30 Eylül 2019 Pazartesi

Yeni Ekonomi Programı (2020 – 2022)’nin 2019 Yılı Tahminleri Üzerine Görüşler

2020 – 2022 dönemini kapsayacak olan Orta Vadeli Program, bir öncekinde olduğu gibi Yeni Ekonomi Programı (YEP) adı altında kamuoyuna açıklandı. Programın adıyla ilgili bir sorun var. Geçen yıl açıklanan program Yeni Ekonomi Programı adını taşıdığı için bu yıl açıklanan programın aynı adı taşıması kanımca doğru değil. Bu mantıkla hareket edersek bu yeni programın adının En Yeni Ekonomi Programı olması gerekirdi.  Programın adının Orta Vadeli Program olarak kalması aslında en uygun tercih olurdu.

Programın metin bölümüne girmeyeceğim. Çünkü bu programın da metin kısmı, öncekilerde olduğu gibi, net hedefler ve aksiyonlardan çok nasıl ve ne zaman yaşama geçirileceği belirsiz temennilerle dolu. O nedenle bunlarla zaman kaybetmek yerine göstergelerle uğraşmakta yarar var.

28 Eylül 2019 Cumartesi

Bilanço

Bilanço dilimize İtalyanca’dan girmiş bir sözcük. Şirketlerin dönemsel faaliyetlerinde varlıklarında ve yükümlülüklerinde ortaya çıkan değişimleri ve dönem sonucunda ulaşılan kar veya zararı gösteren tablolara bilanço deniyor.  

Görüleceği gibi tanım gereği bilanço kurumsal bir dengeyi ifade ediyor. Buna karşılık kişilerin yaşamlarının da bir bilançosu var. Belki ona, karışıklığı önlemek için, başka bir isim de verilebilir ama önemli değil. Kişisel bilanço, yaşamınız boyunca ya da yaşamınızın belirli bir anına kadar baştan beri yaptıklarınızın ve yapamadıklarınızın bir özeti. Yapmak istediklerinizi sol tarafa yaptıklarınızı sağ tarafa yazarsanız yapmak istediklerinizin ne kadarını yapabildiğinizi ne kadarını yapamadığınızı ve yapmayı düşünmediğiniz neleri yaptığınızı ortaya koyan bir bilanço çıkarabilirsiniz.

26 Eylül 2019 Perşembe

IMF, Türkiye İçin Ne Diyor?

Son bir haftadır IMF’yi kimin çağırdığı, muhalefetle görüşmelerinin gizliliği gibi ayrıntılar asıl önemli konu olan IMF Türkiye Raporunu ikinci plana itti. IMF heyetinin ayrıntılı raporu (Article 4 Consultation Report) IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra yayınlanıyor. Bu, zaman aldığı için IMF heyeti konsültasyon çalışmalarını bitirdiğinde Hazine’ye bir özet değerlendirme raporu bırakır. Buna IMF jargonunda Concluding Remarks (Sonuç Notları) deniyor. Türkiye’de konsültasyon çalışmalarını bitiren IMF heyeti yetkililere bıraktıkları Sonuç Notları’nda özetle şunları söylüyorlar.

Mevcut Durum
Türkiye’nin büyüme ortalaması yüksek olmakla birlikte bu büyüme artan oranda dış borca dayalı bir fonlamayla finanse edildi. Bu durum 2018 yılında TL’nin hızlı dış değer kaybına neden oldu ve resesyonun yolunu açtı.

24 Eylül 2019 Salı

IMF ve Türkiye

IMF'nin Amacı
Kuruluş amacı ülkelerin karşılaştığı geçici ödemeler dengesi krizlerini gidermek ve onların ithalat kısıntısına gitmemelerini sağlayarak dünya ticaretinin daralmasını önlemek olan IMF 1944 yılında kuruldu.

IMF, kapitalist ekonomi sisteminin temel önermelerinden birisi olan uluslararası ticaret artışının dünya refahını artıracağı ilkesi (karşılaştırmalı üstünlükler kuramı) doğrultusunda çalışan üç kurumdan birisidir. Dünya Bankası, gelişme yolundaki ekonomilerin altyapı yatırımlarını destekleyerek onların dünya ticaretine ortak olabilmeleri misyonunu, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ise uluslararası ticaretin rekabet ve hukuk kurallarına göre çalışmasını sağlamak misyonunu üstlenmiş öteki iki kurumdur.

IMF’nin 189 üyesi vardır. Türkiye, IMF’ye 1947 yılında üye olmuştur.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Kate Raworth’un Simit Ekonomisi Üzerine Düşünceler

Kate Raworth, 21’inci Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu: Simit Ekonomisi (Türkçesi: Akın Emre Pilgir), Tellekt Yayınları, 2019

Tellekt Yayınları tarafından yayınlanan İngiliz İktisatçısı Kate Raworth’un Simit Ekonomisi adlı kitabına yazdığım takdim yazısını sizlerle paylaşmak isterim.

Kapitalist sistem birçok kriz yaşadı. Bunların en ağırları; 1873’de başlayan Uzun Depresyon, 1929’da başlayan Büyük Depresyon, 2008’de başlayan  ve halen devam eden Küresel Kriz’dir. Kapitalizmi açıklayan teori olan Adam Smith ile başlayıp devam eden klasik ekonomi teorisi 1870’lerdeki krizden sonra neoklasik yaklaşımla revize edildikten sonra 1929 Büyük Depresyonu sonrası sorgu masasına yatırıldı. Böylece ilk kez o zaman geçerli olan ekonomi teorisinin bir işe yarayıp yaramadığı tartışma konusu oldu. Ardından Keynesyen ekonomi teorisinin tamamlayıcı katkıları devreye girdi. Böylece ana akım ekonomi teorisi klasik, neoklasik ve Keynesyen teorilerin bir karışımı haline geldi. Sonradan bu yaklaşıma birçok katkı daha yapılmış olsa da ana çerçeve hep neoklasik teori ve Keynesyen teori karışımı olarak kaldı.

Türkiye’de Gelir Dağılımı, Gini Katsayısı ve Yoksulluk Oranları

2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları TÜİK tarafından açıklandı. Buradan giderek gerek kişisel gerekse fonksiyonel gelir dağılımını analiz edebilecek durumdayız. Ama önce tanımları hatırlayalım.

Kişisel gelir dağılımı; bir ekonomide yaratılan gelirin, o ekonomideki kişiler arasında ne şekilde dağıldığını, fonksiyonel gelir dağılımı ise; ücret, faiz, rant, kâr gibi üretim faktörlerinin yaratılan gelirden (GSYH) ne kadar pay aldığını ölçmeye yarayan analizlerdir.

Kişisel gelir dağılımında adaleti ölçmek için kullanılan araçlar içinde en yaygın kullanılanı Gini katsayısıdır.  Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler Lorenz Eğrisi analizinde kullanılan grafikteki mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Gini katsayısı sıfır ile bir arasında değişen bir katsayıdır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını gösterir.

17 Eylül 2019 Salı

Bilim ve Ekonomi Biliminin Yeri

Bilim kelimesi (science) Latince bilgi anlamına gelen scienta sözcüğünden türemiştir. Bilim, evren ile ya da evrendeki varlık ve olaylarla ilgili bilgilerden yola çıkarak evrene veya bu varlık ve olaylara deneyle doğrulanabilir açıklamalar getirme çabası olarak tanımlanabilir. Bilimin bu noktada üç önemli özelliğinden söz edebiliriz: (1) Bilgi, (2) Deneyle doğrulama, (3) Açıklama çabası.

Bilim başlıca iki alana ayrılır: (1) Doğa bilimleri ya da fizik bilimler (evren ve doğa üzerindeki çalışmaları kapsar), (2) Sosyal bilimler (insan ve toplum davranışları üzerine yapılan çalışmaları kapsar.)

Ekonomi bilimi, insanın doğa, insanın insan, insanın toplum ve insanın mal ve hizmet ile olan ilişkilerini konu alır. İnsanın doğa ile ilişkisi kendisini üretimde gösterir. İnsanın insan ile ilişkisi kendisini ticaret gibi ya da mali hizmetler gibi alanlarda gösterir. İnsanın toplumla ilişkisi kendisini örneğin çalışma yaşamında gösterir. İnsanın mal ve hizmet ile olan ilişkisi de örneğin tüketim, yatırım gibi alanlarda ortaya çıkar. Ekonomi bilimi insan ve toplum davranışları üzerine kurulu bir bilim olduğu için sosyal bilimler arasında kabul edilir.    

16 Eylül 2019 Pazartesi

Ekonomide Durum Tespiti

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

13 Eylül 2019 Cuma

Faiz Düşerken Kur Nasıl Düşüyor?

Çoğu insanın kafasında faiz düşerse kur yükselir diye bir ilişki şekillenmiş olduğu için Merkez Bankası’nın faizi indirmesi sonrasında kur da düşünce ortaya bir şaşkınlık tablosu çıktı.

Ekonomide (daha çok finansta) bazı kestirme yargılar öne sürülür. Mesela “faiz düşerse borsa yükselir” denir. Bu genel olarak doğru bir tespittir. Çünkü mevduat ve tahvil ile borsa yatırımı genellikle birbirine rakiptir. Faiz düştüğünde oradaki kazanç azalacağı için yatırımcılar borsaya (hisse senedi alımına) yönelebilir. Burada üçüncü bir değişkene bakmaya gerek kalmaz.  

Buna karşılık faiz ile kur ilişkisine gelindiğinde bu iki değişken birbirini açıklamaya yetmeyebilir. Enflasyona da bakmak gerekir. Faiz düştüğünde eğer enflasyon için beklenti artış yönündeyse o zaman kur yükselir. Buna karşılık faiz düştüğünde eğer enflasyon beklentisi de düşüş yönündeyse ve faizdeki düşüş reel faizi sıfırlamayacak düzeydeyse kur düşebilir. Dolayısıyla “faiz düştüğünde kur yükselir” yargısı her zaman ve her yerde doğru değildir. Mutlaka bu iki değişkenin yanında enflasyona ve CDS primine de bakmak gerekir.

7 Eylül 2019 Cumartesi

ABD – Çin Ticaret Savaşı ve Tukidides Tuzağı

ABD’nin Dünya Liderliği ve Meydan Okumalar
ABD’nin ekonomik çıkışı 19’uncu yüzyılda iç savaşın (1861 – 1865) hemen sonrasında başladı. İthal ikamesine dayalı bir sanayileşme politikasıyla ABD, yerli üretimi hızla artırdı. Bu gelişmede kıtanın büyüklüğü, iklim farklılıkları, doğal kaynakların zenginliği, nüfusun hızlı artışı, göçmen ağırlıklı toplumun ekonomik gelişmeyi bir yaşam savaşı gibi alıp yola koyulması etkili oldu. 19’uncu yüzyılın ortalarında ABD ekonomisi yalnızca üretimde değil finans alanında hızla gelişerek dünya liderliğine doğru yürümeye başladı. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’nın dünya egemenliğinin sonunu getirdi. ABD, kapitalizmin liderliğini İngiltere, Almanya ve Fransa’dan devraldı.   

Rusya, devrimden sonra Sovyetler Birliği (SSCB) olmaya dönüşürken bir yandan da merkezi planlama yöntemini piyasa ekonomisi yerine ikame etti. Devrime girerken büyük ölçüde bir tarım toplumu olan Rusya’da bu yeni düzenleme üretimin artmasını, çeşitlenmesini, ulaşılması güç yerlere kadar uzanmasını sağladı. Devrimden sonra ayakta kalabilmek için çaba harcayan Rusya, asıl çıkışını 1930’lardan itibaren gerçekleştirdi.

Japonya’da 1867’de imparator olan Meiji (asıl adı Mutsuhito) batılılaşmaya ve modernleşmeye yöneldi. Özellikle eğitim reformu Japonya’nın ekonomik alanda hızla kalkınmasının yolunu açtı. Japonya 2’nci Dünya Savaşı sonrasında ekonomide çok büyük atılımlar yaparak kısa sürede Avrupa’nın sanayileşmiş ülkelerini geride bıraktı ve ABD’nin ardından dünyanın en gelişmiş ikinci ekonomisi konumuna yükseldi. Özellikle elektronik sanayisinde büyük atılımlar yapan Japonya, bu yükselişini 1990’ların başında girdiği durgunlukla yitirerek hızlı yükselip durma sendromuyla karşılaştı.  

4 Eylül 2019 Çarşamba

Bağımsızlık Nedir?

100 yıl önce toplanan Sivas Kongresi bu ülkenin bağımsızlık mücadelesinin somut biçim aldığı kongreydi. Sonrasında çok zorlu yollardan geçerek bağımsızlığına ulaştı bu ülke.

Atatürk’ün bu ülkeye getirdiği en büyük yeniliklerden birisi kendi kararlarını verebilen ve uygulayabilen bir yönetim şekliydi. Bilimde mucizeye yer yoktur, ama eğer mucizeye benzer bir şey varsa Osmanlı’nın başka devletlerin güdümüne girmiş sultanlarından, başka devletlerin yönetimine terk edilmiş mali yapısından, başka devlet tüccarlarının biçimlendirmesine tabi kalmış ticaret yapısından böyle bir yapıya geçmek mucizeye benzer bir şeydi.

Bağımsızlık böyle bir şeydir. Eğer kendi kararlarını kendin verebiliyorsan, kararını verirken kimsenin sana bir şey empoze etmesine izin vermiyorsan, başkalarıyla görüşmen talimat almak şeklinde değil de danışma şeklindeyse o zaman bağımsızsın demektir. Osmanlı’nın emperyalist güçlere bağımlı yapısından çıkıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken Atatürk’ün en fazla üzerinde durduğu şeydi bu.

1 Eylül 2019 Pazar

Bu Ortamda Faiz İndirmek Doğru Olur mu?

Bir ülkede faizlerin yüksek olup olmadığı anlamak için konuyla ilgili göstergeleri önce kendi içinde sonra da benzer ülkelerdeki göstergelerle karşılaştırmak gerekiyor. Bu meseleye çözüm ararken Türkiye gibi gelişmekte olan, ikili para sistemine[i] sahip bir ekonomiden söz ediyorsak ele almamız gereken başlıca göstergeler paranın dış değerindeki değişimler (kur değişimi), paranın iç değerindeki değişimler (enflasyon) ve ülke risk primidir (CDS. Faiz, bütün bu göstergelerin sonucu olarak çıkar karşımıza.

Aşağıdaki 1 numaralı tablo Türkiye ve benzer konumda kabul edilen ekonomilerin para birimlerinin Dolara karşı değişimini gösteriyor. 2 numaralı tablo ise bu ülkelerin enflasyon, Merkez Bankası faizi ve CDS primi açısından karşılaştırılmasını sergiliyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...