Önümüzdeki Küresel Riskler

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2026 raporu, küresel risklerin giderek belirginleştiğini vurgulamaktadır. Raporda öne çıkan ilk üç risk, günümüzde gerçekleşmeye başlamış olan olgular olarak tanımlanıyor: Jeoekonomik çatışma, yanlış bilgi ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma.

Jeoekonomik çatışma, devletlerin ekonomik araçları siyasal ve stratejik baskı aracı olarak kullanmasıyla ortaya çıkar. Bu çatışmalar genellikle askerî müdahale yerine ekonomik yaptırımlar, tarifeler ve teknoloji ambargoları yoluyla sürdürülür.

ABD, bazı Çin ürünlerine yüksek gümrük vergileri uygulamış ve ileri teknoloji ihracatını kısıtlamıştır. Çin, karşılık olarak ABD ürünlerinin ithalatında vergileri artırmış ve stratejik teknolojilerde kendi üretimini güçlendirmiştir. Avrupa Birliği (AB), hem Çin hem de ABD ile ekonomik ilişkilerinde stratejik bağımsızlık hedefliyor. Özellikle teknolojik altyapı, enerji ve yeşil dönüşüm alanlarında AB, tedarik zincirlerini çeşitlendirme politikası izlemeye yönelmiş bulunuyor. Hindistan, küresel tedarik zincirlerinde alternatif bir üretim merkezi olarak öne çıkıyor. Yatırım teşvikleri ve teknoloji iş birlikleri ile hem ABD hem de Çin’den bağımsız, ekonomik büyüme stratejisi izliyor. Rusya, enerji ihracatı ve stratejik ham maddeler üzerinden jeoekonomik etki yaratıyor, Batı yaptırımlarına karşı enerji ve ticaret ortaklıklarını Asya ve BRICS ülkeleriyle güçlendirmeye çalışıyor.

Bu çatışmaların etkisi, tedarik zincirlerinde bozulma ve uluslararası ticarette yavaşlama olarak gözlemleniyor.

Yanlış bilgi, hatalı veya eksik bilgilerin bilinçsiz şekilde yayılması; dezenformasyon ise kasıtlı olarak yayılan yanıltıcı bilgidir. Dezenformasyon, algı yönetimi ve manipülasyon amacı taşır. Yanlış bilgi ve dezenformasyon, toplumların sağlıklı karar alma kapasitesini zayıflatan ve güveni azaltan etkiler yaratıyor. Dezenformasyon, bir devletin bir başka ülke toplumunun kendi devletine olan güzvenini sarsmak için oldukça yaygın kullanılan bir araç konumunda bulunuyor. ABD, Çin veya Rusya örneklerinde görüldüğü gibi, devletler ve siyasi aktörler kamuoyunu yönlendirmek için dezenformasyon kullanabilir. AB ülkeleri, sosyal medya platformları ve dijital araçlar üzerinden yayılan yanlış bilgiyi sınırlamak için düzenleyici politikalar geliştiriyorlar. Hindistan, seçim dönemlerinde ve sosyal konularda dezenformasyonun yayılmasını önlemek için dijital okuryazarlık kampanyaları yürütüyor.

Toplumsal kutuplaşma, toplumun uzlaşmaz gruplara bölünmesi olarak tanımlanır. Bu durum siyaset, etnik kimlik, ideoloji ve kültürel alanlarda yoğun olarak gözlemlenir. Kutuplaşma, toplum içindeki gerilimi artırır ve sosyal güveni azaltır. Ekonomik eşitsizlikler, popülizm ve dezenformasyon, kutuplaşmayı besleyen başlıca faktörlerdir. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde siyasi kutuplaşma belirgindir. Hindistan’da dini ve etnik gruplar arasındaki gerilimler, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilir. Rusya’da, devletin bilgi akışını kontrol etmesi ve medya üzerindeki merkeziyetçi yaklaşımı, toplumsal algıyı şekillendirmede etkilidir.

Bu üç risk birbirini besleyen bir döngü oluşturur: Jeoekonomik çatışmalar ekonomik krizleri tetikleyebilir, ekonomik krizler toplumsal kutuplaşmayı artırabilir, kutuplaşma, yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasını kolaylaştırır. Bu kısır döngü ulusal ve küresel düzeyde istikrarsızlığı artırıyor.  

Yirmi birinci yüzyıla girerken soğuk savaşın sona ereceği, küresel barışın ve dayanışmanın yaygınlaşacağı, demokrasinin, hukukun her tarafta çok daha egemen ve etkin olacağı, küresel refahın ve onunla birlikte ülkelerin refahının artacağı bir dünya hayal ediliyordu. Tam tersi oldu: Eski dünyayı arar olduk. Trump, ABD’nin kibirli, kendini herkesten üstün gören gerçek yüzünü ortaya çıkardı. ABD’nin gerçek yüzü bundan farklı olsaydı Trump ikinci kez seçilemezdi.

Bugün ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi gibi görünüyor olabilir. Buna karşılık ABD’nin kendisini cezalandırmaya yönelik uygulamalarına karşılık olmak üzere giriştiği ekonomik yaptırımlar Çin’in ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymuş bulunuyor. Bu karşılıklı yaptırımlar an itibarıyla soğuk savaş iklimini geri getirmiş görünüyor. Asıl endişe, bunun bir sıcak savaşa dönüşmesi korkusunda yatıyor.

 


Yorumlar

  1. Çinde insan hakları olamaması ve artık bu kadar güçlü olması endişe verici. Fakat Amerika gibi kibirli bir ülkeye karşı bir ülkenin olmasıda rahatlık veriyor. Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal.. Dünya yine zor dönemde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yüzden Türkiye'nin ekonomi ve silah sanayinde yakaladığı ivmeyi daha da artırarak ilerlemesi gerekiyor. Kendi göbeğini kendi kesen bir Türkiye bizi daha da güvende hissettirecektir..

      Sil
    2. Türkiye ekokomide ne ivmesi yakalamış. Cari açık butce açığı tasarruf açığı ve çok yüksek oranda artırılmış dis finansal gereksinimi olan bir ülkenin ne sanayisi ne de savunma sanayii tam bağımsız olabilir. Geçiniz. Sizin savunma sanayimiz dediğiniz küresel sermayenin Turkiye yi koç başı olarak kullanmak maksatli destekleri ile oluyor. Biz daha aselsan mühendislerimizi korumaktan aciziz. Gercekleri görmezden gelerek bir arpa boyu yol alamayiz ki alamıyoruz da. M.K.ATATÜRK: siyasi ve askeri başarılar iktisadi başarılarla taclandirilmaz ise geçici olmaya mahkumdur. Sadece bu veciz söz bile icinde bulunduğumuz durumu fazlasıyla ortaya koymaktadir.

      Sil
    3. Türkiyenin ekonomide ve silah sanayiinde yakaladığı ivmeyi yalnızca yandaş basın, yayın üzerinden takip edip inananların yorum yapması çok komik oluyor.

      Sil
  2. Şu an yaşanan şey klasik anlamda bir soğuk savaşın güncellenmiş versiyonu gibi,bloklar var ama ideoloji değil, teknoloji ve tedarik zincirleri üzerinden ayrışıyorlar.
    Nükleer denge hâlâ caydırıcı ama asıl mücadele çipler, yapay zekâ, enerji ve ticaret yolları üzerinde.Doğrudan çatışma yerine vekil alanlar (Tayvan, Güney Çin Denizi, Ukrayna dolaylı etkilerle) öne çıkıyor.
    Bu yüzden birçok analist, önümüzdeki dönemi “uzun süreli, düşük yoğunluklu ama yüksek gerilimli rekabet” olarak tanımlıyor. Yani gürültü çok, çatışma az; baskı sürekli ama cephe yok.

    YanıtlaSil
  3. Hocam olası senaryo sıcak savaş değil gri zone savaşı,
    yani abluka + siber saldırı + ekonomik baskı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin 2025 yılında 10 milyar dolar silah ihracatı yapabiliyor olması çok ilginç. Bu hükümetten önce bu neredeyse sıfırdı.

      Sil
    2. Evet bu hükümetten once sadece tarim ihracatimiz bir o kadardı yaklaşık olarak. Silah dediğin de patenti bizde değil ingiltere abd de. Daha kendine yetecek kadar mercimek nohut buğday saman üretemeyen bir ülkenin kendi silahlarini uretebildigine inanan halka türk halki denir. Ne motor ne çip ne de yazılım üretimimiz sıfır. Ama sorsaniz ucak tank otomobil denizalti üretiyoruz. Hadi bunları satalim da cari fazla verelim artık öyleyse. Yersen kirsen

      Sil
    3. En az 10 milyar dolar da her yil hayvan ve tarimsal ürünler ithalatı yapıyoruz. Ne anlamı kaldı o halde. Kaldi ki 10 milyar dolar in büyük kidmi patenti elinde tutan dış dirketlere gitmektedir. Buju da yazsana. Hamaset gırla ülkede. Bu ülkede pandemi gibi hamaset kafası var.

      Sil
    4. Hüseyin Bey sizin mukayese konusunda ciddi sorununuz var. Sizin için kuru sıkı atmak sorun değilse onu bilemem. Elmalarla elmaları armutlarla armutları kıyaslarsanız daha sağlıklı olur.

      Sil
    5. Kuru siki atan hamaset yapmayı sevenlerden değilim. Elmalarla armutlar mi dediniz. Gayet mantikli bir yorumda bulunuyorum ve tekrar iq su yetenin anlayabileceği bir gerçeği dile getiriyorum. Daha kendine yetecek kadar mercimek nohut buğday saman üretemeyen bir ülke nin tank savaş uçağı yolcu uçağı denizaltı ürettiğine inanmak 20 kilo kaldirma gücü olmayan bir insanin 120 kilo kaldirdigina inanmaktan hicbir farki yoktur. Kaldi ki yolcu ucagi ürettiğini söyleyenler abd den 225 boeing uçağı satin alacak. Tıpkı het seçim öncesi doğalgaz petrol bulup sonrada pahalı enerji kullanmak zorunda kalip msliyet enflasyonu yaşamamız gibi. Ortalama türk halkından birisi olmayinca kuru sıkı atmakla suçlanmak benim için onurdur. Siz hamaset yapmaya devam ediniz. Gerceklere sirtinizi dönerek onları değiştiremezsiniz. Basit olanı yapamayan ülke zor olani hic yapamaz.

      Sil
    6. Tarımsal hasılada Türkiye Avrupa'da 1. dünyada ise 7. sırada. Türkiye saman ithal ediyor yalanını da bırakın. Saman ithal edilecek bir ürün mü. Kargo maliyeti samanı geçer.

      Sil
    7. Kasım itibariyla 93 faslinda 3,7 bn görünüyor. Yani toplam ihracatin kabaca %1,5'u
      . Bu 10 bn tam olarak nereden çıktı? https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=dis-ticaret-104&dil=1

      Sil
  4. Yazıdan anladığım kadarıyla, giderek artan jeoekonomik gerilimler ve tedarik zinciri riskleri karşısında stratejik bağımsızlığa ve kendi kendine yeterliliğe sahip ülkelerin avantajlı konumda olacağı bir dünya görünüyor. Dışa bağımlılığı yüksek ülkelerin bunun olumsuz etkilerini daha fazla hissedebileceğini düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ülkenin dışa ne kadar bağımlı olduğunu anlamak için genellikle dört temel göstergeye (Ticaretin GSYİH'ye oranı, ticaret dengesi, sektörel bağımlılık ve dış borçlar) birlikte bakmak gerekir. Bu bağlamda, G20 ülkelerini dışa bağımlılık ve stratejik bağımsızlık açısından üç ana kategoriye ayırmak mümkündür.

      1- Güçlü Konumda Olan Ülkeler (Düşük kırılganlık)
      Bu ülkeler, genellikle yüksek ticaret hacimlerine rağmen net ihracatçıdır ve dış finansmana minimum düzeyde ihtiyaç duyarlar.

      Almanya: Yüksek ticaret hacmine ve küresel entegrasyona rağmen, devasa cari fazlası sayesinde finansal olarak son derece güçlüdür. Net alacaklı konumundadır.

      Güney Kore: İhracata dayalı güçlü sanayisi ve yüksek cari fazlası vardır. Teknolojiye sektörel bağımlılık olsa da, bunu başarıyla yönetir.

      Çin: Büyük bir iç pazara sahip olduğu için GSYİH'ye oranla ticaret hacmi düşüktür ve sürekli cari fazla verir. Dış etkilere karşı dirençlidir.

      Japonya: Eskisine göre cari fazlası azalsa da, büyük dış varlıkları ve net alacaklı pozisyonu sayesinde finansal bağımlılığı düşüktür. Enerji bağımlılığı zayıf noktasıdır.

      2- Dengeli Konumda Olan Ülkeler (Orta risk)
      Bu ülkeler, bağımlılık belirtileri ve riskleri dengeli bir şekilde yönetir. İç pazar büyüklüğü veya kaynak zenginliği dengeleyici faktörlerdir.

      Rusya: Enerjiye sektörel bağımlılığı yüksektir ancak net ihracatçı konumundadır ve dış borcu düşüktür.

      Suudi Arabistan: Ekonomisi tamamen petrole bağımlıdır (sektörel risk), ancak petrol gelirleri sayesinde büyük cari fazla verir ve finansal olarak güçlüdür.

      Kanada / Avustralya: Doğal kaynak ihracatına bağımlıdırlar. Cari açık verseler de, istikrarlı ekonomileri ve düşük riskli finansal yapıları sayesinde orta risklidirler.

      İtalya / Fransa: AB içi ticaretle entegre, orta düzeyde ticaret hacmi ve dengeli cari dengeleri vardır. Çok yüksek risk taşımazlar.

      3-Zayıf Konumda Olan Ülkeler (Yüksek kırılganlık)
      Bu ülkeler hem ticaret açıklarına sahiptir hem de bu açıkları kapatmak için sürekli dış finansman bulmak zorundadır, bu da onları kırılgan hale getirir.

      ABD: Dünyanın en büyük ekonomisi olsa da, sürekli ve devasa cari açıklar verir. Bu açıkları kapatmak için Dolar'ın küresel rezerv para birimi olmasının avantajını kullanarak sürekli yabancı sermaye çekmek zorundadır.

      Birleşik Krallık: Hem yüksek dışa bağımlılık oranına (% GSYİH) hem de önemli cari açığa sahiptir. Finansal hizmetlere bağımlıdır.

      Türkiye: Enerji ve ham maddede yüksek sektörel bağımlılık, sürekli cari açık verme eğilimi ve finansman ihtiyacı nedeniyle kırılganlıkları yüksektir.

      Arjantin: Süregelen ekonomik istikrarsızlık, yüksek dış borçlar ve zaman zaman cari açıklar nedeniyle listedeki en riskli ekonomilerden biridir.

      Brezilya / Meksika / Güney Afrika: Bu ülkeler orta düzeyde cari açıklar verir ve küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassastır.

      Hindistan / Endonezya: İç pazarları büyük olsa da, altyapı ihtiyaçları ve cari açık eğilimleri nedeniyle risk grubundadırlar.

      Sil
    2. Sayın hocam,
      ABD'nin 2.kısımda olması gerekiyordu bence çünkü ABD dış borcunu para basarak kapatabilen bir ülke ve bu dış borcun karşılığı var. Dünyanın en büyük ekonomisi olduğu için en çok borcuna sahip bir ülke yani.

      Sil
  5. Sayın hocam
    1.trump ın seçilmesi aslında kapitalist sistemin getirdgi sınıf ayrımından alt ve orta gelirli gurubun üst guruba duydgu öfkenin sonucu diyebilirmiyiz oyları alt ve orta gelirden aldgını bilidgimiz için?
    2.küresel sistem yıkılırsa yerine yenisini inşa etmek kolay mı bu kadar agır kamu borçları varken alacaklılar alacagının pul olmasına rıza gösterirmi?
    3.trump sizcede en büyük zararı kendi ülkesine vermiyormu..en yakın mütefikleriyle arasına set örerken dünyadan soyutlanıp küresel sistemden dışlanma ihtimali nedir örnegin abd tahvillerine sert satışlar gelirmi avrupa yüzünü çine dönermi rusyayla savaş sonlanıp abd ye karşı bir tutum alınırmı? Dış ticareti daha fazla açık verirken yükselen tahvil faizleri kamu borcunu daha agır hale getirmezmi?
    Yoksa abd halkı ve sistemi yakın zamanda trumptan kurtulmak isteyebilirmi cok uzun oldu biliyorum degerli bilgilerinize ihtiyacımz var o kadar sacmalıklar dolaşıyorki bizde şaşırdık kime inanacagımızı i günler.saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar çok soru sormussunuz ki Mahfi Hoca'nın bu sorulara cevap vermesi en az 3 TV programı demektir.

      Sil
    2. 1. Bu o kadar kolay yanıtlanabilecek tek taraflı bir soru değil ama evet bunun da etkisi olduğunu düşünüyorum.
      2. Kolay değil. Ama bazen zor oyunu bozar kuralı işler
      3. Trump, yalnızca dünya için değil kendi ülkesi için de büyük bir sorun ne yazık ki. Ve işin kötüsü iyiye gideceğine kötüye gidiyor. ABD'de sokak protestolarının nereye varacağını ve ne sonuç vereceğini ben de çok merak ediyorum.

      Sil
    3. Trump'ın aleyhinde onlarca dava varken bence tekrar seçilmesinin esas sebebi Biden ile Demokratların aşırı liberal kararlar alması...mesela beni en çok rahatsız eden daha reşit olmamış çocukların cinsiyet değiştirmesine izin verilmesi ve buna karşı çıkan ana babaların itirazlarının kabul görmediği bir tutumdur! Bir de dükkan soyanlara karşı çok nazik davranılması! Bu ve bunlara benzer saçmalıkların liberal düşüncede yer alması nasıl kabul edilebilir? O zaman Trump gibi terazinin öbür ekstreminde bulunan bir yaratıkla baş başa kalır o toplum.

      Sil
  6. Mahfi Bey, dünya genelinde 1929 yılı gibi ortaya çıkan bir bunalım durumu tekrar söz konusu olur mu? 1929 sonrasını takip eden yılların hemen ardından yaşanan 1939-1945 gibi ağır bir süreç tekrar yaşanır mı? Birleşmiş Milletler daimi üyesi olan 5 devletin, 1945'ten itibaren bugüne kadar hemen her konuda veto hakkına sahip olması bugünkü paylaşım mücadelesinin kendi aralarında da artık mümkün olmadığını göstermiş midir? Amerika, Çin ve Rusya tüm dünyaya "biz çok güçlüyüz ve her istediğimizi yapabiliriz" mesajı verebiliyor. Bu 3 ülke aynı zamanda Birleşmiş Milletler daimi üye ülkesi ve kendi çıkarlarına uygun olmayan bir konuda veto hakkına sahipler... Bizler aslında bir simülasyon içinde ya da bir tiyatro sahnesinde bu 3 ülkenin perde arkasında kendi kurgulayıp kendi oynadıkları oyunu izleyen diğer ülkeler konumundayız. Almanya, Japonya, Avustralya, Kanada, Güney Kore gibi ülkeler yayılmacı politika izlemeden Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değerlerini artırabiliyor. Bu listeye Türkiye, Hindistan, Brezilya, Meksika, Arjantin ve Güney Afrika'yı da eklemek gerekir. Kendi ülkemiz ve son belirttiğim diğer ülkeler gelir adaletsizliğinde adil bir durumda olmasa da, bu listede önemli ekonomik güce sahip ülkeler sıralamasında yer alıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD Çin Rusya bunların yanında 21. yüzyılın en önemli yükselen stratejik gücü Türkiye'dir. Türkiye vurup kırarak değil sessiz ve derinden geliyor. Tabi bunda en büyük etmen ekonomik büyüme ve yerli silah sanayindeki muazzam gelişmeler.

      Sil
    2. Savunma sanayiindeki gelişmeler müthiş ama keşke o gelişmeleri hukukta, adalette, demokraside, insan haklarında, gelir dağılımı eşitliğinde, emekli aylıklarında, eğitimde, liyakata uygun atamalarda gösterebilse.

      Sil
    3. Turkiyenin birşey yaptığı yok. Küresel sermaye turkiye de yapınca türkiye yapmış oluyor. Komedi. Tipki 13.500 dolara ithal edilen robotun yerli milli yalanlariyla trt de gösterilmesi gibi. Tipki d.akdeniz de bp shell in arama tarama gemilerinin adina abdülhamid barbaros adlari verilip govdelerine turk bayrağı yerleştirilerek onlarin teknolojileriyle doğalgaz petrol operasyonlarına yerli milli denildiği gibi. Zaten küresel şirketler burada ne halt yerse yerli milli damgasi vuruluyor. Patenti bizde olmayan silahlari burada montah yapip ihrac edince yerli milli silahin olmuyor maalesef. Eh iste ortalama tipik türk insanı bunlara hemen balıklama atlıyor. Çünkü hamaset büyük prim yapıyor

      Sil
    4. 💪💪👍🏻👍🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻çok doğru ve o kadar güzel şekilde ülkedeki üretim gercegini anlatmisiniz ki 👏🏻👏🏻👏🏻

      Sil
    5. Perde arkasında tiyatro oynadığımızı söyleyen arkadaş, Atatürk'ün Türkiye'ye getirdiği Fransa'da ortaya çıkan "millet" kavramını öğrenmeni tavsiye ediyorum. Hiçbir millet kendi sınırları dışına karışmak zorunda değil. Nitekim Türk milleti olarak bizler - ne başka milletleri köle etmiş - ne de yok olmak pahasına da olsa köle olmaya razı gelmiş olan nadir milletlerdeniz. Hiçbir kuvvet bizim gibi bir milleti - birleşmiş milletler gücüyle - dahi olsa - zor kullanmak pahasına da olsa, diğer milletlerle aleyhimizde antlaşmalar yapmaya zorlayamaz. Haa, tarihimize bakarsan, zorladıkları olmuştur.. Ancak bu işten kurtuluşun reçetesi de Atatürk'ün kitapları, yarattığı felsefede(Yurtta Barış Dünyada Barış vb.) ve gösterdiği uygulamalarında mevcuttur. Dikkatinizi çekmek isterim ki bugün Rusya Devlet Başkanı - Atatürk'ün felsefesi ve uygulamalarını öyle görünüyor ki birebir takip etmektedir. "millet" kavramı 19.yy sonunda ortaya çıkmış bir kavramdır ve dünyada "millet" kavramından daha güçlü bir toplumsal yapı yer almamıştır hala da alamıyor. Atatürk'ün Medeni Bilgiler kitabında bu kavram çok açıktır. Kime millet denir? gibi birçok sorunun cevabını bulabilirsiniz.

      Ekstra: Atatürk'ün gösterdiği aydınlığa giden yol - ne batı dünyasında - ne doğu dünyasında - ne de başka yerdedir. Şuan kitaplarında ve tarihte başardıklarında saklıdır. Ancak ne batı dünyası ne doğu dünyası - Atatürk'e eski zamanlarda saygı duymuşlarsa da - gereken önemi ve değeri vermemişler - onun yolunu izlemeyi şu veya bu nedenle reddetmişlerdir. Şuan o yola en yakın yolu izleyen Rusya Devlet Başkanı gibi görünmektedir. Nitekim konuşmalarında Atatürk'e yer vermektedir. Medeni Milletler Seviyesinin üstüne giden yol Atatürk'ün Türkiye'yi en son bıraktığı noktadır. Atatürk, suçu işleyen en yakını - kan bağı olan kimse dahi olsa - ADALETİ / HAKKI dimdik ayakta tutmayı prensip alan bir anayasa inşa edilmesine önderlik etmiştir. Bu anayasada tarih boyunca Türklerin anladığı ceza yöntemleri ile suç işleyenlerin hak ettikleri cezaya kavuşmaları için suçluları Yargıç önüne çıkarmayı emreder. Nitekim görülmüştür ki Türklerin anladığı cezalar, Avrupa'da uygulanan ceza türü değildir bu açık seçik ortadadır[Türk topraklarında katil hapis cezası alıp serbest kaldığında bir cinayet daha işliyor çünkü demek ki Türk toplumunun bireyleri hapisi yeterince caydırıcı bir ceza olarak görmüyor - bilakis ödül olarak görüyor- ekmek elden su gölden halkın vergileri ile yaşadığı için].
      Son olarak; Eğer herkes ahdine / yeminine / andına sadık olursa - zaten bütün problemler kendiliğinden çözülür. İşte o vakit, Güven ve Huzur yani "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" felsefesinin hayata geçtiğini görebiliriz.
      :) İyi okuma yazma ama en önemlisi iyi düşünme ve çalışmalar : )

      Sil
  7. Çin demokratikleşmeden daha fazla büyüyemez. Nüfusu düşüyor. 600-700 m kişi 2100’de. ABD hükümetlerine laf edebilirsiniz ama ABD’yi genelleyemezsiniz. Kurumları ile önünde sonunda kendilerini düzeltirler. Ama öncelikle Trump’ın durdurulması lazım. 6. Filo kompleksinden kurtulamadık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyümek ayrı bir şey toplumsal huzur ayrı bir şey. İkisi birbirini destekler ama bir öteki yerine ikame edilemez.

      Sil
    2. Aynen Hocam hele ki bireysel huzur daha da farklı birşey.

      Sil
  8. ABD , AB , Çin , Rusya , Hindistan , her biri güç ama tek başına yeterli değil . Güçlü ülkeler ittifaklar kurarak etkilerini artırmak istiyorlar .

    YanıtlaSil
  9. ABD içinde de durumun pek parlak olmadığı gelen haberlerden görülüyor. Eyaletler arasındaki zenginlik-yoksulluk sınırlarının giderek daha da belirginleştiği, bazı eyaletlerin ABD den ayrılma talepleri, ABD nin 40 trilyon dolara yaklaşan borcu her an için bir iç karışıklığın çıkabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Trump borç yükünü azaltabilmek adına bir takım kararlar alıyor, ancak dünyayı karşısına alarak bunu yapmaya çalışması ABD için ileride hiç de iyi sonuçlar vermeyecektir kanısındayım. Yazınız için teşekkür ederim Hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama Trump'ın derdinin bu olduğundan kuşkuluyum.

      Sil
  10. 1-Doların Rezerv para olmasına alternatif aranması
    2-kovid 19 ile belirginleşen global ekonomik sıkıntının 7. Yılında hala ortadan kalkmaması
    3-süper güçlerin abd-ab-rusya-çin’in paralel siyasi ve ekonomik bakışa sahip olmaması hatta her an taraf degiştirecek pazarlıklara açık olmaları
    4-globalde gelir dagılımındaki kötüleşmenin giderek artması
    ,lokal savaşların ,göç hareketlerinin artması ve yabancılara karşı lokallerin tepkilerinin yükselmesi sosyo-ekonomik dengeleri bozmaktadır
    Kısaca 21. YY yeni dünya düzeninin ne olacagına henüz bir karar verilmiş net bir kurgu ortada yoktur ideolojik bir çözümde ufukta görünmemektedir o nedenle yumuşak bir dönüşümden çok parametreleri net olmayan kestirilemeyen bir sert degişime hazırlanmakta yarar var görünüyor

    YanıtlaSil
  11. Larry Fink’in Davos’un açılışında yaptığı konuşmayı takip edebildiniz/okuyabildiniz mi Hocam?
    Kendisinin temsil ettiğini varsaydığımız dünya ile konuşmasının içeriği arasındaki ilişki çok dikkatimi çekti.
    Neden böyle bir konuşma yapmış olabilir?
    Takip edebildiyseniz görüşlerinizi öğrenmek isterim.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akıllı bir burjuva bu gidişin büyük sosyal patlamalara yol açacağını görebilen kişidir. Çağdaş burjuvayı, sadece kendisini düşünen büyük esnaftan ayıran en önemli şey kendi çıkarını kollamanın yanında ülkesinin ve sistemin de çıkarını dengelemeye yönelmesidir. Sadece kendi çıkarını kolladığı takdirde sistemin yaşayamayacağını ve kendi başına da yıkılacağını görür. Larry Fink, bu durumu görüyor ve dile getiriyor. Bu konuşması kendi çevresinde ne kadar karşılık buluyor acaba? Herkes alkışlıyor ama acaba gerçekten öyle davranacaklar mı? Bunu bilmiyorum.

      Sil
    2. Yanıtınız için teşekkür ederim Hocam.Bu söyledikleri çevresinde ne kadar karşılık buluyor ve gerçekten öyle davranacaklar mı diye sormuşsunuz ya Hocam,
      Aslında bu niyeti test etmenin bir yolu var diye düşünüyorum.G20’yi oluşturan devletlerin her biri,kendi ülkelerinde “toplumsal refah vergisi” ya da “sosyal adalet/eşitlik vergisi” adı altında bir vergi tasarlasınlar.Bu tasarıda ülkenin en büyüklerinden,büyüklükleri oranında toplanacak fonları, sosyal refahı arttırıcı politiklar(sağlık,barınma,beslenme,eğitim) için kullanma felsefesi olsun.Bu teklifi de “çağdaş burjuvalara” sunsunlar.Kabul ederlerse zaten gerisi teknik detay.
      Bakalım ne diyecekler?
      Model başarılı olursa,dünyanın geri kalanı için de bir yol haritası elde edilmiş olur.

      Larry Fink’in anlattığı bağlamda,insanlığın üstünde durduğu zemin ayağımızın altından kayarken,kim neyi kurtarmaya çalışıyor bunu anlamış oluruz diye düşünüyorum.

      Sil
  12. Hocam, finansa ilgisi yüksek olup- sizin gibi ekonomistlerin konuşmalarını ve yazılarını anlayabilecek düzeyde bilgisi olan- finansçı olmak isteyen sayısal alan mezunu(fizik, mühendislik vb.) kimseler için tavsiye ettiğiniz kitaplar var mıdır? Günümüzde başta Amerika olmak üzere büyük banka ve finans kuruluşları işe alım yaparken, sayısal alan mezunu olmayı kriter olarak sunuyorlar. (Two Sigma, Citadel Securities vb.) Teşekkürler, iyi günler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonominin temellerini anlamak lazım. Çünkü makroekonomik gelişmeler finansı çok etkiliyor. Benim Kolay Ekonomi diye bir kitabım var. Ekonominin temellerini çok basit olarak anlatıyor, kolay okunan ve anlaşılan bir kitap. Sonrasında makro ve mikro ekonomi çalışmakta yarar var. Onları bitirdikten sonra finans ve finans matematiği çalışmak gerekir.

      Sil
    2. Çok teşekkürler Hocam. iyi günler:)

      Sil
  13. Hocam hikayenin nasıl buraya geldiğini görebiliyoruz, biz göremesek de sizin gibi aklı başında insanlar birer birer anlatıyorsunuz sağolun var olun. Nasıl olduğunu anladık tamam ama nedeni hakkında hiçbir fikrim yok. Neden bilerek ve isteyerek, görüldüğü üzere kitlesel olarak, bu hataları yapıp yapıp duruyoruz. Düşünsenize ortalama ağırlığı 70 kg olan bir insanın bir yerden bir yere hareket etmesi için bir ton ağırlığında bir kütleyi harekete geçirecek verimliliği düşük içten yanmalı motorlu bir araçlar ürettik. Hepimiz bunları kullanıyoruz. Şimdi bizi yöneten üst akıl ya şey, şimdi bütün bu yüz yıldır yaptığımız milyarlarca arabayı çöpe atalım ve elektrikli motorlar ile çalışan daha verimli araçlar kullanalım diyor . Hocam neden böyle bir kurguyu kuran bilim, üst akıl, ekonomi yönetimi ve kural koyucuları dinleyelim. Sadece kurguladıkları petrol endüstrisinin atığı olan plastikler bile başlı başına çok büyük bir sorun. Şimdi de madenler peşinde dünyayı ateşe atıyorlar. Sizin de ateşli savunucusu olduğunuz kapitalizmin ipiyle geldiğimiz noktayı beğeniyor musunuz? Rahatsızlığınızı açık açık dile getirme cesaretini gösteriyorsunuz. Bunun için teşekkür ederim. Ancak bunu neden yapıyor insanoğlu? Ben Ruslar yada Amerikalıların aptal olduklarını düşünmüyorum. Onlarda da vicdan, akıl, güzellik algısı, aşk gibi duygular var. Bunu biliyorum ancak korkularının kendilerine hükmetmesine izin veriyorlar. Başlarındaki insanlara bakın. Allah aşkına bu dünyayı yöneten insanlarla oturup oyun oynar mıydınız çocuk olsaydınız? Bunlar tipik oyun bozan, benim dediğim olacak diye etrafına, ailesine eziyet eden nefret edilesi tipler. Bir tanesinin de suratında meymenet yok. İnsan fotoğraflarına tahammül edemiyor. Neden hüküm hep zalimlerin elinde....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostum sen, ekonomi, felsefe ve bilimden ayrı yönde düşünüyorsun. Gerçekliğe en yakın veriyi sunan araç "bilim" artık günümüzde. Falcılık idi önceden. Soruduğun soruya cevap olarak kimse seni 1 ton ağırlığında taşıt kullanmaya zorlamıyor istersen evinde, köyünde oturursun hiçbir yere gitmeden- avrupada - küresele ısınmaya neden olmamak için - bunu yapan gerçek kişiler tanıyorum (Uçak dahi kullanmayan bisiklet ve toplu taşıma kullanan.) Nitekim, kapitalizm her yerde aynı değil. Kapitalizmin seviyeleri ve türleri var. Mahfi Hocanın önceki yazılarında bulabilirsin. Ne için sana bu cevabı yazma gereği duydum: Çünkü Mahfi Hocanın değerli vaktini, - kitaplarda ve diğer kaynaklarda cevabını bulamayacağımız - konulardaki sorulara yanıt vermek üzere daha fazla ayırabilmesi için. Yazındaki soruların cevapları Atatürk'ün Nutku'nda ve Medeni Bilgiler kitabında var. Türkiye nitekim Sosyal Devlet olarak kurulmuştur. Yani Atatürk'ün Türkiye'yi bıraktığı istikamete döndüğümüz vakit zaten kapitalizm ve yarattığı sorunlar Türkiye'ye ilgilendirmeyecektir. Kısa cevap: Nedeni hakkında hiçbir fikrin olmadığı konuları Mahfi Hocaya değil de güvenilir kaynakalara sorarsan - kitap vb. - Mahfi Hoca vaktini, kaynaklarda bulamayacağımız sorulara cevap bulmak üzere araştırma yapmaya daha çok yönlendirebilir. [Cevap yazarsan, karşılık vermeyeceğim, çünkü apaçık ve anlaşılır yazdıklarım] İyi günler ve çalışmalar dilerim.

      Sil
  14. Elindekini paylaşma isteksizliği en büyük sorun. ABD ve AB halkları daha iyi bir yaşam için kendilerine gelenleri istemediler ve aşırı sağ iktidarlara yol verdiler. Trump başka türlü asla seçilemezdi. Biz de Suriyelileri istemedik gerçi.

    YanıtlaSil
  15. abd dışında ekonomik refahı yüksek ülkelerin siyasi ve askeri ağırlığı fazla olmuyor bu devletlerin gelirlerini askeriye veya politikiya yatırım yapmadığı için olabilir mi doğru olan nedir hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tespit doğru. Doğru da zamana göre değişiyor sanırım.

      Sil
  16. Mahfi bey, biraz analojı yapmak istersek, büyük balıklar küçük balıkları yemekle meşgul diyebilirmiyiz, ABD Venezuela ve Grönland ı, Rusya Ukrayna yı, Çin Tayvan ı dersek dogru olurmu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu aslında bu yüzyılın işi olmamalı ama maalesef oluyor. Yalnız Grönland'ın kılçığı ABD'nin boğazına batmış gibi görünüyor.

      Sil
  17. Mahfi bey, Rusya nın sembol hayvanı ayı, Çin in panda ve abd nin jaguar dersek hepsi vahşi ve saldırgan, korunmak için pençe alanına girmemek ve hep gardını almak gerek sanki, bu durum öncedende böyleydi, belki diplomasi dili biraz kamufle edip gizliyordu belkide?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin sembolü kartaldır. Ama o da vahşi tabii.

      Sil
    2. Bizimki de Kurt, hem akıllı hem de yırtıcı! Ne olacak şimdi:))

      Sil
    3. Semboller sadece semboldür. Ayı yaşlanır, kartalın kanadı kırılır, pandanın dişleri dökülür, kurt kocar. Hiçbir canlı sonsuza dek kalamaz.

      Sil
  18. teori neden pratikte fazla işlemiyor ekonomiyi iyi bilen akademisyenler ve uzmanlar iyi bir iş adamı,yatırımcı az veya yokken diplomasız ama pratikte çok başaralı iş insanları var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teorinin pratikte işe yaramaması diye bir şey söz konusu değil. Teori dediğimiz şey zaten uygulamanın bilimsel olarak bir çerçeveye oturtulmasından ibarettir.
      İş insanı veya yatırımcı olmuş akademisyen sayısı bütün dünyada azdır çünkü akademisyenin asıl amacı para kazanmak değil bilimle uğraşmaktır. Tabii bu dediğim gerçek akademisyenler için geçerlidir.

      Sil
    2. Ciddi para kazanmak için ticaret yapmak gerekir ama ticareti yapacak olan nüfusun sayısı da azdır. Bu yüzden her isteyen ticarette basarılı olamaz. Yüz milyonluk nüfusta ancak 1 veya 2 milyon tüccar olabilir.

      Sil
  19. warren buffet,cherli munger,elon musk bu isimleri kişisel olarak değerlendirir misiniz sizin beğendiğiniz global veya yerel iş insanı ve yatırımcı varmı,varsa neden seçtiğinizi belirte bilir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu saydıklarınız finans dünyasında ve reel sektörde iş insanı, yatırımcı olarak çalışan ve para kazanan insanlardır. Bu işlerin amacı para kazanmaktır. Namusuyla para kazanan her iş insanını takdir ederim. Tek tek isim saymak çok da anlamlı değil.

      Sil
  20. Hocam, yazınızda ABD'nin ekonomik yaptırımları bir silah gibi kullanarak aslında kendi hegemonyasını zedelediğini çok net ifade etmişsiniz. Bu durum, doğu bloğunu ve BRICS ülkelerini, Batı'nın kontrolündeki SWIFT ve Dolar merkezli finansal sistemden çıkmaya zorunlu bırakmıyor mu? Önümüzdeki süreçte, Bretton Woods ile kurulan Dolarize Küresel Ticaret sisteminin çöküp; yerine altın, yerel paralar veya dijital varlıklarla desteklenen çok kutuplu bir finansal mimarinin geçtiğini mi göreceğiz? Batı bloku bu finansal çözülmeyi engelleyebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Henüz bu saydıklarınızın hiçbiri paranın bilinen ç işlevini bir arada yerine getirecek nitelikte değil. Batı bloku kendi aralarındaki çözülmeyi engelleyebilirse sistem çözülmesine de çare bulabilir. Ama Trump orada dururken bu o kadar kolay değil.

      Sil
  21. Ya bu "riskler" daha sağlıklı bir çok kutupluluğun habercisi ise? Tek kutuplu ABD hakimiyeti rehavete yol açtı; rekabet, genişletilmiş G20 gibi forumlar aracılığıyla yönetilirse, küresel inovasyonu teşvik edebilir ve milyarlarca dolarlık bir artış sağlayabilir. Artık kilit soru evresindeyiz: Türkiye bu dinamiklerde nasıl bir köprü görevi görebilir?

    YanıtlaSil
  22. Hocam Trump'ın amacı ne?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trump'ın amacı ''Finansal alt yapıyı Amerika kurdu, kuralları da Amerika koyar'' diyerek Çin'in yükselişinin önüne geçmek ve gücü tahkim etmek. Bunun için sıcak savaş dahil her türlü yolu göze almış durumda. Nitekim göreve başlarken yaptığı konuşmasında Amerika'yi tekrar süper güç haline getireceğiz demişti. Aslında Trump, bilgiyi saklayabilen bir insan değil. Cümlelerinin arasında niyetini açıkça ifşa ediyor. Sadece şimdilik Çin'in adını mümkün olduğunca ağzına almamaya çalışıyor. Bunda da bence oldukça zorlanıyor. Fakat yakında yine pot kırarsa şaşırmam.

      Sil
  23. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  24. Yazi icin teşekkürler Mahfi Bey.
    1. Hak(doğru) Güçlü olandadır.
    2. Güç haklı(doğru) olanındır.
    Son zamanlarda kendine demokrat büyük devletler ne yazık ki birinciyi benimsiyor sanki, hak-hukuk-demokrasi dinlemeden zayıf olanın elinden haklarını alenen, sıkılmadan gaspediyor.
    Küçük milletler/kültürler doğal seleksiyona maruz kalıyorlar gibi..

    YanıtlaSil
  25. Hocam yazınız için teşekkür ederim. Bana hep Çin düzen ve disiplini, Hindistan ise karmaşa ve kaosu çağrıştırır. Bu iki zıt toplumun hangisi de kazananlardan olacak gibi. Rusya şimdi düşman olsalar bile Batı'nın bir parçası. Kültür, din ve soy birliktelikleri var. Kimse düşmesini istemez. Devasa toprakları insan açısından tam bir boşluk. Oysa asya devletlerinde tam bir nüfus patlaması yaşanıyor. Sadece Pakistan'da ki son 30 yıllık nüfus artışı Rusya'nın nüfusuna eş. Büyük bir paylaşım savası kapıda gibi. Siz ne dersiniz.

    YanıtlaSil
  26. Hocam benim bir sorum olacak riskler hakkında. Örneğin bu gibi risklerden ötürü Türkiye çevresindeki ülkelerden 2-3 milyona yakın bir mültecinin Türkiye'ye şu veya bu yolla geldiği bir senaryo'da Türkiye merkez bankasının enflasyonu tutması ne kadar mümkündür. Türkiye Merkez Bankası faizleri %180 e dahi çıkarsa 1-2 milyon zengin insanın (1 milyon dolar ve üstü serveti olan insanın- nitekim Altın bu kadar değerli iken çok mümkün diye düşünüyorum) Türkiye ekonomisinde yaratacakları enflasyonu kontrol altında tutması mümkün müdür? Buna dair bir modeliniz var mıdır? Kısaca $2 000 000 000 000 (2 trilyon dolar) 'ın Türkiye'ye geldiği (mülteci, göçmen vb. kimselerin servetlerini taşımak yoluyla) bir senaryoda Türkiye enflasyonu nereye gider? Teşekkürler

    YanıtlaSil
  27. Adsız 18:36 Türkiye tarim hasilasinda Avrupa birincisi diyerek ana akim medyanin hükümet borazancilarinin sesi olmayi surduruyorsunuz. Avrupanın tarimda bir numarası hollandadir üstelik verimlilikte ayrıca açık ara birinci konumdadır. Türkiyede çiftçi kesiminin ciddi bir bölümü bankalara borçlarını ödeyemez hale geldi. İcralik ne kadar çiftçi var haberiniz yok belli ki. Olmaz tabii. Sürekli hükümet borazanciligi yarışında olan ana akim medyayi baz alıp ezberlerle burada yazi yazıyorsunuz. Türkiye bugün tarım hayvancılıkta dunya da ciddi derecede küçülen ülkeler liginde şampiyonluğa oynuyor. Saman ithsl ediyoruz evet ülkeyi de belirteyim. Bulgaristan romanya ikilisinden saman ithal ediyoruz. Madem tarımda iddia edildiği kadar iyi durumdayiz kiraz yaz boyunca nicin 300 liranın altina inemedi. Milyonlarca vatandaş koskoca yaz boyunca kiraz siftahi yapamadi. Hamaset hastalığının ilaci olsa da bu ülkenin tepesinden tonlarca bosaltsak da ulkece kendimize gelsek.

    YanıtlaSil
  28. salih selçuk kızıklı24 Ocak 2026 21:07

    Hocam yorumlar sizin yazınızdan uzun :)

    YanıtlaSil
  29. Sayın Eğilmez;
    Kanada Başbakanının konuşmasını dinlediniz mi, nasıl gördünüz?

    YanıtlaSil
  30. Hocam çok teşekkür ederim. Bilgiler çok önemli. Bunları üçretsiz ulaşıyor ola bilmek harika. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  31. Mahfi Hocam Merhaba, makroekonomik verilerden bir value elde eden bir modelin output'unu ,mikroekonomik bir modele (input) entegre edilmesi için en iyi bilgisayar programı nedir?
    Örneğin, NASDAQ piyasası ve BIST 100 e dair - gelecek (tahmini) yapan bir mikro modele;
    makroekonomik parametrelerden (politik riskler, enflasyon verileri vb.) dummy regression ve matrix yardımıyla bir (Alfa) değeri (value), denkleme yerleştirmek.

    YanıtlaSil
  32. Hocam, seçimlerimize göre bizim gerçek yüzümüzü nasıl görüyorsunuz?))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu