Macaristan'da Ne Oldu?

Macaristan’da yapılan seçimler, yalnızca bir hükümeti değil, 16 yıllık bir siyasal düzeni sona erdirdi. Viktor Orbán ve Fidesz iktidarı kaybederken, seçmenler yönünü Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’ne çevirdi.

Bu sonuç, basit bir iktidar değişiminin ötesinde Orbanizm olarak anılan illiberal demokrasi modelinin terk edilmesi anlamı da taşıyor.

2000’lerde yaşanan ekonomik kriz ve yolsuzluk skandalları, iktidardaki Macar Sosyalist Partisi’ne olan güveni sarsınca Viktor Orbán’ın partisi Fidesz 2010 seçimlerinde büyük çoğunluk kazandı. Orbán iktidara gelince seçim sistemini baştan aşağıya değiştirdi. Medya üzerinde doğrudan veya dolaylı kontrol arttı hatta bunlar giderek baskıya dönüştü. Devlet kurumları, Fidesz’e yakın isimlerle dolduruldu.

Orbán’ın halktan aldığı geniş desteğin birçok nedeni var: Göç karşıtlığı, ulusal egemenlik tezi ve Avrupa Birliği’ne (AB) karşı daha bağımsız politika izlemesi, geleneksel değerler ve muhafazakârlığa ağırlık vermesi. Bunların yanı sıra ailelere yönelik teşviklerin artırılması, enerji fiyatlarını düşürücü politikalar izlenmesi, görece istikrarlı ekonomik büyüme sağlanmış olması da etkili oldu. Orbán bu politikalarla özellikle kırsal kesimde güçlü destek sağladı.

Ülkedeki birçok büyük medya kuruluşu hükümete yakın hale geldi. Medyanın hükümet yandaşı konuma gelmesi seçim kampanyalarında Fidesz’e büyük avantaj sağladı.

Kısaca Orbán, siyasal sistemi, medya yapısını ve kamu söylemini kendi lehine şekillendirerek seçim başarılarını kalıcı hâle getirdi.

Orbán’ın inşa ettiği model, kısa vadede siyasal istikrar sağladı; ancak uzun vadede ciddi maliyetler üretti. Avrupa Birliği ile gerilen ilişkiler nedeniyle fonların dondurulması, Macaristan ekonomisinin önemli bir dış kaynaktan mahrum kalmasına yol açtı. Aynı dönemde, kamu ihaleleri ve devlet bağlantıları üzerinden büyüyen bir iş çevresi oluştu; ekonomide rekabetten çok sadakatin belirleyici olduğu bir yapı öne çıktı.

Ekonomik verilere bakıldığında tablo çelişkilerle dolu görünüyor (kaynak; IMF, WEO Database ve www.tradingeconomics.com):

Macar Forinti’nin özellikle son yıllarda baskılanması, dolar cinsinden GSYH’yi olduğundan daha yüksek gösteren bir etki yarattı. Kişi başına gelir artışında ise nüfusun azalmasının da önemli etkisi oldu. Macaristan’ın toplam geliri artmış olsa da bu artış güçlü ve sürdürülebilir bir büyümeye dayanmıyor. Ekonomi uzun süre düşük büyüme patikasında seyretti; yüksek enflasyon ve zayıf para birimi bu görünümü gölgeledi.

Orbán döneminin en belirgin başarılarından biri işsizliğin düşürülmesi oldu. Nitekim bu durum, iktidarın uzun süre ayakta kalmasının temel dayanaklarından birini oluşturdu. Buna karşılık kamu maliyesi tarafında sorunlar devam etti: bütçe açıkları yüksek seyretti, kamu borcu ise gerilese bile hâlâ yüksek bir düzeyde kaldı. Cari denge görece dengeli olsa da bu tablo, ekonominin genel kırılganlığını ortadan kaldırmaya yetmedi.

Ekonomi dışı alanlarda durum ekonomiye göre çok daha kötüye gitti. Aşağıdaki tablo Macaristan’ın başlıca sosyal/siyasal göstergelerde dünya sıralamasındaki yerini yıllar itibarıyla sergiliyor:

Veriler, bu dört önemli alanda Orbán’ın iktidarda bulunduğu sürede Macaristan’ın nasıl hızla zemin kaybettiğini açıkça gösteriyor. Macaristan, AB üyesi olmasına karşın hibrit rejimli (seçimli otokrasi) olarak nitelendirilen ülkeler arasına girdi ve özgür olmayan ülke olarak nitelendirilir oldu.

Yeni Başbakan Péter Magyar, işte böyle bir tabloyu devralıyor. Seçim kampanyasında hem ekonomik sorunları hem de kurumsal aşınmayı hedef aldı. Avrupa Birliği ile ilişkileri onarma, dondurulmuş fonları geri kazanma, yolsuzlukla mücadele ve hukuk devletini yeniden tesis etme vaatleri, seçmenin değişim talebiyle örtüşmüş görünüyor. Magyar, bütün bunların yanı sıra altyapı yatırımlarını artırma ve ülkeyi yeniden Batı ittifakına yaklaştırma sözü verdi. En çarpıcı taahhüdü ise yolsuzluğa bulaşarak servet elde etmiş olan iktidar yandaşlarından bu şekilde elde ettikleri servetleri son kuruşuna kadar geri almak oldu. Yani devr-i sabık yaratmaktan kaçınmayacağını açık açık ortaya koydu.  

Magyar’ın bu sözleri ve taahhütleri yalnızca ekonomideki bozulmadan değil aynı zamanda adalet duygularının yıpranmasından şikâyetçi olan seçmende yankı bulduğu için seçimleri ciddi bir farkla kazandı.

Ne var ki seçim kazanmakla yönetmek aynı şey değil.

Magyar’ın önündeki en büyük sınav, 16 yıl boyunca devletin hemen her kademesine yerleşmiş olan eski iktidar ağlarını dönüştürmek olacak. Hukukun üstünlüğünü sağlamak, kurumları yeniden bağımsız hale getirmek için yalnızca siyasi irade yeterli değil. Zaman ve toplumsal destek de gerekiyor.

Macaristan seçimini yaptı. Şimdi asıl soru şu: Yeni yönetim, sadece iktidarı değil, sistemi de değiştirebilecek mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Macaristan’ın değil, benzer siyasal modellerle yönetilen ülkelerin de geleceğine ışık tutacak. 


Yorumlar

  1. Arjantinin son durumunu bilmiyorumda. Yapamayacağı sözler verip iktidara gelmektense iktidar hiç değişmesin daha iyi. Siyasiler biraz dürüst olsun birçok şey değişir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arjantin'de enflasyon % 30'lara geldi ve orada kaldı. Aşağıya gitmiyor.

      Sil
    2. Dünyada ki enflasyonun artmasıyla bağlantılı diye düşünüyorum hocam.

      Sil
    3. Orbán döneminin en belirgin başarılarından biri işsizliğin düşürülmesi oldu tespitinizin ana nedeni işsizlerin ülkeyi terkmiş olması ihtimalinden kaynaklanıyor olabilir mi hocam ?

      Sil
    4. Çok önemli katkısı var.

      Sil
    5. Yazdıktan sonra baktim. Ekim ayından bu yana %30. Yıllar önce fransada macron'u hatırlıyorum umut olarak geldi bir dönem sonra protesto edilmeye başlandı. Takdir ettigim iki lider merkel zirvede bıraktı digeride arjantin lideri herşeye rağmen acı reçeteyi uyguladı

      Sil
    6. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, enflasyondaki düşüşü kendi politikalarına bağlıyor. Geçen ay Wall Street’te yatırımcılara yaptığı sunumda kamu harcamalarında uyguladığı “testere” yaklaşımını enflasyona karşı bir zafer olarak anlattı.

      Oysa Milei, talebi keskin biçimde düşürerek enflasyon sorununu çözmedi. Sadece denklemin bazı parçalarını ortadan kaldırdı: Halkı ekonomiye katılamayacak kadar yoksullaştırdı.

      Buna ek olarak kitlesel işsizlik korkusu, çalışanların ekonomiden aldıkları payın giderek küçülmesini kabullenmelerine yol açıyor. Düşük ücretler, fiyatların yukarı yönlü hareketini sınırlayan bir başka unsur haline geliyor.

      Dolayısıyla enflasyondaki bu “sözde” başarı, aslında düşük ücretlerin ve düşük yaşam standartlarının kurumsallaşması anlamına geliyor.

      Hükümet 2026 için yüzde 4 büyüme öngörüsünü öne çıkarıyor. Ancak bu büyüme, tarım, madencilik ve lityum gibi sınırlı istihdam yaratan sektörlerde yoğunlaşıyor. Ortalama şehirli çalışan için ekonomi toparlanmış değil; sadece daha düşük bir yaşam standardında dengelenmiş durumda görünüyor.

      Buna rağmen Milei’nin “mucizesi” ihraç edilmeye çalışılıyor. ABD’de Trump’ın önerdiği radikal mali kesintilerden, Macaristan’da Orbán’ın politikalarına ve İspanya’daki Vox partisinin söylemlerine kadar birçok örnekte Milei modeli bir yol haritası olarak sunuluyor.

      Oysa bazılarına zafer gibi görünen bu tablo, gerçekte derinleşen bir sosyal krize işaret ediyor. Milei’nin Arjantin’i bir model değil; enflasyonla mücadelenin, hastalığın kendisinden daha yıkıcı hale geldiği durumlara dair bir uyarı.

      Bunun sonucunda ikiye bölünmüş bir ekonomi ortaya çıkıyor: Bir yanda küresel piyasalara entegre, büyüyen madencilik ve tarım sektörü; diğer yanda ise geçim mücadelesi veren milyonlarca insanın yaşadığı geniş bir kentsel çöküş alanı.

      Sil
  2. Hocam nüfus azaldıkça gelir artıyor,bizde bu modeli izliyoruz,misal İstanbul nüfusu 10 senedir 16 milyonu geçemiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet 2022'de zirve yaptıktan sonra hafif gerileme görülüyor İstanbul nüfusunda.

      Sil
    2. Ancak burayı daha detaylı incelemek gerekiyor. İstanbul'dan taşınanların veya gidenlerin sebebi genelde hayat pahalılığı veya deprem endişesi oluyor. Reel anlamda baktığımızda pek bir gelir artışından da söz edemeyiz zaten. Bizde açık bir şekilde bölüşüm sorunu var. Bir grubun geliri artarken geniş kesimlerin azalıyor.

      Sil
    3. Çok doğru, orta sınıfı oluşturanların önemli bir bölümü bir alt gruba indi.

      Sil
    4. Nüfus artmıyorsa 10 yıldır üretilen yüzbinlerce dairede kim oturuyor acaba?

      Sil
    5. nüfüs sayımında tc vatandaşlarını sayıyorlar.

      Sil
    6. Orta sınıf alt gruba mı inmiş yoksa alt gruptan milyonlarca kişi orta sınıfa mı geçmiş. .

      Sil
  3. Üstat merhaba,

    Bu kadar yıldır Avrupa Birliğinde olmasına rağmen hâlâ kendi para birimini kullanıyor olması Orban’ın daha fazla iktidarda kalmasını sağlamaya yardım mı etti, yoksa EUR’ya geç(&ebil)miş olsaydı acaba durum daha farklı olur muydu diye merak ettim.
    Görüşünüzü paylaşırsanız sevinirim.

    İyi bir pazar diliyorum.

    Çok selam ve sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Macarların Forint kullanması, euroya geçmemesi, bizdeki gibi kuru baskılama olanağı yarattı ve GSYH ve kişi başına gelirin olduğundan yüksek görünmesine yol açarak gerçek dışı algı yaratılmasına katkıda bulundu. Orban ve Fidesz bunu hep başarı olarak kullandı.

      Sil
  4. Kaleminize sağlık sayın hocam. Bütün bu ekonomik gerekçelerin yanında Magyar'ın Avrupa Parlamentosunda vekil olması nedeniyle anketlerde Orban'ı geçtiği görüldüğü zaman bile tutuklanmamış olması da seçimi kazanmasını sağlamıştır.

    YanıtlaSil
  5. Üstat tekrar merhaba,

    “Trump’ın manipülasyon çabaları” başlıklı yazınıza gönderdiğim “ Popülist liderlik çağının sonu;” başlıklı yorumu mu hatırladım.
    Umarım, arkası gelecek.

    Çok selam ve sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakalım, göreceğiz ne olacağını Cafer Bey.

      Sil
  6. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  7. Hocam, yeni seçilen Magyar ın da uzun yıllar Orban ile çalışmış, hemen hemen aynı çizgi de olduğu (Ukrayna konusu hariç) yazılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada iki mesele var: Orban ile çalıştığı için onun hatalarını, yanlışlarını görmüş olabilir ve bu ona avantaj sağlar. Buna karşılık tersi de olabilir yani Magyar da yeni bir Orban olabilir ki o zaman hem Macaristan hem Avrupa hem de dünya kaybeder. Bakalım ne tarafa evrilecek?

      Sil
  8. Hocam, yazınız için teşekkürler. Magyar'ın seçilmesinde AB parlementosu üyesi olması etken oldu mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım şöyle etken oldu: Orban, AB Parlamentosu üyesi olduğu için Magyar'ın önünü kesemedi.

      Sil
  9. Macaristanda anketlerde Orban'ı geçtiği görüldüğü zaman bile tutuklanması Magyar’ın bugünkü başarısının temelidir diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Tutuklanmaması" bügünkü başarısının temelidir! Kesinlikle ;)

      Sil
  10. Sayın hocam son yıllarda benzer şekilde yönetilen ve bize aşina başka hangi ülkelerden söz edebiliriz? Asya ve Avrupa arasında köprü görevi gören bir ülke vardı, ismi dilinin ucunda…

    YanıtlaSil
  11. Hocam siyasi vaatler malum. Ne kadar tutulur emin degilim. Kendisi Orban iktidarina cok yakindi hatta esi eski adalet bakaniydi. Ayriliklari skandal ve ifsa doluydu. Simdi bu gecmisten gelen birinin ne kadar yolsuzlukla mucadele ve restore eder acikcasi kusku ile bakilmasi gerekir diye dusunuyorum. Umarim degistirir, belki kotunun iyisi olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şey mümkün tabii ama en azından Macar halkı tercihini değiştirdi. Bu önemli.

      Sil
  12. Macaristan otoriter popülizmle yönetiliyordu. Macaristan'ı okurken Türkiye'nin küçük bir özetini okumuş gibi hissettim. Liyakatin yerini sadakatin alması, kurumların bağımsızlığını yitirmesi, medyanın ele geçirilmesi; özellikle devlet kanalının iktidar kanalına dönüştürülmesi, göstergelerin yanıltıcı olması ve algı oyunlarıyla halkın kandırılması vs. Fakat en azından Orban, Putin gibi rakiplerini ortadan kaldırmamış. Medya yoluyla Magyar'a yıllarca ambargo uygulayıp onun ayağını kaydırmak istemiş olsa da en azından onu tutuklatmamış. Bizde ise tüm bu işler adeta kör parmağım gözüne dercesine yapılıyor.

    Türkiye çok daha berbat durumda. Hukukun üstünlüğü endeksinde Macaristan 60. sıradayken biz 124. sıradayız. Demokrasi endeksinde Macaristan 60'ta iken, biz 103'teyiz. Yolsuzluk Algı Endeksinde Macaristan 85. iken biz 124.'yüz. Basın Özgürlüğü'nde ise Macaristan 85. sıradayken, biz 159. sıradayız. Hatta Dünya Özgürlük Raporu'nda ''özgür olmayan ülkeler'' kategorisindeyiz ve son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği 10 ülke arasında gösteriliyoruz. Enflasyonda ise açık ara Avrupa 1.'siyiz. Çünkü en yakın rakibimiz Romanya'nın enflasyonu %9,3. Dünyada ise en yüksek enflasyona sahip ilk 5 ülke içinde bulunuyoruz.

    Macaristan halkı bu düzene ''yeter'' dedi ve 2026 seçimlerinde Magyar öncülüğünde demokratik bir dönüşümün kapısını araladı. Macaristan örneği bize gösteriyor ki; medya kuşatılmış, yargı siyasallaşmış ve ekonomi rasyonellikten kopmuş olsa bile, toplumun ''gerçek'' olana duyduğu açlık bir noktada tüm propaganda duvarlarını yıkabiliyor.
    Macaristan, otoriter popülizmin labirentinden çıkış yolunu buldu. Şimdi asıl soru şu: Verilerle, endekslerle ve hayatın her alanındaki ''kör parmağım gözüne'' uygulamalarla bu kadar açık bir tabloyla karşı karşıya olan Türkiye, kendi liyakatini, hukukunu ve özgürlüğünü ne zaman o sandığın içinden çıkaracak? Macaristan'da sönen bu baskı rüzgarı, belki de benzer kaderi paylaşan diğer coğrafyalar için sadece bir başlangıçtır. Çünkü günün sonunda hiçbir algı oyunu, mutfaktaki yangını ve adalete duyulan susuzluğu sonsuza dek gizlemeye yetmiyor. Zira tarih bize göstermiştir ki hiçbir kurgu, gerçeğin çıplaklığı karşısında ebedi değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Rasyonellikten kopmuş bir toplumun tekrar rasyonelliğe dönüşü de kolay olmayacak tabii.

      Sil
  13. hüseyin Uygun20 Nisan 2026 07:25

    Macaristan başkanı yeni dünya düzeninde ABD ve İsrail ile hareket ederken. Bir yandan da ticari yönden Çin’e el salladı. BYD hemen Macaristanda bir fabrika inşaa etti. Fakat BYD burada ki Çinli işçilere kötü davranıyor ve şirket karanlık krediler alıyor veriyor. Bu AB birliğini olumsuz etkiledi..aynı zamanda Macaristan halkında da soru işaretleri oluşturdu. AB nin Macaristan müdahalesi seçimi degistirdi. Çin’i Macaristan'da yeni zorlu günler bekliyor. Biz de AB yanaşmaya çalışıyoruz. Benim korkum AB ve Çin’in sınır hattı olup her iki tarafında at koşturduğu bir ülke olarak konumlanmamız.En kötü senaryo bu bana göre..

    YanıtlaSil
  14. Mahfi bey, Macaristan örneği gerek ekonomi gerekse siyasi açıdan çarpıcı bir örnek olmuş, popülizm her zaman işe yaramış gibi, 15 yıl iktidarda kalmak bir nasil yetiştirecek zaman dilimi nereden baksan, demokrasi, sorgulayan, irdeleyen, karar veren bireyler rejimidir, futbol fanatikliği gibi siyasi parti tutmak doğru değil, teşekkür ederim,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Aslına bakarsanız futbolda da ya da başka alanlarda fanatiklik doğru bir şey değil. Fanatiklik gerçeği görmenin önündeki en büyük engeldir.

      Sil
  15. Beyin göçü arttıkça nüfus azalacak ve işsizlik de azalacak . Önümüzdeki 5-15 yılda bunu göreceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) bu gidişle biz 15 yılı görmeyiz. 2) yapay zeka nedeniyle bizdeki fabrikalar kapanır amerika avrupada fabrikalar açılır. 3) tüik olduktan sonra işsizlik garanti azalır.

      Sil
  16. Viktor Orban da popülist bir liderdi. Şimdi bizdeki populizm sakıncalarını biliyoruz secim öncesinde çaycıya, çöpçüye, temizlik görevlisine, egitimsiz kamu işçisine zam yaptılar ve ek ödemelerle kamu kurumlarındaki eğitimli personelden fazla ücret almaya başladılar. Mesela partililerin çocuklarını hak etmedikleri işlere sokmakla kalmadılar , makam mevki verdiler. Mesela şimdi de esnafların yüzde 90'ı iktidarı oluşturan büyük ve küçük ortağa üye diye anayasaya aykırı bir şekilde "sadece" bağkur emeklilerine yani esnaf emeklilerine ötvsiz otomobil alma hakkı getiriyorlar popülist bir şekilde. Macaristanda her ne kadar Victor Populist ve baskıcı bir lider olsa da sonuçta AB üyesi olan Macaristan'da kolluk gücünün ve adalet sisteminin dolayısıyla da seçim sisteminin etkin bir denetimi var ve popülizm artık insanları mutlu etmeyince , popülizm ile her alanda adil rekabeti engelleyen kaynakların niteliksiz çoğunluğa dağıtımı için kaynaklar tükenince, değer üreten nitelikliler küstürülünce iktidar değişti. Popülizm aslında ülkeyi yönetenlerin tekrar seçilebilmesi icin çoğunlukla ülke ve millet menfaatlerine yanlış işler yapmalarına sebep veriyor mesela eğitimsizlerin maaşlarının arttırılması, teknisyenlere mühendislik tamamlama çıkarılması, imar affı, ötvsiz araç, kredi kartı ve borçların silinmesi, 3600 ek göstergenin tüm personele verilmesi gibi zararlı uygulamalar hep popülizm ve iktidarda daha çok kalmak için yapılıyor. Bu sebeple mesela tüm demokratik yönetilen ülkelerde, ülke menfaatleri için en doğru işlerin yapıldığı dönemler başbakanın veya devlet başkanın 2.,(ikinci) yani bir daha seçilme ihtimalinin anayasal, yasal olarak mümkün olmadığı dönemlerdir. Bir daha seçilme ihtimalinin olmadığını bilen lider artık popülizm ile ülkeye zarar verecek akıl ve mantık dışı uygulamalara izin vermez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasetçinin ikinci kez seçilmesi yasaklanmadığı sürece popülizm her zaman devrede olacaktır.

      Sil
    2. Tecrübesiz acemilerle mi ülkeler idare edilecek?

      Sil
    3. Tecrübeli Orban'la, tecrübeli Trump'la idare edildiğinde ne olduğunu gördük. Tecrübe, bürokraside olur. Onu yok etmemişseniz onlar tecrübesiz siyasetçiye gereğini öğretirler.

      Sil
    4. Hocam yukarıdaki adsız 15:01 yorumu yazan adsız değil . 10:52'de yorumu yazan adsız benim.Evet dediğiniz doğru siyasetçi bir defa gelecek iyi şeyler yapıp tarihe geçecek ama işte ilk defa da iyi şeyler yapıp ikinci defa seçilen lidere genelde 2.defa şansı veriliyor tüm ülkelerde daha deneyimli olarak ne yapacak diye. Eğer ikinci defa seçilme şansı olmazsa bu defa da ilk gelmesinde kaynakları partisine transfer etme ihtimali var diye mi 2.defa seçilme ihtimali koymuşlar genelde ülkelerde acaba?

      Sil
    5. İkisinin de sakıncaları var. Ama bu iş bir şekilde sınırlandırılmazsa babadan oğula geçen bir sistem haline dönüşüyor.

      Sil
  17. Sayın hocam, Weber'in kültür argümanına katılıyor musunuz? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak evet. Kültür ve ekonomi arasında karşılıklı etkileşim olduğu tezi bence Marxist tezden daha güçlü.

      Sil
  18. Rasyonellikten kopup da tekrar rasyonel olabilen aynı zamanda eğitim oranı düşük olan kaç ülke var?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bildiğim tek örnek rasyonellikten kopmuş bulunan Osmanlı İmparatorluğu yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk devrimleriyle rasyonelliğe ve bilime dönmüştü.

      Sil
  19. kaleminize sağlık hocam… kısa ama hayli anlaşılır bir metin… gözümden kaçan bir iki detayı okumak değerliydi…

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası