Kayıtlar

Mayıs, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Finansal Piyasalar Karışık

Resim
İtalya Zorda İtalya’da 4 Mart 2018’de yapılan seçimde hiçbir parti tek başına hükümet kuracak bir çoğunluk sağlayamayınca aşırı sağcı Lig Partisi ile 5 Yıldız Hareketi koalisyon kurma düşüncesinde birleştiler. Kurmayı planladıkları hükümetin başbakanı olması için üzerinde anlaşmaya vardıkları Giuseppe Conte kabine listesini İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya sundu. Mattarella, kabine listesinde Maliye Bakanı olarak öngörülen Paolo Savona’yı Avrupa Birliği karşıtı görüşleri nedeniyle veto edince, Conte, hükümeti kurmaktan vazgeçti ve İtalya’da siyasal kriz derinleşti.    Küresel krizden bu yana oldukça sıkıntılı bir ekonomik görünüm içinde olan İtalya, Avrupa Birliği’nin Almanya ve Fransa’da sonra en büyük üçüncü ekonomisi konumunda bulunuyor. Aşağıdaki tablo İtalya’nın son yıllardaki durumunu gösteriyor:

Faiz Politikası Sadeleşti mi?

Yılbaşından Bugüne Kadar Faiz Politikası Merkez Bankası’nın bankaları fonlamakta kullandığı 3 araç var: Gecelik fonlama, haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama ve geç likidite penceresi imkânıyla fonlama. Gecelik fonlama ve haftalık fonlama Merkez Bankası’nın normal fonlama imkânları olarak kabul ediliyor. Geç likidite penceresi ise günün akşamımda hesaplarını kapatamayan bankaların Merkez Bankası’ndan imkân kullanmasını sağlayan bir uygulama. Yani normal olmayan durumlar için fonlama imkânı.

Faiz Artırımları Niçin Yeterince Etkili Olamadı?

Merkez Bankası’nın İlk Faiz Artırımı USD/TL kuru yıla başlarken 3,78, Merkez Bankası GLP faizi yüzde 12,75 idi. Kur, ilk 4 ayda 4,10’a yaklaştığında MB PPK, faizi yüzde 13,50’ye yükseltti. Bu artış, kur üzerindeki baskıyı kaldırabilecek kadar güçlü bir artış değildi. Kur üzerinde birkaç yönden baskı vardı. Her şeyden önce Fed, parasal sıkılaştırma patikasına girmiş olduğu için Dolar dışarıda güçlenmeye başlamış, ABD tahvil faizleri yükselişe geçmişti. Bu, bizim gibi dış finansman ihtiyacı yüksek olan ekonomilere fon girişinin azalmasına yol açıyor ve dolayısıyla kur üzerinde baskı yaratıyordu. 18 Nisan’da erken seçim kararı açıklandıktan sonra piyasalarda, artan belirsizlik nedeniyle ekonomide yeni dalgalanmalar ortaya çıktı. Bu dalgalanmalar, kurlar üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırırken, enflasyonda düşüş olasılığını ortadan kaldırdı.

Kurlar Niçin Yükseliyor?

Son dönemde TL’nin özellikle Dolar ve Euro karşısında değer kaybında yaşanan hızlanmanın birçok nedeni var. Bunlardan bazısı bizim dışımızdaki nedenlerden kaynaklanıyor. Mesela Dolar Endeksi yükseliyor. Ayrıca Euro/Dolar paritesi de Dolar lehine değişiyor. Bu demektir ki Dolar, diğer paralara karşı değer kazanıyor. Bu değişimin etkisi diğer paralarda olduğu gibi TL’de de değer kaybı yaratıyor. Buna ek olarak Türkiye’nin 2018 yılında (Şubat Aralık dönemi) yapması gereken dış borç geri ödemesi tutarı toplamda 93,5 milyar Dolar. Bu projeksiyona ilişkin tabloyu aşağıda sunuyorum (Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Dış Borç Ödeme Projeksiyonları.)

Orta Gelir Tuzağında 40 Yıl

Orta gelir tuzağı; bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması halini tanımlamak üzere kullanılan bir deyimdir. Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi  halini ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu ifade eder. Bu tanımda açık olmayan konu hangi gelir düzeyinin orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi gerektiği meselesidir. Orta gelir tuzağı yaklaşımı ilk kez ortaya atıldığında ABD’de kişi başına düşen gelirin yüzde 20’sinin ekonomiler açısından orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi esasına dayanıyordu. Sonradan Dünya Bankası’nın ekonomiler sınıflandırmasında esas aldığı orta gelirli ekonomilerde kişi başına gelir tavanı ölçü olarak kullanılır oldu. Benim tanımım daha farklı. Ben, orta gelir ölçüsü olarak dünya GSYH’sinin dünya nüfusuna bölünmesiyle ortaya çıkan kişi başına ortalama gelirin orta gelir olarak alınmasını öneriyor

Bu Kez Geçmişi de Sattık

Türkiye, eskiden kamu kesimi açıklarını kapatmak için geleceği satardı. Yani iç ve dış borçlanma yapar, gelecekte elde edeceği gelirleri belirli bir indirimle peşin tahsil eder, bununla açığını kapatırdı. Son 16 yılda geleceği satmaya devam ederken bir yandan da özelleştirmeler aracılığıyla geçmişi satıp paraya çevirmeye başladı. Kamu parasıyla yapılmış olan kuruluşlar, tesisler, üretim birimleri satıldı ve açıklar kapatıldı.    

Son 16 Yıl ve 2018 Falı

2001 Krizi ve Sonrası 2001 krizi, Türkiye ekonomisinin yaşadığı önemli krizlerden birisidir. 2000 yılı sonundan krizin olduğu 2001 yılı sonuna ve 2002 yılı sonuna kadar ekonomide şöyle bir gelişme yaşanmıştır (veriler için kaynak: IMF, veri tabanı.) Makro Göstergeler 2000 2001 2002 GSYH (Cari fiyatlarla, USD) 273,1 200,3 238,3 Büyüme Oranı (%) 6,6 -5,9 6,4 Kişi Başına Gelir (USD) 4.219 3.053 3.589 İşsizlik Oranı (%) 6,0 7,8 9,8 Enflasyon (%) 39,0 68,5 29,7 USD/TL Kuru 675.004 1.453.615 1.311.636 Bütçe Dengesi / GSYH (%) -8,4 -11,8 -11,4 Kamu Borç Stoku / GSYH (%) 51,6 76,1 72,0 Cari Denge / GSYH (%) -3,6 1,9 -0,3

Bu Arada Kitapları da İhmal Etmeyelim

Gündem oldukça yoğun görünüyor bugünlerde. Ekonomide ciddi dalgalanmalar yaşanıyor, siyasette seçim havası etkili oluyor. Bir yandan da yeni kitaplar piyasaya çıkıyor. Yeni okuduklarımdan bazılarını, değerlendirmelerimle birlikte paylaşmak istiyorum. Emre Kongar, Atatürk Nutuk, Remzi Kitabevi, 2018 Atatürk’ün Nutuk’u, Türk Kurtuluş Savaşının öncesini, savaşı ve sonrasını anlatan eşsiz bir hazinedir. Her okuyuşumda yeni şeyler öğrenirim. Dünyada pek çok devrim olmuştur ama en önemlilerinden birisi kuşkusuz Türk Devrimidir. Bu devrimi, onu planlayan, yaşama geçiren Atatürk’ün kendi kaleminden okumak müthiş eğiticidir. Emre Kongar, Nutuk’un en önemli bölümlerini titizlikle seçerek ve girişlerine kendi yorumlarını ekleyerek çok güzel ve anlamlı bir seçki kitabı yazmış. Böylece görüşler, açıklamalar, yorumlar arasında bağlantıların kurulmasını kolaylaştırmış ve anlamlı hale getirmiş. Benzer bir çalışmayı ben de yapmak istiyor ve ona göre Nutuk’tan notlar alıyordum. Emre Kongar’ın b

Ekonomi Politikası Zor Durumda

Ekonomi politikası iki temel alt politika ile bazı destekleyici politika araçları ve bazı alternatif politika araçlarından oluşuyor. İki temel alt politikadan birisi vergiler, kamu harcamaları ve kamu borçlanması gibi araçların toplandığı maliye politikası. Öteki de faizler, zorunlu karşılıklar ve açık piyasa politikası gibi araçların toplandığı para politikası. Bu iki temel politikanın yanında teşvik politikası, destekleme politikası, dışticaret politikası gibi maliye politikasını destekleyici bazı politikalar ve planlama, gelirler politikası gibi bazı alternatif politikalar da bulunuyor. Hatta para basma bile bir ekonomi politikası aracı olarak kabul edilebilir. Küresel krizle birlikte para basma şekil değiştirip parasal gevşeme (quantitative easing) adını alsa da işin özü değişmedi.  

Silahlanma / Savunma Harcamaları

Ülkeler, yarattıkları GSYH’nin önemli bir bölümünü silahlanma, savunma, askeri malzeme imaline ya da satın alınmasına harcıyor. Dünya GSYH’si 2017 yılı itibariyle 79,9 trilyon Dolar olarak hesaplanıyor. Aynı yıl dünya yıl ortası nüfusu 7,4 milyar kişi olarak tahmin ediliyor. Buna göre kişi başına ortalama yıllık gelir kabaca 10.800 Dolar olarak bulunuyor. 2017 yılında silahlanma/savunmaya 1,7 trilyon Dolar harcandığına göre kişi başına silahlanma/savunma harcaması 230 Dolar ediyor. Silahlanma/savunmaya harcanan 1,7 trilyon Doların 1,5 trilyon Dolarlık bölümünü 20 ülke harcıyor (Ek Tablo 1.) Bu 20 ülkenin toplam GSYH’si 62,7 trilyon Dolar, bir başka deyişle küresel GSYH’nin yüzde 78,4’ü. Bu ülkelerin silahlanma/savunmaya harcadığı paraların küresel silahlanma/savunma harcamaları içindeki payı yüzde 88.

Ne Kadar Açık O kadar Büyüme Modelinin Sonuna Doğru

Türkiye ekonomisinin potansiyel büyüme oranı, en basit yöntem kullanılarak yani uzun yıllar ortalaması alınarak, yüzde 5 olarak hesaplanıyor. Ne var ki bu büyüme oranı ya yüksek bütçe açığı ya da yüksek cari açık vererek sağlanan bir büyüme oranı olduğu için sürdürülebilir bir oran değil. Bu ortalamaya giren yılların çok büyük çoğunluğu bütçe açığı ve cari açığın birlikte olduğu (ikiz açık) bir finansman modeline dayanıyor. Türkiye’nin bu büyüme ortalamasını sürdürebilmek için bugün yapmak zorunda olduğu yatırımların GSYH’ye oranı yüzde 30 dolayında görünüyor. Buna karşılık Türkiye’nin bu yatırımları karşılamakta kullanabileceği tasarrufların GSYH’ye oranı yüzde 25 dolayında bulunuyor. Aradaki fark ise cari açığı oluşturuyor. İkiz açığın diğeri olan bütçe açığının GSYH’ye oranı ise 2017 yılı itibariyle yüzde 1,5 dolayında bulunuyor. Bu görünüm son yıllarda ortaya çıktı. 2000’lere gelinceye kadar cari açık yüzde 1 – 2 dolayında, bütçe açığı ise yüzde 10 dolayındaydı. Yani Türkiye, 200

Seçim Ekonomisi

Seçim Ekonomisi Nedir?   Seçim ekonomisi uygulaması son günlerde en çok konuşulan mesele oldu. Önce seçim ekonomisini tanımlamaya ve çerçevesini belirlemeye çalışalım. Seçim ekonomisi; siyasal iktidarın gelecek seçimlerde yeniden iktidara gelebilmek için ekonominin araçlarını bu amaçla kullanması ve yönlendirmesi olarak tanımlanabilir. Memur maaş zamları, emekli maaşlarının artırılması, asgari ücretin yükseltilmesi, tarımsal destekler, vergi oranlarının düşürülmesi, vergi cezalarının affedilmesi, vergi ödemelerinin ertelenmesi maliye politikasının seçim ekonomisine alet edilmesinin temel araçlarını oluşturuyor. Yüksek enflasyona karşın faizlerin artırılmaması, kredi genişlemesini teşvik edici uygulamalar, para arzının artırılması gibi uygulamalar da para politikasının seçim ekonomisinin emrine girdiğinin kanıtını oluşturan gelişmeler olarak sınıflandırılıyor. Seçim ekonomisi dünyanın her yanında az ya da çok uygulanan bir yaklaşım. Bu uygulamalar demokrasinin geliştiği, şeffaflığın