30 Eylül 2015 Çarşamba

Wagner Yasasından Yola Çıkarsak

Kamu Giderlerinin Artışı Yasası (Adolph Wagner)
Kamu giderlerinin sürekli arttığı ve bunun neredeyse evrensel bir durum olduğuna ilişkin gözlemler yapan Alman iktisatçı, kamu maliyecisi ve siyasetçi Adolph Wagner bu gerçeği kendi adıyla anılan bir yasa olarak açıklamıştır. 

Wagner yasasına göre kamu giderleri hem nominal (görünürde) hem de reel olarak artış halindedir. Burada nominal ve reel artış biraz farklı bir durumu gösterir. Eğer kamu giderleri arttığı halde kamu hizmetlerinde bir artış yoksa bu artış nominal artıştır. Eğer kamu giderleri kamu hizmetleriyle birlikte artıyorsa bu reel bir artıştır. Kamu giderlerinde görülen nominal artışlar; enflasyon ve/veya paranın dış değerinin düşmesi nedeniyle satın alınan aynı mal ve hizmetlerin daha pahalıya alınmaya başlanması, ülke topraklarının savaşlar vb nedeniyle genişlemesinin gider artışlarına neden olması, geçmişte düşük ödemelerle yaptırılan bazı kamu hizmetlerinin bedellerinin artması (askerlere ödenen asker aylıklarında artışlar olması gibi nedenlerle ortaya çıkar. Kamu giderlerinde görülen reel artışlar ise devletin eğitim, sağlık gibi alanlarda daha kaliteli ve kapsamlı hizmet sunması, teknolojideki değişmelerin yarattığı altyapı değişikliklerinin adapte edilmesi, savunma gücünün artırılması için yeni silahlar, teçhizat alınması, nüfus artışına uyumlu olarak devlet hizmetinin yaygınlaştırılması gibi nedenlerle ortaya çıkar. 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Ekonominin Büyüme Oranından Giderek 1 Kasım Genel Seçiminde İktidar Partisinin Muhtemel Oy Oranının Tahmini (Yenilenmiş Hali)

Geleneksel hale gelen büyüme oranıyla iktidar partisinin oy oranı arasındaki ilişkiye dayanarak yaptığım seçim sonucu tahminimi yeniliyorum.

Aşağıdaki tabloda 2002 genel seçimlerinden başlayarak bugüne kadar yapılan genel ve yerel seçimlerde iktidar partisinin aldığı oy oranları ve bu seçimlerin öncesindeki üç çeyreğin büyüme oranları ortalaması yer alıyor (Yerel seçimlerin sonuçlarını da genel seçimlerle aynı kapsamda olması için yerel seçimlerdeki meclis üyeliği oyları dikkate alınmıştır.)

25 Eylül 2015 Cuma

Merkez Dirense de Faiz Artıyor

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, son toplantısında faizleri artırmadı. Artırması gerektiğinin farkında ama artıramıyor. Farkında olduğu nereden belli? (1) Ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini yüzde 9’un üzerine çıkardı. (2) Piyasa yapıcısı bankalara yaptığı indirimli faizle borç verme uygulamasını kaldırdı. Bu iki hamleyle kimseye çaktırmadan faizi artırmış oldu. İyi güzel de bir merkez bankası para politikasının en önemli aracı olan faiz politikasını kimseye çaktırmadan ne kadar uygulayabilir ki? Sonunda gelip limite dayanacak. O zaman ne yapacak?

21 Eylül 2015 Pazartesi

Krizler Gelir Dağılımını Düzeltiyor

Türkiye’de gelir dağılımı
Türkiye’de TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırması kapsamında gelir dağlımı ölçümü yapıyor. Aşağıdaki tabloda 2014 yılına ilişkin araştırmadan elde edilen sonuçlar 2013 yılı sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak yer alıyor (Kaynak: TÜİK, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2014. 

Buna göre 2014 yılında, 2013 yılına göre Gini katsayısında 0,40’dan 0,39’a gerileme olmuş yani gelir dağılımında mutlak eşitlik doğrusuna biraz daha yaklaşılarak gelir dağılımında düzelme yaşanmıştır.

Toplumun bu araştırmanın sonuçlarına ne kadar inandığı, araştırmanın gerçekleri ne kadar yansıttığı ya da bu araştırmanın objektif ve bilimsel ölçülere göre yapılıp yapılmadığı konusunun tartışmasına girmeyeceğim. Ben bu araştırmayı da geçmiş araştırmalar gibi doğru olarak kabul ederek bu düzelmenin nasıl ve niçin yaşanmış olabileceği konusunu ele alacağım.

18 Eylül 2015 Cuma

Kırılgan Ekonomilerin en Kırılganları

Fed, Mayıs 2013’deki toplantısında parasal genişleme (QE) politikasına son vereceklerini ve bu adımı yılsonundan önce atacaklarını açıkladığında gözler dış finansman bağımlılığı yüksek gelişme yolundaki ekonomilere çevrildi. Bu ekonomiler, Fed’in bu kararından nasıl etkileneceklerdi?

‘Kırılgan Beşli’ sınıflandırması 2013 yılında J.P.Morgan analistlerinden James Lord tarafından ilk kez ortaya atıldığında Brezilya, Hindistan, Türkiye, Endonezya ve Güney Afrika’yı kapsıyordu. Bu ülkelerin birlikte bu başlık altında sınıflandırılmasının bazı nedenleri vardı. Bu nedenlerin başlıcalarını şöylece sıralayabiliriz: (1) Bu ülkelerde yapılacak seçimler nedeniyle siyasal istikrarsızlık gündemdeydi. (2) Bazılarında ortaya çıkan yolsuzluklar istikrarsızlığı iyiden iyiye artırıyordu. (3) Ekonomileri, büyüme, enflasyon cari açık, işsizlik gibi alanlarda ivme kaybetmeye başlamıştı. (4) Bu ekonomilerin hepsi orta gelir tuzağında bulunuyor, geldikleri kişi başına gelir düzeyini yukarıya taşıyamıyorlardı. (5) Bu ekonomilerin dış finansmana olan bağımlılıkları yüksekti. (6) Fed’in açıklamasından sonra ortaya çıkan dış finansmana erişim sıkıntıları nedeniyle paraları diğer ekonomilere göre daha hızlı değer kaybetmeye başlamıştı.

17 Eylül 2015 Perşembe

Artıları ve Eksileriyle Türkiye Ekonomisinin 2015 Görünümü

Artılar
Kamu bütçesi başarılı
Yaşanan bu kadar siyasal ve ekonomik çalkantıya, küresel krizin etkilerine karşın merkezi yönetim bütçesi 2015 yılının ilk 8 ayında 639 milyon TL fazla vermiş bulunuyor. 2001 krizinden bu yana baktığımızda Türkiye ekonomisindeki en büyük başarının bütçe konusunda sağlandığını söyleyebiliriz.

Yukarıdaki grafik bize bütçe açıklarının hızla kapandığını, küresel krizin ilk etkisinin yarattığı sapma dışında kapanmaya devam ettiğini gösteriyor. 2015 yılının ilk 8 ayında 639 milyon TL fazla veren merkezi yönetim bütçesinin yılsonunda yüzde 1’in altında bir açık vereceğini bekliyoruz. Ki bu oran çok düşük kabul edilebilecek bir orandır.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Fed Faizi Artırır mı?

Bir süredir küresel sistem için en kritik konu; Fed’in 16 – 17 Eylül toplantısında faizi artırıp artırmayacağı konusu haline geldi. Bu konuştuğumuz Fed faizi, İngilizcesi Federal Funds Rate olan faiz oranı. Bankaların gün sonunda açıksız kapanmaları esas olduğundan her günün sonunda nakit açığı bulunan bankalar, bu açığı kapatabilmek için, nakit fazlası bulunan bankalardan borçlanıyorlar. Borç veren bankalar, borç alana bu borç karşılığında Fed’in belirlediği faiz oranını geçmemek üzere faiz uyguluyor.

Fed, bu oranı, 2008 yılında başlayan küresel krizle birlikte düşürerek yüzde 0,25’e kadar indirdi. Bugün geçerli olan ve artırılıp artırılmayacağı tartışma konusu olan faiz oranı budur. Bu faiz, normal koşullarda 6 haftada bir Fed Başkanının başkanlığında toplanan Federal Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (Federal Open Market Committee – FOMC) tarafından belirleniyor.

12 Eylül 2015 Cumartesi

Biat Kültürü ve Günümüze Yansımaları

Arapça bir sözcük olan biat, yöneten ile yönetilenler arasında yazılı olmaksızın var olduğu kabul edilen itaat anlaşması anlamına geliyor. Aşiret veya kabile şeklindeki örgütlenmelerde yaygın olan biat, çoğu kez rızaya dayansa da bazen zorla da söz konusu olabiliyor. Teba, tabiyet, tabi gibi sözcükler de aynı kökten gelir. Birisine biat eden ona tabi hale gelir ve onun tebası (biat edenleri) arasına girer. Günümüzde aşiret veya kabile örgütlenmesinin yerini devlet örgütlenmesi aldığı için tabiyet, kişinin, hangi devletin uyruğu olduğunu göstermekte kullanılan bir ifade haline dönüşmüş bulunuyor.     

İslam, birçok başka ilkenin yanı sıra biat ilkesine dayalıdır. Başlangıçta daha çok dinsel bir tema taşıyan biat, sonraları siyasal bir nitelik de kazandı ve İslam devletinde yönetenle yönetilen arasında, yazılı olmayan ama zımnen (üstü kapalı) yapıldığı kabul edilen, bir bağlılık sözleşmesi anlamı taşımaya başladı.  

10 Eylül 2015 Perşembe

Reflasyon ve Reflasyon Politikası

Reflasyon tanımı
Reflasyon, İngilizce restoration (önceki haline getirmek) ile inflation (şişme) kelimelerinin bir araya getirilmesinden türetilmiş bir kelime. Yeniden makul oranlı enflasyona dönmek anlamına geliyor. Belirli bir daralma, küçülme ve deflasyon döneminin ardından ekonominin içine girdiği toparlanma aşaması reflasyon olarak adlandırılıyor. Enflasyonu düşürme (dezenflasyon) anlamına kullanılan bir başka türetilmiş kelimeyle tam tersi anlamı taşıyor. Bir ekonomide üretimi canlandırmak ve ekonomideki deflasyonist eğilimleri kırmak için uygulamaya sokulan para ve/veya maliye politikasına da reflasyon politikası deniyor.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Parasal Genişleme Uygulamaları

Parasal genişleme
Parasal genişleme, merkez bankalarının açık piyasa işlemi (APİ) olarak bilinen para politikası aracının çok büyük miktarlara ulaşmış halinden başka bir şey değil. Merkez bankaları, piyasaya likidite vermek istediklerinde piyasadan tahvil, bono gibi kâğıtları alır (bunlara kısaca kâğıt diyeceğim) ve karşılığında para verirler. Bunu satın alma olarak yapabilecekleri gibi kısa süreli devralıp iade etmeye dayalı repo yöntemiyle de yapabilirler.

Parasal genişlemeyi ilk kez başlatan ABD Merkez Bankası (Fed), bu yolla piyasada likiditeyi artırarak ekonomiyi canlandırmayı amaçlıyordu. Aslında bu yapılanın para basmaktan bir farkı yoktu. Hatta daha da kötüsü para basıp o parayı Hazine’ye vermekten bir farkı yoktu. Çünkü para karşılığında alınan kâğıtların büyük çoğunluğu Hazine kâğıtlarıydı. Fed, bankaların veya kurumların ellerindeki Hazine kâğıtlarını alarak Hazine’nin borcunu üstlenmiş oluyordu.

4 Eylül 2015 Cuma

Cari Açık Beklendiği Kadar Düşmeyebilir

Önce cari dengenin nasıl oluştuğuna ve nasıl finanse edildiğine bakalım
Cari denge = (Mal ihracatı gelirleri + satılan hizmetlerden sağlanan gelirler + diğer gelirler) – (mal ithalatı giderleri + satın alınan hizmetlere ödenen giderler + diğer giderler) +/- cari transferler

Türkiye ekonomisi, geleneksel olarak, cari dengesi açık veren bir ekonomidir. Yani dışarıya sattığı mallar ve dışarıya verdiği hizmetler karşılığında elde ettiği döviz gelirleri, dışarıdan satın aldığı mal ve hizmetler için ödediği döviz giderlerinden daha düşük olan bir ekonomi görünümündedir.

Bu şekilde ortaya çıkan açığın finanse edilmesi gerekir. Bu finansman söz konusu değilse zaten cari dengenin açık vermesi de mümkün değildir. Yani ihracattan fazla ithalat yapabilmenin yolu bu ithalat fazlası için gereken dövizin bir şekilde bulunmasından geçer. Bu da birkaç yolla bulunur: (1) Dışarıdan döviz borcu alınabilir, (2) Dışarıdan yabancı sermaye yatırımı çekilebilir, (3) Dışarıdan portföy yatırımı (borsaya veya tahvil ve bonoya yatırım) çekilebilir, (4) Mevcut döviz rezervleri kullanılabilir.

1 Eylül 2015 Salı

Dolar Arttı, Euro Arttı, İhracat Niye Düştü?

Ocak – Ağustos döneminde TL, Dolar karşısında yüzde 27, Euro karşısında yüzde 16 değer kaybetti. Aynı dönemde Türkiye’nin ihracatı yüzde 8,9 azaldı. İhracatta bu tür uzunca süren bir azalma uzun zamandır ilk kez görülüyor. Türkiye’nin ihracatındaki ağırlık önce Euro’ya sonra da Dolara, buna karşılık ithalatında ve finansman maliyetlerindeki ağırlık önce Dolara sonra Euro’ya ait bulunuyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...