Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü
Kayıt dışı ekonomi; devletten
gizlenen, kayda geçirilmeyen faaliyetler olarak tanımlanabilir. Gölge ekonomi,
yasa dışı ekonomi, gayrı resmî ekonomi, yeraltı ekonomisi, gizli ekonomi, kara
ekonomi gibi adlarla da anılan kayıt dışı ekonomi, genel olarak ulusal gelir (GSYH)
hesapları dışında kalan bölümü ifade eder. Dolayısıyla ülke ekonomisinin
büyüklüğünü yansıtan GSYH hesapları kayıt dışı ekonomi kadar eksik görünür.
Kayıt dışılık çeşitli farklı biçimlerde
karşımıza çıkabilir: (1) Vergi dışılık: Satılan malın veya sunulan hizmetin
karşılığında alınan gelirin, ihracat bedellerinin vb. vergi idaresine
bildirilmemesiyle ortaya çıkar. (2) İstihdam dışılık: Çalıştırılan işçiye
ödenen ücretin vergisinin ödenmemesi, işçi için sosyal güvenlik primi
yatırılmaması. (3) Vergi dışılık dışında yasa dışılık: Uyuşturucu gibi yasal
olarak satışı yasak olan malların satışından elde edilen gelirler, illegal
kumar oynatma gibi yollardan elde edilen gelirler. Her kayıt dışı faaliyet yasa
dışı değildir; ancak bazı yasa dışı faaliyetler de kayıt dışı ekonomi içinde
değerlendirilir. (4) Düşük değer gösterimi: Satılan mal veya sunulan hizmetin
gerçek fiyat ya da ücretiyle değil bundan daha düşük bir değerle satılmış gibi
gösterilmesi halidir.
GSYH üç şekilde ölçülür: Üretim,
harcamalar ve gelir yöntemleriyle. (1) Üretim yönüyle GSYH ölçülürken ülkede
bir yıl içinde satışa sunulmak üzere üretilen bütün nihai mal ve hizmetler cari
piyasa fiyatlarıyla toplanır. Bu şekilde ölçüm yapılırken piyasaya sunulan ya
da ihraç edilen mal ve hizmetlerin kayda geçirilmemesi, vergi idaresine
bildirilmemesi sonucu GSYH hesapları kayıt dışı ekonomi kadar eksik ölçülmüş
olur. (2) Harcamalar yönüyle: GSYH bu yöntemle ölçülürken ülkede bir yıl içinde
yapılmış bütün tüketim, yatırım harcamaları, kamu harcamaları ve net ihracat
toplamına giren kalemler hesaba katılır. Burada kayıt dışılığı en fazla
etkileyen veri KDV’dir. Satılan malın fişi verilmemişse bu durum iki taraflı
sonuç yaratır: Harcama olarak kayda geçmez ayrıca gelir vergisi ve KDV
ödenmemiş olur. Yani bu durum hem üretim yönünden hem de harcamalar yönünden
GSYH kaydının dışında kalır. (3) Gelir yönüyle: GSYH bu yönüyle ölçülürken
ücret, faiz, rant ve kâr şeklinde elde edilmiş beyan edilmiş gelirler toplanır
bunlara amortismanlar, dolaylı vergiler ve sübvansiyonlar eklenir. Burada
ücretler toplanırken kayıt dışı istihdam kadarlık kısım GSYH hesapları dışında
kalmış olur. Faiz gelirleri stopaj yoluyla vergilendirildiği için fazla bir
kayıt dışılık çıkmaz. Rant ve kâr ise beyana tabidir ve bunlarda da kısmen ya
da tam kayıt dışılıklar olabilir.
Kayıt dışı ekonomi bütün
ülkelerde az çok görülen bir olgudur. Dünyada kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün
toplam GSYH’nin (106 trilyon dolar) yüzde 12,5’u oranında olduğu tahmin
ediliyor. Sierra Leone yüzde 64,5 oranıyla en yüksek, Birleşik Arap Emirlikleri
yüzde 2,1 ile en düşük kayıt dışılığa sahip ülke konumunda bulunuyor. Kayıt
dışılık oranları Çin’de yüzde 20,3, ABD’de yüzde 5, Almanya’da yüzde 6,8,
Japonya’da yüzde 6,7’dir. Türkiye’de bu oran yüzde 16,1 olarak
hesaplanmaktadır.[i]
İnsanların kayıt dışılık oranlarını
çok daha yüksek olarak düşünmesinin nedenleri arasında gölge ekonomiyi, toplam
istihdam içindeki kayıt dışı istihdam payıyla karıştırmaları, çoğu zaman kendi
tüketici harcamaları açısından konuya bakmalarının yanıltıcı etkisi altında
kalmaları, kayıt dışı kalma olasılığı çok düşük olan kamu sektörünün yarattığı
ekonomiyi hesaba katmamış olmaları sayılabilir.
Kayıt dışı ekonomi sadece bir
istatistik hatası olarak alınmamalı. Bu faaliyetler, sistemin işleyişini bozan
ciddi sorunlar yaratır: (1) Kayıt dışılık arttıkça devletin vergi
gelirleri azalır. Bu durum, kamu hizmetlerinin kalitesinin düşmesine veya
devletin bütçe açığını kapatmak için kayıtlı olan kesim üzerindeki vergi yükünü
daha da artırmasına neden olur. (2)
Vergi ödeyen, sigortalı işçi çalıştıran ve standartlara uyan bir işletme;
vergi kaçıran ve kayıt dışı işçi çalıştıran bir işletmeye göre daha yüksek
maliyetle karşılaşır, sonuçta rekabet koşulları bozulur. (3) Kayıt dışı çalıştırılan
işçiler; emeklilik hakkı, kıdem tazminatı, işsizlik maaşı ve sağlık sigortası
gibi temel haklardan mahrum kalır. (4) Kayıt dışılığın yüksek olduğu bir
ekonomide veriler gerçeği yansıtmadığı için uygulanan politikalar yanlış teşhise
dayanan bu politikalar beklenen etkiyi yaratmaz. (5) Kayıt dışılığın
yaygınlaşması kayıtlı çalışanları da kayıt dışı çalışmaya özendirerek ahlaki
bozulmanın yayılmasına yol açar.
Türkiye ekonomisinde burada sayılan
sorunların tümünü derinlemesine yaşıyoruz.
Hocam son vaziyet kayıtdışı ekonominin kayıtiçini geçtiğini gösteriyor ama bunu tuik verisiyle hesaplanamaz.
YanıtlaSilÖyle bir şey söz konusu olamaz. GSYH 1,5 trilyon dolar. Kayıt dışı o kadar olsa her yerden tespit edilir.
SilTürkiye için akademik ve kurumsal çalışmalarda kayıtdışı ekonomi %20–30 bandı (yüksek tahminle %35)
SilGüzel bir yazı teşekkürler.. Peki hocam, %16 lık oranı Türkiye'nin yılda ortalama 20 milyar dolar altın ithalatı ile nasıl doğrulayabiliriz? 20 milyar x 10 = 200 milyar dolar altın ithalatı bu verinin yanlış olduğunu göstermez mi? Harcarken KDV'ye yakalandıklarını sayarsak %16-%20 belki uygun ancak. %20 gelir vergisini 10 küsur senedir kaçıran bir kesim var - nakit alışveriş ile - özel ders veren öğretmenler, öğrenciler, nakit iş yapan dükkanlar, esnaf vb. Bu kimseler - o yüzde 20 vergiyi kaçırmak için - altına, ikinci el nakit ödeme ile taşınmazlara, mal stoklamaya vs. yöneliyor olmalı. Nitekim altın ithalat verilerini bu gerçeği ortaya koyan bir kalem olarak görüyorum. İkinci el araba satışları, konut satış verileri filan da diğer kalemler olsa gerek. Yani %16-20 bandından ziyade bu gelir vergisinden kaçanları hesap ettiğimizde daha yukarılara çıkan bir kayıt dışı ekonomi oranı olmasına işaret ediyor. Düşünceleriniz? Teşekkürler
YanıtlaSilAltın ithalatının tamamı kayıt dışı değil. Doğrulayamayız. OECD'nin hesabı % 27 kayıt dışı ekonomi olduğu şeklinde. Hangisinin doğru olduğu bilinmiyor. İkisi de tahmin. Benim kullandığım raporu inceledim kullandıkları ekonometrik yöntem doğru.
SilCevabını için teşkkürler hocam, iyi günler..
SilHocam dolar baskılanmasaydı ve kayıt dışı ekonomi olmasaydı dolar ne kadar olurdu?
YanıtlaSilOlması gereken dolar kurunu doğru hesaplamak için doların baskılanamadığı 2001 kriz yılını baz almak gerekir. Neden? Çünkü tüm krizlerde dolar, piyasa koşulları gereği mecburen gerçek değerine ulaşır. Bu bağlamda bakıldığında ve virgülüne kadar hesap yapıldığında olması gereken dolar kuru şimdiki seviyenin 3,418337 katı olmalıdır. Güncel kur şu anda 43,3724 TL ise demek ki doların gerçekte olması gereken seviye 148,2614 TL'dir.
SilVeriler:
Aralık 2001 yoksulluk sınırı: 892,407 TL
Aralık 2025 yoksulluk sınırı: 98.188,11 TL
2001 ortalama dolar kuru: 1,22541182 TL (6 sıfır atıldıktan sonra)
2025 ortalama dolar kuru: 39,44238 TL (TCMB henüz açıklamadı fakat paraçevirici'deki bilgi budur)
Ailenin kaçınılmaz giderleri yaklaşık 110 kat artarken, baskılanmadığı takdirde dolar kurunun da aynı oranda artması gerekirdi. Oysaki dolar kuru aynı oranda artmamıştır. Eğer aynı oranda artsaydı, 24 yılın sonunda dolar kurunun şimdikinden 3,418337 kat fazla olması gerekecekti. Bu durumda doların ortalama yıllık baskılama oranı da %6,25 olmaktadır.
Dövizin artmasını beklemek abesle iştigal etmektir. .MB Döviz rezervleri 205 milyar dolar. Bu veri dövizin fazla hareket edemeyeceğini gösteriyor.
SilRezervler konusunda o kadar rahat olmayın derim. Çünkü faizin yüksekliği nedeniyle herkes dolarını bozdurup TL'ye geçiyor. Bankalara satılan dolarları bankalar TCMB'ye satıyor ve rezervler artıyor. Enflasyon düşler faizler de düşerse olay tersine döner ve dövize dönüş başlar, o zaman aynı şekilde rezervler eriyiverir.
SilDediğiniz teoride doğru ancak Türkiye ekonomik büyümede belli bir eşiği de aşmış görünüyor. Yani bu seviyedeki bir ekonomide vatandaşların dövizi yatırım aracı olarak görmeleri pek mümkün görünmüyor tabi bu dediklerim piyasada bir sıkıntı olmaması durumunda geçerli.
SilO zaman 2025 ortalama dolar kuru 134,827346 TL olmuş oluyor. Sığınmacı nüfusla birlikte toplam nüfusu 90 milyona bölersek, bu durumda kişi başı milli gelir 5.092 dolara düşüyor. Türkiye'de kullanılabilir kişi başı milli gelir, kişi başı milli gelirin %23,13'ü olduğu için kullanılabilir kişi başı milli gelir 1.177 dolar oluyor. Bu da aylık 13.224 TL'ye denk geliyor. Türkiye'de ortalama bir aile 3,11 kişiden oluştuğu için de ortalama bir ailenin aylık geliri 2025 yılı için 41.127 TL oluyor.
Sil2024 yılında ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri (ki buna kayıt dışı ekonomi gelirleri de dahildir) TÜİK istatistiğine göre yıllık 374.899 TL ve aylık da 31.214 TL idi. Dolayısıyla benim yaptığım hesaba göre artış %31,75 olmuş oluyor. Aralık 2025 / Aralık 2024 yoksulluk sınırı (98.188 / 68.675) oranı, ailenin kaçınılmaz giderlerini, dolayısıyla gerçek enflasyonun %43 olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumda 2025 yılında gerçekte bir refah kaybı yaşadığımız ortaya çıkmış oluyor.
TÜİK 2025 verisini incelediğimizde ise tam tersine verilerin ne kadar şişirdiği ortaya çıkıyor. Buna göre yıllık ortalama hane halkı kullanılabilir geliri 2025 yılında 662.414 TL olmuş. 2024'e göre artış tam olarak %76,69 oranında gerçekleşmiş. TÜİK'in kendi açıkladığı enflasyon oranı ise %30.89'dur. 2024'ten 2025'e kayıt dışı istihdam oranı da olağanüstü derecede artmamışken (8 milyon 583 binden, 8 milyon 910 bin kişiye çıkmışken) sizce burada çok büyük bir çelişki yok mu? TÜİK'in kendi açıkladığı verilerde bir tutarsızlık gözükmüyor mu? Peki, amaç ne? Amaç, doların baskılanmadığını, kişi başı milli gelirin gerçek olduğunu ve bunun hanehalklarına da yansıdığını ortaya koyabilmektir.
Yani TÜİK diyor ki, kullanılabilir kişi başı milli gelir o kadar artmış ki değil benim açıkladığım %30,89 yıllık enflasyonun, %43 oranındaki gerçek enflasyonun da üzerine çıkıp %76,69 oranına yükselmiş diyor. Dolayısıyla TÜİK, ortalama hanehalkı bir yılda %35 zenginleşmiş diyor. Oysaki gelir dağılımı istatistiklerinde 19. dilimdeki %5'lik kısım bile alım gücü kaybına uğramıştır. İstatistiklerin amacı gerçeği ölçmek değil de gerçeği örtmek haline geldiğinde, ekonomi yönetimi bilimin değil, illüzyonun alanına girmiş olur.
TÜİK'in kendi verileri arasındaki bu %35'lik devasa açıklanamayan refah artışı rakamların birbiriyle konuşmadığının, aksine birbirini yalanladığının en açık kanıtıdır. Dolar kurunu baskılayarak şişirilen kişi başı milli gelir rakamlarını, hanehalkı gelir istatistikleriyle destekleme çabası; ortaya çıkan bu matematiksel imkansızlıkla birlikte çökmüştür. Nihayetinde ekonomi; makyajlı verilerle değil, halkın alım gücüyle ölçülür ve bu denklemde 19. dilim bile sonucun böyle olmadığını yaşayarak bilmektedir.
Rakamlar yalan söylemez ama rakamlarla yalan söylenebilir. Enflasyonun %31 olduğu bir ülkede gelirlerin %77 arttığını iddia etmek, halkın aklıyla alay etmektir. Eğer bu veriler gerçekse, Türkiye şu an dünyanın en hızlı zenginleşen toplumu olmalıydı; oysa gerçek, yoksulluk sınırının altında hayatta kalma mücadelesi veren milyonların sessiz çığlığında gizli. Bu tablo, ekonominin bir başarı hikayesi değil, istatistik biliminin nasıl bir algı yönetimi aracına dönüştürüldüğünün ibretlik vesikasıdır.
Makyajlı verilerle oluşturulan bu sanal refah illüzyonu, sadece istatistik bilimini değil, toplumun geleceğe dair umutlarını da tahrip etmektedir. Bir ülkede devletin kurumu zenginleştiniz derken, halkın çoğunluğu temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişse, orada sadece bir ekonomik kriz değil, aynı zamanda bir hakikat krizi var demektir. Unutulmamalıdır ki; baskılanan kur ve şişirilen rakamlar bir süre daha gerçeği gizleyebilir fakat şeffaflıktan uzaklaşan her veri, aslında bir sonraki ekonomik depremin şiddetini artırmaktadır.
TÜİK'in %35'lik hayali refah artışı ile sokağın %43'lük gerçek yoksulluk artışı arasındaki bu uçurum, ekonominin yönetilmediğini, sadece rakamlar üzerinden idare edildiğini ortaya koymaktadır.
Hocam 2017'deki makalenize göre paranın dolaşım hızı 2 iken 2024 yılında 9'a yükselmiş. Kayıtdışı azaldıkça paranın dolaşım hızı mı artıyor yoksa bu değişikliğin başka bir sebebi mi var?
YanıtlaSilEnflasyonist ortam bunu tetiklemistir.
Sil2024'de 9'a yükselmedi yine 3'e yakın bir düzeyde duruyor.
SilEvet haklısınız M2 500 milyar USD imiş 5 trilyon TL değil. Yine de bir hızlanma var.
SilYazınız için teşekkür ederim Hocam. Türkiye'de vergi sistemindeki adaletin sağlanamaması (az kazanandan az, çok kazanandan kademeli olarak çok) nedeniyle daha uzunca bir süre kayıtdışılığı konuşuruz gibi geliyor bana. Bordro mahkumu dediğimiz vatandaşların gelir vergisi dilimleri yüzünden söke söke alınan paraları da cabası. ADALET yoksa HAK da olmuyor maalesef...
YanıtlaSilO paraları devlet işçi adına işverenden alıyor. İşçiye kalsa vergi ödemez.
SilIsveren devlete veriyor mu acaba ?
SilVermeyen de var ama cezası olduğu için çoğunluk veriyor.
SilHocam cezası olduğu için çoğunluğun verdiğini yazdınız. Bu bir gozlem mi yoksa bir istatistiki veriye mi dayanıyor.
SilSadece bir tahmin.
SilHocam , kayıt dışılık hep var , en gelişmiş ülkelerde dahi yüzde 5 üzerinde olduğunu yazmışsınız . Ülkemizdeki yüzde 16'yı yüzde 5'e düşürebilsek ekonomimiz daha iyi olabilir mi ?
YanıtlaSilO paraları doğru kullanabilirsek tabii ki daha iyi olur. Ama doğru kullanamazsak daha kötü olabilir.
SilSayın Eğilmez, net hata noksan verisi ile bahse konu bilgi arasında ki ilişki nedir acaba?
YanıtlaSilBir bölümü bunlarla ilgilidir muhtemelen ama kayıt dışılık net hata noksanın neredeyse 21 katı büyüklüğünde.
SilHocam,
YanıtlaSilEğer külfet oluşturmayacaksa;
Yazı takviminiz arasında "her ay 1 tane yazı" olmak üzere:
Sadece ama sadece "1970'li ve 1980'li yıllarla" sınırlı olmak koşulu ile; maliye müfettişliği yaptığınız yıllar boyunca, Türkiye'nin her köşesindeki şirketleri tek tek ziyaret edip, onların mali kayıtlarını bizzat yerinde teftiş etmiş tecrübeli bir iktisatçı olarak; yaşadığınız ilginç olayları, ilginç hatıralarınızı, "her ay 1 tane yazı" olmak üzere yazar mısınız?
Size yük olur mu?
Örnek:
"Ben, 1976 yılında; Mardin'deki bir tekstil atölyesini teftiş etmeye gittiğimde, atölyenin sahibi ve hâlâ çalışan 67 yaşındaki şirin bir amcayla tanıştım. Kendisine, "atölyesinin mali kayıtlarını tuttuğu muhasebe defteri var mı? / yok mu?" diye sorduğumda, bana çekmecesinden özenle sakladığı devasa muhasebe defterini çıkardı, kaydı nasıl tuttuğu anlattı ve şunları söyledi: Mahfi bey evladım, benim yarın oğlumun düğünü olacak onun tatlı telaşı içindeyim; sen güvenilir bir müfettişe benziyorsun sana güveniyorum, sana ben bu defteri şimdi vereyim, konakladığın otelde incelemeni yap, raporunu hazırla, işin bittiğinde defteri yine benim dükkânıma geri getirirsin. Ben de sana; güzel ilimiz Mardin'den ayrılmandan önce, oğlumun düğünü için kestireceğimiz kurban etinden bir miktar veririm, hediye niyetine Ankara'da ailenle beraber yersin."
Ben anılarımı 2000 yılında yayınlanmış olan ve o zaman çok ilgi çeken Light Günlük adlı kitabımda yazmıştım.
SilHocam kayıtdışı verimizi +%16 olarak 1,500 milyarlık GSYH'ye eklersek 1,740 milyar usd''yi buluruz. Bundan da yeni fert başı milli gelire ulaşırız desek yanlış olur mu?
YanıtlaSilAynı şeyi mesela ABD'ye yapıp %5 kayıt dışını eklerseniz bir Türkiye eklemiş olursunuz.
SilMahfi bey, yüksek enflasyon yıllarında bazı kesimlere enflasyon muhasebesi uygulayıp bazlı kesimlere uygulamaması vergide adalet kavramını zedelemezmi bu konuda detaylı bilgi verirseniz çok aydınlatıcı olur, selamlar,
SilBöyle bir uygulama vergide adalet kavramını zedelemenin ötesinde mantığa da aykırıdır. Türkiye, sadece vergi konusunda değil hemen her konuda adalet kavramını kaybetti ne yazık ki.
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilGerçeği beyan edenler çoğunlukta.
SilDeğerlendirmeniz için teşekkür ederim. Teşvik yapısı ile davranışlar arasındaki ilişkinin altını çizmek istemiştim.
Sil👍
SilMahfi bey, enflasyon değerinin üzerinde yeniden değerlendirme oranı istemek ilave vergi salmak anlamına gelir mi aydınlatıcı ve bilgilendirici yazılarınız için teşekkür ederim,
YanıtlaSilİlk olarak dediğiniz gibi e vergi salmakla aşağı yukarı aynı anlama gelir. İkinci olarak resmi olarak açıklanan enflasyonun doğru olmadığının kabulü anlamına gelir.
SilKayıt dışlılığın yüksek olduğu ülkelerde; toplum, devlete topladığı vergileri nerede harcadığı hesabı da sormuyor/soramıyor. Hem toplumun, hem devletin halinden memnun olduğu bir manzara ortaya çıkıyor. Vergi sıkı kurallara, kanunlara bağlı bir uygulamadır; fakat Anayasa Maddelerin devlet yöneticileri tarafından uygulanmadığı bir ortamda kanunların hükmü de kalmıyor.
YanıtlaSilHaklısınız. Kayıt dışılığın yüksek olmasının bir nedeni de insanların toplanan vergilerin doğru yerlere harcandığına inanmamsıdır.
SilDevletlerin vergi toplama kapasitesi diye birşey var. Örneğin Türkiye'de piyasada dönen her 100 liranın yaklaşık 22 lirası devlete vergi olarak geri döner. Almanya'da ise her 100 liranın yaklaşık 42 lirası devlete vergi olarak geri döner. Zengin ülkeler daha yüksek oranda vergi toplar.
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilHocam ekonomiyi kayıt altına almak için önce her yurtaşın cebine adil ve dengeli bir gelir koymak lazım gelmezmi?
YanıtlaSilBir ikincisi vergi kaçırmanın bir marifet ve övünç degilde bir utanç oldgunu nasıl topluma benimsetilmeli veögretilmelidir?
Bütün bunlardan daha öncelikli ve önemli olarak devletin aldığı vergileri doğru yerlere dürüstçe harcadığını göstermesi gerekiyor. Vatandaş, devlete ödediği verginin çar çur edildiğini gördükçe vergi ödemek konusunda isteksiz davranıyor.
SilMustafa Arslan Değerli hocam değerli yorumcular, ben kendimi kısaca tanıtıyım çünkü ilk yazım. Ben emekli bankacıyım , başımdan geçen bir d6rumu anlatayım. Yıl 1980 bir bakanın gülşehir şubesinde muasebciyim. Şube müdürümüz 01.07.1980 yılında emekli oldu o zamanlar bilgisayar ağı bu kadar gelişmediği için Müdürümüzün ikramiye kıdem tazminatı vs ödemelerini şubede manuel olarak ben yaptım. O tarihte müdürümüze tam üç milyon tl ödeme yaıldı. Müdürümüz bu parayla İzmirden bir ev aldı, birde ikinci el araba aldı.müdürümüz eli açıkbirisiydi piyasayadaborçları vardı onlarıda ödedi bir kısımartan parasıdahesapta kaldı.Şimdi yıl 2026 otarihteev araba alanborç ödeyen vede artan para şimdi BİR SAKIZ etmiyor. Enflasyon ne kadae saklanırsa saklansınkur ne kadarbaskılanırsa baskılansın vatandaşın gerçeği bu.
YanıtlaSilTÜİK'in 2025'in üçüncü çeyreğine göre kayıt dışı istihdam, toplam istihdamın %26,9'una denk geliyor. Dolayısıyla Türkiye'de her 100 çalışandan 27'si kayıt dışı çalışmış oluyor. Toplam 8 milyon 910 bin kişi yani yaklaşık 9 milyon kişi kayıt dışı çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında kayıt dışı işçi çalıştıran işverenler için Türkiye bir cennet gözüküyor. Daha fazla para kazanma hırsı ise hem dürüst işverenler için haksız rekabet oluşturuyor hem de devlete çok büyük bir yük bindiriyor. Çünkü bu insanlar yaşlandıklarında yeterli ek bir gelire sahip değilse 65 yaşından sonra yaşlılık maaşı adı altında sosyal yardım alacaklardır. (2026 yılı için üç ayda bir 19.179 TL alırlar, ayda 6.393 TL'ye denk gelir) Gençken kayıt dışı çalıştıkları için sisteme hiç bir katkıda bulunmadıkları halde yaşlandıklarında bütçeye yük olurlar. Kayıt dışı istihdam sadece SGK primi kaybı değildir; aynı zamanda bu kişilerin maaşlarından kesilmesi gereken gelir vergisi (stopaj) kaybı demektir. Bu da bütçe açığını büyüterek dolaylı vergilerin (KDV, ÖTV) artmasına neden olur.
YanıtlaSilBunun yanında emeklilik sistemi de kendisini finanse etmek için zorlanacaktır. Çünkü bugünün çalışanlarının primleri, bugünün emeklilerini finanse eder. Türkiye'de aktif/pasif çalışan oranı 1,63'tür. Yani Türkiye'de 1,63 çalışan, 1 emekliyi finanse etmeye çalışıyor. Oysaki sosyal güvenlik sisteminin mali açıdan kendi kendini finanse edebilmesi ve sağlıklı bir yapıda kalabilmesi için kabul edilen ideal aktif/pasif oranı 4'tür. Bu, pasif sigortalı her 1 emeklinin, emekli aylığının ve sağlık giderlerinin aktif sigortalı 4 çalışan tarafından ödenen primlerle karşılanması anlamına gelir. Bu oran 4 olunca devlet desteğine ihtiyaç duyulmaz. 2 ve altına indiğinde ise kritik ve riskli kabul edilir. Türkiye'de bu oran 1,63 olunca finansman açığı ortaya çıkıyor ve bütçeden ek katkı sağlanmak durumunda kalınıyor. Eğer yaklaşık 9 milyon kayıt dışı çalışan sistemde olsaydı ve devlet kayıt dışı istihdamı önleyebilecek politikaları hayata geçirebilseydi, bu durumda aktif/pasif oranı 2,18'e çıkabilirdi ve sistem kritik eşiği aşıp rahatlayabilirdi.
Kısacası kayıt dışı ekonominin önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı istihdamın önlenmesi gerekmektedir. Çünkü kayıt dışı istihdam hem sosyal güvenlik sistemi hem de vergi adaleti açısından büyük bir tehdit oluşturuyor. Açgözlü işverenler daha çok kazanacaklar diye hem bugünkü tüm aktif çalışanların gelir vergileri arttırılmış hem de insanları sigortalı çalıştıran işverenlerin de prim yükleri çoğaltılmış oluyor. Dolayısıyla yaklaşık 9 milyon kişi kayıt dışı çalıştırılmasaydı hem aktif çalışanların eline geçen net maaşlar daha yüksek olabilir hem de insanları sigortalı çalıştıran işverenlerin yükü de azaltılabilirdi. Dahası bu kayıt dışı çalışanlar yaşlandıklarında bütçeye yük olmak yerine, bütçeyi rahatlatabilirlerdi. Çünkü devlet bu 9 milyon çalışandan, çalıştıkları süre boyunca gelir vergisi alacaktı. Bugünün emeklileri için de 2,18/1,63 oranı 1,34 olduğu için emekliler şimdiki durumlarından çok daha yüksek maaşlar alabilirler ve en düşük SSK emekli maaşı yaklaşık 27.000 TL seviyesine çıkartılabilirdi. Eğer devlet 9 milyon çalışandan gelir vergisi alsaydı, emekliye ayrılan mevcut bütçe de daha fazla artırılabilir ve bu durumda maaşlar da açlık sınırını aşacak noktaya rahatlıkla getirilebilirdi.
Bugün eğer emekliler isyan ediyorsa, bunun temel sebebi kayıt dışı işçi çalıştıran işverenlerdir. Ağır yaptırımlarla kayıt dışılığı kontrol altına alamayan ve dürüst işvereni koruyamayan devlet de elbette ki bu tablonun baş sorumlusudur. Sistemin yükünü sadece kayıtlı çalışanların ve emeklilerin sırtına yüklemek, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik anlayışı değildir.
Emin olun ki o 9 milyon kayıt dışı isdihtam kayıt içine alınıp hepsinden vergi alınsa bile yine de emekliye daha fazla bütçe ayrılmazdı ve muhtemelen yurttaşın vergileri yandaşa daha fazla giderdi. Çünkü bu zamana kadar yapılanlar bunu ispatlar niteliklidir. 7 köprü parasına 1 köprü yapıldığı, 18 şehir hastanesine 260 hastane parası ödendiği sürece bu düzen değişmezdi. Ki bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Silhttps://halktv.com.tr/gundem/yurttasin-parasi-yine-yandasa-gitti-18-sehir-hastanesine-260-hastane-parasi-1002344h
https://halktv.com.tr/siyaset/chpli-yavuzyilmaz-astronomik-rakami-paylasti-dudak-ucuklatan-gecis-garantisi-1002326h
Hocam ülkede artık bozulmuş bir yapı var. Bu yüzden de birçok şeyin düzeltilmesi gerekiyor. Ben kendi adıma seçimleri bekliyorum. Sizce seçimler ne zaman olacak, tahmininiz var mı?
YanıtlaSilBu konuda bir tahminim yok. Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da sürprizlere gebedir.
SilGeçmişte şeffaf bir şekilde sosyal yardım verilerini ay ay paylaşan Bakanlık "kaç haneye yardım ulaştırıldığı" bilgisini 13 aydan beri saklıyor. Mahinur Özdemir Göktaş yönetimindeki bakanlık, son paylaşımı yaptığı Aralık 2024'ten bu yana veri paylaşımını durdurdu. Ancak bütçe planlamaları gizlenen gerçeği açıkça ortaya koydu.
SilSosyal yardım bütçesi:
2024 yılı: 205 Milyar 861 Milyon
2025 yılı: 219 Milyar 723 Milyon. %6,7 artış yapıldı. Oysaki 12 aylık ortalama enflasyon %34,88 idi.
2026 yılı: 284 Milyar 470 Milyon. %29,4 artış yapılacak. Geçen yıla göre seçim öncesi ivme arttırılmış olacak. Lakin iki yıllık artış 1,067 x 1,294 = %38 oranında gerçekleşecek. Bu durumda 2026'daki 12 aylık ortalama enflasyonun 1,38 / 1,3488 = %2,31 olması gerekir ki 2 yıllık enflasyon farkı dengelenmiş olsun. Dolayısıyla 2026'daki artış da çok yetersiz kalıyor.
2027 yılı: 644 Milyar 347 Milyon. Bir önceki yıla göre tam %126,5 artış yapılacak. Bu durum açıkça gösteriyor ki 2027 yılı, seçim yılının kesin tarihidir. Maalesef bizde işler böyle yürüyor.
Oysaki bu 3 yıllık toplam artışı her yıla dengeli yaysaydık her yıl %46,2 artış yapılabilirdi. Böylece dar gelirliye yapılacak bu artış, 3 yıl boyunca enflasyonun üzerinde olabilir, dar gelirli nefes alabilir ve insanlar 2 yıl boyunca yaşadıkları geçim sıkıntısının acısını yaşamak zorunda kalmayabilirlerdi. Fakat biz kısıp kısıp son yıl veriyoruz. Bu durumda biz neyi düşünmüş ve neyi önceliklemiş oluyoruz? İnsanların acı yaşamamasını mı yoksa onlardan alacağımız oyu mu?
Sayın hocam, Bu üç yöntemle hesaplanan GSYH birbirine eşit midir. Değilse farklılıkları ne anlama gelir. eğer hesaplama yöntemi belirtilmemişse hangisini anlamalıyız. Teşekkür ederim
YanıtlaSilTeorik olarak eşit olması gerekir ama ölçme hataları nedeniyle farklılıklar doğabiliyor. Bunlar da istatistiki hata olarak yazılarak hepsi eşitleniyor.
SilBizim ülkedeki ben en çok rahatsız eden vergi mükelleflerinin kayıt dışına kaçması değil, devletin bunu ödüllendirmesi.
YanıtlaSilGöstermelik denetimler, kağıt üzerinde biriken vergi/prim borçları ve buna gelen düzenli aflar,... Hep kendine kendi gebe, sesi çıktığında hazırda sebebi olsun isteyen bir devlet ve bununla yaşamayı öğrenmiş insanlar. Bilmiyorum nereden başlayıp, nasıl düzeltmek gerek ama İsmain Cem'in kitabını okuduğumda dünün bugün, bugünün de yarın olduğunu düşünmüştüm. Hala aynı fikir de olmak üzücü.
Hocam dolar çıpalandımı?
YanıtlaSilDolar kurunu bir çıpa olarak kullanıyorlar (demek istediğiniz oysa.) Bunu GSYH yi, kişi başına geliri ve asgari ücreti dolar cinsinden yüksek göstermek için yapıyorlar.
SilHocam çıpadan sonra tıpada gerekir.
SilKayıtdışılık % 16 nın çok üzerinde olmalı. Son yıllarda artan kara para, yasa dışı bahis, kumar ve kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, siyaset ve kamu yönetimindeki yolsuzluk, rüşvet, irtikaplar, yaygın bir çeteleşme ve bundan kurtulmak için borsalar oluşmuş halde. Bunlar nerden buldun yasasıyla tespit edilebilirse gerçek boyutu ortaya çıkar.
YanıtlaSilBir de kamu gelirleri iktidar eliyle bütçe dışına çıkarılıyor, Kurumlar ve Gelir vergisinden istisnalar aşırı arttı. Gıda bankacığına bağış adı altında yadaş derneklere yapılan ödemeler miktar sınırı olmadan vergiden tamamı indiriliyor, diyanete, kuran kurslarına, dini yapılara, vakıf görünümlü tarikatlara, CB nin kampanyalarına yapılanlar da öyle.. Tam listeyi görmek isteyen GİB hazır beyan sistemine bakabilir.
Burada sözünü ettiğimiz konu GSYH hesaplarındaki kayıt dışılık. Vergisi ödenmemiş bir üretim ve oradan elde edilen gelir üretim açısından GSYH hesaplarına girmemiş olabilir ama bu gelir harcandığında harcamalar açısından GSYH'ye girer.
SilDiyelim ki bir vatandaş evindeki elektrik alt yapısı ile ilgili bir işçilik hizmeti alacak.
YanıtlaSilDoğru olanı yapıp teklifler toplar ve en uygun olana işi verir.
Aldığı teklifler de 125 TL ve 90 TL olsun.
Vatandaş açısından en uygun teklif seçilir. Aynı hizmeti alacağını düşünerek en ucuz olan 90 TL bedelli hizmet sağlayıcı ile anlaşır. Ancak 90 TL bedelle hizmet verecek olan kişi bir şirkete sahip değildir. Karının %25'i kurumlar vergisi, yaklaşık %1 Damga Vergisi, Muhtasar, %20 KDV gibi giderleri yoktur. Bunlar olsa, 90 TL net gelir sağlamak için 140 TL civarında bir satış fiyatı vermesi gerekirdi!! 125 TL teklif veren ise tüm vergilerini ödeyen ve yükümlülüklerini yerine getiren Doğrucu Limited olsun. Doğrucu Limited bu hizmetten kendi adına 80 TL alacaktı. Hizmet sağlayanların aldığı ücret açısından aslında en ucuz teklifi Doğrucu Limited vermişti. Yarattığı istihdam da cabası. Ama işi alamadı. Bunu vatandaşa nasıl anlatacağız? Bunun önüne geçmek için bence öncelikle "Vergi Nedir?" konulu kasabadaki Ahmet Amcayı bilgilendirecek bir seri kamu spotu hazırlanmalı. Vergi ödeyenin kıymetli olduğu bir sistem de kurulmalı.
Bu dediğinizi yapabilmek için her şeyden önce toplanan vergilerin doğru yerlere harcandığı, bir takım kişilerin lüks arabalarla gezdiği, lüks kamu konutlarında oturduğu, üçer dörder yerden aylık aldığı, vatandaştan toplanan vergilerin vatandaş lehine kullanılmadığı bir düzende vatandaşı bu dediğinize ikna edemezsiniz.
SilDeğerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Son yıllarda takas/barter gibi yöntemler ile yapılan ödemelerin sayısı ve hacminde artışlar olduğu görülüyor. Kayıt dışı ekonominin hesaplanmasında bu tür ödeme yöntemleri nasıl dikkate alınıyor?
YanıtlaSilKayıt dışı ekonomi hesabı bir tahmin. Bir takım anketlere, gözlemlere, vergi kaçak ve kayıplarına bakılarak yapılıyor. O nedenle bu dediğiniz alış verişler de tahminlere dayalı olarak hesaba katılıyor.
SilNufus artış hızı 10 yılda bizi ilizyona itecek görüşündeyim Kişi başı gelir Yükselecek konut fiyatları normalleşecek satın alma gücü artacak Gsyh büyümeye devam bölüşen kişi sayısı azaldıkça bişey başarmadan bişey başarmışız gibi bir ilizyon yaşanacak.Herşeyde kötüye gitmeye devam etmeyecek Savunma sanayinde elde edilen kazanımlar sivil teknolojiye aktarılacak üreten bir ülke görünümü vereceğiz,Nükleer tam kapasite devreye alınacak cari açık problemi hafifleyecek bölge ülkeleri ile sorunlar azalmaya başlayacak ölü olan Suriye İran ihracat rotaları açılacak, 10 sene sonra nasıl oldu bizde bişey yapmadık ama denecek.10 sene sonra görüşmek dileği ile
YanıtlaSilBir müneccim eksikti.
SilSaygıdeğer hocama ve tüm okurlara selamlar. Günümüzde en büyük kayıt dışı gelir memur ve işçi kesiminin ekstra işlerde çalışmasıdır. Enflasyon hesabında zamların düzgün hesaplanamamasından dolayı çevremde bulunan tüm işçi ve memurlar mesai içerisinde veyahut mesai sonrası kalan periyotlarda ailesini geçindirebilmek için istihdama sekte vurmaktadır. Öğretmene 65.000 askeri personele 70.000 sağlık çalışanına 70.000 vs. kamu çalışanlarına bu tarz maaşlar verildiği sürece kamu personeli akşamları kargo da dağıtır, 112 çalışanı emlakçılıkda yapar, polis memuru çiğ köftecide çalışır. Bu konu hakkında acaba okularınız ve sizlerin düşüncesi nedir? Şahsi görüşüm bizler ekstra işlerde çalışarak gençlerin iş istihdamına olumsuz etki yaratıyoruz. Ama maalesefiz ki bizlere sunulan imkanlar doğrultusunda her alışverişe %45 zam gelirken devlet memuruna yapılan %19 bizleri ekstra işlerde çalışmaya sevk ediyor. Kanun nezdinde doğru olmadığını düşünsemde devlet kademesi kanunsuz işler yaparken bizler ekmeğinşn peşinde kanunsuzluk yapıyorsak buyursun gelsinler...
YanıtlaSilMahfi Hocam , Kayıt dışı çalışma ve buradan elde edilen kayıt dışı gelir var , bu kayıt dışı parayı ödeyenler de var . Öyle bir nokta olmalı ki kayıt dışı ödemeyi yapanlar bu işten zarar etsinler . Kayıt dışının en büyük kaynağı kara para olduğu müddetçe kayıt dışılık bitmez. En gelişmiş ülkelerde dahi en az yüzde 5 kayıt dışılık olduğunu belirtmiştiniz.
SilÇok doğru. O kısım biraz daha yaygın ve sıkı denetimle çözülebilecek bir alan.
Sil