Japonya 1980’ler, Çin 2000’ler: Küresel Ekonomik Güç Döngüsü

1980’lerden bu yana küreselleşme çerçevesindeki yeni ekonomik düzen, üç büyük güç çevresinde şekillendi: ABD, Japonya ve Çin. Bu üç ülkenin ekonomik öyküsü, aslında küresel kapitalizmin nasıl evrildiğini de gösterir. 1970 yılında dünya ekonomisi yaklaşık 3,5 trilyon dolar büyüklüğündeydi. Bu dönemde ABD’nin payı yüzde 35–40 düzeyindeyken, Japonya yüzde 5–7, Çin ise yüzde 1–2 civarındaydı. 1990’a gelindiğinde dünya ekonomisi 22 trilyon dolara ulaşmıştı. ABD’nin payı yüzde 25–26’ya gerilerken Japonya yüzde 14–15’e yükselmiş, Çin ise yüzde 2 civarında kalmıştı. Bu tablo Japonya’nın hızlı yükselişini ve Çin’in henüz küresel ekonomide tam anlamıyla bir aktör olamadığını gösteriyordu.

1980’lerin sonunda Japonya, ABD’nin en güçlü ekonomik rakibi haline gelmişti. Elektronik ve otomotiv sektörlerinde küresel liderliğe çıkarken Tokyo’da gayrimenkul fiyatları aşırı şişmişti. Hatta Tokyo’daki küçük dairelerin dünyanın en pahalı mülkleri haline geldiği bir dönem yaşandı. Ancak bu hızlı yükselişin arkasında kırılgan bir yapı vardı: düşük faizler, kolay kredi ve varlık fiyatlarındaki aşırı artış.

Bu sürecin kırılma noktası 1985 yılında imzalanan Plaza Accord oldu. ABD, artan ticaret açığını azaltmak amacıyla doların değerini düşürmek için büyük ekonomilerle iş birliği yaparak bir anlaşmaya vardı. Bunun sonucunda Japon Yeni hızla değer kazandı ve yen/dolar kuru kısa sürede neredeyse iki katına çıktı. Bu gelişme Japonya’nın ihracat rekabet gücünü ciddi şekilde zayıflattı. Japonya Merkez Bankası ekonomiyi desteklemek için faizleri düşürdü ve kredi genişlemesine gitti, ancak bu politika zamanla büyük bir finansal şişkinlik yarattı.

1980’lerin sonunda borsa ve gayrimenkul fiyatları gerçek değerlerinin çok üzerine çıktı, bankalar aşırı riskli krediler vermeye başladı ve finansal sistem yüksek kaldıraçlı hale geldi. 1990’dan sonra balon patladı. Nikkei endeksi birkaç yıl içinde yüzde 50’den fazla düşerken, gayrimenkul fiyatları bazı bölgelerde yüzde 70’e kadar geriledi. Bankacılık sistemi trilyonlarca yen batık krediyle karşı karşıya kaldı. Bu süreçte Yamaichi Securities iflas etti, Long-Term Credit Bank of Japan devletleştirildi, Nippon Credit Bank ise kurtarıldı.

1990’larda dünyanın en büyük bankaları arasında Japon bankaları baskındı ve ilk 10’da yaklaşık beş Japon bankası yer alıyordu. Mitsubishi Bank, Sumitomo Bank, Sanwa Bank, Dai-Ichi Kangyo Bank ve Fuji Bank bu dönemin finansal devleriydi. Bugün bu tablo tamamen değişmiştir. İlk sıralarda Çin’in büyük kamu bankaları yer alıyor: Industrial and Commercial Bank of China, China Construction Bank, Agricultural Bank of China ve Bank of China. Japon bankaları ise artık küresel liderlik sıralamasında ilk onda yer almıyor.   

Japonya’daki kriz yalnızca finans sektörüyle sınırlı kalmadı. Sanyo Electric gibi şirketler zamanla yok olurken, Sharp yabancı yatırımcıya satıldı, Panasonic küçülerek yeniden yapılandı ve Sony küresel liderliğini kısmen kaybetti. Bu dönem Japonya’da kayıp on yıl olarak adlandırılsa da etkileri çok daha uzun sürdü, ekonomi uzun süre düşük büyüme ve deflasyon sarmalına girdi.

Bugün benzer tartışmalar Çin için yapılmaktadır. Çin ekonomisi 2000–2020 arasında ortalama yüzde 8–10 büyüyerek dünyanın üretim merkezi haline geldi. Ancak bu büyüme de özellikle gayrimenkul sektöründe önemli riskler ortaya çıktı. Çin, yuan’ı tamamen serbest bırakmamış, Merkez Bankası aracılığıyla kur üzerinde sıkı bir denetim sistemi kurmuştu. Sermaye hareketleri de büyük ölçüde kontrol altındaydı. Bu model ihracatı desteklerken finansal sistemi daha denetimli hale getiriyordu.  

Düşük faizler ve kredi genişlemesi Çin’de büyük bir gayrimenkul sektörü yarattı. Bu sektör ekonominin çok önemli bir kısmını oluşturuyor. Yerel yönetimlerin borçları artmış, hanehalkı yüksek konut kredilerine yönelmiş ve toplam borçluluk ciddi düzeylere ulaşmıştır. Bu durum ekonomide kırılgan bir yapı oluşturmuştur. Evergrande gibi dev şirketlerin borç krizi ve Country Garden gibi firmaların yaşadığı sıkıntılar bu kırılganlığı görünür hale getirmiştir.  

ABD ise hem Japonya hem Çin döneminde küresel sistemin merkez aktörü olmayı sürdürdü. 1980’lerde Plaza Accord ile kur dengelerini değiştiren ABD, bugün gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamaları ile Çin’e yönelik daha geniş bir ekonomik rekabet stratejisi yürütüyor.

2025 sonu itibarıyla dünyanın toplam GSYH’si 115 trilyon dolar. ABD’nin payı yüzde 25, Japonya’nın payı yüzde 4-5, Çin’in payı yüzde 17 dolayındadır. Bu verileri 1990’larla karşılaştırdığımızda şu tablo ortaya çıkıyor: ABD’nin payı pek değişmemiş, Çin, Japonya’nın yerini almış, Japonya ise Çin’in 1990’lardaki konumuna doğru gerilemiştir. 

Sonuç olarak Japonya’nın deneyimi, hızlı büyümenin tek başına sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Çin’in durumu Japonya ile birebir aynı değil. Daha büyük iç pazar, daha sıkı devlet denetimi ve farklı finansal yapı nedeniyle Çin’in Japonya’daki gibi ani bir çöküş yaşaması beklenmemeli. En olası senaryo, ani bir krizden ziyade uzun süreli bir büyüme yavaşlaması olabilir. Bu süreçte ABD ile Çin arasındaki rekabet, sadece iki ülkeyi değil tüm küresel ekonomik düzeni biçimlendirmeye devam edecek.

 

Yorumlar

  1. Geçmişe muhteşem bir yolculuk, eksik bilgilerin tamamlanması. Teşekkürler Sn. Eğilmez

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanya niye yok hikayenin içinde?

      Sil
    2. Hey gidi Japonya sen bu hallere düşecek ülke mıydın?! 1990 yıllarında dünyadan yüzde 15 pay alırken şimdi yüzde 5 pay bile alamıyor.

      Sil
  2. Hocam , Çin ve yanında Hindistan 1,5 milyar civarındaki nüfusları ile Dünyanın lokomotifi olabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birçok açıdan (üretim, teknoloji vb) oluyor zaten.

      Sil
    2. Bu iki ülkeyi toplasak zaten dünyanın yarısı neredeyse. Aralarında birlik olsalar afralarından geciilmez.

      Sil
  3. ABD'nin Japonya ve Çin karşısındaki direncinin temelinde 'çekirdek teknoloji' hakimiyeti yatıyor. Japonya 80'lerde donanım (TV, kaset çalar) ile yükseldi ancak yazılım ve platform devrimini kaçırdı. Bugün Çin devasa fabrikalara ve lojistik güce sahip olsa da; dünya ekonomisinin 'işletim sistemi' hala Amerikan menşeli. Microsoft ve Windows ile masaüstüne, iOS ve Android ile ceplerimize, Snapdragon ile cihazların içine, Instagram ve Twitter ile ise zihinlerimize nüfuz eden bir yapıdan bahsediyoruz. Üretim bandı yer değiştirebilir (Japonya'dan Çin'e, oradan Hindistan'a), ancak fikri mülkiyetin, algoritmanın ve yapay zekanın çekirdeği ABD'de kaldığı sürece küresel sistemin merkez aktörü değişmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir tespit. Paylaşım için teşekkürler.

      Sil
    2. Rica ederim Hocam. Yayınlarınıza katkıda bulunmak bizler için bir keyif.

      Sil
    3. Eskiden petrol savasları vardı. Şimdi de çip savasları başlıyor!

      Sil
    4. Mahfi bey merhaba,
      hem Japonya hem Çin için ucuz krediyi bulur bulmaz inşaata yatırım eğilimi ve sonrasında yaratılan o balon ile kriz riski söz konusu.Ucuz kredi direkt inşaata mı akıyor, yani Çin gibi planlı ve devlet tekelindeki bir ekonomi bunun yaşanacağını öngörerek önlemini neden alamıyor?

      Sil
    5. Öyle ekonomi masa başında planlayarak cözulseydi. Dünyada ekonomik sorun kalmazdı. Evdeki hesap çarşıya uymadı diye bir atasözü var.

      Sil
    6. Dedikleriniz doğru olsada Çin bu konuda kararlı gibi gözküyor. Kendi işlemci ve ekran kartlarını geliştiriyorlar şu anda. Ayrıca snapdragon alternatifi ve belkide daha büyük pazar payı Tayvan'lı mediatek'te. Her segmentte rekabet ediyor. Çin'liler batılıların yapay zekalarıyla boy ölçüşen yapay zeka modellerine open source olarak yayınlıyorlar. Robot üretiminde batılılardan aşağı değiller. Huawei kendi işletim sistemini üretti kullanıyor(bu globalde tutmayabilir). Çin'den bağımsız olarakta linux yükselişte bir süredir. Open source olayıda zaten son 10 yıldır yükseliyor. Çin'in stem alanında yatırım yaptığı da mağlum. En son geçen bir haberde görmüştüm, Çin ya temel bilimler araştırma yada genel olarak araştırma bütçesinde(belkide arge) Amerika'ya yaklaşmıştı. Bazı tekelleri kırarlarsa Amerika'dan bayrağı alabilirler gibi gözüküyor.

      Sil
  4. ercüment nakkaş17 Nisan 2026 16:00

    kaleminize ve emeğinize sağlık mahfi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hüseyin Uygun17 Nisan 2026 16:36

      Bugün Hürmüz Boğazı gerginliğini asıl sebebi Dünya ticaretinde Doğu bloğunun Ticaret büyüklüğü Batı’nın bloğunu iki ye hatta 3 katlamış olması. Bu küresel güç olan ABD yi bir Tukidides tuzağına düşürdü Çin karşısında her Tukidides Tuzağının sonuda mutlaka bir savaşla sonuçlanmıştır. Tarih geleceğin rehberidir. Tarihi iyi bilmemiz gerekiyor..

      Sil
    2. ercüment nakkaş17 Nisan 2026 16:51

      Biz teşekkür ederiz asıl hocam.

      Sil
  5. Bilgiler için teşekkürler hocam sağolun iyi varsınız

    YanıtlaSil
  6. Hocam çok güzel bilgiler vererek bizleri aydınlatıyorsunuz. Çok teşekkür ederiz.
    2025 sonu itibarıyla dünyanın toplam GSYH’si 115 trilyon dolar; ABD’nin payı yüzde 25, Çin’in payı yüzde 17. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi %18,7 payla Çin, ikinci %15,2 ile ABD ve üçüncü %11,4 ile Euro Bölgesi. Çin her şeyi üretiyor, çalışan nüfusu ABD'nin toplam nüfusundan daha fazla ve dünyanın en büyük üretim işgücüne sahip. Bu tabloda sizce Çin aradaki farkı kapatıp süper güç olur mu? Olursa küresel ekonomik düzen nasıl biçimlenir? Kapitalizm bundan nasıl etkilenir? Yerine başka bir alternatif sistem ortaya çıkar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bence bunların hepsi zor ama mümkün. Çin sabırlı davranırsa bunu becerecektir.

      Sil
    2. Ben de aynı yerde takıldım. “ABD’nin küresel GSYH payı %25 civarında kaldı” ifadesi seçilen metrik belirtilmezse yanıltıcı olabilir. Nominal olduğunu düşünüyorum ama PPP olarak bakılırsa “ABD'nin göreli ağırlığı azaldı ama çökmedi” denebiilir. Yazıda en çok katıldığım nokta "Çin’in durumu Japonya ile birebir aynı değil" ifadesi. Dolayısıyla, "En olası senaryo, ani bir krizden ziyade uzun süreli bir büyüme yavaşlaması olabilir" kısmına pek katılamıyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi merkezi yönetimin piyasa üzerinde nüfuzu çok büyük ve iç pazar daha büyük. Bence daha olası senaryo, güçlü politika müdahaleleriyle kontrollü bir yeniden dengeleme ve seçici toparlanma süreci olur. Yavaşlama dış etkenlere (bölgesel savaşlar ve ABD yaptırımları) dışında pek ihtimal dahilinde gözükmüyor hele ki AI, robotics, bioteknoloji, quantum bilgisayar, uzay, yapay güneş çalışmaları aynı hızda sürerse. İyimser olmaları için daha çok neden var.

      Sil
    3. Eğer GSYH olarak söz ediliyorsa burada kastedilen cari fiyatlarla GSYH'dir. PPP ile GSYH'den söz ediliyorsa yanına mutlaka PPP yazılması gerekir. Çünkü kıyaslamalar daha çok cari fiyatlarla yapılıyor. O nedenle yazımda payları verirken bunun bilindiğini düşünerek cari fiyatlarla diye yazmadım. PPP açısından bakılırsa Çin birinci sıraya çıktı.

      Sil
  7. Hocam çok teşekkürler, net, anlaşılır ve bilgilendirici yazınız için

    YanıtlaSil
  8. Yazınız için sağolunuz. Sizin de belirttiğiniz gibi Çin devlet kontrolunu sürekli sağladığı ve ucuz iç gücünü verimli kullandığı için Japonya tarzında kolay lokma olmayabilir....

    YanıtlaSil
  9. Mahfi bey, 1970 den 2026 ya 56 yıllık dünya ekonomi fotoğrafını önümüze sürdügünüz için teşekkür ederim, ABD japonyaya atom bombasından sonra ikinci atom bombasını atmış, iyi planlamış hesaplanmış bir taarruz planı olmuş, ders çıkarmak lazım selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, aşağı yukarı ikinci atom bombası etkisi bu. Şimdi aynı şeyi Çin'e yapmaya çalışıyor ama kolay değil.

      Sil
  10. Mahfi bey, ABD ve Çin döviz kuru savaşında, bir ülkeyi kur spekülatörü ilan etme şartları 90 lı yıllarda Clinton başkanlığı döneminde ilan edildi, aradan 35 yıl geçmiş, bu şartları açıklarsanız iyi olur, y ve z kuşağı ekonomi uzmanları o dönemde küçük yaşlarda oldukları için hatırlamıyor olabilir, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonya ile yapılan Plaza Accord'u Çin'e dayatmak istediler ama Çin "yaparız, ederiz" diyerek idare etti ve yapmadı.

      Sil
  11. Mahfi bey, çok şişirilmiş balonlar patlamaya mahkumdur sözü gerçek olmuş, şişirilmiş balona bir iğne ucu patlatmak için yeterli olmuş, bir gün bizim patlayan balonları yazarmısınız, banker kastelli balonu, banker, faiz balonu, borsa balonu, müteahhitler balonu gibi, ihtiyatlı davranmayı öğrenmemiz için, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunları yazanlar oldu. Ama bunu da bir düşüneyim.

      Sil
  12. Hocam 1985'deki anlaşma Japonya aleyhine geliştiği görülünce Japonya ABD'yi karşısına almamak için mi anlaşmayı bozmadı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, çünkü Japonya batı sisteminin bir parçası olmuştu.

      Sil
  13. Mahfi bey, Donalt Trump birinci başkanlık döneminde Çin den ithalat ettiği malları Çin i zayıflatmak için diğer ülkelere kota şeklinde dağıtmıştı, bu sırada bizede bir kontenjan vermişti, bu ihracat kotamızı doldurdukmu acaba

    YanıtlaSil
  14. Elinize sağlık hocam

    YanıtlaSil
  15. Buğra Demirbaş18 Nisan 2026 10:40

    Çok net ve yalın bir şekilde, olanı biteni tespit edip, anlatmışsınız. Bize de okuyup zihnimize yeni bilgi parçacıkları yerleştirmek ve yeni nöron bağlantıları oluşturmak düşüyor. Teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  16. Gsyih açısından üst sıralarda yer alan bu ülkelerin 1980 sonrası inceleme ve karşılaştırılması açısından anlamlı bir yazı. Ancak Avrupa ve Euro bölgesini temsil etmesi açısından Almanya da acaba bu karşılaştırmanın içinde yer alsa mıydı diye düşünmedim değil. Almanya'nın ihracat açısından daha çok Japonya ile ortak yönleri var ancak Euro ve Japon yeni kurlarının gidişatı farklı. Yine Almanya'nın 2022 Rusya-Ukrayna savaşı sonrası çıkan enerji krizi denklemi için yazılacak şeyler de bulunuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanya biraz daha farklı bir durumda, onu ileride ayrıca ele alacağım.

      Sil
  17. Ekonomi okudum ama ekonomiye hiç aklım ermiyor. Eskiden herkesin evinde Japon markalı müzik setleri vardı (sağ kalanları hala kullanıyoruz). Arabaları da çok tutulmuştu. Teknoloji devi Japonya en hayran olduğum ülkeydi. Anlaşılan küresel ekonomi devlerin savaştığı bir Kolezyum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son cümleniz işin özeti olmuş, yani olay bence gayet iyi anlamışsınız.

      Sil
  18. Mahfi bey merhaba, harika yazınız için tesekkürler.
    Ali Baba nın kurucusu yıllar önce Çin ve (uzakdoğu) şirketleri ciro yaparak ve ABD şirketleri de kar ederek kazanıyor diye yorum yapmıştı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Ali Babanın kurucusu çok net ifade etmiş durumu.

      Sil
  19. Bence ABD Japonya ve Çin'i yorumlarken Japonya nın ikinci dünya savaşı ndan sonra ABD tarafından askeri anlamda diz çöktürüldüğü, silahlanmasının, asker sayısının sınırlandırıldıği unutulmamalıdır. İkinci dünya savaşı sonrası Almanya ve Japonya üreten ama bağımsız bir ordusu olmayan dişleri çekilmiş kaplan pozisyonuna getirilmiştir. https://x.com/i/status/1216344256991899652

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama gerilere gidersek Çin açısından afyon savaşlarına kadar geri gitmemiz gerekecek.

      Sil
    2. Çin halkının ateist olmasında afyonlanmanın etkisi var mıdır acaba? Ayık kafayla bir insanın ateist olması çok sasırtıcı. Düşünsene umutsuz bir gelecek veya sonu karanlık bir gelecek. İnsanın bunu aklına getirmesi bile boğucu. Böyle yaşayabilmek için insanın ya uyusturulması ya da bir sihrin peşinden gitmesi gerekir.

      Sil
    3. Hocam öncelikle saygılarımı sunarım. 2013 yılı diye hatırlıyorum-sizin yazılarınız,kitaplarınız(özellikle Küresel Finans Krizi)ve kitap tavsiyelerinizle (özellikle Alaaddin Şenel Siyasal Düşünceler Tarihi) tanıştım ve önümde yeni ufuklar açılmasına vesile oldunuz, çok çok teşekkür ediyorum. Ama ben Japonya'yı ABD ekonomisine bağlaşık ve ta o zamanlardan Çin'i çevreleme adına Güney Kore'yle birlikte Asya daki ABD koçbaşı olarak görme eğilimindeyim.

      Sil
    4. Muhtemelen onlar da teistler için aynı şeyi düşünüyorlardır. Afyon savaşları 180 yıl geriye gider oysa Çin halkının Budizm inancı 2000 yıldan geriye gidiyor.
      Geleceği umutsuz gördükleri düşüncesi sizin inancınız. Öyle görmedikleri için olsa gerek herkesten çok öğrenip, çok çalışıyor ve yüzlerce buluşa imza atıyorlar. Yani bu dünyayı yalan dünya olarak görmüyorlar.

      Sil
    5. Dünya yalan değil gerçek ama geçici olması da gercek. Geçici olan birşeyi kalıcı gibi görmek te bir yalana inanmaktır?

      Sil
    6. İnsan yaşamı geçici. Bunu kabul edip hakkını vererek o geçici süreyi kullanmak yalana inanmak demek değil.

      Sil
    7. Bence ateistler züğürt tesellisi konusunda uzmanlaşmış kişiler olmalı. Yoksa teistler kadar motive olamazlardı.

      Sil
    8. Büyük olasılıkla onlar da sizin için aynı şeyi düşünüyor olabilir.

      Sil
    9. Cehennem yükleniyor !!!

      Sil
  20. Hocam bu anlatımı biraz daha geriden alır mısınız? Sonuçta Çin ve Japonya'nın buralara nasıl geldiği de bu anlatıma bir derinlik katar. Sizden ricam Japonya'dan Meiji'den itibaren teknolojik sanayileşmeden, Çin'i de Deng Xiaoping'ten başlayarak anlatmanız olur. Ayrıca Japonya için de olması gereken oldu hocam, ABD yardım etmeseydi Japonya Japonya olmazdı. Teknolojik açıdan gerideler, deflasyon var, emlak balonu vardı, ekonomileri verimsiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Derinlik katacağı mutlak ama o kadar fazla derinlik zaten okumaktan sıkılmış insanları iyice kaçırabilir. Bilmem ne dersiniz?

      Sil
  21. Mahfi hocam, ne olacak bu Fener’in hali? Her sene aynı kısır döngü. Yorumunuz/önerileriniz neler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle olacak gibi görünüyor. Çünkü yıllar önce yazdığım ilk açık mektuptaki duruma göre bir arpa boyu yol almadı yönetimler.

      Sil
  22. Japonya ahtapot gibidir. Dunyanin heryerinde fabrikalari vardir. Sakarya’da da vardir, Detroit dede, Cinde de vardir, meksikada veya ingilteredede.. Sadece Japonya olarak bakmamak lazim. Kuresel sirketleri hala cok buyuk. Toyota’nin yillik satisi turkiye`nin ihracati seviyesindedir ve bu rakam turkiye ihracati icinde gizlenen toyota ihracat rakamlarindan haricdir. Devir sirketler devridir. Ulkelere takilmayalim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vehbi Koç'un bir sözü var: "Ülkem iyiyse ben de iyiyim demektir."

      Sil
  23. Peki degerli tl de bizim başımıza aynı çorabı örermi? Bizde de büyüme saglıklı veya saglıksız öncelik oldguna göre hiç bir teknolojik alt yapımız ve markamızda yokken ne kadar dayanırız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Örüyor zaten. İthalatımız ihracatımızdan çok daha hızlı artıyor. Borçlanabildiğimiz sürece dayanırız. Carry trade cilere dünyanın en yüksek dolar faizini ödüyoruz. Şimdilik gidiyor.

      Sil
  24. Çok güzel anlatım. Okurken gençliğime gittim. Ne alırsan bir milyon japon pazarları geldi aklıma. Çinde aynı süreçten geçiyor dediğiniz gibi. Şu anda deniz ve uzay hakimiyeti ABD de bunları kaybetmedikçe pozisyon kaybetmez bilmem katılırmısınız. Birdedünya ülkeleri çocuklarını abd yerine bu ülkelere göndermek istemedikçe.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin esas hakimiyeti dolar üzerine kurulu ticaret yapısı. Bir gün altın ve petrol dolar dışında ağırlıklı olarak alış verişe konu olursa o zaman işler değişebilir.

      Sil
  25. Mahfi bey her yazınız gibi ufuk açıcı yazınız için teşekkürler.Benim adı geçen ülkeler dışında merak ettigim bir isviçre var !isviçre dünyanın güvenli kasası olarak dalgalanmalardan pek etkilenmiyor gibi.Bu tip ve ayrıca off-shore hesaplara açık küçük ülkeler luksemburg ve güney kıbrıs karaib adaları üretim olmaksızın risklerden uzak refah içinde nasıl işlerini yürütüyorlar?Görünen ekeonomiyi değerlendirmek sizlerin işi ancak kara para yasadışı paranın ekonomisini yazmak rakamlarla değerlendirmek olası değil gibi merak ettiğim nokta şudur;dünya ekonomisinin yüzde kaçı kayıtdışı-yasadışıdır?Bu konuda bir bilgi vermeniz mümkünmüdür?
    Teşekkürler ,esenlikler

    YanıtlaSil
  26. Mükemmel bir özet ve harika bir değerlendirme. Elinize sağlık değerli Üstadım.

    YanıtlaSil
  27. Hocam Çin orta vadede(otuz-kırk yıl)Amerika kadar güç biriktirse bile o zamanki dünya bugünkü dünya olmayacak.Enayi milletler devri soğuk savaşın bitmesiyle kapandı.Batı-amerika ve kısmen sovyetlerin önceki yüzyıllarda devşirdiği güç, sömürgecilik mirasıyla başlar. Kıtaları talan, yağma etmiş, sömürmüş adamlar. Dünyanın neresinde değerli maden petrol vs varsa ölümüne savaşmış çökmüşler, bunun için birbirlerini yemişler. Biriken sermayeyle bilim teknoloji üretmiş, muazzam sanayiler kurmuşlar. Bizim gibi bu çevrimin dışında kalan ülkeleri ise yeni yöntemlerle ikinci kuşak sömürgeler haline getirmişler. Nato,imf vb leri hep bu düzene hizmet eder. Hepsine baş,boyun eğmeye mecbur bırakıldık. 1990 'a kadar bırakın askerî sanayiyi sivil üretim gücü de başlıbaşına bir "silah" idi.Bizlerde sadece montaja izin verirler devasa patent bedelleri alırlardı,fabrika makinaları müthiş pahalıydı. Parayla da vermezlerdi. Çünkü üretim gücünü bir silah olarak kullanıyorlardı. Son kırk yılda bu devran, Sovyetlerin çökmesi, dijitalizm, küreseleşme Çin'in büyük üretim gücü sayesinde bozuldu. Artık her yerde üretim var, her yerde fabrika makinası var, üretim gücü silah değil. Daha önemlisi ülkeler birbirine bağımlı mal üretiyor. Böyle bir dünya düzeninden büyük güçler de çıkmaz, büyük savaşlar da... Tam tersine Amerika dahil büyük güçlerin aşındığı ve yeni bölgesel ittifaklara kapı açan başka bir düzene geçiyoruz. Çinliler bence milli gelirin büyük bir kısmını vahşice silah endüstrisine harcayarak kendi ülkelerinin geleceğini çalıyorlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası