30 Ekim 2015 Cuma

Her İktisat Okuyan İktisatçı Olmaz

Üniversiteye yeni girecek ve ekonomi ya da iktisat bölümlerini seçecek olan gençlerin en azından bir bölümünün kafasında oluşan ilk soruyu yanıtlayarak başlayayım. Bana şu soruyu soran çok oluyor: “Hocam, ekonomi mi yoksa iktisat mı okumamızı tavsiye edersiniz?” “Bu ikisi aynı şey” deyince bir şaşkınlık oluyor. İktisat Arapça, ekonomi (economics) Yunanca kökenli bir sözcük. Ben iyice karma bir kullanım yaparak mesleğe ekonomi, meslek sahibine iktisatçı diyorum. Benim böyle dememin de hiçbir anlamı yok, eski bir alışkanlık. Bizde eski geleneği izleyen okullar bu bölüme iktisat diyor (Mülkiye, İstanbul İktisat Fakültesi) yeni eğilimi izleyenler de ekonomi diyorlar (Boğaziçi Üniversitesi) İkisi arasında fark yok.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Atatürk'ün Yazdığı Geometri Kitabı

Babam 1913 doğumluydu. İlkokul ve ortaokulu Arap harfleriyle Osmanlıca yazılan sistem içinde okumuştu. Liseye başladığı sıralarda Harf Devrimi yapılmış ve Arap harfleriyle Osmanlıca yazılıp okunan sistemden Latin harfleriyle Osmanlıca yazılıp okunan sisteme geçilmişti. Osmanlıca, Türkçe, Arapça ve Farsçanın karışımından oluşan ağır bir dildi. Dolayısıyla Latin harfleriyle yazılsa da dil bugünkünden çok farklıydı. Babamdan duyduklarım dışında ben bu dille ilk kez resmi olarak Mülkiye’de okurken hukuk dersleri dolayısıyla karşılaştım. Sonradan Maliye Müfettişliği sırasında Muhasebe-i Umumiye Kanunu veya Memurin Muhakemat-ı Hakkında Kanun-u Muvakkat gibi yasaları okurken ve uygularken daha fazla içine girdim. Bu yasaları anlayabilmek için Osmanlıca – Türkçe sözlükle çalışırdık. Bir örnek olması için size Memurin Muhakemat-ı Hakkında Kanun-u Muvakkat’ın birinci maddesinin Osmanlıca özgün halini ve Türkçe karşılıklarını vereyim:

25 Ekim 2015 Pazar

Seçim Sonrası İçin Ekonomi Paketi Önerisi

2016 yılının nasıl olacağını bekliyorsunuz şeklinde sorulan soruya reel sektör temsilcileri ve finans yetkilileri hep olumlu yanıtlar veriyor. İktisatçılar daha karamsar. Bunun böyle olması da normal çünkü reel sektör ve finans sektörü olumlu durumda para kazanır. İktisatçılar ise olumsuz durumda daha çok aranırlar. Bu yapıdan kurtulup da konuya bakarsak 2016 yılının, 2015 yılına göre çok daha fazla belirsizlik taşıdığını görebiliriz. Fed’in nasıl karar alacağı, Çin’deki gelişmelerin nasıl sonuçlar doğuracağı, emtia üreticisi gelişme yolundaki ülkelerin düşen emtia fiyatları karşısında ne kadar direnebileceği, gelişme yolundaki ekonomilere yönelik uluslararası fon akımlarının azalıp azalmayacağı bu çerçevede en önemli soru işaretlerini oluşturuyor. Örneğin Fed faizi artırırsa sonuçlar olumsuz, tam tersine vadesi gelmeye başlayan tahvil ödemelerini yapabilmek için yeni bir parasal genişlemeye giderse olumlu olacak. Çin, iç talebi yerli yerine oturtmaya yönelik ekonomik dönüşüm programını, ekonomiyi resesyona sokmadan başarabilirse etkisi olumlu, başaramazsa olumsuz olacak.  

23 Ekim 2015 Cuma

Ekonomide Analiz Yapabilmek İçin

Mikroekonomi, ekonominin genel veya toplam ile değil o geneli ya da toplamı oluşturan parçalarla uğraşan alanıdır. Makroekonomi, gayrısafi yurtiçi hasılayla, ekonominin büyümesiyle, toplam tüketimle, toplam tasarrufla, toplam yatırımla, işsizlikle, enflasyonla uğraşır. Bunlar, toplumun hem tamamını hem de birey olarak hepimizi ilgilendiren sorunlardır. Mikroekonomi, bireyin veya firmanın geliriyle, firmanın büyümesiyle, bireysel tüketimle, bireysel tasarrufla, firma yatırımlarıyla, firmanın istihdamıyla, firmanın ürettiği mal veya hizmetlerin fiyatlarıyla uğraşır.

21 Ekim 2015 Çarşamba

Kişi Başına Gelirimiz Gerçekte Ne Kadar Arttı?

Son yıllarda Türkiye’nin ne kadar büyüdüğü ve kişi başına gelirin ne kadar arttığı iktidar partisi temsilcileriyle muhalefet partileri temsilcileri arasında yoğun bir siyasal tartışmanın konusunu oluşturuyor. Herkes konuyu kendi açısından anlatarak kendi görüşünü haklı çıkarmaya çalışıyor. Bu konuyu daha önce de ele alıp açıklamıştım. Güncel tartışmalar eşliğinde bir kez daha açıklamayı yararlı buluyorum.

Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyümesi denilen olgu bir ekonominin bir dönemden ötekine üretim miktarındaki artış demektir. Basitleştirerek anlatmaya çalışayım. Yalnızca ekmek üreten bir ekonomide 2013 yılında piyasa fiyatı 1 TL olan 100 adet ekmek üretilmişse o ekonominin GSYH’sı şöyle hesaplanıyor: GSYH 2013 = 100 x 1 = 100 TL. 2014 yılında 2013 yılındaki üretimle aynı standart ve kalitede 110 ekmek üretilmişse o ekonomi 2014 yılında 2013 yılına göre yüzde 10 büyümüş sayılıyor.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Güncellenmiş Yapısal Reformlar Rehberi

Yapısal reformlar dendiğinde iki farklı kavram ortaya çıkıyor: Yapısal değişim (structural change) ve yapısal reform (structural reform.) İkisi de bir yapısallık özelliği taşıdığı için birbirine benzer çağrışımlar yaratsa da aslında birbirinden oldukça farklı durumları tanımlıyorlar.

Yapısal değişim, bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1968 – 2014 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor.

GSYH’daki Paylar (%)
1968
2014
Tarım Sektörü
33,3
8,8
Sanayi Sektörü
17,2
32,9
Hizmetler Sektörü
49,5
59,1

16 Ekim 2015 Cuma

İkiz Açıkta Son Durum

Makroekonomide en temel denklem iç ve dış ekonomik dengeyi bir arada gösteren denklemdir. Bunu şöyle yazabiliriz:


Bu denklemde S özel kesim tasarruflarını, I özel kesim yatırımlarını, T kamu kesimi gelirlerini (zorunlu tasarruflar), G kamu kesimi harcamalarını, X dış dünyadan sağlanan döviz gelirlerini, M de dış dünyaya yapılan döviz ödemelerini gösterir.

Bu denklemde yer alan (T – G) yani kamu kesimi gelir gider dengesi kabaca bütçe dengesine, (X – M) de kabaca cari dengeye eşittir. Eğer bir ekonomide bu iki dengenin ikisi de açık veriyorsa o zaman ikiz açık söz konusu demektir.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Krizin Üçüncü Aşaması

Bugünlerde özellikle yabancı gazete ve dergilerde ya da çeşitli kurumların piyasa raporlarında küresel krizin üçüncü aşamasına girdiğimiz ve bu aşamada gelişmekte olan ekonomilerin krizin parçası olacağı ve bunun ciddi sıkıntılar ve sorunlar yaratacağını anlatan analizler okuyoruz. 29 Eylül 2011 tarihli Radikal Gazetesinde yazdığım ‘Krizin Üçüncü Aşaması’ başlıklı yazım, bu konuda yapılmış ilk analizdir. Bu yazımı burada sizlerle bir kez daha paylaşıyorum.

12 Ekim 2015 Pazartesi

Orta Vadeli Program ve Gerçekler

2016 – 2018 arası 3 yıllık dönemi kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) ile Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) yayınlandı. Bu belgelerde yer alan 2015 gerçekleşme tahminleri ile 2016 – 2018 dönemini kapsayan gelecek 3 yıla ilişkin tahminleri aşağıda tablo halinde sunuyorum.

6 Ekim 2015 Salı

Dünyanın Ekonomik Görünümü 2015 - 2016

Dünya Ekonomisinin Genel Görünümü
IMF verilerine göre (IMF World Economic Outlook Database, October 2015) dünyanın ekonomik görünümü özetle şöyle bir tabloya sığdırabilir (satınalma gücü paritesine göre):


GSYH / Dünya (%)
Nüfus / Dünya (%)
Gelişmiş ekonomiler (37)
42,9
14,7
   ABD
15,9
4,5
   Euro Bölgesi (19)
12,2
4,7
   Japonya
4,4
1,8
Gelişmekte olan Ekonomiler (152)
57,1
85,3
   Çin
16,6
19,2
   Türkiye
1,1
1,2

4 Ekim 2015 Pazar

Liselerin En Parlak Öğrencileri

1950 ve 60’larda liselerin en parlak öğrencileri inşaat mühendisliği veya makine mühendisliği okumaya giderdi. Ben ilkokuldayken öğretmen sınıfa “büyüyünce ne olmak istiyorsunuz” diye sormuştu. O zamanlar Ankara’da özel okul olarak hatırladığım yalnızca TED Maarif Koleji vardı. O nedenle devlet okulları zengin, fakir karışık bir yapıdaydı. Ankara Mimar Kemal İlkokulu kapıcı çocuklarından memur, işçi, tüccar veya sanayici çocuklarına kadar her ailenin çocuğunun gittiği bir devlet okuluydu. Sınıfımız 65 kişiydi. Bu 65 kişinin 64’ü soruya “mühendis olacağım” diye yanıt verdi. Bir tek çocuk itfaiyeci olmak istediğini söylemişti. Yaşamımda hiç mühendislik düşünmediğim halde o zamanın modasına uyup ben de mühendis olmak istediğimi söylemiştim.

1 Ekim 2015 Perşembe

Bütçe Açığını Artırmadan Büyüme Oranı Artırılabilir mi?

Türkiye ekonomisi son 4 yıldır potansiyel büyümesinin altında büyüyor. Türkiye ekonomisinin büyümesinde etkili olan iki faktör var: (1) Kamu harcamalarının artması. (2) Cari açığın artması. İlki kamu kesiminden özel kesime ve hane halklarına harcama gücü aktarılmasını, ikincisi de özel kesimin daha fazla üretim yapmasını sağlıyor. Türkiye ekonomisi, 2000’lere kadar ilk yöntemle yüksek bütçe açıkları vererek özel kesime ve hane halklarına para aktararak büyümüştü. O dönemde artan kamu harcamaları vergi artışı yerine borçlanma artışıyla sağlandığı için enflasyon da yükselmişti. 2000’ler sonrasında yöntem değişikliğine giden Türkiye, bu kez cari açığın büyümesine dayalı bir üretim içine girdi. Özel kesim dışarıdan finansman bularak üretim yaptı ve dış talep canlı olduğu sürece de bu durum büyümeye olumlu katkı yaptı. Ne var ki küresel kriz sonrasında cari açığın taşınamaz boyuta gelmesine ek olarak Türkiye’nin asıl ihracat pazarı olan Avrupa’nın krize girmesi sonucu dış talebin düşmesiyle birlikte bu model de durakladı.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...