28 Ağustos 2016 Pazar

Krizler Eskisi Kadar Etkilemiyor

Alışmak; yadırgamaz duruma gelmek, bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek, intibak etmek, sürekli ister olmak, bağlanmak, bağımlılık kazanmak, evcilleşmek, ehlîleşmek gibi anlamlar taşıyor. Ben burada yadırgamaz duruma gelmek anlamını kullanacağım.  

Kriz (buhran, bunalım); bir mekanizmanın mevcut konumunu ve geleceğini etkileyen beklenmeyen bir anda ortaya çıkan ve genelde önlem alınmakta geç kalınan olumsuz bir durumu ifade ediyor. İşletme söz konusu olduğunda kriz, beklenmeyen ve önceden sezilmeyen, hızlı bir şekilde yanıtlanması ve yönetilmesi gereken, şirketin önleme ve uyum mekanizmalarını yetersiz hale getirerek, mevcut değerlerini, amaç ve varsayımlarını tehdit eden gerilim durumu olarak ortaya çıkıyor. Ülke veya genel ekonomi açısından baktığımızda krizi; güç dönem, bunalım, buhran olarak tanımlayabiliyoruz. Konu bölgesel veya küresel düzeye geldiğinde ise birden fazla sayıda ülkede ortaya çıkan bunalımların bütün bir bölgesel ya da küresel sistemi etkilemesi halinden söz ediyoruz demektir.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Varlık Fonu

Varlık fonu nedir, nasıl çalışır?
Ulusal Varlık Fonları, çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak gelirini artırmayı hedefleyen, devletin sahipliği ve yönetimi altında çalışan fonlardır. Bu fonun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşur. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı 4 şekilde kullanabilir: (1) Harcamalarını artırır. (2) Mevcut vergi yükünü düşürür. (3) Borçlarını erken ödemeye tabi tutabilir. (4) Bir varlık fonu kurarak bütçe fazlalarını buraya aktarır ve bu fonla ulusal ya da yabancı bazı finansal varlıkları satın alıp gelirlerini artırmaya çalışarak gelecek kuşaklara refahı aktarma yoluna gidebilir.

Bu tür fon yönetimlerinde temel hareket noktası varlıkları risk ve getiri dengesini gözeterek kazanç amaçlı kullanmaktır. Bu işlemleri, bütçe kısıtlamaları ve parlamentonun sıkı denetimi altında yürütmek kolay değildir. Varlık fonu kuruluşunun bir nedeni de bu kısıtlamalardan kurtulmaktır.

23 Ağustos 2016 Salı

Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ve Türkiye

Bir ülkeye yönelik yabancı sermaye yatırımlarını ikiye ayırarak incelemek gerekir: (1) Doğrudan yabancı sermaye yatırımları; bir ülke sınırları dışındaki yatırımcıların ilgili ülkeye fabrika gibi üretim tesisleri kurarak, şube açarak, taşınmaz edinerek veya var olan bir şirketi tamamen ya da kısmen satın alarak yaptıkları yatırımlardır. (2) Dolaylı yabancı sermaye yatırımları ise hisse senedi alımı, tahvil alımı gibi yollarla gerçekleştirilen portföy yatırımlarını kapsamaktadır.

Doğrudan ve dolaylı yabancı sermaye yatırımları arasındaki üç temel fark vardır: (1) Doğrudan yatırımlar kalıcıdır (uzun vadeli) buna karşılık dolaylı yatırımlar geçicidir (kısa vadeli.) O nedenle dolaylı yabancı sermaye yatırımlarına sıcak para da denir. (2) Doğrudan yatırımlar, yatırımcısına yönetim yetkisi vermesine karşılık dolaylı yatırımlar yatırımcısına yönetime karışma yetkisi vermez. (3) Doğrudan yatırımlar, kârlılığı artırmak için verimliliği artırmaya dolayısıyla yeni teknoloji getirmeye veya üretim biçiminde değişikliğe gitmeye dönük değişiklikler yapabilirler. Oysa dolaylı yatırımların yönetim yetkisi olmaması nedeniyle böyle değişikliklere gitme hakkı bulunmamaktadır.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Lex Caecilia Didia ve Torba Yasa

Roma İmparatorluğu, eski uygarlıkların biriktirdiği ilkeleri, Roma’nın geliştirdikleriyle birleştirip bir hukuk sentezi yaratmış ve günümüz hukukunun temelini oluşturan kuralları hayata geçirmiştir. Batı Roma İmparatorluğunun 1500 yıl, Doğu Roma İmparatorluğunun 557 yıl önce yıkılmasına karşın hukuk fakültelerinde bugün bile Roma Hukuku dersleri okutulmasının nedeni, bu birikimin değerinin kaybolmamış olmasındandır.   

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Merkez Bankası Faizi Yüzde 5'e İndirmeli

Başıma taş filan düşmedi, yıllardır savunduklarımın yanlış olduğunu da kabul etmedim, ‘burası Türkiye burada başka dinamikler geçerli’ gibi sokak teorilerine de kapılmadım. Sadece bıktım. İnatla bilime meydan okuyanlara karşı bilimi savunmaktan bıktım. Faizin neden değil sonuç olduğunu şekillerle, denklemlerle, hipotezlerle kanıtlamaya çabalamaktan, enflasyonu bırakıp faizi düşürürseniz faizi orada tutamazsınız, kur fırlar, enflasyon fırlar, mecbur kalır faizi indirdiğiniz yerden de daha yukarı çıkarmak zorunda kalırsınız demekten yoruldum. ABD’de, Avrupa’da, Japonya’da faiz sıfıra yakın çünkü oralarda enflasyon yok, oysa bizde enflasyon yüzde 9’a dayanmış diye düzeltme yapmaktan sıkıldım. Merkez Bankası’nın bile sesini çıkarmadığı bir ortamda ‘faizi düşürerek enflasyonun düşmesini beklemek hatadır’ demekten usandım. Kendisini savunmayan bir Merkez Bankası’nı savunmak bana mı kaldı diye düşünür hale geldim ve sonunda pes ettim.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Köprü Geçiş Ücreti ve Dolarizasyon

İktisatçıların para ikamesi (currency substitution), finansçıların Dolarizasyon dediği olgu bir ülkenin halkının kendi parasının yanında ağırlıklı olarak yabancı para veya paraları da kullanması olgusudur. Bu olgu, ulusal paranın iç ve dış değerini sürekli olarak kaybetmesi (enflasyon ve dış değer kaybı) sonucu para olarak fonksiyonlarının bazılarını görememesiyle ortaya çıkar. Örneğin yüksek enflasyon yaşayan bir ülkede ulusal para bir yandan değer ölçme fonksiyonunu (yani ölçü birimi olma fonksiyonunu) bir yandan da değer saklama fonksiyonunu yitirir. Bu gibi hallerde örneğin kiralar ya Dolarla (veya Euroyla) yapılmaya ya da Dolara endeksli olarak ulusal parayla yapılmaya başlanır. Bir dairenin satış fiyatını sorduğunuzda size mesela 350 bin TL dediklerinde kafanızda Dolara çeviriyorsanız TL değer ölçme fonksiyonunu kaybetmiş demektir.

16 Ağustos 2016 Salı

Türkiye İçin Phillips Eğrisi Analizi

Yeni Zelandalı iktisatçı Alban William Phillips tarafından İngiltere ekonomisi üzerinde yapılan bir araştırma (Phillips, A. W. (1958). "The Relationship between Unemployment and the Rate of Change of Money Wages in the United Kingdom 1861-1957". Economica. 25 (100): 283–299) sonucunda geliştirilen Phillips eğrisi analizi, enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü ilişki olduğunu ortaya koyar (Phillips’in yukarıda değinilen araştırmasında dikey eksende enflasyon değil ücretlerin değişim oranı yer alır. Zaman içinde bu analizi geliştirenler dikey eksene enflasyon oranı yerleştirmişler ve analiz bu şekli almıştır.) Bu ilişkiyi şöyle bir şekille göstermek mümkündür.

Phillips eğrisi analizinin ortaya koyduğu iddiaya göre; enflasyon e1’den e2’ye düştüğünde işsizlik oranı da i1’den i2’ye yükselir.

14 Ağustos 2016 Pazar

Bankalar Faiz Düştüğünde mi Kazanır Yükseldiğinde mi?

“Bankalar faizler düştüğünde mi kazançlı mı çıkarlar yoksa yükseldiğinde mi?” Bu soruyu sokakta sorsak, yanıtlayacak olanların büyük çoğunluğu “bankalar faiz yükselirse kazançlı çıkar” diye yanıtlarlar. Ben bu soruyu sınıfta öğrencilere sordum. Yanıt sokakta verilecek olandan farklı değildi. Öğrencilerin büyük çoğunluğu “faiz yükselirse bankalar kazançlı çıkar” diye yanıtladılar. 

Bu konuyu, kısa bir süre sonra çıkacak olan Ekonomide Analiz kitabımda ele aldığım için burada yazmıyordum. Ama tartışmalarda gelinen nokta bu analizi burada paylaşmaya karar vermeme yol açtı. Böylece bu yazı, kitapta örnek olay incelemelerini ve analizlerini nasıl yaptığım konusunda da bir fikir vermiş olacak (Kitapta analiz yöntemlerinin anlatılmasını izleyerek basit, orta düzey ve ileri düzey olmak üzere bu yazıya benzer 30 kadar analiz örneği yer alıyor.)

12 Ağustos 2016 Cuma

Türkiye ile Rusya Arasında Ruble ve TL ile Ticaret

Rusya ile yapılan karşılıklı görüşmelerde gündeme gelen konulardan birisi de Türkiye ile Rusya arasındaki ticaretin Dolar yerine Ruble ve TL kullanılarak yapılmasıydı. Birçok kişi buradan giderek bazı senaryolar üretti ve iki ülke arasında bu yola gidilmesiyle iki ülkenin de dolar ihtiyacının azalacağını öne sürdü. Bazıları biraz daha ileri giderek bu adımın Doların tahtının devrilmesine katkı yapacağına kadar vardırdı işi. Olayın aslını ve ayrıntısını analiz ederek aydınlatmaya çalışalım.

Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret ilişkisi yıllar itibariyle şöyle bir görünüm çiziyor:


2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
İhracat
6.483
3.190
4.628
5.993
6.681
6.964
5.943
3.588
İthalat
31.365
19.451
21.601
23.953
26.626
25.064
25.289
20.402
İhracat - İthalat
-24.882
-16.261
-16.973
-17.960
-19.945
-18.100
-19.346
-16.814

İniş ve çıkışların yaşandığı yılları bir kenara bırakıp da bakarsak normal bir yılda Türkiye’nin Rusya’ya 6 milyar Dolar, Rusya’nın da Türkiye’ye 25 milyar Dolar ihracat yaptığını ve dolayısıyla Türkiye’nin, Rusya’ya karşı yılda yaklaşık 19 milyar Dolar dolayında dış ticaret açığı verdiğini görebiliriz.  

Türkiye ve Rusya, IMF’nin anasözleşmesindeki VIII. Madde kapsamındaki ülkeler statüsündedirler. (Bu statü, sermaye hareketlerinin serbestliğini kabul etmiş ülkelerin yer aldığı statüdür. Bu statüye giren ülkelerin merkez bankaları, kendi ülkelerinin parasını kendilerine getirenlere istedikleri dövizi vermeyi taahhüt etmiş olmaktadırlar. Sermaye hareketlerinin serbestliği bu demektir. Eskiden konvertibilite bir paranın sorunsuz olarak altına dönüştürülebilmesi anlamına gelirken günümüzde konvertibiliteden anlaşılan kendi parasını başka paraya sorunsuz çevirme taahhüdü olmaktadır. IMF anasözleşmesinin IV. Maddesi statüsünde bulunan ülkelerin böyle bir taahhüdü yoktur. Bu taahhüdün verilmesinin yani VIII. Madde statüsüne geçmenin yararı yabancı sermayenin ülkeye daha rahat gelmesini sağlamaktır.) Bu durumda Ruble ve TL, günümüz ölçülerinde konvertibl paralardır.

Ne var ki konvertibilite, bu paraların uluslararası işlemlerde kabul edilmesine yetmemektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için paraların ayrıca rezerv para statüsünde olmaları yani kendi ülkeleri dışındaki ülkelerin alış verişlerinde kullanılması gerekmektedir. Bir paranın rezerv para statüsünde olup olmadığını anlamanın en kestirme yolu, söz konusu paranın dünyadaki çeşitli merkez bankalarının rezervlerinde bulunup bulunmadığına bakmaktır. Bu çerçevede USD ve Euro birinci derecede rezerv para konumundayken, Yen, Sterlin ve İsviçre Frangı da ikinci dereceden rezerv para konumundadır. Bu çerçeveden bakılınca Ruble ve TL rezerv para konumunda değildir.

Paraları rezerv para konumunda olmayan iki ülke arasındaki ticaretin kendi paralarıyla yapılabilmesi iki ülkenin birbirine olan ihracat ve ithalatının eşit ya da çok yakın tutarlarda olması gerekir. Türkiye'nin Rusya'ya ihracatı 6 milyar dolar, Rusya'dan ithalatı 25 milyar dolar. Toplam 31 milyar dolarlık bu ticaretin en fazla 6 milyar dolarlık kısmı TL ve Ruble ile olabilir. Esasen bu miktar için paraya bile ihtiyaç yoktur. Türkiye 6 milyar Dolarlık mal satıp karşılığında aldığı 6 milyar Dolarla Rusya’dan mal aldığında 6 milyar Dolar Rusya’ya geri dönmüş ve sadece mallar değişilmiş olur. Dolayısıyla bu miktarı Dolar yerine Ruble veya TL ile yaparak Dolar ihtiyacı azaltılmış olmaz. Biz Rusya'ya 6 milyar dolarlık mal satıyoruz. Rusya bize karşılığında 6 milyar dolar veriyor. Sonra biz Rusya’dan 6 milyar dolarlık mal alıyoruz. Ve karşılığında Rusya'ya, Rusya’dan aldığımız 6 milyar doları ödüyoruz. Yani burada aslında 6 milyar dolar sadece bir ödeme kolaylığı sağlamış oluyor. Aslında bu 6 milyar dolarlık kısım bir çeşit mal takası yapılmış gibi oluyor. Tabii çok sayıda farklı alıcı satıcılar olduğu için araya paranın (6 milyar dolar) girmesi şart ama işin aslı mal takası gibi. 

Buna karşılık Türkiye ithalat ihtiyacından kalan 19 milyar dolarlık kısmı Rusya'dan Dolarla ya da başka bir rezerv parayla almak zorundadır. Çünkü TL ile alsa Rusya o 19 milyar dolarlık TL'yi hiçbir yerde kullanamaz. Mesela Almanya’dan yapacağı ithalatta TL veremez. (Diyelim ki verdi. Alman ihracatçının bankası bu kadar TL’yi almak için 1 Euro = 3,30 TL kurunu birden mesela 1 Euro = 15 TL’ye çıkarır. Çünkü o da o TL’leri birisine satmak zorunda kalacaktır.)

Tersini düşünün. Yani biz Rusya'ya 25 milyar dolarlık mal satıyoruz, Rusya da bize 6 milyar dolarlık mal satıyor. Ve Rusya bizden aldığı bu 25 milyar dolarlık mal karşılığında bize Ruble ile ödeme yapmak istiyor. Biz bunu kabul eder miyiz? Diyelim ki ettik. Aldık 25 milyar dolar karşılığı Rubleyi. Bunun 6 milyar dolarlık kısmını yine Ruble olarak Rusyadan aldığımız mallar karşısında Rusyaya ödedik. Kaldı elimizde 19 milyar dolar karşılığı Ruble. Bunu ne yapacağız biz? Almanya'dan aldığımız mallar karşılığında Almanlara Euro yerine bu Rubleleri versek alır mı Almanlar? Rusya için de durum budur.

Diyelim ki karşılıklı Ruble ve TL ile işlemler yapıldı ve bizim ihracatçının elinde 100.000 Ruble, Rus ihracatçının elinde de 100.000 TL kaldı. Bir dahaki ihracatları için de daha önlerinde 3 ay var. Bu iki ihracatçı ne yapacak? 3 ay bekleyip her gün Ruble ve TL’nin Dolara karşı değer kazanıp kaybetmesini mi izlerler yoksa ellerindeki bu paraları götürüp bankalarına vererek Dolara çevirmeye mi çalışırlar? Dolara çevirmeye çalışırlarsa her iki para da değer kaybeder. Yani Dolara ihtiyacı azaltalım derken tam tersi olabilir.

Sonuç olarak konvertibl ama rezerv olmayan iki parayı esas alarak kurulacak dış ticaret ilişkileri eninde sonunda ihracatı düşük olanın ihracat tutarıyla sınırlanır. 

Not: Rusya ile Çin arasında Ruble ve Yuan (Renminbi) konusunda benzer bir anlaşma yapıldığı ve bu anlaşmanın sorunsuz işlediği ileri sürülebilir. Çin de IMF Anasözleşmesinin VIII. Maddesi kapsamındadır ve dolayısıyla Yuan da Ruble ile TL gibi konvertibl paradır. Ama henüz o da rezerv para statüsünde değildir (olması için geriye sayım başlamıştır.) Çin ve Rusya arasındaki ticarette Ruble ve Yuan kullanımının başarıyla uygulanmasının nedeni her iki ülkenin birbirine ihracatının çok yakın tutarlarda olmasındandır.


10 Ağustos 2016 Çarşamba

Zorunlu Karşılıklar Niçin İndirildi?

Merkez Bankası Zorunlu Karşılık Oranlarını Düşürdü 
Merkez Bankası, zorunlu karşılık oranlarını bütün vadeler ve mevduat cinsleri için 0,50 puan düşürdüğünü açıkladı. Merkez Bankası’nın uyguladığı zorunlu karşılık oranları vadeye ve mevduat cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte en yaygın vade ve mevduat cinsine (vadesiz + 1 – 3 aya kadar vadeli mevduat) uygulanan zorunlu karşılık oranını ortalama zorunlu karşılık oranı olarak alıyoruz. Buna göre ortalama zorunlu karşılık oranı yüzde 11,5’dan yüzde 11’e düşmüş oldu.

Bankalar topladıkları mevduatın ve diğer kaynaklarının merkez bankası tarafından belirlenen oranda belirli bir miktarını, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda talep edip kullanabilmek için merkez bankasına yatırmak zorundadırlar. Buna zorunlu karşılıklar, bunun miktarını belirlemeye yarayan orana da zorunlu karşılık oranı adı veriliyor. Merkez bankasının, karşılık oranını artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de karşılıklar politikası adı veriliyor.

9 Ağustos 2016 Salı

Tüketim Fonksiyonu ve Türkiye

Tüketim fonksiyonu, Keynesyen makroekonomik analizde tüketim harcamaları ile GSYH arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir fonksiyondur.

Gelirin kullanımı iki şekilde olur: Tüketim (C) ve tasarruf (S). Bunu şöyle ifade edebiliriz:
Y = C + S

Keynes, Genel Teorisinde şöyle yazıyor: “İnsanlar, gelirleri arttıkça tüketimlerini de artırırlar. Ne var ki tüketimdeki artış, gelirlerindeki artış kadar olmaz.” Bu ifadeden yola çıkarsa, başka şeyler sabit tutulduğunda (ceteris paribus), tüketimin gelirin bir fonksiyonu olduğunu görebiliriz. Bunu da şöyle yazabiliriz:
C = f (Y)

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Sermaye Hasıla Katsayısı

Sermaye hasıla katsayısı nedir?
Bir ekonomide mevcut toplam sermaye stoku ile o ekonomide elde edilen çıktı (GSYH) arasındaki ilişkiye ortalama sermaye hasıla katsayısı ya da oranı (COR) adı veriliyor. Ortalama sermaye hasıla katsayısı şöyle bir denklemle ifade ediliyor:

COR = K / Y

K: Ekonomideki toplam sermaye stoku
Y: GSYH

Ekonomideki toplam sermaye stoku (K) t yılına kadar ekonomide biriktirilmiş bütün sermaye mallarını (fabrikalar, üretim tesisleri vb fiziki sermayeyi) gösterir. Yani stok bir kavramdır. Buna karşılık GSYH (Y) yalnızca t yılında yapılmış üretimin piyasa fiyatı cinsinden değerini gösteren akım bir kavramdır.

7 Ağustos 2016 Pazar

Babam Demişti ki

Çocukluğumda ve gençliğimde birçok öğüt dinledim babamdan. Hepsi çok değerliydi. Ama bir tanesi var ki o bambaşkaydı. Mülkiye’de öğrenciydim. Kafam karışıktı. Yaşıtlarım ikiye ayrılmış kimisi sol derneklere, kimisi de sağ derneklere üye oluyor, o derneklerin faaliyetlerine katılıyordu. Faaliyet dediysem daha çok karşıt görüşlülerle kavga faaliyetiydi yapılanlar. Babam, akşamları evin balkonunda kendisine beyaz peynir, kavun gibi yiyeceklerin olduğu bir tabak alır, bir kadeh de rakı koyar tek başına oturur, yavaş yavaş rakısını içerdi.

4 Ağustos 2016 Perşembe

Analiz Yeteneğini Geliştirmek İçin Öneriler

Not Alın, Şema Çıkarın
Bir kitabı okurken sayfa kenarlarına notlar almak çok yararlı bir yöntemdir. Bu tür kenar notları ileride çıkacak başka konularla ilinti kurmakta yol gösterici olur. Dönüp tekrar kitabı gözden geçirmek gerektiğinde neye önem verdiğimizi, hangi konuyu not aldığımızı hatırlamamızda bu notların yardımı büyük olur. Aynı şekilde bölüm sonlarında o bölümden ne anladığımızı yine kitabın sayfalarına birkaç cümleyle not etmek yararlı olur.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Bir Zamanlar Mülkiye

2015 – 2016 yılı için üniversitelerin iktisat (ekonomi) bölümlerinin taban puanlarına baktığımda gözlerime inanamadım. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) iktisat bölümünün taban puanı oldukça düşük kalmış. Eskiden Mülkiye’nin giriş puanı en yüksek puanlar arasındaydı.  

1968 yılında girdim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (Mülkiye.) O zamanlarda Türkiye’de başka bir siyasal bilgiler fakültesi yoktu. 275 kişi alınmıştı o yıl okula. Mülkiye’de ilk 2 yıl ortak okunuyor üçüncü sınıfta öğrenciler tercihlerine göre 4 bölüme ayrılıyordu: İktisat ve Maliye Bölümü (mali şube), Diplomasi ve Dış Münasebetler Bölümü (hariciye şubesi, bugünkü adıyla Uluslararası İlişkiler), İdare ve Siyaset Bilimleri Bölümü (idari şube, bugünkü adıyla Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi) ve İşletme Bölümü. Uluslararası İlişkiler bölümüne gidebilmek için 2. sınıfı geçtikten sonra ayrıca yabancı dil sınavına girip başarılı olma koşulu vardı. Zor bir sınavdı ve yabancı dille eğitim yapan liselerden gelmeyenler arasından kazanan oldukça azdı.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...