27 Şubat 2014 Perşembe

Tüketici Artık Ekonomiye Güvenmiyor

Şubat ayı sonuçlarına ilişkin değerlendirme
Şubat ayında, tüketicinin genel ekonomiye olan güveni Ocak ayına göre % 4,3 oranında düşüşle % 69,2’ye geriledi. 100’ün üzeri iyimser, altı kötümser olduğuna göre bu sonuç tüketicilerin ekonomiyle ilgili olarak ciddi biçimde kötümser olduğunu gösteriyor. Üstelik geçen ayla kıyasladığımızda Şubat ayında kötümserlik iyice artmış bulunuyor. Bu durumu son 14 aylık bir grafikle gösterelim. Aşağıdaki grafik 2013 yılı Ocak ayından 2014 yılı Şubat ayına kadar olan endeks sonuçlarını sergiliyor.


24 Şubat 2014 Pazartesi

AKP'ye Hediye Edilen Dalga

2002’de neredeydik?
Ekonomi, konjonktür dalgalarından fazlasıyla etkilenir. Her zaman çıkış ya da iniş olmaz ekonomide. Her çıkışı bir iniş, onu da yeni bir çıkış izler. Konjonktür dalgalarının bazen yükselişte bazen düşüşteki dalga boyu uzun sürer. Bu uzunluk biraz da o ülkedeki siyasal başarıya ve istikrara bağlıdır.
 

22 Şubat 2014 Cumartesi

Ekonomi Bilgisini Geliştirmek İçin Okuma Önerileri

Pek çok kişi bana ekonomi bilgilerini pekiştirmek için bir okuma listesi verip veremeyeceğimi soruyorlardı. Hiç kuşkusuz herkes kendi listesini kendisi oluşturmalı ama benim ilk önerim bu liste. Bu listede yer alan kitaplar ders kitabı olmanın ötesinde analitik düşünmeyi zorladığı için önemli kitaplar.    

20 Şubat 2014 Perşembe

Türkiye Ekonomisinin Görünür Sorunları

Kamu Kesiminin Sorunları
Bütçenin yapısal sorunları
Bu alt başlığı gördüğünüzde bütçe açığının yüzde 1 – 2 dolayında oluştuğu, hatta yıl içinde bütçe fazlalarının görüldüğü bir ekonomide bütçenin yapısal sorunu mu olur sorusunun aklınızdan geçtiğini tahmin edebiliyorum. Bütçe açığının düşük olduğu durumda bile bütçenin yapısal sorunları olabiliyor. Bunların başında geçici ya da sorun yaratıcı gelirlere dayanarak artan harcamalar geliyor. Türkiye, son on yıldır bütçesini derleyip toparlarken bir seferlik gelirler dediğimiz özelleştirme gelirleri, varlık barışı gelirleri gibi gelirlerden yararlandı. Bunlara ek olarak cari açığı büyüten ithalat artışı, ithalattan alınan KDV tahsilatını ve ÖTV gelirlerini ve dolayısıyla bütçe gelirlerini de artırdı. Yani cari açık artarken bütçe açığını azaltıcı bir etki yaptı. Burada sorun ne diye sorarsanız yanıtım bunların tersine dönme olasılığıdır. Bir gün elde özelleştirilebilecek kamu teşebbüsü kalmadığında ya da cari açık düşmeye başladığında bütçeye yazılan bu tür gelirlerde de düşme olur. Harcamalar da gelirle birlikte düşmediği için bütçe açığı alır başını gider. Bütçesi çok sağlam gibi görünen kamu kesiminin şu anda gün yüzüne çıkmamış ama her an çıkabilecek böyle bir sorunu var.

17 Şubat 2014 Pazartesi

Türkiye ve Benzer Ekonomiler Karşılaştırması

Yükselen Ekonomiler (Emerging Markets)
Yükselen ekonomiler, gelişmekte olan ülkeler geniş grubu içinde ve oradan çıkarak gelişmiş ülkeler arasına katılmaya aday ekonomileri ifade eden bir deyim. Farklı kurumlar farklı sınıflandırmalar yapıyor. IMF’nin son değerlendirmelerine göre yükselen ekonomiler şunlar:
Arjantin, Brezilya, Bulgaristan, Şili, Çin, Kolombiya, Estonya, Macaristan, Hindistan, Endonezya, Letonya, Litvanya, Malezya, Meksika, Pakistan, Peru, Filipinler, Polonya, Romanya, Rusya, Güney Afrika, Tayland, Türkiye, Ukrayna, Venezüella.

Standard and Poor’s bu listeye Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Kolombiya, Mısır, Fas ve Tayvan’ı da ekliyor. Bazı kurumlar bu sayıyı 10’a kadar düşürüyor. Türkiye, bütün değerlendirmelerde bu grup içinde yer alıyor.

MIST
Fidelity Group tarafından ortaya atılan bu kategorilendirme Goldman Sachs’tan Jim O’Neil (daha önce BRİC gruplandırmasını ortaya atmıştı) tarafından popülarize edildi. MIST grubunda Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye yer alıyor.

15 Şubat 2014 Cumartesi

Paranoya

Paranoya, mantıksız kuruntular sonucu ortaya çıkan aşırı endişe ya da korkunun karakterize ettiği psikolojik bir rahatsızlık türü. Paranoyak kişiler, başkalarının kendileri hakkında komplolar kurduğu, kendisine veya sahip olduğu şeylere karşı tehlike oluşturduğu düşüncesine kapılır.

Paranoyanın her alana olduğu gibi ekonomiye de yansımaları söz konusu. Bunların günümüzde en bilinenleri aleyhte çalışan lobilerin varlığına olan inançtır. Lobi suçlamalarının en eskisi enflasyon lobisi suçlamasıdır. 1980’lerde hükümet, enflasyonu düşüremeyince enflasyonun yüksek kalmasını savunan bir “enflasyon lobisinden” söz etmeye başlamıştı. Lobinin üyesi olarak kastettikleri kişiler işadamlarıydı. Oysa bugün artık herkes biliyor ki enflasyondan en fazla şikâyet edenler işadamları. Dönemin siyasetçilerini enflasyon lobisi suçlaması aracılığıyla topluma vermek istedikleri mesaj şuydu: “Biz, enflasyonu düşürmek için elimizden geleni yapıyoruz ama enflasyon lobisi bunu düşürmemek için direniyor.”

11 Şubat 2014 Salı

Sıcak Para

Türkiye’ye döviz girişi başlıca 4 nedenle olur: (1) Türklerin yabancılara mal ve hizmet satışı karşılığında elde ettikleri dövizler, (2) Cari tansferler yoluyla gelen döviler, (3) Yabancıların Türkiye’de doğrudan yatırım yapmak üzere getirdiği dövizler, (4) Yabancıların Türkiye’ye finansal yatırım (plasman) yapmak amacıyla getirdiği dövizler.

9 Şubat 2014 Pazar

Dış Borç Dengesi Yeniden Kuruluyor

Borç verilebilir fonlar piyasasını iki ayrı piyasa olarak düşünmek gerekir: İlki iç piyasa bir başka deyişle yurtiçi borç verilebilir fonlar piyasası, ikincisi, dış piyasa bir başka ifadeyle yabancı kaynak kullanımı piyasası. Her ülkenin yurtiçi borç verilebilir fonlar piyasası kendi özel durumunu ifade eder. Ama yabancı kaynak kullanımı piyasası çok daha genel bir durumu gösterir. Çeşitli ülkelerdeki tasarruf fazlalarını daha yüksek faiz öneren ülkelere yönlendiren ve bu yolla müşterilerine daha yüksek faiz getirisi sağlayan kuruluşlar vardır. Bu kuruluşlar risk ve getiri dengesi kurarak ellerindeki fonları çeşitli gelişme yolundaki ülkelere yatırırlar. Riskin az, getirinin yüksek olduğu ülkelere yönlendirilen kaynak miktarı doğal olarak daha fazladır. Yabancı yatırımcıların en fazla dikkat ettiği riskler; siyasal riskler, kur riski, dış borç riski olarak sıralanabilir.

7 Şubat 2014 Cuma

Faizi Artırınca Ne Oldu?

Olayların gelişimi
22 Mayıs 2013’de yani Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 4,75’den 4,50’ye indirdiği tarihten yaklaşık üç ay sonra Fed, tahvil alımını azaltmaya gidebileceği (tapering) ve böylece niceliksel gevşeme (quantitaive easing) yolundan dönebileceği yolundaki ilk mesajını verdi. Bu açıklama, küresel krizin çözümü için gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları tarafından kullanılan likidite bollaştırıcı hamlelerin artık sonuna gelindiğinin ilk işaretiydi. Açıklamayı izleyerek gelişme yolundaki ülkelere yönelmiş olan yabancı kaynaklar yavaş yavaş gelişmiş ülkelere dönmeye başladılar. Bu dönüş o kadar hızlı değildi. Ne var ki yeni kaynak girişinde ciddi yavaşlama olmaya başlamıştı. Bu gelişmeden bir süre sonra bazı yükselen piyasa ekonomilerinin merkez bankaları politika faizlerini artırarak yabancı kaynaklar için kendi piyasalarının çekiciliğini korumaya yöneldiler. Brezilya Merkez Bankası bu konuda başı çeken merkez bankası konumundaydı. Bir süredir gelişmiş ülkeler arasında yaşana kur savaşları şimdi de gelişme yolundaki ülkeler arasında yaşanan faiz savaşlarını tetiklemişti.

4 Şubat 2014 Salı

2014 Tahminlerimi Yeniledim

30 Aralık 2013 tarihli ‘2014 Tahminleri’ başlıklı yazımda Türkiye ekonomisi için tahminlerimi sizlerle paylaşmıştım. Ocak ayı içinde Fed’in tahvil alımını 10 milyar dolar daha azaltma kararına ek olarak içeride artan siyasal sıkıntılar ve Merkez Bankası’nın faizlerde artırmaya gitme kararı bu tahminleri şimdiden revize etmeyi gerektirecek kadar önemli izler bırakmaya başladı.

Aşağıdaki tabloda 2014 yılına ilişkin Orta Vadeli Program (OVP 2014) tahminlerini ve kendi tahminlerimi (ME 2014 ve ME Yeni 2014) sunuyorum.

2 Şubat 2014 Pazar

Kur Artışı mı Faiz Artışı mı Daha Zararlıdır?

Bunu bir tabloyla açıklayayım.


Enflasyon
Cari açık
Büyüme
Bütçe açığı
Kur yükselirse
Yükselir
Düşer
Düşer
Yükselebilir
Faiz yükselirse
Düşer (*)
Yükselir
Düşer
Yükselir
(*) Talep enflasyonu varsa tasarrufları artırıp talebi düşüreceği için faiz artışı enflasyonu frenler, maliyet enflasyonu söz konusuysa faiz artışı enflasyonu frenleyemeyebilir.

Bu ikilinin birbirine olası etkisini de şöyle özetlemek mümkün: Kur yükselirse faiz fazla etkilenmeyebilir, faiz yükselirse kur düşebilir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...