2000 ve 2025 Asgari Ücret Karşılaştırması
Bazı okurlar bugünkü asgari ücreti 2000 yılındaki asgari ücretle karşılaştırarak dolar bazında ciddi artış olduğunu ve bugünkü durumun çok daha iyi olduğunu öne sürüyor. Bunun doğru olup olmadığını anlamak için bu iki yıla ilişkin asgari ücrete bakmak yeterli değil. Bu yıllarda üç kişilik bir çekirdek ailenin asgari giderlerine de bakmak gerekiyor. 2000 yılına ilişkin verileri derlemek ne yazık ki kolay değil o nedenle verileri derlemek için yapay zekâdan yararlandım. Türk Lirasıyla karşılaştırma enflasyonun yüksekliği ve kur nedeniyle çok anlamlı olmadığı için karşılaştırmayı dolar bazında yaptım. Buna göre ortaya çıkan tablo aşağıdadır. Bu tablo hazırlanırken asgari ücretli ailenin herhangi bir lüks harcamasının, tatil harcamasının, dışarıda yemek harcamasının, sağlık, eğitim, giyim harcamasının bulunmadığı varsayılmıştır.
Bu karşılaştırma bize şunları
gösteriyor: (1) Asgari ücret dolar olarak hesaplandığında 2025’de 2000’e göre
daha yüksek. Bunu asgari ücreti kişi başına gelirle kıyaslayarak yaptığımızda
daha açık görebiliyoruz. Ne var ki asgari giderler de 2025 yılında 2000 yılına
göre çok daha yüksek. Gıdaya erişim 2000 yılındaki asgari ücretle daha kolay
görünüyor. Konut her iki dönemde de çok sıkıntılı. Her iki dönemde de bu
çekirdek aile tek asgari ücretle geçinemez durumda bulunuyor. Bu durumda ailede
ya iki kişi çalışacak veya aile dışarıdan bir destek alacak (gıda ürünlerini
köylerinden bedelsiz getirmek gibi) ya da borçlanacak.
Bu karşılaştırma bize asgari ücretin dolar olarak artmış
olmasına bakılarak asgari ücretli ailenin durumunun düzeldiğine ilişkin yapılan
yorumların doğru olmadığını, giderlerdeki artışın hesaba katılması halinde iki
dönemde de asgari ücretle asgari giderlerin karşılanmasının mümkün olmadığını
ortaya koyuyor.
Alaattin Aktaş ekonomim'deki bugünkü yazısında asıl sorunun 17,9 milyon çalışanın yarısının asgari ücretli olduğunu sayısal olarak ortaya koyuyor. Asıl ciddi sorun bu: Çalışanların giderek artan bölümü asgari ücretle çalışır duruma geliyor. Bu durum bize orta sınıfın düşük gelirli konuma gerilediğini açık biçimde gösteriyor.
Yazınız için teşekkürler!
YanıtlaSil🙏
SilMahfi Bey rakamlar doğru fakat yorumlamanız bence bir tık yanlış , 200 yılında gelir 140$ ve gider 265 dolar aradaki fark 125$ yani asgari ücretli her ay neredeyse 1 aylık maaş kadar açık veriyormuş , 2025 yılında ise gelir 625$ gider 843$ 218$ fark var yani asgari ücretlinin 1 haftalık kaybı var , zaten devlet şimdi ısınma ve elektrik de destek vererek bu farkı daha da azaltıyor , yani sonuç olarak 2025 yılı , 2000 yılına göre açık ara daha daha iyi ..
SilDoların 25 yıllık değişen alım gucu de hasaba katılınca benzer bir tablo mu var yoksa yanlış mı düşündüm
SilAdsız26 Aralık 2025 00:45
SilBuradaki temel sorun, 2025 verilerinin baskılanmış dolar kuru üzerinden karşılaştırılmasıdır. Kur serbest piyasa koşullarında oluşsaydı, asgari ücretin dolar karşılığı ve açığı bugün çok daha büyük görünürdü. Ayrıca 2025'te açığın ''1 haftalık kayıp'' gibi sunulması, borçlanma, krediyle yaşam ve kamu destekleriyle ayakta tutulan bir gelir yapısını normalleştirmektedir.
Bu nedenle 2025'in 2000'e göre ''açık ara daha iyi'' olduğu yönündeki çıkarım, reel alım gücünü değil, ekonomik baskı mekanizmalarıyla ötelenmiş bir yoksullaşmayı yansıtmaktadır. Dolayısıyla 2025'in 2000'e kıyasla alım gücü açısından daha iyi olduğu sonucuna varmak mümkün değildir; ortaya çıkan tablo reel refah artışını değil, baskılanmış kur ve borçlanmayla ertelenmiş bir yoksullaşmayı göstermektedir.
Sürekli doların baskılandığı dile getiriliyor. Türkiye büyüdüğü birçok dönemlerde dolar bazında küçüldüğü görülmüştür, Bunları dile getiren yok. Ayrıca dolar TL karşısında değer kazanacak diye bir kural yok. Gelişen ülkeler döviz karşısında değer kazanması normal bir şeydir. 2002 yılında dolar 1 lira 67 kurustu 2008 yılında 1 lira 13 kuruşa düşmüştü. O zamanki döviz rezervimiz şimdiki kadar da güçlü değildi MB döviz rezervleri 193 milyar dolara çıktı.
SilMB döviz rezervleri 193 milyar dolarla güçlü bir pozisyonda ise ortada bir baskılama olamaz. İnsanların döviz umurunda değil artık.
SilHocam buradaki bazı kişilerin geçmişteki herhangi bir tarihteki 1 doların günümüzde kaç dolar ettiğini hesaplayamayacak veya nasıl hesaplandıgını bilmeyen insanlar var. Biz burada nasıl analiz kalitesini yükselteceğiz?
SilBenim sürekli aldığım bir peynir markası vardı. Alış veriş fişleri elimde. Ocak'tan Aralık'a kadar tam %58,33 zamlanmış. TÜİK enflasyonu koca bir yalan.
Sil193 milyar dolarlık rezervin 67 milyar doları TCMB'ye ait. Kalanı bankalara ve swap imkanı sağlayan yabancı bankalara ait.
SilSadece dolar bazlı gelir karşılaştırması yapmak son derece yanıltıcıdır. Dolar enflasyonu dikkate alındığında da bu durum değişmez. Çünkü yüksek enflasyon ve kur oynaklığı nedeniyle dolar, yerel ekonomideki reel alım gücünü tek başına doğru yansıtmaz. Bu nedenle gelirler, hocanın da yaptığı gibi ilişkin oldukları dönemin fiyat seviyeleri, giderleri ve tüketim sepeti bağlamında değerlendirilmelidir.
SilBu yazı bence çok temel bir yanlışı net biçimde gösteriyor. Asgari ücreti sadece dolar cinsinden karşılaştırarak ''daha iyi'' ya da ''daha kötü'' demek, alım gücünü açıklamıyor. Çünkü alım gücü, yalnızca elde edilen gelirin miktarıyla değil, bu gelirin hangi fiyat düzeyi karşısında neyi, ne ölçüde satın alabildiğiyle ilgilidir. 2000 ve 2025'te kira, gıda ve ulaşım gibi temel harcamalar aynı olmadığı için, yalnızca maaşın dolar karşılığına bakarak yapılan değerlendirmeler yanıltıcı oluyor. Bu nedenle sağlıklı bir karşılaştırma, maaşların kaç dolar olduğuna değil, o maaşlarla hangi yaşam koşullarının gerçekten karşılanabildiğine bakılarak yapılabilir.
YanıtlaSil🙏
Sil"Asgari ücreti sadece dolar cinsinden karşılaştırarak ''daha iyi'' ya da ''daha kötü'' demek, alım gücünü açıklamıyor." diyenlere basit bir soru? A ülkesinde asgari ücret 1500 dolar B ülkesinde asgari ücret 500 dolar. Hangi ülkenin asgari ücreti daha fazla alım gücüne sahiptir? Bu soruya 500 dolarlık asgari ücretin 1500 dolarlık asgari ücretten alım gücü daha yüksektir diyebilecek bir kişi var mı?
SilAdsız25 Aralık 2025 12:59
SilBu soru baştan hatalıdır; çünkü A ve B ülkelerinde fiyat düzeyinin aynı olduğunu varsayarak sorulmuştur. Alım gücü, maaşın kaç dolar olduğuyla değil, o doların ilgili ülkede hangi mal ve hizmetleri satın alabildiğiyle ölçülür. Fiyat düzeyi bilinmeden ''1500 dolar mı 500 dolar mı daha yüksek alım gücü sağlar'' sorusu iktisaden anlamsızdır. Nitekim yaşam maliyetinin çok düşük olduğu bir ülkede 500 dolar, yaşam maliyetinin çok yüksek olduğu bir ülkedeki 1500 dolardan daha yüksek alım gücü sağlayabilir.
Eğer 500 dolar asgari ücret alan, yeme-içme, barınma vb temel ihtiyaçlarını bu asgari ücret ile karşılayabiliyorsa; fakat 1500 dolar alan karşılayamıyorsa 500 dolar alanın alım gücü daha yüksektir diyebiliriz. Asgari ücretin tutarına takılmayın, o tutarla ne alabildiğine bakın.
SilVay be A ülkesindeki 500 dolarlık asgari ücret B ülkesindeki 1500 dolarlık asgari ücretin alım gücünden daha yüksek olabilirmiş. Sizin ölçme konusunda çok vahim bir sorununuz var.
SilTüm parametrik harcamaları aynı para birimi cinsinden hesaplarsanız bu takdirde aynı iki farklı ülkede yaşamış olsaydı hangisinde ne kadar zarar ederdi ortaya çıkıyor bu takdirde 2000 Türkiye'si daha iyi 2025 Türkiyesi ise değil, yani A ülkesi 2000 B ülkesi 2025 bunun fiyat düzeyi (kaldı ki fiyat düzeyi nedir) ile bir alakası yok ne yazık ki.
SilAdsız25 Aralık 2025 15:25
SilEğer 500 doların harcandığı yerde fiyatlar çok düşük, 1500 doların harcandığı yerde çok yüksekse, 500 dolar daha yüksek alım gücü sağlar. Bunu reddetmek, benim ölçme sorunuma değil, sizin alım gücü kavramını reddetmenize işaret eder.
Senin canın hesap yapmak istemiyor anlaşılan. Geçmişte herhangi bir dolar değerine ABD enflasyonu eklersen doların günümüz değerini bulursun. Mesela 2002 yılındaki 110 dolarlık asgari ücretin bugünkü karşılığı 200 dolar ediyor. Senin buna itirazın mı var?
SilAdsız25 Aralık 2025 16:17
SilABD enflasyonu ile doların değerini güncellemek, Türkiye'deki fiyatlar ve giderler üzerinden alım gücünü göstermez. 2002'de 110 dolar, Türkiye'deki gıda, kira ve temel harcama fiyatlarıyla ölçülen alım gücü, bugün 200 dolara eşitlenemez; çünkü alım gücü, ülkeden ülkeye ve zamana göre değişir; bu değişimde gider artışları belirleyici bir etkendir. Dolayısıyla, sadece doların enflasyonunu dikkate almak alım gücünü ölçmek için yeterli değildir; alım gücü, gelirin ''o dönemde ve yerde'' satın alabildiği mal ve hizmetlerle ölçülür.
Satın alma gücüne göre kişi başı milli gelir 2002'de 11.254 USD iken , 2025'te 43.786 USD olmuştur. (Japonya'da bu rakam 54.815 USD'dir.)
Silhttps://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_past_and_projected_GDP_(PPP)_per_capita
Sonuç;
Türkiye'de asgari ücret ve kişi başı milli gelir hem nominal olarak , hem de satın alma gücüne göre yapılan hesaplamada artmıştır.
Bundan önceki dönemde Türkiye ile Japonya'yı kıyaslayana deli gözüyle bakarlardı ama şimdi kıyaslanabilir hale geldi.
SilHangi açıdan kıyaslanabilir mesela? Hukuk mu? Demokrasi mi? Yolsuzlukların azalması mı? Eğitim mi? Ahlak mı? Kadın cinayetleri mi? Hangi açıdan Japonya'yla kıyaslanabilir mesela?
SilBen ekonomiyi kastetmiştim.Japonlar çok intihara meyilli. Yılda 30 bin kişinin intiharı söz konusu. Dayandiklari manevî değerler neden onları intihara sürüklüyor acaba demek ki mutsuzlar.
SilTürkiye'de kişi başı milli gelir, nominal ve (PPP) bazında artmış olabilir; ancak bu tek başına refah artışı anlamına gelmez. Bu tür veriler değerlendirilirken, rakamları yukarı çeken yapısal ve istatistiksel unsurların da dikkate alınması gerekir. Kişi başı gelir ve PPP göstergelerinin olduğundan yüksek görünmesine yol açan faktörler şunlardır:
Sil1-Yüksek enflasyon etkisi:
Yüksek enflasyonlu ülkelerde milli gelir, yerel para cinsinden hızla artar. Bu durum, hem dolar bazlı hem de PPP'ye göre hesaplanan kişi başı gelirin ''artmış gibi'' görünmesine yol açar. Ancak bu artış çoğu zaman halkın reel refahına yansımaz. Nominal ya da PPP artışı ile günlük yaşamda hissedilen alım gücü arasında ciddi bir kopukluk oluşabilir. Bu durumun çarpıcı bir örneği Arjantin'dir. Arjantin'de kişi başı gelir nominal olarak 2025'te yaklaşık 14.000 USD seviyesine ulaşması beklenirken, satın alma gücüne göre kişi başı gelir 31.311 USD (PPP) civarındadır. Nominal gelir ile PPP arasındaki bu fark esas olarak fiyat düzeyini yansıtır. Ancak yüksek ve kronik enflasyon nedeniyle, bu PPP artışı halkın yaşam standartlarında kalıcı bir iyileşme yaratmamıştır. Türkiye'de de benzer bir nominal/PPP artışı - reel refah ayrışması gözlenmektedir.
Bu noktada PPP ile nominal gelir arasındaki farkı netleştirmek gerekir. Türkiye'de 2025 için kişi başı gelir yaklaşık 17.000 USD iken, satın alma gücüne göre kişi başı gelir 43.786 USD seviyesindedir. Bu fark, Türkiye'nin zenginleştiğini değil; düşük ücretli, zayıf para birimine sahip ve uluslararası fiyat düzeyi farkları nedeniyle kağıt üzerinde daha yüksek görünen bir ekonomi yapısını yansıtmaktadır. PPP, iç pazardaki teorik tüketim kapasitesine dair bir gösterge sunar; ancak küresel alım gücünü, tasarruf imkanlarını ve teknolojik refahı yansıtmaz.
2- Kur baskısı ve zayıf para birimi:
Uzun süre uygulanan kur baskılama politikaları ve TL'nin reel olarak değer kaybetmesi, kişi başı gelirin dolar cinsinden olduğundan daha yüksek ya da istikrarlı görünmesine neden olmuştur. Serbest piyasa koşullarını yansıtmayan kur seviyeleriyle yapılan hesaplamalar, gelir artışını kağıt üzerinde büyütürken, vatandaş ise ithal ürünler, enerji ve temel tüketim kalemlerinde karşılaştığı yüksek fiyatlarla bu tabloyu gerçek hayatında hissedememektedir.
3- Nüfus ve istatistiksel hesaplama sorunları:
Sığınmacılar, geçici koruma altındakiler ve kayıt dışı çalışan geniş bir nüfusun üretim ve tüketim yükü fiilen ekonomi içinde yer almasına rağmen, bu nüfusun kişi başı gelir hesaplamalarına tam ve sağlıklı biçimde yansıtılmaması da rakamları yukarı çeken bir diğer etkendir. Bu durum, kişi başı gelir verileri ile hissedilen refah arasındaki farkı büyütmektedir.
Tüm bu ''şişirici'' etkilere rağmen; Kazakistan, Litvanya, Letonya, Polonya, Romanya gibi yaklaşık 40 ülke 2002 - 2025 döneminde PPP bazlı kişi başı gelir artışında Türkiye'yi geride bırakmıştır. Bu durum, meselenin yalnızca “biz de büyüdük” söylemiyle açıklanamayacağını; şişirici etkilere rağmen diğer ülkelerin Türkiye'den daha hızlı, daha istikrarlı ve daha verimli büyüdüğünü göstermektedir.
Türkiye'de kişi başı gelir nominal ve (PPP)'ye göre artmış olabilir; ancak bu artış yüksek enflasyon, zayıf para birimi ve istatistiksel etkiler nedeniyle olduğundan büyük görünmektedir ve halkın geniş kesimlerine gerçek bir refah artışı olarak yansımamıştır. Üstelik bu şişirici etkilere rağmen, birçok ülkenin 2002 - 2025 döneminde Türkiye'den daha hızlı ve daha verimli bir gelişim göstermiş olması, sorunun yalnızca algı değil, yapısal bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
PPP veya nominal gelir tek başına değerlendirilmemelidir. Doğru bir analiz için PPP'nin nominal gelire oranı incelenmelidir. Böylece ekonomik yapının ve ücret - fiyat dengesinin gerçek görünümü ortaya çıkmış olur. Sağlıklı ekonomilerde PPP / nominal gelir oranı belirli aralıklarda yoğunlaşmaktadır. Uluslararası karşılaştırmalarda gözlenen genel eğilimler şu şekildedir:
Sil1- 1,0 - 1,2 arası. Çok gelişmiş, yüksek ücretli ülkeler
2- 1,2 - 1,5 arası. Sağlıklı orta - yüksek gelirli ülkeler
3- 1,5 - 2,0 arası. Gelişmekte olan ancak görece dengeli ekonomiler
4- 2,0 ve üzeri. Ücret - fiyat dengesi belirgin biçimde bozulmuş, düşük ücret ve zayıf para birimine dayalı ülkeler.
Türkiye'nin 2025 için PPP / nominal oranı 43.786 / 17.000 = 2,57 seviyesindedir. Bu değer, Türkiye'nin refah düzeyinin yüksekliğinden ziyade; düşük ücretler, zayıf para birimi ve uluslararası karşılaştırmalarda baskılanmış fiyat yapısıyla karakterize edilen bir ekonomik yapıya işaret etmektedir. Bu çerçevede Türkiye, PPP / nominal oranı açısından ücret - fiyat dengesi bozulmuş ülkeler grubunda yer almaktadır. Nitekim bu oranın 2,5'in üzerine çıkması, ücretlerin yapısal olarak baskılandığını gösteren güçlü bir istatistiksel göstergedir.
Eğer Türkiye'de PPP 43.000 seviyesindeyken, kişi başı milli gelir illüzyon sonucu 17.000 USD değil de gerçekte 22.000 USD dolaylarında olsaydı ve bu artış toplumun geniş kesimlerine yansıtılsaydı, Türkiye gelişmekte olan ancak görece dengeli ekonomiler grubunda (3. grup) yer alabilirdi.
Japonların çokça intihar etmesi mutsuzluktan değil yüksek ahlaktan kaynaklanıyor. En ufak bir suçta kendilerini affetmiyor ve intihar ediyorlar.
SilJaponların intihar etmesi ahlaktan değil robot gibi ezbere yaşamaktan kaynaklanıyor.
SilEğer bir Japon suç işlemiş ise ve çok ahlaklı ise gitsin yargılansın hapis yatsın. Öyle intihar ederek kestirme yoldan cehenneme gitmenin ahlakla ne alakası var.?
SilO ahlak düzeyi bize çok uzak olduğu için onu anlayamamanız doğaldır. Adam hatasının cezasını kimseye bırakmıyor kendisi veriyor.
SilJaponlar robot gibi yaşıyor sanki bizim toplum keyif içinde neşeyle insanca yaşıyor. Etrafınıza bir bakın yüzü gülen bir tane insan yok.
SilBizde maalesef istifa etmek yok. Yönetici konumundaki pek çok kişi, halkın yaşadığı sıkıntıları görmezden gelip kendi koltuklarını korumayı tercih ediyor; halkını değil, koltuğunu öncelikliyor. Oysaki onurlu bir insan bencilce davranmaz, başarısızlığının sorumluluğunu üstlenir ve gereğini yapardı. Hele ki ihmal sonucu can kaybı yaşanırsa, dünyadaki pek çok örnekte olduğu gibi anında istifa ederdi. Bizdekiler ise ne kadar başarısız olursa olsun koltuğunu bırakmıyorlar. Kendi hatalarının bedelini de halka ödetiyorlar.
SilMahfi Bey, bence bu tabloyu 2020 ve 2025 yılında belirtilen ürünlerden ne kadar alınabildiğine göre düzenlenmesi daha doğru olurdu. İyi günler dilerim.
YanıtlaSilO çok daha zor.
SilNeden ürünleri tek tek inceleyelim ki bunu zaten TÜİK yapıyor ama TÜİK'e inanıyorsunuz. Peki 2002 yılındaki 110 dolarlık asgari ücret ABD dolar enflasyonu ile 200 dolar ediyor şimdi ise 600 dolar ediyor. TÜİK enflasyonuna itiraz ediyorsunuz peki ABD enflasyonuna neden itiraz ediyorsunuz.
SilEski Türkiye'de insanlar fakir ama gururluydu yeni Türkiye'de ise zengin ve nankör bir nesil yetişti.
SilEski Türkiye'de düşük gelirliler fakir ama umutluydu yeni Türkiye'de düşük gelirliler fakir ve umutsuz. Eski Türkiye'de orta sınıf vardı yenisinde orta sınıf alt sınıfa indi. Yeni Türkiye'de zengin daha zengin oldu.
Sil89 bulgaristan gocmeniyiz Annem babam asgari ücret emeklisi 4 kat evimiz var arsayi da kendileri almis lar, binayi da kendileri yapmis lar. Asgari ucretin 10 katini kazanan biz (hollanda) onlarin yapabilfigini yapmamiz takribi onlarin harcadigi sürede 5 6 kat daha fazla olabilir
SilBuyurun gelin o zaman buraya. Hollanda'da niye sürünesiniz ki?
SilAma artık onların yaptığını bugün yapmak mümkün değil! Eski Türkiye'de emekli olan kişi aldığı tazminatla ev/dare vb alabiliyor, emekli maaşı ile insan gibi yaşabiliyordu.
SilHangi evi/daireyi alabiliyordu? Çürük çarık standardı olmayan evleri kastediyorsun galiba. 2000 öncesi inşa edilen evler yıkılıp yeniden inşa edilmek zorunda. Hollanda'da 2000 öncesi inşa edilen evleri yıkıyorlar mı?
SilSizin sözünü ettiğiniz evler imar izni olmadan çoğu kaçak yapılıp sonradan seçim kazanmak için siyasetçilerin çıkardığı aflarla idare edilen yapılar. Hollanda'da siyasetçinin böyle işlere girişmesine halk izin vermez.
SilTürkiye, tarihinde görülmemiş oranda göç hareketlerine maruz kaldı.
YanıtlaSilKöy ve kasabaları göçe zorladılar.
Dışarıdan gelenleride hesaba katarsanız.
Yirmibeş yılda en az 45 milyon üretime katılarak Sanayi-Finans kapitalistlerine hizmete sokuldu.
Niteliksiz nicelikten elde edilecek ürün bu kadar meyve verir.
Asgari ücreti, kapıdaki işsiz belirler.
Tekno kapitalizm sürecindeyiz ve bu tür, mutlaka nitelikli amele arar.
Niteliksiz üretimi ithal olarak satın alan politikler, elbet üretim dengesi içerisinde amelenin payını düşük oranda ayarlamalı ki yatırımcının payı fazla olsun.
Bu yüzden asgari ücret için teklifler dış ülkelerden geliyor.
Ey Mesih neredesin );;
Asgari ücret bugün rakam olarak yüksek, hayat olarak daha pahalı;
Silinsan olarak ise daha yoksul.
ChatGPT
Asgari ücret daha kötü değil daha iyi ama adı üstünde asgarî ücret demek en düşük ücret demek. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de insanlar asgari ücreti doğal olarak düşük bulur. Çünkü azami maaş alanlar safında olmak ister.
SilAsgari ücret ne yazık ki bizde en düşük ücret değil. Onun altında ücretlerle çalışan epey insan var.
SilToplam 17.887 bin çalışanın 3.646 bini asgari ücretin altında ücretle çalışıyor. Bunların 1.612 bini asgari ücretin yarısı ve daha altı ücretle çalışıyor.
2000 yılındaki asgari ücretin 140 dolar olması bir illüzyon. O dönem sabit kur rejimi ile dövizin değerini devlet belirliyordu. Zaten döviz yapay şekilde tutulduğu için patladı ve dalgalı kur rejimine geçildi. 2002 yılını baz alırsak daha adil oluruz. O dönem asgari ücret 110 dolardı. Şimdi 600 dolar olduğunu kabul edersek arada dağlar kadar fark olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Öyle domates biber fiyatları ile alım gücünü ölçmek son derece yanıltıcıdır. Bazı kişiler 110 doların bugünkü dolar değerini guncellemekten kaçınmaktadır. Doların ABD enflasyonu ile güncellersek 200 dolar eder. Yani bugün yeryüzünde 200 dolar asgari ücret veren bir ülke Türkiye'nin 2002 senesini yaşamaktadır. Siz nasıl olurda 200 doları 600 dolardan daha değerli görebiliyorsunuz? İsterseniz TL ile söyleyelim günümüzde 8600 TL alan bir ülke nasıl 28.000 lira veren Türkiye'den daha iyi olabilir?
YanıtlaSilYorumunuz yanlışlarla dolu. En önemli iki yanlışınıza değineyim:
Sil(1) Türkiye 1990'dan beri konvertibiliteye geçmiştir ve dalgalı kur rejimindedir. 2000 yılında sabit kur rejimi değil dalgalı kur rejimi vardı.
(2) Asıl illüzyon bugünkü asgari ücretin 600 dolar olması. Dolar kuru, yıllardır yüksek faiz ve MB'nin müdahalesi sonucu olduğundan düşük belirleniyor. Gerçekte olması gereken düzey 1 USD = 55 TL. Ona göre 2025 yılı asgari ücreti 400 dolar. Hesabı buna göre yaparsanız gerçek faciayı göreceksiniz.
Ben doksanların sonundaki sabit kur rejimini kastettim. Türkiye, Şubat 2001 ekonomik krizi sonrasında dalgalı kur rejimine geçti. IMF destekli yeniden yapılandırma programı çerçevesinde sabit kur sistemi terk edilerek, Türk Lirası'nın değeri serbest piyasaya bırakıldı. Günümüzdeki doların baskılandığı tezi bir iddia sadece. Eğer develüasyon olursa o zaman haklı çıkabilirsiniz ancak.
SilTekrar söyleyeyim: Türkiye 1990 yılı 4 Nisan günü IMF ile müzakereyi tamamladı. IMF, Türk Lirasını konvertibl para ilan etti ve o günden itibaren dalgalı kur rejiminde geçildi. Sabit kur rejimi 1985'de terk edildi ve müdahaleli dalgalı kur rejimine geçildi. 1990'da tamamen dalgalı kur rejimine girildi.
Sil1999'da IMF programına girildi ve IMF, enflasyonu düşürmek için kuru bir bant içinde dalgalanır hale getirdi.
Günümüzde doların baskılanması iddia değil gerçek. 2001'de faizi indirince kur hızla yükseldi. KKM ile düşürüldü. Normal koşullarda Bir ülkenin parasının dış değeri iç değer kaybına eşit değer kaybeder. 2025 yılında TL'nin iç değer kaybı (enflasyon) ortalama % 36 oldu. Oysa TL'nin dolara karşı değer kaybı yüzde 21'de kaldı. Aynı durum 2024 ve 2023'de de söz konusuydu. Buradan giderek düzeltme yaparsak USD/TL kurunun yüzde 55 - 60 arasında bir yerde olması gerekir. 2025 asgari ücreti olan 22.104 lirayı 55'e bölerseniz karşınıza 401 dolarlık bir asgari ücret çıkar ki manzara tamamen değişir.
"Normal koşullarda Bir ülkenin parasının dış değeri iç değer kaybına eşit değer kaybeder." Doğrudur Hocam Dolar bu enflasyona ayak uyduramamış ancak Euro 36.8294 liradan 50.5420 liraya yükselerek değer yüzde 37,23 değer kazancı yaşadı. Euro belirttiğiniz kıstasa uygun görünüyor.
SilHocam gida giderlerinin asgari ucret icindeki yuzdesinin azaldigini goruyoruz tablonuzdan, bu aslinda olumlu bir sey degil mi?
YanıtlaSilEğer gıda fiyatları 2025'de doğru ölçülmüşse iyi bir şey.
Silİnsanlar artık yurtdışına gezmeye gidiyor. Domates biber patlicanla fazla ilgilenmiyor.
SilYahu,
YanıtlaSilGidin Muğla'ya, Antalya'ya,
Alın kendinize küçük bir çiftlik veya bahçeli bir ev,
Hobi niyetine bıldırcın yumurtası yetiştirin...
Niye hâlâ ekonomi-mekonomiyle uğraşıyorsunuz?
76 yaşına geldiniz artık Mahfi bey?!
Sizi biraz eğitebilir miyim diye buralardayım.
SilUmutsuz vaka, hocam!
Sil:))
Sayin hocam valla isiniz cok zor, saygilarimla...
SilHocamız zıpkın gibi maşallah sürekli köy hayatı yaşamasına gerek duymuyor olabilir. Dünyaca ünlü İstanbul'u bırakıp neden köye yerlessin ki.
Sil😀
SilHocam,
SilMuğla'dan bildiriyorum:
PARANIZ YOKSA; GELMEYİN!
Bırakın bir kenara "küçük bir çiftlik" almayı,
Bırakın bir kenara "bahçeli bir ev" almayı;
Sıradan bir apartman dairesinin fiyatları bile uçtu gitti Muğla'da!
KONUT FİYATLARI OLARAK; MUĞLA İLE İSTANBUL BİRBİRİNE ÇOK YAKLAŞTI!
Yine de siz bilirsiniz...
Bütçenize dikkat edin Mahfi hocam...
Tabloya, toplumun % kaçının asgari ücret, % kaçının asgari ücretin 2 katını aldığı gibi verileri ekleyebilsek müthiş olurdu Mahfi Bey ama sanırım 2000 yılında bu verilere ulaşmak mümkün değildir, syv
YanıtlaSilMaalesef 2000 yılına ilişkin sağlıklı verilere ulaşamıyoruz.
Silhttps://tr.euronews.com/2021/11/15/turkiye-de-asgari-ucretle-cal-san-oran-son-20-y-lda-nas-l-degisti
SilDemek ki % 50'den 35'e kadar inmişiz şimdilerde yeniden % 50'ye doğru gidiyoruz. Paylaşım için teşekkürler.
SilRica ederim hocam. Ne zaman ihtiyaç varsa hizmetinizdeyiz.
SilBir kere kendi deneyimlerin Euronews deki bilgilerin yanlış olduğunu söyleyebilirim. Senelerce fabrikaları olan büyük kuruluşlarda üst düzey yöneticisi olarak çalıştım. Asgari ücret hiçbir zaman ülke gündeminda olmadı. Çünkü fabrika işçileri donanımlarına göre prim, ek gelir, ortalama maaş alıyorlardı. 90lı yıllarda (buna 2000 krizi de dahil) enflasyon konusunda yalan yoktu, enflasyon kadar maaş artıyordu. Ayrıca her krizde Anadolu'dan İstanbul'a yiyecek yağıyordu. Havran'daki işçilerin tavsiye ettiği kasaptan et alıyorduk bizler. Misafir olarak gittiğim köy evlerinde de buzdolabı vardı. Ay bayılıcam bu eskiden daha kötüydü söylemderinden. Lütfen ananıza babanıza sorun yaşınız yetmiyorsa! Yurt dışından mercimek alıyoruz !!!!
SilGeçmişteki Türkiye sana göre iyiyse günümüz Türkiye'si haydi haydi iyi o zaman.
SilHangi açıdan iyi mesela? Hukuk açısından mı, adalet açısından mı, demokrasi açısından mı, eğitim açısından mı? Yolsuzlukların azalması açısından mı? Kadın cinayetleri açısından mı? Çocuk tacizleri açısından mı? Hangi açıdan iyi?
SilDolar enflasyonunu saymazsak, dijital harcamalar, sosyal medya tazyikli harcamalar, büyükşehirlerin yapısal kaynaklı harcamaları gibi artan ihtiyaçları saymazsak iyi diyebilirdik. Ayrıca bugünkü yazınızda belirttiğiniz gibi yaratılan enflasyonun yükü yine bunda hiç bir suçu olmayan asgari ücretli ve emeklinin üzerine yıkılıyor.Sanki KKMH hesapları bu kişilere ait. Sanki düşük faizle dağıtılan parayla bu insanlar mülk sahibi oldu. Gelir dağılımında adalet olmadığı gibi vergiyi tabana yayarak gelir toplama noktasında da adalet yok. Sanki marifetmiş gibi vergiyide tabandaki işçiden yoksuldan alalım.İşçinin emeğinden, fakirin ekmeğinden vergi alamazsak batıyoruz. Devlet vergi toplayamıyor.Bu çok hazin bir tablo. Söylenecek çok şey var ama uzatmayım. Kısaca zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bu anlayış adalet sağlamıyor, toplumsal ahlakı ve toplumsal huzuru giderek bozuyor.
YanıtlaSilDoğru söylüyorsunuz.
SilFakir daha fakir oluyor söylemi kadar absürt bir yaklaşım yok. 2002 yılında 8 buçuk milyon motorlu taşıt varken bugün 33 milyon motorlu araç var. Bu araçları senin fakir dediğin insanlar alıyor.
SilMotorlu taşıt sayısındaki artış, ''fakirleşme yok'' iddiasını kanıtlamaz. Çünkü bu veri ortalama ve stok bilgisidir; yoksulluğu ise gelir dağılımı ve alım gücü belirler. Araç sayısının artması, araçların kimler tarafından, hangi gelir gruplarında, hangi borçlanma koşullarıyla alındığını göstermez. Nitekim bugün araçların önemli bir kısmı krediyle, uzun vadeli borçlanmayla ve ikinci - üçüncü araç olarak alınmaktadır. Ayrıca nüfus artışı, hane sayısının çoğalması ve şehirleşme de taşıt sayısını doğal olarak yükseltir. Dolayısıyla motorlu taşıt sayısını refah göstergesi saymak, yoksullaşma olgusunu görmezden gelmenin yanlış istatistiksel yoludur.
SilBir insanın hayatında satın alacağı en pahalı teknolojik ürün arabadır. Bunun sayısı geçmişe göre kat be kat artıyorsa 8 buçuk milyondan 33 milyona çıkıyorsa bu benim için o toplumda refah artışı var demektir.
Sil2025'te motorlu araç sayısı 32,6 milyon ama bunların hepsi otomobil değil, 16,8 milyonu otomobildir. Nüfus artmış, şehirleşme artmış ve zenginler de artmış. Bu yüzden bu sonuç normal. Zaten Türkiye'deki düzen bu, zengin daha çok zengin oluyor. Ya da zar zor araba alanlar da borçlanarak alıyorlar. Fakat tüm bunlar yoksulluğun olmadığını kanıtlamaz. Nitekim çalışanların yarısından fazlası asgari ücret ve civarı ücretlerde çalışıyor. Yoksulluk sınırından bahsetmiyorum, açlık sınırının bile altından bahsediyorum. Gerçekler bu. Dolayısıyla bu insanlar bu maaşlarla ömür boyu çalışsa da araba alamazlar. Ancak babadan miras kalırsa araba sahibi olabilirler.
Sil“Fakir daha fazla fakir”söylemimdeki fakirlik kıstasımız 1970-80 ler Türkiye’si değil. Son 5-6 yıl uygulanan politikalar sonucu makasın giderek açılması.Kastettiğim buydu. Ayrıca 2000’ler (özellikle 2003 sonrası) Bankacılık reformları sonrası düşük enflasyon, uzun vade, kampanyalı faizler neticesinde Otomobilin krediyle alınması normal hale geldi. Daha önce parası olan alırken bu tarihlerden sonra borçla alınmaya başlandı. Sayıdaki dramatik artış insanların daha fazla borçlanması yani. Farkında mısınız bilmiyorum ama çalışanlarımızın büyük bir kısmı borçlarını ödeyebilmek için çalışıyor. Tasarruf bir kenara sermayedarların parasını kullanmanın bedeli faiz ödemek zorunda kalıyorlar. Ülkemizde açlıktan ölen yoktur diye düşünüyorum ama kriterimiz de bu olmamalı değil mi.
SilEvet 2002 de araba sayısı azdi çünkü halk borçlu değildi. Ama halk 110 milyar dolar borçlu. Ayrica 33 milyon araç muhtemelen 10 milyon kişinin. Bir ailenin 2 3 arabası olanları biliyorum. Yani 23 milyon aileden 7 8 milyon ailenin arabasi var diyebiliriz.
SilSadece otomobilleri baz alırsan 2002 yılında sadece 4 milyon 600 bin otomobil vardı. Şimdi ise 16 milyon 800 bin. Arada bariz bir sıçrama var. İnsanların borçla alması sonucu değiştirmez. Bütün gelişmiş ülkeler ev ve arabalarını borçla alıyor. Eskiden Türkiye'de kredi sisteminin olmaması tamamen fakirlikten kaynaklanan birşey.
SilOtomobil sayısındaki artış, tek başına refahın arttığını kanıtlamaz; çünkü refah stokla değil, erişim ve dağılımla ölçülür.
Sil2002 - 2025 arasında otomobil sayısının artması, bu araçların toplumun hangi kesimleri tarafından ve hangi koşullarda edinildiğini göstermez. Bugün otomobil sahipliği büyük ölçüde yüksek borçlanma, uzun vadeli kredi ve servet yoğunlaşması ile gerçekleşmektedir. Bu nedenle sayı artışı, geniş toplum kesimlerinin alım gücünün arttığını değil, borçluluk düzeyinin yükseldiğini de gösterebilir.
Gelişmiş ülkelerde krediyle araba alınması, gelirlerin yüksek ve sürdürülebilir olmasıyla mümkündür. Türkiye’de ise çalışanların yarıdan fazlası asgari ücret ve civarında ücretlerle çalışmaktadır. Bu gelir düzeyleriyle, kredi olsa bile, otomobil sahibi olmak ekonomik olarak mümkün değildir.
Ayrıca nüfus artışı, hane sayısının çoğalması, şehirleşme ve gelir dağılımındaki bozulma; araç sahipliğinin belli gruplarda yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Yani araç sayısındaki artış, yoksulluğun azaldığını değil, eşitsizliğin derinleştiğini de yansıtabilir.
Kısacası, otomobil sayısındaki artış ''fakirleşme yok'' iddiasını değil; refahın adil dağılmadığını gösterir. Yoksulluk; araç sayısıyla değil, alım gücü ve yaşam maliyetleriyle ölçülür. Ülkenin yarısından fazlası ise maalesef krediyle bile otomobil alabilecek gelir ve borçlanma kapasitesine sahip değildir.
2002'de 30.000 kişi dolar milyoneri iken 2024'te bu rakam 68.000'e çıkmış. Halk açlık sınırından çıkamamış ama dolar milyonerleri çoğalmış.
Sil30 bin dolar milyoneri varken fakirler 110 dolar dolar asgari ücret alıyordun şimdi 68 bin dolar milyoneri varken insanlar 600 dolar asgari ücret alıyor. Hangisi iyi? Sen aldığın maaşa bak. Eğer dolar milyonerlerinin artması senin için sorunda Uganda ya gidebilirsin. Orada daha az dolar milyoneri ve daha az maaş bulabilirsin.
SilDolar kuru enflasyon kadar artmadığı sürece dolar milyoneri hızla artar.
SilAdsız27 Aralık 2025 13:03
SilYaptığım tespiti bile anlayamıyorsun. Bu süreçte emekli ve asgari ücretli açlık sınırından çıkamazken (hatta asgari ücret, genel ücret olmuşken) zenginlerin sayısı artmış diyorum. Ülkenin büyüme rakamları toplumun geniş kesimlerine değil, zenginlere yaramış; bu yüzden araba satışı daha çok artmış diyorum. Fakat sen hala rakam karşılaştırması yapıyorsun. Tamam, o halde anlayacağın dilden konuşalım:
2002'de asgari ücret 110 dolar değildi. TCMB'nin ortalama döviz kuru 1.505.839,53 TL idi. 1.805,4 dolar enflasyonu katsayısıydı. Dolayısıyla 2002 asgari ücretinin 2025'teki karşılığı 184.25 / 1.505.839,53 x 1.805,4 olmak üzere 220,90 dolardır.
Yıl tamamlanmadığı için TCMB henüz 2025 ortalama döviz kurunu açıklamadı. Fakat yılsonu tahmini 39,60 olduğu için 22.104 / 39,60 = 558,18 dolar yapar.
(558,18 / 220,90)'ın oranı da 2,52'dir. Fakat dolar bazlı bu gelir artışı refah artışı değildir. Çünkü refah durumunu tespit etmek için dönemin gelirlerini, dönemin giderleriyle değerlendirmek gerekir. Bunu, en temel göstergelerden biri olan ailenin temel giderleri üzerinde değerlendirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkar:
Aralık 2002 yoksulluk sınırı 1155 TL, (767,01 dolar) ve günümüz karşılığı da 1384,76 dolardır.
Aralık 2025 yoksulluk sınırı verisi henüz açıklanmamıştır. Fakat geçmiş aylardaki artışa göre benim tahminim 103.000 TL civarında olacağıdır. (103.000 / 39,60) 2.601,01 dolar yapar. (2.601,01 / 1384,76)'nın oranı da 1,88'dir.
Dolayısıyla asgari ücrette dolar bazında gelirler 2,52 kat artmışken; giderler 1,88 kat artmıştır. 2002 ile 2025'in giderlerini eşitlersek asgari ücrette 1,34 katlık bir iyileşme görülür. Aynı hesabı en düşük SSK emekli maaşı üzerinden yaparsak, emeklinin geliri 1,38 kat artarken, gider 1,88 kat artmış; dolayısıyla emeklinin durumunda 1,26 katlık bir kötüleşme olmuştur. Bir başka deyişle 2002 en düşük SSK emekli maaşının, 2025 en düşük SSK emekli maaşından 1,36 kat daha iyi olduğu sonucu ortaya çıkmış olur.
Tüm bunlar bize şunu göstermektedir: Dolar bazlı gelir - gider dengesinde 23 yılda asgari ücrette 1,34 katlık bir iyileşme ve en düşük SSK emekli maaşında da 1,26 katlık bir kötüleşme gerçekleşmiş; toplumun geniş kesimleri, 2001 krizinin 1 yıl sonrasından çıkamamış; kriz sadece toplumun geniş kesimlerine yeniden dağıtılmıştır.
Bu yüzden toplumun geniş kesimlerinin refahı artmamakta ve o arabaları da alamamaktadır. O arabaları ülkenin büyüme rakamlarından faydalanan zenginler alabilmekte, ya da göreli zenginler krediyle borçlanarak alabilmekte; fakat bu durum ülkede yoksulluğun kalmadığı anlamına gelmemektedir. Çünkü ülkenin geniş kesimlerinin refahı artmadığı için bu kesimler yoksulluktan çıkamamıştır. Dolayısıyla araba satışlarının artması, ülkede yoksulluğun azaldığı anlamına gelmemektedir.
Pek çok yanlış politikadan sadece birini örnek vereyim: Tekstil üreticileri-ihracatçıları rekabet güçlerini arttırmak için bürokrasi üzerinde siyasileri kullanarak baskı oluşturdu ve Dahilde İşleme kapsamında iplik ithalatına başladı. Bir kaç yıl sonra içerideki üretici elindeki ürün para etmez olunca pamuk ekimini bıraktı. İçeride pamuk üretimi olmayınca sanayici yurt dışı üreticinin insafına kaldı.
YanıtlaSilHalbuki devlet Dahilde İşleme kapsamında vazgeçtiği ithalat vergisini destek olarak çiftçiye verseydi (sözleşmeli tarım uygulamaları zaten mevcut) hem sanayici ucuz iplik alır hem de yerli üretici para kazanırdı. Burada geleceği görmekten aciz günübirlik kar peşinde koşan sanayici baş suçlu ama buna boyun eğen ve bu sayede koltuğunda oturduğunu bilen bürokrat da en az onlar kadar suçlu.
Çok haklısınız. Bahsettiğiniz tekstil üreticileri ithal ettikleri ipliğin fiyatı arttığında dönebilecekleri bir yerli üretici bulamayacaklarının da farkındadır umarım. Koruma politikalarımızın kimi koruduğu soru işareti.
SilPahalılığın önlenemez artışı doları da sollamış. Bence olan bitenin gerçek nedeni devletin gerçek verileri işine geldiği yöne doğru açıklaması. Herkes biliyor ki doların gerçek kuru 55- 60 tl bazında.. O nedenle de eve çok dolar girmiş (!) görünüyor. Yazınız için sağolunuz..
YanıtlaSilDoğru tespit. Teşekkürler.
SilDolarín değeri bugün 43 lira eğer 55 lira olacağını düşünüyorsanız gidip bol bol dolar alın ama dikkat edin de elinizde patlamasın.
SilFaizi böyle tuttukları sürece dolar almak akıllıca olmaz. TL'ye geçip dolar faizi kazanmak en akıllıca olanı.
SilDoğru öneriniz için teşekkür ederiz hocam.Hükümetimiz de onu teşvik etmeye çalışıyor.
SilZenginler ellerini ovuşturuyor yine.
SilBen 36 tl iken dolar aldım. Zamanım bol kardeş. Er geç dolar reel değerine gelir. Bugün 62 tl olmasi lazimdi. Ha gecikme oldukça benim işime gelir çünkü trollerin başına patladığında 75 tl de bile durmayacak. Htp beraber göreceğiz.
SilSize tavsiyem MB rezervlerini takip etmeniz. Rezervler şu anda 193 milyar dolar. Bu rezervler dövizin artmasına mani bir seviye. Rezervler daha da artarsa döviz daha da gerileyebilir.
SilO rezervlerin yalnız 67 milyar doları MB'ye ait, kalanı bankalara ve swap yoluyla borç verenlere ait.
Sil2000 yılı GSYH 274 milyar $ iken 2025 yılında 1,4 trilyon $ civarı öngörülüyor. Yaklaşık 5 katı bir artma söz konusu. Asgari ücret de 5x140 = 700 $ :):) .
YanıtlaSilNüfus farkı var ayrıca o rakam o dönem sabit kur rejimi olduğu için saibelidir Daha sağlıklı veri için kişi başı gelire bakmak lazım. 2002 yılı kişi başı gelir 3000 dolar şimdi 17 bin dolar yani kişi başı gelir 4.7 kat artmış asgari ücret 2002 yılında 110 dolardı şimdi asgari ücret 600 dolar olsa 5 kattan fazla artış var.
SilVerilerde sıkıntı var. Daha önce birçok kez yazdığım için şimdi bir daha uzun uzun yazmayayım.
SilPardon 2002 kişi başı gelir 3000 değil 3600 dolar olacaktı
Sil2002 kişi başına gelirine bakmayın. Kriz sonrası olduğu işçin gerçeği göstermez. 2000 kişi başına geliri 4.256 dolardı.
Sil4256 dolar olan kişi başı ne oldu da 3600 dolara düştü. Devlet kurulalı 79 sene olmuş ve asgari ücreti anca 110 dolar verebilmiş. O dönemde Almanya'da Asgari ücret 850 dolar civarında idi Eski yönetimler nasıl bir uyku moduna girmiş ki yakılıp yıkılan Almanya bize 7 buçuk kat fark atmış. Asıl sorgulanması gereken bu değil mi Hocam?
Sil2000'den 2025'e kadar dolar enflasyonu %86,44 olduğu için, 2000'deki kişi başı milli gelirin günümüzdeki karşılığı yaklaşık 8.000 dolar civarına ulaşmaktadır. Ancak sadece kişi başı milli geliri karşılaştırmak yanıltıcıdır; asıl önemli gösterge PPP/nominal oranıdır.
Sil2000 yılında kişi başı milli gelir nominal olarak 4.256 dolar iken, PPP 11.061 dolardı; bu da PPP/nominal oranını 2,59 yapmaktadır. 2025'te ise bu oran 2,57 seviyesindedir. Nominal olarak kişi başı milli gelir 2000'den 2025'e yaklaşık 2 kat artmış gibi görünmektedir (8.000 -17.000 ). Fakat PPP/nominal oranları karşılaştırıldığında, bu artışın büyük ölçüde enflasyon ve döviz kuru etkisiyle oluşmuş fiyat şişmesinden kaynaklandığı ve toplumun geniş kesiminin refahına aynı oranda yansımadığı anlaşılmaktadır.
2,59 ve 2,57 oranları, Türkiye'de PPP/nominal oranının uzun yıllar yüksek seviyede ve neredeyse değişmeden kaldığını, yani ülke içi fiyatların uluslararası fiyatlara göre düşük, ücretlerin ise yapısal olarak baskılandığını göstermektedir. Bu tabloya göre son 25 yılda ortalama refah seviyesi ve ücret-fiyat dengesi yapısal olarak bozulmuş bir seyir izlemiş ve bu süreçte geniş toplum kesimlerinin ekonomik durumu da temelde değişmemiştir.
"Asıl ciddi sorun bu: Çalışanların giderek artan bölümü asgari ücretle çalışır duruma geliyor." Mahfi bey asgari ucretle calisiyor gorunenlerin buyuk kisminin sigortasi asgari ucretten yattigi icin boyle gorunuyor. Kalan kismi isveren tarafindan elden odeniyor cogu kobide. Gunumuzde azicik ustalik gerektiren siva boya tesisat vb gibi islerde calisanlar rahatlikla ayda 3 4 asgari ucret kazaniyor. Asıl sorun arkadan gelen "prenses" nesil. Tamam hukumetin bir cok konuda hatasi var ama toplumda cidden cok belesci ve simarik. 40 yasinda emekli olmak isteyen bir toplumuz.
YanıtlaSilİnsanlara bıraksanız 30 yaşında da emekli olmak isterler. bunu düzenleyecek olan siyasetçilerdir. İnsanlara istediler diye fatura çıkaramayız. Fatura bu popülizmi kullanıp oy devşiren siyasetçiye çıkar.
SilEskiden insanlar ne iş olsa yaparım derdi şimdiki nesil ben istediğim işi yaparım diyor. Tabi bu rahatlık onların sahip olduğu imkanlardan kaynaklanıyor. Eskiden çocuklar salçalı ekmek isterdi annelerinden şimdiki nesil hamburger peşinde.
SilSiz sanırım zengin semtte oturuyorsunuz. Benim oturduğum semtte çocuklar bırakın hamburger yemeyi, tost bile alamıyorlar.
SilSalcali ekmek tespiti dogru. Yeni nesil kendini "ödül" zannederek yetisti. Bu yuzden fedakarlik calisma ve tasarrufu anlamiyorlar. Su an villam var ama ilk oturdum yer sadece 1 oda studyo daireydi. Simdikiler ise dumduz miamideki villadan asagiyi kabul etmiyor. Sizi ozel yapan ne diyorsun bos bos bakiyorlar. Asagilik kompleksi ebeveynlerin simarik cocuklari icin gelecek felaket.
SilYeni nesil eski Türkiye'nin gariban halini sadece eski filmlerde görüyor ve ailesinden dinliyor.
SilMahfi bey 2000 yilindan sonra dünyanın ekonomik yapısı değişti. Geçmişteki ekonomi bakanlarından, şuan bir parti başkanı diyorki benim donemimde türkiye ekonomide zirveyi yaşadı. Yanıldığı nokta dünya gsmh kaç kat artmışsa buna paralel turkiyede o kadar arttı. Ab ile kıyasladığımızda (doğru olan Bu günkü talepler). Geçmişte yoklugun bir fakirliği vardı. 2000 yilindan sonra insanların temel ihtiyaçları değişti. Herşey yeterince var ama parası yok
YanıtlaSilHaklısınız ama o dönem bugünkünden çok daha iyiydi. Hem ekonomi alanında hem de sosyal ve siyasal alanlarda.
SilTürkiye 2002 yılında 240 milyar dolarla dünya ekonomisinden yüzde 0.65 pay alıyordu şimdi ise 1 trilyon 600 milyar dolar ile dünya ekonomisinden yüzde 1.40 pay alıyor. Türkiye dünya ortalamasından daha hızlı büyüdü.
SilDolar kuruyla biraz daha oynarsak pay % 2'ye de çıkar.
SilDünya son 23 yılda ortalama yüzde 3.5 büyüdü ama Türkiye ortalama yüzde 5.4 büyüdü. Her türlü büyüdük Hocam.
SilDünya geneline bakmak doğru değil. Çünkü gelişmiş ekonomiler gelişmekte olan ekonomiler kadar büyüyemez. Bizim de aralarında bulunduğumuz yükselen piyasa ekonomileri (emerging markets) son 23 yılda % 5 büyümüş durumda. Türkiye'de bu sürede tam olarak % 5 büyümüş.
SilHaklısınız hocam. Bazı verileri doğru analiz edememişim.Özür dilerim.Amacım sizinle tartışmak değil. Af buyurun lütfen.
Sil2002 yılında neden dünya ekonomisinden yüzde 0.65 pay alıyorduk peki? Cevap o zamanki dünya şartları öyleydi. Peki şimdi neden dünya ekonomisinden yüzde 1.40 pay alıyoruz. Cevap şimdiki şartlar böyle. Ne güzel dünya :)
Sil2001 yılında kriz yaşandığı için GSYH'mizin dörtte birini kaybetmiştik. Ayrıca şimdi dolar kurunu baskıladığımız için payımız yükselmiş görünüyor. Gerçek şudur: Bizim dünya ekonomisindeki payımız 2000'de % 1 idi şimdi % 1,1.
SilEstağfurullah hepimiz birbirimizle tartışabiliriz amaç doğruyu bulmak. Sevgiler.
SilSiz 2000 yılını baz alıyorsanız o zamanki milli gelir 274 milyar dolardı. Dünya ise 34 trilyon dolardı. Bu durumda o zaman dünya ekonomisinden yüzde 0.80 pay alıyorduk. Simdi ise 1 trilyon 600 milyar dolarla yüzde 1.40 civarı ediyor. Ayrıca o dönem komünizmden kurtulan ülkelerin ekonomisi dünyada yok gibiydi. 2000 li yıllarda büyümeye başladılar. Komünizm hiç olmasaydı Türkiye 2000 yılında 0.80 pay da alamazdı.
SilEvet eskiden imalat sanayimizle tarim hayvancilik ile yani reel üretim ile büyürdük. 2002 sonrası inşaat ve dis borç stoku biriktirerek sözde büyüdük. Peki dis borç stokumuz ne kadar büyüdü. Onu da söyleyin troller. Dis borç 5 kat büyüdü. Faizi hariç tabi. Yani büyüme hizindan daha fazla büyümüş bir borç stokun varsa borcun varligindan daha fazla artmis demektir. Bu ülkenin tum makro iktisadi verileri hilelidir. Makyajlıdır. Sadece kümülatif dis borç stoku 600 milyar dolarin üzerinde. Kümülatif iç borç stoku 350 milyar dolarin üzerinde. Kısacası totalde 900 milyar dolar ve üzeri borç stoku biriktirdik üstelik bu yapay kur değeri üzerinden.
SilBizim kamu borcumuz milli gelire göre devede kulak kalır. Milli gelire oranı yüzde 24. Bu dünyanın en iyi rasyolarından biri.
SilEvet bizim kamu kesimi açısından borç sorunumuz yok buna karşılık kamu + özel + TCMB dış borcumuz 2025 6. ay itibarıyla 547 milyar dolar. Unutmamak gerekir ki ABD ve Avrupa ülkeleri dış borçlarını kendi bastıkları parayla ödüyor. Oysa biz dış borcumuzu ödemek için bir şeyler satıp döviz kazanmak zorundayız.
SilMahfi bey en yuksek %20 gelir grubu 37bin dolar. Kalan %80 4900 dolar gelir
SilMahfi bey, mukayeseli ve bilgilendirici yazılarınız için teşekkür ederim, son 25 yılda hayat şartları çok zorlaştı, 2000 yılında tarımda ve köylerde üretim vardı, şimdi köylerde ne üretim nede insan kaldı,
YanıtlaSilTeşekkürler. Evet biz rakamlarla konuşuyoruz ama onların ardında çok daha büyük sıkıntılar saklı.
SilMesela ne gibi sıkıntılar?
Sil2002 yılinda tarımsal üretimimiz 24 milyar dolardı şimdi ise 74 milyar dolar bu konuda Avrupa'da birinciyiz. Ayrıca 2002 yılında Türkiye tarım ihracatı 3.7 milyar dolar idi bugün ise 35 milyar dolar civarında.Eğer sen elinde kazma kürekle köyde çalışan kalmadı diyorsan haklısın çünkü artık makinelerle üretim yapılıyor.
SilTarımdan ve hayvancılıktan umudu kesen insanlar gelip kentlere yığıldılar. İstanbul mesela bu yığılmayı artık kaldıramıyor ama göç sürüyor. Öte yandan eskiden ithal etmediğimiz kendi yetiştirdiğimiz tarımsak ürünleri ve eti ithal eder olduk.
SilGelişen ülkelerde köy nüfusu azalır. Çünkü şehirde adam bulaşık yikasa bugunkü asgari ucretle yılda 340 bin lira para kazanır. Köyde bu parayı ancak büyük çiftçiler kazanabilir. Ayrıca İstanbul'a göç durdu hatta nüfusu azalıyor. İstanbul artık durumu iyi olanların yaşayabileceği bir şehre dönüştü. Tıpkı Londra Paris gibi.
SilTabi tabi o yüzden angus mercimek nohut buğday saman ithal ediyoruz ya. Kaç para maaş veriliyor trolluk yapmanız için. Buralarda harcanmayin bence direkt tüike gidip ışe başlayın. Belki sizler sayesinde tüik enflasyonu daha da hızlı düşürür.
SilHüseyin Bey makro verileri analiz edecekseniz edin. Eğer mikro ekonomi konuşacaksanız burası yeri değil.
SilTürkiye'nin tarımsal üretimde Avrupa'da üst sıralarda yer alması yalnızca politika veya teknolojiyle açıklanamaz. Türkiye, Avrupa ülkelerinin çoğundan daha geniş ekilebilir araziye, daha verimli topraklara ve çok çeşitli iklim kuşaklarına sahiptir. Aynı yıl içinde tahıl, sebze, meyve ve endüstriyel bitkileri birlikte üretebilen nadir ülkelerden biridir. Bu nedenle yüksek üretim değerleri olağanüstü bir başarı değil, büyük ölçüde doğal bir potansiyelin sonucudur. Üstelik bu potansiyel, son 25 yılda dünyada yaşanan tarımsal teknoloji gelişmelerine rağmen ileriye taşınamamıştır. Asıl tartışılması gereken konu, bu potansiyelin ne kadar verimli, sürdürülebilir ve çiftçiye kazanç sağlayacak şekilde kullanıldığıdır.
SilNitekim yanlış politikalar nedeniyle bu potansiyel yeterince kullanılamamıştır. Tarım Yasası'nın 21. maddesine göre tarımsal desteklerin GSYH'nin en az %1'i olması gerekirken, son üç yıldır bu oran %0,2'de kalmıştır. 2025'te GSYH 61,5 trilyon TL olarak öngörüldüğü halde çiftçiye verilmesi gereken 615,4 milyar TL destek, bütçede sadece 135 milyar TL olarak yer almıştır. Yani çiftçiye yasada öngörülenin yaklaşık 4,5 kat altında destek verilmiştir. Buna karşılık çiftçinin borcu, verilen desteğin yaklaşık 5,5 katına ulaşmıştır. Bu şartlar altında çiftçinin üretimi sürdürmesi mümkün değildir.
Tarımda çalışan nüfus da hızla azalmaktadır. Genç nüfusun büyük bölümü şehirlerde çalışmakta; modernleşme ve makineleşme verimliliği artırsa da tarımsal işgücü ciddi biçimde gerilemektedir. Bu durum, tarımın toplumsal sürdürülebilirliğini zayıflatmaktadır.
Öte yandan tarımsal üretimin dolar bazında artması, otomatik olarak daha verimli üretim yapıldığı anlamına gelmez. 2002'deki yaklaşık 25 milyar dolarlık tarımsal üretim, dolar enflasyonu dikkate alındığında bugünün parasıyla yaklaşık 45 milyar dolara denk gelmektedir; ancak bu durum üretimin 1,6 kat arttığını göstermez. Dolar bazlı artış, enflasyon ve kur etkisiyle de gerçekleşir. Bu nedenle 74 milyar dolar olarak ifade edilen bugünkü üretim değeri, reel olarak çok daha sınırlı bir artışı yansıtır. Üstelik ihracat rakamları tek başına verimlilik, çiftçi geliri ve sürdürülebilirlik gibi temel göstergeleri yansıtmaz.
Bugün çiftçi; yetersiz destekler, hızla artan girdi maliyetleri, borç sarmalı ve fiyat belirsizliği nedeniyle üretimden çekilmektedir. Nitekim tarım sektörü son dönemde %12,7 oranında küçülmüştür. Bu tablo, Türkiye'nin sahip olduğu büyük tarımsal potansiyelin doğru politikalarla değerlendirilemediğinin açık bir kanıtıdır.
Türkiye, sahip olduğu geniş ekilebilir alanlar, verimli topraklar ve çeşitli iklim koşulları sayesinde tarımsal potansiyeli yüksek bir ülkedir. Eskiden bu potansiyel, buğday, mısır, baklagiller, soğan, soya, ayçiçeği, pirinç, mercimek, nohut ve bazı sebze-meyve türlerinin tüketimini karşılamak için yeterliydi. Ancak son yıllarda, bu ürünlerde iç üretim yetersiz kalmış ve Türkiye artık bu ürünleri ithal etmek zorunda kalmıştır.
SilBunun başlıca nedenleri şunlardır:
1- Yetersiz tarımsal destek ve artan maliyetler: Tarım Yasası'nın öngördüğü destekler sağlanmadığı için çiftçinin üretim maliyeti hızla arttı ve bazı ürünlerin üretimi ekonomik olarak sürdürülemez hale geldi.
2- İşgücü azalması: Yanlış tarım politikalarıyla genç nüfus tarımdan uzaklaştı; makineler verimliliği artırsa da, üretimde işgücü açığı toplam hacmi daralttı.
3- Kur ve fiyat dalgalanmaları: Döviz kuru ve uluslararası fiyatlardaki değişimler, yerli üretimin bazı ürünlerde maliyet dezavantajı yaşamasına yol açtı.
Bu durumu rakamlarla somutlaştıracak olursak, resmi verilere göre 2002'de Türkiye'nin tarımsal ürün ithalatı 2,006 milyar dolar iken, 2025'in (sadece ilk 10 ayında) bu rakam 18,48 milyar dolara ulaşmıştır. Dolayısıyla bu 9,2 katlık dramatik yükseliş, Türkiye'nin eskiden kendi üretimiyle yeterince karşılayabildiği pek çok ürünün artık yüksek düzeyde ithalata bağımlı hale geldiğini açıkça göstermektedir. Bu durum, yanlış tarım politikalarının ve destek mekanizmalarının eksikliğinin somut bir yansımasıdır.
Sonuç olarak, Türkiye sahip olduğu büyük potansiyeli yeterince verimli kullanamamıştır. Eskiden iç üretimiyle karşılanan ürünlerin ithalatının 9,2 kat artması, sadece dışa bağımlılığın yükseldiğini değil, aynı zamanda tarım politikalarının ve üretim planlamasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu tablo, çiftçiye yeterli destek sağlanmadan, maliyetler kontrol altına alınmadan ve gelişen teknolojiyle işgücünü dengeli kullanmadan sektörün sürdürülebilirliğinin mümkün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Ayrıca şunu da belirtelim ki 2002'deki 3,752 milyar dolarlık ihracat, her ne kadar bugün dolar enflasyonu ile 6,77 milyar dolar olsa da bu ihracat faslı tarım ürünleri ihracatıdır. Yani işlenmiş gıda ve içeceklerden arındırılmıştır. 2025'in ilk 10 ayında gerçekleşen 22,2 milyar dolarlık ihracat ise işlenmiş gıda ve içecekleri de kapsamaktadır. TÜİK'te gerçek veriler olmasına rağmen ürün grubu sınıflandırmaları kamuya açık ve karşılaştırılabilir şekilde paylaşılmamaktadır. Bu bağlamda faslı tarım ürünlerindeki ihracatın ne kadar olduğu açıklanmamıştır. İşte TÜİK'in bu veri şeffaflığı problemi yüzünden kapsam tanımları farklılaşmakta, dolayısıyla 2002 ve 2025 arasında sağlıklı ve gerçek bir karşılaştırma yapabilmek de mümkün olmamaktadır.
Peki 2002 yılında ihracatı 36 milyar dolardı şimdi 270 milyar dolar arada kat be kat fark var. Bu rakamlarla ilgili bir sıkıntı var mı?
SilTek sıkıntı şu: 2002 yılında dış borçlar 132 milyar dolardı şimdi 547 milyar dolar. Bir de arada 62 milyar dolarlık özelleştirmeyle kamuya ait malın mülkün satışı var. İhracatı ve GSYH'yi büyütmenin böyle maliyetleri olmuş.
Sil2002 yılında milli gelir 240 milyar dolarken nasıl 132 milyar dolar dış borç yapabilmisler. IMF Türkiye masası şefi Carlo Cotarelli ile 1 milyar dolar için kıran kırana pazarlık yapılırdı.
SilSevgili kardeşim borç stoku bir stok rakamdır. Yani 1923 yılından 2002 yılına kadar gelen stok 132 milyar dolardır (bir yılda alınmış bor değildir.) 2003 ile 2025 arasındaki dönemde 415 milyar dolar borç alınmış ve borç stoku 547 milyar dolara yükselmiştir. 79 yılda 132 milyar dolar dış borç birikmişken 22 yılda 415 milyar dolar dış borç alınmıştır. Ayrıca 63 milyar dolar da özelleştirme geliri var. O parayla büyümemek zaten imkansız.
Sil79 senede 132 milyar dolar dış borca karşılık 240 milyar dolar gelir bana garip geliyor. 23 senede 415 milyar dolara karşılık 1 trilyon 340 milyar dolar gelir daha karlı duruyor. Arada muazzam bir fark var.
SilMahfi bey, son 25 yılda ekonomi büyük üretim kaybı yaşadı, çünkü ithalat ucuz, üretmek hep pahalı oldu, üretici kazanamadığı için üretimden çekilmek zorunda kaldı, döviz fiyarı artınca enflasyon bir anda patladı, selamlarımla
YanıtlaSilGSYH'yi ve kişi başına geliri yüksek göstermek uğruna kur baskılandı ve bu da ithalatı patlattı. Haklısınız.
SilYazık, oysa hayaller neydi?
YanıtlaSilGERÇEK enflasyonun ve işsizliğin oranı bu kadar yüksek iken ne mantıkla asgari ücret arttırılabiliyor? Enflasyonu ve 0 TL kazananların sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. 4 kişilik bir aile düşünün ve hepsi asgari ücretli olsun. 80000 TL giren eve 2 kişi işsiz kaldığı için 56000 TL girecek ve işte şimdi aç ve açıkta kalma riski ile karşılaşacaklar.
YanıtlaSil"Asgari ücret" rakam atayarak belirlenebilseydi ağanın eli tutulmazdı, düz hesap 100000 TL yapsalardı ya neden yapmazlar? Kalmayan sanayinin tamamen yok oluşunu görmek istemezler. Hesap yapılırken en çok düşünülmesi gereken konular görmezden geliniyor. İşsizlik ve enflasyon öyle bir şey ki etkisi sadece maddi değildir. Türkiye'de bunlara fazlasıyla alışık olduğunuzdan normalleştirmişsiniz. Böyle giderse bir gün herkes asgari ücretli olacak. Yarı komünizmden tam komünizme geçeceğiz.
Korkmayın öyle bir şey olmuyor. Ücretleri yarı yarıya düşürsek de 250 yılda tek bir dünya markası yaratamamış bir tekstil sanayisiyle yüksek teknolojili mal üretimini artıramamış bir imalat sanayisiyle bir yere varamayız. 2021- 2023 döneminde enflasyonun yüzde 50 - 60'larda seyrettiği zamanlarda yüzde 15 ile krediler alındı. Çoğunluk gidip dolar aldı. Tabii herkes böyle yapmadı ama çoğunluk böyle davrandı. Demem o ki sanayide sorunun sadece bir kısmı ücret yüküyle ilgili gerisi sanayinin ve sanayicinin kendi durumundan kaynaklanıyor.
Silİşverenlerimizin bir bölümü ucuz kredi ve ucuz emeğe müptela olmuş. Meme için ağlayan bebek gibi devamlı siyasetçilerden bunları istiyorlar. Çoğu zaman da alıyorlar.
SilZaten herkes ağlıyor haline şükreden az.
SilHocam teessüf ederim bu global markalarımızı yok saymışınız. LC Waikiki – 50’den fazla ülkede, binlerce mağaza
SilMavi – Özellikle denimde güçlü; ABD, Kanada, Avrupa
Koton – Avrupa, Orta Doğu, Asya’da yaygın
DeFacto – 90’dan fazla ülkede mağaza ve online satış
Colin’s – Avrupa, Rusya, Orta Doğu ve Asya
Parası olan bir Türk New York'a gittiğinde bir şeyler alacaksa hangi marka alacağını aşağı yukarı bilir. Siz şimdiye kadar Türkiye'ye gelen bir Avrupalı ya da Amerikalı'dan yukarıda saydığınız markalardan birisini almayı düşünen ya da o markayı arayan birisini hiç duydunuz mu? Ben duymadım. Marka böyle bir şeydir yurt dışında mağaza açmak değildir.
SilTürkiye zenginlestiği için fason üretimi fakir ülkelere bırakıyor. 2030 yılına kadar daha ne markalar çıkacak Türkiye'den.
SilMesela hangi üretimi fason olarak hangi ülkeye yaptırıyoruz?
SilTekstil
SilHazır giyimde fasonu Mısır'a bırakıyoruz.
SilMısır'da bize fason üretim yapanlar da yine Türk firmaları. İşçilik ucuz diye oraya gittiler.
SilArtık eski orta direk aileler yok . Annem babam ikinci dünya savaşı 1940'lı yıllarda çok yokluk çektik derlerdi . Bir maden şehrinde kendi çalışmaları ile o yıllarda arsasını satın alıp ev yapmışlar ve 8 kardeş bizleri yetiştirmişler . Ben 1955 doğumlu olduğum için o yokluk ve yoksulluk yıllarını dinlediklerimden biliyorum . Birinci dünya savaşı doğum yılları , Kurtuluş savaşı yılları çocukluk dönemi ve ikinci dünya savaşı gençlik yılları olan annem ve babam enseyi hiç karartmamışlar . Hep kendi evimizin olması en büyük avantajımız olmuş . Bugün en az yüzde altmışımızın açlık sınırı civarında yaşamasına layık mıyız ? Çoğumuzun benzer hikayesi vardır .
YanıtlaSilMahfi bey, ekonominin dağ gibi yığılmış 548 milyar dolar dış borç stoğu var, ekonomiden 548 milyar dolar varlığı düşerseniz, geriye ne kalır bir hesap edilsin, kaç nesil bu borcu ödeyebilir acaba, selamlarımla
YanıtlaSilSiz gidip gelişmiş ülkelerin borcuna bakın. Bizim borç devede kulak kalır.
SilGelişmiş ülkeler dış borçlarını kendi bastıkları parayla ödüyor. Biz ise dış borcumuzu ödemek için bir şeyler satıp dolar elde etmek zorundayız. Bir de öyle bakın.
SilMahfi bey, Osmanlı'dan kalan borçların hangi şartlarda ödendiğini açıkladınız, borç almak kolay, ödemek zordur, basiretli iş insanı gibi düşünmek gerekir,
SilMahfi bey, bloğunuzda işlediğiniz konular, muhakeme ve irdelemek yeteneğini geliştirici en iyi eğitim metodudur, emeğinize sağlık,
SilDoğrudur ama ha dostundan ha yabancıdan borç almışsın sonuçta ödemen gereken meblağı ödüyorsun.
SilYazınız, çalışmamız için çok teşekkür ederim. Eksiklik arama gibi anlaşılmasın, kaynak sıkıntısının farkındayım. Analize eğitim ve sağlık harcamalarındaki değişimler, sosyal devletin gerilemesini yansıtan diğer sosyal ücret kalemlerindeki (kreş, giysi yardımları, ...) azalma eklenebilseydi çok daha da ağır bir tablo karşımıza çıkardı.
YanıtlaSilAsgari ücreti olana bırakın 3 çocuk yapın, demeyi, yaşamı sorgulatan ekonomik bir tablo ve siyasi tercihler-E. Ozan Toraman
👍
SilBu tablonun yorumu kira giderini nasıl aldığınıza göre değişir.
YanıtlaSilbir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.
YanıtlaSil2002 yılında asgari ücret 140$, 3 kişilik ailenin minimum giderler 265$. yani bir asgari ücret, giderlerin %53 ünü karşılayabiliyor.
2026 yılına geldiğimizde ise rakamlar 625$ / 823$ şeklinde yani, %74 karşılama oranı.
bunun biraz olsun iyiye işaret olduğunu düşünüyorum.
tabi bu bizim üretimdeki ve ihracattaki rekabet gücümüz için dezavantaj.
Dolar hesabını düzelterek yaptığımızda asgari ücret 510 dolara düşüyor.
SilElinize sağlık hocam. Yalnız ben bahsettiğiniz dengesizlikte, döviz kurunun sadece ufak bir faktör olduğu kanaatindeyim.
YanıtlaSilMesela kur yükselse gider hemen artarken, ücretler yıl sonuna kalacak ve bu süreçte ücretli kaybedecek.
Asıl faktörün bu kayıplara neden olan enflasyon politikası ve özellikle dövizle tüketimin kısıtlandığı mali politikalar olduğu kanaatindeyim.
Elbette bunun geçmişle kıyaslama yapmayı zorlaştıran, Tüik'in sebep olduğu hatalı istatistik veriler de var.
Ekonomist olmadığım için biraz karışık anlattım kusura bakmayın.
CHATGPT'YE SORDUM:
YanıtlaSilMahfi Eğilmez; iktisatçılığı ne zaman bırakacak?
ŞU CEVABI VERDİ:
Kişilerin hangi meslekleri icra ettikleri ve bunları ne zaman bırakacakları tamamen kendi iradeleridir. Ben, bir yapay zeka platformu olarak; Mahfi Eğilmez'in iktisadî analizleri ile kendimi yetiştiririm, daha nitelikli analizler yapmak için uğraşırım. Mahfi Eğilmez'in kişisel tercihleri ile ilgilenmem.
Size de bunu tavsiye ederim.
Mahfi Eğilmez'in iktisadî analizleri ile ilgilenin, kişisel hayatıyla ilgilenmeyin.
😀🙏
SilHocam 2000 ve 2025 rakamları çok yakın olduğuna göre asıl üzülecek şeyin boşa geçirilen 23 yıl olduğu ortaya çıkmaz mı?
YanıtlaSilBir de Abd parasal genişlemeye gittiğinde bizde de işler iyi gitmiş, tersinde bizde de kötü, katılır mısınız?
Tamamen katılırım.
SilHocam bu kiralar nerenin kirası? yani giderleri nereden aldınız acaba? 100 m2 daireye 45 bin lira aşırı yüksek... Türkiye'de kiralık konutların ortalama metrekare birim kirası Kasım 2025 sonu itibarıyla 228 ₺ şeklinde bir istatistik var. Sizin yazdığınız kiranın yarısı.
YanıtlaSilYa sogana , elmaya, ekmege ne demeli..hic kg. 3 usd den elma, 1 usd den sogan yedin mi :) manipulasyon iste..
Sil45 bin kira nereden çıktı? tabloda $450 yazıyor. 19 bin lira
Sil100m2 45 bin TL değil 450 USD x 43 = 19 küsur bin TL. Yanlış hesaplamışsınız.
SilGelirler dolar bazında artmış durumda giderlerde dolar bazında artmış durumda çünki döviz enflasyon oranında artmadıgı(baskılandıgı) için hem helir hem giderlerde dolar bazında artış olması normaldir.Ancak giderlerdeki barınma gıda ulaşım kalemlerindeki artış tüik in açıkladıgı traşlanmış enflasyona göre daha fazla oldu paralel olarak doların baskılanması nedeni ile dolar bazında çok daha fazla artmıştır.Sonuç istatistik verileri parametreleri gereken şekilde hesaplanmayınca ve parametreler suni oluşturulunca bu verilerle ahkam kesmek bir sonuç çıkarmak da yanlış denklemden dogru sonuç çıkarmanın imkansızlıgına dönüşüyor .Bu işlerle ugraşan profesyonellerin durumu o nedenle çok sıkınrılı çünki pusulası bozuk haritası olmayan fırtınalı bir denizdeki kaptandan güvenli liman bulmayı istemek gibi bir şey maalesef
YanıtlaSil10 kg sogan 10 usd mi ? Yani soganin kilosu 1 usd mi ?.hocam sizin hesapta hata var bence
YanıtlaSilYıl ortalamasını alırsanız böyle çıkar. Siz şimdi ucuzladığı zamana bakıyorsunuz.
SilHocam lutfen yanlis anlamayin ama yapay zeka gida fiyatlarinda sacmalamis , bolye bir elma, ekmek, sogan fiyati hic olmadi.. Gercek 2025 gida fiyatlarinin tablo ile alakasi yok, cok daha dusuk..3 dolara elma mi:)
YanıtlaSilYıl ortalamasını alırsanız böyle çıkar. Siz şimdi ucuzladığı zamana bakıyorsunuz. Bugün bile Gala elma 140 TL/KG. Tek bir elma çeşidi yok.
SilBu tablo:
YanıtlaSilTürkiye’nin ortalama tüketicisini temsil etmez
Reel fiyatlara dayanmaz
Ekonomi bilimi değil, politik propaganda üretir
Gerçek ekonomi:
Abartmadan da eleştirilebilir
Sorunlar rakamlarla da anlatılabilir
Ama yanlış rakamla haklı çıkmaya çalışmak,
ne muhalefettir ne bilimdir — yalnızca güven kaybettirir.
Eğer ortada gerçek bir ekonomi varsa abartmadan eleştirilebilir. Ama ortada gerçek olmayan bir ekonomi varsa o zaman iş değişir.
SilHukukun üstünlüğünün kaybolması,servet transferleri gelir dağılım bozuklgu.ve orta sınıf tuzağıyla lüx yaşam harçama epozesi,gelirinden fazla borçlandırma sermayenin emeğin geleceğinede önceden göz koyması.
YanıtlaSilMahfi Hocam, doların bırakılsa 55 TL civarına ulaşacağını yazmışsınız. Bu nasıl hesaplanıyor? Ayrıca TCMB sürekli reserv topluyor, ve faizi de indiremeyeceklerini varsayarsak tam olarak nasıl bırakabilirler kuru? Yani faizin bu kadar yüksek olmasının sebebi enflasyonu düşürmek değil mi? TL'nin bu kadar değerli olmasını bir hedef değil de bir yan etki olarak düşünmüştüm ben. Fikirlerinizi merakla bekliyorum.
YanıtlaSilÇok basit. Bir ülkede paranın değer kaybı içte ve dışta normal olarak eşit olur. yani bir yılda % 35 enflasyon varsa dış değer kaybı da % 30 dolayında olmalıdır. Oysa mesela Türkiye'de 2025 yılında enflasyon yıllık ortalama olarak % 35 olurken dolar kuru % 20 artmıştır. Buy hesabı 2021'e kadar götürürseniz TL'nin dolar karşısındaki değerinin bugünkü gibi 43 TL değil 55-60 Tl arasında bir yerde olması gerektiği sonucuna varırsınız.
SilDolar bütün dünyada değer kaybetmiş olabilir en azından Euro karşısında ciddi bir kaybı var. O yüzden Türkiye'deki enflasyon kadar değer kazanmamış olabilir ama Euro enflasyon kadar artmış görünüyor.
SilÇok teşekkürler Mahfi hocam 🙏
YanıtlaSil🙏
SilEmeğinize sağlık. Siz daha iyi bilirsiniz ama yanlış hatırlamıyorsam döviz kuruna müdahale etmek için rezerv satmak 2000'lerde şimdiki kadar yaygın değildi gibi.
YanıtlaSilMB, döviz kuruna her zaman müdahale etmiştir ama bu dönemdeki müdahale faizin yüksekliğinden kaynaklanıyor. Enflasyon ortalama % 35 TL'nin dolara karşı kaybı % 20. Böyle olunca dolar bozdurup TL'ye para yatırmak çok karlı oluyor çünkü kur aradaki fark kapanmadığı sürece TL mevduat sahibine TL faizine yakın dolar faizi kazandırmış oluyor. Herkes dolarını bozdurunca da kur artmıyor.
SilDolar enflasyon kadar artmadı ama Euro arttı.
SilZaten onun için ihracatçının sesi fazla çıkmıyor çünkü gelirleri daha çok euroyla.
SilVerdiğiniz tabloda asgari ücret dolar bazında 4.46 katına çıkmış. Bu hesaba göre ekmek, beyaz peynir, tavuk ve diğer gıdaların fiyatları asgari ücretten (x4.46'dan) daha az artmış, dana kıyma ve elma daha çok artmış. Aynı şekilde, kira, elektrik-ısınma-su, ulaşım ve iletişim giderleri de dolar bazında asgari ücretten daha az artmış.
YanıtlaSilAlternatif olarak, gelir gider hesabının tutması için 2000'deki asgari ücrete %89 artış gerekirken, 2025'dekine %35 artış gerekiyor.
Yine alternatif bir hesap, gelir gider hesabının tutması için 2025'e benzer bir şekilde %35 artışa ihtiyaç duyan maaş 2000 yılında 196 dolar, yani 2000 yılında asgari ücretin %40 üstünde alan bir aile yine tıpkı bugünkü gibi %35 ekstra zamma ihtiyaç duyacaktı, gelir gider hesabının tutması için. Belki asgari ücretli çalışan oranın artmasını bu şekilde açıklamak daha faydalı olur.
hocam nolcak bu tasinmaz piyasasinin hali? emlakcilar isi birakti kepenk kapatti :(
YanıtlaSilEmlak satışları oldukça iyi.
SilHocam, sizi çok seviyoruz.
YanıtlaSilEğer bu Cuma akşamı çok önemli bir işiniz yoksa;
Flu TV'de yayınlanan şu videoyu izlemenizi öneririz:
https://www.youtube.com/watch?v=UdqbHvnERr4
"Sayısalcılar" / "Sözelciler" tartışmasının sebepleri neler olabilir?
Süre: 58 dakika
Konuşmacılar:
Dr. Ömer Aygün (felsefeci, akademisyen)
Prof. Dr. Erkcan Özcan (fizikçi, akademisyen)
Mahfi Bey, söz konusu yıllar arasındaki dolar enflasyonunu da dikkate almak gerekmez mi?
YanıtlaSilGerekir.
SilAsgari ücret konusunda son zamanalarda düşündürücü yazılarınız için teşekkürler, münakaşalara katılım bayağı yüksek ve enteresan. Bugünlerde haber kanallarında bol dedikodular, kim kime ne demiş, kim ne kullanmış haberlerinden sonra insanları biraz gerçek gündeme döndürmeniz faydalı oluyor. Haberlerde konu ücretler ve market fiyatları hakkında yapılan konuşmalar hiçbir zaman yaptığınız gibi mukayeseli olmuyor. Tek söyledikleri şey maaşlar az millet geçinemiyor ve marketlerde fiyatlar çok pahallı! Ama mukayese yapmadıkları için bunlar kahvehane sohbetinden ileri gitmiyor. Yazılarınız için teşekkürler size iyi seneler ve 2026 da kaleminize kuvvet dilerim. AÇ
Sil🙏
SilEvet haklısınız elden geldiğince anlatmaya çalışsak da insanların önemli bir kısmı takım tutar gibi siyasal parti tuttukları için ve tuttukları partinin her yaptığını savunmaya çalıştıkları için ne anlatsak bazen boşa gidiyor.
Değerli hocam, yine çok güzel bir analiz yazısı, elinize sağlık.
YanıtlaSilÖnce belki katkı olabilir diye kendi hatırladığım bir fiyat durumunu paylaşayım.
1984 Yılında Ankara Tevfik Fikret Lisesini kazanmıştım. Okulun ücretli olması ancak o dönemlerde bunun pek yaygın olmaması nedeni ile aklımda kaldı sanırım. Yıllık eğitim bedeli 75.000 TL idi. Bu veri tek başına anlamlı değil elbette. Bende şimdi 1984 yılı Asgari Ücret rakamına baktığımda 24.525 TL olduğu görünüyor (kaynak https://www.tes-is.org.tr › pages › Yıllar+İtibariyle+Asgari ücret ).
Bu 2 veriden anlaşıldığı gibi Ankara'nın o dönem sayılı okulunda okumak için yıllık da sadece 3 aylık asgari ücreti ödemek yeterli idi. Şu anda hiç bir özel okulda bu fiyatlamayı yakalamak mümkün değil sanırım.
Bunun yanında bir de size bir sorum olacak.
Öncelikle 1999 yılında Demirbank Teftiş Kurulunda görev yağan bir iç denetçi olduğumu belirteyim. Yaşanan 2000 Kasım krizinin ilk vurduğu yer de bizim bankamız olmuştu.
Bir taraftan da şu anda yine siz ve bir kaç değerli kalemden aldığım ilham ile kendimce merak ettiğim konuları özetleye çalışarak yazdığım kendi bloğum var. Adı da yine sizin bloğunuzdan bir esinlenme aslında:) www. merakliyazilar.blogspot.com
Size sorum ise şu olacak
''2000'lerde Doğrularımız ve Yanlışlarımız ( yayın tarihi 07.12.2017) '' yazınızın bir bölümünde ''Türkiye, IMF’nin yanlış yönlendirmesiyle girdiği 2001 krizinden yine IMF desteğinde.. '' geçen bir bölüm var.
2000 Yılında uygulanan IMF programının hatalı olduğunu ben de düşünüyorum. Şöyle ki o zamanlarda denetim yaptığımız her şubede nerede ise günlük 40 adet taşıt kredisi veriliyordu. Düşen faiz ve ucuz kur ortamında oluşan bu tüketim çılgınlığının ekonominin kendi üretim kaynakları ile karşılamayacağını o zaman dahi hissetmiştim. Geriye dönüp baktığım da ise bu durumun ancak o programda da adı geçen şekilde Telekom ve Tüpraş gibi büyük KIT lerin özelleştirilmesi ile sağlanabileceği görünüyor. Hatta o dönemde sermaye çevreleri bu özelleştirmelerin bir an evvel yapılması konusunda koalisyon hükümetini uyarıyordu. Ancak IMF destekli bir program da neden özelleştirmelerin kilit rol oynayacağı bir senaryoya bağlı olduğunu da o zaman anlamamıştım.
Özetle 1999 Aralık ayında başladığımız IMF programının ön kabul ve şartlarının bize neden uymadığı ve nasıl krize yol açtığı konusunu da araştırarak yine bir yazı haline getirmeyi istiyorum.
Verebileceğiniz bir yönlendirme olur ise çok değerli olacaktır.
Saygılarımla
Teşekkür ederim. Benim 2001 krizi ve IMF ile ilgili yazılarım var ama o zamanki Radikal'de yayımlandığı için internet üzerinden ulaşmak mümkün değil. Ben de kopyaları var. Bana email adresi yazarsanız size yollarım.
Sil