Nordik Modeli Yol Ayrımında

Küresel ekonominin yapısal bir dönüşümden geçtiği 2026 yılında, “Nordik Modeli” olarak tek bir çerçevede ele alınan Kuzey Avrupa ülkeleri, aslında kendi içlerinde belirgin bir yol ayrımına gelmiş durumdalar. Sosyal refahın kalesi olarak görülen bu beş ülke (Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda) benzer kurumsal temeller üzerine inşa edilmiş olsalar da, dış şoklara karşı geliştirdikleri ekonomik, sosyal ve siyasal refleksler giderek farklılaşıyor.

Aşağıdaki göstergeler, bu ayrışmayı makro düzeyde açık biçimde ortaya koyuyor:

Bu ekonomik çerçevenin arkasında ülkelerin sosyal yapıları, demografik eğilimleri ve siyasal tercihleri belirleyici rol oynuyor.

Norveç, hidrokarbon zenginliğini devasa bir varlık fonuyla yöneterek adeta kendi liginde yarışıyor. GSYH’nin yüzde12,5’i oranında bütçe fazlası ve yüzde 15’lik cari fazlasıyla bölgenin finansal açıdan en güçlü ülkesi konumunda bulunuyor. Bu ekonomik gücün arkasında yalnızca doğal kaynaklar değil, aynı zamanda yüksek kurumsal şeffaflık ve siyasal istikrar yer alıyor. Ancak bu refah seviyesi, beraberinde görece yüksek enflasyon baskısı ve artan yaşam maliyetleri gibi bazı sorunlar da yaratıyor.

Danimarka, ilaç ve yeşil enerji odaklı üretim modeliyle öne çıkarken, yüzde 28,5 gibi düşük kamu borcu, bütçe ve cari denge fazlasıyla mali disiplini fazlasıyla gerçekleştirmiş görünüyor. Ülkenin başarısının arkasında yalnızca ekonomik tercihler değil, aynı zamanda güçlü sosyal uyum ve yüksek kurumsal güven yer alıyor. Esnek işgücü piyasası ile kapsamlı sosyal güvenlik sistemini birleştiren “flexicurity” yaklaşımı, Danimarka’yı hem ekonomik hem toplumsal açıdan dengeli bir modele yaklaştırıyor.

İsveç, sanayi çeşitliliği ve teknoloji ihracatı sayesinde büyümesini korusa da, yüzde 8,2’lik işsizlik oranıyla dikkat çekiyor. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal bir sınav anlamına geliyor. Göçmen entegrasyonu, artan toplumsal gerilimler ve işgücü piyasasındaki katılıklar, ülkenin geleneksel refah devleti modelini yeniden tartışmaya açmış durumda. Siyasal alanda artan kutuplaşma da bu dönüşüm sürecini daha karmaşık hale getiriyor. Danimarka’nın uyguladığı flexicurity yaklaşımını benimseyerek işsizlik sorununu çözmeyi denemelerinde yarar olabilir.

Finlandiya, bu dörtlünün en kırılgan halkası olarak öne çıkıyor. Kamu borcunun GSYH’ye oranla yüzde 82,4 gibi yüksek bir seviyede olması ve süregelen kronik bütçe açıkları, ülkenin mali manevra alanını daraltıyor. Buna ek olarak yaşlanan nüfus ve düşük demografik dinamizm, sosyal harcamalar üzerinde baskı yaratıyor.

İzlanda, küçük ölçekli ancak son derece özgün ekonomik yapısıyla bu gruptan belirgin biçimde ayrışıyor. 2008 finansal krizinin ardından bankacılık sistemini radikal biçimde yeniden yapılandıran ülke, bugün büyümesini büyük ölçüde turizm, yenilenebilir enerji ve balıkçılık sektörlerine dayandırıyor. Yüksek kişi başı gelir ve düşük işsizlik oranı dikkat çekici olsa da, ekonominin dış şoklara açıklığı oldukça yüksek. Özellikle turizm gelirlerine bağımlılık ve döviz kuru oynaklığı, makroekonomik istikrar üzerinde baskı yaratabiliyor.

İzlanda’nın en önemli avantajlarından biri, bol ve ucuz jeotermal enerji sayesinde enerji yoğun sektörlerde rekabet üstünlüğü sağlamasıdır. Ancak küçük iç pazar, sınırlı işgücü havuzu ve dalgalı enflasyon dinamikleri, uzun vadeli büyüme açısından yapısal sınırlar oluşturuyor. Para politikasında bağımsız olması, Finlandiya gibi Euro Bölgesi ülkelerine kıyasla esneklik sağlasa da, bu durum aynı zamanda daha yüksek kur ve fiyat oynaklığı anlamına geliyor.

Norveç ve İzlanda dışındaki Nordik ülkeleri Avrupa Birliği üyesidir. Bu ülkeler arasında yalnız Finlandiya’nın Euro Bölgesi’nde yer alması, ekonomik esneklik açısından önemli bir fark yaratıyor. Euro Bölgesi üyesi olması nedeniyle para politikasında bağımsız hareket edememesi, ortak politikalar nedeniyle daha sıkı bir mali disipline zorlanmasına karşın, Finlandiya, beklenen ekonomik performansı üretmekte zorlanıyor.

2026 yılına ilişkin genel görünüm, Norveç’in kaynak zenginliği ve Danimarka’nın stratejik sektörel odaklanmasının günümüz küresel ekonomisinde daha avantajlı konumlar yarattığını ortaya koyuyor. Buna karşılık, İsveç’in istihdam sorununu, Finlandiya’nın ise borç dinamiklerini çözmeden bu iki ülkeyle arasındaki farkı kapatması zor görünüyor. İzlanda ise küçük ölçeğine karşın turizm, balıkçılık ve yenilenebilir enerji temelli büyüme modeliyle yüksek dinamizm sergileyerek bu tabloya farklı bir başarı hikâyesi ekliyor. Ne var ki dış şoklara açıklığı ve daha oynak makroekonomik göstergeleri, bu performansın kırılganlığını da beraberinde getiriyor.

Sonuç olarak, Nordik Modeli hâlâ güçlü bir referans noktası olmaya devam ediyor; ancak artık tek tip bir başarı hikâyesinden söz etmek mümkün değil. Her ülke, bu modelin finansmanını ve sürdürülebilirliğini kendi sosyal, siyasal ve ekonomik gerçeklikleri doğrultusunda yeniden tanımlamak zorunda görünüyor. Bu da modeli bir bütün olmaktan çıkarıp, farklılaşan ulusal stratejilerin oluşturduğu bir yol ayrımına götürüyor.


Yorumlar

  1. Hocam İzlanda yı neden nordik modele almadınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz İzlanda'yı devlet olarak mı görüyorsunuz?!

      Sil
    2. Benim ya da sizin görüp görmememiz önemli değil. BM ve uluslararası camia İzlanda'yı devlet olarak kabul ediyor. Türkiye de devlet olarak tanımış bulunuyor.

      Sil
    3. Resmiyette devlet görünebilir ama İzlanda'dan ne köy olur ne de kasaba! 400 bin nüfusuyla ancak bir ilçe olur.

      Sil
    4. Nüfusla kıyaslarsanız Türkiye de Çin'in ve Hindistan'ın yanında küçücük kalır.

      Sil
    5. Dünya siyasetinde veya ekonomisinde bir etkisi olmalı ki dikkate alınsın. Bu ülkelerin dünyada ne bir ekonomik ne de siyasi bir hükmü yok.

      Sil
    6. Adamlar saçma sapan dünya siyasetiyle ve ekonomisiyle uğraşacağına kişi başına dünyanın en zengin insanları konumuna gelmiş, hukukun üstünlüğünde, demokraside en ön saflara çıkmışlar
      siz adamların beşte biri kişi başına gelirle hukukta ve demokraside adamların 100 - 130 sıra gerisinde bir şeyler anlatıp duruyorsunuz.

      Sil
  2. Norveç AB üyesi değil ama çok yakın ilişkileri vardır. Schengen üyesidir ayrıca. Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Hocam yazınızdan çıkarabileceğimiz en önemli sonuç bana göre;hesap verilebilir ilk ve şeffaflık. Oda bize şimdilik çok uzak görünüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Norveç Turkiye'nin dengi değildir onu gidip BAE ile kıyaslamak gerek.

      Sil
    2. İsterseniz kişi başına gelirine bir daha bakın.

      Sil
  4. Norveç için ''Ancak bu refah seviyesi, beraberinde görece yüksek enflasyon baskısı ve artan yaşam maliyetleri gibi bazı sorunlar da yaratıyor.'' derken, %2,6 enflasyon Norveç'te görece yüksek enflasyon olarak mı görülüyor? Çünkü Türkiye için bu oranın yüksek enflasyon olamayacağı, bilakis hayallerimizin de ötesinde bir enflasyon olduğu bir aşikar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Norveç için % 2,8 yüksek bir enflasyon. Onlar için ideal ölçü % 1,5 - 2 arası kabul ediliyor. Türkiye ile kıyaslamak doğru değil çünkü Türkiye enflasyon konusunda hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar yüksek bir enflasyon oranına sahip. O nedenle mesela OECD'de veya Yeni yükselen piyasa ekonomileri kategorisinde seriyi bozduğu için Türkiye hariç enflasyon ortalaması veriyorlar.

      Sil
    2. Türkiye dahil (38 ülke) OECD enflasyon ortalaması Şubat ayı %3,4
      Türkiye hariç (37 ülke) OECD enflasyon ortalaması Şubat ayı %2,1
      Türkiye'nin enflasyonu, OECD'nin Türkiye hariç ortalamasının 15 katıdır.
      OECD raporlarında Türkiye hariç tutulduğunda ortalamanın G7 ve Euro Bölgesi seviyelerine yaklaştığı görülmektedir.
      Şubat G7 ortalama enflasyonu: %2,1
      Şubat Euro Bölgesi ortalama enflasyonu: %1,9
      Kısacası Türkiye tek başına tüm ortalamayı altüst etmektedir. Gerçek enflasyon göz önüne alındığında ve Türkiye OECD ortalamasına dahil olduğunda, 37 ülkenin ortalama enflasyonunu neredeyse ikiye katlayacak pozisyonda bulunmaktadır.

      Türkiye modern dünyadan negatif yönde ayrışmakta, rasyonel zeminden kopmuş, geri dönülemez bir eşiğe gelmiş durumdadır. Kurumsal liyakatsizlik ve hatalı ekonomi politikaları nedeniyle maalesef hem bölge hem de dünya standartlarının dışında, sürdürülemez bir yönetim krizi yaşamaktadır. Temel makroekonomik verilerin de açıkça gösterdiği üzere, tüm kaynaklarını tüketen vizyonsuz ve kötü bir yönetim anlayışıyla uçuruma doğru sürüklenmektedir. Türkiye gerek ekonomik açıdan, gerek sosyal göstergeler bakımından, gerekse demokratik ve siyasal zemin açısından topyekun berbat bir şekilde yönetilmektedir. Mevcut veriler, ülkenin sadece istatistiksel bir sapma değil; her alanda yönetimsel bir iflasın içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

      Ortalamayı bozduğu için ''Türkiye hariç'' ifadesinin kullanılmasını asla kabul etmiyorum. Bu tablo utanç vesikamızdır ve tamamen yönetime yazar.

      Sil
    3. pratikte olan birseyi sizin kabul etmemeniz bir anlam ifade etmez

      Sil
  5. Sayın Eğilmez, Türkiye ile Nordik ülkeleri arasında bir birimizi destekleyecek ilişkiler kurulabilir mi? Nordik ülkelerinin işçi talebi, bizim işsiz nüfusumuz, Nordik ülkelerinin nüfuslarının azalması / yetersizliği , bizim aşırı nüfusumuz gibi bir birbirimizi tamamlayıcı / destekleyici olabilir miyiz? Buraya gideceklerin / yerleşeceklerin, 5 - 10 yıl gibi uzun süreli başka ülkeye transfer olamaması gibi şartlarla sözleşmeler imzalanması olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum. Ama zaten iyi yetişmiş teknik bilgi sahipleri, doktorlar falan gidebiliyor.

      Sil
    2. 1950 lerde degilizki artik ev islerini bile robotlar yapiyor bizim kaliteli nüfus yetistirmemiz lazim Mebde bir sürü Ingilizce ögretmeni var ama bir kis mi malesef kendileri bile ingilizce konusamiyor dil olmadan yurt disinda nasil calisabilecek ve nasil bir ortak program belirlenecek.

      Sil
    3. Hoca, çok doğru bir tespitte bulunmuşsunuz. İsveç'e giden, sınav aşamalarında olan 5 doktor tanıdığım var. Bir arkadaşım Haziran ayında son sınav olan mülekata çağrılmayı bekliyor. Haziran olmazsa Eylül'ü bekleyecek. Hacettepe İngilizce Tıp bitirdikten sonra C1 seviye İsveçce öğrenip, tekrar TUS'a girmek acı olsa gerek.

      Sil
    4. Temmuzda doktor maaşı 170 bin lira olacak. Bir doktor bu parayı bırakıp neden gurbete gitsin ki?

      Sil
    5. Daha insanca, daha uygar bir ortamda, mesela hastalar tarafından öldürülmeyi aklına getirmeden yaşamak için olabilir mi acaba?

      Sil
    6. Alman İspanyol İtalyan doktorlar da sözlü ve fiili saldırıya uğruyor.

      Sil
    7. Yani Alman, İtalyan doktor saldırıyor diye Türk halkı da doktor dövebilir veya öldürebilir ? Öyle mi yani ? Kafalar pırıl pırıl! Kaçın doktorlar kaçın , bu topraklardan bir cacık olmaz

      Sil
    8. Hep böyle bir örnek arayışı var. Oysa "sui misal emsal olmaz" (kötü örnek örnek alınmaz.) Ama ne desen boş. Onlar da yapıyor deyince bizim de yapmamız haklı oluyor sanki.

      Sil
    9. Bu tür olaylar sadece Türkiye'de oluyormuş gibi yansıtılıp olaylar siyasallaştırılırsa karşı taraf ta boş durmaz.

      Sil
    10. Bu tür olaylar sadece Türkiye'de olmuyor elbette dünyanın her yerinde sapık, manyak, hasta insan dolu. Bizdeki fark bu olayların genellikle cezasız ya da çok düşük cezayla kalması sonucu neredeyse teşvik görüyor olması.

      Sil
  6. merhabalar hocam, koyduğunuz grafiğe satın alma gücü paritesini eklerseniz çok farklı bir tablo çıkıyor. kişi başı gelirde ilk ona giren bu ülkeler satın alma gücüne göre kıyaslandığında geri sıralara düşüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Satın alma gücü paritesi geri kalmış ülkeleri kandırma aracı olduğundan ben kullanmıyorum.

      Sil
    2. Dediğiniz ülkelere örnek verebilir misiniz?

      Sil
    3. SAGP ile ilgili bir yazı yazarsanız aydınlatıcı olacaktır.

      Sil
    4. https://www.mahfiegilmez.com/2022/04/satn-alma-gucu-paritesiyle-gsyhde-nasl.html
      https://www.mahfiegilmez.com/2020/06/turkiye-ilk-10-ekonomi-arasna-girebilir.html

      Sil
  7. Bizim enflasyondaki normal oranımız bile onlar için anormal yüksek bir oran... Enflasyon oranına bakış açımızda yer alan makuliyet sınırlarımiz bile acayip...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyada enflasyon ortalaması % 2,5, bizde % 30. Ve biz krizde olmadığımızı sanıyoruz.

      Sil
    2. Türkiye apaçık krizde. Herşey ateş pahası. Uyumak isteyenler algı oyunlarına kapılıp uyutuluyorlar. Çünkü bakış açımız dar. Çünkü koskoca dünyaya küçücük bir kapı deliğinden bakıyoruz. Gerçeklere kör olduğumuz için de olan hem bize, hem çocuklarımıza hem de torunlarımıza oluyor.

      Sil
  8. Sayın Eğilmez, Türkiyenin cumhuriyet ilanı ile birlikte 1923-38 arası dönemini iç ve dış şartları ile birlikte değerlendirerek ekonomisini tanımlamayı nasıl yapardınız?
    Saygılar sunar esenlikler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konudaki değerlendirmemi Değişim Sürecinde Türkiye kitabımda yapmıştım. Neredeyse sıfırdan başlandığını düşünürsek aşağı yukarı 100 yıl alabilecek bir çabanın 15 yıl içine sığdırılmasını sağlayan muhteşem bir atılım desek yerinde olur.

      Sil
    2. Teşekkürler

      Sil
  9. Hukukun üstünlüğü,eğitim,bilim ve refah ...daha sonra mutlu üretken bir toplum.
    Hocam ben yıllardır şunu düşünür dururum?bizim geçmişten süre gelen toplum genelinde huzursuz yoksul ailelerde doğan büyüyen bir çocukla,aynı beslenme saglık sosyal aktivite vs şartlara eşit olmayan kadın çocuk aile,ne kadar üretken olabilir belki içine sağlığıda almak lazım porsiyonda 300 gram somon bonfile yiyen bir toplumla ekmek makarna vs yiyen bir cocugun kadının hem ögrenme hem ruhsal saglıgı kıyaslanamaz bir dezavantaj degilmidir,sonrası daha vahim ki eğitim her döneminde bazen ideolojik bazen milliyetcilik islam vs dayatmalarla bilimin hem gölgede kaldgı egitimin bu kadar pahalı oldgu bir ülkede yanılmıyorsam filyandiyada egitim anayasal bir hak ve tamamen ücretsizken bizde en basit dersane ücretleri ortalama altı 6 aylık asgari ücrete denk geliyor...sonra diyorum ki kendi kendime yumurtamı tavuktan tavukmu yumurtadan sizde cvbı var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzeyde doğru ve dürüstçe yönetilmiş ülke modelleri söz konusu. Siyasetçi, vatandaştan farklı değil. Bilim, dürüstlük ve ahlâk egemen olursa her yerde bu model aynı sonuçları verebilir.

      Sil
    2. Bu dürüstlük ve ahlakın kaynağı nedir acaba? Maddiyat mı?

      Sil
    3. Dürüstlük ve ahlak ailenin verdiği eğitimle oluşur.

      Sil
    4. Ben size söyleyeyim,
      1-Protestan ahlakı, yani ahlaklı bir din
      2- 1800-1900 arası Türkiye’nin yaşadığı gibi beyin göçü vermesi ve bunun sonuçlarını idrak etmeleri , ders çıkarmaları
      3-Eski Roma sınırlarında yaşamaları , Roma sınırlarında yaşayanlar iyi bilirler ahlaksızlığı, özellikle de makam elde edince

      Sil
    5. “Eski Roma sınırlarında yaşamamaları” olacaktı

      Sil
  10. Hocam, Fakir ülkede yaşamaktan o kadar sıkıldık ki! Norveç’e mi yerleşsek :)? Burada olsa o varlık fonunun içinden geçerlerdi. Bursada rüşvetsiz nilüferde iskan bile alınamıyor :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu fakirlik değil. Bu insanlar bu kadar zengin değilken de ahlaklı bir toplum yaratmayı başarmışlardı. O nedenle bugünkü zenginliğe gelebildiler. Atatürk'ün Finlandiya'yı örnek göstermesi de bundandı.

      Sil
    2. Finlandiya'nın milli geliri 299 milyar dolar. Türkiye sadece 2025 yılında milli gelirini 299 milyar dolar artırdı. Eskiden fakir olduğumuz icin bize önemli bir devletmis gibi geliyordu.

      Sil
    3. Finladiya'da kişi başına gelir 53 bin dolar, bizdekinin 3,5 katı. Yani bir Finli 3,5 Türk kadar para kazanıyor. Siz neden söz ediyorsunuz?

      Sil
    4. Gezgin 08:46, şey geldi aklıma... Hocam ben oruç tuta tuta fakirin halinden anlamdım, birazda zenginin halinden anlamak istiyorum ne yapmam lazım :)

      Sil
    5. Kişi başı gelirdeki illüzyonu değil de gerçekleri ele alırsak, bu durumda aradaki fark çok rahat 5 katına bile çıkar.

      Sil
    6. Beyaz zambaklar ülkesinde..

      Sil
  11. Hocam, elinize sağlık. Norveç, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve İzlanda ekonomilerinin farklı kaynaklar kullanarak oluşturdukları ekonomik büyüklüğü görme fırsatı buldum.

    YanıtlaSil
  12. Sayın hocam…hızla değişen Dünya koşulları ile sürdürülebilir refahın arasındaki yarışın tarifi bu denli özel tarif edilebilir. Bu modelin güçlü ve olumlu yanlarının hakkını verirken, güncellenmesi gerekliliğini de ifade etmeniz teşhisi tamamlıyor. Yani modelin evrim yapması şart oluyor. Refah tesis edilmesi kadar, onu canlı tutmanın da bir beceri istediği gerçeği kabullenmeli. Yazının özü,yalnızca İskandinav ülkelerinin değil,refah arayışındaki tüm toplumların yol haritası niteliğinde olduğu düşüncesini taşıyorum.

    YanıtlaSil
  13. Mahfi bey,

    Alınganlık göstermeyiniz,

    Darılmayınız lütfen:

    "Ekonomik kriz var" diyoruz, ama vatandaşlardan herhangi bir itiraz kıpırtısı gelmiyor ki?!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben vatandaş olarak yazıyorum, anlatıyorum. Siz vatandaş olarak başkalarına bakarak durumu kabulleniyorsunuz. Vatandaş sizsiniz başkalarına bakmayın.

      Sil
  14. bir ülkenin pazarı bir değer bu pazardan geçinenlerde bir değer bu sayı türkiyede çok demekki nüfus artışı çok olan bir ülkeyiz ve sadece işçiliği ucuz endüstri 1-2 işleri ile ilgileniyor ve devlet de bu alanlarda destekliyor bir an önce vergi alsın diye ve aldığı vergide dolaylı vergi sonuç başka türlü olamaz
    Endüstri 3 ve yukarısı gerçek liyakata yapabilene destek ve nüfus artışı durup kazanca göre adil vergi alınırsa türkiyede bulunduğu durumdan kurtulur.

    YanıtlaSil
  15. Hocam , 1 dolar 100 TL olsaydı GSYH 688 milyar dolar ve kişi başı gelirimiz de 8 bin dolar olurdu . Bu gerçek olabilir mi ?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası