bu veri kaynaklarının hepsinden doğan hatalar ve eksik ölçmeler söz konusu olabilirse de asıl hata ve eksikliğin özel kesim kuruluşlarından ve kişilere uygulanan anketlerden kaynaklandığı bilinmektedir. Bunun en önemli nedenleri arasında özel kesim kuruluşlarının kayıt dışılığa daha yatkın olması ve kişi ve kuruluşlara uygulanan anketlerin gösterdiği ortalamaların çoğu kez bütünü doğru olarak temsil etmemesi gösterilmektedir.    

Net hata ve noksan kalemi için standart bir miktar ya da orandan söz edilemez. Buna karşılık bu miktarın yüksekliği ve sürekli aynı yönde gelişiyor olması kayıtların, ölçümlerin, hesapların ve anketlerin doğru olmadığı yönünde kuşkuları artırır.

Türkiye’de son yıllarda ödemeler dengesinde yüksek miktarlı artı işaretli net hata ve noksan kalemi yer almakta ve miktarın yüksekliği basit bir takım hata ve eksiklerden daha farklı bir kayıt dışı döviz girişinin olduğu çağrışımını yapmaktadır. Bu konuda başta ortadoğu ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkelerden Türkiye’ye kayıt dışı döviz girdiği yönünde iddialar ileri sürülmektedir. Bu iddianın doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanmış değildir.

Aşağıdaki grafikte 2005 ile 2012 yılının Mart ayı arasında Türkiye'de yıllık net hata ve noksan kaleminin seyri yer almaktadır. Net hata ve noksan kalemi 2011 yılı sonunda yaklaşık 12 milyar dolarla zirve yapmıştır.   




Türkiye Ekonomisinin Son Durumu


2012 yılının ikinci yarısındayız. Japonya 20 yıldan bu yana krizin içinde. Bazı yıllarda cıkacakmış gibi oluyor ama bir türlü o girdiği durgunluktan sıyrılıp çıkamıyor. 2006 yılında ABD’de başlayan subprime mortgage krizi 2008’de Lehman Brothers kriziyle zirveye ulaştı. ABD, krizden çıkacak derken 2010 yılından başlayarak Avrupa krize girdi. Avrupa krizden çıkamadığı gibi koşullar giderek ağırlaşıyor. Gelişme yolundaki ülkelerin en büyük GSYH’ya sahip olan iki üyesi Çin ve Hindistan durgunluğa girme aşamasında görünüyor. Birbirine bu kadar entegre hale gelmiş bir küresel sistemde krizin bulaşıcılığını önlemek neredeyse imkansız gibi.

Türkiye ekonomisi 2001 yılında krize girdi. Küresel sistemin yükseliş dönemiydi. Likidite bol ve risk alma arzusu yaygındı. IMF, kriz öncesi ve sonrasında Türkiye’ye 45 milyar dolar dolayında destek verdi. Türkiye bu desteği kullanarak, IMF programını tavizsiz uygulayarak ve küresel sistemin büyüme döneminde olmasından yararlanarak krizden hızla çıkmayı başardı. Bugün aynı koşullar mevcut değil. Yani örneğin İspanya’nın ya da İtalya’nın krizden o kadar hızlı çıkması kolay değil. Çünkü ne konjonktür çıkışa uygun ne de likidite 2000’lerin ilk yıllarındaki kadar hareketli.

2012 yılının ikinci yarısında Türkiye’nin ekonomik görünümünü grafikler yardımıyla özetlemeye çalışalım.

(1) Ekonomi eski hızında olmasa da büyümeye devam ediyor.
Aşağıdaki grafikte mavi çizgi sanayi üretimini, kırmızı çizgi de ekonomik büyümeyi üçer aylık dönemler itibariyle gösteriyor.


Sanayi üretimi de büyüme de 2011’den itibaren ivme kaybediyor. Buna karşılık her ikisi de henüz alarm verecek bir düşüş içinde görünmüyor. Ayrıca sanayi üretiminde 2012’nin 2. çeyreğinde başlayan yükseliş eğilimi büyümenin de toparlanmaya başlayacağının işareti olarak kabul ediliyor. 

Yılsonu için yapılan büyüme tahminleri başlangıçta yapılan tahminlere göre giderek yükseliyor. Beklentiler büyümenin yüzde 4’ün altında kalmayacağı hatta yüzde 5’in üzerine çıkabileceği yönünde. Buna karşılık uluslararası kuruluşlar (IMF, OECD) daha kötümser büyüme tahminleri yapıyor. 

(2) İşsizlik düşüyor
Aşağıdaki grafikte 2010 yılında bu yana aylık bazda işsizlik oranları yer alıyor.


İşsizlik, küresel krizin Türkiye ekonomisini en fazla etkilediği 2010 yılında zirve yapmış ve o noktadan başlayarak inişe geçmiş görünüyor. Buna karşılık bu iniş sürekli bir iniş olmaktan çok inişli çıkışlı bir seyir izlemiş bulunuyor. 2012 yılı başlarında yeniden çıkışa geçen işsizlik oranı izleyen aylarda tekrar aşağıya dönmüş durumda.

Yılsonu için yapılan işsizlik tahminleri genellikle yüzde 10 ile 10,5 aralığında toplanıyor. İşsizliğin bir süre daha düşmeye devam etmesi ve son çeyrekte tekrar yükselerek yılı yüzde 10 düzeyinde tamamlaması beklentisi giderek ağırlık kazanıyor.

(3) Cari açık düşüyor
Aşağıdaki grafikte 2005 yılından bu yana 12 aylık bazda cari açığın GSYH’ya oranı gösteriliyor (sıfır çizgisinin yukarıda olduğu ve aşağıya doğru uzaklaşmanın cari açığın büyümesi anlamına geldiğine dikkat edilmelidir.)



2009 yılında krizin etkisiyle küçülen ekonomik büyümeye eşlik ederek küçülen cari açık 2011 yılında yüzde 9,9 oranına ulaşarak Türkiye açısından bütün zamanların rekorunu kırmış bulunuyor. Buna karşılık 2012 yılında cari açıkta bir gerileme ortaya çıkmış bulunuyor.

Başlangıçta cari açığın yılsonunda yüzde 8,5 – 9 aralığında bir oranda olacağı beklentisi egemenken şimdilerde beklenti yüzde 7 – 7,5 aralığına gerilemiş bulunuyor.

(4) Bütçe açığı artmaya başladı
Aşağıdaki grafik 2012 yılında aylık bazda bütçe açıklarını sergiliyor.


Bütçede giderler sürekli, gelirler de aydan aya değişkenlik gösterdiği için dönemsel açıklar ve fazlalar oluşması doğaldır. Kamu giderleri aşağı yukarı her ay aynı biçimde tekrarlanır. Maaş ödemeleri, sağlık giderleri, cari giderler üç aşağı beş yukarı her ay birbirine yakın düzeydedir. Buna karşılık gelir vergisi, kurumlar vergisi, motorlu kara taşıtları vergisi gibi dolaysız vergiler taksitler halinde alındığı için bütçe gelirleri ve dolayısıyla bütçe dengesi dalgalı bir görünüm sergiler. Ne var ki bu yıl hem büyümenin düştüğü hem de cari açığın ve dolayısıyla ithalatın gerilediği bir ortamda KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergiler tahsilatında bir düşüş olması beklenmektedir. Zaten ilk altı ayda giderler % 18 artarken gelirlerin artışı yüzde 7 oranında kalmıştır.

Başlangıçta yılsonu bütçe açığı tahmini yüzde 1,5 dolayındayken şimdilerde bu tahmin biraz daha yukarı çekilmektedir.     

(5) Enflasyonda düşüş bekleniyor
Aşağıdaki grafik enflasyondaki (TÜFE) gelişimi gösteriyor.


Grafikten de görülebileceği gibi enflasyon inişli çıkışlı bir trend izliyor görünse de yüzde 10 düzeyine geri dönmeye oldukça fazla eğilimli bir salınım içinde bulunuyor. 2011 yılında en düşük düzeye gerilemiş olan enflasyon 2012 başında tekrar yükselmiş ve ardından inişe geçmiş bulunuyor. Son aydaki sıçrama ise geçen yılın aynı ayında yaşanan yüzde 2,5 dolayındaki eksi enflasyonun yarattığı baz etkisinin bir sonucudur.

Başlangıçta yüzde 8 dolayında beklenti söz konusuyken şimdilerde yılsonu enflasyon beklentisi TCMB’nin tahmini olan yüzde 6,5’lere kadar düşmüş durumda.

Değerlendirme
Küresel sistemin, özellikle de gelişmiş ekonomilerin, kriz yaşadığı bir ortamda Türkiye ekonomisi, benzeri öteki yükselen piyasa ekonomileri gibi krize girmeksizin devam edebilen bir görünüm sergilemektedir. Bu görünümün ne kadar süreceği gelişmiş ekonomilerin durumuyla yakından ilgilidir. Küresel sistemin yüzde 60’ını üreten ABD, Euro Bölgesi, Japonya ve Çin’in krizden daha da fazla etkilenmeleri halinde krizin yükselen piyasa ekonomilerine de yansıması kaçınılmaz olacaktır.

Şimdilerde yapılan tahminler Avrupa’nın krizden çıkmasının zor olduğu ve bu durumun ister istemez daha yaygın bir küresel krize yol açacağı biçimindedir. Böyle bir gelişmenin Türkiye’yi de etkilemesi doğaldır.

Şimdilik durumumuz iyi görünse de 2012 sonu ve 2013 yılı Türkiye dışından kaynaklanan ve giderek artan sıkıntılara neden olacak gibi duruyor. 

17 Mart 2013 Pazar

İnsani Gelişme Sıralamasında Türkiye'nin Yeri


Ölçümde kullanılan yöntem ve ülkelerin sıralanması
Birleşmiş Milletler her yıl bir İnsani Gelişme Raporu (Human Development Report) yayınlıyor. Geçtiğimiz günlerde 2012 yılına ilişkin rapor yayınlandı.

İnsani gelişme düzeyini belirlemek için 14 istatistik tabloya dayalı olarak belirlemeler yapılıyor. Bu veriler; kadın erkek eşitliği ölçümünden gelir dağılımı eşitsizliğine (Gini katsayısı), eğitimden sosyal bütünleşmeye, mal ve hizmetlerin uluslararası ticarete konu olmasından uluslar arası sermaye ve göçmen akımlarına, inovasyon ve teknolojiden çevreye, sağlıktan kaynak kullanımı üzerindeki etkiye kadar yayılan bir alanı kapsıyor. İnsani gelişme sıralaması bu çeşitli verilerin bir arada ele alınmasıyla ortaya çıkıyor.  

İnsani gelişme endeksleri karşılaştırmasına 187 ülke dahil ediliyor. Bunların 47 adedi en üst derecede, 47 adedi yüksek derecede, 47 adedi orta derece, 46 adedi de düşük derecede insani gelişme derecesine sahip ülke olarak belirlenmiş bulunuyor.

İnsani gelişme karşılaştırmasının en üstünde Norveç yer alıyor. Onu sırasıyla Avustralya, ABD, Hollanda, Almanya, Yeni Zelanda, İrlanda, İsveç, İsviçre ve Japonya izliyorlar. Fransa 20, İngiltere 26 ve Yunanistan 29’uncu sırada bulunuyor. Sıralamanın en altında sondan yukarı doğru Mozambik, Çat, Burkina Faso, Mali, Eritre ve diğer Afrika ülkeleri yer alıyor.

Gelir dağılımı eşitsizliği karşılaştırması
Raporun uluslararası karşılaştırmalar açısından ilginç bir yanı da ülkelerin Gini katsayılarına yer vermiş olması. Buradan hareketle küresel sistemde gelir dağılımı adaletine hızlıca bir göz atmak mümkün. Ülkeleri sahip oldukları Gini, katsayısı bakımından sıralarsak küresel sistemin en iyi oranları olarak görünen 0.20 ile 0.30 arasında Gini katsayısına sahip olan ülkelerin şunlar olduğunu görüyoruz: Norveç, İsveç, Finlandiya, Almanya, Avusturya, Slovakya, Belarus, Bulgaristan, Romanya, Kazakistan, Ukrayna. Bunlar arasında Almanya ile Avusturya dışındaki ekonomilerin sosyal demokrasi uygulayan ya da geçmişte sosyalist sistemle yönetilen ülkeler olması dikkat çekiyor.

Gini katsayısının en kötü olduğu ya da gelir dağılımı açısından en adaletsiz olan ülkeler ve katsayıları şöyle: Seyşeller (0,66), Komoro (0,64) ve Namibya (0,64.)

Gini katsayısı bazı ülkelerde şöyle: ABD (0,41), Çin (0,43), Almanya (0,28), Yunanistan (0,34), Arjantin (0,45), Brezilya (0,55), Rusya (0,40), İtalya (0,36.)

Türkiye’nin Durumu
Türkiye, insani gelişme endeksi sıralamasında 90. sırada yer alıyor. Yani en üst derecede insani gelişme düzeyine sahip 47 ülkenin altında yer alan yüksek derecede insani gelişme düzeyine sahip 47 ülkenin sondan beşinci sırasında. Türkiye’nin hemen altında Kolombiya, Sri Lanka, Cezayir, Tunus, hemen üstünde de Ekvator, St. Lucia, Ermenistan ve Jamaika yer alıyor.

Türkiye ile ilgili temel veriler şöyle:
Nüfus (milyon kişi): 74,5 (2030 beklentisi 86,7 milyon)
Nüfus artış hızı (2010 – 2015, %): 1,1
Doğumdan itibaren yaşam süresi beklentisi: 74,2
GSYH (GNI, milyar dolar): 991,7
Kişi başına gelir (GNI ölçümüyle, dolar): 13.701
Gelir dağılımı eşitsizliği (Gini katsayısı): 0,39
Ulusal fakirlik çizgisinin altındaki nüfus (%): 18,1
Okur -  yazarlık oranı (%): 90,8
Eğitimde geçirilmesi beklenen süre: 12,9 yıl
Orta öğretimde kadın oranı (%): 26,7
Sağlık harcamaları / GSYH (SAGP, %): 5,1
Eğitim harcamaları / GSYH (SAGP, %): 2,9
Savunma harcamaları / GSYH (SAGP, %): 2,4
Toplam borç servisi / GSYH (SAGP, %): 8,0
Çalışma yaşamında kadınların oranı (%): 28,1
Genç işsizlerin oranı (%): 20,7
Ormanlık alan / Toplam ülke alanı (%): 14,7
Tarım alanı / Toplam ülke alanı (%): 50,6
Her 100 kişiden kaçı kişisel bilgisayara sahip? 6,4’ü
Her 100 kişiden kaçı internet kullanıcısı? 39,8’i
Her 100 kişiden kaçı telefon abonesi? 107,2’si

Bu tabloda en çarpıcı konu her 100 kişiden 107,2’sinin telefon abonesi ve her 100 kişiden 39,8’inin internet kullanıcısı olması. Yani bazılarında kişi başına birden fazla telefon aboneliği var.  

Notlar:
GNI, Dünya Bankası’nın ulusal geliri ölçmekte kullandığı GSYH’ya benzer bir ölçüm yöntemi. Gross National Income’ın kısaltması.

Gini katsayısı gelir dağılımı eşitsizliğini ölçmekte kullanılan 0 ile 1 arasında değer alan bir katsayıdır. Katsayı sıfıra ne kadar yakınsa gelir dağılımında eşitliğe o kadar yaklaşılıyor, 1’e ne kadar yaklaşıyorsa gelir dağılımında eşitlikten o kadar uzaklaşılıyor demektir.

Ayrıntıları merak edenler için UNDP İnsani Gelişme Raporunun ve özetinin linki:

16 Mart 2013 Cumartesi

İç Tasarruflarla Cari Açık İlişkisi


Biraz basit aritmetik
Ekonomide GSYH’yı (Y), harcamalar yönünden yazarsak şu denklemi kullanırız:
Y = C + I + G + NX
Burada Y GSYH’yı, C özel tüketim harcamalarını, I özel yatırım harcamalarını, G kamu kesimi toplam harcamalarını, NX ise ekonominin dış dünya ile olan alış verişinin özeti olan cari dengeyi gösteriyor (NX’i; X – M olarak da göstermek mümkün.)

Ekonominin bütününe gelirin kullanımı açısından işe yukarıdaki GSYH denklemi üzerinde bazı değişiklikler yaparak başlayalım.
Y = C + I + G + NX               (1)
İki taraftan da C + I + G’yi çıkarırsak denklem şu hali alır:
Y – C – I – G = NX                (2)                  

GSYH’dan harcamaları çıkarırsak geriye tasarruflar kalır:
Y – C – G = S
Yani iç tasarruflar GSYH’dan özel kesimin tüketim harcamalarıyla kamu kesiminin harcamalarının çıkarılmasıyla kalan miktardır.
S’yi yukarıdaki (2) numaralı denklemde yerine koyarsak;
S – I = NX ya da NX’i de sola geçirirsek; S – I – NX = 0
Yani tasarruflar eksi yatırımlar eşittir cari denge.
Eğer S = I ise ekonominin cari dengesi sıfıra eşit olur. Eğer S > I ise ekonomi cari fazla verir. Eğer S < I ise ekonomi cari açık verir.

İç ve dış ekonomik denge
Ekonomik dengeyi farklı bir denklemle göstermek mümkündür;
(S – I) + (T – G) = NX ya da NX’i de sola geçirirsek denklem sıfıra eşit bir denklem halini alır: (S – I) + (T – G) – NX = 0
Burada (S – I) özel kesimin tasarruf ve yatırım dengesini, (T – G) kamu kesiminin gelir gider (bütçe) dengesini ve NX de cari dengeyi gösteriyor. Bir başka ifadeyle (S – I) + (T – G) ekonominin iç dengesini, NX ise dış dengesini gösteriyor. Buna göre bir ekonomide iç ve dış denge birbirine eşittir.  

Demek ki bir ekonominin tasarruf yatırım dengesi ile bütçe dengesi o ekonominin cari açığının belirleyicisi oluyor.

Türkiye’den örnek
Türkiye’de 2012 yılında görünüm şöyledir (Tahminler, GSYH’nın yüzdeleri olarak):
S =15
I = 19
T= 23
G = 25
NX= 6
Bu durumda denklemimiz şöyle bir görünüm alır:
(15 – 19) + (23 – 25) – 6 = 0
Bu denklemin özetle söylediği şey şudur; ekonomi 2012 yılında GSYH’nın yüzde 4’ü oranında tasarruf yatırım açığı vermiş, yüzde 2’si kadar kamu dengesi harcama açığı vermiş ve GSYH’nın yüzde 6’sı kadar da cari açık vermiş. Bir başka ifadeyle İç ekonominin dengeye gelebilmesi için GSYH’nın yüzde 6’sı oranında dış kaynağa (yabancıların tasarruflarının ithaline) gereksinim duyulmuş.

(S – I) + (T – G) = NX denkleminde yer alan kalemleri Türkiye açısından aşağıdaki grafikte 1980 yılından itibaren gösteriyorum.


2000’li yıllar öncesinde özel kesim tasarruf yatırım dengesinin (S – I) düşük sayılabilecek oranda açık vermesine karşılık bütçe açığının (T – G) daha yüksek olduğu görülüyor. O dönemde cari açık (NX) çok yüksek değilmiş. 2000’lerden başlayarak özel kesimin tasarruf yatırım açığı giderek büyüyor, buna karşılık bütçe açığı yavaş yavaş azalıyor. Ne var ki özel kesim tasarruf yatırım açığındaki hızlı artış cari açığın da artmasına yol açıyor. 2012 yılında iç ve dış dengede bir toparlanma eğilimi görülüyor.  

Son dönemde gündeme gelen bireysel emeklilik sistemi gibi yöntemleri uygulamaya sokarak iç tasarrufları artırma uğraşısı, cari açığı düşürme çabasının bir parçasıdır. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...