27 Şubat 2015 Cuma

Ne Demiştik Ne Oldu?

Geçtiğimiz Pazar günü yazdığım ‘Merkez Bankasını Beklerken’ başlıklı yazımın sonuna bir tablo eklemiş ve Merkez Bankasının hafta içinde yapacağı toplantıda faiz konusundaki olası kararının sonrasında nasıl gelişmelere yaşanabileceğini tahmin etmeye çalışmıştım. Şimdi bu tabloyu bir kez daha buraya alıyorum.

Merkez Bankası, bu tablodaki olasılıklardan başlığı yeşile boyalı olanı karara bağladı. Yani Merkez Bankası, haftalık repo ihale faizini (politika faizi) 0,25, gecelik fonlama faizlerini (borç verme ve borç alma koridor faizleri) 0,50 puan indirdi. Şimdi bu gerçekleşen sütunu alalım ve yanına yeni bir sütun ekleyerek bu karardan sonra neler olduğuna bakalım.


Merkez Bankası’nın kararının ardından hükümetten hafif sayılabilecek eleştiriler gelirken Cumhurbaşkanından sert eleştiriler geldi. Kurlar ve gösterge faiz yükseldi, enflasyon henüz açıklanmadı, CDS primi 188’den 190'a yükseldi yani orada da pek bir yükselme yaşanmadı. Eleştiriler dozu artarak devam ettiği için CDS primi yükselişe geçti.

Yılbaşından bu yana Merkez Bankası politika faizi (MBF), sepet kur (S.Kur) ve gösterge faizin (GF) gelişimini aşağıdaki grafikte sunuyorum.

  
Grafik bize, Merkez Bankasının kararı sonrasında hem sepet kurda hem de gösterge faizde bir düşüş olduğunu fakat eleştiriler sonrasında ikisinin de artışa geçtiğini gösteriyor.

Acaba bu artışlarda ABD ekonomisinden gelen olumlu verilerin etkisi ne kadar? Bir başka deyişle bu değişimin ne kadarı bize ait? Yükselen piyasa ekonomilerinin paralarının USD karşısında son 5 günde uğradığı değer kayıplarına baktığımızda kayıpların yüzde 0,5 ile 1,5 arasında değiştiğini görüyoruz. Aynı dönemde TL’nin USD’ye karşı değer kaybı ise yüzde 2,4 dolayında bulunuyor. Demek ki kaybın yarıya yakın kısmı Merkez Bankası kararı sonrasındaki eleştirilerin yarattığı karışıklıktan kaynaklanıyor.

Bir süre sonra, sessizlik egemen olduğunda, piyasa yeniden normalleşmeye, kurlar ve gösterge faiz aşağı yönlü hareket etmeye başlayacağını geçmiş deneyimler bize gösteriyor. Öyle olsa bile bu şokların ekonomi için hiç de iyi olmadığını söyleyebilirim. 

26 Şubat 2015 Perşembe

Bilim ve İnanç

13 Ocak günü yazdığım yazı aynen şöyleydi (italik bölüm):
Birkaç ay önce geleceğe farklı bakıyorduk şimdi farklı bakıyoruz. Bakışımızdaki bu hızlı değişimin en önemli nedenlerini şöylece sıralamak mümkün: (1) Petrol fiyatlarının hızlı düşüşü. (2) Fed’in faiz artırımı beklentisinin ileriye doğru kaymaya başlaması. (3) Avrupa Merkez Bankası’nın parasal gevşemeyi devlet tahvillerine de yayarak genişletme eğiliminde olması. 

Bunlar içinde en önemlisi petrol fiyatlarının düşmesi. 2015 yılı için birkaç ay öncesinde yapılan en iyimser tahminlerde bile 95 USD/Varil’in altında bir fiyat öngörülmüyordu. Bugün geldiğimiz fiyat 47 USD’nin biraz üstü. Petrol fiyatlarındaki düşüşün, hangi çerçeveden bakarsak bakalım, hangi kayıpları hesaba eklersek ekleyelim Türkiye’ye net olarak kazanç getireceğini söyleyebiliriz. Petrol fiyatlarının düşüşü, bu doğrudan kazancın yanı sıra, yatırımcılar açısından en büyük risk unsuru olarak görülen cari açığın düşmesine ve dış finansman sorununun azalmasına yol açarak dolaylı kazanç da getirecek.

22 Şubat 2015 Pazar

Merkez Bankasını Beklerken

Tuhaf bir durum
Salı günü Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplanıyor. Konuyla hiç ilgisi olmayanlar bile bu toplantıya odaklanmış görünüyor. Merkez Bankasının faizi konusunda toplumdaki çok az kişinin yeterli teknik bilgisi olmasına karşın konu, siyasete alet edilen her şeyde olduğu gibi, tutulan tarafa göre üzerinde düşünce açıklanan bir konuya dönüşmüş bulunuyor. Hemen her zaman olduğu gibi toplum, Merkez Bankası faizi indirsin ve indirmesin diyenler arasında ikiye bölünmüş durumda. Konu üzerine düşünce açıklayan kişilere: “Merkez Bankasının indirmesini ya da indirmemesini savunduğunuz faiz neyin faizidir?” sorusunu sorsak alacağımız yanıtların tuhaflığını anlatmaya sayfalar yetmez. Bu kadar teknik bir konuda taraf tutulmasının tuhaflığından daha da şaşırtıcı olan konuyu bilen teknisyenlerin çoğunun da benzer bir yaklaşımla görüş açıklamaları.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Gelirden Kim Daha Çok Pay Alıyor?

Gelir dağılımı, bir ekonomide yaratılan gelirin o ekonomideki kişiler, gruplar, bölgeler arasında nasıl paylaşıldığını ortaya koyan göstergedir. İnsanların yaşamlarını sürdürebilmek için üretim sürecine katılarak üretimde bulunmaları karşılığında o üretimden aldıkları pay onların gelirini oluşturur. Gelir dağılımı, üretimden alınan bu payların dağılımının eşitliğinin derecesiyle ilgilenir. 

14 Şubat 2015 Cumartesi

Borsa - Faiz İlişkisi

Önce bu yazıda ele alıp karşılaştıracağım iki kavram ve kullanacağım bir istatistik teknik hakkında açıklama yapayım.

BIST 100 Endeksi; Borsa İstanbul Pay Piyasası için temel endeks olarak kullanılan bir endekstir. Ulusal Pazar’da işlem gören şirketlerle, Kurumsal Ürünler Pazarı’nda işlem gören gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve girişim sermayesi yatırım ortaklıkları arasından seçilen 100 paydan oluşmaktadır. Bu endeksin ayrıntıları ve hesaplanması hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler şu broşüre bakabilirler: http://www.borsaistanbul.com/docs/default-source/endeksler/bist-pay-endeksleri-temel-kurallari.pdf?sfvrsn=6)

Gösterge Faiz; Vadesi 2 yıl olan ve 3 ayda bir kupon ödemesi yapılan ve ikincil piyasada en fazla işlem gören Devlet Tahvilinin faizine gösterge faiz deniyor. Piyasada en çok işlem gören tahvillerden biridir. İkincil piyasada birçok işlem için referans olarak alındığından adına gösterge faiz denir. Bugün itibariyle gösterge tahvilin faizi yüzde 8,10’dur.

Korelasyon; İki değişken arasındaki doğrusal ilişkinin varlığını ve gücünü ölçmekte kullanılan bir istatistik tekniktir. Değişkenlerden birisi değişirken diğer değişken de bununla birlikte doğrusal olarak değişiyorsa bu iki değişken arasında korelasyon olduğu anlaşılır. Korelasyonu ölçmekte kullanılan katsayıya korelasyon katsayısı denir. Korelasyon katsayısı eksi 1 ile artı 1 arasında değişir. Katsayı eksi 1’e ne kadar yakınsa iki değişken arasındaki negatif (ters yönlü) ilişki o kadar güçlü demektir. Katsayı artı 1’e ne kadar yakınsa iki değişken arasındaki pozitif (doğru yönlü) ilişki o kadar güçlü anlamına gelir. Katsayı sıfıra yaklaştıkça iki değişken arasındaki ilişki zayıflıyor demektir. 

11 Şubat 2015 Çarşamba

Türkiye Ekonomisinin ve Piyasaların Görünümü

2015’e Girerken Ekonominin ve Piyasaların Görünümü
2015 yılına girerken Türkiye ekonomisinin başlıca göstergelerinin durumu şöyleydi:

Gösterge
2014 Sonu Değeri
Açıklama
GSYH (Milyar USD)
810
OVP tahmini
Kişi Başına Gelir (USD)
10.537
OVP tahmini
Büyüme (%)
3,0
Gerçekleşme tahmini
İşsizlik (%)
10,5
Gerçekleşme tahmini
Enflasyon (Yılsonu, %)
8,17
Kesinleşen
Bütçe Açığı / GSYH (%)
1,3
Kesinleşen
Kamu Borç Stoku / GSYH (%)
34,9
Kesinleşen
Cari Açık / GSYH (%)
5,7
Kesinleşen

Son üç yıldır büyüme hızının, potansiyel büyüme olarak kabul edilen yüzde 5’lik oranın altında seyretmesi, işsizlik oranının yükselmesi, enflasyonda yaşanan artış, ekonominin en belirgin sıkıntıları arasındaydı. Türkiye ekonomisi, aşağı yukarı 7 – 8 yıldır, orta gelir tuzağının içinde bulunuyordu. Bütçe açığının düşük seyretmesi, kamu borç yükünün düşmeye devam etmesi ve cari açıkta başlayan gerileme ekonominin güçlü yanlarını oluşturuyordu. Bunlara ek olarak Brent petrolün varil fiyatının 2015 yılına girerken 57,3 USD olması da petrol ithalatçısı olan Türkiye için ekonomi için son derecede olumlu bir destek oluşturuyordu.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Enflasyon Beklendiği Gibi Düşmeyebilir

28.01.2015’de bu blogda yayınladığım ‘Enflasyon Matematiksel Olarak Düşecek’ başlıklı yazımda varsayımlarımı şöyle özetlemiştim. ‘Ben, eğer kurlarda olağanüstü bir artış olmazsa, petrol fiyatı da bu düzeylerde kalmaya devam ederse bu 4 ayda ortalama artışın yüzde 0,50’nin (yüzde yarımın) altında kalacağını ve dolayısıyla Mayıs ayına girdiğimizde 12 aylık enflasyonun yüzde 5 dolayında (biraz altında veya üstünde) çıkacağını tahmin ediyorum. Yani demem o ki biz hiçbir şey yapmasak da enflasyon yüzde 5 dolayında bir düzeyde olacak. Buna baz etkisi deniyor.’

Varsayımlarım bunlardı. Buna göre şu tabloyu sunmuştum:

Aralık 2014
8,17
0,30
0,40
0,50
0,60
Ocak 2014
1,98
6,49
6,59
6,69
6,79
Şubat 2014
0,43
6,36
6,56
6,76
6,96
Mart 2014
1,13
5,53
5,83
6,13
6,43
Nisan 2014
1,34
4,49
4,89
5,29
5,69

7 Şubat 2015 Cumartesi

Bir Haftada Neler Oldu?

Bir önceki hafta TCMB’nin 3 Şubat’ta enflasyon açıklandıktan sonra manşet enflasyonda eğer 1 puandan fazla düşüş olmuşsa politika faizini 24 Şubat’taki normal PPK toplantısını beklemeden 4 Şubat’ta acil olarak toplanıp faizi indirebileceğini açıklamasından sonra TL, USD ve Euro’ya karşı hızla değer kaybetti. Bu gelişme, Türkiye’ye benzer bütün ekonomilerde yaşanmakla birlikte TL’deki değer kaybı, Ruble’yi saymazsak benzer ekonomilerin para birimleri içinde en yüksek kayba uğrayan para birimi oldu. TCMB, TL’de yaşanan hızlı değer kaybını görünce bu görüşünü değiştirdi ve acil toplantı yapmayacağını açıkladı.

Siyasetçiler, TCMB’nin faizi indirmemesine tepki göstermeye devam etti. Fed’in faiz artırımının yeniden gündeme gelmeye ve dolayısıyla USD’nin güçlenmeye başladığı bir ortamda bu tür demeçler riskleri artırdığı için TL’nin değer kaybı hızlandı.  

5 Şubat 2015 Perşembe

Faiz: Neden mi Sonuç mu?

Enflasyon ve Çeşitleri
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış halinde olmasına enflasyon diyoruz. İki önemli unsur var bu tanımda: Fiyatlar genel düzeyi ve süreklilik. Demek ki tanıma göre ilk olarak birkaç mal veya hizmetin fiyatının artması enflasyon olarak kabul edilmiyor. Enflasyondan söz edebilmek için mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının artması gerekiyor. İkinci olarak da bu sepetin fiyatının sürekli artış içinde olması gerekiyor. Sepeti oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatı bir kez artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Enflasyon niçin ortaya çıkar? Bu soruya verilen yanıtları iki grupta toplamak mümkün: (1) Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. Yani mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arzedilen miktarından fazlaysa o zaman enflasyon olur. Buna talep enflasyonu diyoruz. (2) Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin (örneğin enerji giderleri, hammadde giderleri vb) miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur. Buna da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Neden ve Sonuç İlişkisi
Eski bir tartışmadır: Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir? İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler.

3 Şubat 2015 Salı

Cıs

Enflasyon dediğimiz gibi matematiksel olarak Ocak ayında düştü. Ama düşüş beklendiği düzeyde olmadı. Beklenti Ocak ayında enflasyonun aylık 0,74 olmasıydı ama gerçekleşme 1,10 oldu. Geçen yılın Ocak ayında 1,98 olduğu için bundan düşük (1,10) gelen enflasyon nedeniyle bu ay 12 aylık enflasyon yüzde 8,17’den 7,24’e geriledi. Asıl sorun çekirdek enflasyondaki (I endeksiyle ölçülen enflasyon) düşüşün son derecede sınırlı kalması. Aralık ayında 12 aylık çekirdek enflasyon yüzde 8,73 iken Ocak ayında manşet enflasyondaki 0,93 puanlık düşüşe karşın yüzde 8,63'ten öteye gerilemedi. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...