25 Temmuz 2018 Çarşamba

Kur, Faiz, Enflasyon Üçlüsü

Prof. Dr. Veysel Ulusoy twitter hesabından bir şema paylaştı. Önce o şemayı gösterelim.                                                    
   
Bu şemanın altına da şöyle bir not eklenmişti: Bu üçünden ancak birini sabit tutabilir, kontrol edebilirsiniz. Diğer ikisi dalgalanmaya bırakılır (yani denetim dışıdır.)

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Merkez Bankası Faiz Arttırır mı?

Eldeki Verilerin Analizi
Şimdiye kadar defalarca karşıma çıksa da hiç yanıtlamadığım bir soru bu. Yanıtlamıyorum çünkü Merkez Bankası yönetiminin ne düşündüğünü, ne planladığını, nasıl bir para politikası izlediğini bilmiyorum. Yüzde 5 hedef koyup bu hedefte ısrar ettiklerinden beri benim açımdan Merkez Bankası para politikası, bütün açıklamalara, raporlara karşın bilinmez ve işin daha kötüsü tahmin edilemez bir politika halini aldı. O nedenle bu soruya yıllardır yanıt vermiyorum. Buna karşılık verileri analiz ederek ve piyasayı gözlemleyerek Merkez Bankası’nın faiz konusunda ne yapması gerektiğini söylüyorum.

Önce mevcut durumda Merkez Bankası faiz kararını etkileyecek göstergelerin durumuna bir bakalım (veriler için kaynaklar: TÜİK, TCMB, Bloomberg HT.)

20 Temmuz 2018 Cuma

Türkiye Ekonomisi ve Aşırı Isınma

Otomobil Motoru Niçin Isınır ve Sonucu ne Olur?
Otomobil motorunun çalışırken ısınması normaldir. Bunun normal kabul edilebilmesi için otomobilin motor sıcaklık göstergesinin, araçtan araca değişiklik gösterse de, genellikle 90 dereceyi geçmemesi gerekir. Eğer gösterge 90 dereceyi geçiyorsa o zaman motorun aşırı ısındığı anlaşılır. Aşırı ısınan motor, bozulabileceği gibi araca da zarar verebilir.

Normal olarak araçtaki soğutma sistemi motor ısındığında devreye girer ve ısıyı düşürür. Müşür denilen parça, arabanın motor ısısı belli bir dereceye ulaştığı zaman araba fanının çalışmasını ve motoru soğutmasını sağlar. Eğer müşür bozulmuşsa fan çalışmaz ve motoru soğutamaz. Isınmanın bir nedeni de kalorifer sisteminin düzgün çalışmaması olabilir. Soğutma sisteminde motor içinde dönen su, aracın kabinini ısıtmak için de kullanılır. Bu su, motor içerisinde devri daim yaparken kalorifer radyatöründen geçer ve kalorifer açıldığında arabanın içini ısıtır. Eğer kalorifer radyatörünün petekleri tıkalıysa burada bekleyen sıcak su çevresine fazla ısı yayarak motorun da ısınmasına yol açabilir. Aşırı ısınmanın bir başka nedeni elektrik sisteminden kaynaklanan bir arıza olabilir. İlk akla gelecek olanlar bunlar olmakla birlikte başka mekanik nedenler de olabilir. Öncelikle bu tür mekanik arızaların olup olmadığının gözden geçirilmesi ve bunlarda bir bozukluk varsa onların tamir edilmesi gerekir.

19 Temmuz 2018 Perşembe

Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Bir ülkeye yönelik uluslararası yatırımları iki başlıkta incelemek mümkündür: (1) Uluslararası doğrudan yatırımlar; bir ülke sınırları dışındaki yatırımcıların ilgili ülkeye fabrika gibi üretim tesisleri kurarak, şube açarak, taşınmaz mal edinerek veya var olan bir şirketi tamamen ya da kısmen satın alarak yaptıkları yatırımlardır. (2) Uluslararası dolaylı yatırımlar; bir ülke sınırları dışındaki yatırımcıların o ülkeden hisse senedi alımı, tahvil alımı gibi yollarla gerçekleştirdikleri portföy yatırımlarıdır (plasman). 

Uluslararası doğrudan ve dolaylı yatırımlar arasındaki üç temel fark vardır: (1) Doğrudan yatırımlar kalıcıdır (uzun vadeli) buna karşılık dolaylı yatırımlar geçicidir (kısa vadeli.) O nedenle dolaylı yatırımlar, borçlar, krediler, mevduat gibi kaynaklarla birlikte sıcak para kategorisinde değerlendirilir. (2) Doğrudan yatırımlar, yatırımcısına yönetim yetkisi vermesine karşılık dolaylı yatırımlar yatırımcısına yönetime karışma yetkisi vermez. (3) Doğrudan yatırım yapanlar, kârlılığı artırmak için verimliliği artırmaya dolayısıyla yeni teknoloji getirmeye veya üretim biçiminde değişikliğe gitmeye dönük değişiklikler yapmaya odaklanırlar. Oysa dolaylı yatırımları yapanların bu yatırımları yaptıkları şirketler üzerinde yönetim yetkisi olmadığı için böyle değişikliklere gitme hakkı yoktur.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Üretmeden Tüketme Tezi

Basit bir şekilde anlatırsak üretim açısından GSYH, ülkede bir yılda üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarının toplanmasıyla hesaplanır. Harcamalar açısından bakarsak bu hesaplama bir yılda yapılan bütün nihai tüketim, yatırım harcamaları, kamu kesimi harcamaları ve ihracat ithalat farkı toplanarak yapılır.[i] Bir ekonomide bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin değeri o ekonomide aynı yıl içinde yapılan harcamaların toplamına eşittir.

GSYH, üretim yönünden hesaplandığında tarım, sanayi, inşaat ve hizmetler kesimlerinde yapılan üretilen nihai mal ve hizmetlerin değerleri üzerinden hesaplanır. Bu hesaplama fiyat hareketlerinden arındırılmamışsa bize fiziksel üretimde artış olup olmadığı hakkında bir fikir vermez. Fiziksel üretimde artış olup olmadığını anlamak için belirli bir yılın fiyat hareketlerinden arındırılmış GSYH’sini 100 olarak kabul edip sonraki yıllarda bunun üzerinde bir artış olup olmadığına bakmamız gerekir. 2009 yılını temel alıp (2009 = 100) kurulmuş bulunan GSYH zincirleme endeksindeki gelişmeye bakarsak 2009 yılında 100 birim üreten Türkiye ekonomisinin 2017 yılında 157,8 birim üretmiş olduğunu görürüz. Türkiye ekonomisinin yalnızca ekmek üreten bir ekonomi olduğunu varsayarsak bunun anlamı şudur: Türkiye 2009 yılında 100 adet ekmek üretirken 2017 yılında 157,8 adet ekmek üretmiş yani ekmek üretimini 8 yılda yüzde 57,8 artırmış demektir.

13 Temmuz 2018 Cuma

Dört Ekonomi Dört Öykü

Bir ekonomide GSYH harcamalar yönünden yani bir yıl içinde yapılmış bütün harcamaların toplamı açısından yazıldığında şöyle bir denklem çıkar karşımıza: Y = C + I + G + (X – M)

Bu denklemdeki harfler şu anlama gelir: Y: GSYH, C: Tüketim harcamaları, G: Kamu harcamaları, (X – M): İhracat – İthalat. Kolaylık olsun diye (X – M)’i NX (net ihracat) olarak göstereceğiz.

Bazı ekonomilerde tüketim harcamalarının payı çok yüksek, bazı ekonomilerde tasarruf eğilimi çok yüksektir. Tasarruf eğilimi yüksek olan ekonomilerde yatırım harcamaları da yüksektir.

Aşağıdaki tablo ABD, Türkiye, Çin ve Kore ekonomilerinin 2016 verilerine göre GSYH içinde çeşitli harcama gruplarının ve iç tasarrufların paylarını ortaya koyuyor.

ABD
Türkiye
Çin
Güney Kore
GSYH (Y)
100
100
100
100
Tüketim (C) / GSYH (%)
68
59
39
49
Yatırımlar (I) / GSYH (%)
20
28
43
29
Kamu Harcamaları (G) / GSYH (%)
14
16
15
15
Dış Denge (NX) / GSYH (%)
-2
-3
3
7
İç Tasarruflar / GSYH (%)
18
25
46
36

10 Temmuz 2018 Salı

Para Arzı Nedir ve Nasıl Ölçülür?

Para Arzı
Para arzı, bir ekonomide bir dönemde piyasada bulunan para stokuna verilen addır. M harfiyle gösterilir. Bu kavram emisyon hacminden büyüktür, içinde emisyon yani dolaşımdaki banknotlar ve madeni paralara ek olarak başka satınalma araçları da vardır.

Para arzının çeşitli şekillerde ölçülmesi mümkündür. Bu ölçümler genellikle iki grupta toplanır; dar para arzı ve geniş para arzı.

Dar Para Arzı
Dar para arzı iki şekilde ölçülür: M0 ve M1.

M0, en dar anlamdaki para arzıdır. TCMB tarafından dolaşıma çıkarılmış banknotlarla (emisyon hacmi), Darphane tarafından dolaşıma çıkarılmış madeni paranın toplamından bankaların kasalarında bulunan nakit paranın düşülmesiyle bulunan toplamı gösterir. M0 = (Dolaşımdaki Banknotlar + Madeni Paralar) – Banka kasalarındaki nakit 

M1, M0’a bankalarda bulunan vadesiz mevduatın da eklenmesiyle ortaya çıkar. M1 = M0 + Vadesiz Mevduat

8 Temmuz 2018 Pazar

Merkez Bankası Para mı Basıyor?

Meselenin ortaya konuluşu ve tanımlar
Seçimlerden bir süre önce fısıltı gazetesinde bir dedikodu yayılmaya başladı. Buna göre Merkez Bankası karşılıksız para basıyordu. ‘Karşılıksız’ ifadesine takılmadan konuyu araştırdım, emisyon verilerine ve ondan da önemlisi mevsim etkilerine baktım. Bizde genellikle ramazanda ve bayramlarda nakit para talebi arttığı için o dönemlerde Merkez Bankası da para basmayı artırır. Benim gördüğüm artış bu nedenlerle ortaya çıkmış göründüğü için bir yazı yazmadım. Ama bu konuda bana yönelen soruların ardı arkası kesilmedi. Konu “babam emekli maaşını almaya bankaya gitti, eve geldiğinde elinde tamamı yeni basılmış gıcır gıcır 100 ve 200 liralık banknotlar vardı. Demek ki Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. İşte enflasyon da ondan oluyor” noktasına kadar gelince artık dayanamadım ve bir şeyler yazmaya karar verdim.

Önce bir düzeltme ile başlayayım. “Karşılıksız para basma” ifadesi tümüyle yanlıştır. Çünkü bütün paralar karşılıksızdır. Bu konuyu merak edenler Kağıt Paranın Karşılığı Var mı? başlıklı yazımı okuyabilirler: http://www.mahfiegilmez.com/2012/02/kagt-parann-karslg-var-m.html. 

3 Temmuz 2018 Salı

Kur - Enflasyon Kısır Döngüsü

Ekonomi açısından kısır döngü; fiyatların ve ücretlerin birbirlerini etkileyerek sürekli yükseldikleri piyasa durumunu ifade etmek için kullanılıyor. Kanımca bu tanım doğru ama yeterli değil. Daha genel bir tanım olarak; birbirini olumsuz şekilde etkileyerek sürekli daha kötüye giden iki veya daha fazla değişkenin durumu biçiminde bir tanım kısır döngüyü ifade etmekte daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü ekonomide birbirini olumsuz etkileyen şeyler sadece fiyatlar ve ücretler değil. Mesela kurlar ve enflasyon ya da riskler ve kurlar da aynı kısır döngüyü yaratabiliyor.  

Enflasyon tüketim ve yatırım harcamalarının yükselmesinden yani talep artışından kaynaklanıyorsa buna talep enflasyonu deniyor. Enflasyonun kökeninde üretim maliyetlerinin yani üretimde kullanılan üretim faktörleri ve girdilerin fiyatlarında artış varsa buna da maliyet (arz) enflasyonu deniyor. Eğer bir ekonomide üretimde kullanılan girdilerin önemli bir bölümü ithal ediliyorsa o zaman kur artışı da maliyet enflasyonunun en önemli nedenlerinden birisi konumuna yükseliyor.  

Türkiye’de sanayi üretiminde ithal girdilerin payının yüzde 60 dolayında olduğunu tahmin ediyorum.[i] Bunun anlamı Türkiye’de üretilen 100 Dolar değerindeki bir malın ortalama olarak 60 Dolarlık bölümünün ithal girdilerden oluştuğudur. Buna göre USD/TL kurunda ortaya çıkan her 1 TL’lik artış Türkiye’deki üretimin imal giderlerini 0,60 TL artıracak demektir. Bu artışın fiyatlara yansımaması ve dolayısıyla enflasyonu artırmaması düşünülemez. Fiyatlarda oluşan artış enflasyonda yükselmeye yol açtığında bu kez risklerin arttığını düşünen kişi ve kurumlar Dolar taleplerini artırmaya yönelince kur yeniden yükselmeye başlıyor. Kur yükselince yeniden maliyet ve fiyat artışları gündeme geliyor ve süreç en baştan tekrar işlemeye başlıyor.

Bu anlattıklarımı şöyle bir şemada özetleyebilirim:  


Buna göre kur atışıyla başlayan ilk hareketten sonra bu şemadaki gibi işleyen bir kısır döngü içine giriliyor.

Bu kısır döngüden çıkmak için Merkez Bankası, kurdaki artışı (enflasyonda artışa neden olduğu gerekçesiyle) durdurmak amacıyla Türkiye’ye giren döviz miktarını artırmayı ve içeriden dövize yönelik talebi kırmayı hedefleyerek faiz artırımına gidiyor. Buradan umulan yarar döviz talebinin kırılması ve dolayısıyla kurların önce stabilize olması sonra da gerilmesi ve dolayısıyla enflasyon yaratıcı baskıların kaldırılması. Faiz artırılınca ilk ağızda kurlar gerilemeye başlıyor ama bu gerileme devam etmiyor, bir süre sonra yeniden artışa dönüyor.



Üretici, kur artışının getirdiği maliyet artışını her zaman burada olduğu gibi tamamen tüketiciye yansıtamayabilir (satış fiyatlarına koyamayabilir.) Eğer iç talep yeterince yüksek değilse bu artışların bir bölümü üretici üzerinde kalabilir. O zaman da üretici fiyat artışlarıyla (Yİ - ÜFE endeksi artışı) tüketici fiyat artışları (TÜFE endeksi artışı) arasında farklar oluşmaya başlar. Mesela Haziran ayı verilerine göre Türkiye'de Yİ-ÜFE'deki 12 aylık artış yüzde 23,71 iken TÜFE'deki artış yüzde 15,39'dur. 

Bu aşamada sorulması gereken soru şu: Faiz artırımı normal koşullarda kurlarda stabilizasyon ve dolayısıyla maliyet kökenli enflasyonda fren etkisi yaratması gerektiği halde niçin yaratamıyor? 

Bu sorunun yanıtı da ülkenin risk derecesini gösteren CDS primlerindeki[ii] harekette saklı. Yılbaşında 155 olan CDS primi bugün 300 düzeyinde ise riskleri artıran bir takım yanlışlar yapılıyor demektir. Bu durumda o riskleri düşürecek adımları atmadan sürekli olarak faizleri artırmaya yönelmek bir süre sonra maliyet enflasyonuna faizleri de eklemek anlamına geliyor.





[i] Bu tahminin dayanaklarından birisi için şu çalışmaya bakılabilir: Türkiye İmalat Sanayiin İthalat Yapısı, TCMB Çalışma Tebliğleri,  Mart 2010 Şeref SAYGILI, Cengiz CİHAN, Cihan YALÇIN, Türknur HAMSİCİ, s.62
[ii] CDS, Credit Default Swap deyiminin kısaltmasıdır. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir bedel karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Yunanistan devletinin borçlanma tahvilini alan bir kurum düşünelim. Bu kurum bu tahvil karşılığında Yunan devletine belirli bir faiz karşılığında belirli bir süre için kredi vermiş olur. Vade sonunda tahvili verecek ve anaparasını, birikmiş faiziyle birlikte geri alacaktır. Diyelim ki bu kurum Yunanistan’ın bu tahvilin bedelini geri ödeyeceğinden endişe duyuyor olsun. Bu durumda bu kurum bu tahvili CDS işlemi yapan kuruluşa götürecek ve ona belirli bir bedel ödemek suretiyle Yunan devletinin vade sonunda ödememesine karşılık CDS şirketinin ödemesi garantisini satın alacaktır. İşte bu kurumun CDS şirketine ödediği prime CDS primi (risk primi) deniyor. Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır.  


1 Temmuz 2018 Pazar

Dış Borç, Dış Yükümlülük Farkı

Dış yükümlülük ve dış borç denildiğinde ilk bakışta benzeyen ama aslında aralarında farklar bulunan iki kavram çıkıyor karşımıza. Bunların farklarını tam olarak ortaya koyamazsak kafa karışıklığına yol açabiliyorlar. Bu iki kavram arasındaki farkları açıklayabilmek için öncelikle kamuoyuna açıklanan istatistiksel tablolar arasında yer alan iki tablodaki bazı verilere ilişkin tanımları ortaya koymamız gerekiyor.

Dış borç stoku; ulusal ekonomi dışındakilere olan borçlar, bir başka ifadeyle yurtiçinde yerleşik olan kişi ya da kurumların yurtdışında yerleşik olan kişi ya da kurumlara olan borçları olarak tanımlanıyor. Bu borcun yabancı parayla (dövizle) ya da TL ile olması dış borç olarak değerlendirilmesini değiştirmiyor. Burada önemli olan borcun hangi parayla olduğu değil alacaklının kim olduğu meselesidir. Eğer alacaklı yurt dışında yerleşik kişi veya kurumlar ise o zaman bu borç hangi para cinsinden alınmış olursa olsun dış borç olarak değerlendiriliyor. Burada konu edilen dış borç stoku brüt dış borç stokudur. Bundan bazı varlık ve alacaklar düşüldüğünde net dış borç stokuna ulaşılıyor. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...