28 Aralık 2019 Cumartesi

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi ve Kanal İstanbul

Montrö Boğazlar Sözleşmesi Neyi Düzenliyor?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, yalnızca İstanbul Boğazından geçişleri değil Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul (Karadeniz) Boğazı deniz trafiğini düzenleyen bir antlaşmadır. Sözleşmeyle, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere, diğer ülkelere göre bazı üstünlükler sağlanmakta ve Boğazların yönetimi Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılmaktadır.

Aşağıdaki harita Boğazları, Marmara Denizini ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya, Gürcistan) gösteriyor.


Montrö Boğazlar Sözleşmesini İmzalayanlar Hangi Ülkeler?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, İsviçre’nin Montreux (Montrö) kentinde Fransa, İngiltere, Bulgaristan, Japonya, Sovyetler Birliği, Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya devletlerinin temsilcileri tarafından 20 Temmuz 1936’da imzalanarak yürürlüğe girmiş bir uluslararası antlaşmadır. Bu antlaşmayla Boğazların yönetimi Türkiye’ye geçmiştir.

26 Aralık 2019 Perşembe

Reel Faizde Son Durum

Bankaların önerdiği faiz nominal faizdir. Nominal kelimesi Türkçede “yazılı olan”, “sanal”, “görünen” gibi anlamlara geliyor. Mevduat faizi dediğimizde bankaların mevduat için ilan ettiği faizler anlaşılır. Bu şekilde elde edilen faiz bir gelir türü olduğu için elde edildiğinde gelir vergisine (stopaj) tabidir. 6 aya kadar vadeli hesaplarda gelir vergisi stopaj oranı yüzde 15’tir. Nominal faizden ele geçen getiriyi yani net nominal faizi hesaplamak için bu stopajı düşmek gerekir.

Net Nominal Faiz = Nominal Faiz – (Nominal Faiz x %15)

Bugünlerde bankaların verdiği faiz yüzde 10 dolayında bulunuyor. Buna göre net nominal faiz:

Net Nominal Faiz = 0,10 – (0,10 x 0,15) = 0,085 yani %8,5 olarak bulunur.    

24 Aralık 2019 Salı

Geldik 2020'ye

2020’ye girerken bir durum tespiti yapmakta yarar var. Öncelikle 2019’da neler oldu ve bu yıl nasıl bitiyor önce onu ele alalım.

Dünya 2019’da resesyon korkusu içinde yaşadı. Bu korkunun yarattığı etkiyle 2018’de uygulamaya başlanan sıkılaştırıcı politikalarda genişlemeye dönük bazı değişiklikler yapıldı. Mesela Fed, faiz artırımlarını bırakıp faiz indirimlerine, bilanço küçültmeyi terk edip piyasaya yeniden para sürmeye başladı. Diğer gelişmiş ülke merkez bankaları da sıkılaştırmaya başlama yönündeki planlarını terk edip genişlemeci uygulamalara devam ettiler. Bu hızlı tepki resesyon beklentilerini oldukça azalttı ve 2019 biterken resesyon olasılığı en azından ABD’de önemli ölçüde gündemden çıktı. Buna karşılık Avrupa üzerinde hala bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Çin, 2020’ye oldukça gerilemiş bir büyüme performansıyla giriyor. Japonya 30 yıldır çıkamadığı durgunluktan çıkma çabasını sürdürüyor, İngiltere, beklenenin aksine Brexit’ten çok zarar görmeden yoluna devam ediyor.  

16 Aralık 2019 Pazartesi

Zenginleşme ve Fakirleşme İllüzyonu

Konut fiyatlarının hızlı yükselişi 2001 krizinden sonra uygulanan yeni ekonomi programıyla başladı. Yeni programla birlikte enflasyon ve dolayısıyla faizler düşmeye başladı. Döviz kurları sabit kaldı (TL değer kazandı.) Türkiye Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerine girdi, yabancılar Türkiye’den konut almaya yöneldiler. Depremin en çok tehdit ettiği İstanbul başta olmak üzere kentsel dönüşüm hamlesine girişildi. Kurun bu dönemde fazla oynamaması, enflasyonun kontrol altında kalmasına, faizlerin çok yükselmemesine yol açtı ve dolayısıyla bankaya para yatırmak yerine konut satın almaya yönelmek daha kazançlı göründü. Talep arttıkça satın alınan konutların değeri artmaya devam etti ve bu artış konuta yönelik talebi daha da yükseltti. Artan konut fiyatları bu artışın devam edeceği ve satın alınan konutun ileride daha yüksek fiyatla satılıp kazanç sağlanacağı izlenimi yarattığı için yatırım amaçlı olarak satın alınan konutlara talebi artırıyor, artan konut talebi fiyatların da artmasına yol açıyordu. Kendi kendini besleyen bir döngüye girilmişti.   

 ‘Zenginleşme illüzyonu’, artan varlık fiyatlarının insanların kendilerini daha varlıklı, daha zengin hissetmelerine yol açması sonucu ortaya çıkan psikolojik bir durumu ifade ediyor. İllüzyon olarak adlandırmamızın nedeni sahip olunan varlığın (örneğin konut) satışa çıkarılmaması halinde gerçekte değişen bir şeyin olmamasıdır. Bir başka ifadeyle konut aynı konut olmasına karşılık eğer satılırsa daha fazla para getirecek duruma yükselmiş görünmektedir. Zenginleşme illüzyonunun, genellikle kişisel tüketim artışına yol açtığına ilişkin bir hipotez var. Bu hipoteze göre geliri hiç değişmemiş olsa bile insanlar, daha varlıklı hale geldiklerini düşündükleri için harcamalarını artırır, hatta borçlanarak harcama yapmaya yönelirler. Bu hipotez Türkiye’de de doğrulandı. 2001 krizi sonrası döviz kurlarında yaşanan sabitleşme eğilimi sonucunda konutların değeri artmaya yöneldi. Zenginleşme illüzyonuna kapılan insanlar faizlerin düşmesi de eklenince tüketimlerini artırdılar ve ekonominin canlı kalmasını sağladılar. Bu dönemde konut talebi de hızlandı ve talep artışı sonucunda inşaatta balonlar oluşmaya başladı.

2015’den itibaren giderek hızlanan kur yükselişi bu kez işleri tersine çevirdi. Enflasyon ve ona paralel olarak faizler arttı, derken önce kiralar, yasal gereklere karşın, eski hızıyla arttırılamaz oldu, ardından konut değerleri düşüşe geçti. Son olarak da satışlar durma noktasına geldi.  
‘Fakirleşme illüzyonu’, ‘zenginleşme illüzyonunun’ tam tersi olarak, düşen varlık fiyatlarının insanların kendilerini servet kaybına uğramış hissetmeleri sonucu ortaya çıkan psikolojik bir durumu ifade ediyor.

2015 sonrasında varlık fiyatlarındaki düşüşler sonrası insanlar kendilerini fakirleşmiş hissetmeye başladılar ve harcamalarını kıstılar. Bu gelişme, konuta olan talebi de düşürdüğü için konut fiyatları da gerilemeye başladı. Aslında konut fiyatları TL olarak artıyor görünüyordu ama konuya alternatif maliyet kavramıyla bakmayı bilen insanlar için konut fiyatları kur artışları nedeniyle düşüyordu. Sonuçta tüketim harcamalarındaki gerilemeyle iç talep düştü ve ekonomi küçülmeye başladı. 2018’in son çeyreği dahil olmak üzere ekonomi üç çeyrek üst üste küçüldü, 2019’un üçüncü çeyreğinde ise zayıf bir büyüme performansı (yüzde 0,9) sergiledi.

Bugünlerde konut fiyatlarında yine bir miktar yükselme var. Bakalım insanlar 2003 – 2015 arasında olduğu gibi ‘zenginleşme illüzyonuna’ kapılıp harcamalarını artıracaklar mı? Bakalım konut talebi yeniden yükselecek ve konut fiyatları artacak mı? Yoksa insanlar alternatif maliyet hesaplamayı eskisine göre daha iyi öğrendiler mi?

Grafik: TCMB Konut Fiyat Endeksindeki Gelişmeler ( Ocak 2015 – Eylül 2019)






Not 1: Alternatif maliyet; bir şeyin satın alınmasının ya da yapılmasının maliyetinin, o şeyi satın almak nedeniyle satın alınmasından veya yapılmasından vazgeçilen başka şeylerle ölçülmesi demektir. Örneğin eldeki kısıtlı parayla futbol maçına gitmek yerine akşam yemeğini dışarıda yemeği tercih etmişseniz o yemeğin alternatif maliyeti (ya da vazgeçme maliyeti) o futbol maçına gitmemiş olmaktır. 2016 yılında 1 USD= 3 TL kuru mevcutken 500.000 TL’ye satın alınan bir konut yerine o tarihte Dolar hesabı açılmış olsaydı (500.000 / 3 = ) 166.666 Dolarlık bir hesap sahibi olunabilirdi. Bugün 1 Dolar = 5,81 TL olduğuna göre o hesabın TL karşılığı (166.666 x 5,81 =) 968.329 TL eder. O halde satın alınan 500.000 TL’lik konutun bugünkü değeri 968.329 TL’den az ediyorsa o tarihte konut almak doğru bir yatırım kararı olmamış demektir. (Hesaplarda faiz geliri ve kira geliri ihmal edilmiştir.) Bu örnekte alternatif maliyet; yatırım amaçlı konut almak yerine Dolar hesabı açmamış olmaktır.  

Not 2: Burada konutları örnek alarak yaptığım analizi hisse senedi ve altın için de geçerli olarak düşünebilirsiniz. Bunların hepsi, tıpkı döviz gibi, birbirinin alternatifi olan varlıklardır.

13 Aralık 2019 Cuma

Tüketim Çılgınlığı ve Diderot Etkisi

Denis Diderot (1703 – 1784), ünlü bir Fransız yazar ve filozoftur. Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişilerinden birisi olarak kabul edilir. Fransız Devrimi'ni hazırlayan düşünsel gelişmelerde katkısı vardır. Yeni felsefi ve bilimsel düşünceleri ve bilgileri Avrupa’ya yaymak amacıyla Jean Le Rond D’alembert ile birlikte yazdığı Ansiklopedi en çok bilinen eseridir.

Diderot, büyük borç altına girmiş ve paraya ihtiyacı en üst düzeye çıkmışken 1765 yılında Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, sanat ve bilimin koruyucusu olarak, Diderot’nun kütüphanesini satın aldı ve hemen sonra o kütüphaneyi yine Diderot’ya bıraktı. Böylece Diderot’nun eline önemli bir miktar para geçmiş oldu. Catherine bununla da yetinmeyip 25 yıllık maaşını peşin vererek Diderot’yu kütüphanecisi olarak işe başlattı.   

10 Aralık 2019 Salı

Hukukun Üstünlüğü ve Ekonomi

Hukukun üstünlüğü ilk ağızda basit iki kelimenin yan yana gelmesiyle oluşmuş bir ifadedir. Buna karşılık hem hukuktan hem de üstünlükten çok daha önemli bir vurguyu ortaya koyar. Hukukun üstünlüğü, temel olarak hukukun bir topluluktaki veya ülkedeki yaygınlığını ve yetkisinin yüksekliğini ifade eder ve en üst düzeyde şöyle ifade edilir: “Fiat iustitia et pereat mundus” (dünya yıkılsa bile adalet yerini bulmalı.) Farklı bir bakışla şöyle de ifade edilebilir: “Fiat justitia ne pereat mundus” (dünyanın yıkılmaması için adalet yerini bulmalı.)

Hukukun üstünlüğü ifadesi içinde birçok hukuk ilkesi bir araya gelir. Bunlardan ikisi belki de en önemlileridir. İlki ‘yasalar karşısında eşitlik ilkesidir.’ Hiç kimseye, zümreye veya gruba yasalar karşısında ayrıcalık tanınmaması demektir. İkincisi ‘idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine açık olacağı ilkesidir.’ Ülkeyi yönetme yetkisine sahip olanların aldıkları kararların ve yaptıkları uygulamaların yargıdan muaf olamayacağını vurgular.  

3 Aralık 2019 Salı

Baz Etkisi Her Zaman Lehte Çalışmaz

Bir ay önce 4 Kasım 2019’da “Olumlu Baz Etkisinin[i] Sonuna Geldik” başlıklı yazımda şunları yazmıştım.  

“Kasım ayında baz etkisinin olumsuz etkisi devreye girecek
Şimdi de son 2 yılın enflasyonuna TÜFE bazında bakalım (Kaynak: TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi, Haber Bültenleri.)

ENFLASYON (TÜFE)
2018
2018 
2019
2019 
Aylar
 Aylık
 12 Aylık
Aylık
12 Aylık
Ocak
1,02
10,35
1,06
20,35
Şubat
0,73
10,26
0,16
19,67
Mart
0,99
10,23
1,03
19,71
Nisan
1,87
10,85
1,69
19,50
Mayıs
1,62
12,15
0,95
18,71
Haziran
2,61
15,39
0,03
15,72
Temmuz
0,55
15,85
1,36
16,65
Ağustos
2,30
17,90
0,86
15,01
Eylül
6,30
24,52
0,99
9,26
Ekim
2,67
25,24
2,00
8,55
Kasım
-1,44
21,62
0,38
10,56
Aralık
-0,40
20,30



2 Aralık 2019 Pazartesi

Büyümenin Arkası

GSYH büyümesi 2017 yılında inişli çıkışlı ama hep artı tarafta bir patika izledikten sonra 2018 yılında düşüşe geçti ve dördüncü çeyrekte küçülmeye döndü. 2018 yılının son çeyreği de dahil olmak üzere büyüme, üç çeyrek eksi çıktıktan sonra 2019’un üçüncü çeyreğinde yeniden artıya geçerek geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 0,9 olarak gerçekleşti. 2017 başından bu yana büyümenin görünümü şöyle bir grafik izliyor.


Büyümeyi yukarı çeken (pozitif katkı veren) ve aşağıya iten (negatif katkı veren) kesimleri ve gelişmeleri görebilmek için ayrıntılara bakalım.

30 Kasım 2019 Cumartesi

Faizin Doğuşu ve Yasaklanışı

Faiz, parasal ekonomiden de tek tanrılı dinlerden de çok daha önce ortaya çıktı.  

Antik dünyada çiftçiler başta buğday, arpa olmak üzere ürettikleri tarımsal ürünlerin eşkıyalar ya da hükümdarlar tarafından el konulmasından bıkmış usanmışlardı. Bu ürünleri çuvallara koyup tapınaklara emanet etmeye başladılar. Mallarını, ihtiyaç oluncaya kadar tapınaklara emanet etmelerinin onlara iki önemli avantajı oluyordu: (1) Tapınaklar tanrıların evi olarak kabul edilip kutsal sayıldığı için kimse içeri zorla girip bu mallara el koyamıyordu. (2) Tapınaklarda görevli rahipler dönemin en iyi yetişmiş, okuma yazma ve ölçü, hesap bilen kişileri olduğu için tapınağa getirilen tahılları tartıyor, ölçüyor ve kayda geçiyorlardı. Böylece tapınağa teslim edilen malın aynen geri alınmasında hiçbir tartışmaya yer kalmıyordu.

28 Kasım 2019 Perşembe

Bu Yazıya Başlık Bulamadım

Birkaç önemli ekonomik veri açıklandığında ya da çeyrek dönemler tamamlandığında nereye gittiğimize ilişkin bir yazı yazmak adetimdir. Benim gibi düşünen ve yazan başkaları da var. Bu yazılarda genellikle sanayi üretimindeki değişim, kapasite kullanımındaki farklar, cari açık, bütçe açığı, enflasyon, faizler gibi göstergeleri kullanarak bir durum tespiti yapmaya çalışırım. Daima resmi verileri kullanırım. Resmi verilere güvenilmiyor olması konusunu “veriler yanlış olsa da trend doğruyu gösterir” diye bana ait bir yaklaşımla aşarım.

Uzunca bir süredir Türkiye ekonomisi kötüye gidiş yaşıyordu. Büyüme eksiye düşmüş, enflasyon iki hanede gidiyor, cari açık düşüyor ama büyümeyi de peşinden sürüklüyordu, bütçe açığı yükseliyor ve tek seferlik gelirlerle çözüm aranıyordu, riskler yükseldiği için dış borçlanma zorlaşıyor, maliyetleri de artıyordu. Böyle bir durumda konuya tarafsız gözle bakan, bir iktisatçının durum iyiye gidiyor demesi imkânsız. Gerekli uyarıyı yapması, kötü gidişi göstermesi ve varsa çözüm önerilerini de sıralaması gerekir. Benimle birlikte diğer bazı iktisatçılar bu uyarıları yaptılar ve yine benimle birlikte bazıları da çözüm önerilerini açıkladılar. Bu saptamaları bir kesim tarafından hakaretlerle, bir kesim tarafından alkışlarla karşılanırken, bir kesimden de eleştiriler aldı. Hakaret edenler bu uyarıları yapanları felaket tellalı olmakla suçladılar. Alkışlayanlar, bu açıklamaları desteklediler ve gerçekleri halkın daha kolay anlayacağı biçimde yazmamızı önerdiler. Eleştiride bulunanlar genellikle çözüm önerilerimin uzun vadede sonuç vereceğini, kısa vadede sorun çözecek önerilerle gelmemizi söylediler. Her açıklanan veriden sonra tartışmalar aşağı yukarı bu çerçevede sürdü gitti.

24 Kasım 2019 Pazar

Piyasada Ne Kadar Nakit Para Var?

Ekonomi öğrenenlerin genellikle ilk ya da bilemediniz ikinci dönemde öğrendiği bir konudur kaydi para (ya da banka parası) yaratılması meselesi. Buna karşılık sokaktaki insan bu konuyu bilmez ve ilk kez duyduğunda da dehşete kapılır. Son dönemlerde Harari’nin Sapiens kitabını okuyanlar bu konuyla karşılaştığında yaşamın o ana kadar anlamadıkları sırrını çözmüş gibi şaşkınlıklar içinde kalıyor. Ve ondan sonra sosyal medyada başlıyor sorular: Herkes aynı anda Dolarını çekmeye kalksa ne olur? Herkes aynı anda TL’sini istese bankalar ne yapar? Paraların bankada durması gerekmiyor mu?

Kaydi Para (Banka Parası) Nasıl Yaratılır?
Önce izninizle kaydi para nasıl yaratılır onu anlatayım sonra bu soruları yanıtlamaya çalışayım. Bankalar kendilerine yatan paraları (mevduatı) kredi olarak kullandırırlar (kasalarında tutup kimseye vermeseler para kazanamayacakları için vade dolduğunda sizin faizinizi ödeyemezler.) Şimdi bir farazi örnek üzerinden gidelim. Bankaların ayırması gereken zorunlu karşılık oranı yüzde 10 olsun. Bugün bankaya 3 aylık vadeyle yüzde 12 brüt (yüzde 10,2 net) faizle 1.000 TL yatırdınız. Banka bu paranın yüzde 10’unu (yani 100 TL’sini) zorunlu karşılık olarak ayırıp Merkez Bankası’na yatıracak, kalan (1.000 – 100 =) 900 TL’sini kredi olarak bir başkasına verecektir. Diyelim o kişi aldığı o 900 TL’lik krediyi hemen kullanmayacağı için aynı bankaya 900 TL’lik 1 ay vadeli hesap açtırarak mevduat olarak yatırdı. Banka yine 900 TL’nin yüzde 10’unu (yani 90 TL’sini) zorunlu karşılık olarak ayırıp Merkez Bankası’na yatıracak, kalan (900 – 90 =) 810 TL’sini kredi olarak bir başkasına verecektir. Teorik olarak bankaya yatan paranın (ilk yatan miktar da dahil olmak üzere) zorunlu karşılık oranının tersiyle çarpımı kadar (1/0,10 x 1.000 = 10.000 TL) para yaratılması mümkündür. Doğal olarak gerçek yaşamda bu işlem bu kadar firesiz yürümez. Ama şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki bankalar kendilerine yatan mevduatın misliyle kaydi para yaratırlar. Parasal sistemin en büyük mucizesi de belası da budur.

19 Kasım 2019 Salı

Dipten Dönüş İşaretlerini Çıkışa Dönüştürebilmek

Türkiye ekonomisi son aylarda dipten dönüşün sinyallerini veriyor. Bu dönüş sinyallerini birkaç grafikle göstermeye çalışayım.

İlk grafik seti ekonominin arz yönünü temsil eden sanayi üretimindeki değişim oranları (altta solda) ve ekonominin talep yönünü temsil eden perakende satış hacmindeki değişi (altta sağda.) Bu ikisine baktığımızda gerek talepte gerekse arzda bir toparlanma başladığı görülebiliyor. 


İkinci grafik seti ekonominin iki önemli kesimi olan otomotiv (altta soldaki grafik) ve konuttaki (altta sağdaki grafik) durumu gösteriyor. Otomotivde pazarın durumunda(mavi olan bu yıl, turuncu geçen yıl ve çubuklar on yılın ortalaması) son üç ayda toparlanma söz konusu ve son iki ayda da geçen yılın üzerine çıkılmış görünüyor. Konut satış fiyatlarındaki toparlanmayı da sağdaki grafikten görebiliyoruz. Nominal satış fiyatları ve dolayısıyla reel satış fiyatları yükselişe geçmiş bulunuyor.  


Bu toparlanmanın maliyeti nereye yansıyor? Bunu görebilmek için bütçeye bakmamız gerekiyor. Aşağıda soldaki grafik bütçenin faiz dışı dengesini, sağdaki grafik ise vergi gelirlerinin faiz dışı giderleri finanse etmekteki durumunu gösteriyor. Faiz dışı dengenin uzun bir dönem sonunda ilk kez bu yıl açık verdiğini soldaki grafikten görebiliyoruz. Sağdaki grafik ise bize faiz dışı giderleri karşılamada vergi gelirlerinin giderek daha yetersiz kaldığını söylüyor. Tek seferlik gelirlere süreklilik kazandıran bir yapıya geçtiğimiz anlaşılıyor. Bu yıl TCMB’nin yedek akçesiyle durumu idare ettik. Ne var ki bu, sürdürülebilir bir denge değil.


Aşağıdaki iki grafikten soldaki cari açık ve bütçe açığı arasındaki ilişkiyi, bir başka ifadeyle ikiz açığı gösteriyor. Grafiğin ortaya koyduğu durum cari açığın fazlaya dönüştüğü bir ortamda bütçe açığının giderek büyümeye başladığı bir görünümdür. Sağdaki grafik işsizlik ve takvim etkisinden arındırılmış işsizlik oranlarını gösteriyor. Arındırılmış işsizlik oranı bize henüz işsizlikte bir düşüş olmadığını gösteriyor. Kuşkusuz ekonomideki toparlanmanın yerleşmesi ve bunun işsizliğe yansıması zaman alacak.


Ekonomideki toparlanma işaretlerinin en belirgin yansımalarından birisi de riskleri ölçmekte kullandığımız CDS priminin 370’lerden başlayarak yavaş yavaş 300’ün altına inmesi. CDS primi inmeye devam ederse bu gelişmenin olumlu katkısı görülmeye başlayacak.

Aşağıdaki grafik küresel olarak CDS primlerinin bir ay önceki ve bugünkü görünümü yer alıyor. Türkiye bir ay önce 300’ün üzerindeki kırmızı bölgede iken bugün 300’ün altına gelmiş görünüyor.


Buraya kadar yapılanlar, özellikle bütçeyi feda ederek ekonomiyi canlandırma çabalarının sürdürülebilirliği önemlidir. Çünkü bu çabaların baz etkisiyle düşmüş olan enflasyonu azdırması kaçınılmazdır. O nedenle son bir iki aydır gözlemlenen dipten dönüş işaretlerini enflasyonsuz bir çıkışa dönüştürebilmenin yolu beklentileri olumluya çevirebilecek hamleleri yapmaktan geçiyor. Bunların ekonomiden çok hukuk, eğitim, demokrasi gibi alanlar olduğunu çok kez söylediğim için artık tekrarlamayacağım. Türkiye, eğer bu aşamada hukuk, eğitim, demokrasi alanlarında doğru adımları atar ve onun yanına da ciddi, tutarlı, iyi işlenmiş bir ekonomik program koyar ve ilk uygulamaları yaşama geçirirse çıkışa geçebilir. Bunları yapmazsak bu dönüş işaretleri bir çeşit pastırma yazı gibi geride kalır ve ilk bozulma önümüzdeki ay enflasyondan başlayarak yayılabilir.

17 Kasım 2019 Pazar

Bir Sepet Kitap

Stefan Zweig, İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar (çeviri: Kasım Eğit), Can Yayınları, 2019 (24. Baskı)
Zweig’in bir kitabını okuduğunuzda diğerlerini de okuma isteği doğuyor içinizde. Hele ilk okuduğunuz kitabı Dünün Dünyası ya da Mary Stuart ise bu istek çok güçlü oluyor. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar’da Zweig 14 önemli olayı anlatıyor. Bu 14 olayın kahramanları arasında Kristof Kolomb, Fatih Sultan Mehmet, Napolyon, Tolstoy, Lenin gibi isimler var. Bazı bölümler çok önemli bazıları o kadar da önemli değil gibi (ya da bana öyle geldi.) Zweig, bu kitaptaki olayları öykü tadında anlatmış. Ama eğer Zweig’in sadece bir eserini okuyacaksanız bence ya Dünün Dünyasını ya da Mary Stuart’ı okuyun.

11 Kasım 2019 Pazartesi

Hazine Nakit Açığı ve Finansmanı

Genel Bütçe ve Merkezi Yönetim Bütçesi ayrımı ve farkı
Kamu mali yapısı şöyle özetlenebilir:

Genel Yönetim
KİT'ler
Diğer Kamu Kesimi
Merkezi Yönetim
İşletmeci KİT'ler
Bütçe Dışı Fonlar
   Genel Bütçeli İdareler
Finansal KİT'ler
Döner Sermayeli Kuruluşlar
   Özel Bütçeli İdareler
İşsizlik Sigortası Fonu
   Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar
Sosyal Güvenlik Kuruluşları
   SGK
   İşkur
Yerel Yönetimler
   Belediyeler
   İl Özel İdareleri

Genel Bütçe; Bütçe Kanunlarına ekli 1 sayılı cetvelde yer alan kurumları kapsayan bütçedir. Bu kurumlar: Cumhurbaşkanlığı, MİT, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, İletişim Başkanlığı, TBMM, Yüksek yargı organları ve bakanlıklardır.

Merkezi Yönetim Bütçesi; Bütçe Kanunlarına ekli 1, 2 ve 3 sayılı cetvelde yer alan kurumları kapsayan bütçedir. 1 sayılı cetvele yukarıda değindik. 2 sayılı cetvel YÖK ve yüksek öğretim kurumlarını, özel bütçeli kurumları kapsar. Özel bütçeli kurumlar: ÖSSYM; Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Savunma Sanayii Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, MTA, DSİ gibi 42 adet kurumdur. 3 sayılı cetvel düzenleyici ve denetleyici kurumları kapsar. Bunlar: RTÜK, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, SPK, BDDK, EPDK, Kamu İhaleleri Kurumu, Rekabet Kurumu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu ve Nükleer Düzenleme Kurumu’dur (10 adet.)   

7 Kasım 2019 Perşembe

Krizden Çıkışın Anahtarı

Para Politikası Yetmiyor
2008 yılında ABD finans sisteminde başladığı kabul edilen küresel krizde ABD ekonomisi başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler (Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya) niceliksel gevşeme (quantitative easing) adı altında genişletici (gevşek) para politikası uygulamasına giriştiler. Genişletici para politikası bir yandan Merkez Bankası’nın bankaları fonlamada uyguladığı faiz oranlarının düşürülmesi bir yandan da piyasadaki orta – uzun vadeli tahvilerin Merkez Bankası tarafından satın alınarak karşılığında para verilmesi yoluyla uygulandı.   

Aşağıdaki iki grafikten soldaki ABD Merkez Bankasının (Fed) bankaları fonlarken uyguladığı faiz oranındaki (Fed’s Fund Rate) değişimi, sağdaki ise Fed’in piyasadaki tahvilleri satın alıp karşılığında piyasaya para vermesi sonucu bilançosunun aktifindeki artışı gösteriyor.


4 Kasım 2019 Pazartesi

Olumlu Baz Etkisinin Sonuna Geldik

Baz etkisinin olumlu etkisi
Baz etkisi; karşılaştırmaya konu olan iki dönemden ilkinde herhangi bir nedenle oran ya da sayılar üzerinde ortaya çıkan aşırı bir yükseliş veya düşüşün karşılaştırılan dönemlerin sonuçları üzerinde yarattığı etkidir. Bu etki bir sonraki döneme ilişkin karşılaştırmada ortadan kaybolabilir.

Baz etkisini bu yılın Eylül ayı enflasyonunu geçen yılın Eylül ayı enflasyonuyla karşılaştırarak açıklamaya çalışalım. Geçen yıl yaşanan kur artışları sonucu Eylül ayında aylık enflasyonun yüzde 6,30 gibi çok yüksek bir oranda geldiğini düşünelim. Bu aylık artış, endeksi 6,30 puan artırmış olur. Bu yılın Eylül ayında kurlar aynı sıçramayı göstermediği, başkaca da bir olumsuz etki olmadığı için aylık enflasyonun yüzde 0,99 geldiğini varsayalım. Bu durumda geçen yılın Eylül ayına ait yüzde 6,30’luk enflasyon oranı endeksten çıkacak yeni gelen yüzde 0,99’luk oran girecek ve 12 aylık enflasyon ciddi oranda düşmüş olacaktır (endeks ile hesaplama buradaki basit hesaplamadan biraz farklı olduğu için düşüş oranı 5,75 olmuştur.)

1 Kasım 2019 Cuma

Ticaret Savaşlarının Küresel Refaha ve Türkiye’ye Etkisi

Uluslararası Ticaret ile Küresel Refah İlişkisi
Kapitalizmin temel kabullerinden birisi uluslararası ticaretin küresel refahı artıracağı hipotezidir. Bu kabulün teorik altyapısı karşılaştırmalı üstünlükler teorisinde yer alır. Teoriye göre iki ulusun birbiriyle ticaret yapması için her ikisinin de bir malın üretiminde mutlak üstünlüğe sahip olmasına gerek yoktur. Karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olunması ticaretin ortak refah yaratması için yeterlidir[i].

Kapitalizmin “uluslararası ticaretin geliştirilmesi uluslararası refahın artmasını sağlar” kabulünün yaşama geçirilmesini sağlayan Bretton Woods sistemi bu amaca hizmet etmesi için IMF ile Dünya Bankası’nın temellerini attı. Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) de bunlara katılmasıyla sistem, dış ticaretin serbestleştirilmesi, konvertibiliteye geçiş ve sonunda da sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasıyla küreselleşmeye kadar vardı.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...