Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Algıdan Gerçekliğe: Trump ve İran

ABD Başkanı Trump’ın İran operasyonlarına ilişkin son açıklamaları, sadece siyaset bilimini değil, sosyal psikolojiyi de yakından ilgilendiren ibretlik bir vaka sunuyor. Trump, "İran savaşı hemen hemen tamamlandı. Tahminlerimizin çok önünde ilerledik" diyerek bir başarı tablosu çizse de, sahadaki veriler bu öykünün rasyonel bir temele dayanmadığını, aksine jeopolitik ve ekonomik maliyetlerin hızla arttığını gösteriyor. Buradaki asıl mesele, yapılanın sadece başkalarını ikna etmeye yönelik klasik bir "algı yönetimi" (perception management) olmamasıdır. Trump’ın durumunda çok daha derin bir sorunla karşı karşıyayız: Kendi kendine uygulanan psikolojik manipülasyon (İngilizcesi self-gaslighting). Normal koşullarda "gaslighting", bir kişiyi kendi gerçekliğinden şüphe eder hale getirme yöntemidir. Ancak bir lider, yarattığı hayali başarıya sadece kitleleri inandırmakla kalmayıp kendisi de buna inanmaya başlıyorsa, bu durum bir "öz-yanılsama" halidi...

Aptallardan Uzak Durun

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş onuncu gününe girdi. Başlangıçta savaşı birkaç gün içinde bitireceğini söyleyen Trump, geçen süre içinde İran’ın sandığı kadar kolay pes etmeyeceğini görünce savaşın Eylül ayına kadar sürebileceğinden söz etmeye başladı. Savaşın ilk on gününün en belirgin etkisi petrol fiyatlarında görüldü. Brent petrolün varil fiyatı bugün itibarıyla 110 dolara gelmiş bulunuyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için petrol fiyatı tahmini 65 dolardı. Bugünkü düzeyin kalıcı olması halinde OVP’ye göre yaklaşık 45 dolarlık bir sapma ortaya çıkıyor. Genel kabul gören hesaplamaya göre petrol fiyatının her 10 dolarlık artışı Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 2,5 milyar dolar artırıyor ve enflasyonu da yaklaşık 1 puan yukarı çekiyor. Bu çerçevede bugünkü artışın yalnızca doğrudan etkilerle cari açığı yaklaşık 11 milyar dolar büyütmesi, enflasyonu ise 4,5 puan artırması söz konusu. Üstelik bu hesap yalnızca doğrudan etkileri kapsıyor. Petrol, enerji piya...

Market Indifference

Behavioral economics and behavioral finance are among today's most popular approaches. As their names suggest, these fields analyze human behavior by bringing economics and psychology together. Both initiatives challenge orthodox economic theory, which does not emphasize psychology to this extent, instead approaching human behavior as purely rational and mathematically predictable. They represent the latest stage in a search for answers, a quest that began with the realization that neoclassical assumptions do not fully reflect the real world. When we look at financial markets—comprising sub-markets of capital and money markets such as the stock market, bond market, and derivatives market—we encounter an interesting situation. Although this phenomenon appears in all economies, it is much more prevalent in developing countries. In financial markets, both those who manage transactions and those who invest naturally pursue the interests of their business and their capital. Over time,...

Don't Let the Bowl Break

A crisis erupts. Stock markets fall. Gold and the dollar rise. By now everyone knows this market reflex by heart. No matter how accustomed we become, a crisis still triggers panic and selling begins. Those holding stocks—especially in risky markets—tend to sell first. As sales accelerate, stock markets in those regions decline. The second wave follows quickly. The proceeds from these sales are converted into dollars and transferred out of the country. As demand for dollars rises, the USD/local currency exchange rate increases. Even citizens who do not normally invest in the stock market start converting their savings into dollars or buying gold when they see the dollar climb. This, in turn, pushes exchange rates and gold prices even higher. One might assume that if a crisis originates in the United States—or if the US itself is the source of the crisis—the dollar would weaken. Yet the opposite often happens. Foreign investors who hold assets in emerging markets typically convert th...

Kase Kırılmasın!

Kriz çıkar. Borsalar düşer. Altın ve dolar yükselir. Piyasaların bu refleksini artık herkes ezbere biliyor. Ne kadar alışılmış olursa olsun kriz halinde bir panik havası oluşur ve satışlar başlar. Ellerinde özellikle riskli piyasalara ait hisse senetleri bulunanlar bunları satmaya yönelir. Bu satışlar o piyasalarda borsaların gerilemesine yol açar. Satıştan elde edilen paraların dolara çevrilip ülke dışına transfer edilmesi ise ikinci dalgayı oluşturur. Bu durumda o ülkede dolara talep arttığı için USD / yerli para kuru yükselir. Borsada yatırım yapmayan yurttaşlar bile dolardaki yükselişi görünce ellerindeki yerli parayı dolara ya da altına çevirmeye başlarlar. Bu da kurun ve altın fiyatlarının daha da yükselmesine yol açar. Bu krizin ABD’de ortaya çıkmış olması ya da ABD’nin krizin yaratıcısı konumunda bulunması doların değer kaybetmesine yol açacakmış gibi düşünülebilir. Ama çoğu zaman beklenen olmaz. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yatırım yapmış olan yabancı yatırımcıların ...

GSYH Nasıl Böyle Yükseldi?

Resim
Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 büyüdüğü açıklandı. Potansiyel büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 5’in altında. Buna karşılık, dalgalı bir yıl için makul sayılabilir. Sektörel dağılıma baktığımızda işler karışıyor: Tarım ve hayvancılık yüzde 8,8 küçülmüş. Aynı dönemde gıda fiyatları artmış. Arz yasasına göre bir malın arzı talebi karşılayamazsa fiyat yükselir. Bu nedenle tarımdaki küçülme ile gıda enflasyonu arasındaki bağ şaşırtıcı değildir. Hava koşulları etkili olabilir; ancak esas sorun uzun süredir biriken yapısal eksikliklerdir. Sanayi yüzde 2,9, inşaat ise yüzde 10,8 oranında büyümüş. Tarımın küçüldüğü, sanayide kapasite kullanım oranının düşük kaldığı, buna karşılık inşaatın çift haneli büyüdüğü bir ekonomi, büyümenin niteliği açısından soru işareti taşır. Kapasite kullanım oranları ve sanayi üretim endeksi zaten bu zayıflamayı önceden işaret ediyordu. Şimdi gelelim verilerin arkasındaki gerçekleri değerlendirmeye. Bunu bir tablo üzerinden yapalım (tablo, TÜ...

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın üst düzey yönetim kadrosunda yaşanan kayıplar, Orta Doğu’da yeni ve tehlikeli bir eşiğe işaret ediyor. İlk füze dalgasının ardından gelen haberler, çatışmanın sınırlı bir misilleme olmaktan çıkıp daha geniş bir savaşa evrileceğini düşündürüyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığına ilişkin resmî bir doğrulama yok. Ancak gemilerin rota değiştirerek geri döndüğü haberleri bile küresel piyasaları sarsmaya yetti. Çünkü dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten yapılıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ekonomi açısından enerji damarının sıkılması demektir. Böyle bir şoktan en hızlı etkilenecek ülkelerden biri Türkiye olur. Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için petrol fiyatlarının sert yükseldiği bir ortamda ilk etki akaryakıt fiyatlarında görülür. Ardından taşımacılık maliyetleri artar; üretim ve gıda fiyatları zincirleme biçimde yükselir. Enerji faturası kabardıkça daha fazla dövize ihtiyaç duyulur....

CDS Priminin Anlattıkları

Resim
Bir ülkenin riskini ölçmenin en kestirme yolu CDS primine bakmaktır. CDS (Credit Default Swap), borcun geri ödenmeme riskine karşı ödenen sigorta bedelidir. Güven artarsa düşer, güven azalırsa yükselir. Söylem değil, fiyat konuşur. Risk arttıkça CDS yükselir. CDS yükseldikçe borçlanma maliyeti artar. Sonunda faturayı ya bütçe ya da vatandaş öder. CDS genellikle 5 yıllık borçlanmalar üzerinden ölçülür ve baz puan (bp) cinsinden ifade edilir. 100 dolarlık bir tahvilin CDS’i 200 bp ise, bu 2 dolarlık sigorta bedelidir. 300 bp düzeyi piyasalarda kritik eşik sayılır. Bu eiğin üzeri artık açık bir güven sorunudur. Türkiye uzun süre bu eşik civarında seyretti. Ancak Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçiş sonrasında tablo belirgin biçimde değişti. Kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, ekonomi yönetiminde sık sık yön değişiklikleri ve para politikasına doğrudan müdahaleler risk algısını kalıcı biçimde bozdu. 2020’de pandemiyle birlikte CDS 643 baz puana kadar çıktı. E...

Üç Kritik Gösterge

Resim
Reel Sektörün Döviz Pozisyon Açığı Açık pozisyon ya da pozisyon açığı; döviz, altın, menkul değer gibi finansal araçlar üzerinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten yükümlülükleri karşılayamayan kısmı için kullanılan bir ifadedir. Herhangibir kurumun 1 milyon dolar değerinde döviz varlığı varken 2 milyon dolar değerinde de kredi borcu varsa 1 milyon dolarlık açık pozisyonu var demektir. 2025 yılsonu itibarıyla Türk reel kesim şirketlerinin (finans kesimi şirketleri dışında kalan şirketler) durumu aşağıdaki tabloda gösteriliyor (tablo, TCMB, EVDS verileri kullanılarak tarafımızdan hazırlanmıştır): Tablo reel kesim şirketlerinin döviz pozisyon açığının giderek ciddileştiğini ortaya koyuyor. 2023’de 70 milyar dolar olan açık 2025 sonunda 2,7 kat artarak 188,5 milyar dolara ulaşmış bulunuyor. Bu olumsuz tablonun nispeten olumlu yanı net kısa vadeli döviz pozisyonunun hala artı olması yani kısa vadeli döviz varlıklarının kısa vadeli döviz yükümlülüklerinden fazla olması. Bura da da y...

Öğrenilmiş Çaresizlik

Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştirmeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Özellikle Martin Seligman’ın çalışmalarıyla literatüre giren öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bireyin denetleyemediğini düşündüğü durumlar karşısında zamanla deneme ve mücadele etme isteğini yitirmesini açıklar. Kişi, bir konuda sürekli uğraştığı hâlde başarısız olmuş ve bu başarısızlığı değiştiremeyeceğine kendini inandırmışsa, sonucu baştan kabullenmiş demektir. Bu kabullenişin doğal sonucu ise çoğu zaman çaba göstermeyi bırakmaktır. Örneğin okulda bir öğretmenin kendisiyle uğraştığına ve onu sınıfta bırakmaya çalıştığına inanan bir öğrenci, o derse çalışmayı bırakabilir ve gerçekten sınıfta kalabilir. Böylece başlangıçtaki inancı kendi sonucunu üretmiş olur. Öğrenci bu durumda ailesini öğretmenin kendisiyle uğraştığı konusunda ikna etmeye çalışabilir; hatta bunda başarılı da olabilir. Ben...

Rezervleri Hesaplama Rehberi (Yeni)

Resim
Merkez Bankası (TCMB), istatistik verilerini yayınlandığı Elektronik Veri Dağıtım Sistemini (EVDS) değiştirdi. Buna göre rezervleri hesaplamakta kullandığımız verilerin yer aldığı tabloların başlıkları ve yerleri de değişti. Bu yazıda yeni EVDS’ye göre rezervleri nasıl hesaplamamız gerektiğini anlatmaya çalışacağız. Öncelikle bu işlemde ulaşılmaya çalışılan tabloyu ortaya koyalım: 1.       TCMB Toplam (Altın + Döviz) Rezerv Verilerini Elde Etmek İçin: TCMB sitesinde EVDS’ye girdikten sonra Tüm Seriler / Ödemeler Dengesi ve Dış İstatistikler / Uluslararası Rezervler (TCMB) / Merkez Bankası Rezervleri Burada Altın (Milyon ABD Doları), Döviz (Milyon ABD Doları) ve Toplam (Milyon ABD Doları) işaretlenip sağ üstteki Ekle (+) düğmesine basılacak sonra sağ taraftaki Tablo Oluştur düğmesine basılarak tablo oluşturulacak. Bu şekilde TCMB’nin istenen tarihteki altın, döviz ve toplam rezervleri elde edilecek. 2. TCMB Net Döviz Rezervleri Verisini Elde Etmek İçin: Tüm Ser...

Hedefler, Tahminler ve Çelişkiler

Merkez bankacılığında en tehlikeli şey yüksek enflasyon değildir. En tehlikeli şey belirsizliktir. Çünkü enflasyonla mücadele, sadece faizle değil, beklentilerle yapılır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kanunu gereği fiyat istikrarını sağlamakla yükümlü. Bu amaçla, dünyadaki birçok merkez bankası gibi enflasyon hedeflemesi rejimi uyguluyor. Sistem basit: Hükümetle birlikte bir enflasyon hedefi belirleniyor ve para politikası araçları bu hedefe ulaşmak için kullanılıyor. Uzun süredir ilan edilen resmi hedef yüzde 5. Teoride mesele net: Tek hedef, tek çıpa. Ancak uygulamada tablo o kadar sade değil. Bir süredir yüzde 5’lik oran yıllık hedef olmaktan çıkmış, orta–uzun vadeli hedef gibi sunulmaya başlanmış durumda. Buna ilişkin açık bir politika değişikliği ilan edilmiş değil, fakat uygulama fiilen bu yönde. Bunun yanında bir de tahmin aralıkları açıklanıyor. Örneğin yılsonu enflasyonu için yüzde 15–21 arası bir bant veriliyor. Bu bant açıklanırken ayrıca bir “ara hedef” ...

Borçlanarak Yaşamanın Maliyeti

Resim
2026 yılı Ocak ayında bütçe giderleri de gelirleri de yaklaşık yüzde 55 oranında artmış görünüyor. Buna karşılık bütçe açığı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 54,1 daha yüksek gerçekleşti. İlginç olan nokta, faiz dışı dengenin fazla vermesidir. Bu durum, bütçe açığındaki artışın esas olarak faiz giderlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Aşağıdaki tablo faiz giderlerindeki gelişimi açık biçimde ortaya koyuyor (Hazine ve Maliye Bakanlığı verileri kullanılarak hazırlanmıştır): Veriler, 2022’den itibaren bütçe giderlerinde belirgin bir ivmelenmeye işaret ediyor. Bu sıçramada, enflasyonla uyumlu olmayan düşük faiz politikasının ardından yaşanan kur ve fiyat artışları etkili oldu. 2023 ve sonrasında ise deprem nedeniyle zorunlu kamu harcamaları devreye girdi. Faiz giderlerinin seyri daha çarpıcı bir görünüm çiziyor. 2022’ye kadar yıllık artış oranı yüzde 35’i aşmazken, 2022’de yüzde 72’ye, 2023’te yüzde 117’ye çıktı. 2025’te artış oranı gerilemiş olsa da 2026’nın ilk ayında faiz gider...

Beta Bölgesindekiler

Hiç düşündünüz mü, neden yaşamımızı altüst eden büyük krizlerde hızla karar alırken, bizi azar azar kemiren sıkıntılara yıllarca katlanıyoruz? İnsan doğasının tuhaf bir tarafı var: Canımız çok yandığında harekete geçiyoruz, az yandığında ise bekliyoruz. İşte bu durum, Harvard’lı sosyal psikolog Daniel Gilbert ve arkadaşlarının ortaya koyduğu “Beta Bölgesi Çelişkisi” ile açıklanıyor. [i] Tez basit ama sarsıcı: Durum çok kötüyse değişim için risk alıyoruz. Bu bölgeye gama bölgesi deniyor. Durum çok önemsizse “uğraşmaya değmez” deyip geçiyoruz. Bu bölgeye de alfa bölgesi deniyor. Asıl mesele, alfa ile gama arasında kalan beta bölgesinde: Ne katlanılamayacak kadar kötü, ne de görmezden gelinecek kadar önemsiz durumları ifade ediyor. İnsan en çok orada takılı kalıyor. [ii] Uzak bir markette kasadayken zarfın içinde para unuttuğunuzu düşünün. Zarfın içinde 50 lira varsa geri dönmezsiniz. 1.000 lira varsa tereddüt etmez ve dönersiniz. Ama 100 lira varsa ve gidiş-dönüş masrafı 70 lira...

Cari Açığı Nasıl Finanse Ettik?

Resim
Türkiye’nin ödemeler dengesi son yıllarda yalnızca sayısal değil, yapısal olarak da dikkat çekici bir tablo sunuyor (ödemeler dengesi özet tablosu, kalemlerin açıklanmasını da kapsar şekilde metnin altında sunulmuştur). Görünürde yönetilebilir büyüklükte duran cari açık, ayrıntılara inildiğinde finansman kalitesi açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor. Tabloya göre 2025 yılında verilen 69,7 milyar dolarlık mal dengesi (mal ihracatı – mal ithalatı) açığı, ekonominin dış ticaret tarafındaki kırılganlığının sürdüğünü gösteriyor. Bu büyüklük, üretim yapısının ithal girdiye bağımlılığının hâlâ yüksek olduğuna işaret ediyor. Turizm, taşımacılık, sigorta gibi hizmet gelirleri sayesinde açık 6,2 milyar dolara kadar gerilese de bu gelirlerin konjonktürel dalgalanmalara açık olduğu düşünüldüğünde, mal ticaretindeki yapısal açığın devam etmesi önemli bir risk unsuru olarak kalıyor. Birincil gelir (faiz, kâr, temettü ve ücret ödemeleri) ile ikincil gelir kalemlerinden (karşılıksız elde e...