30 Haziran 2014 Pazartesi

Riskler Düşüyor

Riskler, 22 Mayıs 2013’de Fed’in tahvil alımını azaltmaya başlayacağını ilk kez telaffuz etmesinden sonra bütün dünyada yükseliş gösterdi. Burada riskleri CDS primiyle ölçüyorum.

CDS, Credit Default Swap deyiminin kısaltmasıdır. Türkçede tam bir karşılığı olmadığı için CDS olarak kullanılıyor. Biraz zorlamayla da olsa zaman zaman “kredi risk primi” olarak adlandırılabiliyor. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir bedel karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Yunanistan devletinin borçlanma tahvilini alan bir kurum düşünelim. Bu kurum bu tahvil karşılığında Yunanistan devletine belirli bir faiz karşılığında belirli bir süre için kredi vermiş olur. Vade sonunda tahvili verecek ve anaparasını, birikmiş faiziyle birlikte geri alacaktır. Bu kurum Yunanistan’ın bu tahvilin bedelini geri ödeyeceğinden endişe duyduğu için bu tahvili CDS işlemi yapan kuruluşa götürerek belirli bir bedel ödemek suretiyle bu şirketin garantisini satın alabilir. Bu prime CDS primi deniyor. Bir ülkenin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır.  

28 Haziran 2014 Cumartesi

Maliye Müfettişi

1972 yılında Maliye Müfettiş Muavinliğine atandığımda eski Maliye Müfettişlerinden Cahit Kayra Maliye Tetkik Kurulu Başkanı idi. 

Mülkiye’den mezun olduğumuzda kızlı erkekli bir grup arkadaş sınavlarına girmeyi planladığımız çeşitli devlet kurumlarından sınavlarla ilgili broşür toplamaya, bilgi derlemeye başladık. Nasıl bir gelecek bizi bekliyor, sınavlarda ne gibi konular var, yurtdışı eğitim imkanı tanınıyor mu, ücret nasıl gibi sorularımıza yanıt arıyorduk. O tarihte bilgisayar ve internet olmadığı için bu bilgileri beş dakikada derlemek yerine kurumlara gitmek zorundaydık. Sıra Maliye Teftiş Kurulu’na gelince kızları almadıklarını öğrendik. Aramızda bulunan kız arkadaşlar bu işe çok tepki gösterdi. Bize kurul hakkında bilgi veren kalem memuruna Anayasa’ya aykırılıktan, kadın erkek eşitsizliğine kadar verip veriştirdiler. Bu gürültüyü duyarak dışarı çıkan Teftiş Kurulu Başkanı (sonradan Adnan Erdaş olduğunu öğrendim) ne olduğunu öğrendikten sonra bizi odasına davet etti. Ve bize kızları niçin almadıklarını anlattı. Bazı teftiş yerlerine katır sırtında gidilmesinin gerektiği, bazı yerlerde otel olmadığı için hükümet binasında yatak kurup yatmak zorunda kalınacağı gibi örnekler verdi. Hiçbirimiz bu anlatılanlarla ikna olmamıştık. 20. yüzyılın son çeyreğinde katır sırtında gidilen, oteli ya da han odası bulunmayan yer mi olur diye birbirimize sorular sormuştuk.      

Cahit Kayra’nın Tarihçi Kitabevi yayınları arasından çıkan Sümbül Dağı’nın Karları kitabını okuyunca yıllardır çözemediğim bu soruların yanıtını buldum. Kayra, bu kitabında 1946 yılında yaptığı Hakkari turnesini anlatıyor. Anlattıklarını okudukça insanın inanası gelmiyor. Katır sırtında yolculuklar mı istersiniz, attan düşen insanlar mı istersiniz, eşkıyanın yol kesmesi mi istersiniz, kendi yatağını ta İstanbul’dan turne yerine taşımak mı istersiniz, ne isterseniz var. Jules Verne öyküleri gibi fantastik maceralar anlatıyor Kayra kitabında. Adeta teftiş turnesine değil Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ndeki orta dünyaya gider gibi gidiliyormuş o zamanlar turneye.

Bizimle görüşen Maliye Teftiş Kurulu Başkanı Adnan Erdaş da bu deneyimleri yaşamış bir kişiydi. Dolayısıyla o zaman anlamakta güçlük çektiğim örneklerinin o dönemler için doğru olduğunu Kayra’nın kitabını okuyunca anladım.

Kayra’nın kitabını okuyunca bir başka şeyi daha anladım. Türkiye, ulaşıma çoğunlukla kapalı, bir üretim faaliyeti olmayan, sürekli devletin eline bakan bir yapıdan bugünkü yapısına gelmiş. Günümüzde bazen hafife aldığımız hatta küçük gördüğümüz bu gelişme, müthiş bir çabayı gösteriyor. Kayra’nın anlattığı 1946 Türkiye’sinden 70 yıl sonra bugünün Türkiye’sine gelmek gerçekten büyük iş. 7 - 8 araç değiştirerek ve sonunda katır sırtında gidilen yerlere artık uçakla birkaç saat içinde ulaşmak mümkün oluyor.    

Bugün artık ne Maliye Teftiş Kurulu var ne de Maliye Müfettişleri. Türkiye, birçok alanda büyük atılımları başardı belki ama 1879 yılında kurulmuş olan bu kurumu yaşatmayı ve o kurumun hafıza birikimini korumayı başaramadı.

Maliye Teftiş Kurulu'nun kapatılması üzerine Radikal'de yazdığım yazı:
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/mahfi_egilmez/ustu_kalsin-1056588  

24 Haziran 2014 Salı

Merkez Bankası Faizi Niçin Hızlı İndirmiyor?

Türkiye, haklı ya da haksız kırılgan beşli denilen (Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika) gruba dahil edildi. Bu grubu oluşturan ülkelerin özellikleri şunlar: Eskiye göre büyümesi düşüyor, enflasyonu artıyor, cari açığı yüksek kalmaya devam ediyor, dış finansman sorunları büyüyor ve siyasette sorunlar yaşıyorlar.

Madem Türkiye bu gruba dahil ediliyor o zaman bu grubu oluşturan ekonomiler Türkiye’nin birinci derecede rakibi demektir. O halde karşılaştırmayı bu ekonomilerle yapmak gerekiyor.

20 Haziran 2014 Cuma

Merkez Bankası Faizi İndirir mi İndirmez mi?

Para politikasının egemenliği
20. yüzyılın ilk iki çeyreği maliye politikasının egemenliği altında geçti. Üçüncü çeyrekte işin içine yavaş yavaş para politikası girse de ağırlık yine maliye politikasında kaldı. Yüzyılın son çeyreğinde ekonomi politikasında ağırlık para politikasına kaydı. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde maliye politikası, para politikasının iyi işlemesi için altyapı hazırlayan bir politika konumuna geriledi.  

Türkiye’de de görünüm benzer bir biçimde gelişti. Bugün gelinen noktada ekonomiye yön vermede Merkez Bankası (TCMB) egemen kurum ve para politikası da egemen uygulama olarak öne çıkıyor. Maliye Bakanlığı ve Hazine, bütçe açığını ve kamu borçlanmasını denetim altında tutup enflasyon yaratıcı etkileri önleyerek TCMB’nin uygulamalarına destek veren bir maliye politikası yürütüyor. TCMB’nin para politikasına destek olan bir başka uygulama da BDDK’nın yürüttüğü makro ihtiyati önlemler.  

18 Haziran 2014 Çarşamba

Girişimcilik

Üniversitelerde girişimcilik dersi adı altında bir ders okutuluyor. Hangi bölümde olursa olsun son sınıfa gelen öğrencilerin bu dersi alması zorunlu bulunuyor. Güzel bir düşünce aslında ama öğrencilerin çoğu bunu angarya olarak görüyor.

İki ay önce İstanbul Üniversitesi’nde davet üzerine bu dersin ekonomi ve finansla ilgili bölümünü anlattım. Bu sunumda anlattıklarımın özetini burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

15 Haziran 2014 Pazar

Faiz Geometrisi

Faiz ve enflasyon ilişkisi  
Eğer bir kişi tasarruf edip biriktirdiği parayı bir başkasına bir süreliğine borç olarak veriyorsa, borç veren kişi parasını kullanmaktan vazgeçtiği süre için bir bedel ister. Bu bedel, biriktirdiği paranın başkasının kullanımında olduğu süre içinde enflasyon nedeniyle kaybedeceği satın alma gücünü ve bir miktar ilaveyi kapsar. Buna faiz diyoruz.

Tasarrufunu bir başkasına sadece satınalma gücü kaybı yani enflasyon oranı karşılığında kullandıran kişi o parayı kullanarak elde edeceği yararı bedelsiz olarak başkasına devretmiş olur. Bunu da akrabalık, arkadaşlık ilişkisi dışında kabul eden çıkmaz. Bu durumda enflasyon oranından yüksek bir faiz ortaya çıkar.    

13 Haziran 2014 Cuma

4000 Yıldır Burada Aynı Şeyler Yaşanıyor

Günümüzden 4000 yıl kadar önce Asurlu tüccarlar Anadolu’daki kent krallıklarının halklarıyla yaygın bir ticaret ilişkisi içindeydi. Asurlu tüccarlar, Mezopotamya'dan Anadolu’ya çoğunlukla tekstil ürünleri ve kalay getirip karşılığında altın, bakır ve tahıl alıp götürüyorlardı. Gümüş bir ticari meta olmaktan çok bir değer ölçüm ve ödeme aracı işlevi görüyordu. Asur ticaretinin temel işlevi Asur Krallığı’nın bronz yapmak için gerek duyduğu bakırı Anadolu’dan Asur’a transfer etmekti.

10 Haziran 2014 Salı

Büyüme ve Tahmin Revizyonu

İlk çeyrek büyümesi yüzde 4,3 olarak açıklandı. Piyasa tahmin ortalaması yüzde 4 idi. Benim cnbce de Son Baskı programında geçen hafta açıkladığım tahminim yüzde 4,3 idi. Bu tahmini yaparken yüzde 5,3’lük ilk çeyrek sanayi büyümesini, tarımsal üretimle, hayvansal üretimle yine inşaat ve ticaret kesimiyle ilgili TÜİK’in yayınladığı çeşitli verileri ele alarak hesaplama yapmıştım.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Kurallar, Ahmakların Uyması İçin Konur

“Kurallar, ahmakların uyması için konur” bir İngiliz atasözü (rules are made for fools to obey.) İngilizler kadar kuralcı bir ulusun böyle bir atasözü olması şaşırtıcıdır. Muhtemelen bunu başkaları için mesela Türkler için söylemiş olabilirler. TBMM gündemine gelen vergi affı yasa teklifini görünce ilk kez bu sözün Türkler için söylenmiş olacağını düşündüm.  

5 Haziran 2014 Perşembe

Avrupa Merkez Bankası'nın Önlemleri ve Türkiye'ye Olası Etkileri

Avrupa’nın deflasyonla imtihanı
Avrupa bir süredir küresel krizin etkisi altında bulunuyor. Son dönemde krizin etkisi giderek yaygınlaştı ve Almanya dışındaki ülkelerde deflasyon tehlikesi artmaya başladı. Bu sıkıntıyı aşmanın çözümü, tıpkı Fed’in, İngiltere Merkez Bankası’nın ve Japonya Merkez Bankası’nın yaptığı gibi bir parasal gevşeme politikasını devreye sokmakta görülüyordu. Ne var ki bu tür bir gevşemenin ilk ağızda Euro’ya değer kaybettirmesi ve sonra da enflasyonu arttırması söz konusu. Almanya’nın bu edenle bu gevşemeye muhalefet ettiği biliniyordu. Diğer ülkelerin sıfır dolayında (bazılarının eksi) enflasyon yaşaması, Euro bölgesinin tümünde büyüme hızının yüzde 1 olarak tahmin ediliyor olması ve işsizlik oranlarının çok yüksek düzeylere çıkması Avrupa’nın deflasyona sürüklendiği kanısını artırmaya başlamıştı. Bu kanının yaygınlaşması Almanya’yı bu tür önlemlere olan muhalefetini kaldırmaya itmiş görünüyor. Çünkü sonuçta bu ülkelerin başına bir şey gelse Almanya, tıpkı Yunanistan olayında olduğu gibi faturanın bir bölümünü ödemek zorunda kalacak.

Avrupa Merkez Bankası’nın aldığı önlemler
Sonuçta Avrupa Merkez Bankası (AMB) bu gidişatı önlemek için bir dizi önlem açıklamak durumunda kaldı. Bu önlemleri ve olası etkilerini şöylece özetleyelim (parantez içindekiler benim beklentilerimi yansıtıyor):

4 Haziran 2014 Çarşamba

Merkez Bankası Ne Anlatmaya Çalışıyor?

Merkez Bankası, ekonomide Ocak ayında yaşanan risk ve kur artışlarının enflasyonu tetikleyeceği düşüncesinden hareketle şok bir faiz artırımına gitti. Bu adım, bir yandan destek bulurken bir yandan da çok eleştirildi. Merkez Bankası’nın bu kadar yüksek faiz artışına gitmesini eleştirenler şimdilerde aynı oranda indirime gitmemesini eleştiriyorlar. Merkez Bankası da bu eleştirilere karşı ne yaptığını anlatmaya çabalıyor. Bu çaba sırasında Fisher eğrisini kullanıyor.

3 Haziran 2014 Salı

İrrasyonel Beklentiler Teorisi

Rasyonel beklentiler teorisi
Rasyonel sözcüğü, akla dayalı, ölçülü ve hesaplı anlamına geliyor. İrrasyonel sözcüğü ise bunun karşıtı bir anlam taşıyor: Akla dayalı olmayan, ölçüsüz, hesapsız.

Rasyonel beklentiler teorisi, bu teoriyi geliştiren iktisatçılardan ikisine (Lucas, 1995 ve Sargent, 2011) Nobel Ekonomi ödülü kazandırmış bir ekonomi teorisi. Teoriye göre bütün veriler açıklandığı için piyasadaki karar alıcılar, en az ekonomiyi yönetenler kadar, olaylar ve gelişmeler hakkında bilgi sahibi olur. Bu durumda piyasadaki karar alıcılar, ekonomi yönetiminin alacağı önlemlerin etkilerini önceden tahmin eder ve ona göre davranırlar. Hükümetin ekonomiyi büyütmek için tüketimi arttırma kararında olduğunu, merkez bankasının da bu karar paralelinde para arzını ekonomik büyüme oranından fazla arttırdığını düşünelim. Piyasadaki karar alıcılar bu yaklaşımın enflasyon yaratacağı beklentisine girerler ve ürünlerinin satış fiyatlarını yükseltirler. Sonuçta enflasyon ortaya çıkar. Beklenti ne yönde ise gerçekleşme de o yönde olur. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...