22 Ocak 2019 Salı

IMF'nin 2019 Beklentileri ve Türkiye Ekonomisi

2019 yılının zor bir yıl olacağı konusunda görüş birliği var. Her ne kadar Fed’in faiz artırımlarına devam etmeyeceği yönünde beklentiler oluşmuş olsa da aslında bu gelişme zorluğun Fed tarafından onaylanması anlamına geliyor. Çünkü Fed, dünya çapında işlerin iyi gitmeyeceğini gördüğü için parasal sıkılaştırmayı erteliyor.

Benzer bir yaklaşım Avrupa Merkez Bankası’nda da egemen. Draghi, toparlanmanın zaman alacağını, ekonomilerin o kadar güçlü olmadığını açıkladı. Bu açıklamalardan sonra Avrupa Merkez Bankası’nın parasal sıkılaştırmaya 2019 yılında başlama olasılığı gündemden düştü.   

Geçtiğimiz günlerde yayınladığı Dünya Ekonomik Görünümü Güncellenmiş Raporunda IMF, 2019 yılında dünyanın ekonomik büyümesine ilişkin tahminini yüzde 3,7’den 3,5’e düşürmüş bulunuyor. Bunun nedenleri arasında ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının devam edeceği, ABD’de hükümetin kapanması, İngiltere’nin Brexit sorunu, Almanya’nın otomobillere yeni bir benzin emisyonu standardı uygulaması, İtalya’nın ülke riski ve finansal risklerindeki artışlar ve Türkiye’nin beklenene göre daha derin bir daralma yaşayacağına ilişkin tahminler yer alıyor.  IMF’nin tespitlerine göre ticaret savaşları, İtalya’nın maliye politikasına ilişkin tereddütler, bazı yükselen ekonomilerin karşı karşıya olduğu sıkıntıların büyümesi, ABD’de hükümetin kapanması hisse fiyatlarının düşmesine de yol açıyor.

21 Ocak 2019 Pazartesi

Ekonomi Nedir? Neyi İnceler?

Ekonomi deyimi eski Yunanca’da hane halkı anlamına gelen oikos sözcüğü ile yönetim anlamına gelen nomos sözcüklerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir sözcük olsa da zamanla anlamı oldukça genişlemiştir. Ekonomi biliminin konusunun ve kapsamının ne olduğu sorusuna pek çok farklı yanıt verilmiştir şimdiye kadar. Bu soruya verilecek yanıt kişinin ekonomi bilimine hangi ideoloji açısından baktığının da yanıtıdır aslında.

Ekonomi biliminin en yaygın tanımı Alfred Marshall’ın neoklasik tüketim çıkışlı tanımından yola çıkan Lionel Robbins’in yaptığı tanımlamadır: Ekonomi bilimi; kıt kaynakların alternatif kullanım olanaklarını inceleyen bir bilimdir.  

Bu tanım ekonomi bilimini tüketim ya da harcamalar açısından ele alan bir tanımdır. Oysa ekonomi bilimi yalnızca tüketimle (ya da daha geniş çerçevede harcamalarla) değil aynı zamanda üretimle ve o üretimin tüketimle köprüsünü kuran paylaşım (bölüşüm) sorunlarıyla da ilgilidir.  

Tüketim açısından bakacak olursak ekonomi bilimi Lionel Robbins’in tanımına uygun bir işlev üstlenir: Çok sayıdaki isteğin eldeki sınırlı imkânlarla karşılanması çabası. İnsan, elindeki sınırlı imkânlarla çok sayıdaki istekleri arasında seçim yaparken bazı isteklerini karşılamaktan vazgeçmek zorundadır. Her seçilen isteğin maliyeti aslında vazgeçilen öteki istektir. Örneğin kısıtlı parasıyla sandviçle yetinip sinemaya gitmeyi tercih eden kişi iyi bir yemek yemekten vazgeçtiği için sandviç ve sinemaya gitmenin alternatif maliyeti iyi bir yemek olmaktadır. 

Üretim açısından bakarsak ekonomi bilimi kimin üretim yapacağı, kim için üretim yapılacağı, ne kadar üretileceği, üretimin kaça mal edileceği ve kaça satılacağı konularıyla ilgilenir.

Paylaşım veya bölüşüm açısından bakacak olursak bu kez ekonominin ilgi alanı üretimden kimin ne kadar pay alacağı konusuna odaklanır. Üretim faaliyetinde yer alan emekçi, sermaye sahibi, toprak (ya da doğal kaynakların) sahibi ve girişimcinin üretimden ne kadar pay alacağı ekonominin temel uğraşı alanı haline gelir.

Buraya kadar açıkladığımız konuları bir şemada gösterelim:


Kapitalist sistem, tüketim üzerine odaklanmış bir sistem olduğu için ekonomi bilimini de hep tüketimle ilgili bir çerçevede ele alıp tanımı ona göre yapmaktadır. İsteklerin sonsuzluğu bir yana çok sayıda olup olmadığı bile bugün tartışmalı hale gelmiştir. Kapitalizmin yarattığı tüketimin en üstün değer olduğu algısı aslında ihtiyaç olmayan birçok şeyi istenir hale getirmiştir. Bunların gerçekten ihtiyaç olup olmadığı bir yana ekonomi en az tüketim ya da harcamalar kadar önemli olan üretim ve paylaşım ilişkilerini de çerçevesi içine alan bir tanıma ihtiyaç duymaktadır. Tüketim, ekonomik faaliyetin itici gücü olsa da insanın üretime geçmesinden sonra üretim ilişkileri ve sanayi devriminden sonra da paylaşım meselesi tüketim kadar önem kazanmış, öne çıkmıştır.

Bu çerçevede ekonomi bilimini şöyle tanımlamak sanırım en doğru yaklaşım olur: Ekonomi bilimi, istekleri karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretimi, bu üretimin katkıda bulunanlar arasında paylaşılması ve eldeki sınırlı imkânlarla çeşitli istekler arasından tercih edilenlerin karşılanması çabalarını inceleyen ve bu ilişkilerin doğru kurulabilmesi için çözümler öneren bilim dalıdır.

16 Ocak 2019 Çarşamba

Tahminlerin Tutarsızlığı ve Lucas Eleştirisine Katkı

İktisatçılar ya da geleceğe ilişkin gelişmeleri anlamaya çalışanlar tahmin yaparlarken genellikle eldeki veri setini kullanır ve mevcut koşulların değişmeden kalacağı varsayımını yaparlar. Oysa bu tahminler yapıldıktan bir süre sonra, özellikle gelişme yolundaki ekonomilerde, birçok değişiklik olur, yeni önlemler açıklanır ve mevcut durumu değiştirecek adımlar atılır. Bu durumda tahminin yapıldığı andaki mevcut koşulların devam edeceği varsayımı anlamını yitirmiş olur. Bir tahminin altında yatan varsayım anlamını yitirdiğinde o tahminin tutması beklenemez. Esasen tahmin değişen koşullarda tutuyorsa o da tahminin tutarlılığı konusunun sorgulanmasına yol açar.   

Robert Lucas Jr. (1995 Nobel Ekonomi ödülü), yeni bir ekonomi politikası uygulamaya sokulduğunda, iktisatçı ve analistlerin, bu politikanın etkilerini geçerli ekonomik yapının devam edeceği varsayımına dayanarak ölçmeye çalışmalarının ve tahminlerini buna göre yapmalarının yanlış olduğunu vurguluyor. Bu yeni ekonomi politikasının, ekonomik aktörlerin bekleyişlerini etkilemek suretiyle mevcut yapıda değişikliğe yol açabileceğinin ihmal edilmesini eleştiriyor. Lucas’a göre yeni politikanın sonuçlarını doğru tahmin edebilmek için bu politikanın karar alıcıları ne yönde etkileyeceğini göz önüne almak gerekir. Lucas’ın bu tespitine Lucas Eleştirisi adı veriliyor.

13 Ocak 2019 Pazar

Yapısal Reformlar Kitabı

Herkese Göre Farklı Yapısal Reform Olmaz
Yapısal reformlar son dönemde en çok kullanılan ifadelerden birisi oldu. Ekonomiyle ilgili ya da ilgisiz herkes yapısal reformlardan söz ediyor. Ne var ki herkes bu ifadeyi aynı anlamda kullanmıyor. Kimisine göre bir yasada yapılacak değişiklik yapısal reform anlamına geliyor, kimisine göre yasalardaki değişiklikler yetmiyor sistem değişikliği olması gerekiyor, kimisi yapısal reformu sadece ekonomiyle sınırlı tutuyor, kimisi siyasal ve sosyal alanları da kapsaması gerektiğini ileri sürüyor. İlk kez nasıl ve hangi çerçevede kullanıldı bilmiyorum ama bu ifadeyi yaygınlaştıran kurumlar IMF ve Dünya Bankası idi. Bu iki kurum bu ifadeyi ekonomik çerçeveyle sınırlı olarak kullandılar. Onu da piyasa sistemine geçiş, dalgalı kur uygulaması, vergiler ve harcamalar açısından kamu mali disiplininin sağlanması, sağlıklı ve denetlenebilir bir bankacılık sistemi kurulması, ödemeler dengesinin imkanlara göre yürütülmesi gibi konulara bağlayarak açıkladılar. O nedenle şimdi yapısal reform denildiği zaman konuyu bu çerçevede öğrenenler sadece ekonomik reformları düşünüyorlar.

10 Ocak 2019 Perşembe

Merkez Bankası Nasıl Kâr Eder ve bu Kârı Niçin Hazineye Devreder?

Merkez Bankası’nın Kârı
Merkez Bankası’nın 2018 yılında 37 milyar TL kâr ettiği Hazine ve Maliye Bakanı tarafından açıklandı. Merkez Bankası, normal olarak Nisan ayında yapacağı genel kurul toplantısını 18 Ocak’ta yapacak. Banka ana sözleşmesinde yer alan "Genel Kurul toplantıları her yılın nisan ayı içinde ve banka meclisinin tespit edeceği günde toplanır" ifadesinin "Genel kurul toplantıları her yıl hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde ve banka meclisinin tespit edeceği günde toplanır" şeklinde değiştirilmesi söz konusu. Aynı toplantıda bankanın 2018 yılı dönem kârından avans dağıtımı yapılmasına karar verilmesi konusu genel kurulun onayına sunulacak. Ondan sonra da kârın önemli kısmı Hazine’ye devredilecek.

Hazine’nin İç Borçlanma Stratejisi adı altında yayınladığı Ocak – Mart 2019 iç borçlanma programına bakacak olursak Şubat ayında toplam 25,3 milyar TL’lik borç geri ödemesinin 3,3 milyar TL’si ve Mart ayında toplam 36,5 milyar TL’lik borç ödemesinin 22,1 milyar TL’sinin (iki ayda toplam 25,4 milyar TL’si) borçlanma dışı kaynaklarla ödenmesi planlanmış bulunuyor (https://www.hmb.gov.tr/duyuru/ocak-mart-2019-ic-borclanma-stratejisi) Bu durumda Merkez Bankası’nın kârının Nisan ayı beklenmeden avans olarak Hazine’ye aktarılmasıyla Hazine, borçlanmaya gitmek yerine bu kaynağı kullanacak.

9 Ocak 2019 Çarşamba

2019: Riskler ve Fırsatlar

2019 ilginç bir yıl olacak. Kendi başına bakıldığında zor ve sıkıntılı dursa da birkaç yılı kapsayan bir bütün içinde bakıldığında birçok fırsatı da beraberinde getiren bir yıl olacak gibi görünüyor.

2018 yılında yaşanan yüksek kur sıçraması ve belki ondan da önemlisi süreklilik kazanan kur oynaklığı ve onun sonucu olarak çıkan faizlerdeki yükselişler karar alıcıların yatırım, üretim, iş yapma gibi önemli konulardaki yaklaşımlarını son derecede olumsuz etkiledi. Kurda ortaya çıkan bu sıçramalar, ithal girdi fiyatlarını ve dolayısıyla maliyetleri arttırdı ve bu da fiyatlara yansıyarak enflasyonu yükseltti. Bu gelişme, kitlelerin satınalma gücünü düşürdüğü için talep daralmasına ve dolayısıyla üretimde düşüşe yol açtı. Bunu sanayi üretiminde ve imalat sanayii kapasite kullanımındaki hızlı düşüşlerden gözlemleyebiliyoruz. Bu peş peşe gelen etkiler büyümenin düşmesiyle sonuçlandı. Üçüncü çeyrekte yüzde 1,6 olan büyümenin son çeyrekte eksi çıkması bekleniyor. Bu küçülme büyük olasılıkla 2019 yılının ilk iki çeyreğinde de devam edecek gibi görünüyor. Dış finansmana ihtiyacı olan kuruluşlar bu ihtiyacını eskiden olduğu gibi fazlasıyla karşılayamadılar, hatta tam olarak da karşılayamadılar. Dış kaynak bulmanın maliyeti yükseldi. 2018 yılında yaşanan olumsuzluklar reel kesimi ciddi biçimde etkiledi. Birçok kuruluş konkordatoya gitti, iflas eden ve batanlar oldu, işten eleman çıkarmalar arttı. Bu gelişmeler kuşkusuz bankaları da etkiledi. Bankaların durumu 2001 krizi sonrası yeniden yapılandırmayla oldukça sağlam bir yapıya kavuşturulmuş olsa da reel kesimdeki sıkıntılar bankaları da sarsmaya başladı. Bir ekonomide bankalar o ekonomideki reel kesim kadar sağlamdır. Reel kesim sorunluysa bankaların sorunsuz olması mümkün değildir.  

7 Ocak 2019 Pazartesi

Vergi İndirimleri ve Asgari Ücret Artışının Ekonomik Etkileri

Vergi İndirimlerinin Etkisi
Belirli vergilerde yapılacak indirimler kamu kesiminde gelir kaybı yaratacağı için iki şekilde karşılanabilir: (1) Kamu kesimi bu kaybın yaratacağı açığı kamu harcamalarında aynı tutarlarda kısıntıya giderek karşılayabilir. (2) Kamu kesimi bu alanlarda ortaya çıkabilecek gelir kaybını başka alanlarda vergi artışı yaparak ya da kamu borçlanmasını artırarak karşılayabilir.

KDV, ÖTV ve bazı harçlarda yapılan indirimlerle ortaya çıkan kamu gelir kaybının kamu harcamalarında kısıntıyla karşılanması halinde büyüme ve enflasyon açısından fazla bir etki ortaya çıkmaz. Çünkü kamu kesiminin harcamalarının yerini geliri artan özel kesim ve hanehalklarının harcama artışları alır ve toplamda pek bir şey değişmez. Değişen tek şey kamu kesiminin harcayacağı alanlar ile ötekilerin harcayacağı alanların farklılığı olur. Bu farklılık nedeniyle küçük çapta olumlu ya da olumsuz değişiklikler görülebilir.

5 Ocak 2019 Cumartesi

Merkez Bankası’nın Bastığı Paraların Enflasyona Etkisi Oldu Mu?

Hatırlayacaksınız bundan 3 – 4 ay öncesine kadar güncel konuların başında “Merkez Bankası’nın karşılıksız para bastığı, ortada gıcır gıcır yeni basılmış paraların dolaştığı ve bunun enflasyonu azdırdığı” iddiası geliyordu. Ben de bunun doğru olmadığını anlatan bir yazı yazmıştım.[i] Bu yazıda konuyu verilerle incelemiş ve şu sonuca ulaşmıştım: “Veriler üzerinden yaptığımız inceleme; Ramazan ve bayram nedeniyle yaşanan emisyon sıçraması (ki o da normale dönmeye başlamış bulunuyor) dışında son dönemde herhangi bir anomaliye işaret etmemektedir. Görünen tek anomali 2016 yılında büyümeden kopuk olarak gerçekleştirilmiş olan emisyon artışıdır. Onun da etkisi bir sonraki yılda yaşanan enflasyon artışına katkı olarak ortaya çıkmıştır.”  

3 Ocak 2019 Perşembe

Kur Niçin Yükseldi

Dünden itibaren gelişme yolundaki ülke paraları başlıca rezerv paralara karşı hızlı değer kaybı içine girdi. Brezilya’daki iktidar değişiminin yarattığı olumlu rüzgârın Brezilya Real’inin olumlu biçimde ayrışmasına yol açması dışında gelişme yolundaki ekonomilerin paraları hep birlikte değer kaybetti. Bu gelişmede özellikle Çin’in büyüme hızının daha da düşebileceği beklentisi ve bunu esas alan Apple’ın iphone’a yönelik talep daralmasını da gerekçe göstererek satış tahminlerini düşürmesi etkili oldu. Bu gelişmeler, dünya genelinde büyümede bir yavaşlama olacağı izlenimi doğurdu. Bu izlenim, piyasaları olumsuz etkiledi ve sonuç olarak gelişmekte olan ekonomilerin para birimleri değer kaybı yaşadı.

Dolar Tahmini ve Vergi İndirimleri

Kur Tahmini Meselesi
Genellikle katıldığım konferanslarda sunumum bittikten sonra en fazla sorulan sorulardan birisi dolar kurunun ne olacağı sorusudur. 2 yıl öncesine kadar yılbaşlarında tahminlerimi açıklar, bunlar arasında kur tahminime de yer verirdim. Son 2 yıldır tahmin açıklamaz oldum. Bunun nedeni yıl içinde sürekli farklı kararların alınıp uygulamaya konulabilmesi. Bu durumda yılbaşındaki tahminlerin 3 ay sonra bile geçerliliği olmuyor, o nedenle yıllık tahmin yapmanın da anlamı kalmıyor. Mutlaka tahmin yapılacaksa aylık ya da en fazla üçer aylık tahminler yapmak gerekli.  

Buna karşın kur tahminiyle ilgili sorular gelmeye devam etti. Ben de her seferinde bu kadar karışık bir ortamda sağlıklı kur tahmini yapmanın mümkün olmadığını çünkü konunun yalnızca ekonomik değil, siyasal, sosyal, jeopolitik birçok farklı etki altında olduğunu söyler oldum. Dolayısıyla bana bu konuda sorulan sorulara çoğu kez “bu ortamda kur tahminini hep birlikte köşedeki falcıya sormamız daha akıllıca olur” diye cevap veririm.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...