18 Mart 2019 Pazartesi

Tükenmişlik Sendromu ve Sosyolojik Yansıması

Herbert Freudenberg tarafından ortaya atılan, İngilizcesi burnout (yanmak, kül olmak) olan ve yorgunluk, isteksizlik, ilgisizlik şeklinde kendini gösteren durum Türkçe’ye tükenmişlik sendromu olarak geçmiş bulunuyor. Türkçe karşılığı olan tükenmişlik sendromu, olguyu, aslında İngilizcesine (burnout) göre çok daha iyi tanımlıyor. Tükenmişlik sendromu beklentiyle gerçekleşme, taleple talebi karşılama arasındaki farkın açılmasıyla oluşan bir boşluğu temsil ediyor.

15 Mart 2019 Cuma

Hollanda Hastalığı ve Türkiye

Hollanda Hastalığı; ekonomide para biriminin aşırı değer kazanması sonucunda ortaya çıkan negatif gelişmeleri anlatmakta kullanılan bir deyimdir. Bu deyim ilk kez 1977 yılında The Economist Dergisi tarafından kullanıldı. Hollanda’da 1959 yılında büyük doğal gaz rezervleri bulununca Hollanda Florini hızla değerlendi ve ülke giderek bir ithalat ülkesi haline dönüştü. Üretim düştü, GSYH büyümesi durdu. Benzer bir durum Venezuela’da her şeyin petrole dayanır hale gelmesiyle oluştu. Petrol fiyatları düşünce ülke ithalat yapamaz hale geldi.

Hollanda hastalığı yararlı bir gelişmenin nasıl zararlı bir sonuca yol açabileceğini anlatmak için kullanılıyor. Bu hastalığa yakalanmamanın yolu ise bu değişimin yaşandığı dönemde harcamaları artırmayıp fazla gelirleri bir fonda toplamaktan geçiyor. Bunu da en iyi biçimde Norveç yaptı. Kuzey Denizinden elde edilen petrol Norveç’e hiç beklemediği bir ek gelir sağladı. Norveç hükümeti buradan gelen geliri kullanmadı ve bir fonda topladı. Bu fon, devraldığı petrol gelirini dünyadaki yatırım projelerine borç vererek faiz geliri elde ederek büyüdü. Bugün bu fonun değeri 1 trilyon dolar dolayında bulunuyor. Böylece Norveç, petrolden gelen bu olağanüstü gelirin ekonomiyi bozmasına izin vermemiş oldu.

13 Mart 2019 Çarşamba

Ekonomik Krizler ve Türkiye

Kriz Halleri ve Tanımları
Stagflasyon = Enflasyon + Sıfır (ya da sıfır dolayında) Büyüme
Resesyon = 2 çeyrek üst üste Küçülme
Slumpflasyon = Yüksek Enflasyon + Küçülme
Depresyon = Artan İşsizlik + Süregiden Küçülme 
Deflasyon = Fiyatların Sürekli Düşmesi + Küçülme

Kötülük Sıralaması (En kötüden daha az kötüye doğru)
1.    Depresyon
2.    Slumpflasyon
3.    Deflasyon
4.    Resesyon
            5.  Stagflasyon

Hızına Göre Enflasyon Çeşitleri 
Enflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artması.
Normal Enflasyon: Gelişmiş ekonomiler için yüzde 2 – 3, gelişme yolundaki ekonomiler için yüzde 5 – 6’ya kadar enflasyon normal enflasyon düzeyi olarak kabul edilir.
Normalin Üzerinde Enflasyon: Normal enflasyon düzeyi olarak kabul edilen düzeyin üstü. 
Yüksek Enflasyon: İki haneli enflasyon. 

Türkiye’nin Son 12 Çeyrekteki Durumu


1; Stagflasyon, 1 – 2 arası; Enflasyonlu büyüme, 3; Slumpflasyon.


11 Mart 2019 Pazartesi

Türkiye Slumpflasyona Girdi

Beklenen Gelişme
2018 yılının son çeyreğinde ekonominin yüzde 3 küçüldüğü anlaşıldı. Bu sonuç sürpriz miydi? Bence kesinlikle değildi. Hatta sanayideki ve talepteki büyük çöküşe göre iyi bir oran olduğunu söylemek bile mümkün. Sürpriz olup olmadığını anlamak için son çeyrek gelişmelerini yansıtan verilere bir bakalım.

9 Mart 2019 Cumartesi

Dolar Niçin Değer Kazandı?

Bu hafta Doların diğer para birimlerine karşı değer kazandığı bir hafta oldu. Bunu uzun yoldan Dolar Endekşine (DXY), kısa yoldan da USD / Euro paritesine bakarak anlıyoruz.

4.Mar.19
8.Mar.19
Değişim (%)
DXY Endeksi
96,6
97,4
0,83
Euro/USD Paritesi
1,1347
1,1233
-1,00
 
Buna göre Dolar Endeksi (yani Doların ABD’nin en önemli ticaret ortağı olan 6 ülkenin para birimlerine – Euro, Pound, Yen, Kanada Doları, İsveç Koronası ve İsviçre Frangı – karşı değerini ölçen endeks) bu hafta içinde yüzde 0,83 değer kazanırken, dünyanın ikinci önemli rezerv parası konumundaki Euro Dolara karşı yüzde 1 değer kaybetmiş görünüyor.

Dolar niçin değer kazandı? Bunun birkaç nedeni var.

6 Mart 2019 Çarşamba

Enflasyon Düştü mü?

Enflasyon Nedir?
Sokaktaki insan, enflasyon denildiğinde genel olarak fiyatların artmasını veya bazı malların fiyatlarının artmasını ya da pahalılığı anlıyor. O nedenle enflasyon düştü denince hemen tepki gösteriyor.  

Enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir artış içinde olması demektir. Burada iki nokta önemlidir: (1) Tek tek mallara ve hizmetlere değil fiyatlar genel düzeyine bakılması gerekiyor. (2) Fiyatlar genel düzeyinin bir kez artmış olmasına değil sürekli bir artış temposunda olup olmadığının dikkate alınması gerekiyor.

1 Mart 2019 Cuma

Risk - Faiz İlişkisi ve Türkiye

Risk dediğimiz genel tanımın içine enflasyon oranı, büyüme oranı, işsizlik oranı, cari açık, borçluluk oranı gibi ekonomik göstergelerle birlikte siyasal ve sosyal sorunlar da girer. Siyasetçilerin ya da üst düzey yetkililerin yapacağı piyasa karşıtı açıklamalar risklerin yükselmesine yol açabilir. Bir ülkede riskler ne kadar yüksekse faizler de o kadar yüksektir. Bir başka deyişle risklerin yükselmesinin faturasını toplum, daha yüksek faizle öder. Bir ekonominin risk derecesi genel olarak iki şekilde ölçülür: (1) Kredi derecelendirme kuruluşlarının o ekonomiye verdikleri kredi notları, (2) CDS primleri.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Kurallara Niçin Uyulmuyor?

Anket Sonuçlarının En Önemli Bölümü
Geçen hafta sonunda twitter üzerinden yaptığım ve 10.407 kişinin yanıtladığı anketin en çarpıcı bölümü son iki soruya verilen yanıtlardı.

5’inci soruya verilen yanıtlardan anketi yanıtlayanların yüzde 99’unun toplumun çoğunluğunun kurallara uymadığı, uyanların da ilk fırsatta uymama yolunu seçtiği kanısında olduğu ortaya çıkıyor. 6’ncı soruya verilen yanıtlardan da yine anketi yanıtlayanların yüzde 99’unun kural koyma yetkisinde olanların genellikle kurallara kendilerinin ya hiç uymadığı ya da bazen uyduğu bazen de uymadığı kanısında olduğu anlaşılıyor.

Söz konusu ankette yer alan bu iki soruya verilen yanıtlar benim düşünceme göre toplumun kurallara niçin uymadığını sergileyen anahtarları içeriyor.

Kurallar ve Bunlara Uyulmamasının Nedenleri
Bir toplumun çoğunluğu niçin kurallara uymaz ya da başkalarının uymadığını düşünür? Kanımca bu sorunun birkaç anlamlı nedeni olabilir.

24 Şubat 2019 Pazar

Kural Dışına Çıkma Dürtüsü

Giriş
Tek tek insanlar açısından doğru olan yaklaşımlar acaba toplumun tamamını da benzer biçimde etkiler mi? Bu soruya yanıt ararken işin psikolojik boyutundan sosyolojik boyutuna geçiyoruz. Bir toplum (çoğunluk olarak) yerine getiremediği sorumluluklarından sıkılmış ve bunları yerine getirme uğraşısından vazgeçmiş olabilir mi? Mesela çevreyi temiz tutmaya çalışan insanlar kendilerinden çok daha fazla sayıda insanın tam tersini yaptığını gözlemleyerek onlara katılırlar mı? Yasalara uymaya çalışan insanlar bu çabalarının takdir edilmediğini hatta tam tersine yasalara uymayan insanların daha avantajlı bir duruma geçtiğini gördüğünde yavaş yavaş onlarla aynı saflara geçmeye başlarlar mı? Mesela vergisini zamanında ödeyen yurttaşlar, vergisini zamanında ödemeyenlerin affa uğradığını ve ödemediği dönemde parasını faizde tutarak vergi yükünü hafiflettiğini gördüğünde çabasının ne kadar boş olduğunu düşünüp onlar gibi davranmasının daha akıllıca olduğu kanısına varır mı?

20 Şubat 2019 Çarşamba

Bir Arpa Boyu Yol

Türkiye ekonomisi 2001 krizinden sonra yeni bir maceraya girdi. IMF Programı eşliğinde bankalarını yeniden yapılandırdı. Görev zararlarını tahvile çevirerek kamu mali disiplinini sağladı. Paradan altı sıfır attı, 2005 – 2010 arasında tarihin en yüksek doğrudan yabancı sermaye yatırımı girdi. Bu gelişmeler sonucunda para ikamesi (dolarizasyon) tersine döndü ve insanlar TL’ye güvenmeye başladıkları için yabancı para mevduatlarını TL’ye çevirdiler, TL değer kazandı. Özelleştirmelerle kamu kuruluşları ve malları satıldı ve 60 milyar dolardan fazla gelir elde edilerek kamu harcamalarında kullanıldı. Dış borçlar 114 milyar dolardan 450 milyar dolara yükseldi ve bu paralar kamu harcamalarında kullanıldı. Bu dönem boyunca Türkiye’nin Cari fiyatlarla GSYH’si 272 milyar dolardan 851 milyar dolara, kişi başına geliri 4.317 dolardan 10.546 dolara yükseldi. 

16 Şubat 2019 Cumartesi

Türkiye Ekonomisindeki Gidişin Analizi

Bu hafta içinde açıklanan verileri ele alarak Türkiye ekonomisinin ne durumda olduğuna bir bakalım.

Sanayi üretiminde hızlı bir çöküş söz konusu. 2018 yılının son aylarında sanayi üretimi neredeyse çökmüş durumda. Bunu TÜİK sitesinden aldığımız grafikle gösterelim.

2018 yılının sanayi üretim grafiği sanayi üretimindeki çöküşü açıkça ortaya koyuyor.

14 Şubat 2019 Perşembe

Cari Açık Nasıl Finanse Edildi?

Yaklaşık 27,6 milyar dolar olarak açıklanan 2018 yılı cari açığı son yılların en düşük açıklarından birisi oldu. Eğer GSYH, YEP’de öngörüldüğü gibi 763 milyar dolar olursa cari denge / GSYH oranı da yüzde 3,6 ile yine son yılların en düşük cari açığı olacak.

27,6 milyar dolarlık cari açığı nasıl finanse ettiğimiz sorusuna gelince karşımıza çok ilginç bir tablo çıkıyor.

9 Şubat 2019 Cumartesi

Piyasa Sisteminde Fiyatlara Müdahale

Ekonomi bilimi,  üretimi kimin yapacağı, kimin için yapacağı, ne kadar üretileceği, kaça üretileceği ve kaça satılacağı sorularının yanıtını arar. Bu soruların yanıtı bizi eldeki sınırlı kaynağın nasıl kullanılacağı sorusunun yanıtına götürür ki ekonomi biliminde buna ‘tahsis sorunu’ deniyor. Tahsis sorununu insanoğlu tarih boyunca üç farklı yönteme başvurarak çözmeye çalıştı: Gelenek yöntemi, piyasa yöntemi, kumanda yöntemi (merkezi planlama.)

Gelenek yöntemine dayalı sistemde, üretilecek mal ve hizmetlerin cinsi, bunların miktarları ve fiyatları gibi ekonomik sorunlar, piyasa tarafından değil, geleneklere göre toplumun liderleri, ya da bugünkü anlamıyla kamu otoritesi, tarafından çözülür. Piyasa ekonomisi öncesi dönemlerde bir otoritenin emri altında üretim yapan ve ürettiğini satan kişilerin yanı sıra kendi adına üretim yapıp pazara sunan kişilerin de bu otorite tarafından belirlenmiş olan fiyat ve tarifelere uymaları zorunluydu.

Piyasa yöntemine dayalı sistemde, üretim, tüketim, alışveriş hep arz ve talep kurallarına göre işler. Kamu otoritesi yalnızca haksız rekabeti, tekelci eğilimleri engellemeye çalışır. Ortaçağda kentlerde kurulan pazarlar ve fuarlar kent dışından gelenlerin de katıldığı alışveriş merkezlerine dönüşerek büyüdü ve piyasa sistemi gelişti. Zaman içinde krallar pazarlarda işlem yapan tüccardan pazar vergisi almaya başladı. Bugün pazarda tezgâh açanların ödediği belediye işgaliye harcı feodal dönemdeki bu uygulamanın devamıdır.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Aforizmalar: Mahfi Eğilmez

Bir toplum, geçmişte çekilen acıları hatırlamaz, yapılan hataları değerlendirmezse aynı acıları çekmeye mahkumdur. Tarihini doğru okumayan kuşaklar, gün gelir o tarihi başkalarından dinlemek zorunda kalır.

İktisatçı, hava tahmincisine çok benzer. Tahminleri pek tutmaz ama olay bittikten sonra olayın niçin öyle olduğunu çok iyi açıklar.

Filanca kanunun falanca maddesinin değiştirilmesiyle yapısal reform yapılmış olmaz.

Geçmişte insanlar toplumsal meselelerle çok daha fazla ilgiliyken bugün meselelere daha çok kendi çıkarları acısından bakıyorlar.

2 Şubat 2019 Cumartesi

IMF ile İlgili Yeni Şehir Efsanesi

Son dönemde yeni bir şehir efsanesi çıktı ortalığa. Farklı versiyonları var ama genel olarak söylentiler şöylece toparlanabilir: “Türkiye IMF ile görüşüyormuş, anlaşma gizliden gizliye yapılmış, IMF seçime kadar belirli bir borcu avans olarak vermiş, seçimden sonra asıl parayı verecekmiş.” Önceleri herhangi bir resmi tepki verilmeyen bu söylentiler konusunda önceki gün Hazine ve Maliye Bakanlığı bunların doğru olmadığını açıkladı.  

Deveye sormuşlar “neren eğri” diye o da “nerem doğru ki” diye yanıtlamış. Tam onun gibi bir şehir efsanesi bu. Neresinden başlasam düzeltmeye bilmiyorum. En baştan başlamak en doğrusu galiba.

31 Ocak 2019 Perşembe

Merkez Bankası’nın Altınları Konusundaki Şehir Efsanesinin Sonu

Merkez Bankası’nın Altın Mevcudu
İki yıldan uzun bir süredir Merkez Bankası’nın altın mevcutlarını nerede sakladığı konusu tartışılıp duruyor. Kamuoyunda şehir efsaneleri anlatılıyor ve olay bambaşka yerlere gidiyor. Bugüne kadar elimizdeki açıklanmış son veriler 2017 yıl sonu durumuna ait verilerdi. Bugün ise 2018 sonu verileri var.

2018 sonu durumunu 2017 sonuyla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tabloda sunuyorum (BOE: İngiltere Merkez Bankası, Fed: ABD Merkez Bankası, BIS: Uluslararası Ödemeler Bankası, BIST: Borsa İstanbul):

27 Ocak 2019 Pazar

Küresel Sistemde Çin Korkusu

Büyümenin Büyüsü Sona Erince
Küresel krize girilirken en sağlam görünen ekonomilerden birisi Çin’di. İhracata dayalı olarak hızlı büyüyen, gelişmiş ekonomilerle arayı hızla kapatan bir ekonomi görünümündeydi. Pek çok kişi ikinci bir Japon mucizesinin gerçekleşmekte olduğunu kabul ediyordu. Geleceğe dönük bütün tahminlerde Çin hep birinci büyük ekonomi olmaya doğru gidiyordu. Küresel krizle birlikte Çin’in ağırlıklı olarak ihracatının yöneldiği ABD ve Avrupa’daki krizin Çin’i de etkileyeceği düşünülmüş olsa da etkinin bu kadar büyük olacağı o dönemde tahmin edilmemişti. Etki tahminlerden oldukça öteye gitti. Büyüme düşmeye başladı. Büyüme düşmeye devam ettikçe, halının altına süpürülmüş olan sorunlar fark edilmeye başlandı. Büyüme, gerçekten büyüleyici bir gösterge. Bütün kötülüklerin üzerini örtüyor ve gerçeklerin fark edilmesini önlüyor.

Çin, uzun yıllar yüzde 10’un üzerinde bir büyüme eğilimi yakalamışken küresel krizin ilerleyen dönemlerinde bu ivmeyi yitirdi. Büyüme düşmeye başladı. 2019 yılı için yüzde 6,2 olarak tahmin ediliyor. Bu oran dünyanın geri kalanı için harika bir oran ama Çin’e yetmiyor. Çünkü 1,3 milyar nüfuslu Çin’in refahı yayabilmesi yüzde 10 dolayında büyümesine bağlı. Bir kaba karşılaştırma olsun diye söylemek gerekirse Çin’in yüzde 6 büyümesi Türkiye’nin yüzde 1 büyümesi gibi bir şey.

Büyümedeki Düşüşün Nedenleri  
Büyümedeki düşüşün temel nedenlerinden birisi ihracattaki düşüş. Dünya ekonomisinde yaşanan büyüme düşüşü Çin’den yapılan ithalatın düşmesine yol açınca, Çin ihracat sorunu yaşamaya başladı. İç talep hiçbir zaman bu dev ihracatı dengeleyebilecek çapta değil. Ekonomiyi yalnızca ihracata odaklı olmaktan hiç olmazsa yarı yarıya iç talebe dayalı bir yapıya dönüştürmek aslında Çin için ciddi bir yapısal reform odağı. Ne var ki bu kolay değil. Çünkü gelir dağılımı son derecede bozuk. Şangay’da on binlerce dolar geliri olan kişiler yaşarken bir saat uzakta bir kap pirinçle günü geçiren insanlar var. Dolayısıyla büyük merkezler dışında ciddi bir talep eksikliği söz konusu.

Büyümenin düşmesi bir başka sorunu daha gün yüzüne çıkarıyor: Vergi gelirleri düşüyor. Vergi gelirlerinin düşmesi kamu harcamalarının da düşmesine yol açıyor ve bu gidiş büyümeyi daha da aşağıya itiyor. Devlet, ister istemez verginin yarattığı boşluğu doldurabilmek için borçlanmayı artırıyor. Böylece bir kısır döngüye giriliyor. Öte yandan büyümenin düşmesiyle vergi tahsilatında yaşanan gerileme devletin batık krediler nedeniyle bankalara verdiği desteği de giderek zorlaştırıyor. Bu gelişmeler başta Pekin yönetimi olmak üzere birçok yerel yönetimin yeni borçlanmaya gitmekten vazgeçmesine ve harcamalarını ciddi biçimde kısmalarına yol açıyor. Birçok yerel yönetim ve kamu kurumu zorlukla yüzdürülebiliyor. Bu da büyümeye ek bir darbe anlamına geliyor.

Cari Fazla Veren Çin’in Borçlarındaki Patlama
Çin, cari fazla verse de içeride inanılmayacak yükseklikte borç oranlarına sahip tuhaf bir ekonomik denge içinde bulunuyor. Merkezi planlama modeliyle yönetilen Çin’de çok fazla sayıda gereksiz, boş duran kasabalar, alışveriş merkezleri, kimsenin geçmediği görkemli köprüler, yollar kamu bankalarının verdiği kredilerle yapılmış bulunuyor. Özellikle küresel kriz sonrasında başlatılan ekonomiyi canlandırma programı çerçevesinde bu tür gerekli gereksiz altyapı ve inşaat yatırımlarında bir patlama yaşandı. Bunlar yapılırken ekonomi canlanıyor gibi görünüyordu. Ne var ki yapımlar bitip de inşa edilen kasabalar, alışveriş merkezleri, konutlar, yollar, köprüler kullanılmaz durumda kalınca sistem kendini geri ödeyemez hale geldi. Geri ödenemeyince bu işler için açılmış krediler tam anlamıyla batık duruma girdi. Büyümenin düşmesi bu yapılara olan talebi düşürüyor, bankalar kredileri geri alamıyor, bu da bankaların kredi hacimlerinin düşmesine yol açıyor. Devlet, bankalara, batmamaları için destek oluyor.

Aşağıdaki grafikler Çin’de, ekonomiyi tehdit eder hale gelmiş bulunan bu büyük borçluluğu ortaya koyuyor. Soldaki şekil, borçların GSYH içindeki paylarını borçlu gruplara göre gösteriyor, sağdaki şekil ise toplam borçların miktarı ile GSYH tutarını birlikte karşılaştırmalı olarak sergiliyor.

Grafik: Çin’de Borç Yükü (GSYH İçindeki Paylar)


Grafiklerden izlenebileceği gibi Çin’de borçlar GSYH’nin üç katına çıkmış durumda. Böyle bir gelişme, büyüme ivmesini kaybetmiş bir ekonomi için gerçek bir tehdit oluşturuyor.

ABD ile Ticaret Savaşı
Bütün bunların üstüne ABD ile ticaret savaşı geldi. Bu gelişme zaten sıkıntılı bir sürece girmiş olan ihracatın daha da kötü bir konuma gelmesine neden oldu. Aşağıdaki grafik Çin’in ihracatında karşılaştığı ivme kaybını sergiliyor.

Grafik: Çin’in İhracatı / GSYH (Mal ve Hizmet İhracatı/GSYH, Mal İhracatı/GSYH, %) (Kaynak: https://www.chinausfocus.com/finance-economy/how-much-will-the-trade-war-hurt-china


Bu kaybın ABD ile yaşanan ticaret savaşı nedeniyle daha ileri boyutlara gideceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Üstelik bu savaş bir barış anlaşmasıyla çözümlense bile düşüş sürecek gibi görünüyor. Çünkü bu ticaret savaşının Çin’in ABD’ye ihracatının eski düzeyinde devam etmesiyle sonuçlanması pek mümkün görünmüyor. 

Gölge Bankacılık ve Verilerin Güvenilirliği Meselesi
Bir başka sorun Çin’de oldukça geniş bir hacme sahip olan gölge bankacılık uygulamaları. Banka konumunda bulunmayan ve bankacılık düzenlemelerine tabi olmayan ama ticari bankaların sağladığı hizmetlere benzer hizmetleri sağlayabilen kurumların yaptıkları işlemlerle banka konumunda bulunduğu halde bankacılık düzenlemelerine tabi olmaksızın benzer hizmetleri verenlerin yaptıkları işlemlere gölge bankacılık deniyor. Gölge bankacılık sistemini oluşturan kurumlar tasarruf sahibiyle borç alan arasındaki köprüyü kuran ve bankalar dışında kalan aracı kurumlar. Bu kurumların ortak özelliği bankalardan farklı olarak mevduat toplayamamaları. Buna karşılık diğer yollarla topladıkları kaynakları bankalara benzer biçimde kullanıyorlar. Bu kurumlar bankalardan farklı olarak tüketici kredisi, kredi kartı gibi bireysel ya da benzer krediler yerine yatırım kredileriyle uğraşıyorlar. Bunların ABD’deki tipik örneği emeklilik fonlarıdır (pension funds.) Bu fonlar, katılımcılardan topladıkları prim gelirlerini borç vererek değerlendirmeye yönelirler (http://www.mahfiegilmez.com/2013/07/golge-bankaclk-ve-cin.html.)

Batılı yatırımcı ve analistlerin çokça dile getirdikleri konulardan birisi Çin’deki yaygın gölge bankacılık uygulamasının hangi boyutta olduğu hakkında elde yeterli veri bulunmaması. Yine aynı konuda bir başka sorun da Çin’in açıkladığı verilerin güvenilirliği meselesi. Birçok veriyi birbiriyle karşılaştıran analistler bazı veriler arasında tutarsızlıklar bulunduğunu ve bunların birbirini doğrulamadığını dolayısıyla verilerin gerçekleri yansıtıp yansıtmadığı konusunda kuşkuları olduğunu öne sürüyorlar.  

Krizin Üçüncü Aşaması mı?
Krizin ilk aşaması Lehman Brothers’ın batmasıyla ABD’nin krize girmesi biçiminde 2008 yılının ortalarında karşımıza çıktı. Yaklaşık bir yıl sonra kriz Avrupa’ya yayıldı ve oradan başka ülkeleri de etkileyerek ikinci aşamaya geçti. Bu iki aşama sırasında ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve ardından Japonya parasal genişleme uygulayınca gelişmekte olan ekonomiler bol likiditeye ulaştılar ve krizden uzak durmayı başardılar. Ne var ki bu dönemde onların da çoğu almaları gereken yapısal önlemleri almayarak durumu korumayı tercih ettiler. Bir süre önce krizin üçüncü aşamasının gelişmekte olan ekonomilerden kaynaklanacağını ve bunda Çin’in önemli etkisi olacağını yazmıştım, şimdilerde Çin, bu yazdıklarımı doğrulayacak yönde ilerliyor gibi görünüyor (http://www.mahfiegilmez.com/2015/10/krizin-ucuncu-asamas.html.) Eğer Çin bu işin içinden çıkamaz ve ivme kaybetmeye devam ederse krizin üçüncü aşaması başlayacak demektir. Çünkü Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve orada çıkacak bir krizin dünyanın geri kalanını etkilememesi mümkün değil.

Çin’in içine girdiği bu zor durumun nasıl sonuçlanacağını göreceğiz. Çin, her şeye karşın oldukça yaratıcı, buluşlara açık bir ekonomi. Ama tek başına bu yeterli olsaydı benzer niteliklere sahip olan Japonya 30 yıl önce girdiği durgunluktan çıkmayı başarabilirdi. Oysa tam tersi oldu Japonya durgunluktan çıkamadığı gibi yaratıcılıkta da geriye düşmeye başladı.

Bakalım Çinliler bu gidişten doğru dersleri çıkarabilecek mi? Bir Çin atasözü der ki "başarısızlık, başarıdan daha fazla şey öğretir."

25 Ocak 2019 Cuma

Türkiye’ye İlgi Artışı

Son bir haftada Türkiye’ye ve Türk varlıklarına ilginin artmaya başladığı görülüyor. Bu ilgi artışının IMF’nin güncellediği dünya tahminlerini içeren Dünyanın Ekonomik Görünümü Ocak 2019 Güncellemeleri özet raporu sonrasında gelmesi de dikkat çekici. Çünkü IMF, Davos toplantıları öncesinde güncellediği raporunda Türkiye için yeni bir tahmin verisine yer vermediği halde “beklenenden daha derin bir daralma” ifadesini kullanmış bulunuyor. IMF’nin Ekim 2018’de yayınlanan Dünya Ekonomik Görünümü Raporunda Türkiye için 2019 büyüme tahmini 0,4 idi. Bu yeni ifade bundan daha kötü bir performansın beklendiği anlamına geliyor. Buradaki kritik soru bu beklenti bozulmasına karşılık Türkiye’ye yönelik ilgi artışının altında ne yatıyor?

İlk neden dünyada işlerin birkaç önceki beklentiye göre farklı bir yöne evrileceği yolundaki beklenti değişikliği. Bunu Dünya Ekonomik Forumu’nun 800 CEO’ya uyguladığı anketin sonuçlarından görebiliyoruz. CEO’ların beklentisi dünyada bir resesyon yaşanacağı yolunda. Bu çok önemli çünkü bu kadar üst düzey karar alıcının beklentisi olumsuzsa gerçekleşmenin olumlu çıkması kolay değil. Oysa birkaç ay öncesine kadar ABD’nin krizden çıktığı, Avrupa’nın da o yolda ilerlediği, hatta Japonya’nın bile toparlanacağı beklentisi egemendi. ABD’de ve Avrupa’da faizler yükseliyor, dünyaya dağılmış olan likidite yavaş yavaş çıktığı yerlere geri dönmeye başlamış bulunuyordu. Çin’in büyüme ivmesini hızla kaybetmesinin ardından Japonya’daki toparlanmanın kalıcı olmayacağının ortaya çıkması ve Avrupa’nın da henüz sanıldığı kadar yol almamış olduğunun anlaşılmasıyla rüzgâr tersine döndü. IMF, Ocak ayında revize ettiği tahminlerinde dünyanın büyüme oranını aşağı yönlü revize etti. Bütün bunlar kendi ülkelerine dönmeye başlamış olan fonların yeniden gelişme yolundaki ülkelere geri dönmeye başlamasına yol açan gelişmeler oldu.

22 Ocak 2019 Salı

IMF'nin 2019 Beklentileri ve Türkiye Ekonomisi

2019 yılının zor bir yıl olacağı konusunda görüş birliği var. Her ne kadar Fed’in faiz artırımlarına devam etmeyeceği yönünde beklentiler oluşmuş olsa da aslında bu gelişme zorluğun Fed tarafından onaylanması anlamına geliyor. Çünkü Fed, dünya çapında işlerin iyi gitmeyeceğini gördüğü için parasal sıkılaştırmayı erteliyor.

Benzer bir yaklaşım Avrupa Merkez Bankası’nda da egemen. Draghi, toparlanmanın zaman alacağını, ekonomilerin o kadar güçlü olmadığını açıkladı. Bu açıklamalardan sonra Avrupa Merkez Bankası’nın parasal sıkılaştırmaya 2019 yılında başlama olasılığı gündemden düştü.   

Geçtiğimiz günlerde yayınladığı Dünya Ekonomik Görünümü Güncellenmiş Raporunda IMF, 2019 yılında dünyanın ekonomik büyümesine ilişkin tahminini yüzde 3,7’den 3,5’e düşürmüş bulunuyor. Bunun nedenleri arasında ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının devam edeceği, ABD’de hükümetin kapanması, İngiltere’nin Brexit sorunu, Almanya’nın otomobillere yeni bir benzin emisyonu standardı uygulaması, İtalya’nın ülke riski ve finansal risklerindeki artışlar ve Türkiye’nin beklenene göre daha derin bir daralma yaşayacağına ilişkin tahminler yer alıyor.  IMF’nin tespitlerine göre ticaret savaşları, İtalya’nın maliye politikasına ilişkin tereddütler, bazı yükselen ekonomilerin karşı karşıya olduğu sıkıntıların büyümesi, ABD’de hükümetin kapanması hisse fiyatlarının düşmesine de yol açıyor.

21 Ocak 2019 Pazartesi

Ekonomi Nedir? Neyi İnceler?

Ekonomi deyimi eski Yunanca’da hane halkı anlamına gelen oikos sözcüğü ile yönetim anlamına gelen nomos sözcüklerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir sözcük olsa da zamanla anlamı oldukça genişlemiştir. Ekonomi biliminin konusunun ve kapsamının ne olduğu sorusuna pek çok farklı yanıt verilmiştir şimdiye kadar. Bu soruya verilecek yanıt kişinin ekonomi bilimine hangi ideoloji açısından baktığının da yanıtıdır aslında.

Ekonomi biliminin en yaygın tanımı Alfred Marshall’ın neoklasik tüketim çıkışlı tanımından yola çıkan Lionel Robbins’in yaptığı tanımlamadır: Ekonomi bilimi; kıt kaynakların alternatif kullanım olanaklarını inceleyen bir bilimdir.  

Bu tanım ekonomi bilimini tüketim ya da harcamalar açısından ele alan bir tanımdır. Oysa ekonomi bilimi yalnızca tüketimle (ya da daha geniş çerçevede harcamalarla) değil aynı zamanda üretimle ve o üretimin tüketimle köprüsünü kuran paylaşım (bölüşüm) sorunlarıyla da ilgilidir.  

Tüketim açısından bakacak olursak ekonomi bilimi Lionel Robbins’in tanımına uygun bir işlev üstlenir: Çok sayıdaki isteğin eldeki sınırlı imkânlarla karşılanması çabası. İnsan, elindeki sınırlı imkânlarla çok sayıdaki istekleri arasında seçim yaparken bazı isteklerini karşılamaktan vazgeçmek zorundadır. Her seçilen isteğin maliyeti aslında vazgeçilen öteki istektir. Örneğin kısıtlı parasıyla sandviçle yetinip sinemaya gitmeyi tercih eden kişi iyi bir yemek yemekten vazgeçtiği için sandviç ve sinemaya gitmenin alternatif maliyeti iyi bir yemek olmaktadır. 

Üretim açısından bakarsak ekonomi bilimi kimin üretim yapacağı, kim için üretim yapılacağı, ne kadar üretileceği, üretimin kaça mal edileceği ve kaça satılacağı konularıyla ilgilenir.

Paylaşım veya bölüşüm açısından bakacak olursak bu kez ekonominin ilgi alanı üretimden kimin ne kadar pay alacağı konusuna odaklanır. Üretim faaliyetinde yer alan emekçi, sermaye sahibi, toprak (ya da doğal kaynakların) sahibi ve girişimcinin üretimden ne kadar pay alacağı ekonominin temel uğraşı alanı haline gelir.

Buraya kadar açıkladığımız konuları bir şemada gösterelim:


Kapitalist sistem, tüketim üzerine odaklanmış bir sistem olduğu için ekonomi bilimini de hep tüketimle ilgili bir çerçevede ele alıp tanımı ona göre yapmaktadır. İsteklerin sonsuzluğu bir yana çok sayıda olup olmadığı bile bugün tartışmalı hale gelmiştir. Kapitalizmin yarattığı tüketimin en üstün değer olduğu algısı aslında ihtiyaç olmayan birçok şeyi istenir hale getirmiştir. Bunların gerçekten ihtiyaç olup olmadığı bir yana ekonomi en az tüketim ya da harcamalar kadar önemli olan üretim ve paylaşım ilişkilerini de çerçevesi içine alan bir tanıma ihtiyaç duymaktadır. Tüketim, ekonomik faaliyetin itici gücü olsa da insanın üretime geçmesinden sonra üretim ilişkileri ve sanayi devriminden sonra da paylaşım meselesi tüketim kadar önem kazanmış, öne çıkmıştır.

Bu çerçevede ekonomi bilimini şöyle tanımlamak sanırım en doğru yaklaşım olur: Ekonomi bilimi, istekleri karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretimi, bu üretimin katkıda bulunanlar arasında paylaşılması ve eldeki sınırlı imkânlarla çeşitli istekler arasından tercih edilenlerin karşılanması çabalarını inceleyen ve bu ilişkilerin doğru kurulabilmesi için çözümler öneren bilim dalıdır.

16 Ocak 2019 Çarşamba

Tahminlerin Tutarsızlığı ve Lucas Eleştirisine Katkı

İktisatçılar ya da geleceğe ilişkin gelişmeleri anlamaya çalışanlar tahmin yaparlarken genellikle eldeki veri setini kullanır ve mevcut koşulların değişmeden kalacağı varsayımını yaparlar. Oysa bu tahminler yapıldıktan bir süre sonra, özellikle gelişme yolundaki ekonomilerde, birçok değişiklik olur, yeni önlemler açıklanır ve mevcut durumu değiştirecek adımlar atılır. Bu durumda tahminin yapıldığı andaki mevcut koşulların devam edeceği varsayımı anlamını yitirmiş olur. Bir tahminin altında yatan varsayım anlamını yitirdiğinde o tahminin tutması beklenemez. Esasen tahmin değişen koşullarda tutuyorsa o da tahminin tutarlılığı konusunun sorgulanmasına yol açar.   

Robert Lucas Jr. (1995 Nobel Ekonomi ödülü), yeni bir ekonomi politikası uygulamaya sokulduğunda, iktisatçı ve analistlerin, bu politikanın etkilerini geçerli ekonomik yapının devam edeceği varsayımına dayanarak ölçmeye çalışmalarının ve tahminlerini buna göre yapmalarının yanlış olduğunu vurguluyor. Bu yeni ekonomi politikasının, ekonomik aktörlerin bekleyişlerini etkilemek suretiyle mevcut yapıda değişikliğe yol açabileceğinin ihmal edilmesini eleştiriyor. Lucas’a göre yeni politikanın sonuçlarını doğru tahmin edebilmek için bu politikanın karar alıcıları ne yönde etkileyeceğini göz önüne almak gerekir. Lucas’ın bu tespitine Lucas Eleştirisi adı veriliyor.

13 Ocak 2019 Pazar

Yapısal Reformlar Kitabı

Herkese Göre Farklı Yapısal Reform Olmaz
Yapısal reformlar son dönemde en çok kullanılan ifadelerden birisi oldu. Ekonomiyle ilgili ya da ilgisiz herkes yapısal reformlardan söz ediyor. Ne var ki herkes bu ifadeyi aynı anlamda kullanmıyor. Kimisine göre bir yasada yapılacak değişiklik yapısal reform anlamına geliyor, kimisine göre yasalardaki değişiklikler yetmiyor sistem değişikliği olması gerekiyor, kimisi yapısal reformu sadece ekonomiyle sınırlı tutuyor, kimisi siyasal ve sosyal alanları da kapsaması gerektiğini ileri sürüyor. İlk kez nasıl ve hangi çerçevede kullanıldı bilmiyorum ama bu ifadeyi yaygınlaştıran kurumlar IMF ve Dünya Bankası idi. Bu iki kurum bu ifadeyi ekonomik çerçeveyle sınırlı olarak kullandılar. Onu da piyasa sistemine geçiş, dalgalı kur uygulaması, vergiler ve harcamalar açısından kamu mali disiplininin sağlanması, sağlıklı ve denetlenebilir bir bankacılık sistemi kurulması, ödemeler dengesinin imkanlara göre yürütülmesi gibi konulara bağlayarak açıkladılar. O nedenle şimdi yapısal reform denildiği zaman konuyu bu çerçevede öğrenenler sadece ekonomik reformları düşünüyorlar.

10 Ocak 2019 Perşembe

Merkez Bankası Nasıl Kâr Eder ve bu Kârı Niçin Hazineye Devreder?

Merkez Bankası’nın Kârı
Merkez Bankası’nın 2018 yılında 37 milyar TL kâr ettiği Hazine ve Maliye Bakanı tarafından açıklandı. Merkez Bankası, normal olarak Nisan ayında yapacağı genel kurul toplantısını 18 Ocak’ta yapacak. Banka ana sözleşmesinde yer alan "Genel Kurul toplantıları her yılın nisan ayı içinde ve banka meclisinin tespit edeceği günde toplanır" ifadesinin "Genel kurul toplantıları her yıl hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde ve banka meclisinin tespit edeceği günde toplanır" şeklinde değiştirilmesi söz konusu. Aynı toplantıda bankanın 2018 yılı dönem kârından avans dağıtımı yapılmasına karar verilmesi konusu genel kurulun onayına sunulacak. Ondan sonra da kârın önemli kısmı Hazine’ye devredilecek.

Hazine’nin İç Borçlanma Stratejisi adı altında yayınladığı Ocak – Mart 2019 iç borçlanma programına bakacak olursak Şubat ayında toplam 25,3 milyar TL’lik borç geri ödemesinin 3,3 milyar TL’si ve Mart ayında toplam 36,5 milyar TL’lik borç ödemesinin 22,1 milyar TL’sinin (iki ayda toplam 25,4 milyar TL’si) borçlanma dışı kaynaklarla ödenmesi planlanmış bulunuyor (https://www.hmb.gov.tr/duyuru/ocak-mart-2019-ic-borclanma-stratejisi) Bu durumda Merkez Bankası’nın kârının Nisan ayı beklenmeden avans olarak Hazine’ye aktarılmasıyla Hazine, borçlanmaya gitmek yerine bu kaynağı kullanacak.

9 Ocak 2019 Çarşamba

2019: Riskler ve Fırsatlar

2019 ilginç bir yıl olacak. Kendi başına bakıldığında zor ve sıkıntılı dursa da birkaç yılı kapsayan bir bütün içinde bakıldığında birçok fırsatı da beraberinde getiren bir yıl olacak gibi görünüyor.

2018 yılında yaşanan yüksek kur sıçraması ve belki ondan da önemlisi süreklilik kazanan kur oynaklığı ve onun sonucu olarak çıkan faizlerdeki yükselişler karar alıcıların yatırım, üretim, iş yapma gibi önemli konulardaki yaklaşımlarını son derecede olumsuz etkiledi. Kurda ortaya çıkan bu sıçramalar, ithal girdi fiyatlarını ve dolayısıyla maliyetleri arttırdı ve bu da fiyatlara yansıyarak enflasyonu yükseltti. Bu gelişme, kitlelerin satınalma gücünü düşürdüğü için talep daralmasına ve dolayısıyla üretimde düşüşe yol açtı. Bunu sanayi üretiminde ve imalat sanayii kapasite kullanımındaki hızlı düşüşlerden gözlemleyebiliyoruz. Bu peş peşe gelen etkiler büyümenin düşmesiyle sonuçlandı. Üçüncü çeyrekte yüzde 1,6 olan büyümenin son çeyrekte eksi çıkması bekleniyor. Bu küçülme büyük olasılıkla 2019 yılının ilk iki çeyreğinde de devam edecek gibi görünüyor. Dış finansmana ihtiyacı olan kuruluşlar bu ihtiyacını eskiden olduğu gibi fazlasıyla karşılayamadılar, hatta tam olarak da karşılayamadılar. Dış kaynak bulmanın maliyeti yükseldi. 2018 yılında yaşanan olumsuzluklar reel kesimi ciddi biçimde etkiledi. Birçok kuruluş konkordatoya gitti, iflas eden ve batanlar oldu, işten eleman çıkarmalar arttı. Bu gelişmeler kuşkusuz bankaları da etkiledi. Bankaların durumu 2001 krizi sonrası yeniden yapılandırmayla oldukça sağlam bir yapıya kavuşturulmuş olsa da reel kesimdeki sıkıntılar bankaları da sarsmaya başladı. Bir ekonomide bankalar o ekonomideki reel kesim kadar sağlamdır. Reel kesim sorunluysa bankaların sorunsuz olması mümkün değildir.  

7 Ocak 2019 Pazartesi

Vergi İndirimleri ve Asgari Ücret Artışının Ekonomik Etkileri

Vergi İndirimlerinin Etkisi
Belirli vergilerde yapılacak indirimler kamu kesiminde gelir kaybı yaratacağı için iki şekilde karşılanabilir: (1) Kamu kesimi bu kaybın yaratacağı açığı kamu harcamalarında aynı tutarlarda kısıntıya giderek karşılayabilir. (2) Kamu kesimi bu alanlarda ortaya çıkabilecek gelir kaybını başka alanlarda vergi artışı yaparak ya da kamu borçlanmasını artırarak karşılayabilir.

KDV, ÖTV ve bazı harçlarda yapılan indirimlerle ortaya çıkan kamu gelir kaybının kamu harcamalarında kısıntıyla karşılanması halinde büyüme ve enflasyon açısından fazla bir etki ortaya çıkmaz. Çünkü kamu kesiminin harcamalarının yerini geliri artan özel kesim ve hanehalklarının harcama artışları alır ve toplamda pek bir şey değişmez. Değişen tek şey kamu kesiminin harcayacağı alanlar ile ötekilerin harcayacağı alanların farklılığı olur. Bu farklılık nedeniyle küçük çapta olumlu ya da olumsuz değişiklikler görülebilir.

5 Ocak 2019 Cumartesi

Merkez Bankası’nın Bastığı Paraların Enflasyona Etkisi Oldu Mu?

Hatırlayacaksınız bundan 3 – 4 ay öncesine kadar güncel konuların başında “Merkez Bankası’nın karşılıksız para bastığı, ortada gıcır gıcır yeni basılmış paraların dolaştığı ve bunun enflasyonu azdırdığı” iddiası geliyordu. Ben de bunun doğru olmadığını anlatan bir yazı yazmıştım.[i] Bu yazıda konuyu verilerle incelemiş ve şu sonuca ulaşmıştım: “Veriler üzerinden yaptığımız inceleme; Ramazan ve bayram nedeniyle yaşanan emisyon sıçraması (ki o da normale dönmeye başlamış bulunuyor) dışında son dönemde herhangi bir anomaliye işaret etmemektedir. Görünen tek anomali 2016 yılında büyümeden kopuk olarak gerçekleştirilmiş olan emisyon artışıdır. Onun da etkisi bir sonraki yılda yaşanan enflasyon artışına katkı olarak ortaya çıkmıştır.”  

3 Ocak 2019 Perşembe

Kur Niçin Yükseldi

Dünden itibaren gelişme yolundaki ülke paraları başlıca rezerv paralara karşı hızlı değer kaybı içine girdi. Brezilya’daki iktidar değişiminin yarattığı olumlu rüzgârın Brezilya Real’inin olumlu biçimde ayrışmasına yol açması dışında gelişme yolundaki ekonomilerin paraları hep birlikte değer kaybetti. Bu gelişmede özellikle Çin’in büyüme hızının daha da düşebileceği beklentisi ve bunu esas alan Apple’ın iphone’a yönelik talep daralmasını da gerekçe göstererek satış tahminlerini düşürmesi etkili oldu. Bu gelişmeler, dünya genelinde büyümede bir yavaşlama olacağı izlenimi doğurdu. Bu izlenim, piyasaları olumsuz etkiledi ve sonuç olarak gelişmekte olan ekonomilerin para birimleri değer kaybı yaşadı.

Dolar Tahmini ve Vergi İndirimleri

Kur Tahmini Meselesi
Genellikle katıldığım konferanslarda sunumum bittikten sonra en fazla sorulan sorulardan birisi dolar kurunun ne olacağı sorusudur. 2 yıl öncesine kadar yılbaşlarında tahminlerimi açıklar, bunlar arasında kur tahminime de yer verirdim. Son 2 yıldır tahmin açıklamaz oldum. Bunun nedeni yıl içinde sürekli farklı kararların alınıp uygulamaya konulabilmesi. Bu durumda yılbaşındaki tahminlerin 3 ay sonra bile geçerliliği olmuyor, o nedenle yıllık tahmin yapmanın da anlamı kalmıyor. Mutlaka tahmin yapılacaksa aylık ya da en fazla üçer aylık tahminler yapmak gerekli.  

Buna karşın kur tahminiyle ilgili sorular gelmeye devam etti. Ben de her seferinde bu kadar karışık bir ortamda sağlıklı kur tahmini yapmanın mümkün olmadığını çünkü konunun yalnızca ekonomik değil, siyasal, sosyal, jeopolitik birçok farklı etki altında olduğunu söyler oldum. Dolayısıyla bana bu konuda sorulan sorulara çoğu kez “bu ortamda kur tahminini hep birlikte köşedeki falcıya sormamız daha akıllıca olur” diye cevap veririm.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...