31 Aralık 2014 Çarşamba

2015 Tahminleri

2015’de İzlenecek Ekonomi Politikasına İlişkin Tahminlerim
Hükümetin ve Merkez Bankasının 2015 yılında nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğine ilişkin tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Önceki yazımda yaptığım gibi ekonomi politikasını 4 ana başlıkta toplayarak konuya yaklaşacağımı belirteyim: Maliye politikası, para ve kur politikası, makro ihtiyati politikalar, yapısal reform politikaları. Eldeki verilere göre yaptığım bu tahminlerimin dayanağı olan varsayımlarımı sıralayayım: Petrol fiyatları düşük seyredeceğini, Fed’in ikinci yarıya kadar faiz artırmayacağı gibi artıracağına ilişkin mesaj da vermeyeceğini, genel seçimlerin ekonomi politikası uygulamasını hareketsizlik biçiminde etkileyeceğini, jeopolitik sorunların mevcut durumdan daha kötüye gitmeyeceğini varsayıyorum.

28 Aralık 2014 Pazar

2014'de Uygulanan Ekonomi Politikasının Değerlendirilmesi

Ekonomi politikasını 4 ana başlıkta toplayarak değerlendireceğiz: (1) Maliye politikası (vergi, harcamalar, teşvikler, dışticaret ve subvansiyon politikalarının bütünü.) (2) Para ve kur politikası (APİ, zorunlu karşılıklar, kur ve faiz politikasının tümü.) (3) Makro ihtiyati politikalar (kredi kısıtlamaları ve diğerleri.) (4) Yapısal reform politikaları.

2014 yılında Türkiyenin bunları nasıl uyguladığını özetleyerek bu uygulamalardan ne sonuçlar aldığına bakalım.

26 Aralık 2014 Cuma

Petrol, Dolar, Fed, 2015

Önce petrol fiyatları anormal biçimde düştü. Bir bölümü ABD kaya petrolünün arzı artırmasından bir bölümü Avrupa, Japonya ve Çin’deki büyüme düşüşünün yarattığı talep azalmasından kaynaklanan gelişmeler sonucunda petrol fiyatı 60 dolar/varile kadar geriledi. Aşağıda Brent petrolünün varil fiyatında son bir yıl süresince yaşanan gelişmeler yer alıyor (bu grafiği http://www.oil-price.net/ sitesinden aldım.)


Yılın ikinci yarısındaki çöküş dikkat çekici. Şimdi herkes gelecek yılın hesabını 60 – 70 Dolar/Varil aralığını esas alan fiyat tahminleriyle yapıyor. Oysa daha Ekim ayının ikinci yarısında 2015 yılı hesapları 100 Dolar/Varil ortalama fiyat üzerinden yapılmıştı.

24 Aralık 2014 Çarşamba

Merkez Bankası Faizi Niçin İndirmedi?

‘Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer’ Türk Atasözü.

Gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları faizi düşürerek ekonomiyi canlandırmaya çalışırlarken bizim Merkez Bankası da, 2013 yılı boyunca faizi düşük tutarak gelişmiş ülke merkez bankaları gibi davranma yolunu seçti. 2014’de ise tam tersini yapıp faizi yükseltme yoluna giderek gelişme yolundaki ülkelerin merkez bankaları gibi davrandı. Merkez Bankası’nın hangi yaklaşımı doğruydu? Bu soruya doğru yanıt verebilmek için bizi, gelişmiş ülke ekonomilerinden ayıran koşulların neler olduğunu araştırmamız gerekiyor.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Arpa Boyu Yol Gitmişiz

2002 sonrasında Türkiye ekonomisinin hızla büyüdüğü, dünya GSYH’sından yani pastadan eskiye göre daha çok pay aldığı tezi oldukça yaygın olarak dile getirildi ve epeyce de taraftar buldu. Gerçek öyle mi acaba? Türkiye, 2000 ile 2014 arasındaki 15 yılda, yıllık ortalama yüzde 4,5 hızla büyümüş. Büyümüş büyümesine de acaba dünya GSYH’sındaki payı artmış mı? Yoksa dünya büyür, özellikle de uzak doğu ülkeleri payını büyütürken Türkiye’nin payı aynı düzeyde mi kalmış?

20 Aralık 2014 Cumartesi

Konjonktür

Konjonktür, Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanıyor: ‘Bir ülkenin ekonomik hayatının yükselme ve alçalma yönünde gösterdiği inişli çıkışlı, dalgalı hareketlerinin bütünü.’ Bir ülke ekonomisinin reel üretim hacminde ortaya çıkan inişler ve çıkışların oluşturduğu görünüme konjonktür dalgaları adı veriliyor.

Tipik bir konjonktür dönemi 4 aşamadan oluşuyor: Çıkış, tepe, iniş, dip. Bunların her biri de duruma göre farklı görünümler alabiliyor. Örneğin dip noktası eksiye geçmiş yani ekonomide küçülme yaşanmış ve o durumda en az iki çeyrek kalmışsa buna resesyon deniyor. Eğer ekonomideki küçülme hali birkaç yıl devam eden bir duruma dönüşmüş ve bu diğer ekonomik büyüklükleri de benzer olumsuzlukta etkilemişse buna depresyon deniyor. Ekonomik konjonktürün çıkış aşaması çok güçlü olmuş ve uzunca bir süre devam etmişse buna genişleme deniyor. Düşüş aşaması sert bir düşüş olarak ortaya çıkmışsa buna da çöküş deniyor.

17 Aralık 2014 Çarşamba

Rusya Sorunu

Rusya Ekonomisinde Son Gelişmeler
Rusya ekonomisi iki ciddi tehdit altında bulunuyor: (1) Kırım’a yaptığı müdahale sonrasında ABD ve AB’nin koyduğu ekonomik ambargo, (2) Petrol fiyatlarında yaşanan düşüş. Bu iki gelişme Rusya ekonomisini büyük sıkıntıya soktu ve Rus Rublesi hızla değer kaybetti. Haziran başında 1 USD = 34 Ruble ederken, 16 Aralık’ta bu parite 1 USD = 69 Ruble’ye düştü (burada ele aldığım oranlar gün sonu değerleridir. Yoksa gün içindeki değerlerde 1 Doların 80 Ruble’ye kadar geldiği oldu.) Rusya Merkez Bankası bu hafta içinde önce faizi yüzde 10,5’tan yüzde 17’ye çıkardı, ardından da döviz rezervlerinden döviz satarak piyasaya müdahale etmeye başladı. Bu hamle sonunda Ruble bir miktar toparlandıysa da (ben yazımı yazarken 1 USD = 65,8 Ruble olmuştu) henüz toparlanmaktan oldukça uzak görünüyor.  

15 Aralık 2014 Pazartesi

Türkiye'nin Eylül 2014 İşsizlik Şeması

Eylül 2014 itibariyle Türkiye’nin işsizlik şeması aşağıda sunuluyor: 

      Toplam Nüfus: 76 milyon +

Eylül 2014 İtibariyle Oranlar:
İşsizlik Oranı = (İşsizler / İşgücü) x 100 = (3.064bin / 29.233 bin) x 100 = % 10,5
Tarım Dışı İşsizlik Oranı                                                                             = % 12,7
Mevsim ve Takvim Etkisinden Arındırılmış İşsizlik Oranı                     = % 10,7
Genç Nüfusta (13 – 25 Yaş  Grubu) İşsizlik Oranı                                   = % 19,1

Yorum: İşsizlik hızla artıyor. Eylül 2014’de 2011 yılı Şubat ayından bu yana en yüksek işsizlik oranı görüldü. Büyümenin, potansiyel büyüme oranı olan yüzde 5’in altına düştüğü bir ortamda işsizlik oranının yükselmesi beklenen sonuçtur.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Türkiye Ekonomisi Göstergeleri ve İdeal Ölçüler

Ekonomik göstergeler için ölçü kabul edilebilecek bir takım oranlar belirleyebileceğimizi düşünüyorum. Ne var ki bunlar her yerde, her zaman, her koşulda geçerli oranlar olamaz. Enflasyon, bütçe açığı gibi alanlardaki kabul edilebilir oranlar evrensel bir ortaklık taşısa da cari açık, işsizlik, büyüme gibi alanlardaki kabul edilebilir oranlar ülkeden ülkeye, zamandan zamana, koşuldan koşula değişiklik gösterebiliyor. Örneğin ABD için erişilemeyecek kadar yüksek görünen yüzde 6’lık büyüme oranı Çin için neredeyse durgunluk düzeyi olarak kabul edilebiliyor. Ya da normal koşullarda ideal kabul edilebilecek yüzde 2 oranındaki bütçe açığı deflasyonist bir ortamda yüzde 5’e çıktığında bile anormal görülmüyor. Burada ele almaya çalıştığım kabul edilebilir oranlar Türkiye ekonomisi için geçerli olduğunu düşündüğüm oranlardır.   

11 Aralık 2014 Perşembe

Büyüme ve Cari Açık

Hafta içinde üçüncü çeyrek büyüme oranı yüzde 1,7 olarak açıklandı. Bu oran beklentilerin altında geldi. Sanayi üretiminin üçüncü çeyrekteki büyümesi yüzde 3,8 olduğu için, tarımdaki düşüşe karşın yüzde 2,5 – 3 aralığında bir büyüme oranı gerçekleşmesi bekleniyordu. Veriler özel nihai tüketim harcamalarındaki artışın yalnızca yüzde 0,2 olduğunu gösteriyor. GSYH’nın yüzde 70’ini bu kalemin oluşturduğunu dikkate alırsak büyümenin niçin düşük çıktığını anlamak mümkün olabilir. İç talebin katkısının bu kadar düşük olmasına karşın dış talep (ihracat artışı) yüzde 8’e ulaşmış bulunuyor. Bunun büyümeye katkısı yaklaşık 2,5 puan kadar oldu. Büyümenin daha da düşmesini dış talep ile buna destek olan kamu cari harcamaları (kamu kesimi tüketim harcamaları) artışı (yüzde 6,6) engelledi. İthalatın katkısı yüzde – 1,8 ile eksi 0,7 puan oldu.

9 Aralık 2014 Salı

Türkiye 2015: Riskler ve Fırsatlar

2015 yılına girerken küresel sistemin görünümünü bir önceki yazımda anlatmaya çalıştım. Bu kez de Türkiye’nin önündeki riskleri ve fırsatları ortaya koymaya çalışacağım.

7 Aralık 2014 Pazar

2015 Yılına Girerken Küresel Sistemin Görünümü

2014 yılına girerken bu yılın bir toparlanma yılı olacağını dile getirenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Yunanistan krizinin yarattığı sıkıntılarla gerilen Euro Bölgesinin bu toparlanmada başı çekeceği görüşü yaygındı. 2014 yılı bu beklentilere yanıt verecek gelişmelere sahne olamadı.

2014 yılını ABD ve İngiltere ekonomik toparlanmayla, Euro Bölgesi durgunlukla (sıfır dolayında büyüme ve sıfır dolayında enflasyon), Japonya ise slumpflasyonla (ekonomik küçülme + enflasyon) tamamlayacak gibi görünüyor. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumundaki Çin, uzun süredir yüksek oranda sürdürdüğü ekonomik büyüme ivmesini yitirmiş olarak yılı tamamlamaya hazırlanıyor.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Ne Pahasına?

'Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.' Kızılderili sözü


Birisi bir şey yapmayı planladığını söylediğinde iktisatçının ilk sorusu “ne pahasına?” sorusudur. Bu soru ekonomide alternatif maliyet (vazgeçme maliyeti ya da tercih maliyeti) diye bilinen konuya götürür bizi. Her seçim bir vazgeçmedir. Diyelim ki ayın son günü, işten çıktınız ve cebinizde sadece 25 TL var. Evde yiyecek hiç bir şey yok. Karnınız acıkmış ve sinemada görmeyi çok istediğiniz bir film oynuyor. Bu parayla gidip bir şeyler yiyebilir veya sinemaya gidip patlamış mısır ve içecek bir şey alıp film izleyebilirsiniz. İlkinde açlığınızı çok daha iyi giderir, ikincisinde ise görmeyi çok istediğiniz filmi, açlığınızı daha az gidererek izlemiş olursunuz. Diyelim ki bir şeyler yemeyi tercih edip parayı yemeğe harcadınız. Bu durumda sinemaya gidip film izlemekten vazgeçmiş olursunuz. Eğer film oynamaya devam ediyorsa aybaşında maaşınızı (ya da harçlığınızı) aldıktan sonra o filme yeniden gitme imkanınız olabilir. Ama eğer o filmin son gösterim günüyse bir daha o filmi sinemada görme olanağınız olmayabilir.  

2 Aralık 2014 Salı

Petrolün Ekonomisi

Petrol Rezervleri, Üretimi ve Fiyatları
Petrol fiyatlarında ortaya çıkan düşüş, küresel ekonomide, tıpkı yükselişinde olduğu gibi bir takım sorunlarla birlikte oluyor. Petrol fiyatlarının mikroekonomik analizine girişmeden önce petrol konusunda biraz ayrıntı verelim.

2013 yılı sonu itibariyle yeryüzünde varlığı kanıtlanmış petrol rezervleri 1,7 trilyon varil olarak hesaplanıyor. Bu toplam rezervin 1,2 trilyon varili (% 72’si) OPEC ülkelerinde, 381 milyar varili (% 22’si) OPEC dışı ülkelerde, 93 milyar varili de (% 6’sı) Rusya’da bulunuyor.

2013 yılında gerçekleştirilen günlük petrol üretimi 86,8 milyon varildir. Bu, kabaca yılda 31,7 milyar varil petrol üretimi demektir. Rezervlerin 2013 yılındaki hızla tüketilmeye devam ettiğini varsayarsak dünyadaki varlığı kanıtlanmış rezervlerin dayanacağı süre 53 yıl olarak hesaplanmaktadır. Bu süre, Ortadoğu petrol rezervi için 78 yıl, Rusya için 24 yıl ve ABD için 12 yıl olarak hesaplanmaktadır.

1960 yılında Bağdat Konferansı sırasında kurulan OPEC, ağırlığını asıl olarak 1970’lerin başlarında gösterdi. 1973’de 3,29 USD olan varil fiyatı, OPEC’in üretim kotaları uygulayarak petrol üretimini kısıtlaması sonucunda, 1974 yılında 11,58 USD’ye fırladı.

Ham petrol varil fiyatları 1970 başından bugüne şöyle bir gelişim gösterdi.


1970’lerin başında yaşanan yükseliş 1970’lerin sonuna doğu sıçramaya döndü. 1980 yılında fiyat, 37 USD/Varil ile zirve yaptıktan sonra düşüşe geçti. Petrol fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesi küresel ekonominin yükseliş konjonktürüne girdiği 2000’lerle başladı. 1999 yılında 18 USD/Varil olan petrolün fiyatı 2005 yılında 55 USD/Varil’e çıktı. Küresel krizin etkisiyle ekonomik konjonktürün tersine dönmesi sonucu petrol fiyatı 2009 yılında düşüş yaşadı, ardından yaşanan toparlanmalar fiyatı yeniden yükseltti. 2011 ve 2012 yıllarında petrolün varil fiyatı 112 USD dolayında oluştu. 2013 yılından başlayarak özellikle Avrupa ekonomilerinin yaşadığı resesyon eğilimleri, Japonya ekonomisinin küçülmeye yönelmesi ve Çin’in büyümesindeki gerilemeler, talebi düşürünce petrol fiyatı gerilmeye başladı. Bugün geldiğimiz aşamada petrol fiyatı 70 USD/Varil dolayında dalgalanıyor.    

Kaya petrolü 
2014 yılı itibariyle dünyadaki kaya petrolü rezervlerinin 3,3 trilyon varil olduğu tahmin ediliyor. Yani kaya petrolü rezervleri, ham petrol rezervlerinden daha fazla. Bu rezervlerin 2,6 trilyon varilinin ABD’de olduğu tahmin ediliyor. Elde edilme maliyetinin yüksek olması kaya petrolü üretiminin artmasının önündeki en önemli engel olarak görülse de petrol fiyatının artış göstermesi kaya petrolünün üretimini de teşvik ediyor. Kaya petrolü üretimi için başabaş noktasının (maliyeti kurtarma fiyatı) 80 USD/Varil olduğu belirtiliyor.   

Son Gelişmelerin Mikroekonomik Analizi
Petrol fiyatının 2000’lerden itibaren hızlı bir artış eğilimine girmesiyle dünyada alternatif enerji kaynaklarına yönelişte ciddi artış oldu. Güneş enerjisi, termal enerji, rüzgar enerjisi, biyoenerji gibi alternatifler zaten kullanılmaya başlanmıştı. Son dönemde bunlara kaya petrolü kullanımı da eklendi. ABD’nin kaya petrolü kaynaklarını yoğun biçimde kullanması dünyadaki petrol dengelerini değiştirdi. ABD bu kaynaktan günlük 4 milyon varil üretim gerçekleştirmeye başladı.

Son gelişmelerin mikroekonomik analizini bir şekil yardımıyla yapalım.

Şekilde dikey eksende USD cinsinden petrol fiyatı, yatay eksende de varil cinsinden petrol üretim miktarı gösteriliyor. Kaya petrolünün üretiminin başlamadığı dönemde, petrol üretiminde büyük ağırlığı olan OPEC’in uyguladığı 30 milyon varil/gün’lük üretim kotası arzı sabit (katı) hale getiriyordu. O nedenle S1 petrol arzı eğrisi dikey eksene paralel biçimde gösteriliyor. Böyle bir ortamda üretim miktarı q1 ve fiyat da p1’de oluşmuşken (W noktası) bu fiyatın maliyeti kurtaracak bir fiyat olarak görülmesi sonucu ABD’nin kaya petrolü üretimine geçerek kendi petrol ihtiyacının bir bölümünü karşılamaya başladığını düşünelim. Yeni kaynakların devreye girmesiyle arz artacak yani S1 arz eğrisi S2 olarak sağa kayacaktır. Bu durumda üretim miktarı q1’den q2’ye artarken fiyat da p1’den p2’ye düşecek ve yeni denge X noktasında oluşacaktır.

Buna karşılık Avrupa, Japonya, Çin ve diğer ülkelerde tüketim malları ve yatırım mallarına olan talepte ve dolayısıyla üretimde de düşüş ortaya çıktığını düşünelim. Bu ekonomilerdeki büyüme düşüşünün (hatta bazılarında resesyona geçiş) altındaki talep yetersizliği üretimde, taşımada kullanılan petrol ürünlerine olan talebi de düşürmektedir. Söz konusu talep düşüşünü şekilde D1’den D2’ye kayma olarak gösteriyorum. Bu durumda üretim miktarı (q2) değişmediği halde fiyat p2’den p3’e gerileyecek yeni denge Y noktasında oluşacaktır.  

Bu gerilmeyle bu kez fiyat, kaya petrolünün üretim maliyetini kurtaramaz hale geleceği için kaya petrolü üretimi düşecek ve fiyatlar yeniden yükselmeye başlayacaktır. Şekildeki Z noktası gelişimin bu aşamasını göstermektedir. Bu yeni denge noktasında üretim q2’den q1’e gerilerken fiyat da p3’den p4’e yükselecektir.  

Denge şimdilik burada kurulmuş görünüyor.



Ayrıntı Notu:
OPEC, petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu bir birliktir. Üyeleri şu ülkelerdir: Angola, Libya, Nijerya, Cezayir, İran, Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Ekvador. OPEC, fiyatın belirlenmesini üretimi kısıtlayarak sağladığı için bir kartel özelliği göstermektedir. Buna karşılık kartel olarak adlandırılmasını sağlayan zorlayıcı bir mekanizmaya sahip değildir.

Kartel, aynı alanda üretim yapan firmaların ya da devletlerin çeşitli anlaşmalarla tekel koşullarını yaratacak şekilde birlikte hareket ettikleri yapılanmadır.

Kaya petrolü, kayalar arasında bulunan kerogen adlı organik maddenin çeşitli teknik yöntemlerle (Hidrojenerasyon veya termokimyasal çözültmeler gibi) dönüştürülmesiyle oluşan bir petrol türü. Aynı organik maddeden farklı dönüşümler yoluyla kaya gazı elde edilmesi de söz konusu olabiliyor.

Kaynaklar:
BP, Statistical Review of World Energy, June 2014
Institute for Energy Research, Oil Shale
PWC, Sale Oil: Next Energy Revolution

30 Kasım 2014 Pazar

İngilizce Öğrenmek

Hangi meslekte olursanız olun, hangi dalda eğitim görüyor olursanız olun mutlaka yabancı dil öğrenmeye çalışın. Eğer öğrendiğiniz yabancı dil İngilizce dışında bir dil ise İngilizceyi de mutlaka öğrenmeye çalışın. Yabancı dilde eğitim yapan okullarda okuyanların bu konuda ciddi avantajı var tabii.

27 Kasım 2014 Perşembe

Makro İhtiyati Politikalar ve Türkiye Uygulaması

Ekonomi Politikasındaki Yeri, Tanımı, Amacı
Ekonomi politikasını günümüzde 4 farklı kategoride toplamak mümkündür: Para politikası, maliye Politikası, alternatif politikalar ve makro ihtiyati politikalar.

Makro ihtiyati politikalar deyimi bugün, finansal sistemde (bankalar, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve diğerleri) ortaya çıkabilecek riskleri denetlemek ve düşürmek amacını güden önlemler bütününü tanımlamak için kullanılıyor. Bu politikaları uygulamaktan güdülen amaç ise finansal sorunlar nedeniyle ortaya çıkabilecek sistemik riskin finansal sistem ve reel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamaktır.

25 Kasım 2014 Salı

IMF'nin Türkiye Değerlendirmesi ve Tahminleri

IMF’nin Türkiye 4. Madde Konsültasyon Raporunda Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirme ve uyarılar var. Bunları ele alalım. 

24 Kasım 2014 Pazartesi

Sınavları Hakkıyla Yapın

Bugüne kadar hep sınava girecek olanlara tavsiyeler verdim. Yıllardır masanın iki değil dört tarafında bulundum. Sınava girdim, sınav yaptım, sınavda danışmanlık yaptım, sınav sorusu hazırladım. Bu konuda deneyimimin kendi çapımda fazla olduğunu düşündüğüm için yazdım. Ama şimdiye kadar yazdıklarım hep sınava girecek olanlar içindi. Bugün de sınav yapanlar ve sına yaptıranlar için bir şeyler yazmak istiyorum.

23 Kasım 2014 Pazar

İktisatçı Olmak Zordur

İktisatçı olmak göründüğü kadar kolay bir iş değildir. Çoğu kişi, ekonomi eğitimi verilen bir okulu bitirince iktisatçı olunduğunu düşünür. Oysa ekonomi okumuş birisinin iktisatçı olması diploma almasından başka şeylere bağlıdır.

20 Kasım 2014 Perşembe

Japonya Slumpflasyona Girdi

Japonya iki çeyrek üst üste reel olarak küçülüyor ve aynı zamanda enflasyon olgusu yaşıyor. Bu durumda Japonya’nın içinde bulunduğu ekonomik kriz nedir? Japonya’nın bugün içinde olduğu ekonomik durumu teşhis edebilmek için önce Japonya’da son bir yılda neler olduğunu özetleyelim.

18 Kasım 2014 Salı

Getiri Eğrisi Yatay Olursa Ne Olur?

Getiri Eğrisi Nedir?
Merkez Bankası’nın faiz konusundaki kararlarında etkili olan konuların başında borçlanma enstrümanlarının getiri eğrisinin şekli geliyor. Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarında sıklıkla yer alan bir ifade var: “Getiri eğrisinin yatay olması.”

Getiri eğrisi, borçlanma enstrümanlarının (DİBS gibi) faiz oranları ile vadeleri arasındaki ilişkiyi gösteren eğriye verilen addır.

Getiri eğrisi üç şekilde olabilir:

17 Kasım 2014 Pazartesi

Türkiye'nin Küresel Ekonomideki Yeri

Aşağıdaki tabloda Türkiye’nin çeşitli ekonomik göstergelerinin 188 ülkeyle karşılaştırılmasının sonuçlarını sunuyorum. Bu sayı veya oranlar esas olarak 2013 yılına ait. Farklı yıllara ait olan değerler, yanlarında parantez açılarak hangi yıla ait olduğu gösterilmiştir.

14 Kasım 2014 Cuma

TL'nin Değer Kaybı Dışticaret Açığını Düşürür mü?

Türkiye verileri
Türkiye’nin her 100 Dolarlık ithalatının 15 Dolarlık kısmı tüketim mallarından 85 Dolarlık kısmı hammadde, aramalı ve sermaye mallarından oluşuyor. Türkiye’nin yaptığı her 100 Dolarlık ihracatın yaklaşık 60 Dolarlık kısmı ithal, 40 Dolarlık kısmı yerli malı (emek dahil) girdilerden oluşuyor.

Genel kanı bir ülkenin kendi parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin düşmesi halinde o ülkenin ihracatının artacağı, ithalatının düşeceği ve dolayısıyla dışticaret açığının azalacağı şeklindedir.  

Farklı bir durum  
Türk Lirası son bir yıl içinde Dolara karşı yüzde 13, Euroya karşı karşı yüzde 9 değer kaybetti. Aynı dönemde cari açık yaklaşık 10 milyar dolar azaldı. Türk Lirasının yaşadığı değer kaybının cari açık üzerinde olumlu yönde daha hızlı etkisi olması gerekirdi. İki nedenle olmadı: (1) Türkiye’nin ithalat ağırlığı Dolara dayanıyor (ithalatın yüzde 64’ü Dolarla yüzde 34’ü Euro ile kalanı diğer paralarla yapılıyor) buna karşılık ihracatın ağırlığı aşağı yukarı eşit (yüzde 47 Euro ile yüzde 44 Dolarla, gerisi diğer paralarla.) Bu durumda Doların daha fazla değer kazanması ithalatımızı daha pahalı hale getiriyor. (2) Türkiye’nin ithalatında vazgeçilemeyecek mallar ağırlıkta. Yukarıda değindiğim yüzde 85’lik ithalatın içinde enerji ithalatı önemli bir ağırlığa sahip ve kur nedeniyle pahalı hale gelse dahi üretim yapabilmek için bunun ithal edilmesi zorunlu.  

Dolayısıyla TL değer kaybedip ithalat pahalı hale geldiğinde bile Türkiye’nin enerji ithalatı fazla düşmüyor. Hatta ihracatını artırmak için üretimi artırma yoluna gittiğinde ithalatı da artıyor (her 100 Dolarlık ihracatın 60 Doları ithal girdisi.)

Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin ithalatının hızla düşmesini ve dışticaret açığının daha hızlı gerilemesini engelliyor.

Bunun nedenlerini anlayabilmek için Türkiye’nin ithal ettiği malların Türkiye açısından fiyat talep esnekliğine ve Türkiye’nin ihraç ettiği malların bu malları ithal eden ülkeler açısından fiyat talep esnekliğine bakmak gerekiyor. Talep esnekliği fiyattaki bir birim değişmenin talep miktarını ne kadar değiştireceğini gösteren bir katsayıdır. Eğer bir malı fiyat talep esnekliği yüksekse o malın fiyatı düştüğünde talep edilen miktar artar, eğer bir malın talep esnekliği düşükse o malın fiyatı düştüğünde talep edilen miktar fazla değişmez. Fiyat talep esnekliği yüksek mallara örnek olarak tekstil ürünleri, fiyat talep esnekliği katı mallara örnek olarak doğalgaz verilebilir. TL, yabancı paralara karşı değer kaybettiğinde ihraç ürünlerini daha ucuza satması ve dolayısıyla sürümden kazanması mümkün olabiliyor. Buna karşılık TL değer kaybettiğinde zorunlu mallar arasındaki petrol ve doğalgazın ithalat miktarının pek fazla düşmediğini dolayısıyla ithalat faturasının hızlı düşmediğini görebiliyoruz.

Aşağıdaki grafik 2014 yılının ilk 9 ayında gerçekleşen aylık ortalama kur sepeti (½ Euro + ½ USD) ile dışticaret açığı arasındaki ilişkiyi gösteriyor (Grafik, TCMB’nın verileri kullanılarak hazırlandı.) 


Sepet kur ile dışticaret açığı arasındaki korelasyon katsayısı 0,45’dir (İki değişken arasındaki bağıntıyı ölçmeye yarayan korelasyon katsayısı 0 ile 1 arasında değer alır. Katsayı 0’a ne kadar yakınsa bağıntı o kadar düşük, 1’e ne kadar yakında bağıntı o kadar yüksek demektir. Burada katsayının 0,50’nin altında olması sepet kur ile dışticaret açığı arasındaki bağıntının güçlü olmadığını gösteriyor.)

Sonuç olarak TL’nin, yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi, ihracatımızı artıran ithalatımızı azaltan, dolayısıyla da dışticaret açığımızın düşmesine yol açan bir olgudur. Ne var ki bu ilişki, ithal mallarına yönelik talep esnekliğimizin göreli olarak katı ve ihraç mallarımıza yönelik dış talep esnekliğinin de göreli olarak esnek olması nedeniyle sanıldığı kadar güçlü değildir.  

Ayrıntıları merak edenler için not: Marshall – Lerner Koşulu
Bir ülkenin parasının, yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi (sabit kur rejiminde devalüasyon, dalgalı kur rejiminde değer kaybı) mutlaka o ülkenin ödemeler dengesinde iyileşme sağlar mı? Ya da daha açık bir ifadeyle bu tür bir değer kaybı olursa ülkenin cari açığı düşer mi?

Pek çok tartışmada ülke parasının yabancı paralar karşısındaki değer kaybı ihracatı artıran, ithalatı düşüren ve bu nedenle de cari açığı azaltan bir durum olarak kabul edilir. Oysa bunun gerçekleşebilmesi Marshall - Lerner koşulu olarak bilinen bir durumun gerçekleşmesine bağlıdır. Bir ülkenin parasının yabancı paralar karşısındaki değer kaybının ülkenin cari işlemler dengesini düzeltebilmesi için ülkenin ihraç ettiği mallar (x) ile ithal ettiği malların (m) talep esneklikleri (e) toplamı 1’den büyük olmalıdır (ex + em > 1).

Eğer bir malın fiyatındaki değişiklik o maldan talep edilen miktarı fazla etkilemiyorsa o zaman o malın talep esnekliğinin katı olduğunu (0’a yakın), tam tersine eğer bir malın fiyatındaki değişiklik o maldan talep edilen miktarı çok etkiliyorsa o zaman o malın talebinin esnek (1’e yakın) olduğunu söylemek mümkündür. Bu durumda ülkenin ihraç ettiği malların talep esnekliği yüksekse yani fiyat arttığında talep düşüyor, azaldığında talep yükseliyorsa o zaman o ülkenin parasının değer kaybetmesinin ödemeler dengesini düzeltmesi pek mümkün olmaz. 

10 Kasım 2014 Pazartesi

Sanayi Üretim Endeksini Okuma Dersi

GSYH’nın önemli bir bölümünü oluşturan, hizmetler sektörü üzerinde de etkili olan sanayi sektörünün yönünü görmek ve gelişim trendini izlemek için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her ay 5067 sanayi işyeri ve 1868 madde kapsanarak sanayi üretim endeksi hesaplanıyor. Endeksin temel yılı 2010 yılı. Endeks, madencilik ve taşocakcılığı sektörü, imalat sanayi sektörü ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme sektörleri üretim ve dağıtımı faaliyetlerini kapsıyor.

Sanayi üretim endeksi içinde madencilik ve taşocakçılığı sektörünün ağırlığı yüzde 6,05, imalat sanayi sektörünün ağırlığı yüzde 81,1, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretim ve dağıtım sektörünün ağırlığı yüzde 12,44’tür. Görüleceği üzere esas ağırlık imalat sanayi alt sektöründe bulunuyor.  

7 Kasım 2014 Cuma

Zweig'i Yeniden Okumak

Stefan Zweig’ın herhangi bir öyküsünü okudunuz mu? Ben yalnızca birisini okumuştum çocuk denecek yaşta. Ders çalışmak yerine roman ve öykü okuduğum, felsefeyle uğraştığım lise yıllarımdaydı. O dönemde okuduğum birçok kitabı sonradan yeniden okudum. Ve doğal olarak çok daha farklı değerlendirmeler yaptım. İnsan değişiyor, konulara bakışı, anlayışı, anladığını yaşama uygulayışı değişiyor. Onun için genç yaşlarda okuduklarından anladıklarıyla sonraki yıllarda anladıkları farklı oluyor.  

4 Kasım 2014 Salı

Reel Faiz Kaç?

Tasarruflarınıza yön verirken ya da bir yatırıma karar verirken bilmeniz gereken önemli unsurların başında reel faiz geliyor. Reel faiz, enflasyon etkisinden arındırılmış faizdir. Net nominal faizden beklenen enflasyonu düşerek hesaplanır. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bu hesaplamayı yaparken özel bir formül kullanmak gerekir. Öncelikle bu formülü yazalım ve açıklayalım.

2 Kasım 2014 Pazar

Yeni Günah Keçileri: Merkez Bankaları

Para Politikasının ve Merkez Bankalarının Egemenliği
1980’li yıllara kadar ekonomideki sorunların maliye politikasıyla (yani vergilerle oynayarak, harcamaları artırıp azaltarak ya da borçlanmayla likiditeyi denetleyerek) çözülebileceğine inanılıyordu. 1980’lerden itibaren maliye politikasına para politikasının da eşlik etmesi gerektiğine inanılır oldu. O aşamada para politikasından kastedilen şey para arzındaki artışların büyümeyle uyumlu tutulmasıydı. 2000’lerden sonra para politikası öne çıkmaya başladı. O zamandan beri para politikasının ekonomiye yön vermesi ve maliye politikasının ona yardımcı olması şeklindeki yaklaşım ekonomi anlayışına egemen bulunuyor. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum: (1) Para politikası, kanun çıkarmak gibi bir zorunluluk olmadığı için zaman kaybına neden olmuyor ve çok daha hızlı uygulanabiliyor (2) Para politikası merkez bankaları tarafından uygulandığı ve merkez bankaları bağımsız olduğu için faturanın siyasetçiye çıkma olasılığı maliye politikasına göre çok daha düşük bulunuyor.

Para politikası, ekonomiyi yönlendirmekte egemen hale gelince ister istemez bu politikayı yürüten merkez bankaları da ekonomiye yön vermekte egemen hale geldiler. Artık hükümetlerin alacağı ekonomik kararlardan çok merkez bankalarının alacağı para politikası kararları merakla bekleniyor.  

31 Ekim 2014 Cuma

Fed Kararı: Köprüden Önce Son Çıkış

Fed’in son kararı başlangıçta kafa karışıklığı yaratsa da zaman geçtikçe piyasaların tepkisi normalleşmeye başladı. Fed’in açıklamalarından şunlar çıkıyor: (1) Niceliksel gevşeme programı çerçevesinde (QE) yapılan ve karşılığında piyasaya ek likidite vermeye yarayan düzenli tahvil alımı sonlandırıldı. (2) ABD’de ekonomik faaliyetler, ılımlı bir şekilde genişlemeye devam ediyor. (3) Emek piyasası, yeni iş imkanları yaratılması sonucu ortaya çıkan işsizlik oranındaki düşüşlerle toparlanmayı sürdürüyor. (3) Konut sektöründe hala canlanma tam olmasa da hanehalkı harcamaları artıyor ve özel kesim yatırım harcamaları olumlu seyrediyor. (4) Enflasyon FOMC’nin (Fed’in Para Politikası Kurulu) uzun dönemli tahminlerinin altında kalmaya devam ediyor.    

Fed açıklamasında, halen uygulanmakta olan yüzde 0 ile 0,25 aralığındaki faiz oranı bandının istihdamdaki gelişmelerin tatmin edici düzeye ulaşmasına ve enflasyonun da öngörülen oranlara gelmesine kadar muhafaza edileceği vurgulanıyor.    

29 Ekim 2014 Çarşamba

Dolar, Euro, Altın ve Borsa Ne Olur?

İstediğiniz kadar makro konularla ilgilenen bir iktisatçıyım deyin vatandaşın size soracağı nihai sorular bunlardır: Altın ne zaman yükselir? Dolar düşmeye devam eder mi? Euro almanın zamanı mıdır? Borsaya girelim mi? Bu soruları küçümseyip “ben piyasa iktisatçısı değilim derseniz” vatandaş sizin bu işlerden anlamadığınızı düşünür. O nedenle bu sorulardan sonsuza dek kaçamazsınız. Teknik analiz yapmıyorsanız da bunların sonuçlarından kendi makro görüşlerinizle en bağdaşanına göre yön belirlemeniz gerekir.

Burada yapacağım yorumları bir yatırım tavsiyesi vermek için yapmıyorum. Sadece günlük gelişmelerin orta – uzun vadede ve geniş kapsamlı makro çerçeve içinde ne yöne doğru gittiğini yorumlamaya çalışıyorum.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Merkez Bankası Faizleri (Son Durum)

Merkez Bankası para politikası amacına dayalı olarak ya da yaptığı bazı işlemlerle ilgili olarak farklı faiz uygulamaları yürütüyor. Bunları tek tek ele alalım:  

24 Ekim 2014 Cuma

Tasarruf Sorunumuz Büyük

Küresel sistemdeki bütün ekonomilerde olduğu gibi Türkiye ekonomisinin de bugün birçok sorunu var. Bu sorunların bir bölümü küresel sistemde görülen genel sorunlar, bir bölümü bazı ekonomilerde görülen sorunlar. Bu sorunların en önemlilerini şöylece sıralayabiliriz: Cari açığın yüksekliği, enflasyonun yüksekliği, büyümenin potansiyelin altında kalması, bütçe açığının düşüklüğünün bir seferlik gelirlere dayanması, yatırımların artırılamaması, tasarrufların düşüklüğü, dış finansmana zorunlu kalınması.

21 Ekim 2014 Salı

Osmanlı'dan Bu yana Kişi Başına Gelir (Uluslararası Karşılaştırma)

‘Osmanlı’dan Bugüne GSYH’ başlıklı yazımda 1500 yılından 2008 yılına kadar GSYH, nüfus ve kişi başına gelirdeki gelişmeleri ele alıp inceledim. Bu yazımda da 1600 yılındaki GSYH, nüfus ve kişi başına gelirleri ele alarak Osmanlı / Türkiye’nin de dahil bulunduğu bir uluslararası karşılaştırma yapacağım.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Osmanlı'dan Bugüne Kişi Başına Gelir

Osmanlı ekonomisinin ne durumda olduğunu ayrıntılı olarak ölçebilecek durumda değiliz. Elimizdeki veriler çok sınırlı. Osmanlı ekonomisi üzerine yapılmış çok değerli araştırmalar ve yayınlar olsa da bu araştırma ve yayınlarda yer alan veriler bir bütün olarak bize Osmanlı ekonomisi hakkında tam bir bilgi veremiyor. Bu eksiklere karşılık İngiliz iktisatçı Angus Maddison’un OECD için yaptığı ve daha sonra bir proje haline dönmüş olan bir çalışması var. Bu çalışmada Maddison, ülkelerin nüfuslarını, GSYH’larını ve kişi başına gelirlerini 1 yılına (milat) kadar geri giderek hesaplamış bulunuyor.

19 Ekim 2014 Pazar

Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli?

Varoluşçu felsefenin kurucusu sayılan Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Yaşam yalnızca geriye bakarak anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.”

Bazı arkadaşlar yazdıkları e-postalarda ya da yazılarımın altına yaptıkları yorumlarda şöyle ifadeler kullanıyor: “Keşke yazdıklarınızı daha önce okusaymışım. Koskoca bir üniversite yaşamını boşa geçirdim. Liseden sonra üniversiteyi kazanınca her şey bitti sanıp ders çalışmayı bir yana bırakmıştım. Sadece okutulanları ezberleyip sınıf geçerek okulu bitirdim. Şimdi hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum.” Ne yazık ki bu ifadeler üniversiteye bilinçsizce başlayan öğrencilerin pek çoğunu bekleyen tuzağın bir özeti.

17 Ekim 2014 Cuma

Dünya Nereye Gidiyor?

Küresel sistemin bugünkü görünümü
Küresel ekonominin bugünkü görünümü özetle şöyle:
(1)   Küresel sistem, krizin uzayan etkisiyle, geçmişe göre oldukça düşük bir hızla büyüyor. Düşük büyüme gelişme yolundaki ülkeleri hem ihracat hem de dış finansman bulma yönünden sıkıntıya sokuyor.
(2)   Jeopolitik risklerdeki artış yatırımcıyı tedirgin ediyor ve yatırımların artmasına engel oluşturuyor. Yatırımların yeterince artmaması büyümeyi daha da frenliyor.
(3)   Çin’de olumsuz gelişmeler su yüzüne çıkmaya başladıkça finansal piyasaları daha fazla tedirginleşiyor.  
(4)   Avrupa ülkeleri, içinde bulundukları ağır borç yükü nedeniyle gevşek maliye politikası uygulamasına geçemiyorlar. Maliye politikasının gevşetilememesine ek olarak Avrupa Merkez Bankası’nın, bir türlü güçlü bir parasal program uygulamaya koyup Euro bölgesindeki gerilemeyi durdurmayı başaramaması Avrupa’nın toparlanamayacağı havasının yaygınlaşmasına neden oluyor.   
(5)   Toparlanmaya ilk başlayan ekonomi olan ABD’den gelen karışık sinyaller piyasalardaki yatırımcıların kafasını daha da karıştırıyor.

15 Ekim 2014 Çarşamba

İki Kötü Bir İyi Gibi Haber

Bugün üç önemli veri seti açıklandı: Ödemeler dengesi Ağustos verileri, işsizlik Temmuz verileri ve merkezi bütçe Eylül verileri. Cari açık Ağustos ayında yeniden yükselişe geçti (kötü haber), işsizlik ciddi biçimde artmaya başladı (kötü haber), bütçe iyi gidiyor (iyi haber.)

12 Ekim 2014 Pazar

Çin, ABD'yi Geçti

Küresel Sistemin Görünümü
Önce küresel sistemin görünümüne bir göz atalım.

2013
Sayı
GSYH Payı (SAGP, %)
İhracat Payı (%)
Nüfus Payı (%)
Toplam Ekonomi
189
100,0
100,0
100,0
Gelişmiş Ekonomiler
36
43,6
61,2
14,7
     ABD

16,4
9,9
4,5
     Euro Blg

12,3
24,8
4,7
     Japonya

4,6
3,6
1,8
Gelişen Ekonomiler
153
56,4
38,8
85,3
     Çin

15,8
10,2
19,4
     Hindistan

6,6
2,0
17,7
     Rusya

3,4
2,6
2,0
     Brezilya

3,0
1,2
2,9
     Türkiye

1,4
1,0
1,1

11 Ekim 2014 Cumartesi

IMF'nin Türkiye Falı Karamsar

Tahminler
Önce hükümetin Orta Vadeli Programında yer alan tahminleri ele alarak değerlendirme ve eleştirilerimi paylaştım (http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/ekonominin-resmi-fal-ovp.html) Şimdi de IMF’nin Ekim 2014 tarihinde yenilediği Dünya Ekonomik Görünümü veri setinde yer alan tahminleri ele alıp değerlendireceğim
(.http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2014/02/weodata/index.aspx)

2013
2014
2015
2016
2017
2018
2019
GSYH (cari fiyatlarla, milyar USD)
820
813
862
911
965
1.022
1.082
Büyüme (%)
4,0
3,0
3,0
3,7
3,5
3,5
3,5
Nüfus (milyon kişi)
76,5
77,3
78,2
79,0
79,8
80,6
81,3
Kişi başına gelir (cari fiyatlarla, USD)
10.721
10.518
11.018
11.535
12.103
12.688
13.302
Toplam yatırımlar / GSYH (%)
20,6
19,9
19,9
20,1
20,1
20,1
20,1
Toplam tasarruflar / GSYH (%)
12,6
14,0
13,9
14,1
14,3
14,3
14,4
Enflasyon (yılsonu, %)
7,4
9,0
7,1
6,2
6,2
6,2
6,2
İşsizlik (%)
9,1
9,5
9,9
9,9
9,9
9,9
9,9
Bütçe dengesi / GSYH (%)
-1,5
-2,0
-1,9
-2,1
-2,5
-2,4
-2,1
Kamu borç stoku / GSYH (%)
36,3
33,6
33,2
32,4
31,9
31,1
30,6
Cari denge (milyar USD)
-65,1
-47,6
-51,5
-54,3
-55,3
-59,0
-62,2
Cari denge / GSYH (%)
-7,9
-5,8
-6,0
-6,0
-5,7
-5,8
-5,8
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...