Fed'in Tavrı Karşısında Yükselen Ekonomilerin Durumu
Tahmin, eldeki veriler ve bilgiler ışığında bir gerçekleşmenin ne yönde
olacağına ilişkin akıl yürütmedir. Beklenti, bir tahmine dayanarak bir pozisyon
alıp sonucunu beklemektir. Gerçekleşme, beklenen olayın sonucunun ortaya
çıkmasıdır. Bu sonuç, beklendiği şekilde olabileceği gibi farklı şekilde de
olabilir. Algılama, gerçekleşen şeyin anlaşılma ve yorumlanma biçimidir.
Bu tanımlara göre tahmin ve beklenti aynı yönde olur. Buna karşılık
gerçekleşme bunlarla aynı olabileceği gibi farklı da olabilir, algılama ise
ötekilerle aynı olabileceği gibi ötekilerden farklı da olabilir.
Fed’in 22 Mayıs 2013’de yaptığı açıklamayı hareket noktası alarak bunları
yerlerine yerleştirmeye çalışayım. Bunu yapabilmek için Kartezyen koordinat
sistemini kullanacağım. X ekseninde reel ekonomi (basit bir biçimde ekonomik
büyümeyle ölçüyoruz), Y ekseninde finansal ekonomi (basit biçimde kurla, faizle
ve dış finansman imkanlarıyla ölçüyoruz) yer alıyor olsun.
Fed’in 22 Mayıs 2013 tarihli açıklamasından önce yükselen piyasa
ekonomileri açısından görünüm I numaralı bölgede bulunuyordu. Yani bu ekonomilerde
reel ekonomi büyümeye devam ediyor, finans piyasaları da yükselen bir eğilim izliyordu.
Fed açıklamasının ardından bu ekonomiler, özellikle yabancı yatırımcıların
algılamaları açısından farklı noktalara kaydılar. Örneğin Çin, reel büyümenin
düştüğü, dış finansman bulmanın daha zorlaştığı bir düşüş yaşadı. Buna karşılık
hem büyümesi hem de finansal piyasaları pozitif görünüm taşımaya devam ettiği
için I numaralı bölgede kalmaya devam ediyor. Gerek büyümesi gerekse dış
finansman yönetimi belirli bir sarsıntı geçirmiş olsa da ekonomisi ciddi bir
sorunla karşı karşıya bulunmuyor ama yabancı yatırımcılar açısından eski
konumuna göre 0 noktasına biraz daha yakın bir yere geldiği algılanıyor.
Fed açıklaması öncesinde I numaralı bölgede yer alan ve Fed açıklaması
sonrasında Kırılgan Beşli olarak adlandırılan beş ekonomi (Brezilya, Hindistan,
Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika) ise reel ekonominin büyüme hızının oldukça
düştüğü ve finansal piyasaların gerilemeye yöneldiği bir görünüm içine girdiler.
Bu ekonomiler dış finansman sağlayıcıların algılamaları açısından II numaralı
bölgeye kaydılar. II numaralı bölge, büyümenin pozitif olmaya devam etse de
ciddi olarak gerilediği, finansal piyasaların ise negatif bir görünüm sergilediği
bölgeyi temsil ediyor. Mayıs ayından bu yana bu ekonomiler arasında henüz alt
bölgeye geçen bir ekonomi bulunmuyor.
Fed’in tahvil alımını azaltma düşüncesini hayata geçirmesiyle birlikte bu
ekonomilere yönelik finansal akımların tersine dönmesi bekleniyor. Bu beklentinin
gerçekleşmesi halinde önümüzdeki dönemde yabancı yatırımcıların algılamaları
açısından bu ekonomiler arasından bazıları IV numaralı bölgeye kayabilirler. IV
numaralı bölgede bugün itibariyle Avrupalı gelişmiş ekonomilerden başkası yok:
Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya.
En başta verdiğimiz tanımlara bu kez tersten bakarsak algılamaların böyle
olduğu bir ortamda tahminlerin çok farklı olmasını gerektirecek bir çıkış Çin
ekonomisi dışında pek görünmüyor. Yani bu ekonomiler arasında yapısal reformlara
girişen ekonomi olarak Çin ön plana çıkıyor. Ötekiler, yapısal sorunları
çözmekle uğraşmak yerine kur, faiz gibi yüzeysel ve geçici düzeltmeyi
sağlayacak önlemlerle uğraşıyorlar. Bu durumda beklentilerin bugünkü
algılamadan daha iyi yönde oluşmasını sağlayacak bir gelişme görünmüyor. Buna
göre dış finansman sağlayıcıların bugünkü algılama çerçevesinde geleceğe
yönelik beklentilerinin bu ekonomilerin bazılarının IV numaralı bölgeye
kaymaları biçiminde olması normaldir. Rasyonel beklentiler kuramı açısından konuya bakarsak "beklentiler, gerçekleşmeye yol açar" diyebiliriz.
"açısından görünüm II numaralı bölgede bulunuyordu. Yani bu ekonomilerde reel ekonomi büyümeye devam ediyor, finans piyasaları da yükselen bir eğilim izliyordu."
YanıtlaSilII numaralı bölge, büyümenin pozitif olmaya devam etse de ciddi olarak gerilediği, finansal piyasaların ise negatif bir görünüm sergilediği bölgeyi temsil ediyor.
ıı no.lu bölge açısından yukarıdaki 2 cümlede çelişki yokmu?
Haklısınız ilk cümledeki I olacaktı. Düzelttim, teşekkürler.
SilHakan Bey'e katılıyorum, sanırım oradaki II, I olacaktı. Zira "Buna karşılık hem büyümesi hem de finansal piyasaları pozitif görünüm taşımaya devam ettiği için I numaralı bölgede kalmaya devam ediyor." cümlesi de çelişiyor.
SilEvet. Başlangıçta sırayla numaraladım, sonra eksi ve artılara göre numaraların yerlerini değiştirmenin ve bu son şekle getirmenin daha doğru olacağını düşünüp değiştirdim ma metinde değişiklik yapmayı atlamışım. Düzelttim, teşekkür ederim.
Silhocam merhaba,
YanıtlaSilsize özgü müthiş bir yazı olmuş, isimsizde okusak,sizin yazdığınızı anlardık, yazı sizi yansıtıyor,
çok teşekkürler, bizlere konuları analitik çerçevede düşünmeye sevk edebildiğiniz için.
sayg.
Çok teşekkürler.
SilHocam yine çok açıklayıcısınız peki krizin oluşması için hangi bölgede ağırlık olabilir mesela 2008 krizi hangi bölgeye denk geliyor teşekkürler
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
Sil2008 krizi gelişmiş ekonomilerin bir bölümünün III, bir bölümünün IV. bölgeye kaymasıyla ortaya çıktı.
2001 Türkiye krizinde ise Türkiye önce III. sonra da IV. bölgeye kaydı.
Merhaba Hocam
YanıtlaSilÖncelikle elinize sağlık, her zamanki gibi çok güzel bir yazı. Aslında benim bir sorum olacak ama bu konu ile ilgili değil.
Sorum Bitcoin ile ilgili: Her para birimin bir alt birimi olduğu gibi, dijital para birimi olan Bitcoinin bir alt birimi varmı? Sormamın sebebi Bitconin kuru ile ilgili bir kaç değişik veri var, hangisinin doğru olduğunu çıkartamıyorsun...
1 Bitcoin virgülden sonra 8 haneye kadar küçük birimlere bölünebiliyor. 0,001 BTC'ye mili bitcoin, 0,000001 BTC'ye mikro bitcoin (uBTC), 0,00000001 BTC'ye ise Satoşi adı veriliyor.
SilMahfi bey,
YanıtlaSilFED'in tahvil alımı yapmıyorum ya da azaltıyorum demesinin kendi ekonomisi ve Dünya ekonomisi için sonuçları neler olacaktır? ''Kırılgan Beşli'' nin bozulan ekonomileri diğer Dünya ekonomilerinide etkileyecektir. Sizce, ABD kendi ekonomisini düzeltmek adına böyle bir riske girer mi ? Yapısal reformları şimdi uygulamaya başlasak ne kadar zaman sonra kırılganlıktan kurtulup, sağlıklı oluruz?
Bu konularda önceki yazılarımda yeteri kadar açıklama ve yorum yazdım.
SilHocam ben ilerleyen dönemlerde Fed'in hamlelerinden çok Obamacare konusunun ekonomik gidişatı daha çok belirleyeceğini düşünüyorum. Son yapılan anketlere göre Amerikan halkının %65'i sağlık düzenlemesine menfi bakıyor. Bu %65 içinde %50'lik grup yasaya tamamen karşı ve yürürlükten kaldırılmasını istiyor. Obamacare alt gelir gruplarında yer alan, yaşlı ve hastalık riski yüksek kişiler için avantajlı ama daha genç, hastalık riski düşük, orta ve üst gelir gruplarında yer alan bireyler ve işverenler için bir nevi ek vergi niteliğinde. Obama, ABD gibi gelişmiş bir ülkede alt sınıfların çıkarlarını orta gelir gruplarının çıkarlarından üstün görme eğiliminde. Bunu Türkiye'de yapsanız tamam ama ABD'de böyle siyaset yürümez gibi. Ve ben şahsen bu durumun dünyanın başına ciddi belalar açacağını düşünüyorum. Bilmem katılır mısınız?
YanıtlaSilBen işin sosyal yönünden çok finansal yönünün büyük sıkıntı yaratacağını düşünüyorum. İngiltereyi batmanın eşiğine getiren sistem national health service idi.
SilSizin de dediğiniz gibi işin finansal kısmı çok önemli. eski sistemden memnun olanlar eski sistemde kalmak, Obamacare'in avantajlarından yararlanmak isteyenler yeni sistemde yer almak istediği için sosyal güvenlik açığı daha da artabilir. Şu an ABD'de sosyal güvenlik açığı (emekli maaşları dahil) vergi gelirlerinin %40'ı kadar, zaten oldukça yüksek (2000 yılının sonunda bu oran %15'ti) Sağlık reformunun uygulanması ilave bütçe açıklarına neden olabileceği için önümüzdeki aylarda bütçe-borç tavanı meseleleri temcit pilavı gibi yine önümüze gelebilir ve ekonomik türbülansa neden olabilir.
SilHocam, kredi kartlarına taksit sınırlaması, bireysel emeklilik sistemi, eğitime bütçeden ayrılan payın geçen seneye göre artması, arge sonucu üretilen bir malın satışında Kdv alınmaması vs. yapısal reform olarak sayılamaz mı?
YanıtlaSilYok bunlar yapısal reform değil. Eğitim sistemini ele alalım. Bu eğitim sistemi bilim adamı değil memur yetiştiriyor. Böyle eğitim sistemi olmaz. Daha doğrusu bu eğitim sistemiyle toplum ileri gitmez. Buna daha çok pay ayırmak demek daha çok memur yetiştirmek demektir.
SilMerhaba hocam. Yazılarınızı elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.Çok akıcı,anlaşılır bir üslubunuz var.Normalde ekonomi yazılarını pek okumayan, okusa da çabuk sıkılan biriydim.Sayenizde ekonomiye ilgim arttı.Buradaki konuyla ilgili değil ama size bir soru sormak istiyorum.Cevaplarsanız sevinirim.Bir ulusal paranın aşırı değerli olup olmadığını ölçmenin bir yolu var mıdır? Varsa nedir? Şimdiden teşekkür ederim.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilUlusal paranın aşırı değerli olup olmadığını ölçmenin en kestirme yolu benzer nitelikte malların başka ülkelerde kaça alındığını bulmaktır. Bu konuda en kestirme yol da The Economist Dergisinin Big Mc indeksidir. Her ülkede aynı standartta üretilen bu ürünün fiyatını karşılaştırarak ülke paralarını birbirine karşı değer durumunu ölçüyorlar.
Bu konuda benim bu blogda yazılarım var.
bu yılın ilk 9 ayında yurtiçi kredi hacminin GSYH'ye oranı %62,4 olmuş. 2012'nin ilk 9 ayında aynı oran %51,1 olarak gerçekleşmiş. Hocam şimdi %4 büyüme için kredi/GSYH oranı 11 puan artmış. diyelim ki 2014-16 arası da aynı hızla arttı ve ortalama %4-5 büyüme geldi ama o zaman kredi/GSYH oranı %95 olacak. neticede Türkiye'de kredi vadelerinin gelişmiş ekonomiler gibi olması pek mümkün görünmüyor. gelişmiş ülkeler %100-120 gibi oranları rahatça kaldırabiliyor ama bizim için bu zor. üstelik bir de yapısal cari açık veriyoruz. bu kredi genişlemesi nereye kadar gider, daha doğrusu deniz ne zaman biter?
YanıtlaSilCari açık ne zaman finanse edilemez hale gelirse oraya kadar gider gibi görünüyor.
SilHocam emekleriniz ve değerli bilgileriniz için teşekkürler, bir yazınızdada ülkemizdeki genel sağlık sigortası sistemine ve bunun ekonomik yönlerine değinmeniz mümkünmü, iyi çalışmalar, saygılar.
YanıtlaSilBir bakarız.
SilÜstat,
YanıtlaSilUzun bir süreden beri IV. Bölgede yer alan Yunanistan ve ispanya ile alakalı bazı olumlu sinyaller geliyor. Diğer taraftan Avrupa'nın gelişmiş ekonomilerinin de geçen yıla göre çok belirgin olmasa da daha pozitif bir performans sergilediklerini söylemek mümkün diye düşünüyorum.
FED'in tahvil alımlarını azaltmaya başlaması ekonomisinin arzu ettiği dayanıklılığa ulaştığına inanması ile başlayacağından hareketle, söz konusu kararın "Kırılgan beşli" diye anılan ülkeleri negatif bir şekilde ayrıştırmasını bekliyoruz sanırım. Zira Avrupa'nın diğer ekonomileri için aynı derecede bir etkiden pek fazla bahis edildiğini işitmiyorum.
Bu taktirde II. Bölgeden IV'ye kayışın muhtemelen çok dramatik olmaması beklenebilir mi?
Çok selamlar
Cafer Demir
Beklenebilir. Yani IV numaralı bölgenin 0'a yakın kısmında yoğunlaşma olabilir.
SilTeşekkür ederim.
SilMerhaba Hocam,
YanıtlaSilBildiğiniz üzere BDDK özel bir katılım bankasının üst yöneticisine sermayenin %25'inin üzerinde kredi kullandırmasına izin verdi. Bu karar BDDK'nın bağımsız otoriter kuruluş ilkesini sarsmaz mı ?
Teşekkürler.
Bu konuyu duymadım. Ama kimseye özel izin verilmesi doğru bir yaklaşım değil tabii ki. Bu sadece bankacılık alanında değil bütün alanlarda geçerli.
SilHocam bazı yorumlarınızda değinmiştiniz Türkiye'de döviz stokunun tükendiği (70 cente muhtaç kaldığımız yıllarda ) 1979 lu yıllarda Türkiye gerekli olan fuel oil ithal edememiş çok soğuk bir kış geçirildiğimden bahsetmiştiniz .heralde bu durum elde döviz kalmamasından kaynaklanıyor olmalı . Hocam şöyle bir sonuç çıkarsam yanılırmıyım ülkede döviz kıtlığı baş gösterdiğinde ve bankaların döviz stokları eridiğinde hala ithalat yapılmak isteniyorsa gelen talepler belki merkez bankasının rezervlerine yakınsa ithalat permileriyle ithalat gerçekleştirilecek diyebilirmiyiz yani merkez bankası döviz tahsis uygulaması yaparak kişiler arasında bu dövizi paylaştıracak ve stoklarıdan fazla döviz çıkmamasını sağlayacak diyebilirmiyiz .
YanıtlaSilHocam birde ekonomi politikası kitabınızın yeni baskısı hala çıkmadı mı ?
Evet aynen böyle diyebiliriz. Dövizin kıtlaşması aslında dalgali kur rejiminde kurun yükselmesiyle çözülüyor ama bazen eğer ülkenin riski çok yüksekse ve döviz fiyata rağmen bulunamaz noktaya geliyorsa o zaman kotalar, tahsisler vb devreye giriyor. Çünkü döviz talebinin tamamını karşılamak mümkün olmuyor.
SilHocam konuyla alakalı değil ama siz bir televizyon kanalında ekonomi yorumları yaptığınız için yazmak istedim. konu şu: TCMB ihracat reeskont kredileri yoluyla ihracatçıların TL olarak kullandığı kredilerin geri ödemesini döviz olarak alıyor. bu işlemin etki olarak piyasada yaptığı döviz alım ihalelerinden hiçbir farkı yok. mesela 8 Kasım-29 Kasım arası 3 haftalık dönemde bu yolla ihracatçının 2,2 milyar dolarını normal bankacılık sisteminden çekerek rezervlerine eklemiş, yani bir nevi döviz almış. fakat bununla ilgili medyada hiçbir habere rastlamadım. sonuçta 3 haftada 2,2 milyar dolar az bir meblağ değil ve son haftalarda kurlardaki hareketi anlamaya yarayacak bir veri. Hocam yorum yaptığınız kanalın çalışanlarına haftada bir TCMB'nin ayrıntılı bilançosuna bakmalarını tavsiye edebilir misiniz? böylece halka daha doğru haber ulaştırmış olurlar diye düşünüyorum.
YanıtlaSilBu konuda sabah yayınlarında açıklama yapıldı. Yayına katılan yorumcu (şimdi kim olduğunu hatırlayamadım) bu konuya ayrıntılı olarak değinmişti. Ama haklısınız bir ker değinmekle bırakmayıp bir kaç kez söylemek gerekir. Konu önemli çünkü.
SilSürükleyici yazilariniz için teşekkür ederim. Sizden hisse alırken temel analiz de nelere bakmamız gerektiği ile ilgili bir değerlendirme alabilirmiyiz.temel analizi nasıl okuyalim.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Ben teknik analiz yapmıyorum, yani hisselerin tek tek durumu benim uzmanlık alanımda değil. Sadece borsanın genel gidişiyle ilgili analiz yapıyorum. Ama bu konuda uzmanlar var. Örneğin Yaşar Erdinç'i izlerseniz yararlanabilirsiniz.
Sil[[ 1. BÖLÜM ]]
YanıtlaSilMahfi Bey,
Böyle bir blogla bizlere ışık tutmaya devam ettiğiniz için ne kadar teşekkür etsek azdır.
1. Sorum:
2008 kriziyle beraber sadece birkaç dev ülkenin kendi aralarında değil, tüm dünyayı da içine alacak şekilde yaşadığı/yaşattığı olayların bir tür “danışıklı dövüş” olduğunu düşünür müsünüz? Tıpkı “1929 krizi”nde olduğu gibi.
Çünkü sarkacın [Sovyetler Birliği’ni yok sayarak] Çin başta olmak üzere Asya’dan tekrar ve yavaş yavaş ABD’nin başını çektiği Batı’ya doğru kaymaya başladığı gözüküyor.
Çin merkezli olmak üzere Asya toplumlarının genelinde etkin olan iklim “Devlet Kapitalizmi”, ABD merkezli olmak üzere Batı toplumlarında baskın gözüken iklim “Özel Sektör / Şirket Kapitalizmi” dir.
Deng Xiaoping, 1970’lerin ikinci yarısında Çin’in ekonomi sisteminde köklü değişiklikler yaptı. Kaba anlatımla: Batı’daki şirketler “ucuz işgücü” başta olmak üzere birçok teşvikten yararlanmak için kendi ülkelerindeki üretim tesislerini Çin’e kaydırdı. 1970’lerden 2008’e [biraz daha ileriye gidersek 2013’e] kadar ucuz maliyetle Çin’de [ve Asya’nın genelinde] ürettikleri mal ve hizmetleri muazzam kârlarla dünyaya sattılar. Benzer örnek: Dünya tekstil sektörü için Bangladeş’teki “ucuz maliyet & yüksek kâr” gösterilebilir.
Çin’de Xi Jinping’in devlet başkanı olmasından sonra geçtiğimiz aylarda “The Third Plenum of the 18th Chinese Communist Party Central Committee” gerçekleşti. Kısaca 18. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, Xiaoping’in başlattığı “ekonomik reform”dan yaklaşık 35 yıl sonra sadece kendi ülkelerini değil, dünyadaki ticaret dengelerini de değiştirecek kararlar aldı.
Dediğiniz danışıklı dövüş meselesi akla yakın gelse de ben buna fazla ihtimal vermiyorum. Çünkü böyle bir kavganın nerede biteceği ve kime ne kadar zarar vereceği baştan planlanabilecek bir şey değil.
Sil[[ 2. BÖLÜM ]]
YanıtlaSilFazla uzatmamak için; “danışıklı dövüş” olarak algıladığım ve sizin fikrinizi öğrenmek istediğim yere geleyim:
ABD’de işsizlik rakamlarının iyi gelmeye başladığı ve bunun FED’in tahvil alım programını sonlandırabileceğine işaret ettiği tüm dünya tarafından hergün tekrarlanıyor.
Halbuki işsizlik rakamlarının, “iş aramaktan vazgeçen kişilerin artması” istatistiki olarak henüz ölçülemediğinden ve işe başlayan kişilerin çalıştığı sektörlerin çoğunlukla “part-time” ve “kısa dönem / sözleşmeli” olmasından dolayı düşük gözüktüğü; “mavi & beyaz yaka”ların tam gün istihdam edileceği günlerin çok uzaklarda olduğu söyleniyor. Yani Türkiye’de TÜİK başta olmak üzere envai çeşit kurumun yaptığı istatistik sonuçlarında eksiklik / yanlışlık nasıl var ise, ABD’deki istatistik sonuçları [başta işsizlik verileri olmak üzere] için de aynı şüphe duyuluyor.
Yukarıdaki istatistiksel çelişkiden yola çıkarak, ABD’de “Buy American!” ~ “ABD sınırları içinde üretilmiş ürünleri alın!” diye çevirebileceğimiz bir akım son 3 yıldır iyice güçlenmeye başladı. 1933’te ilk kez yasalaştırılmış “Buy American!”, bugün “Local Community Sharing” dediğimiz kavram ile birleştirilerek ABD’de yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Çünkü ABD vatandaşları geçmişe nazaran daha eğitimli ve dünyaya ihraç ettikleri ürün/hizmetlerin büyük bir kısmının Çin başta olmak üzere Asya ülkelerinde ucuz işgücü ile üretildiğini biliyor. Üretim tesislerinin tekrar kendi ülkelerine dönmesi, ABD içindeki fabrikalarda tekrar kendi vatandaşlarının çalışması için propaganda/lobi faaliyetlerine çoktan başladılar.
Bu bölümü çok daha akla yatkın. Bence birinciden daha fazla akla yatkın bir gelişme.
Sil[[ 4. BÖLÜM - SON ]]
YanıtlaSil2. Sorum:
FED’in tahvil alım programını eninde sonunda bitireceğini biliyoruz. Herkesin sorduğu “acaba ne zaman başlayacak?” sorusunu şimdilik bir kenara koyarsak; sizden bir iktisatçı olarak tahminde bulunmanızı umuyorum. Sizden Erdem Başçı’nın yaptığı gibi “1.92 TL” nokta atışı beklemiyorum:
FED, tahvil alım programını bitirmeye başladığını duyurduktan sonra [diğer yükselen piyasa ekonomilerini göz ardı ederek soruyorum] Türkiye’de “Dolar/TL” kurunun daha da yükseleceğini biliyoruz. Bu saptama tüm ekonominin sadece bir yönünü fakat belkemiğini gösterir. Fazla detaylandırmamak için şu örneği verebiliriz: Yaptığımız ihracat, ithalatımıza bir morfin gibi bağımlı! Kurun yükselmesi ithal ettiğimiz hammadde, ara malı, yatırım için mal/hizmet vb. gibi birçok kalemin maliyetini otomatikman yükselteceğinden, tüm bu kalemleri kullanarak ürettiğimiz ürün ve/veya hizmetin satış fiyatı [ihraç fiyatı] da yükselecektir. Bu “morfin!” ne yazık ki kesilecek gibi gözükmüyor. Çünkü “büyümek!” için ihracat yapmak, ihracat için de “yüksek kur! & yüksek morfin!” ile ithalat yapmak zorundayız!
Bu kısa örnekten yola çıkarak:
A) [Kamu sektörünü göz ardı ederek soruyorum] Özel sektörde kitlesel işten çıkarmalar mı olur?
B) Özel sektör içindeki İK [İnsan Kaynakları] müdürleri çalışanlarına şuna benzer bir açıklama mı yapar? : “2008 yılı itibarıyla günyüzüne çıkan ekonomik kriz 5 buçuk yıl sonra artık bizi de etkilemeye başladı. ABD Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar sonlanmaya başladığından bizim şirketimiz de dahil olmak üzere ülkemizdeki binlerce şirket mevcut pozisyonlarını koruyabilmek ve verimliliklerini arttırabilmek için yeniden yapılanma kararları almaya başladı. Departmanımızın yapmış olduğu çalışmanın sonucuna göre şirketimize emek vermiş bazı arkadaşlarımızla yollarımızı ayırmak zorundayız. Her departman müdürümüz konuyla ilgili bilgilendirildi ve gerekli açıklamaları takım arkadaşlarıyla paylaşacaklar. Çalışma arkadaşlarımıza soracağımız temel soru şu olacak: Daha az bir maaşla bizle bir aile olmaya devam etmek mi istersiniz? Yoksa işten ayrılmayı mı tercih edersiniz?”
Mahfi Bey, hem CNBC-e’de yaptığınız programlar, hem üniversite hocalığınız, hem hazine de ki geçmişiniz, hem bu blog vd. göz önüne alarak; ağzınızdan/kaleminizden çıkan ve çıkacak her kelimeye yüksek dikkatle bakan binlerce takipçiniz var.
A ve B’de sorduğum sorular sizi sınırlamak, sizi bir cevaba kanalize etmek, ağzınızda bir bakla var ise bunu bir an önce ortaya çıkarmak için değil.
“Felaket tellallığı yapmak” başka, “sahte optimizm & sahte iyimserlik” içinde susmaya devam etmek başka.
Sizi yukarıdaki iki kategoriye de sokmuyorum. Haklı çıkarsanız hiçbirimiz size taç takmayacağız, yanılırsanız çamur atmayacağız.
Sadece akademik birikiminize ve namusunuza güvendiğim için bir “tahminde” bulunmanızı istiyorum.
Saygılarımla,
Nazik sözleriniz için çok teşekkür ederim.
SilFed'in QE taperinge başlamasının ve özellikle de bunu artırarak çıkış yoluna girmesinin bizi ve bize benzer ekonomileri fazlasıyla etkileyeceğini düşünüyorum ve bunu da zaten bir süredir çeşitli şekillerde dile getiriyorum. Tasarruf yatırım dengesini kuramamış ve o nedenle cari açıksız büyüyemez noktaya gelmiş bir ekonominin bu gelişmeden etkilenmemesi mümkün değil. Etki üç yönlü olabilir: (1) Dış finansman yeterince sağlanamayacağı için döviz kurları yükselir, (2) Döviz girişi azalacağı için yatırımlar gerilemeye başlar, (3) Yatırımlar düşünce büyüme geriler. Bunların sonucunda da işsizlik artmaya yönelir.
A ve B şıklarında yazdıklarınız bu aşamada gerçekleşebilir.
Türkiye, son on yılda inanılmaz fırsatlar yakaladı. Siyasal iktidar istediği yasayı geçirebilecek, istediği düzenlemeyi yapabilecek konumdaydı. İki konu dışında gereği yapılamadı: Bankacılık ve bütçe. Bütçe konusunda bile geçici gelirlere dayalı bir yapı var. Şimdilik iyi görünse bile ileride sıkıntı yaratabilecek bir denge söz konusu. Çünkü geçici gelirlere dayalı olarak kalıcı harcama kalemleri yaratılıyor. Örneğin sağlık harcamaları böyle. Tabii çok iyi bir şey ama bu sağlık sistemi bizden çok daha zengin ülkelerde bile yok. Unutmamak gereken bir şey var: Thatcher öncesinde İngiltereyi National Health Service uygulaması uçurumun kenarına getirmişti.
Bu saatten sonra bu konularda yapısal adımlar atılabilir mi? En azından seçimlerin olacağı önümüzdeki dönem boyunca böyle adımların atılabileceğine ihtimal vermiyorum.
Karamsar bir tablo ama gerçekleri görmemiz gerekir.
Hocam iç taleple büyüyoruz ya bunun olumsuz görülmesinin nedeni cari açığa yol açması mıdır? Kafama takılan şu, diyelim ben konut kredisi çektim ev aldım veya krediyle araba aldım, iç taleple büyüme bu mu? zaten bu mallar üretildiğinde gsyh hesaplarına dahil edilmiyor mu? büyüme mal satıldığında mı yoksa üretildiğinde mi hesaplanıyor? teşekkürler
YanıtlaSilEvet ama eğer siz bunları talep etmezseniz üretim yapılmaz. Yani siz talep ettiğiniz için üretim yapılıyor ve GSYH hesaplarına giriyor.
SilGSYH üç şekilde hesaplanıyor: Üretim yöntemiyle hesaplamada üretim yapıldığında GSYH hesaplarına giriyor. Harcamalar yöntemiyle hesaplamada siz malı satın aldığınızda hesaplara giriyor. Gelir yoluyla hesaplamada siz geliri elde ettiğinizde hesaplara giriyor.
Büyüme ise GSYH da bir dönemden ötekine ortaya çıkan reel artışı ifade ediyor.
hocam inanılmaz güzel yazılarınız zevkle takip ediyoruz.emeğinize sağlık. ama merkez bankası bilançocu hakkındaki bilinmeyenlere de değinirseniz çok mutlu oluruz.örneğin mb menkul kıymet ihracında bilançodaki değişimler nasıl olur?
YanıtlaSilÇok teşekkürler.
SilMB Bilançosu farklı ve ayrıntılı bir konu. Biraz teknik bir konu olduğu için blog izleyicilerinin tümünü ilgilendirmeyebilir.
MB Bilançosu hakkında TCMB sitesinde açıklamalar var.
Yine de başlıca kalemler olarak bir bakayım belki basitleştirerek bir şeyler yazabilirim.
MB nın ödemeler bilançocuyla ilgili açıklamalara nerden ulaşabiliriz?
Silmerkez bankası bankaların rezervlerini menkul kıymet satın almak suretiyle arttırmak isterse analitik bilançonun aktif ve pasif hesaplarında nasıl bir değişme olur?aktifi değiştirince hangi kalemde oynama yapar?
teşekkürler hocam
Teşekkürler.
SilHemen bir düzeltme yapayım Ödemeler Dengesi sözü doğru ama Ödemeler Bilançosu sözü doğru değil. Çünkü bu bir bilanço değil (benziyor ama değil.) İngilizcesi de Balance of Payments, Balance Sheet of Payments değil.
TCMB'nin Ödemeler Dengesine kayıtlarla ilgili açıklamaları için bkz: http://www.tcmb.gov.tr/odemedenge/odemet.pdf
Hocam merhaba.Merkez Bankası Başkanı Başçı portföy girişleri olması halinde TL'de kimsenin tahmin etmediği bir yükseliş yaşanabileceğini söyledi.öte yandan döviz satim ihaleleri 50 milyon dolara cikarildi gerekirse dahada artirilabilecegini söyledi.sizce bu teorinin gerceklesme ihtimali nedir? önümüzdeki dönemde euroda bir düsüs olur mu ? tesekkürler
YanıtlaSilBu sözün gerçekleşe anahtarı cümlenin ilk bölümünde yer alıyor: Portföy girişleri olursa... Portföy girişi olursa TL tabii ki değer kazanır. Portföy girişi olur mu olmaz mı? Mesele bu. Fed'in QE Taperinge yönelmesi halinde (ki bunu er veya geç yapacak) portföy girişleri olmayabilir ve Başçı'nın tahmininin tam tersi çıkabilir. Bugün itibariyle beklentiler bu yönde.
SilHocam Türkiye'deki kur ve ekonomiyi ilgilendiren özel sektörün dış borc stoğu şu an 250 milyar dolar civarında.
YanıtlaSilAcaba özel sektörün iç ve dış alacak datalarını gösteren link yada bilgi var mı?
Teşekkürler
250 milyar doların içinde bankaların borcu da var. BDDK bankaların dövizde açık pozisyon vermelerine izin vermediği için bu miktardan bankaların borcunu çıkarmak gerekir diye düşünüyorum. bence özel sektör döviz pozisyonunu en güzel merkez bankasının aylık olarak yayınladığı "Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Döviz Varlık ve Yükümlülükleri" tablosu özetliyor. bu tablo daha kullanışlı.
SilGünaydın Hocam,
YanıtlaSilFinansal tablo analizi öğrenmek için kitap almaya karar verdim ve şu kitabı buldum...
http://www.dr.com.tr/Kitap/Finansal-Tablolar-Analizi/Yunus-Karaaslan/Egitim-Basvuru/Ders-Kitaplari/urunno=0000000549446#!DR
Sizi çok seviyoruz hocam :)
Esenlikle kalın...
Çok teşekkürler, kolay gelsin.
SilFed enflasyon ve istihdam belli bir seviyeye yükselmeden tahvil alımını azaltmak istemiyor. Peki neden karşılıksız basılan paraları dolaşıma sokup enflasyonu yükseltmeye çalışmıyorlar?
YanıtlaSilFed, enflasyon istemiyor. İstediği şey işsizlik oranının düşmesi.
Sil