19 Kasım 2019 Salı

Dipten Dönüş İşaretlerini Çıkışa Dönüştürebilmek

Türkiye ekonomisi son aylarda dipten dönüşün sinyallerini veriyor. Bu dönüş sinyallerini birkaç grafikle göstermeye çalışayım.

İlk grafik seti ekonominin arz yönünü temsil eden sanayi üretimindeki değişim oranları (altta solda) ve ekonominin talep yönünü temsil eden perakende satış hacmindeki değişi (altta sağda.) Bu ikisine baktığımızda gerek talepte gerekse arzda bir toparlanma başladığı görülebiliyor. 


İkinci grafik seti ekonominin iki önemli kesimi olan otomotiv (altta soldaki grafik) ve konuttaki (altta sağdaki grafik) durumu gösteriyor. Otomotivde pazarın durumunda(mavi olan bu yıl, turuncu geçen yıl ve çubuklar on yılın ortalaması) son üç ayda toparlanma söz konusu ve son iki ayda da geçen yılın üzerine çıkılmış görünüyor. Konut satış fiyatlarındaki toparlanmayı da sağdaki grafikten görebiliyoruz. Nominal satış fiyatları ve dolayısıyla reel satış fiyatları yükselişe geçmiş bulunuyor.  


Bu toparlanmanın maliyeti nereye yansıyor? Bunu görebilmek için bütçeye bakmamız gerekiyor. Aşağıda soldaki grafik bütçenin faiz dışı dengesini, sağdaki grafik ise vergi gelirlerinin faiz dışı giderleri finanse etmekteki durumunu gösteriyor. Faiz dışı dengenin uzun bir dönem sonunda ilk kez bu yıl açık verdiğini soldaki grafikten görebiliyoruz. Sağdaki grafik ise bize faiz dışı giderleri karşılamada vergi gelirlerinin giderek daha yetersiz kaldığını söylüyor. Tek seferlik gelirlere süreklilik kazandıran bir yapıya geçtiğimiz anlaşılıyor. Bu yıl TCMB’nin yedek akçesiyle durumu idare ettik. Ne var ki bu, sürdürülebilir bir denge değil.



Aşağıdaki iki grafikten soldaki cari açık ve bütçe açığı arasındaki ilişkiyi, bir başka ifadeyle ikiz açığı gösteriyor. Grafiğin ortaya koyduğu durum cari açığın fazlaya dönüştüğü bir ortamda bütçe açığının giderek büyümeye başladığı bir görünümdür. Sağdaki grafik işsizlik ve takvim etkisinden arındırılmış işsizlik oranlarını gösteriyor. Arındırılmış işsizlik oranı bize henüz işsizlikte bir düşüş olmadığını gösteriyor. Kuşkusuz ekonomideki toparlanmanın yerleşmesi ve bunun işsizliğe yansıması zaman alacak.


Ekonomideki toparlanma işaretlerinin en belirgin yansımalarından birisi de riskleri ölçmekte kullandığımız CDS priminin 370’lerden başlayarak yavaş yavaş 300’lere inmesi. CDS primi 300’ün altına inerse bu gelişmenin de olumlu katkısı gelmeye başlayacak.

Buraya kadar yapılanlar, özellikle bütçeyi feda ederek ekonomiyi canlandırma çabalarının sürdürülebilirliği önemlidir. Çünkü bu çabaların baz etkisiyle düşmüş olan enflasyonu azdırması kaçınılmazdır. O nedenle son bir iki aydır gözlemlenen dipten dönüş işaretlerini enflasyonsuz bir çıkışa dönüştürebilmenin yolu beklentileri olumluya çevirebilecek hamleleri yapmaktan geçiyor. Bunların ekonomiden çok hukuk, eğitim, demokrasi gibi alanlar olduğunu çok kez söylediğim için artık tekrarlamayacağım. Türkiye, eğer bu aşamada hukuk, eğitim, demokrasi alanlarında doğru adımları atar ve onun yanına da ciddi, tutarlı, iyi işlenmiş bir ekonomik program koyar ve ilk uygulamaları yaşama geçirirse çıkışa geçebilir. Bunları yapmazsak bu dönüş işaretleri bir çeşit pastırma yazı gibi geride kalır ve ilk bozulma önümüzdeki ay enflasyondan başlayarak yayılabilir.

17 Kasım 2019 Pazar

Bir Sepet Kitap

Stefan Zweig, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar (çeviri: Kasım Eğit), Can Yayınları, 2019 (24. Baskı)
Zweig’in bir kitabını okuduğunuzda diğerlerini de okuma isteği doğuyor içinizde. Hele ilk okuduğunuz kitabı Dünün Dünyası ya da Mary Stuart ise bu istek çok güçlü oluyor. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar’da Zweig 14 önemli olayı anlatıyor. Bu 14 olayın kahramanları arasında Kristof Kolomb, Fatih Sultan Mehmet, Napolyon, Tolstoy, Lenin gibi isimler var. Bazı bölümler çok önemli bazıları o kadar da önemli değil gibi (ya da bana öyle geldi.) Zweig, bu kitaptaki olayları öykü tadında anlatmış. Ama eğer Zweig’in sadece bir eserini okuyacaksanız bence ya Dünün Dünyasını ya da Mary Stuart’ı okuyun.

11 Kasım 2019 Pazartesi

Hazine Nakit Açığı ve Finansmanı

Genel Bütçe ve Merkezi Yönetim Bütçesi ayrımı ve farkı
Kamu mali yapısı şöyle özetlenebilir:

Genel Yönetim
KİT'ler
Diğer Kamu Kesimi
Merkezi Yönetim
İşletmeci KİT'ler
Bütçe Dışı Fonlar
   Genel Bütçeli İdareler
Finansal KİT'ler
Döner Sermayeli Kuruluşlar
   Özel Bütçeli İdareler
İşsizlik Sigortası Fonu
   Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar
Sosyal Güvenlik Kuruluşları
   SGK
   İşkur
Yerel Yönetimler
   Belediyeler
   İl Özel İdareleri

Genel Bütçe; Bütçe Kanunlarına ekli 1 sayılı cetvelde yer alan kurumları kapsayan bütçedir. Bu kurumlar: Cumhurbaşkanlığı, MİT, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, İletişim Başkanlığı, TBMM, Yüksek yargı organları ve bakanlıklardır.

Merkezi Yönetim Bütçesi; Bütçe Kanunlarına ekli 1, 2 ve 3 sayılı cetvelde yer alan kurumları kapsayan bütçedir. 1 sayılı cetvele yukarıda değindik. 2 sayılı cetvel YÖK ve yüksek öğretim kurumlarını, özel bütçeli kurumları kapsar. Özel bütçeli kurumlar: ÖSSYM; Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Savunma Sanayii Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, MTA, DSİ gibi 42 adet kurumdur. 3 sayılı cetvel düzenleyici ve denetleyici kurumları kapsar. Bunlar: RTÜK, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, SPK, BDDK, EPDK, Kamu İhaleleri Kurumu, Rekabet Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu ve Nükleer Düzenleme Kurumu’dur (10 adet.)   

7 Kasım 2019 Perşembe

Krizden Çıkışın Anahtarı

Para Politikası Yetmiyor
2008 yılında ABD finans sisteminde başladığı kabul edilen küresel krizde ABD ekonomisi başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler (Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya) niceliksel gevşeme (quantitative easing) adı altında genişletici (gevşek) para politikası uygulamasına giriştiler. Genişletici para politikası bir yandan Merkez Bankası’nın bankaları fonlamada uyguladığı faiz oranlarının düşürülmesi bir yandan da piyasadaki orta – uzun vadeli tahvilerin Merkez Bankası tarafından satın alınarak karşılığında para verilmesi yoluyla uygulandı.   

Aşağıdaki iki grafikten soldaki ABD Merkez Bankasının (Fed) bankaları fonlarken uyguladığı faiz oranındaki (Fed’s Fund Rate) değişimi, sağdaki ise Fed’in piyasadaki tahvilleri satın alıp karşılığında piyasaya para vermesi sonucu bilançosunun aktifindeki artışı gösteriyor.


4 Kasım 2019 Pazartesi

Olumlu Baz Etkisinin Sonuna Geldik

Baz etkisinin olumlu etkisi
Baz etkisi; karşılaştırmaya konu olan iki dönemden ilkinde herhangi bir nedenle oran ya da sayılar üzerinde ortaya çıkan aşırı bir yükseliş veya düşüşün karşılaştırılan dönemlerin sonuçları üzerinde yarattığı etkidir. Bu etki bir sonraki döneme ilişkin karşılaştırmada ortadan kaybolabilir.

Baz etkisini bu yılın Eylül ayı enflasyonunu geçen yılın Eylül ayı enflasyonuyla karşılaştırarak açıklamaya çalışalım. Geçen yıl yaşanan kur artışları sonucu Eylül ayında aylık enflasyonun yüzde 6,30 gibi çok yüksek bir oranda geldiğini düşünelim. Bu aylık artış, endeksi 6,30 puan artırmış olur. Bu yılın Eylül ayında kurlar aynı sıçramayı göstermediği, başkaca da bir olumsuz etki olmadığı için aylık enflasyonun yüzde 0,99 geldiğini varsayalım. Bu durumda geçen yılın Eylül ayına ait yüzde 6,30’luk enflasyon oranı endeksten çıkacak yeni gelen yüzde 0,99’luk oran girecek ve 12 aylık enflasyon ciddi oranda düşmüş olacaktır (endeks ile hesaplama buradaki basit hesaplamadan biraz farklı olduğu için düşüş oranı 5,75 olmuştur.)

1 Kasım 2019 Cuma

Ticaret Savaşlarının Küresel Refaha ve Türkiye’ye Etkisi

Uluslararası Ticaret ile Küresel Refah İlişkisi
Kapitalizmin temel kabullerinden birisi uluslararası ticaretin küresel refahı artıracağı hipotezidir. Bu kabulün teorik altyapısı karşılaştırmalı üstünlükler teorisinde yer alır. Teoriye göre iki ulusun birbiriyle ticaret yapması için her ikisinin de bir malın üretiminde mutlak üstünlüğe sahip olmasına gerek yoktur. Karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olunması ticaretin ortak refah yaratması için yeterlidir[i].

Kapitalizmin “uluslararası ticaretin geliştirilmesi uluslararası refahın artmasını sağlar” kabulünün yaşama geçirilmesini sağlayan Bretton Woods sistemi bu amaca hizmet etmesi için IMF ile Dünya Bankası’nın temellerini attı. Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) de bunlara katılmasıyla sistem, dış ticaretin serbestleştirilmesi, konvertibiliteye geçiş ve sonunda da sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasıyla küreselleşmeye kadar vardı.

28 Ekim 2019 Pazartesi

Geldik Küresel Krizin Üçüncü Aşamasına

2011’de Yaptığım Analiz
29 Eylül 2011 tarihli Radikal Gazetesinde yazdığım ‘Krizin Üçüncü Aşaması’ başlıklı yazım, krizin üç aşamalı olabileceği yolunda yapılmış ilk analizdir. Bu yazımı burada sizlerle bir kez daha paylaşıyorum.

 “İlk aşaması ABD'yi, ikinci aşaması AB'yi etkileyen krizin üçüncü aşaması, gelişme yolundaki ekonomileri etkileyecek. İlk aşaması ABD’yi, ikinci aşaması AB’yi ağır biçimde etkileyen küresel krizin üçüncü aşamada gelişme yolundaki ekonomileri etkisi altına alacağını ve asıl krizin o zaman ortaya çıkacağını tahmin ettiğimi daha önce yazmıştım. ABD ve AB’nin krize girmesinden bir ölçüde etkilenmiş olsalar da gelişme yolundaki ekonomiler bugüne kadar krizi bir şekilde kendilerinden uzak tutmayı başardılar. Sanırım artık bu aşamada bu pek mümkün olmayacak…

Şu sıralarda içine girdiğimiz dönemde dünya büyümesinde ciddi bir düşüş yaşanması bekleniyor ve bunun etkisiyle bu tür hammaddelere olan talep düşüyor. Bu durum, bu tür hammaddeleri üretip satan ekonomilerin yavaş bir seyirle de olsa sıkıntı içine girebileceğini gösteriyor. Yükselen piyasa ekonomilerinin bazıları ise hammadde satıcısı değil. Bunlar tıpkı gelişmiş ekonomiler gibi sanayi ürünleri ya da gelişme yolundaki diğer ekonomiler gibi tarım ürünleri satarak döviz geliri elde ediyorlar. Bir bölümünde turizm gelirleri de ağırlıklı yer tutuyor. Türkiye bu kategoride hem sanayi ürünleri ihraç eden hem de turizm gelirleri önemli miktarlara ulaşmış olan bir yükselen piyasa ekonomisi… 

23 Ekim 2019 Çarşamba

Merkez Bankası Faizi İndirir mi?

Başlıktaki soruyu hemen yanıtlayayım: Bilmiyorum.

Aynı soru ABD Merkez Bankası Fed’in toplantısı öncesi sorulsa yanıtlardım. Çünkü Fed sürpriz yapmıyor. Önce yapacağı hamleye piyasayı hazırlıyor, sonra da ne yönde piyasayı hazırlamışsa o yönde karar veriyor. O nedenle de Merkez Bankası olarak yüksek bir itibara sahip bulunuyor.

İnsanın kendi ülkesinin Merkez Bankasının tam olarak ne yapacağını bilmemesine karşılık başka bir ülkenin Merkez Bankasının ne yapacağını tam olarak tahmin edebilmesi çok tuhaf bir durum. Ama gerçek bu. O nedenle ben hiçbir zaman bizim Merkez Bankasının faiz toplantısından nasıl bir karar çıkacağı konusunda yorum yapmadım. Çünkü toplantı öncesinde bilgi paylaşılmıyor. Sadece önceki toplantıdan kalma bir bilgi notu var elimizde. Oysa o toplantıdan sonra olanlar başka ülkelerde bir yılda bile olmayacak yoğunlukta işler. 

21 Ekim 2019 Pazartesi

Kısa Vade, Uzun Vade ve Sorunların Çözümü

Kısa vade - Uzun vade ayrımı
Ekonomide vade (dönem) ayrımı vardır. Alfred Marshal’ın tanımlamasına göre vadelerin süreleri konusunda şöyle ayrım yapılabilir: Kısa vade; emek, enerji, sermaye, hammadde gibi değişken faktörlerin artırılıp azaltılabileceği, buna karşılık toprak, bina gibi sabit üretim faktörlerinin değiştirilemeyeceği bir süredir. Uzun vade; gerek değişken gerekse sabit üretim faktörlerinin tamamının arttırılıp azaltılabileceği kadar uzun bir süreyi ifade eder. Bu teknik tanımlara karşılık kısa vade denildiğinde genellikle 1 yıldan kısa süreler, uzun vade denilince de 1 yıldan uzun süreler anlaşılır.

Sorun ve çözüm
Sorun; (1) Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem ya da (2) Sıkıntı veren durum, dert olarak tanımlanıyor.

Çözüm; (1) bir sorunun çözülmesiyle ulaşılan, elde edilen sonuç ya da (2) Bir sonuca varmak, ortadaki engelleri kaldırmak için tutulması gereken yol olarak ifade ediliyor.

17 Ekim 2019 Perşembe

Gösteriş Tüketimi ve Züppe Etkisi

‘Gösteriş tüketimi’ (conspicuous consumption); ekonomi jargonunda uzun süredir kullanılan bir deyim. Thorstein Veblen, sanayi devrimiyle birlikte sınıf atlamış olan sonradan görme zenginlerin lüks tüketime yönelmelerini bu kavram çerçevesinde açıklamıştır.  

Zamanla, gösteriş tüketimi gelişmekte olan ülkelerde de ortaya çıkmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde yeterli gelire sahip olmayan hatta düşük gelirli olan çoğu insan, çevrelerine daha iyi durumda olduklarını gösterebilmek, kendilerini kanıtlayabilmek için gelirlerinin izin verdiği ölçülerin ötesinde harcama yaparlar. Örneğin borç, harç son model cep telefonu alırlar.  

15 Ekim 2019 Salı

Dünya Ekonomisi ve Türkiye Ekonomisi Tahminleri

IMF’nin Dünyanın Ekonomik Görünümü başlıklı raporunun yenisi (Ekim 2019 tarihli) bugün yayımlandı. IMF kadrosunun kendine göre yorumları, analizleri var. Ben bunlara girmeyeceğim. Çünkü benim de kendime göre kısmen farklı bazen de aynı yönde görüşlerim var. O nedenle bu rapordaki verileri kullanarak önce dünyanın sonra da Türkiye’nin ekonomik durumunu özellikle büyüme yönünden ele alacağım.

Dünya Ekonomisinin Gidişi
2011 – 2018 arasında yüzde 3,6 ortalama yıllık büyüme sağlamış olan küresel sistemin 2019’da yüzde 3,3 büyümesinin beklenmesi resesyon endişelerini haklı gösteren bir beklenti. Buna karşılık IMF, 2020 yılında büyümenin yeniden yüzde 3,6’ya yükseleceği tahminini yapıyor.

7 Ekim 2019 Pazartesi

Köprü ve Otoyol Geçiş Ücreti Zamları

Ücret, ekonomide emeğin sunulmasının, kiralanmasının bedelidir. Yani bir kişiyi bir iş yaptırmak için tuttuğunuzda o kişiye sunduğu emeğin karşılığında ödenen bedele ücret denir. Bu durumda köprü geçişi sırasında ödenen paraya ücret denmemesi geçiş fiyatı ya da geçiş bedeli denmesi gerekir. Ama bu yanlış ifade yerleşmiş olduğu için olduğu gibi bırakıp biz de ücret diyelim ve “galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır” (yaygın olarak kullanılan ifade sözlükte yazan doğrusuna tercih edilmelidir) deyişine uyalım.

Bu hafta başından geçerli olmak üzere köprü ve otoyol geçiş ücretlerine ortalama yüzde 20 zam yapıldı ve bu zam oldukça tepki çekti. Tepki çekmesinin nedeni emek karşılığı ücret alanların (gerçek ücret) alabildikleri zamların çok üzerinde olmasıydı. Yapılan açıklamada köprü ve otoyollara her yıl ÜFE oranında zam yapılması gerektiği, geçen yıl yüzde 33,6 oranındaki ÜFE artışına karşılık 21 aydır zam yapılmadığı vurgulanıyor. Meselenin özü de burada zaten.

3 Ekim 2019 Perşembe

İktisat ve Ekonomi Aynı Şey midir?

İktisat; Arapçada tam hedefe yönelme anlamına gelen kast sözcüğünden türetilmiş bir sözcük. Şemseddin Sami’nin ünlü sözlüğü Kamus-ı Türki’de iktisat kelimesinin iki anlamına vurgu yapılıyor: Ölçülü, ılımlı davranma ve harcamada tasarruflu olma. Sözcüğün İngilizcesi Economics, Fransızcası Économie. Türkçede, bu bilim dalı için uzun süre İktisat kullanıldı. O dönemlerde kurulan bölümlere ve fakültelere de İktisat Fakültesi veya İktisat Bölümü adı verildi. İlerleyen dönemlerde Fransızcadan uyarlanan Ekonomi de kullanılır oldu.

İngilizcedeki Economics ile Economy ya da Fransızcadaki Économie (Türkçeye ikisi de Ekonomi diye çevriliyor) aynı kökenden gelseler de farklı anlamlar taşıyor. Economics, bilimin adı. Economy ise o bilimin çerçevesini çizdiği sistemin adı. Bir başka ifadeyle ekonomi, bir ülke veya bölge ya da dünyanın tamamının üretim, tüketim, yatırım, parasal ilişkiler gibi ekonomik göstergeler çerçevesindeki durumunu ifade ediyor. İngilizcedeki bu ayrıma karşılık Fransızcadaki Économie hem bilimi hem de sistemi ifade ediyor. Türkçede de durum Fransızcadaki gibi. Ekonomi hem bilimi hem de sistemi ifade ediyor. Mesela bilimi kastederek ekonomi dediğimizde arz, talep, firma dengesi, para arzı, GSYH, enflasyon, işsizlik gibi konularla uğraşan, onları tanımlamaya, açıklamaya ve yorumlamaya çalışan bilim dalı anlaşılıyor. Buna karşılık İngiltere Ekonomisi (British Economy) dendiğinde İngiltere'nin ekonomik sistemi ve onun işleyişi anlaşılıyor.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Okuduğum Kitaplardan Seçmeler

Emre Kongar, İstanbul 1940’lardan Bugüne Efsaneler, Anılar, İzlenimler, Remzi Kitabevi, 2019
Emre Kongar’ın yeni kitabı İstanbul her ne kadar 1940’lardan bugüne efsaneler ve anılar alt başlığını taşısa da bazen İstanbul’un kuruluş efsanesine, bazen de İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından Bizans’tan alınışına kadar uzanan öykü ve tartışmalarla bezenmiş çok önemli bir kitap. Kongar, bütün bu tarihi, kendi anılarıyla, gözlemleriyle birleştirerek okunması çok rahat, akıcı, öykü ve belgeselin harmanlanmasıyla oluşan bir solukta okunabilen bir kitap çıkarmış ortaya. Bazen okuduğunuz kitabın bittiğine üzülürsünüz. Bu kitap öyle bir kitap olmuş. Okuduğunuzda bana hak vereceğinizi düşünüyorum. 

30 Eylül 2019 Pazartesi

Yeni Ekonomi Programı (2020 – 2022)’nin 2019 Yılı Tahminleri Üzerine Görüşler

2020 – 2022 dönemini kapsayacak olan Orta Vadeli Program, bir öncekinde olduğu gibi Yeni Ekonomi Programı (YEP) adı altında kamuoyuna açıklandı. Programın adıyla ilgili bir sorun var. Geçen yıl açıklanan program Yeni Ekonomi Programı adını taşıdığı için bu yıl açıklanan programın aynı adı taşıması kanımca doğru değil. Bu mantıkla hareket edersek bu yeni programın adının En Yeni Ekonomi Programı olması gerekirdi.  Programın adının Orta Vadeli Program olarak kalması aslında en uygun tercih olurdu.

Programın metin bölümüne girmeyeceğim. Çünkü bu programın da metin kısmı, öncekilerde olduğu gibi, net hedefler ve aksiyonlardan çok nasıl ve ne zaman yaşama geçirileceği belirsiz temennilerle dolu. O nedenle bunlarla zaman kaybetmek yerine göstergelerle uğraşmakta yarar var.

28 Eylül 2019 Cumartesi

Bilanço

Bilanço dilimize İtalyanca’dan girmiş bir sözcük. Şirketlerin dönemsel faaliyetlerinde varlıklarında ve yükümlülüklerinde ortaya çıkan değişimleri ve dönem sonucunda ulaşılan kar veya zararı gösteren tablolara bilanço deniyor.  

Görüleceği gibi tanım gereği bilanço kurumsal bir dengeyi ifade ediyor. Buna karşılık kişilerin yaşamlarının da bir bilançosu var. Belki ona, karışıklığı önlemek için, başka bir isim de verilebilir ama önemli değil. Kişisel bilanço, yaşamınız boyunca ya da yaşamınızın belirli bir anına kadar baştan beri yaptıklarınızın ve yapamadıklarınızın bir özeti. Yapmak istediklerinizi sol tarafa yaptıklarınızı sağ tarafa yazarsanız yapmak istediklerinizin ne kadarını yapabildiğinizi ne kadarını yapamadığınızı ve yapmayı düşünmediğiniz neleri yaptığınızı ortaya koyan bir bilanço çıkarabilirsiniz.

26 Eylül 2019 Perşembe

IMF, Türkiye İçin Ne Diyor?

Son bir haftadır IMF’yi kimin çağırdığı, muhalefetle görüşmelerinin gizliliği gibi ayrıntılar asıl önemli konu olan IMF Türkiye Raporunu ikinci plana itti. IMF heyetinin ayrıntılı raporu (Article 4 Consultation Report) IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra yayınlanıyor. Bu, zaman aldığı için IMF heyeti konsültasyon çalışmalarını bitirdiğinde Hazine’ye bir özet değerlendirme raporu bırakır. Buna IMF jargonunda Concluding Remarks (Sonuç Notları) deniyor. Türkiye’de konsültasyon çalışmalarını bitiren IMF heyeti yetkililere bıraktıkları Sonuç Notları’nda özetle şunları söylüyorlar.

Mevcut Durum
Türkiye’nin büyüme ortalaması yüksek olmakla birlikte bu büyüme artan oranda dış borca dayalı bir fonlamayla finanse edildi. Bu durum 2018 yılında TL’nin hızlı dış değer kaybına neden oldu ve resesyonun yolunu açtı.

24 Eylül 2019 Salı

IMF ve Türkiye

IMF'nin Amacı
Kuruluş amacı ülkelerin karşılaştığı geçici ödemeler dengesi krizlerini gidermek ve onların ithalat kısıntısına gitmemelerini sağlayarak dünya ticaretinin daralmasını önlemek olan IMF 1944 yılında kuruldu.

IMF, kapitalist ekonomi sisteminin temel önermelerinden birisi olan uluslararası ticaret artışının dünya refahını artıracağı ilkesi (karşılaştırmalı üstünlükler kuramı) doğrultusunda çalışan üç kurumdan birisidir. Dünya Bankası, gelişme yolundaki ekonomilerin altyapı yatırımlarını destekleyerek onların dünya ticaretine ortak olabilmeleri misyonunu, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ise uluslararası ticaretin rekabet ve hukuk kurallarına göre çalışmasını sağlamak misyonunu üstlenmiş öteki iki kurumdur.

IMF’nin 189 üyesi vardır. Türkiye, IMF’ye 1947 yılında üye olmuştur.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Kate Raworth’un Simit Ekonomisi Üzerine Düşünceler

Kate Raworth, 21’inci Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu: Simit Ekonomisi (Türkçesi: Akın Emre Pilgir), Tellekt Yayınları, 2019

Tellekt Yayınları tarafından yayınlanan İngiliz İktisatçısı Kate Raworth’un Simit Ekonomisi adlı kitabına yazdığım takdim yazısını sizlerle paylaşmak isterim.

Kapitalist sistem birçok kriz yaşadı. Bunların en ağırları; 1873’de başlayan Uzun Depresyon, 1929’da başlayan Büyük Depresyon, 2008’de başlayan  ve halen devam eden Küresel Kriz’dir. Kapitalizmi açıklayan teori olan Adam Smith ile başlayıp devam eden klasik ekonomi teorisi 1870’lerdeki krizden sonra neoklasik yaklaşımla revize edildikten sonra 1929 Büyük Depresyonu sonrası sorgu masasına yatırıldı. Böylece ilk kez o zaman geçerli olan ekonomi teorisinin bir işe yarayıp yaramadığı tartışma konusu oldu. Ardından Keynesyen ekonomi teorisinin tamamlayıcı katkıları devreye girdi. Böylece ana akım ekonomi teorisi klasik, neoklasik ve Keynesyen teorilerin bir karışımı haline geldi. Sonradan bu yaklaşıma birçok katkı daha yapılmış olsa da ana çerçeve hep neoklasik teori ve Keynesyen teori karışımı olarak kaldı.

Türkiye’de Gelir Dağılımı, Gini Katsayısı ve Yoksulluk Oranları

2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları TÜİK tarafından açıklandı. Buradan giderek gerek kişisel gerekse fonksiyonel gelir dağılımını analiz edebilecek durumdayız. Ama önce tanımları hatırlayalım.

Kişisel gelir dağılımı; bir ekonomide yaratılan gelirin, o ekonomideki kişiler arasında ne şekilde dağıldığını, fonksiyonel gelir dağılımı ise; ücret, faiz, rant, kâr gibi üretim faktörlerinin yaratılan gelirden (GSYH) ne kadar pay aldığını ölçmeye yarayan analizlerdir.

Kişisel gelir dağılımında adaleti ölçmek için kullanılan araçlar içinde en yaygın kullanılanı Gini katsayısıdır.  Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler Lorenz Eğrisi analizinde kullanılan grafikteki mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Gini katsayısı sıfır ile bir arasında değişen bir katsayıdır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını gösterir.

17 Eylül 2019 Salı

Bilim ve Ekonomi Biliminin Yeri

Bilim kelimesi (science) Latince bilgi anlamına gelen scienta sözcüğünden türemiştir. Bilim, evren ile ya da evrendeki varlık ve olaylarla ilgili bilgilerden yola çıkarak evrene veya bu varlık ve olaylara deneyle doğrulanabilir açıklamalar getirme çabası olarak tanımlanabilir. Bilimin bu noktada üç önemli özelliğinden söz edebiliriz: (1) Bilgi, (2) Deneyle doğrulama, (3) Açıklama çabası.

Bilim başlıca iki alana ayrılır: (1) Doğa bilimleri ya da fizik bilimler (evren ve doğa üzerindeki çalışmaları kapsar), (2) Sosyal bilimler (insan ve toplum davranışları üzerine yapılan çalışmaları kapsar.)

Ekonomi bilimi, insanın doğa, insanın insan, insanın toplum ve insanın mal ve hizmet ile olan ilişkilerini konu alır. İnsanın doğa ile ilişkisi kendisini üretimde gösterir. İnsanın insan ile ilişkisi kendisini ticaret gibi ya da mali hizmetler gibi alanlarda gösterir. İnsanın toplumla ilişkisi kendisini örneğin çalışma yaşamında gösterir. İnsanın mal ve hizmet ile olan ilişkisi de örneğin tüketim, yatırım gibi alanlarda ortaya çıkar. Ekonomi bilimi insan ve toplum davranışları üzerine kurulu bir bilim olduğu için sosyal bilimler arasında kabul edilir.    

16 Eylül 2019 Pazartesi

Ekonomide Durum Tespiti

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

13 Eylül 2019 Cuma

Faiz Düşerken Kur Nasıl Düşüyor?

Çoğu insanın kafasında faiz düşerse kur yükselir diye bir ilişki şekillenmiş olduğu için Merkez Bankası’nın faizi indirmesi sonrasında kur da düşünce ortaya bir şaşkınlık tablosu çıktı.

Ekonomide (daha çok finansta) bazı kestirme yargılar öne sürülür. Mesela “faiz düşerse borsa yükselir” denir. Bu genel olarak doğru bir tespittir. Çünkü mevduat ve tahvil ile borsa yatırımı genellikle birbirine rakiptir. Faiz düştüğünde oradaki kazanç azalacağı için yatırımcılar borsaya (hisse senedi alımına) yönelebilir. Burada üçüncü bir değişkene bakmaya gerek kalmaz.  

Buna karşılık faiz ile kur ilişkisine gelindiğinde bu iki değişken birbirini açıklamaya yetmeyebilir. Enflasyona da bakmak gerekir. Faiz düştüğünde eğer enflasyon için beklenti artış yönündeyse o zaman kur yükselir. Buna karşılık faiz düştüğünde eğer enflasyon beklentisi de düşüş yönündeyse ve faizdeki düşüş reel faizi sıfırlamayacak düzeydeyse kur düşebilir. Dolayısıyla “faiz düştüğünde kur yükselir” yargısı her zaman ve her yerde doğru değildir. Mutlaka bu iki değişkenin yanında enflasyona ve CDS primine de bakmak gerekir.

7 Eylül 2019 Cumartesi

ABD – Çin Ticaret Savaşı ve Tukidides Tuzağı

ABD’nin Dünya Liderliği ve Meydan Okumalar
ABD’nin ekonomik çıkışı 19’uncu yüzyılda iç savaşın (1861 – 1865) hemen sonrasında başladı. İthal ikamesine dayalı bir sanayileşme politikasıyla ABD, yerli üretimi hızla artırdı. Bu gelişmede kıtanın büyüklüğü, iklim farklılıkları, doğal kaynakların zenginliği, nüfusun hızlı artışı, göçmen ağırlıklı toplumun ekonomik gelişmeyi bir yaşam savaşı gibi alıp yola koyulması etkili oldu. 19’uncu yüzyılın ortalarında ABD ekonomisi yalnızca üretimde değil finans alanında hızla gelişerek dünya liderliğine doğru yürümeye başladı. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’nın dünya egemenliğinin sonunu getirdi. ABD, kapitalizmin liderliğini İngiltere, Almanya ve Fransa’dan devraldı.   

Rusya, devrimden sonra Sovyetler Birliği (SSCB) olmaya dönüşürken bir yandan da merkezi planlama yöntemini piyasa ekonomisi yerine ikame etti. Devrime girerken büyük ölçüde bir tarım toplumu olan Rusya’da bu yeni düzenleme üretimin artmasını, çeşitlenmesini, ulaşılması güç yerlere kadar uzanmasını sağladı. Devrimden sonra ayakta kalabilmek için çaba harcayan Rusya, asıl çıkışını 1930’lardan itibaren gerçekleştirdi.

Japonya’da 1867’de imparator olan Meiji (asıl adı Mutsuhito) batılılaşmaya ve modernleşmeye yöneldi. Özellikle eğitim reformu Japonya’nın ekonomik alanda hızla kalkınmasının yolunu açtı. Japonya 2’nci Dünya Savaşı sonrasında ekonomide çok büyük atılımlar yaparak kısa sürede Avrupa’nın sanayileşmiş ülkelerini geride bıraktı ve ABD’nin ardından dünyanın en gelişmiş ikinci ekonomisi konumuna yükseldi. Özellikle elektronik sanayisinde büyük atılımlar yapan Japonya, bu yükselişini 1990’ların başında girdiği durgunlukla yitirerek hızlı yükselip durma sendromuyla karşılaştı.  

4 Eylül 2019 Çarşamba

Bağımsızlık Nedir?

100 yıl önce toplanan Sivas Kongresi bu ülkenin bağımsızlık mücadelesinin somut biçim aldığı kongreydi. Sonrasında çok zorlu yollardan geçerek bağımsızlığına ulaştı bu ülke.

Atatürk’ün bu ülkeye getirdiği en büyük yeniliklerden birisi kendi kararlarını verebilen ve uygulayabilen bir yönetim şekliydi. Bilimde mucizeye yer yoktur, ama eğer mucizeye benzer bir şey varsa Osmanlı’nın başka devletlerin güdümüne girmiş sultanlarından, başka devletlerin yönetimine terk edilmiş mali yapısından, başka devlet tüccarlarının biçimlendirmesine tabi kalmış ticaret yapısından böyle bir yapıya geçmek mucizeye benzer bir şeydi.

Bağımsızlık böyle bir şeydir. Eğer kendi kararlarını kendin verebiliyorsan, kararını verirken kimsenin sana bir şey empoze etmesine izin vermiyorsan, başkalarıyla görüşmen talimat almak şeklinde değil de danışma şeklindeyse o zaman bağımsızsın demektir. Osmanlı’nın emperyalist güçlere bağımlı yapısından çıkıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken Atatürk’ün en fazla üzerinde durduğu şeydi bu.

1 Eylül 2019 Pazar

Bu Ortamda Faiz İndirmek Doğru Olur mu?

Bir ülkede faizlerin yüksek olup olmadığı anlamak için konuyla ilgili göstergeleri önce kendi içinde sonra da benzer ülkelerdeki göstergelerle karşılaştırmak gerekiyor. Bu meseleye çözüm ararken Türkiye gibi gelişmekte olan, ikili para sistemine[i] sahip bir ekonomiden söz ediyorsak ele almamız gereken başlıca göstergeler paranın dış değerindeki değişimler (kur değişimi), paranın iç değerindeki değişimler (enflasyon) ve ülke risk primidir (CDS. Faiz, bütün bu göstergelerin sonucu olarak çıkar karşımıza.

Aşağıdaki 1 numaralı tablo Türkiye ve benzer konumda kabul edilen ekonomilerin para birimlerinin Dolara karşı değişimini gösteriyor. 2 numaralı tablo ise bu ülkelerin enflasyon, Merkez Bankası faizi ve CDS primi açısından karşılaştırılmasını sergiliyor.

20 Ağustos 2019 Salı

Zorunlu Karşılıklar ve Döviz Kurlarının Artışı

Merkez Bankası’nın Zorunlu Karşılıklar Kararı
Merkez Bankası, bankaların açtığı kredilerin ekonominin toparlanmasına yetmediği görüşünden hareketle mevduata uyguladığı zorunlu karşılıkların[i] oranlarını ve bu karşılıklar için ödediği faizin oranını [ii]bankaların kredi artışlarını dikkate alacak şekilde farklılaştırdı.

Aşağıdaki tablo bu yeni düzenleme sonrasında kredi artış oranına göre farklılaşan zorunlu karşılık oranlarını ve bu karşılıklara uygulanacak faiz oranlarını gösteriyor (zorunlu karşılıklar mevduatın cinsine ve vadesine göre farklılıklar göstermekle birlikte burada, konuyu basitleştirmek amacıyla, Türkiye’de tasarrufların en fazla yoğunlaştığı 3 aya kadar vadeli mevduat örnek olarak alınmıştır.)

TL Zorunlu Karşılık Oranları
%
Kredilerini %10 - 20 aralığında arttıran bankalar için
2
Diğerleri için
7
TL Zorunlu Karşılık Faiz Oranları
%
Kredilerini %10 - 20 aralığında arttıran bankalar için
15
Diğerleri için
5

Bu yeni düzenleme ile piyasaya yaklaşık 5,4 milyar TL ve 2,9 milyar ABD doları karşılığı altın ve döviz likiditesi verileceği tahmin ediliyor.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Küçülmeye Devam mı Çıkışa Geçiş mi?

Ekonominin arz yönünü önemli ölçüde temsil ettiğini düşündüğüm sanayi üretimi yıllık değişim oranı (bir önceki yılın aynı ayına göre değişimi gösteriyor) 2018 sonunda dibi gördükten sonra çıkışa başlamış, bu yılın Nisan ayında bir düşüş sonrası Mayıs ayında yeniden yükselişe geçmişti. Genel beklenti Haziran ayında bu yükselişin süreceği ve olasılıkla eksiden artıya geçileceği yönündeydi.

Sanayi Üretimi (Kaynak: TÜİK Sanayi Üretim Endeksi Haziran, 2019)

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Çalışma Yaşamımın Muhasebesi

Çalışma yaşamıma maliye müfettiş muavini olarak başladım. 25 yılım kamu hizmetinde geçti. O arada uygulamayla teorinin birlikte yürütülmesi düşüncesinde olduğum için doktora yaptım. Hazine Müsteşarı iken istifa edip kamu kesimindeki görevimden ayrıldım sonrasında özel kesimde 10 yıl üst düzey yöneticilik yaptım. O arada gazete köşe yazarlığı ve televizyon programları da yaptım. Son 20 yıldır üniversitelerde ders veriyorum. Önce 10 yıl İstanbul Bilgi Üniversitesinde ve sonra 8 yıl Kadir Has Üniversitesinde ders verdim. Son 2 yıldır da kadrolu öğretim üyesi olarak Altınbaş Üniversitesinde görev yapıyorum. 1995 yılından beri makale ve kitap yazıyorum. Bu blogda ilk yazımı Kasım 2011’de yayınladım.  

9 Ağustos 2019 Cuma

Tam Rekabet Piyasası Hayalden Gerçeğe Dönüşüyor

Günümüzde okutulan mikroekonomi teorisi William Stanley Jevons, Leon Walras ve Carl Menger tarafından birbirine çok yakın zamanlarda farklı çalışmalarla ortaya konulan yaklaşımlarla biçimlenmiş sonrasında Alfred Marshall, Wilfredo Pareto ile aşağı yukarı bugünkü çerçevesine oturtulmuştur. Sonrasında kuşkusuz pek çok katkı yapılmıştır teoriye. Eksik rekabet piyasaları bunların en önemlilerinden birisidir.

Okullarda okutulan mikroekonomi teorisi tam rekabet piyasasını esas alan bir model üzerine kuruludur. Konu ekonomi bilimi olduğunda en büyük tartışma konularından birisi budur: Miroekonomi teorisinin üzerine inşa edildiği tam rekabet piyasası gerçek yaşamda var mıdır? Yanıt yoktur şeklinde olduğunda anaakım ekonomi teorisi de tartışmalı hale geliyor.

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Üniversitelerimizin Dünyadaki Yeri

Center for World University Rankings (CWUR) adlı kuruluş her yıl dünyadaki üniversiteleri belirli kriterlere göre gözden geçirip puan vererek sıralamaya tabi tutuyor. CWUR, söz konusu sıralamayı 7 faktöre puan vererek yapıyor: (1) Eğitimin kalitesi (%25), mezunların iş bulma oranı (%25), öğretim kadrosunun kalitesi (%10), araştırma sayısı (%10), yüksek kalite yayın sayısı (%10), dışarıdaki etki (%10) ve üniversitenin yayınladığı kitap ve makalelerden yapılan alıntı sayısı (%10.) CWUR’un bu değerlendirmesi dünya çapında 99 ülkeye ait 20 bin üniversiteyi kapsıyor ve bu haliyle küresel olarak yapılmış en geniş akademik değerlendirme niteliği taşıyor.

Bugün yayınlanan 2019 – 2020 küresel sıralamasını gösteren aşağıdaki tablo iki bölümden oluşuyor. Sol tarafta dünyada, sağ tarafta ise Türkiye’de önde gelen 10 üniversite yer alıyor. Dünya üniversitelerinin adlarının yanındaki ilk parantez hangi ülkede olduklarını, ikinci parantez CWUR değerlendirmesinde 100 üzerinden aldıkları puanı gösteriyor. Türk üniversitelerinin adlarının yanındaki ilk parantez üniversitenin dünya sıralamasındaki yerini, ikinci parantez CWUR değerlendirmesinde 100 üzerinden aldığı puanı gösteriyor.

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Enflasyon, Faiz, Neden ve Sonuç

Talep enflasyonundan maliyet enflasyonuna gidiş ve faiz artışı
Talep artar 
    arz karşılık verecek kadar hızlı artmazsa
        fiyatlar yükselmeye başlar
            bu yükseliş devam ederse enflasyona dönüşür
                bankalar mevcut faizle mevduatı tutamaz olurlar
        faizler, enflasyona paralel olarak artmaya başlar
            faizler artınca finansman maliyetleri yükselmeye yönelir
                maliyet artışları fiyatlara yansır
                    fiyatlar yükselir
                        enflasyon hızlanır
                            faizler tekrar artmaya başlar

Özet: Talep artışıyla başlayan gelişmede enflasyon (talep enflasyonu) ilk neden ve faiz artışı sonuçtur. Bu zincir devam ettiğinde faizlerdeki artış finansman maliyetlerini artırmaya başlayınca bu kez faiz neden, maliyet enflasyonu sonuç olmaya başlar.

26 Temmuz 2019 Cuma

Faiz Meselesi: Kitap İncelemesi

Faiz nedir? Nereden doğmuştur? Tarihi nedir? Kutsal kitaplar faizi niçin yasaklamıştır? Yasaklanan faiz hangisidir? Riba ile bugünkü faiz arasında bir fark var mı? Bu sorular günümüzde başta İslam dünyası olmak üzere dünyada fazlasıyla kafa yorulan sorular. Kimisi faizi asla yaklaşılmaması gereken bir tabu olarak görürken kimisi de bunun basit bir ekonomik işlem olduğunu ve kiradan farkı olmadığını savunuyor.

Son günlerde Faiz Meselesi adlı bir kitabı okuyorum. Kitaba 19 bilim insanı yazılarıyla katkı yapmış (Kitabın künyesi şöyle: Faiz Meselesi: Tarihten Örnek Uygulamalar, Derleyenler: Murat Ustaoğlu ve Ahmet İncekara, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Mayıs, 2019.)

23 Temmuz 2019 Salı

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

Şimdiye kadar bana sorulan “Merkez Bankası faizi ne kadar indirir ya da ne kadar artırır?” şeklindeki sorulara hiç yanıt vermedim. Çünkü yanıtını bilmiyorum. Bunun yanıtını bilmem için ya Merkez Bankası’nda bu kararı alan kişilerden birisi veya hükümette en üst düzeyde yetkili karar alıcı konumunda birisi ya da falcı olmam gerekir. Ben hiçbiri değilim. Bu durumda benim yanıtlayabileceğim soru: “Merkez Bankası faizi ne kadar indirir ya da ne kadar artırır” sorusu değil “Merkez Bankası faizi ne kadar indirmeli ya da ne kadar artırmalı” sorusudur. Bu, benim ekonomide ve piyasada izlediğim, gördüğüm, analiz ettiğim verilere ve bilgilere göre olması gerektiğini düşündüğüm oranı söylemem demektir. Bence iktisatçının yanıtlaması gereken soru budur.

19 Temmuz 2019 Cuma

Yılın Ortasında Ekonominin Görünümü

Sanayi üretimi artış eğiliminde ancak bazı önemli sektörler henüz toparlanma eğiliminden uzak görünüyor



TÜİK haber bülteninden alınmış olan soldaki grafik takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi yıllık değişim oranlarını gösteriyor. 2018 yılı süresince sürekli gerileyen sanayi üretimi aynı yılın son çeyreğinde eksi bölgeye düşmüş ve yıl sonunda en düşük noktaya geldikten sonra 2019 yılında toparlanma eğilimi göstermeye başlamış bulunuyor. Benzer bir görünüm TCMB sitesinden aldığım verilerle hazırladığım sağdaki grafikte yer alan imalat sanayiinde kapasite kullanım oranlarında da görülüyor. Her iki grafik de sanayi kesiminin dipten dönüş eğilimini sergiliyor.

18 Temmuz 2019 Perşembe

Konutta Durum

Birçok kişi TL ile aldıkları konutun fiyatının yükseldiğini görünce kazançlı olduğunu düşünüyor. Oysa aynı tarihte o parayla konut yerine başka bir alanda yatırım yapsaydı sonuç ne olurdu sorusuna göre hesap yapılması gerekir. Biz buna ekonomide “alternatif maliyet” diyoruz.

Bir örnekle açıklayayım. 18 Temmuz 2018’de iki kişiden birisi 500.000 TL’ye bir daire satın alıp aynı gün aylık 1.500 TL’ye kiraya vermiş olsun. Diğer kişi de 500.000 TL’yi o tarihteki USD/TL kuru olan 4,80 ile dolara çevirip aynı gün yüzde 3 brüt (yüzde 2,4 net) faizle bankaya yatırmış olsun. Bu iki kişinin bir yıl sonra 18 Temmuz 2019’daki gelir – gider – servet durumu şöyle olur:

16 Temmuz 2019 Salı

Merkez Bankası Bağımsızlığının Evrimi

Merkez Bankası Başkanının görevden alınmasıyla yeniden gündeme gelen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlığı meselesi iyiden iyiye dallanıp budaklandı ve özünden uzaklaştı. Tartışmalar araç bağımsızlığı, amaç bağımsızlığı ikileminde tıkandı. Oysa Merkez Bankasının bağımsızlığı meselesi özünde kâğıt para basımı konusunda siyasal iktidardan bağımsız olmasıdır.

Merkez bankası bağımsızlığı ilk kez David Ricardo’nun 1824’de para arzını sağlayacak olan merkez bankasının harcama yapan hükûmetten farklı bir kurum olması gerektiğini ifade etmesiyle gündeme gelmiştir.

5 Temmuz 2019 Cuma

Çin Demokrasiyle mi Büyüdü?

Son günlerde moda olan bir söylem var. Ne zaman demokrasi gelişmenin temelidir, parlamenter sistemden vazgeçmek hata oldu deseniz birisi çıkıyor ve “Çin, demokrasiyle mi gelişti?” diye soruyor. Ya da Güney Kore’nin başarısından söz etseniz “Güney Kore’de demokrasi yok demek ki gelişme için demokrasi şart değil” diyor. 

Herhangi bir konuya görmek istediğiniz gibi bakarsanız baktığınız gibi görürsünüz.

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Enflasyon Bugün Düşer Yarın Çıkar

Geçen yılın yüksek aylık enflasyonlarının bu yıl tekrarlanmayacağı ve dolayısıyla baz etkisiyle enflasyonda hızlı bir düşüş yaşanacağı görüşü son dönemde ABD ile ilişkilerin düzelebileceği ve Fed’in faiz indirimlerine gidebileceği görüşüyle birleşince piyasada ciddi bir iyimserlik dalgası yarattı. Bir zamanlar yüzde 20 enflasyondan söz edilirken şimdilerde tek haneli enflasyon konuşulur oldu. Bu tahminler, dış gelişmelerin yanı sıra baz etkisi denilen bazı aritmetik hesaplara dayanıyor.

Bu çerçevede yaptığım basit bir hesaplamayı aşağıda sunayım. Aşağıdaki tablo TÜFE endekslerindeki değişimlere yani aylık enflasyon ve oradan giderek hesaplanan 12 aylık sonuçlara dayanıyor. Sarı alan henüz sonucunu bilmediğimiz dönemleri gösteriyor. Bu döneme ait aylık ve 12 aylık oranların hesaplaması bana ait. Bu hesaplama çok basit bir varsayıma dayanıyor: Bundan sonraki her ayın enflasyon oranını geçen üç yılın aylık TÜFE ortalamaları olarak aldım. 12 aylık enflasyonlar da buna göre şekillendi.

30 Haziran 2019 Pazar

Yedek Akçe, Merkez Bankası, Hazine

Tartışmayı bir çerçeveye oturtabilmek için belirtmemiz gereken iki konu var: (1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) çok ortaklı bir anonim şirkettir. Hazine, yüzde 55 payla TCMB’nin en büyük pay sahibidir. Geri kalan yüzde 45 pay çok sayıda kurum ve kişiye aittir. (2) TCMB, yasasındaki özel hükümler ve düzenlemeler dışında, diğer anonim şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.

Genel Kanuni Yedek akçe (ya da ihtiyat akçesi); doğabilecek risklere karşı şirketi korumak ve acil durumlarda kullanılmak üzere şirketlerin yıllık net kârından belirli oranda ayrılan ve ortaklara dağıtılmayıp şirket bünyesinde bir çeşit yedek sermaye olarak tutulan paradır.

26 Haziran 2019 Çarşamba

Şimdi Ne Olacak?

Aylardır ne olacak, nasıl olacak diye piyasalar üzerinde etkili olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi geride kaldı. Şimdi sırada siyasette, ekonomide ve finansal piyasalarda büyüyen sorunlar var. Finansal piyasalar yılbaşından bu yana süren seçim odaklanması nedeniyle bir türlü yerli yerine oturamadı. Tekrarlanan seçim ve yapılan açıklamalar sonrasında bir miktar toparlanma yaşamış olmalarına karşın, Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi, 26 Mart günü ulaştığı 105 bin noktasından 10 bin puan aşağıda, USD/TL kuru yılbaşındaki 5,27 değerinden 0,49 puan yukarıda, banka faizleri yılbaşındaki düzeylerinin 3 – 4 puan üzerinde bulunuyor. Bu piyasalarda ideal hedefleri belirlemek bazı alanlar için kolay bazıları için zordur. Mesela BIST 100 endeksinin 125 bine ya da 200 bine yükselmesinin kimseye ya da ekonomiye doğrudan bir zararı olmaz. Buna karşılık kur konusu çok hassastır. USD/TL kurunun yükselmesi bir yandan ihracatı teşvik ederken bir yandan da ithal girdi fiyatlarının artmasına yol açtığı için enflasyon üzerinde yükseltici etki yaratır. Faizlerin düşmesi bir yandan üretim maliyetlerinin düşmesine yol açarken bir yandan da kişilerin tasarruf eğilimini düşürerek onları tüketime yönlendirmek suretiyle enflasyonu yükseltici etkiler yaratır.

23 Haziran 2019 Pazar

Umut Her Zaman Vardır

Yaşam dümdüz bir çizgi gibi değildir, inişler ve çıkışlarla devam eder gider. O inişlerde ve çıkışlarda umutlar, umutsuzluklar, başarılar, başarısızlıklar, hayaller, hayal kırıklıkları vardır. Bazen insan umutların tümüyle tükendiğini hisseder ve kendisiyle ilgili ciddi kararlar alır. Başka bir işe başvurmak, başka bir kente göç etmek, hatta başka bir ülkeye gidip yerleşmek gibi. İnsan umudunu yitirdiğinde yaşamının anlamı da kalmaz. Onun için umut bitmez, ama ileride yeniden canlanacağı ana kadar geçici olarak tükenme aşamasına gelebilir.   

20 Haziran 2019 Perşembe

Fed İmdada Yetişti

Parasal Sıkılaştırma Derken Nereye Geldik?
Çok değil 6 – 7 ay öncesine kadar ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2019 yılında 2 kez mi yoksa 3 kez mi faiz artıracağını tartışıyorduk. Parasal sıkılaştırmanın ikinci parçası olarak bilanço küçültme programı çerçevesinde 2019 yılında piyasadan çekip sterilize edeceği miktarın 600 milyar dolar olacağı ve bu aynı miktarın 2020 yılında da çekileceği açıklanmıştı. Bütün bunların dış piyasalarda likidite daralması yaratacağı, ABD tahvillerine ilgi oluşturacağı ve önce tahvil fiyatlarının sonra da faizlerinin yükseleceği konuşuluyordu. Bu gelişmelerin gelişmekte olan ekonomilerin dış kaynaklara erişimini zorlaştırması ve borçlanma maliyetlerini de artırması bekleniyordu.

17 Haziran 2019 Pazartesi

Bütçe, Piyasanın Görünümünü Yansıtıyor

Kamu bütçesi bize iki konuda bilgi verir: (1) Kamu kesiminin finansmanının nasıl olduğunu, açık verip vermediğini ve faizler üzerinde etki yaratıp yaratmayacağını gösterir. (2) Piyasanın yani özel kesimin satış yapıp yapamadığını, ithalatın gidişini gösterir.

Kamu Kesimi Açısından Durum
Bütçe açığı yılın ilk 5 ayında 66,5 milyar TL olurken faiz dışı denge de (bütçe gelirleri – faiz dışı bütçe giderleri) 20,1 milyar TL açık verdi. Böylece her yıl fazla vererek borçlanmanın bir bölümünü kapatmaya yarayan faiz dışı dengenin bu yıl açık vererek borçlanmayı artırıcı etki yarattığına tanık olmaya başlıyoruz.

Gidişin bu yönde olduğunu zaten iki hafta önce açıklanan Hazine Nakit Dengesinden görmüştük.
Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayınlanan Ocak – Mayıs Genel Bütçe dengesini gösteren tabloya bir göz atalım:


Bu tablonun ortaya koyduğu sorunları sıralayalım: (1) 2019 yılının ilk 5 ayında bütçe giderleri 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 28,4 oranında artmış. Bu artış söz konusu dönemdeki ortalama 12 aylık enflasyonun (yüzde 19,5) yaklaşık 9 puan üzerinde bir artışa işaret ediyor. (2) Faiz giderlerindeki yüzde 47,6 artış kamu kesimi borçlanma maliyetinde yaşanmaya başlanan yükselişin boyutlarını gösteriyor. (3) Bütçe gelirleri giderlerin tersine enflasyonun altında bir artış sergileyerek sadece yüzde 15 artmış. (4) Asıl büyük sorun bütçenin temel finansman kalemi olan vergi gelirlerinde ortaya çıkıyor. Vergi gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,3 artmış. Ki bu ilk 5 ayın ortalama enflasyonu olan yüzde 19,5 oranındaki enflasyonun neredeyse beşte biri oranında bir artış demek. (5) 2018 yılının ilk 5 ayında bütçe açığı yıllık açık beklentisinin yüzde 28,2’si oranında iken 2019 yılının ilk 5 ayında bu oran yüzde 82,5 olmuş. Yani yıllık bütçe açığı tahmininin yüzde 82,5’i yılın ilk 5 ayında gerçekleşmiş.

Bu görünüm, 2019 yılı bütçesinin tahmin edilenden fazla açık vereceğini, dolayısıyla kamu borçlanmasının ister istemez artacağını, açıktaki artışın enflasyon üzerinde olumsuz etki yaratacağını ve bunların sonucunda kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasında yaratacağı ek talebin faizler üzerinde artırıcı etki oluşturacağını ortaya koyuyor. Bu durumda eldeki tek çıpa olan bütçe çıpası da elden çıkmış görünüyor.

Özel Kesim ve Piyasa Açısından Durum
Kamu bütçesinin özel kesim ve piyasa açısından nasıl bir gösterge olduğunu ortaya koymak için Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayınlanan Ocak – Mayıs Genel Bütçe Gelirlerindeki gelişmeyi gösteren tabloya bakalım:


Bütçe Gelir tablosu bize özel kesimin, hane halklarının ve özetle piyasanın durumu hakkında çok önemli bilgiler veriyor. (1) Dahilde alınan Katma Değer Vergisi (KDV) ilk 5 ayda geçen yılın ilk 5 ayına göre yüzde 20,5 azalmış. Enflasyonun ortalama yüzde 19,59 olduğu ilk 5 ayda KDV tahsilatındaki bu düşüş bize piyasada satışların tepe taklak olduğunu gösteriyor. Çünkü dahilde alınan KDV satış üzerinden alınan bir vergi. (2) Benzer bir durum Özel Tüketim Vergisinde de (ÖTV) söz konusu. ÖTV tahsilatı da geçen yıla göre yüzde 6,8 azalmış. Satışların nasıl düştüğünü gösteren çok önemli bir gösterge. (3) İthalde alınan KDV ise yüzde 10,7 artmış. İthalat düşse de karşılığı olan TL, kur nedeniyle arttığı için tahsilat (enflasyonun yarısı düzeyinde de olsa) artmış.

Bu görünüm piyasanın sıkıntı içinde olduğunu, sanayi üretimindeki, perakende satışlardaki düşüşü ve beklenti anketlerindeki olumsuzluğu doğruluyor.

Sonuç
Alınan bütün önlemlere karşın ekonomide yeterli canlanma oluşmuyor. Çünkü sorun yalnızca ekonomik değil. Riskleri yükselten ve piyasada sıkıntı yaratan birçok mesele var.   

15 Haziran 2019 Cumartesi

Moody’s’in Not Düşürme Kararı ve Olası Etkileri

Genel Açıklama
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba3’den B1’e indirdiğini ve görünümün de negatif olduğunu, yani not indiriminin devam etmesi olasılığının bulunduğunu açıkladı.

Bu yeni notun ne anlama geldiğini gösterebilmek için önce kredi derecelerini gösteren tabloya bir bakalım:

13 Haziran 2019 Perşembe

Önce Doğru Teşhis

Doğru Teşhis
Çok çalışıp, çok konferans verip, çok uçak seyahati yapınca ve bağışıklık sistemini güçlendirici önlemler almayı da ihmal edince öksürükle başlayıp ateşe dönüşen şikayetle doktora başvurdum. Doktor, önce akciğer tomografisi ve kan tahlili istedi. Tomografide sağ akciğerde ciddi enfeksiyon olduğu tespit edildi. Kan tahlili sonuçları da bunu doğruladı. Kandaki iltihap oranı yüzde 25’e yükselmişti (normali 0 – 0,5 arası.) Bunun üzerine doktor üç şeyden kuşkulandı (ön teşhis): Zatürre, verem ve enfeksiyonun altında tümör. Tümör kötü huylu ise kanser olabilirdi.

Doktorum, zaman kaybetmemek için bir yandan zatürre tedavisine başladı. Altı saatte bir serum içinde antibiyotik aldım. Ayrıca günde bir tane de ağız yoluyla antibiyotik verdi. Bu arada akciğere bronkoskopi yoluyla üç kez su verip geri çekerek tüplere koydu ve tahlile yolladı. Önce verem savaş dispanserinden haber geldi: Verem yokmuş. Sonra da patoloji sonucu geldi: Kanser belirtisi de yokmuş. Bu durumda ön teşhisteki alternatiflerden ikisi elenmiş geriye zatürre kalmış oldu.

Özetle aynen Sherlock Holmes’in dediği çıktı: “Diğer olasılıkları elediğinizde elde kalan olasılık gerçeğin ta kendisidir.”

Doğru Tedavi
Kesin teşhis zatürre olarak belirlenince 15 günlük yoğun antibiyotik kürünün ardından bu kez ilaçlı tomografi çekildi ve kan tahlili yapıldı. Tomografi sonuçları enfeksiyonun azalmaya başladığını, kan tahlili sonuçları da kandaki iltihap oranının yüzde 25’den yüzde 4’e düştüğünü gösteriyordu. Bu veriler, teşhisin doğruluğunu kanıtlarken tedavinin de doğru yapıldığını ortaya koyuyordu.   

Hastaneden taburcu oldum ama iki hafta daha yakındaki hastaneye günde 4 kez giderek serumla karışık antibiyotik almaya devam ettim. Geçen gün tekrar doktora kontrole gittim. Enfeksiyonlu alan artık iyice küçülmüş, kandaki iltihap oranı normal düzeye (yüzde 0,32) inmişti. Doktorum ağız yoluyla 10 gün daha antibiyotiğe devam etmemi öngördü. Yaz aylarında dinlenme, bağışıklık sistemini destekleyici yiyeceklerle takviye yapmamı tavsiye etti. 

Özetle söylemem gerekirse hastalığın teşhisi, birçok analiz ve veri değerlendirmesi sonucunda doğru konmuş, tedavi programı bu teşhise göre oluşturulmuş ve tamamen doğru sonuç vermişti. Demek ki doğru tedavi için önce doğru teşhis koymak ve eldeki verileri inceleyip ona göre doğru tedavi uygulamak gerekiyor.

Buradaki kritik nokta; teşhis koyarken ve tedavi uygularken ön yargılardan uzak durmak. Bunu sağlamanın yolu verileri objektif ve ayrıntılı olarak incelemekten geçiyor. Önemli bir konu da hastanın doktoruna güvenip tedavi programına titizlikle uyması.

Sherlock Holmes’in dediği gibi: “Veri, veri, veri. Kil olmadan tuğla yapamam.”

Türkiye Ekonomisine Doğru Teşhis
Ekonomi, birçok bilimden (tıp, fizik, matematik) örnekler kullanır, kavramlar alır. Tıp bunlardan en çok başvurulanlarından birisidir. Mesela teşhis koymak tıpta hastalıklar için kullanılır, ekonomide de ekonomik sorunların saptanması için kullanılır. Ekonomide de mesele yukarıda benim başımdan geçen olaydaki durumla aynıdır. Ekonomik sıkıntının, krizin nereden kaynaklandığının teşhisinin doğru konması ve buna uygun tedavi programının uygulanması gerekir.

Türkiye ekonomisinin bugünkü sorunu aslında çeşitli önyargılar nedeniyle hastalığa doğru teşhis konulamamasında yatıyor. Açıklanan bütün ekonomik paketler doğru teşhis konulamadığı için sıkıntıyı gidermekten uzak kalıyor.  

Türkiye ekonomisinin temel sorunu ekonomi dışı görünen bir sorun: Yargının bağımsız olmaması ve hukukun üstünlüğünün yitirilmiş olması. Yargının bağımsız olmaması, her şeyi bozuyor. Mesela kamu kesiminin ve dolayısıyla kamu harcamalarının denetlenmemesine yol açıyor. Bu durum kamu kesiminde gereksiz ve yüksek harcamaların en üst düzeyde olmasına ve inanılması zor bir savurganlığa neden oluyor. Vatandaşa tasarruf öneren kadrolar kendileri en üst düzey harcamalara devam etmekten vaz geçmiyor. Girişilen gerekli gereksiz pahalı projeler de denetlenemiyor ve bunlar kamu kesimine ciddi yükler oluşturuyor, enflasyon üzerinde de baskı yaratıyor. Bu çerçeve yabancı yatırımcıların buradan uzak durmasına yol açıyor.

Türkiye Ekonomisinin Tedavisi Nasıl Olmalı?
Türkiye ekonomisi yüksek ateş (enflasyon), kilo kayıpları (ekonomik küçülme) ve yeterince beslenememe (işsizlik) dertlerinden muzdarip. Üstelik hastanın morali de (beklentiler) çok bozuk. Doğru teşhis bu. Bunların çözümüne nasıl başlanacak? Yani tedavi nasıl olacak? İlk sırada hastanın moralinin düzeltilmesi geliyor. Mesela hukukun üstünlüğüne, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrımına, yargının bağımsızlığına ve parlamentonun eski durumuna kavuşturulmasına geçilse hastanın morali düzelecek.

Kendisini bırakmış, mücadele gücünü yitirmiş bir hastayı tedavi etmek çok zor. Tedavide ilk adım bu. Sonra artık doğru ekonomik tedaviler gerekiyor. Mesela kamu yatırımlarının tamamını istikrar sağlanana kadar ertelemek. Kamu bankalarını kredi vermeye, faize ve dövize müdahaleye zorlamak yerine kendilerini toparlamalarına izin vermek. Kamu harcamalarını, özellikle de bütün lüks harcamaları, ciddi biçimde kısmak. Bunlar gibi adımlar bir yandan hastanın moralini düzeltirken bir yandan yabancı yatırımcılar için çekici bir ortam yaratabilir.

Ne yazık ki bugüne kadar hastaya teşhis koyanlar hastanın aslında iyi olduğunu, enflasyonun, küçülmenin ve işsizliğin geçici olgular olduğunu öne sürerek yanlış tedavi uyguladılar. Bu, tıpkı zatürre olan hastaya grip teşhisi koyup parasetamolle tedavi etmeye çalışmak gibi bir şey. Hasta, teşhis koyanların teşhisine inanmadığı için tedavi olarak önüne konulan programa da uymuyor.

Ne diyor Sherlock Holmes: “Elde yeterince veri olmadan teori geliştirmek en büyük hatadır. Bu durumda teorinizi gerçeklere uydurmak yerine gerçekleri eğip bükerek teorinize uydurmaya çalışırsınız.”

Teşekkür Notu: Hastalığımın teşhisi ve tedavisini sağlayan sevgili doktorum göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Adil Can Güngen’e, hastalığımın aşamalarını inceleyerek görüşlerini paylaşan başta Prof. Dr. Turgut İpek, Uzman Dr. Yıldıray Tutpınar ve kulak burun boğaz uzmanı Doç. Dr. Zeliha Kapusuz Gencer olmak üzere İstinye Üniversitesi Liv Hospital Esenyurt’un değerli doktorlarına, emeği geçen sağlık personeline ve antibiyotik tedavim sırasında işlerini titizlikle yapan Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesinin acil servis doktor ve hemşirelerine teşekkürü bir borç bilirim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...