30 Mayıs 2014 Cuma

Kafa Karışıklıkları İçin Rehber

Tüketmeden üretim olmaz
Bir yerde üretim yapılması için bir tüketim talebi olması gerekir. Eğer bir ülkede çoğunluğun dini inançlarına göre domuz yenmesi günah olduğu için domuz etine talep yoksa ve o ülke domuz eti ihracatı da yapamayacaksa orada domuz üretmenin hiçbir anlamı olmaz. Yani bir yerde tüketim için talep olmalıdır ki orada üretim de olsun. Tüketim ile üretim bir madalyonun iki yüzü gibidir.

Üretimi artırmadan büyüme olmaz
Bir ekonomi üretimini artırarak büyür. Sağlıklı olanı budur. Bir de ithal ederek büyüyen ekonomiler vardır. Onlar bir süre sonra ithalat yapacak kadar döviz bulamazsa büyüyemez, küçülmeye başlar.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Ekonomi Siyasetten Soyutlanabilir mi?

Önce siyaset deyimiyle neyi kastettiğime açıklık getirmem ve ideolojiyle farkını ortaya koymam gerekiyor. Aksi takdirde siyaset ile ideolojiyi birbirine karıştırmaktan kurtulamayız.  

Siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili görüş ve anlayışlara verilen ad. Siyaset kelimesi Arapçadaki at bakıcısı (seyis) kelimesinden, batı dillerinde kullanıldığı biçimi olan politika kelimesi ise Yunanca kent veya devlet anlamına gelen polis sözcüğünden türetilmiş bulunuyor.  

25 Mayıs 2014 Pazar

Faiz Lobisi Haklı Çıktı

Merkez Bankası ne yaptı?
22 Mayıs 2013’de Fed’in tahvil alımını yavaşlatacağına ilişkin ilk açıklamasını yaptığı günden başlayarak başta gelişme yolundaki ülkeler olmak üzere küresel piyasalarda dalgalanma yaşanmaya başladı. Türkiye, bu küresel dalgalanmaya kendi iç siyasal ve sosyal dalgalanmalarını da eklediği için en fazla etkilenen ülkelerden birisi oldu. Kırılgan beşli olarak adlandırılan ülkeler içinde (Brezilya, Endonezya, Hindistan, Güney Afrika ve Türkiye) en kırılgan ekonomi konumuna geldi. Dış finansman ihtiyacı olan gelişme yolundaki ülkeler bu gelişmeye karşı faiz artırarak yabancı fon çekmeyi denerken TCMB, kurlara satış yoluyla müdahale etmeyi denedi. TCMB bu uygulamada başarılı olamadı.   

TCMB’nin, faiz aracını kullanamamasının nedeni toplumda faizle ilgili başlatılan ve büyük ölçüde siyasal iktidar kadrosunun da desteklediği faiz karşıtı söylemlerdi. Faizin artırılmasını önerenlerin “faiz lobisi” olarak suçlanmasıyla doruk noktasına ulaşan bu yaklaşım Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlıyordu. Kurlardaki hızlı yükselişin durdurulamaması sonucunda Merkez Bankası, 27 Ocak 2014’de haftalık repo faizini yüzde 4,50’den yüzde 10’a artırmak zorunda kaldı. “Zor, oyunu bozar” diyen atasözümüz bir kez daha yaşama geçmiş oldu. Merkez Bankası’nın faizi artırmasından sonra Türkiye’nin göstergeleri hızla toparlanmaya başladı.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Okuduğum Kitaplar

Capital in the Twenty First Century, Thomas Piketty (henüz Tükçe çevirisi yok)
Kapitalizmin ve onun ana dayanağı olan sermayenin kavramsal, kurumsal ve ideolojik değerlendirme ve eleştirisini Karl Marx Das Capital’de ve diğer eserlerinde ayrıntılı olarak yapmıştır. Kuşkusuz bu eleştiri 19. yüzyılın yani sanayi kapitalizminin yeni doğduğu ve gelişmeye başladığı dönemin kapitalizminin eleştirisidir. O zamandan bu zaman işin özü çok az değişse de öz dışında değişen çok şey oldu. Kapitalist sistemin üzerine oturduğu sömürü gibi olgulardan bazılarında iyileşmeler, bazılarında ise yalnızca şekil değişiklikleri ortaya çıktı. Piketty bu kitabında çerçeveyi gelir dağılımı eşitsizliği üzerine kuruyor. Kapitalist sistemin günümüzde önemsiz bir olguymuş ya da gelir artışı devam ettiği sürece ileride kendiliğinden düzelecekmiş gibi göstermeye çalıştığı gelir dağılımı eşitsizliği kitabın en önemli teması. Bence en önemli önermesi de şu: Gelir artarsa gelir dağılımı düzelir tezi yanlıştır. Doğrusu gelir dağılımı düzelirse gelir artar önermesidir. Bu değişikliği yapmanın temel yolunun vergiden geçtiğini söylüyor Piketty. İyi bir vergileme ve bunun sonucunda düzeltilebilecek bir gelir dağılımıyla kapitalizmin yaşatılabileceğini ileri sürüyor. Vardığı sonuçlara ve getirdiği kimi önerilere katılmasam da okunması gerekten bir kitap olduğunu düşünüyor ve öneriyorum.      

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Son Bir Yılda Yaşanan Olayların Piyasalara Etkisi

Olayların piyasalara yansımalarını grafikler yardımıyla göstermeye çalışalım
Aşağıda kronolojik olarak değindiğim olayların yarattığı risk artışlarını ve düşüşlerini ilk grafikte yer alan CDS primleri aracılığıyla gözlemlemek mümkün. 22 Mayıs 2013’de 118 olan CDS primi olaylara göre dalgalanmış, Başbakan’ın telefon konuşması kayıtlarının ortaya çıkmasıyla en üst düzeye ulaşmış ve sonra düşüşe geçmiş görünüyor. 22 Mayıs 2013’den bir yıl sonra CDS primi 180’in altına inmemişti. Yani hala ilk duruma göre 60 puan yüksekte bulunuyor.

  
Alttaki grafik borsadaki gelişmeleri özetliyor. 22 Mayıs 2013’de 90 binler düzeyinde bulunan BIST 100 endeksi 60 binlere kadar gerilemiş ve sonra yeniden yükselerek 75 bin düzeyine gelmiş görünüyor. Borsada yaşanan toparlanmaya karşılık başlangıç aldığımız 22 Mayıs 2013’e kadar hala 15 bin puanın üzerinde bir kayıp bulunuyor. Bu da Borsa İstanbul’u çekici kılıyor. 90 binlere kadar artma potansiyeli bulunduğu düşünüldüğünde borsa oldukça çekici bir yatırım alanı olarak değerlendiriliyor.


Bu gelişmelerin en önemli etkisi kurlar ya da madalyonun ters yüzüne bakarsak TL’nin değeri üzerinde görüldü. Aşağıdaki grafikte sepet kurda (½ $ + ½ €) 22 Mayıs 2013’den bu yana yaşanan gelişmeler gösteriliyor. Sepet kurun doruk noktasına çıktığı tarih TCMB’nin faizleri ciddi oranda arttırdığı 27 Ocak 2014’ün hemen öncesindeki günlerdir. Faiz artırımı sonrasında sepet kurda yaşanan sakinleşme eğilimi grafikten izlenebiliyor.


Aşağıdaki son grafik yine aynı tarihlerde Hazine Gösterge Tahvilinin ikinci el piyasada oluşan faiz oranındaki gelişmeleri gösteriyor. Grafik bize TCMB’nin faizi arttırmasından sonra gösterge faizdeki artışın bir süre daha devam ettiğini sonrasında düşmeye başladığını gösteriyor.


Değerlendirme
Uzun süredir 2014 yılının inişli çıkışlı sıkıntılı bir yıl olacağını söyleyip duruyoruz. Bu olaylar ve grafikler bunun kanıtı gibi duruyor. 2014 yılı gerçekten de hem dünyada hem de Türkiye’de temkinli durmayı gerektirecek kadar oynak bir yıl olduğunu bugüne kadar gösterdi. Bundan sonraki bölümünde de farklı bir görüntü henüz yok.


Olaylar kronolojisi
ABD Merkez Bankası Fed’in Başkanı Ben Bernanke’nin 22 Mayıs 2013’de yaptığı açıklamada tahvil alımlarını azaltmaya başlayabileceklerini söylemesi üzerine küresel piyasalarda dalgalanmalar yaşanmaya başlandı. Sonrasında yaşanan ve piyasaları etkileyen olayları şöylece özetleyebiliriz:

22 Mayıs 2013’den 31 Aralık 2013’e kadar
22 Mayıs: Fed, tahvil alımlarını Eylül’den başlayarak azaltabileceğini açıkladı. Açıklamanın etkisi 23 Mayıs işgününde görüldü (piyasalara olumsuz etki.)
03 Haziran: Gezi Parkı olaylarının etkisi görülmeye başlandı (piyasalara olumsuz etki.)
24 Temmuz: TCMB, gecelik fonlama faizini 0,75 puan artırdı (piyasalara olumlu etki.)
20 Ağustos: TCMB, gecelik fonlama faizini 0,50 puan daha artırdı (piyasaları fazla etkilemedi.)
21 Ağustos: Fed toplantısından tahvil alımlarıyla ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar çıkmadı. Fed’in politika değişikliği işsizlik oranının yüzde 6,5 dolayına düşmesine bağlandı (piyasalara olumlu etki.)
26 Ağustos: Suriye’de kimyasal silahların varlığının saptandığı doğrulandı. Suriye’ye askeri müdahale olasılığı artmaya başladı (piyasalara olumsuz etki.)
27 Ağustos: TCMB Başkanı, doların belini kıracaklarını söyledi (piyasaları etkilemedi.)
05 Eylül: ABD tarım dışı istihdam verisi beklenenden düşük geldi (ABD için olumsuz olsa da Fed’in tahvil alımını azaltmayacağı beklentisi yarattığı için piyasaları olumlu etkiledi.)
06 Eylül: Suriye’ye askeri müdahale gündemden düşmeye başladı (piyasalara olumlu etki.)
16 Eylül: Fed Başkanlığına aday gösterilen Larry Summers adaylıktan çekildiğini açıkladı (Başkan olursa tahvil alımlarını azaltması beklenen Summers’ın çekilmesi piyasalarca olumlu karşılandı.)
18 Eylül: Fed, tahvil alımını azaltma yönünde herhangi bir karar almadı. Böylece Eylül ayında beklenen azaltma operasyonu gerçekleşmedi (piyasalara olumlu etki.)
18 Eylül: TCMB Başkanı USD’nin yılsonunda 1,92, 2014’de ise 1,80 TL dolayında olabileceğini açıkladı (piyasalara etkisi olmadı, bazı kesimler olumlu bazı kesimler olumsuz algıladı.)
30 Eylül: ABD Kongresi Başkan Obama’nın 2014 yılı bütçesini onaylamadı. ABD’de zorunlu olmayan harcamalar yapılamaz hale geldi (ABD için olumsuz olan bu gelişme Fed’in tahvil alımlarını azaltmasına engel oluşturduğu için piyasalarca olumlu karşılandı.)
08 Ekim: Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı (genellikle olumlu karşılansa da piyasalara fazla bir etkisi olmadı.)
14 Ekim: ABD’de borç tavanı krizi 7 Şubat 2014’e kadar ve bütçe krizi de 15 Ocak 2014’e kadar geçici olarak çözüldü (ABD için olumlu olan bu gelişme geçici bir çözüm olduğu ve Fed’in tahvil alım programını etkilemeyeceği düşünüldüğü için piyasalarda bir etki yaratmadı.)
21 Ekim: ABD tarım dışı istihdam verisi beklenenden kötü geldi ABD için olumsuz olan bu gelişme Fed’in tahvil alımlarını azaltmasına engel oluşturduğu için piyasalarca olumlu karşılandı.)
31 Ekim: Başta istihdam verileri olmak üzere Euro bölgesi verileri kötü geldi (piyasalara olumsuz etki yaptı.)
07 Kasım: Avrupa Merkez Bankası faizi yüzde 0,50’den yüzde 0,25’e indirdi (piyasalardaki etkisi olumlu oldu.)
14 Kasım: Fed Başkan adayı Janet Yellen, ABD Senatosu Bankacılık Komitesinde tahvil alımını azaltma yönünde bir takvimleri olmadığını açıkladı (piyasalardaki etkisi fazlasıyla olumlu oldu.).
19 Kasım: TCMB örtülü faiz artırımı yaparak gecelik fonlama faizini tavana (yüzde 7,75) çekecek düzenlemeler yaptı (piyasalar TCMB’nin faize dolaylı da olsa müdahale etmesini genel olarak olumlu karşıladı.)
20 Kasım: Fed FOMC toplantısından tahvil alımlarına aynen devam kararı çıktı (piyasaları olumlu etkiledi.)
25 Kasım: İran, nükleer silah yapımını sınırlandıracak anlaşmayı kabul edeceğini açıkladı (piyasalarda çok olumlu etki yarattı.)
27 Kasım: Çin ile Japonya arasında gerginliğe neden olan Çin Denizi anlaşmazlığı konusunda ABD, Çin’i uyardı (piyasalarda kısa süreli bir olumsuzluk oluştu.)
06 Aralık: ABD tarım dışı istihdam verileri beklenenden daha iyi geldi ve işsizlik oranı uzun bir aradan sonra yüzde 7’ye geriledi (ABD'ye olumlu, piyasalara olumsuz etki yaptı.)
17 Aralık: Hükümetin bazı bakanlarının çocuklarının da adlarının karıştığı büyük bir yolsuzluk operasyonu başladı. Bakan çocukları, işadamları ve bazı bürokratlar da dahil olmak üzere birçok kişi gözaltına alındı (Türkiye’yi yükselen ekonomilerden, hatta kırılgan beşliden negatif ayrıştıran bir olumsuzluk oldu.)
18 Aralık: Fed, 2014 yılının Ocak ayında tahvil alımlarını 10 milyar dolar azaltacağını açıkladı (piyasalar ve özellikle de yükselen ekonomilerin piyasaları olumsuz etkilendi.)
23 Aralık: Yolsuzluk iddiaları giderek genişlemeye ve hükümetten emniyet teşkilatına yönelik operasyonlar yapılmaya başlandı. Hükümet, emniyet teşkilatı ve yargı arasında kavga başladı (Türk piyasası negatif ayrışmaya devam etti.)
24 Aralık: Yolsuzluk suçlamasında çocuklarının ve kendilerinin adı geçen 4 bakan istifa etti (piyasada fazlaca bir etki yaratmadı.)  
25 Aralık: 10 yeni bakanın yer aldığı yeni hükümet açıklandı (piyasada fazlaca bir etki yaratmadı.)
26 Aralık: Yargıya müdahale itirazları ve hükümetin karşı görüşleri gerginliği doruk noktasına çıkardı. 3 AKP milletvekili istifa etti. HSYK yargıya müdahale açıklaması yaptı (piyasa olumsuz etkilendi, Türkiye negatif ayrışmaya devam etti.)
30 Aralık: TCMB, dövize sert müdahalede bulunarak 600 milyon dolar tutarında döviz sattı (kurlara ve borsaya olumlu etkisi oldu.).
31 Aralık: TCMB, dövize müdahaleye 600 milyon dolarlık satışla devam etti (kuralara olumlu etkisi oldu.)

1 Ocak 2014’den 22 Mayıs 2014’e kadar
3 Ocak: 2013 TÜFE, beklentilerin üzerinde % 7,4 ile kapandı (2014 tahminlerinde değişiklik yapılmasına yol açabilecek bir gelişme olarak nitelenişyor.)
10 Ocak: ABD Tarım dışı istihdamı beklenenin çok altında arttı (ABD ekonomisi için kötü, gelişme yolundaki ülkeler için iyi haber olarak algılandı.)
14 Ocak: Kasım ayı cari açığı beklenenin altında geldi (cari açık gerilemeye devam ediyor, 2014 tahminlerinde revizyona yol açacak bir gelişme daha ortaya çıkmış oldu.)
21 Ocak: TCMB PPK EPS günlerinde faizi % 9 uygulama kararı aldı (bu karar, piyasada oluşan faiz artırımı beklentisini karşılamaktan uzak kalıyor.)
27 Ocak: TCMB PPK faiz oranlarını ciddi biçimde artırdı (TCMB, gecikmeli olarak kaçınılmaz olan kararı almak zorunda kaldı.)
29 Ocak: Fed tahvil alımını 10 milyar daha azaltma kararı aldı (beklenen bir gelişmeydi, daha önceden piyasalar tarafından satın alındığı için fazlaca bir etki yaratmadı.)
7 Şubat: S&P Türkiye'nin BB + Durağan notunu Negatife çevirdi (dış finansman ihtiyacı yüksek olan Türkiye ekonomisi açısından daha yüksek faizli dış borçlanma anlamına geliyor.)
20 Şubat: Başbakana ilişkin ses kayıtları ortaya çıkmaya başladı (piyasalarda olumsuz etkisi görüldü)
28 Şubat: Rusya Kırım'a asker yolladı (bütün dünya piyasalarında olumsuz etkiler ortaya çıktı, altın fiyatları yükselmeye başladı.)
10 Mart: Gezi olaylarında yaralanan Berkin Elvan öldü (hükümete yönelik protestolar, piyasalar üzerinde etkili oldu.)
12 Mart: Berkin Elvan'ın cenazesi ve sonrasında olaylar çıktı (piyasalarda olumsuz etkiler oluştu.)
14 Mart: Bakanlar hakkındaki fezleke ortaya çıktı (olumsuzluklar devam ediyor.)
17 Mart: Kırım Rusya'ya katılma kararı aldı (dünya piyasalarında dalgalanmalar görüldü.)
18 Mart: Batı dünyası Kırım'ın Rusya'ya katılma kararını tanımayacağını açıkladı.
20 Mart: Twitter'a giriş yasaklandı (hükümete tepkiler yaygınlaştıkça piyasalar üzerinde deolumsuz etkiler görülüyor.)
25 Mart: TCMB Zorunlu Karşılıklara faiz verilebileceğini açıkladı (bu açıklama hisse senetlerine ve özellikle de karları düşen bankaların hisselerine yönelik ilgi artışına yol açtı.)
31 Mart: AKP yerel seçimde % 44 oy aldı (piyasalarda bu gelişme ekonomide istikrarın devamı olarak görülüp olumlu algılandı.)
7 Nisan: MB Başkanı faizi indirmek için erken olduğu mesajı verdi (Başbakanın faizi indirmek gerektiği yolunda piyasalarda kaqfa karışıklığı yaratan mesajına bir çeşit yanıt olarak ve olumlu biçimde alguılandı.)
11 Nisan: Moody's Türkiye notunu Baa3 Durağan'dan Baa3 Negatife çevirdi (bu karar, S&P’nin kararından daha önemli olarak kabul ediliyor. Çünkü Moody’s Türkiye’ye yatırım derecesinde not vermiş olan kredi derecelendirme kuruluşlarından birisi.)
5 Mayıs: Çekirdek enflasyon % 9,74, manşet enflasyon % 9,38 (tahminleri alt üst edecek kadar kötü sonuçlar.)
13 Mayıs: Soma'da büyük maden kazası oldu. 301 işçi hayatını kaybetti (ekonomik olmaktan çok siyasal ve sosyal istikrarı sarsacak bir olay olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.)



Temel Yanılgılarımız

Birinci yanılgı: Demokrasiyle seçimi karıştırmak
Seçim, demokrasinin en önemli kilit taşlarından birisidir. Ama yalnızca birisidir. Seçimi kazananlar yönetimi, kendileri için biçimlendirmeye başlarlarsa demokrasi biter. Demokrasi azınlığın haklarını korumaktır. Bizde son zamanlarda tam tersi yayılıyor ve demokrasi çoğunluğun tahakkümüne dönüşüyor. Seçim yapmış ama seçimi kaybetmiş olanlara kazanmış olanlarla aynı hakları tanımayan bir ülkenin demokrasiyle yönetildiğini söylemek mümkün değil.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Ahbap Çavuş Kapitalizmi

Tanımlar
Kapitalizmin temelini oluşturan serbest piyasa ekonomisinin özelliklerini taşıyor görünen ama aslında hükümete yakınlıkları olanlara özel kurallar uygulayan ekonomik sisteme ahbap çavuş kapitalizmi deniyor. Ahbap çavuş kapitalizmi; işadamlarının işlerini, siyasal iktidar ve bürokratlarla olan yakın ilişkilerine dayanarak yürüttüğü sistemin adıdır.  

Siyasal iktidarın ve onun talimatı altında bürokrasinin verdiği izinler, ihaleler, teşvikler ve destekler, ahbap çavuş kapitalizminin başlıca alanını oluşturuyor.  

16 Mayıs 2014 Cuma

Soma

Sorumlu kim?
Soma’da yaşanan maden kazası çok sayıda insanımızın yaşamını kaybetmesine mal oldu. Aileler yıkıldı, ocaklar söndü. Şimdi yurdun dört tarafından yardım yağıyor. Bunlar özünde iyi girişimler ama asıl olayın izlenmesini önlememeli. Kusuru, ihmali saptanırsa sorumlular mutlaka bu işin bedelini hem madden hem de ceza olarak ödemeli. Aksi takdirde bu kazalar her yıl tekrarlanan rutinlere dönüyor.

13 Mayıs 2014 Salı

2014 Tahminleri Alt Üst Oldu

Yılbaşında yaptığım tahminleri sık sık değiştireceğimi çünkü bu yılın çok iniş çıkışlı bir yıl olacağını söylemiştim. Bu iniş ve çıkışlar yalnızca bizim ekonomimizle ilgili gelişmeleri değil sosyal ve siyasal gelişmeleri ve dış dünyadaki gelişmeleri de yansıtıyor. Son dönemde ben bu kadar farklı faktörün farklı yönlerde ekonomi üzerinde etkili olduğunu görmemiştim. Tahminlerimi sık sık değiştirmek zorunda kalacağımı biliyordum ama bu kadar oynaklık benim beklentimi de aştı. 

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Korikorodan

Çocukken babam bir dizine beni, öbür dizine kardeşimi oturtur masallar anlatırdı. Çoğu kendi uydurduğu masallardı. En sevdiğimiz masal korikorodan masalıydı. Ayrıntısını hatırlamıyorum şimdi ama bir yerinde şöyle bir şeyler geçiyordu “…ormanda yürürlerken ağaçların arasından birden bire koskoca bir korikorodan çıkmış.” İkimiz birden hemen sorardık “korikorodan nedir?” Babamın anlattıklarından hayalimizde canlandırdığımız kadarıyla, korikorodan, ejderhayla dinozor arası, ağzından burnundan ateşler çıkaran apartman boyunda bir yaratıktı. Tam bir masal canavarı. Bize sevimli bir canavarmış gibi gelirdi. Sonra Herkül gibi biri gelip korikorodanı öldürür, kardeşim de ben de Herkül benzeri adamın başarısına sevineceğimize korikorodana acırdık.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Merkez Bankası'nın Reaksiyon Zamanlaması

Merkez Bankası, gecelik borç verme faizini, haftalık repo faizine (politika faizi) göre daha etkin bir politika aracı olarak kullanıyor. O nedenle bana göre gerçek politika faizi gecelik borç verme faizidir.

Aşağıdaki karışık grafik 2013 Ocak ayından bu yana enflasyon ya da TÜFE (mavi çizgi), USD kuru (yeşil çizgi), CDS primleri (gri çizgi) ve Merkez Bankası gecelik borç verme faizinin (kırmızı çizgi) gelişimini gösteriyor. Grafiğin sağındaki kesikli siyah çizgi ise Merkez Bankası’nın gecelik borç verme faizi oranını yüzde 7,75’den yüzde 12’ye çıkardığı 27 Ocak tarihini işaretliyor.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Faiz, Kur ve Risk İlişkisi

Bu analizde Türkiye’nin dış finansmana ihtiyacı olduğu, bu finansmanı çekebilmek için rakipleriyle faiz konusunda bir yarış içinde bulunduğu, risklerinin ekonomi içi ve ekonomi dışı nedenlerle yükseldiği, risklerindeki yükselişin frenlenebilmesinin dış finansmana ulaşmadaki zorlukları aşmasından geçtiği, bunun yolunun da faiz artışı yoluyla dış finansman kaynaklarını çekebilmek olduğu gerçeğinden hareket edilmiştir.


Aşağıdaki grafiklerde, girişte sözünü ettiğim risk yükselmesinin etkilerini gösteren Merkez Bankası’nın gecelik borç verme faiz tavanını yüzde 8’den yüzde 12’ye yükselttiği 27 Ocak 2014’den sonra dolar kuru ve CDS primlerinde yaşanan gelişmeler yer alıyor.


Grafiklerin gösterdiği durum, Merkez Bankası’nın yükselen riskler karşılığında faizi arttırması sonucunda hem kurun hem de risk priminin düştüğü gerçeğidir (Bu sonucun ortaya çıkmasında faiz artırımına eşlik eden siyasal tansiyon düşüşünün de etkisi olmuştur.)

Cari açık veren ve bu açığı borçlanma ağırlıklı dış finansman ile finanse etmeye çalışan bir ekonomide riskler artarsa ülkeye döviz girişi düşecek ve dolayısıyla kurlar artacak demektir. Böyle bir ortamda döviz kuruyla risk primi arasında ortaya çıkacak ilişkiyi aşağıdaki şekilde gösteriyorum.

Şekilden görüleceği gibi risklerin artması döviz kurunu da yukarı itmektedir. Bu durumun tersine dönebilmesinin iki yolu vardır: (1) Riskleri düşürmek, (2) Risk artışının bedelini borç verenlere daha yüksek faiz vererek ödemek.

Cari açık veren ve bu açığı ağırlıklı olarak dış borçlanmayla finanse eden bir ekonomide, riskler yükselmeye başlamışsa, faiz ile kur arasında ters yönlü bir ilişki söz konusu olacaktır. Bir başka ifadeyle bu ekonomi, dış kaynak çekebilmek için yüksek faiz vermek zorunda kalacak, döviz girişi azaldıkça faizi yükseltmek gerçeğiyle karşı karşıya olacak demektir. Bu durumu aşağıdaki şekilde gösteriyorum.


Şeklin de ifade ettiği gibi böyle bir durumda faizlerle kurlar aynı yönde bir ilişki sergiler. Döviz kurları yükselirse (Dk1’den Dk2’ye geçiş) faizler de yükselir (i1’den i2’ye geçiş.) Ülkeye giren döviz miktarı azaldığında ya da ülkeden döviz çıkışı olduğunda faizler yükselerek döviz girişinin artmasının yolunu açar.   

Ekonomik göstergelerinin yanı sıra sosyal ve siyasal alanlarda da riskleri artan bir ekonomiye borç verenler daha yüksek faiz talep ederler. Eğer riskleri düşürebilme ya da borçlanmayı azaltabilme imkânı yoksa faizler yükselecek demektir. 

Şeklin gösterdiği gibi böyle bir durumda faizlerle risk primleri aynı yönde bir ilişki sergilerler. Riskler artarsa faizler yükselir, tersi olur da riskler düşerse faizler de düşer.

Yukarıdan beri anlattığım bu ilişkileri biraz farklı bir gösterimle aynı şekil üzerine taşımaya çalışayım.  


Merkez Bankası’nın faizi i1’de iken çeşitli nedenlerle ülkenin risk priminin (CDS primi) yükselerek Rp2’ye çıktığını ve bu gelişme sonucunda ülkeden sıcak para çıkışı olduğunu, dolayısıyla dövize talebin arttığını ve dolar kurunun da Dk2’ye yükseldiğini düşünelim. Bu durumda Merkez Bankası’nın faizi i1’den i2’ye yükseltmesinin etkisi şekildeki gibi olacaktır. Riskler Rp1’den Rp2’ye ve bunun sonucunda döviz kuru Dk1’den Dk2’ye yükselirken bunların sonucu olarak faizler de i1’den i2’ye çıkacaktır.  


Not: Ekonomi teorisi evrensel bir teori olmakla birlikte koşullara, zamana ve toplumlara göre değişik görünümler alır. O nedenle buradaki analizin her yerde ve her koşulda geçerli bir analiz olarak algılanmaması gerekir. Bir ülke için risk artışına neden olan bir gelişme bir başka ülke için aynı etkiyi yaratmayabilir. Ya da risklerdeki artış her zaman faiz artışıyla frenlenemeyebilir. Hatta bazı hallerde faiz artırımı risklerin daha da yükselmesine yol açabilir. Burada yaptığım analiz Türkiye’nin 2014 yılının ilk 4 ayında geçerli olan durumu özetlemeyi amaçlamaktadır.   

1 Mayıs 2014 Perşembe

Enflasyon ile Faiz İlişkisi

Enflasyon ve çeşitleri
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış halinde olmasına enflasyon diyoruz. İki önemli unsur var bu tanımda: Fiyatlar genel düzeyi ve süreklilik. Demek ki tanıma göre ilk olarak birkaç mal veya hizmetin fiyatının artması enflasyon olarak kabul edilmiyor. Enflasyondan söz edebilmek için mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının artması gerekiyor. İkinci olarak da bu sepetin fiyatının sürekli artış içinde olması gerekiyor. Sepeti oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatı bir kez artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Enflasyon niçin ortaya çıkar? Bu soruya verilen yanıtları iki grupta toplamak mümkün: (1) Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. Yani mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arzedilen miktarından fazlaysa o zaman enflasyon olur. Buna talep enflasyonu diyoruz. (2) Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin (örneğin enerji giderleri, hammadde giderleri vb) miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur. Buna da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Eski bir tartışmadır: Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir? İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler.

Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak yerli yerine oturtabilmek için her şeyden önce hangi tür enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekir.

Monetarist iktisatçılar, Friedman’ın ünlü “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” sözünden yola çıkarak enflasyonu para arzındaki artışın yarattığını öne sürerler. Para arzının artması demek talebin de artması demektir. Talep artarsa fiyatlar yükselir ve enflasyon oluşur.

Arz yönlü iktisatçılar, enflasyonun daha çok yüksek vergiler, sıkılaştırılmış denetimler gibi etkiler sonucunda yükselen maliyetler nedeniyle maliyet enflasyonu kökenli olduğunu öne sürerler. 

Oysa enflasyon her iki etkiden de izler taşır. Yani bir ülkedeki enflasyon hem talep hem de maliyet kökenli unsurlar taşıyabilir.

Talep enflasyonu söz konusuysa
Eğer talep enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani arzdan fazla talep varsa ya da üretilen mal ve hizmet miktarından daha fazlası talep ediliyorsa fiyatlar yükselecek ve enflasyona neden olacak demektir. Bunu önlemenin yolu faizleri artırarak talebi düşürmek ve insanları tüketim yerine tasarrufa yönlendirmektir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FtED: Faiz talep Enflasyonu Doğrusu.)


Talep enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir. 

Maliyet enflasyonu söz konusuysa
Eğer maliyet enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani üretim unsurları ve girdilerinin fiyatları talep dışı nedenlerle artıyorsa (örneğin ücretler sendika baskılarıyla yükseliyor ya da enerji maliyetleri petrol ve doğalgaz fiyatlarının uluslar arası alanda artması nedeniyle yükseliyor ve bunlar da enflasyona neden oluyorsa) o zaman faizi arttırdığımızda enflasyon da artar. Çünkü faiz de bir maliyet unsudur (finansman maliyeti) ve buradaki artış enflasyonun daha da artmasına yol açabilir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FmED: Faiz maliyet Enflasyonu Doğrusu.)

Maliyet enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Faiz artarsa enflasyon artar ya da bir başka ifadeyle enflasyon artarsa düşürmek için faizi düşürmek gerekebilir.   

Hem talep hem de maliyet enflasyonu varsa
Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa işimiz nispeten kolay demektir. O zaman faizleri artırmak suretiyle tüketimi yani talebi düşürme yoluna gideriz ve bu yolla da enflasyonu frenleyebiliriz. 

Eğer ekonomide sadece maliyet enflasyonu söz konusuysa işimiz yine kolay demektir. Faizlerde indirime giderek maliyetler üzerinde oluşan baskıyı biraz hafifletir ve enflasyonda düşüş sağlayabiliriz. Kuşkusuz bu hamlenin sonuç verebilmesi için diğer üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışta bir durulma sağlanmış olması gerekir. 

Asıl sorun şudur: Hem talep enflasyonu hem de maliyet enflasyonu bir arada yaşanıyorsa ne yapmak gerekir?  

Burada yapılması gereken şey enflasyonun ne kadarının talep ne kadarının maliyet kaynaklı olduğunu ayırt ederek işe başlamaktır. Eğer etkiler yarı yarıya ise o zaman faiz aracını kullanmak fazla işe yaramayacak demektir. Böyle bir durumda faizi artırarak talep enflasyonu düşürmenin getirisi muhtemelen maliyet enflasyonunu artırarak ortaya çıkacak kayıpla giderilmiş olacak ve faiz boşuna yükseltilmiş olacaktır. Ya da tersine maliyet enflasyonunu düşürmek için yapılan faiz indirimi talep enflasyonunu azdıracağı için etkiler birbirini nötralize edecek sonuçta faiz düşerken enflasyon aynı düzeyde kalmaya devam edecektir.  

Aşağıdaki şekilde talep ve maliyet enflasyonunun bir arada yaşandığı bir ekonomideki enflasyon ve faiz dengesini gösteriyorum.
Talep ve maliyet enflasyonunun birlikte yaşandığı bir ekonomideki durumun başlangıçta yüzde 6 faiz oranı ve yüzde 5 enflasyon oranını temsil eden A noktasında olduğunu varsayalım. Diyelim ki ekonomi yönetimi faizi artırarak enflasyonu düşürmeye karar vermiş ve faizi yüzde 8’e çıkarmış olsun. Bu durumda talep yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 4’e gerileme olurken maliyet yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükselme olacak ve her ikisinin karmasından oluşan toplam enflasyon oranı değişmeden kalacaktır. Faiz artırımı, enflasyonu düşürücü yönde bir etki yapmayacak, ekonomi daha yüksek bir faiz oranında aynı enflasyon oranı üzerinde yeni bir denge noktasına ulaşmış olacaktır (B noktası.)

Eğer ekonomide yukarıda değindiğim gibi maliyet ve talep enflasyonu birbirine yakın ağırlıkta ise bu durumda faiz politikası işlevsiz kalacak yani bir işe yaramayacak demektir.

Faiz politikasını enflasyona karşı kullanırken ekonomideki talep ve maliyet enflasyonlarını ve bunların dengedeki ağırlıklarını iyi belirlemek gerekir. Aksi takdirde beklenmedik sonuçlar karşımıza çıkabilir.

Not: Şekiller eşliğinde yapılan bu analiz bana aittir. Alıntılanması halinde kaynak gösterilerek kullanılması gerekmektedir. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...