Nasreddin Hoca ve Kapitalizm
Kapitalizmin dayandığı temel paradır.
Bu cümle ilk bakışta basit, hatta
biraz indirgemeci görünebilir. Oysa derinlemesine düşündüğümüzde, modern
dünyanın işleyişini anlamak için oldukça güçlü bir anahtar sunar. İlginç olan
ise, bu özlü tespitin izlerini yüzyıllar öncesine, henüz kapitalizmin adı bile
yokken anlatılan bir halk hikâyesinde bulabilmemizdir.
Nasreddin Hoca’nın “parayı veren
düdüğü çalar” hikâyesi tam da bu noktada karşımıza çıkar. 13. yüzyıl
Anadolu’sunda geçtiği varsayılan bu öykü, yüzeyde çocuklara verilen “karşılıksız
beklentiye girilmez” dersi gibidir. Ancak biraz daha dikkatli bakıldığında, bu
kısa öykü bir zihniyet biçimini, bir değer sistemini ve hatta ekonomik
düzeninin mantığını içinde barındırır.
Hoca pazara giderken çocuklar çevresini
sarar. Hepsi ondan düdük ister, ama sadece biri bunun için gereken parayı
verir. Hoca döndüğünde düdüğü yalnızca para verene verir ve diğerlerinin
itirazı üzerine o ünlü cümleyi kurar: “Parayı veren düdüğü çalar.”
Bu söz, aslında ekonomik sistemin
özünü oluşturan değer değişimi ilkesini özetler : Ekonomide bir mal ya da
hizmet, ancak karşılığı ödendiğinde erişilebilir olur. İhtiyaç, arzu ya da
haklılık tek başına yeterli değildir; belirleyici olan ödeme gücüdür.
Nasreddin Hoca’nın yaşadığı
dönemde kapitalist bir sistem henüz yoktu. Ekonomik yapı büyük ölçüde tarım ve
hayvancılığa dayanıyor, üretim yerel ve sınırlı kalıyordu. Ticaret elbette
vardı, ancak bugünkü anlamda piyasa ekonomisinden, rekabetten ya da sermaye
birikiminden söz etmek mümkün değildi. Avrupa’da feodal düzen egemenken,
Anadolu’da da benzer şekilde daha kapalı, geleneksel bir yapı söz konusuydu.
Paradan ziyade takas yöntemi geçerliydi.
Tam da bu yüzden bu öykü dikkat
çekicidir. Çünkü kapitalizmin kurumsallaşmasından çok önce, onun temel
mantığını özetleyen bir düşünce biçimi Nasreddin Hoca öyküsünde yer bulmuştur.
Bu durum bize şunu düşündürür: Kapitalizm yalnızca bir ekonomik sistem değil,
aynı zamanda insan doğasının belirli yönleriyle uyumlu bir davranış kalıbıdır.
“Parayı veren düdüğü çalar” sözü,
bir yandan adaletli gibi görünür. Sonuçta karşılık ödeyenin bir hak elde etmesi
makuldür. Ancak diğer yandan bu yaklaşım, parası olmayanı sistemin dışında bırakır.
Öyküdeki diğer çocuklar da en az para veren kadar düdük istemektedir, fakat
onların arzusu bir anlam ifade etmez. Çünkü sistemin ölçüsü ihtiyaç değil,
ödeme gücüdür.
Modern dünyada da durum çok
farklı değildir. Eğitimden sağlığa, kültürden teknolojiye kadar pek çok alanda
erişim, büyük ölçüde ekonomik imkânlara bağlıdır. Bu da bizi ekonomik sistemin
daha doğrusu günümüz ekonomik sistemi olan kapitalizmin ne kadar adaletli
olduğu tartışmasına götürür.
Nasreddin Hoca’nın öyküsü bu
soruya doğrudan cevap vermez. Ama bize düşünmek için güçlü bir metafor sunar. Burada
asıl mesele düdüğü kimin çaldığı değil, düdüğün neden yalnızca parası olanlarca
erişilebilir olduğu meselesidir. Düdük sembolünün yerine sağlığı, eğitimi, beslenmeyi,
barınmayı vb. koyarsanız konu gelir dağılımına kadar gelir.
Sonuçta, yüzyıllar öncesinden
gelen bu kısa öykü, yüzyıllar da geçse, sistemler de değişse ekonominin temel
dinamiklerinin pek değişmediğini gösteriyor.
Kaleminize sağlık
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
Silİnsanlık varolduğundan beri ticaret vardır. Sonradan icat edilmiş bir şey değil.
Silİnsanlık yerleşik hayata geçip tarımsal faaliyete başlaması büyük bir kırılım noktasıdır. Zira göçebe veya avcı toplayıcı dönemde ticaretten vede buna bağlı para dan bahsetmek pekte mümkün değildir. İnsanlar ilkel küçük topluluklar halinde hareket etmektedir. Dolayısıyla insanlık var olduğundan bu yana ticaret vardı demek doğru olmaz.
SilNasreddin Hoca'nın bir torunu olarak, kapitalizm ilişkisi çok hoş. "kazan doğurdu" fıkrasında da günümüzde mülkiyet hakkına "çökme" İzlerini buluruz. "ye kürküm ye" hikayesinin ise günümüze yansıyan acı örneklerini maalesef görüyoruz.
YanıtlaSilHocanın memleketi Akşehir'dn selamlar
Gerçekten de her bir öyküsünde günümüz için inanılmaz dersler var. Paylaştığınız için teşekkürler.
SilSaygıdeğer hocam ben naçizane Nasreddin hocanın tâ altı yaşımdan beri hayranıyım. Bu yaşımda bile (69) hâlen onun hikayelerinin bir kısmı ezberimdedir. Zamanla Türk milletinin kültür sahasında yetiştirdiği en büyük iki kişiden birinin Nasreddin Hoca olduğunu düşünürüm. Bana göre diğeri de elbette Yunus Emre’dir.
SilHoca ile ilgili en önemli derleme de bence Prof. Dr. Pertev Nâili Bpratav’ın aynı adı taşıyan ederidir.
Sizin bu yaklaşımınızı görünce yazmadan edemedim. Umarım başınızı ağrıtmamışımdır.
Sağlıcakla ve esenlik içinde kalınız hocam.
Saygılarımla.
Mahfi Hocam, yine farklı güzel bir yazı olmuş. Yazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏🏼
SilEmeğinize sağlık Hocam…
YanıtlaSilYazıyı okuyunca aklıma bir soru düştü.(zihin ampülümü siz yaktınız:)
İnsan aklının ve bilgi teknolojilerinin geldiği noktayı düşünerek,para temelli kapitalist sisteme alternatif olacak bir ödeme,değişim veya takas sistemi geliştirilebilir mi?
Daha adil ve kölelik yaratmayacak bir sistem.
Sizce mümkün mü? Saygılarımla.
Kapitalizmin kötü yanı faize dayalı olması. Sizin alternatif dediğinizi Komünizm yapmaya çalıştı herkesi eşit fakir haline getirdi.. Sistemi faizsiz yürütüp serbest piyasada üretimi artırmaya çalışacaksın. Üretim artmazsa masa başı veya sokakta atılan sloganlarla refah artmaz.
SilKötü olan faiz değil enflasyondur. Enflasyon % 2 faiz de 2,5 olsa hiçbir sorun olmaz.
SilEkonomik kriz çıktığında faiz zincirleme reaksiyon yapar ve ekonomi üzerinde büyük tahribat yaratır..Sistem faizsiz olursa reaksiyon ve tahribat sınırlı kalır.
SilFaizi şu şartlarda nasıl sıfırladığınızı anlamış değilim. Daha önce denendi etkisi hala sürüyorken sizin faizsiz dediğiniz sistem sadece basit bir temenniden öteye geçmiyor maalesef.
SilSoruda kastedilen farklı bir şeydi.Verilen cevaplar ya da sorunlar(enflasyon,faiz),sadece kapitalist sistemin işleyişi ile ilgili…
SilTekrar edeyim;
Para temelli kapitalist sistemin bir alternatifi yok mudur?Olamaz mı?
Daha adil bir ödeme,değişim veya takas sistemi olamaz mi?
Olursa nasıl olabilir?
Bunları tartışmak istemiştim,parayı tartışmak istemiştim.İnsanoğlu binlerce yıldır para kullanıyor.Bu para hangi ihtiyaca cevap vermek için icad edildi?İşe yaradı mı,yaramadı mı?Peki bugün o para,aynı para mı?Yüzyıllar içinde başka fonksiyonlar kazandı mı?Hangi fonksiyonlar?Para temelli kapitalist sistemi ortaya çıkaran asıl sebep bu fonksiyonlar mıydı?Peki iyi mi oldu?Olmadıysa neden?Yanlış nerede yapıldı?Düzeltilebilir mi? vb. sorular üzerinden bir tartışma yapmak istemiştim.
Saygılarımla.
Para temelli kapitalist sistemin bilinen tek alternatifi takas (barter) sistemidir. Bu sistem bir sistem olmadığı ve sorunları çözemediği için parasal ekonomi gelişmiştir. Parayı ortadan kaldıracak bir sistem yine para benzeri bir araç ortaya koymak zorundadır.
SilPara başlangıçta yalnızca değişime aracılık etmek için çıkmıştır. Hemen sonrasında birikim aracı işlevini de üstlenmiştir. Ayrıca değer ölçüsü işlevi olma özelliğine de kavuşmuştur. Bu üç işlevi bir arada görebilen bir şey paranın yeni alabilir. Kripto pra mesela para diye anılsa da para değildir. Çünkü paranın üç işlevinden yalnızca birisini biriktirme işlevini görmektedir. Hiç kimse bu saat kaça denildiğinde 5 birim kripto para demiyor. Ya da bir markette bir tavul aldığında şu kadar kripto para diye ödeme yapmıyor. İleride yapabilir mi? Olabilir ama bugün bu işlevlere sahip olmadığı için paranın yerini alamıyor. Yapay zeka yeni bir dünyanın kapısını açıyor, bakalım onunla birlikte bu düzen değişecek öi?
Parayı da tezgaha koyup onu da mal gibi satmak asla ticaret değildir. Biz ticaretin yanındayız. Faiz başka ticaret başka. Gelişmiş ekonomilerde de 10 yılda bir kriz çıkıyor ve bu kriz faiz yüzünden daha sancılı geçiyor.
SilSizin sosyalist olduğunuzu düşünmeye başladım sayın hocam :-) ama bu sizin mantık bana göre yanlıştır. Bütün çocuklar düdük istiyor ama BEDAVA ya istiyordu, ben o Nasrettin Hoca hikayesinden hep şu dersi çıkarmışımdır. Hiç bir şey bedava değildir. Siz o paranın yerine, emekte koyabilirsiniz, çaba da koyabilirsiniz eğer tersten bakarsanız. Hiç bir şey sırf onlarda istiyor diye onlarında hakkı demek değildir. Bedelini ödeyenin hakkıdır. En çok isteyen değil bedelini ödeyen alır.
SilBenim ikizlerin okulunun karşısında duvara yazmışlar " deprem sarsar kapitalizm öldürür" erkek olan belirli zamanlarda onu okuyor soruyor hep ne demek diye? Ben de sizin her gördüğünüzü istemeniz diyorum. Nasıl öldürüyor Peki diyor beni öldürüyor diyorum. Şimdilik size zararı yok!
YanıtlaSilÖldüren kapitalizm değil ihmaldir.
SilPAPA Başkanlığa adaylığını koyabilir mi ben de bilmiyorum ama Vatikan’a Büyükelçi olabilmek için mutlak olarak PAPA’nın onayının alınması gerektiğini biliyorum. Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi şu an kimmiş bir balın, ne demek istediğimi anlarsınız…
SilHocam, Papa, ABD başkanlığına aday olabilir mi?
YanıtlaSilBilmem.
SilMahfi bey, ders çıkarılacak yazılarınız için teşekkür ederim, parayı veren düdüğü çalar deyimi çok naif kaldı, günümüzün gerçeği altını olan kuralı koyar deyimine evrildi, selamlar,
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilMahfi bey, 60 lı yılların başında köyde, bakkal yoktu, at arabası ile köye satıcı gelirdi, arpa ve yumurta takası ile rahmetli dedem kendisine filtresiz üçüncü sigarası torunu banada kırık leblebi alırdı, arada bir cebinde bozuk para konan bezden ağzı büzgülü adına cak denen içinde delikli parası olurdu, geçmişe dönük anıları sayenizde hatırladık, teşekkür ederim,
YanıtlaSilHey gidi günler sonra köydekiler sırf paraya ulaşmak için şehirlere akın ettiler.
Sil1860 lar öyleydi.
Sil1860'larda İngiltere ve Avrupa'da sanayi devrimi zamanlarıydı. Onlar da bizim 1960 larda yaşamaya basladıgımızı yüzyıl önce yasıyorlardı.
SilDemekki bugün yaşadıklarımızıda 1925 lerde yaşadılar.
Sil1925 mi sizin daralan makastan haberiniz yok herhalde.
SilHer şeyin bedeli var, düdüğünde :)
YanıtlaSilBedava peynir ancak fare kapanında olur!
SilHocam çok güzel anlatmışsınız teşekkürler.
YanıtlaSilSağ olun.
SilBir dostum "Sosyalizmde herkes çalıştığı kadar düdük çalar, komünizmde ise herkes ihtiyacı ölçüsünde düdük çalar. Bir gün komünizmi kurduğumuzda herkese düdük dağıtacağım." dedi Siz ne dersiniz Mahfi Hocam?
YanıtlaSilHangi gün diye sorsaydınız keşke.
SilMahfi Hocam, komünizm takvimde işaretlenip pasifçe gelinecek ütopik bir 'gün' değil, aksine kapitalizmin iç çelişkileri üzerinden yükselen ve sınıf mücadelesiyle inşa edilen tarihsel bir süreçtir.
SilMesele bir hayırseverin çıkıp herkese düdük dağıtacağı o sihirli günü beklemek değil; o düdüğü fabrikada üreten ama çalmaya hakkı olmayan işçilerin, üretim araçlarının kontrolünü eline almasıdır. Kapitalizmde malumunuz 'parayı veren düdüğü çalar'; sosyalizmde ise amaç paranın, sınıfın ve sömürünün aradan çıkarılmasıdır.
Yani o gün gökten inmeyecek; düdüğü üretenlerin, kendi emekleri ve gelecekleri üzerinde söz sahibi olmaya karar verdikleri süreçte bizzat yaratılacaktır.
Bunların hepsi tamam da ne zaman sorusunun yanıtı yok. Bu dediklerinizin olabilmesi için işçi sınıfının örgütlü olması gerekir. İşçi sınıfı bundan elli yıl öncesinde çok daha örgütlüydü. Kapitalizm bir şekilde sendikaları dağıtmayı becerdi. Bizde de öyleydi. 21. yüzyıla gelene kadar işçi sendikaları güçlüydü sonrasında dağıldılar. Bugün Türkiye'de işçilerin yüzde 10'u ancak sendikalı, onların yarısı da sarı sendika üyesi. Demem o ki bu yazdığınız oluşumlara ilişkin beklenti bugünün dünyasında dünün dünyasına göre çok daha düşük düzeyde. Kapitalizm her şeyi olduğu gibi bunu da bozmayı becerdi.
SilVe bir adım sonrası da şöyle parası olan gücün sahibidir ve düdüğü olan çalar gerisi oynar.
YanıtlaSilHocam , bir de göle maya çalma hikayesi vardı yanlış hatırlamıyorsam.Çocukluğumuzda anlatılırdı.Ne güzel günlerdi onlar.Şimdi herşey mekanikleşti. Böyle öyküler yazılamaz oldu.
YanıtlaSilHaklısınız.
SilHocam , yazılarınız eski masallarımıza ve Nasreddin Hoca gibi ulusal figürlerimize olan ilgiyi artırıyor.Katkılarınız için teşekkür ederiz.
YanıtlaSil🙏🏼
SilHoam bir cumartesi sabahı, koltukta kahveni yudumlarken okunan bir Mahfi Eğilmez yazısı kadar keyif verici bir şey olamaz. Cumartesi sabahı sizin yazılarınızla daha da keyifli.
YanıtlaSilÇok teşekkürler.
SilHocam muhalif yazarlar batılı yazarlardan örnekler verirken sizin yerli ve milli değerlerimizi ön plana çıkarmanız gerçekten mutluluk verici. Teşekkür ederiz.
YanıtlaSil🙏🏼
SilMuhalif yazarlar kadar başınıza taş düşmemesi dileğiyle.
SilMahfi Bey, harikasınız. Nasreddin Hoca, Keloğlan, Karagöz-Hacivat, Kavuklu-Pişekar , gibi değerlerimizin yazılarınızda bulunması ve genç nesillere tanıtılması çok değerli.Elinize sağlık.
YanıtlaSilTelekkürler
SilSaygıdeğer hocam,
YanıtlaSil"geleneksel/kapalı toplum" yapısından,
günümüzde "piyasa ekonomisine" geçişin
insan ilişkilerini manevi bir paylaşımdan ziyade, her adımının maliyet ve fayda ekseninde hesaplandığı mekanik birer piyasa işlemine dönüştürmesi
insanı, kendi gerçek kimliğinden uzaklaştırıp; "Nasrettin Hoca" da dahil hepimizi KAPİTALİST düzenin hizmetkarı olma noktasına getirmiştir. Kapitalist düzen amacına, insani değerlerimizi çiğneyerek çıkıyor.
Hocam bu günde farklı güzel bir konuyu anımsattığınız için teşekkürler, ellerinize sağlık (14:22)
YanıtlaSilSağ olun.
SilSize göre kapitalizmi hangi kitap en iyi şekilde anlatıyor?
YanıtlaSilÇok kitap var. Marx'ın Kapital'iyle başlayıp Piketty'nin 21. Yüzyılda Kapital'iyle bitirilebilir. İşin ekonomisine yönelik eleştiriler için de Skidelsky'nin Para ve Devlet'i okunabilir.
SilSayın Mahfi Hocam, bu ufuk açıcı ve derinlikli yazınız için çok teşekkür ederim. Yazınızı okuduktan sonra Nasreddin Hoca ve kapitalizm bağdaştırmanız üzerine düşünürken aklıma gelen birkaç noktayı ve bir soruyu sizinle paylaşmak isterim.
YanıtlaSilBu hikâyenin yüzyıllardır unutulmaması ve hafızalara kazınmasının altında yatan en büyük etkenlerden biri bence metanın "düdük" olmasıdır. Düdük neticede karın doyuran veya barındıran temel bir ihtiyaç değil; daha çok bir keyif veya statü sembolüdür. O dönemde diğer çocukların cebinde metelik yokken, düdüğü alan çocuğun ailesinin ona sadece ses çıkaran bir oyuncak için bu özgürlüğü (lüksü) tanıyabilmesi, o çocuğun aslında dönemin imtiyazlı sınıfını temsil ettiğini gösteriyor.
Bugüne döndüğümüzde sistemin temel mantığının birebir aynı işlediğini görüyoruz. Çok parası olanlar yüksek faiz getirileriyle bugün o düdüğü en gür şekilde öttürürken; emekli ve dar gelirli kesim temel ihtiyaçlarına dahi ulaşamıyor.
Burada tüketim alışkanlıklarının ayrışması çok çarpıcı bir çelişki yaratıyor: Alt gelir grubunun (örneğin emeklinin) talebi doğrudan gıda ve temel ürünlere olduğu için, onlara yapılacak bir maaş zammı anında bir talep patlaması yaratıyor ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Ancak üst gelir grubunun, yani rantiye kesiminin talebi daha "spesifik" ve lüks tüketime yönelik olduğu için, onların harcamaları enflasyon ateşini tabandan körüklemiyor fakat ekonominin kâğıt üzerindeki "büyüme" rakamlarını yüksek tutmaya devam ediyor.
Tüm bu tablo ışığında size şunu sormak isterim:
Hocam sizce bu tablo sürdürülebilir mi? Pazarın ortasında sadece bir azınlığın gürültülü bir şekilde "düdük çaldığı", çoğunluğun ise o sesi aç karnına izlediği bir sistem, eninde sonunda kendi içinde bir kırılma yaratmaz mı? Değerli görüşlerinizi çok merak ediyorum.
Sistem zaten kırık o yüzden bu haldeyiz.
SilOl Hoca Nasreddin asırlar önce
YanıtlaSilHer sözü bir dedi, amma pir dedi
Kıssalar, nükteler inceden ince
Anlayana sır içinde sır dedi …
****
İnsan tek değildir, değildir tekin
Dinlemeli kulu,olmalı sakin
Her konuşan haklı olmaz velakin
Herkesin bir haklı yanı var dedi…
****
****
Kıssalar akıla hisse olurken
Her sözden geriye ibret kalırken
Komşunun kazanı doğup,ölürken
Bunda almak kolay,vermek zor dedi…
****
Ehliyet insanı götürür yola
Kılavuz bulunmaz ilimden ala
Kavukta keramet arayan kula
Kerameti kemalatta gör dedi…
****
****
Düşünüp bir kere fikir edince
Görülür işler ince mi ince
Kavga son buluyor yorgan gidince
Çok yaman şey şu menfaat, kar dedi…
****
Belli olur terazide, darada
Gerek var mı övünmeye arada
Halep oradaysa, arşın burada
Ölçü birdir değişse de yer, dedi…
****
****
Erilir doğruya edilmez hata
Eğer dinlenirse ecdad ve ata
Bakarsın, yol olur ağaçtan öte
Her adıma tedbir ile gir dedi…
****
Polatoğlu, çiğne lokmayı yerken
Hemen vermemeli hükmü erken
Hiç mi günahı yok hırsızın derken
Sakın sakın övülmesin şer dedi…
****
Ozan Yusuf Polatoğlu
https://youtu.be/TuGFZFTxysc?si=9E4d1SumxoK_C3M7
Bu yorum değil.
Sil
YanıtlaSil"Parayı veren düdüğü çalar." , "Bu söz, aslında ekonomik sistemin özünü oluşturan değer değişimi ilkesini özetler : Ekonomide bir mal ya da hizmet, ancak karşılığı ödendiğinde erişilebilir olur. İhtiyaç, arzu ya da haklılık tek başına yeterli değildir; belirleyici olan ödeme gücüdür." Kapitalizmde karşılığı ödendiğinde oluyor ama 6306 sayılı kanun kapitalizme uymuyor demek ki çünkü karşılığının çok altında milletin payını cebren ve hile ile almaya çalışıyorlar dolandırıcı müteahitler mevzuattaki ve uygulamadaki açıklıkları kullanarak. Ayrıca yurtdışında olan gurbetçilerin mallarını da tebligat kanununa aykırı şekilde gurbetçinin haberi olmadan satıyorlar.
6306 sayılı kanununun içindeki açıklıkları kullanan dolandırıcı müteahitler İstanbul'da en rant elde edilecek yerlerde milletin parasını ödeyip satın aldığı ve vergisini ödediğı evinin bulunduğu apartmanlardan karot aldırıp binaları yıkım sürecine sokup ahlaki olmayan milleti olmayacak derece fazla borç(gayrimenkülün ederinin çok katı üstünde) , kredi yükü altına sokan vekaletlere ve sözleşmelere cebren ve hile ile imza attırmaya kalkıyorlar imza atmayınca da yıkılınca arsa fiyatına düsen gayrimenkulun çok altında değerde payı cebren ve hile ile satın alıyorlar. Yani "Parayı veren düdüğü çalar." 'da denildiği gibi değerinden değil de çok altında fiyattan alıyorlar. Dahası dolandırıcı müteahitler, linkedin hesaplarına Enka, Kolin gibi şirketlerin taşeronu imajı veren veya benzer tanınmış büyük inşaat şirketlerinde halen proje, yapı müdürüymüş ama aynı zamanda kendi inşaat şirketleri de varmış gibi sahte profiller oluşturuyorlar ve web sitelerine de hayali projelerin, internetten sağdan soldan aldıkları büyük inşaat alanlarının resimlerini koyup hayali referanslarla İstanbul'da insanları kentsel dönüşüm bahanesiyle ve 6306 sayılı kanunun açıklıklarını kullanarak dolandırıyor çoğunluk kanıp imzalayınca o olmayacak yetkiler içeren sözleşmeyi ve vekaletleri , imzalamayanların payını ucuzdan satın alıyorlar yeni mevzuata göre sonra da arsayı başka müteahite devredip kaçıyorlar.
atıfta bulunup çok güzel yazı yazmışsınız. okurken büyük keyif aldım teşekkürler
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilYüzyıllar geçmiş hiçbirşey değişmemiş bizde değişmemişiz aslında...düdğü parayı veren çaları buğünde biliyoruz ama o paranın nasıl kazanılacağını bilmiyoruz .bilmek istemiyoruz veya öğretmek istemediler öğrenmek mi istemedik yoksa .....
YanıtlaSilYaziya baslarken kapitalizmi cok basit anlatmistiniz. Ama bir anda populizme kayip "barinma haktir" gibi bolsevizme kaydiniz Mahfi bey. Barinma saglik egitim ulasilamaz degil. Insanlar "tembel". Sadece alevi dogulu kürt sünni yada karadenizli oldugu icin birseylerin onlara bedava olmasi gerektigine inanan milyonlar "kurtarici" bekliyor.
YanıtlaSilBarınma hakkını savununca bolşevik olduk demek. Demek ki bizim Anayasa da bolşevik anayasası.
SilDeğerli Ali Bey, barınma hakkı Alevilikle, Sünnilikle, Türklükle, Kürtlükle, Karadenizlilikle ilgili bir istem değil, Anayasadan gelen bir insanlık hakkıdır.
Güzel bir özetleme. Sanki slogan atarak mal mülk sahibi olunabiliyormus gibi bir ütopya peşinde koşanlar var.
SilEvet Mahfi bey. "Barinma haktir" masali sovyet anayasasindan kopya edilip 82 anayasasina eklendi. Turkiyedeki her grup prenses oldugu icin kendi etnik dini yapisini en ahlakli ve en soylu goruyor. Geri kalanlar ahlaksiz ve soysuz onlara gore. Bu arada evet kendim calisarak aldim evimi arabami arsami. Durumum kotu sayilmaz. Aglayip ilgi beklemek yerine calismayi tercih ediyorum. Sasirtici dimi. Kapitalist olatak bolseviklerden daha cok "emege" deger veriyorum.
SilBarınma hakkı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yer alır.
SilEmeğe değer veriyorsanız barınma hakkını eleştirmek yerine insanları açlığa mahkûm eden düşük ücretlere karşı çıkın.
Hocam değerli yazınız için teşekkürler.
YanıtlaSilİnsanoğlunu kapitalizmin esiri yapan şey iki temel olgu arasında doğru kararı verememesidir bana göre.
İhtiyaclar ve ihtiraslar.
Bu iki olgu arasında doğru tercihi yapamayanlar gelirden bağımsız olarak kapitalizmin ezici taşları arasında un olup giderler.
Bir ürün, örneğin ayakkabı. 1.000 TL’den 20.000 TL aralığına kadar bulunabilir. Ama ihtiras mekanizması bizi hep 20.000 ‘lik olana yönlendirerek ekonomik hayatta da, sosyal hatta da bizi kapitalizme esir eder. Bu ihtiras denilen duyguyu yok edilemeyeceğine göre ne dersek diyelim, hangi para sistemine geçersek geçelim kölelikten kurtulamayacağız. Sistemin taşları arasına çokta farkından olmadan kendimiz girip un ufak olmaya devam edeceğiz.
Saygı ve sevgilerimle,
Cem
Çok doğru.
SilMahfi bey, irdelemeye dayalı güncel yazılarınız için teşekkür ederim, insanın doğuştan var olan iki hakkından bahsedilir, birincisi özgürlük hakkı, ikincisi mülkiyet hakkı denir, hangi rejim sizce insan doğasına daha uygundur, kısaca kapitalist sistem mi, yoksa komünist sistem mi, kısaca özetleme yapabilimisiniz,
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
Silİkisinin de iyi ve kötü yanları var. İyi yanlarını alıp bir bileşim yapılabilirse en doğrusu olur diye düşünüyorum. Ama hepsinden önemlisi yönetenlerin gerçekten kendilerini değil ülkeyi ve toplumu düşünerek yönetmesi gerekli. Aksi takdirde demokrasi tümüyle lafta kalan bir rejim oluyor.
Mahfi bey, yıllık enflasyonun %60 olduğu bir ülkede, %45 yıllık faiz ile bankaya para yatıran mevduat sahibi rantiyeci nitelemesini hak edermi, eksi reel faiz, artı reel faiz konusuna bir açıklama getirir iseniz, bir önceki ve bu yazıdaki tartışmalara güzel bir açıklama olacak sanki, teşekkür ederim,
YanıtlaSilDolar kuru enflasyon kadar yükselmiyorsa paranızı TL mevduata % 45 faizle yatırıp dönem sonunda dolara dönerseniz dolar cinsinden yüzde 15 - 20 faiz geliri elde etmiş olursunuz. Carry tradecilerin yaptığı budur. Buna siz rantiye geliri diyebilirsiniz ama burada sorumlu o geliri elde eden değil ülkeyi o parayı ödeyecek şekilde yönetenlerdir.
SilBir de kusura bakmazsanız bir düzeltme yapayım: Rantiye esasen rant geliri elde eden rantçı demektir. Rantiyeci diye bir sözcük yoktur.
yüzyıllar öncesinden gelen bu kısa öykü, "Altını olan kuralı koyar"
YanıtlaSil