Körfez Ülkelerinin Durumu
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Bahreyn) enerji gelirleri sayesinde küresel ekonomide önemli bir konum elde etti. Ancak dışarıdan benzer görünen bu ülkeler, aslında ekonomik yapı, toplumsal dönüşüm ve yaşam standartları açısından ciddi farklılıklar barındırıyor. Bugün Körfez’e yakından bakıldığında tek tip bir petrol zenginliği hikâyesinden çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.
Aşağıdaki temel göstergeler, bu
farklılaşmayı daha somut biçimde ortaya koyuyor:
Tablo, özellikle gelir düzeyi ve petrol
ve doğalgaz gelirine bağımlılık açısından bazı farklılıklar olduğunu
gösteriyor. Katar kişi başına gelirde öne çıkarken aynı zamanda ekonomisinin
büyük kısmını doğalgaz ihracatına dayandırıyor. Birleşik Arap Emirlikleri daha
düşük enerji geliri bağımlılığıyla turizm, finans ve lojistik gibi alanlarda
çeşitlenmiş bir yapı sergiliyor ve böylece uzun dönemli ekonomik dayanıklılık
açısından daha az riskli bir durumda görünüyor. Kuveyt GSYH’sinin yarısını
enerji gelirlerinden sağlarken, Umman ve Bahreyn daha sınırlı enerji
gelirleriyle daha kırılgan bir denge kurmaya çalışıyor.
Makroekonomik göstergeler körfez
ülkeleri arasındaki farkları daha net biçimde ortaya koyuyor:
GSYH’sinin yarısını enerjiden
sağlayan Suudi Arabistan son yıllarda özellikle savunma harcamalarının da
artmasıyla hem bütçe açığı hem de cari açık vermeye başlamış durumda. Katar ve
Kuveyt gibi ülkeler yüksek cari fazla ve bütçe fazlası sayesinde güçlü bir mali
yapıya sahipken, Bahreyn bütçe açıkları ve çok yüksek kamu borçları nedeniyle
oldukça kırılgan bir makro yapı sergiliyor. Kuveyt’in neredeyse hiç kamu
kesimi borcu olmaması ekonomisinin güçlü bir mali temele oturmuş olduğunu
gösteriyor. Birleşik Arap Emirlikleri yüksek büyüme, düşük işsizlik, düşük
enflasyon ve yüksek bütçe fazlası ile en istikrarlı ekonomi olarak öne
çıkıyor. Ekonomik büyüme genel olarak petrol ve doğalgaz fiyatlarına duyarlı
bir yapı gösterirken, çeşitlenmiş ekonomiler bu dalgalanmalara karşı daha
dirençli kalabiliyor.
İşgücü yapısı da bu ülkelerin
ekonomik görünümünü anlamak açısından kritik bir faktör olarak öne çıkıyor. Körfez
ekonomilerinde oldukça yüksek sayıdaki yabancı çalışanlar özel sektörde
yoğunlaşırken, vatandaşlar çoğunlukla kamu sektöründe istihdam ediliyor.
Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’te yabancı nüfusun çok
yüksek olması, bu modelin sürdürülebilirliği açısından ciddi soru işaretleri
yaratıyor.
İran Savaşıyla birlikte, doğrudan
taraf olmasalar da askeri üsler ve enerji tesislerine yönelik saldırılar sonucu
Körfez ülkelerinin güvenlik riskleri yükseldi. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim
petrol ve doğalgaz sevkiyatını aksatarak enerji piyasalarında dalgalanma
yarattı; bu durum kısa vadede fiyat artışları üzerinden gelirlerini artırmış
olsa da genel olarak ekonomik istikrarsızlığın yükselmesine ve harcamaların
artmasına yol açtı. Ticaret yollarındaki aksamalar, turizm ve yatırım
akışlarının yavaşlaması da bölge ekonomileri açısından gelir kayıpları yarattı.
Körfez ülkeleri bir yandan büyük güçlerle ilişkilerini yeniden dengelemeye
çalışırken diğer yandan bölgesel iş birliğini artırma arayışına yöneldiler.
Körfez ülkeleri dışarıdan homojen
bir yapı gibi görünse de ekonomik çeşitlenme kapasitesi, mali dayanıklılık ve
jeopolitik risklere karşı direnç açısından ciddi biçimde ayrışıyor. Bu durum
özellikle enerji akışını ve fiyatlarını etkileyecek kriz ortamlarında çok daha
belirgin bir hal alabiliyor.
Önümüzdeki dönemde bu ülkelerin
enerji gelirlerine olan bağımlılıklarının derecesindeki değişimler performanslarını
belirleyecek temel unsur olacak.
Bir artı bilgi de ben vereyim, hepsinin ortak ozelligi Amerikanin yancısı olmasi. Zor duruma düşseler de abileri onlara yardim eder, kırılganlıktan kurtarır.
YanıtlaSilAmerika'nın yardım edecek hali de kalmadı gibi.
SilDolar hegomonyasini korumak icin tek yol araplari dolar kullanmaya ikna etmek, zaten dolarin guvenirligi dusuyor araplara sırtını dönemezler, ellerinden ne geliyorsa yapmak zorundalar ama tabi Trumpin politikalari kestirilemiyor.
SilZamanında petrolü dolarla satmaya razı etmişti ABD, artık bundan vazgeçmeleri çok zor. Her şeyleriyle ABD'ye bağlılar.
SilKörfez ülkeleri ikili anlaşmalarla yerel para birimleri ile petrol satışı yapmaktadır.
SilHocam bu rakamlarda sorun var. Bunlar daha gerçekçi duruyor 2025 sonu icin. Katar $71.650
YanıtlaSilBirleşik Arap Emirlikleri $54.210
Kuveyt $31.240
Suudi Arabistan $37.810
Bahreyn $29.350
Rakamlarda sorun yok, bir daha kontrol ettim. Rakamları trading economics sitesinden aldım, onlar da IMF'den alıyorlar.
SilHocam nufusları milli gelire bölünce mesela Arabistan'da 35 bin dolar çıkıyor diğerleri de hatalı siz bir daha bakın. Siz bir tabloda nüfus bir tabloda GSYH vermişsiniz ama gelir nüfusa bölününce hatalı çıkıyor.
SilAslında hepsi doğru ama haklısınız nüfuslarıyla ilgili tutarsızlık var. Nüfus sütununu çıkardım. Teşekkür ederim.
SilII. Abdülhamid döneminde (1876-1909) kaybedilen tüm toprakların kronolojik listesi:
YanıtlaSil1878 (Berlin Antlaşmasıyla): Sırbistan (Bağımsızlık), Karadağ (Bağımsızlık), Romanya (Bağımsızlık), Bulgaristan (Özerk Prenslik oldu, fiilen elden çıktı), Kars, Ardahan, Artvin ve Batum (Rusya'ya bırakıldı), Niş (Sırbistan’a verildi), Dobruca (Romanya’ya verildi), Kotur (İran’a verildi)
1878 (İstanbul Antlaşması): Kıbrıs (Yönetimi İngiltere’ye bırakıldı)
1878 (Ekim): Bosna-Hersek (Yönetimi Avusturya-Macaristan’a bırakıldı)
1881: Tunus (Fransa tarafından işgal edildi)
1881 (İstanbul Antlaşması): Teselya ve Narda (Yunanistan’a bırakıldı)
1882: Mısır (İngiltere tarafından işgal edildi)
1884: Habeş Vilayeti / Massawa ve çevresi (İtalya ve İngiltere işgali)
1885: Doğu Rumeli (Bulgaristan Prensliği tarafından ilhak edildi)
1897-1898: Girit (Özerklik verildi, yönetim Rumlara geçti)
1899: Kuveyt (İngiliz korumasına girdi, özerk oldu)
1902-1906: Nejd ve Riyad çevresi (Suud hanedanının kontrolüne geçti)
1908: Bulgaristan (Resmen tam bağımsızlığını ilan etti)
1908: Bosna-Hersek (Avusturya-Macaristan tarafından resmen ilhak edildi)
1908: Girit (Yunanistan’a katılma kararı aldı)
Bunların haricinde küçük ama stratejik noktalar da kaybedilmiştir: Kızıldeniz kıyıları (Eritre/Cibuti), Katar (1893 sonrası fiili İngiliz etkisi), Yemen ve Somali kıyıları.
Sonuç: 2. Abdülhamit döneminde Osmanlı topraklarının 1/3'ü yani yaklaşık 1.592.806 km² toprak kaybedilmiştir. Şu anda Türkiye'nin yüzölçümü 783.562 km² olduğundan ''2 Türkiye'' büyüklüğündeki bir alan kaybedilmiş olmaktadır. Şimdiki Türkiye yüzölçümü üzerinden karşılaştırma yapmak istediğimizde ise bu 1/3 oranındaki toprak kaybı, Türkiye'nin Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi'nin tamamını kaybetmesi anlamına gelmektedir.
Bu kadar toprak kaybından sonra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin makam odasına 2. Abdülhamit'in tablosunu asmasını nasıl yorumluyorsunuz? Değil Nordik ve Körfez ülkelerinde sizce dünyanın herhangi bir ülkesinde böylesi bir durum söz konusu olabilir mi? Mesela Gorbaçov da çok toprak kaybetti ama kendisinin tablosu devlet dairelerinde asılmaz; bilakis tarih kitaplarında ''çöküş dönemi'' figürü olarak okutulur. Putin, Gorbaçov dönemini "yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi" olarak nitelendirmiştir. 2. Abdülhamit'e duygusal nedenlerle bağlılık duyulabilir ancak onu sevmek yetmez; gerçeklere de bakmak gerekir. Zira onun dönemindeki siyasi tercihlerin ve yaşanan olayların sonucunda çok ağır bir reel-politik fatura ödenmiştir.
İki Türkiye büyüklüğünde toprak kaybı yaşanmış bir dönemi ''başarı hikayesi'' gibi sunup sembolleştirmek sadece tarihe değil, bu topraklar için bedel ödeyenlerin hatırasına da haksızlıktır. Bu tabloyu bir ideal olarak sergilemek, rasyonel bir yönetim anlayışıyla değil, ancak tarihsel bir yanılsamayla açıklanabilir. Çünkü tarih duygularla değil, verilerle yazılır. Tarih romantik duygularla değil, somut verilerle okunmalıdır. Ve bu veriler bize; ortada devasa bir toprak kaybı olduğunu ve imparatorluk tarihinin en büyük reel-politik iflaslarından birinin yaşandığını tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Toprak kaybının yanı sıra ekonomik düzlemde de durum farklı değildir. II. Abdülhamid döneminde kurulan Düyun-u Umumiye ile devletin en stratejik gelirleri yabancıların denetimine geçmiş, Osmanlı ekonomik egemenliğini de fiilen kaybetmiştir.
Matematik ve Coğrafya yalan söylemezken; 2 Türkiye büyüklüğünde toprak kaybı yaşayan bir lideri 'başarı sembolü' olarak makam odasına asmak, tarihin bilime değil, romantizme kurban edilmesi demektir. Bu durum aynı zamanda şimdiki yönetim anlayışının bilimsel gerçeklikten ne kadar kopuk olduğunu da kanıtlamaktadır. Modern devletler; ya kurucu liderlerini ya da ülkelerini işgalden kurtaran isimleri birer gurur tablosu olarak sunarken; bizdeki bu ısrar, yönetim anlayışımızın liyakat ve rasyonel başarı kriterlerinden uzaklaşarak yerini tamamen hamasete bıraktığını belgelemektedir.
Bir ülke, gerçeklerden ve bilimsel verilerden ancak bu kadar kopuk bir anlayışla yönetilebilir.
Şahsi sevgi ve bağlılıklar özel alanın konusudur; bir kişi dilerse evinin duvarına istediği figürü asabilir. Ancak devlet makamı, yöneticinin şahsi beğenilerini sergilediği bir vitrin değil; toplumun tamamını, devletin devamlılığını ve rasyonel değerlerini temsil eden kurumsal bir alandır.
SilBir kamu görevlisi için asıl olan ''hesap verebilirlik'' ilkesidir. Dolayısıyla, devletin kurucu değerleriyle çelişen ya da bilimsel veriler ışığında başarısızlığı tescillenmiş tarihsel figürlerin birer 'ideal' gibi devlet dairelerinde sergilenmesinin idari gerekçeleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Bugün bir bakanın şahsi ideolojisi doğrultusunda yaptığı bu sembolik tercih, yarın farklı ideolojiye sahip bir başka yöneticinin benzer bir dayatmasına zemin hazırlar. Oysaki devlet dairelerinde, kişisel hayranlıklar ya da ideolojik dayatmalar değil; liyakat, tarafsızlık ve kamu hizmeti ciddiyeti esas alınmalıdır. Devletin makam odası, kişisel bir koleksiyon alanı değil, tüm vatandaşları kapsayan anayasal sadakatin ve kurumsal meşruiyetin temsil makamı olmalıdır.
Çok doğru. Bu işin bir yasası var. Bildiğim kadarıyla Atatürk fotoğrafının ya da resminin yanına yalnızca Cumhurbaşkanının fotoğrafı asılabiliyor.
Sil2. Abdülhamit'i seviyorum deyince mülakatı geçiyorsun, artık bu noktaya geldik. Rasyonalite, liyakat, eğitim, bilim... bunların hiçbir önemi yok! Mezhepçi kafa değişmedikçe bu ülke ileriye gidemez. Mezhepler Kuran'da yok diyorum, hepsi sonradan çıkartılmış ve İslam bu yüzden tahrif edilmiş diyorum lakin anlatamıyorum. Körfez ülkelerinde de durum farklı değil fakat onlar bizim gibi mezheplere, tarikat şeyhlerine vs. değil daha çok paraya tapıyorlar.
SilBiz rasyonel zemini tamamen kaybetmiş durumdayız. Dünyanın bütün ülkelerinde ülkenin kurucu değerlerine olan bağlılık ödüllendirilirken, bizde ihraç sebebi oluyor. Bir de anayasa değişsin istiyoruz. Fakat değişse ne olacak ki? Çünkü bu yönetim anlayışı devam ettiği sürece günün birinde değişen anayasa da uygulanmayabilecek. O zaman her gelen lider yazılı olmasa bile pratikte kendi anayasasını işletmiş olacak. Bu şekilde devlet yönetimi mi olur? Lakin bu şekilde olunca makam odasına 2. Abdülhamit'in resmi de asılır; günün birinde komünist bir bakan gelince o da komünist birisinin tablosunu asar. Çünkü devlet teamülü denen birşey yok; rasyonel zeminden tamamen kopmuşuz; romantizmin doruklarını yaşıyoruz.
2. Abdülhamit neyse, Erdoğan da aynısıymış. 2. Abdülhamit İslam Birliği'nin başıysa, Erdoğan da bugün için oymuş. Yahu siz nasıl bir hayal dünyasında yaşıyorsunuz? Laik olan bir devletin Cumhurbaşkanı nasıl İslam'ın başı olacak? İslam ülkelerinin liderlerine bunu söyleseniz, diplomatik olarak sizi dinlerler fakat arka kapıdan da size gülerler sadece. O kadar Müslüman kanı aktı İslam'ın başıysanız, bunu dilinizle değil ''elinizle'' neden engelleyemediniz derler.
Şunu artık anlayın. İnsanlara mezhepsel bir din dayatmaktan vazgeçin. Halkı dinle uyutmakla meşgul olacağınıza rasyonel zemine dönün ve emrolunduğunuz gibi adaleti gözetin. Mevzuat değişmeden mevcut kuralları uygulayın. Mevzuat değişirse de değişen kuralları uygularsınız. Bu, o kadar da zor olmasa gerek.
Eğer biz liyakati ideolojiye, bilimi romantizme, adaleti ise mezhepçi kaygılara feda etmeye devam edersek; sadece anayasayı değil, devlet olma ciddiyetini de kağıt üzerinde bırakmış oluruz. Oysa ihtiyacımız olan şey hamaset dolu tablolar değil; rasyonel bir akıl ve dosdoğru işleyen bir adalet mekanizmasıdır.
Amerika hepsinin kanını emiyor. Tek kurtuluşları güneşi iyi kullanıp dünyaya hidrojen satmak. Petrol ve gaz tükenince perişan olacaklar. Hac turizmi zor ayak tutar o da sadece suudi arabistanı
YanıtlaSilHer Devlet Gıda , Su ve Enerjiye muhtaçtır. Sadece enerjiye sahip olmak yetmeyebiliyor . Çeşitlenmiş ekonomiler dalgalanmalara karşı daha dirençli kalabiliyor.
YanıtlaSilEvet, tarımı ihmal etmenin acısını çektiğimiz için bunu en iyi biz biliyoruz.
SilGenç Arslan, İhtiyar Arslan ve Genç Sırtlanın, çöldeki Develere saldırısını izliyoruz.
YanıtlaSilAyı ve Panda çöle uygun değil.
Hocam güney asya gelir mi
YanıtlaSilYok Avrupa, Amerika bir de Türkiye'ye benzer ülkeler yapıp bitireceğim. Belki bir de Türkiye ve komşuları olabilir.
SilSayın Eğilmez, ABD büyük bir AHTAPOT gibi bütün bu saydığınız zengin Körfez Ülkelerini sarmış, sömürüyor. Esas karikatür çizilmesi gereken konu böyle olabilir.
YanıtlaSilSadece körfezi değil çok daha fazla ülkeyi.
SilMahfi üstat yazısında; ilgili ülkelere dışarıdan bir gözle bakıldığında homojen bir tablo gibi görünse de, bunun ardındaki yapısal ayrışmaların ve Makroekonomik kırılganlıkların olabileceğini güzel bir üslupla okuyucuya sunuyor.
YanıtlaSilGerçek ekonomik bağımsızlığın; “kaynakların bolluğu ve ihracının yanında, bu değerleri uzun bir süreçte < üretim/ finans/ teknoloji > senkronizesinde ve o kaynakları & alternatiflerini kıymetlendirip sürdürebilmekte “
olduğu yazının bütününden alınan bir kanaat olarak değerlendiriyorum.
Çok doğru bir özet-değerlendirme, teşekkür ederim.
SilKörfez ülkeleri Avrupa birliğine benzer kurumsal bir yapı kurabilse dünyada söz sahibi olabilirler ve bölgede barış açısından büyük bir kapı açılmış olur. Ama maalesef demokrasi olmayışı ve kurumların bağımsız olmayışı bunu engelliyor. Çok büyük fırsatları olduğunun farkında değiller.. Yazık..
YanıtlaSilSanırım bu durumu yalnızca demokrasi olmayışıyla açıklamak pek mümkün değil. Çin, Kore ve diğer bazı uzak doğu ülkeleri de bizim anladığımız anlamda demokrasiye sahip değiller. Ama yurttaşlarını zamanında batıya eğitim almaya göndererek yetiştirdiler. Onlar dönüp üniversitelerde kendi yurttaşlarını eğitip yetiştirdi. Buna karşılık körfez ülkeleri batıya eğitime ailenin fertlerini, prensleri yolladılar. Onların üniversitede hocalık yapması tabii ki söz konusu olmadı. Bu ülkeler yurttaşları eğitim alsın seçeneğini değil eğitim almasın seçeneğini tercih ettiler. Amaçları kurdukları düzenin devamını sağlamaktı. ABD'ye de bunun için boyun eğdiler.
SilSonuçta uzak doğu petrolü, doğal gazı olmadan müthiş bir çıkış yakalarken bunlar eldeki hazineyi tüketmekle meşgul oldular.
Japonlar Güney Koreliler de eğitime çok önem verdiler. Cocukları egitmekten başka bir amacı olmayan nesiller türedi. Güney Kore'de yılda 15 bin yani hergun 40 kişi intihar ediyor. Manevi boşlukta kıvranmanın faturası olsa gerek.
SilBizde ise intihar yok ama kadın cinayetleri ve çocuk tacizleri had safhada.
SilÇok güzel bölgesel analizler veriyorsunuz teşekkür ederiz. "Güney Amerika", "Orta Amerika", "Güneydoğu Asya&Avustralya&Yeni Zelanda", "G.Kore&Çin&Japonya" ve belki "gelişmekte olan Afrika" gibi bölgesel analizler de bizim için aydınlatıcı olacaktır. Tekrar teşekkürler.
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Devam edeceğim.
SilSayıdeğer hocam,
YanıtlaSilKörfez ülkelerinin yabancı işgücüne bağımlılığı,
bölgedeki özel sektörün "vatandaş istihdamını" artırma niyetlerini, küresel rekabet gücünü ve kısa vadede yabancı yatırımcılara sunduğu cazip koşulları nasıl etkiler.?
Bunu yapabilmeleri için farklı bir eğitim sistemi kurmaları gerekecek.
SilMahfi bey,
YanıtlaSilSiz ev ihtiyaçlarınız için günlük veya haftalık pazar ve market alış-verişinizi yapmaya bizzat kendiniz mi gidiyorsunuz? Fiyat değişimlerini kendiniz mi takip ediyorsunuz?
Yoğun çalışmanızdan ötürü; asistanlarınız mı sizin yerinize alış-veriş yapmaya gidiyor, ve fiyat değişimlerini onlar mı size rapor olarak sunuyor?
Yazılarımı, yazdıklarımı okumadığınız anlaşılıyor. Çünkü okumuş olsanız her hafta pazar ve çarşı alışverişine gittiğimi bilirdiniz. Öte yandan benim asistanım yok. Hiç bir zaman olmadı. Kendi işimi kendim yapar, kendi yazılarımı kendim yazarım. Bana rapor veren kimse olmadı hep ben rapor verdim.
SilBirleşik Arap Emirlikleri'nin çeşitlenme modelini diğer Körfez ülkeleri neden taklit edemiyor? Yapısal engeller neler?
YanıtlaSilMuhtemelen yapısal engellerden çok düşünsel engeller var.
SilPeki o düşünsel engeli aşmak için petrolün bitmesi mi gerekiyor?
SilBahreyn'in kamu borcu GSYH'nin %134'üne ulaşmış. Bu ülkede bir borç krizi çıkarsa Körfez'deki domino etkisi nasıl gelişir?
YanıtlaSilBüyük olasılıkla ertelemeler, indirimler yapılarak krize dönüşmesi engellenir. IMF bu durumlar için var.
SilRantiye devlet olmaktan kurtulmaları lazım. Suudi Arabistan bunun yollarını arıyor ama eğitime önem verir, hukuk devletini güçlendirir ve demokrasi getirirseniz yani rantiye devletten çıkışın yolunu yapmaya çalışırsanız bu seferde iktidarı kaybetme tehlikesi güçleniyor.
YanıtlaSilSayın Eğilmez tarih ile ilginiz malum.Benim sormak istediğim husus şu;her devirde milattan önce de sonra da büyük zengin ülkelerde yabancı işçi ihtiyacı ortaya çıkıyor ve bu ilk başta faydalı olurken bir müddet sonra (tarihte 50-100 yıl kısa süre sayılabilir) o ülkenin çökmesine dagılmasına hatta tarihe karışmasına yol açıyor ister kavimler göçü ister yabancı işçi akını olsun her durumda sonu bu şekilde bitiyor
YanıtlaSilKörfez ülkelerinde de gelecekte bu demografik yapı ile risk mevcut gibi duruyor ve malum tarih tekerrürden ibarettir tabii bu arada bu durumun ülkemiz bekası için de geçerli olabileceğini düşünmek gerekir ama henüz büyük sorunlar listemize girmemiş görünüyor
Saygılar ,Esenlikler dilerim
Paylaşımınız için teşekkür ederim. Sevgiler
Silkörfez bölgesi ıslak termometre tehlikesine en yakın bölgelerden biri 2026 yazında sera iklimi nedeniyle 2 derece santigratdan fazla ortalama ısı artışı bekleniyor insan hayatı konforu için aşırı enerji kullanıcaklar iklimlendirme için ama aşırı sıcaklık enerji sistemlerinin verimini çok azaltıp çökertebilir.
YanıtlaSilBu sadece enerji ve para fakiri Turkiye gibi ulkeler icin gecerli. Kuveyt halihazirda 50-55 derece sicakliklara ulasiyor, elektrik altyapisi yillardan beri buna gore sekilleniyor. 2 derece daha artmasi zaten yuksek olan tuketimi katlamaz ama Turkiyede herkes klima almaya kalip, sicaklik 40 derece gordugunde calistirirsa, Elektrik sebekesi ne kadar dayanir ayri bir soru.
SilAyrica, Turkiyede 40 derecede eriyen asfalt neden Korfezde ve sicak diger yerlerde erimiyor bir bakmak lazim..
Yazınız için teşekkür ederi.
YanıtlaSil👍
Silosmanli bu bolgeleri kaybetmese ne olurdu? ataturkun bu degisimdeki rolu nedir?
YanıtlaSil