Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Algıdan Gerçekliğe: Trump ve İran

ABD Başkanı Trump’ın İran operasyonlarına ilişkin son açıklamaları, sadece siyaset bilimini değil, sosyal psikolojiyi de yakından ilgilendiren ibretlik bir vaka sunuyor. Trump, "İran savaşı hemen hemen tamamlandı. Tahminlerimizin çok önünde ilerledik" diyerek bir başarı tablosu çizse de, sahadaki veriler bu öykünün rasyonel bir temele dayanmadığını, aksine jeopolitik ve ekonomik maliyetlerin hızla arttığını gösteriyor. Buradaki asıl mesele, yapılanın sadece başkalarını ikna etmeye yönelik klasik bir "algı yönetimi" (perception management) olmamasıdır. Trump’ın durumunda çok daha derin bir sorunla karşı karşıyayız: Kendi kendine uygulanan psikolojik manipülasyon (İngilizcesi self-gaslighting). Normal koşullarda "gaslighting", bir kişiyi kendi gerçekliğinden şüphe eder hale getirme yöntemidir. Ancak bir lider, yarattığı hayali başarıya sadece kitleleri inandırmakla kalmayıp kendisi de buna inanmaya başlıyorsa, bu durum bir "öz-yanılsama" halidi...

Aptallardan Uzak Durun

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş onuncu gününe girdi. Başlangıçta savaşı birkaç gün içinde bitireceğini söyleyen Trump, geçen süre içinde İran’ın sandığı kadar kolay pes etmeyeceğini görünce savaşın Eylül ayına kadar sürebileceğinden söz etmeye başladı. Savaşın ilk on gününün en belirgin etkisi petrol fiyatlarında görüldü. Brent petrolün varil fiyatı bugün itibarıyla 110 dolara gelmiş bulunuyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için petrol fiyatı tahmini 65 dolardı. Bugünkü düzeyin kalıcı olması halinde OVP’ye göre yaklaşık 45 dolarlık bir sapma ortaya çıkıyor. Genel kabul gören hesaplamaya göre petrol fiyatının her 10 dolarlık artışı Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 2,5 milyar dolar artırıyor ve enflasyonu da yaklaşık 1 puan yukarı çekiyor. Bu çerçevede bugünkü artışın yalnızca doğrudan etkilerle cari açığı yaklaşık 11 milyar dolar büyütmesi, enflasyonu ise 4,5 puan artırması söz konusu. Üstelik bu hesap yalnızca doğrudan etkileri kapsıyor. Petrol, enerji piya...

Market Indifference

Behavioral economics and behavioral finance are among today's most popular approaches. As their names suggest, these fields analyze human behavior by bringing economics and psychology together. Both initiatives challenge orthodox economic theory, which does not emphasize psychology to this extent, instead approaching human behavior as purely rational and mathematically predictable. They represent the latest stage in a search for answers, a quest that began with the realization that neoclassical assumptions do not fully reflect the real world. When we look at financial markets—comprising sub-markets of capital and money markets such as the stock market, bond market, and derivatives market—we encounter an interesting situation. Although this phenomenon appears in all economies, it is much more prevalent in developing countries. In financial markets, both those who manage transactions and those who invest naturally pursue the interests of their business and their capital. Over time,...

Don't Let the Bowl Break

A crisis erupts. Stock markets fall. Gold and the dollar rise. By now everyone knows this market reflex by heart. No matter how accustomed we become, a crisis still triggers panic and selling begins. Those holding stocks—especially in risky markets—tend to sell first. As sales accelerate, stock markets in those regions decline. The second wave follows quickly. The proceeds from these sales are converted into dollars and transferred out of the country. As demand for dollars rises, the USD/local currency exchange rate increases. Even citizens who do not normally invest in the stock market start converting their savings into dollars or buying gold when they see the dollar climb. This, in turn, pushes exchange rates and gold prices even higher. One might assume that if a crisis originates in the United States—or if the US itself is the source of the crisis—the dollar would weaken. Yet the opposite often happens. Foreign investors who hold assets in emerging markets typically convert th...

Kase Kırılmasın!

Kriz çıkar. Borsalar düşer. Altın ve dolar yükselir. Piyasaların bu refleksini artık herkes ezbere biliyor. Ne kadar alışılmış olursa olsun kriz halinde bir panik havası oluşur ve satışlar başlar. Ellerinde özellikle riskli piyasalara ait hisse senetleri bulunanlar bunları satmaya yönelir. Bu satışlar o piyasalarda borsaların gerilemesine yol açar. Satıştan elde edilen paraların dolara çevrilip ülke dışına transfer edilmesi ise ikinci dalgayı oluşturur. Bu durumda o ülkede dolara talep arttığı için USD / yerli para kuru yükselir. Borsada yatırım yapmayan yurttaşlar bile dolardaki yükselişi görünce ellerindeki yerli parayı dolara ya da altına çevirmeye başlarlar. Bu da kurun ve altın fiyatlarının daha da yükselmesine yol açar. Bu krizin ABD’de ortaya çıkmış olması ya da ABD’nin krizin yaratıcısı konumunda bulunması doların değer kaybetmesine yol açacakmış gibi düşünülebilir. Ama çoğu zaman beklenen olmaz. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yatırım yapmış olan yabancı yatırımcıların ...

GSYH Nasıl Böyle Yükseldi?

Resim
Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 büyüdüğü açıklandı. Potansiyel büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 5’in altında. Buna karşılık, dalgalı bir yıl için makul sayılabilir. Sektörel dağılıma baktığımızda işler karışıyor: Tarım ve hayvancılık yüzde 8,8 küçülmüş. Aynı dönemde gıda fiyatları artmış. Arz yasasına göre bir malın arzı talebi karşılayamazsa fiyat yükselir. Bu nedenle tarımdaki küçülme ile gıda enflasyonu arasındaki bağ şaşırtıcı değildir. Hava koşulları etkili olabilir; ancak esas sorun uzun süredir biriken yapısal eksikliklerdir. Sanayi yüzde 2,9, inşaat ise yüzde 10,8 oranında büyümüş. Tarımın küçüldüğü, sanayide kapasite kullanım oranının düşük kaldığı, buna karşılık inşaatın çift haneli büyüdüğü bir ekonomi, büyümenin niteliği açısından soru işareti taşır. Kapasite kullanım oranları ve sanayi üretim endeksi zaten bu zayıflamayı önceden işaret ediyordu. Şimdi gelelim verilerin arkasındaki gerçekleri değerlendirmeye. Bunu bir tablo üzerinden yapalım (tablo, TÜ...

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın üst düzey yönetim kadrosunda yaşanan kayıplar, Orta Doğu’da yeni ve tehlikeli bir eşiğe işaret ediyor. İlk füze dalgasının ardından gelen haberler, çatışmanın sınırlı bir misilleme olmaktan çıkıp daha geniş bir savaşa evrileceğini düşündürüyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığına ilişkin resmî bir doğrulama yok. Ancak gemilerin rota değiştirerek geri döndüğü haberleri bile küresel piyasaları sarsmaya yetti. Çünkü dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten yapılıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ekonomi açısından enerji damarının sıkılması demektir. Böyle bir şoktan en hızlı etkilenecek ülkelerden biri Türkiye olur. Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için petrol fiyatlarının sert yükseldiği bir ortamda ilk etki akaryakıt fiyatlarında görülür. Ardından taşımacılık maliyetleri artar; üretim ve gıda fiyatları zincirleme biçimde yükselir. Enerji faturası kabardıkça daha fazla dövize ihtiyaç duyulur....