2026 Tahminleri

2025 yılında dünya GSYH’sinin 117,2 trilyon dolar olacağı tahmin ediliyor. 2026 yılı için tahmin edilen tutar; 124 trilyon dolar. Dünya ticaret hacminin 2026 yılında yüzde 2,8 büyümesi bekleniyor. Bu oran 2025 yılı için yapılan yüzde 2,4’lük tahmine göre daha iyimser bir beklentiye işaret ediyor. Buna karşılık ABD’nin özellikle gümrük vergisi tarifelerini kullanarak bu beklentileri bozması olasılığı da söz konusu olabilir.

Aşağıdaki tablo dört temel makroekonomik göstergesini ele alarak ABD, Euro Bölgesi, Çin, Arjantin ve Türkiye açısından 2026 yılına ilişkin tahminlerini gösteriyor (kaynaklar: IMF, WEO Database December 2025, OVP 2026 – 2028 ve OECD Global Report December 2025): 

 

Bu tablodan da bazı önemli ipuçları çıkıyor: (1) Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD 2026’da potansiyel büyümesinin (yüzde 2,5 kabul ediliyor) altında büyüyecek ama resesyona girmeyecek gibi görünüyor. IMF, ABD büyümesi konusunda OECD’ye göre daha iyimser duruyor. Buna karşılık Euro bölgesi, eğer bu tahminler gerçekleşirse resesyonun eşiğinde bulunuyor. Gelişmelere göre iki tarafa da devrilebilecek bir ağaç gibi. Eğer bu tahminler gerçekleşirse dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundaki Çin, alışılagelmiş büyüme oranlarının yarısına razı olacak gibi görünüyor. Arjantin’in, enflasyonu düşürmek için uyguladığı parasal ve mali önlemlere ve özellikle kamu harcamalarını kısıtlayıcı düzenlemelere karşın ekonomisinin yüzde 4 dolayında büyümesi bekleniyor ki bu önemli bir başarı olacak. Türkiye için tahminler potansiyel büyüme oranının (yüzde 4,9 olarak tahmin ediliyor) altında kalınacağını ortaya koyuyor. (2) İşsizlik oranlarının ABD açısından doğal işsizlik oranının (ABD için bu oran yüzde 4,5) altında kalmaya devam edeceği tahmin ediliyor. Euro Bölgesi için işsizlik oranları nispeten yüksek düzeyde olacak. Çin açısından yüzde 5,1 olarak tahmin edilen işsizlik oranları, nüfusu dikkate alınca normal görünüyor. Arjantin’in, kamu harcamalarını kısma yolunda aldığı sert önlemlere, bu yaklaşımın yol açtığı işten çıkarmalara karşın işsizlik oranını düşüreceği tahmin ediliyor. Bu gerçekleşirse önemli bir başarı olarak kabul edilmeli. Türkiye’nin, yüksek sayılacak işsizlik oranı düzeyinde devam edeceği tahmin ediliyor. Türkiye’de geniş işsizlik oranının yüzde 30’a yakın olması aslında buraya alınan oranın gerçeği tam olarak yansıtmadığının da bir göstergesi olarak kabul edilmeli. (3) Ekonomilerin çeşitli sıkıntılar içinde olması enflasyonun düşük kalmasına yol açıyor. IMF tahminlerine bakıldığında, ABD’nin enflasyonda yüzde 1,8 oranıyla Fed’in yüzde 2’lik zımni hedefinin de altına geleceği bekleniyor. Buna karşılık OECD, ABD’nin enflasyon oranının yüzde 3 dolayında oluşacağını tahmin ediyor. İkisinin arasında bir tahmin (yüzde 2,5 gibi) daha gerçekçi tahmin olabilir. Euro Bölgesinde enflasyon yüzde 2’nin altında, Çin neredeyse deflasyona girecek gibi görünüyor. Burada dikkati çeken iki ülke var: Arjantin, eğer IMF tahminleri gerçekleşirse enflasyonu 2026 sonunda yüzde 10’a düşürecek. 2024 Nisan ayında enflasyonun yüzde 292,2 olduğu dikkate alınırsa bu büyük bir başarı olacak. Buna karşılık aşağı yukarı aynı tarihlerde enflasyonla mücadeleye girişen Türkiye’de enflasyon 2026 sonunda hala yüzde 20’nin üzerinde kalacak gibi görünüyor. (4) Tabloya aldığımız iki ülke; Çin ve Euro Bölgesi cari fazla veriyor. Tahminlere göre ABD’nin cari açığı yüzde 3’ün üzerinde kalmaya devam edecek. Arjantin yüzde 1 dolayında cari açık verirken Türkiye’nin cari açığının IMF’ye göre 2024 yılındaki düzeyde devam etmesi, OECD’ye göre ise yüzde 3’ün üzerine çıkması bekleniyor. 2026 yılında Euro Bölgesi ve Çin cari fazla vermeye devam edecek.

Gelişmiş ülkeler, ekonomide geçmiş dönemlere göre bir yavaşlama olması beklenen 2026 yılına pek çok sıkıntıya karşılık başta yapay zekâ olmak üzere birçok alanda da yeni gelişmelere, buluşlara bağlı gelişen umutlarla giriyor. Gelişmekte olan ülkeler 2025 yılında olduğu gibi 2026 yılında da gelişmiş ülkelere göre daha az sorunlu olacak gibi görünüyor. Türkiye, 2025 yılını, düşük gelirlilerin sorunlarını artırma pahasına ekonomide bazı düzeltmeler yaparak geçirdi. 2026 yılı için açıklanan ve açlık sınırının altında kalan asgari ücret, başta enflasyon olmak üzere, ekonomik sorunların yine düşük gelirlilerin sırtından çözülme çabasına devam edileceğini gösteriyor. Bu durumda 2026 yılı yine yüksek gelir grupları için sorunsuz, düşük gelir grupları için çok sıkıntılı geçecek bir yıl olacak.

 

Yorumlar

  1. İthal ettiğin ürünü, ithal ettiğin ülkenin para birimi ile satışa sunulmasını sağladığın anda iktisadi problemin % 30 u ortadan kalkar.
    Yürütmeye devredilen Yasama ve Yargı yetkisi ortadan kalktığında iktisadi ve sosyal problemin %50 si ortadan kalkar.
    ÖTV ortadan kalkmadan iktisadi delirium ve uygunsuz şizofrenik tarif bitmez.
    Sizin de ısrarla üzerinde durduğunuz yapısal problemdir aslında bütün bu absurdlükler.
    Frankeştayn Ekonomi !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ÖTV MTV bu millete sökmez insanlar deli gibi motorlu taşıt alıyor. 2002 yılında ÖTV oranı yüzde 27 idi. Araba satışları ise 250 bindi. ÖTV şimdi yüksek olmasına rağmen bu seneki satışların 1 milyon 350 bin olması bekleniyor.

      Sil
    2. AKP Kasım 2002’de geldi. Kasım 2002’den Kasım 2025’e kadar enflasyon 38,44 kat artarken, aynı dönemde dolar kuru 26,42 kat artmıştır. Bu da dolar bazında harcamaların 1,455 kat arttığını gösterir. Oysaki sağlıklı ve dengeli ekonomilerde, uzun vadede paranın iç ve dış değer kaybı yaklaşık olarak eşit olmalıdır. Eğer TL fiyatları daha hızlı artıyor ama dolar kuru daha yavaş yükseliyorsa, dolar TL karşısında baskılanmış demektir. AKP’nin 23 yıllık döneminde dolar, %31,27 oranında baskılanmış oluyor. Eğer baskılanmasaydı güncel dolar kuru 42,96 TL değil, 62,50 TL olurdu. Böylece tüm makro göstergeler değişirdi. Peki, gerçekte dolar 62,50 TL civarında mı olmalıydı? Hayır. Kesinlikle daha yüksek olmalıydı. Çünkü biz iç enflasyon artışını TÜİK verilerini baz alarak yaptık. Oysaki hepimiz biliyoruz ki TÜİK enflasyonu hayatın gerçeklerini yansıtmıyor. Aynı hesabı ENAG’ a göre de yapamayız. Çünkü ENAG’ın ilk enflasyon ölçümü Eylül 2020’de başladı. Bu süreden günümüze kadar ENAG enflasyonunun TÜİK enflasyonuna oranı yaklaşık 2 kat olsa da bu oranı 23 yıla yayamayız. Çünkü özellikle 2021 sonrasında oluşan yüksek enflasyon TÜİK tarafından törpülendiği için bu 2 katlık yüksek oranı geri kalan 18 yıla yaymak doğru olmaz. Bu yüzden ben gider artışları üzerinden gerçek dolar kurunun hesaplanması için yoksulluk sınırı karşılaştırmalarını çok daha gerçekçi buluyorum.

      Kasım 2002 yoksulluk sınırı 1122 TL, Kasım 2025 yoksulluk sınırı 97.158 TL’dir. Dolayısıyla bir ailenin temel giderlerinin artışı 23 yılda tam 86,59 kat artmıştır. Aynı sürede TÜİK enflasyonu ise 38,44 kat artmıştı. Bu da bize TÜİK enflasyonunun gerçek hayat şartlarını yansıtmadığını ispat etmektedir. Bu durumda AKP döneminde aylık ortalama enflasyon %1,326 ve yıllık %17,06 iken; gerçek enflasyon ise aylık %1,623 ve yıllık olarak da %21,30 olmaktadır. Dolayısıyla (bir ailenin 23 yıllık ortalama gider masraflarını baz aldığımızda) gerçek yıllık enflasyon, TÜİK’in yıllık enflasyonunun 1,25 katı olması gerekir.

      Gerçekte giderler 86,59 kat artmış ve dolar kuru da 26,42 kat artmışsa, dolar bazında harcamalar 3,277 kat artmış demektir. Bu durumda dolar 23 yılın sonunda gerçekte %69,49 oranında baskılanmış oluyor. Bugünkü dolar kurunun gerçek seviyesi de 42,96 değil, tam olarak 140,78 TL olması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Yıllık ortalama dolar kuru da 129,25 TL oluyor. Hadi şimdi hesaplamak isteyenler, tüm makro göstergeleri hatta tüm mikro göstergeleri de bu gerçeğe göre yeniden hesaplasınlar.

      Sil
    3. O zaman desenize biz aslında Akp döneminde koskoca bir illüzyonun içerisinde uyutulmuşuz. Çünkü enflasyon bu süre zarfında 38,44 kat artarken, yoksulluk sınırının ise 86,59 kat artmış olması apaçık bir şekilde gerçek enflasyonun gizlendiğinin kanıtıdır. Bu durumda TÜİK'e göre Kasım 2025'te 4 kişilik bir ailenin temel giderleri 97.158 TL değil, 43.143 TL'dir; 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı da 29.828 TL değil, 13.245 TL'dir. Bu rakamlar gerçek hayatla bağlaşmamaktadır ve hayatın olağan akışına aykırıdır. TÜİK'i mahkemeye verenler bu gizlenen enflasyonu ortaya çıkarmak için bu delilleri mahkemelere kanıt olarak vermelidirler. Lakin sonuç alabilecekleri muammadır. Çünkü TÜİK, mahkeme kararlarına uymamakta ve hiç bir yaptırımla da karşılaşmamaktadır. İşin en üzücü tarafı da zaten budur. Başta TÜİK olmak üzere ülkede maalesef birçok kurum bağımsızlığını kaybetmiştir.

      Sil
    4. Dolar 140 lira olması lazım diyen arkadaş farkında olmadan 2002 yılındaki 110 dolarlık asgari ücretin güncel dolar değerini bulmuş. Dolar ABD enflasyonu yüzde 70 ile 200 dolar ediyor diyorduk. Ama maaş 200 dolar değil şu anda 660 dolar oldu. Aradaki fark performans farkıdır.

      Sil
    5. Bu durumda TL içerde çok daha hızlı değer kaybetmiş ama dışarıda bu kadar kaybetmesine izin verilmemiş. Bu, apaçık bir kur baskılamasıdır. Ayrıca yoksulluk sınırı, hanehalkının kaçınılmaz harcamalarını gösterir. Manipülasyonu çok daha zordur. Bu açıdan kur-enflasyon ilişkisinde en sağlıklı göstergedir. Çünkü kur, gelirle değil; giderle test edilir. Emeğinize sağlık. Bu çalışma bazı arkadaşlara kapak olmuş.

      Sil
    6. 2002'den bu yana dolar 26 kat. TÜİK enflasyonuna göre 38 kat sözde fakirlik sınırına göre 86 kat artış var ama asgari ücrette 152 kat artış var. Hani fakirlik nasıl artmış?

      Sil
    7. Kasım 2002’den Kasım 2025’e kadar enflasyon 38,44 kat artarken, aynı dönemde dolar kuru 26,42 kat artmıştır diyen arkadaş asgari ücret 152 kat artmış buna ne diyorsun peki? Tek taraflı düşünmek her zaman yanıltıcı sonuç verir. Çok boyutlu ve sağlıklı analiz yapabilmek kişiyi geliştirir..

      Sil
    8. 2002'den net bildiğim fiyat hep kullandığım Arko tıraş sabununun fiyatıdır. 25 kuruştu. Son olarak aylar önce aldığımda 70 TL olmuştu. Dün markette baktım 100 TL olmuş. % 400 artmış. İnternette 75 TL'ye var. Markete göre % 400, internet satışa göre % 300 artmış. Tek bir malla tespit yapmak yanlış ama benzerleri var. Deme o ki sizin enflasyon artışı diye aldığını gösterge doğru değil. Dolar kurunun ise yüksek faizle bastırıldığını artık bilmeyen kalmadı.

      Sil
    9. Bir de şimdi buldum: 2002'de çeyrek altın 23,27 TL imiş. Bugün 9.776 lira. Yani yüzde 420 artmış.

      Sil
    10. Hocam bana cevap hakkı doğduğu için cevap yazmıştım fakat yorumum yayınlanmamış. Kimseyi yormayacak şekilde cevabımı kısaca tekrar yazıyorum.

      Ben refah karşılaştırması yapmadım. Sadece gider karşılaştırması yaptım. TÜİK enflasyonunun gerçeği yansıtmadığını ve doların baskılandığını anlatmaya çalıştım.

      Dolayısıyla dolar baskılanmışken, geçmiş yılların maaşının günümüzdeki dolar karşılığına çevrilerek bir refah karşılaştırması yapılması da doğru olmayacaktır.

      Ayrıca ele aldığım dönem 2026'yı içermiyordu. 2002 Kasım ve 2025 Kasım dönemini içeriyordu. Bu yüzden 152 katlık artış karşılaştırması yanlış bir karşılaştırmadır. Doğrusu 120 kat olmalıdır. Bu süre içerisinde asgari ücrette kısmi bir iyileşme olsa da en düşük SSK emeklisi aynı oranda kısmi bir kötüleşme yaşamıştır. Bu yüzden gelir-gider karşılaştırması yaptığımız takdirde de toplumun geniş kesimlerinin refahının artmadığı anlaşılacaktır.

      Sil
    11. okur yazar ve dört işlem bilir6 Ocak 2026 12:42

      Türkiyede her yıl ortalama 1.250.000 yeni doğum oluyor, 2002 -2007 yılları arası 7.500.000 insan doğdu bunların %20 si ehliyet alsa ve bunların tamamıda sıfır araba alsa yılda 1.500.000 yeni araç satışı gerçekleşir araç sayısı ile ekonomiyi okumak gerçekçi değil, net bir şey var ki kazanç ile harcama arasındaki makas açıklığı açıldı demek yerine makas kırıldı demeli,

      Sil
  2. TOKİ yarım milyon konut kampanyası başlattı bu onlarca milyar dolarlık yatırım demek sırf bu kampanya bile ulke eko omisinde doping etkisi yapacak diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye de ev almak istiyorsan zaten dopingli olman gerek

      Sil
    2. 500 bin konuta 5 buçuk milyon başvuru var. Geri kalan 5 milyon için de TOKİ bir kampanya yapabilse ev sorunu tarihe karısırdı. Bunu kısa vadede yapmak da mümkün olmaz tabi.

      Sil
  3. Hocam 2026da daha büyük bedeller ödemeye hazırmıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2002 yılında toplam otomotiv satışları 250 bindi. Uzmanlar sadece bu aralık ayında 250 bin rakamının aşılabileceğini söylüyor. Acaba bu mümkün mü?

      Sil
  4. İnsanoğlu kendini güvende ve rahat hissettiğinde daha fazla tüketmeye ve üremeye girişiyor. Belki de Dünyanın ve ülkemizin siyasi ve ekonomik anlamda sıkıntıya girmesi daha hayırlıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu da rakamlara yansıyor. 2000 yılındaki GSYH 274 milyar dolardan 1 trilyon 600 milyar dolara çıktı. Dünya'da büyüyen ülkeler ve küçülen ülkeler var ama Türkiye büyüyen ülkeler listesinde yer alıyor.

      Sil
  5. Yazınız için çok teşekkür ederim. Bu vesile ile yeni yılınızı kutlarım.

    YanıtlaSil
  6. Ne zaman gün yüzü göreceğiz ya. Gençliğimin baharında yaşadığım şeylere bak. Elin gavurunun gençleri parti parti eğleniyor biz asgari ücret zammı emekli zammı memur zammı haberleri takip ede ede ömür geçiriyoruz.

    YanıtlaSil
  7. Hocam yeni yılınızı kutlarım. Bu kadar zor bir süreçten geçerken sanayicilerin desteklenmesi gerekmez mi. Makina satıyorum ve bu makinalar ihracat parçaları üretip ülkeye döviz sokuyor. Böyle bir döviz girdisi sağlayan bir sektör sizce neden batmaya sürükleniyor. Bunu mali disiplin ile bağdaştıramıyorum. Lüks tüketim durdurulabilir ancak sanayi üretimi rakip ülkelerimiz atağa kalkmışken neden durduruluyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Makina sektörü ihracatı 30 milyar dolara dayandı. 2002 yılı tüm sektörlerin ihracatı sadece 36 milyar dolardı.

      Sil
    2. İhracatımızın arttığı kesin. Mesele o ihracatın ne kadarının yüksek teknolojili ürün olduğudur.

      Sil
    3. Evet Hocam doğrudur.

      Sil
  8. Hocam birkaç hafta önce BRICS "unit" adı verilen %40 fiziksel altın, %60 da kendi ülkelerinin para birimlerine dayalı alternatif ödeme sistemi kurdu. Bu konu hakkındaki düşünceniz nelerdir? Teşekkürler, saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ödeme sistemleri kendi aranızda yaptığınız işlerle sınırlı kalıyorsa fazla işe yaramaz. BRICS dışındaki ülkelerle yaptığınız işlerde o sistemi kabul eden yoksa işe yaramaz.

      Sil
    2. Doğrudur Hocam. bunu ancak kendi aralarındaki dövizle ihracat ithalat oranına veya değerine bakarak daha iyi anlayabiliriz. Eğer dolar yerine unit kullanılırsa bu Dolara zarar verir ama ne oranda olacağını ancak verileri bilmekle mümkün.

      Sil
    3. BRICS'teki ticaret hacmi 1 trilyon dolara ulaştı

      Sil
    4. Küresel ticaret hacmi 2025 de 50 trilyon dolara ulaşmış.

      Sil
    5. Bir yerden başlamak gerek. Ortaya konulan çözüm yolu kulağa oldukça mantıklı geliyor...

      Sil
  9. Sayin hocam bu ulkelerin dis borc/gsyh kiyasini da ele aldiginiz ve bunu Turkiye ile kiyasladiginiz bir calismaniz var mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herşeyi Mahfi hocadan beklememek lazım.

      Sil
  10. Hocam , geniş tanımlı işsizlik oranı bizde çok yüksek . Diğer ülkelerde aynı oran var mıdır ? Büyüme oranı 1923-2002 ortalamasından yüksek olmadığı sürece büyümüş sayılmayız . Enflasyon oranı ve işsizlik Tüik verilerine göre Arjantin'den bile yüksek .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2002 yılını şimdiki Türkiye ile kıyaslamak çok abes. Arada dağlar kadar gelişmişlik farkı var. Tıpkı 2002 Romanya'sıını bugünkü Romanya ile kiyaslamak gibi.

      Sil
  11. Değerli hocam bu bloğunuzda uyarıcı,aydınlatıcı ve doğru bilgilendirmeleriniz için verdiğiniz çaba ve emeklere teşekkür eder yeni yılınızın sağlıklı mutlu geçmesini dilerim.(13:58)

    YanıtlaSil
  12. Ülkemiz için yapılan tahminleri yine ülkemizin (hükümet - devlet) sağladığı veriler üzerinden mi yorumluyoruz ?

    Geniş tanımlı işsizlik veriler içerisinde yer alan işsizlik bölümünde yer alıyor mu ?

    Burada yaptığınız her yayın için size tekrardan teşekkür ediyorum. Yeni yılda da bilgi paylaşımlarınızı özenle takip edeceğim. Hep beraber mutlu senelere.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Ülkemiz için yapılan tahminleri yine ülkemizin (hükümet - devlet) sağladığı veriler üzerinden mi yorumluyoruz ?" Nereden yorumlanacak peki? Sizin alternatif kynağınız mı var ?

      Sil
    2. evet enag daha güvenilir ve enflasyonu %120 açıklıyor

      Sil
    3. ENAG Kasım 2025 itibarıyla yıllık enflasyon oranı % 56,82. Birilerini suçlarken bari araştırma yapın.

      Sil
    4. Benim anlamadığım şu TÜİK'te çalışan kişi sayısı 4000 kişi. ENAG kaç kişi ile ölçüm yapıyor? Özel bankalar TÜİK verilerini mi baz alıyor yoksa ENAG'ı mı baz alıyor?

      Sil
  13. Arjantin’de 2024 Nisan’dan 2025 Kasım’a kadar fiyatlar 2,53 kat artarken, dolar kuru 1,67 kat yükseldi; kur böylece yaklaşık %35 oranında baskılandı. Benzer bir baskılanma oranı uzun vadede Türkiye için de geçerli. Ancak bu benzer sonuç, aynı politika tercihleriyle ortaya çıkmadı. Aksine, iki ülkede tamamen farklı uygulamalar aynı matematiksel tabloyu üretti.

    Her iki ülkede de ortalama fiyatlar (TÜFE) hızla artarken, döviz kuru bu artışı bire bir takip etmedi. Sonuçta reel kur değerlenmesi oluştu; yani yerel para, enflasyona göre “olması gerekenden daha güçlü” kaldı. Ancak bu tablonun arkasındaki nedenler kökten farklıydı.

    Arjantin’de kur baskısı, sert bir mali disiplin programının sonucu olarak ortaya çıktı. Kamu harcamaları reel olarak kesildi; enerji, ulaşım ve sosyal sübvansiyonlar kaldırıldı; kamu maaşları ve transferler baskılandı. Bütçe, uzun yıllar sonra nakit fazlasına yaklaştırıldı. Bu adımlar iç talebi sert biçimde daralttı, hanehalkını hızla fakirleştirdi, ithalatı ve döviz talebini düşürdü. Kurun TÜFE’nin gerisinde kalması, piyasaya döviz sürülerek değil; ekonominin içeriden sıkıştırılmasıyla mümkün oldu. Kur baskısının bedeli, doğrudan, sert ve gecikmeden toplum tarafından ödendi.

    Türkiye’de ise kur baskısı, mali disiplinle değil; finansman ve erteleme yoluyla taşındı. Kamu harcamalarında sert bir kesinti yapılmadı, bütçe açıkları devam etti. Seçim ve deprem sonrası harcamalar sürdü; vergi artışlarıyla gelir tarafı zorlanırken harcama tarafı daralmadı. Kurun TÜFE’nin gerisinde kalması; yüksek faizle kısa vadeli sermaye girişi, Merkez Bankası’nın brüt rezerv birikimi, bankacılık sistemi üzerinden örtülü kur baskısı ve vergiler yoluyla iç talebin kısmen emilmesi sayesinde sağlandı. Bu modelde ekonomi sert biçimde durmadı; ancak kur baskısının maliyeti borçlanarak ve rezerv kullanılarak zamana yayıldı.

    Türkiye açısından bu tür **“ertelenmiş kur dengesi”**nin tarihsel karşılığı yabancı değildir. 1994, 2001 ve 2018 krizlerinin ortak özelliği, döviz kurunun uzun bir süre iç enflasyonun gerisinde tutulması ve bu farkın mali disiplinle değil, finansman ve zaman kazanma yoluyla taşınmasıdır. Her üç dönemde de fiyatlar yükselmeye devam ederken kur artışı sınırlanmış, ortaya çıkan reel değerlenme kısa vadede istikrar algısı yaratmış; ancak bu görünüm kalıcı olmamıştır. 1994’te kamu açıkları hızla büyürken kur baskılandı, faizler yükseltildi ve iç borçlanmayla denge korunmaya çalışıldı. Sonuç, gecikmiş ama sert bir kur sıçraması oldu. 2001’de benzer şekilde, sabit kur–yüksek faiz bileşimi enflasyonla uyumsuz bir reel değerlenme yarattı; mali disiplin geciktiği için sistem, bir noktada ani ve yıkıcı bir düzeltmeyle çözüldü. 2018 sonrasında ise kur uzun süre idari ve finansal araçlarla baskılandı; bu, krizin anlık patlamasını engelledi ama maliyetini daha uzun bir zamana yaydı.

    Bu üç örnek, aynı mekanizmanın farklı dönemlerde nasıl işlediğini gösteriyor: Kur, enflasyonun gerisinde kaldığında ve bu fark mali disiplinle desteklenmediğinde, ekonomi ya ani bir kur düzeltmesine zorlanır ya da uzun soluklu bir büyüme ve refah kaybı sürecine girer. Türkiye’nin deneyimi, başlangıçta daha yumuşak görünen geçişlerin çoğu zaman daha derin ve kalıcı maliyetler ürettiğini ortaya koyuyor. Bugün kullanılan araçlar değişmiş olsa da, altta yatan makroekonomik gerilim büyük ölçüde aynıdır.

    Arjantin’de kur baskısı acı bir şokla taşındı. Türkiye’de kur baskısı ertelenerek taşınıyor. Bu nedenle Arjantin’de ekonomik denge hızlı ama sert kuruldu. Türkiye’de denge daha yumuşak ve yapısal olarak daha kırılgan. İki ülkede de kur, TÜFE’nin gerisinde kaldı; ancak Arjantin bunu gerçek ve kalıcı bir mali disiplinle yaptı. Türkiye ise finansman, rezerv ve zaman kazanma stratejisiyle. Bu yüzden benzer görünen kur tabloları, aynı geleceği garanti etmiyor. Ekonomi yalnızca rakamlardan değil, o rakamların nasıl ve hangi bedellerle üretildiğinden ibarettir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1993 sonunda ortalama yıllık kur 14.458 TL idi. Krizin etkisiyle 1994 Ocak-Nisan aylarında TL büyük miktarda değer kaybetti. Nisan 1994 civarında 1 USD 38.000 TL seviyelerine çıktı. 1994 yıl sonu ortalaması da 38.418 TL civarına ulaşmış oldu. Dolayısıyla ortalama dolar kuru 1 yılda yaklaşık 2,66 kat sıçramış oldu.

      Bu büyük kur sıçraması kriz döneminde dış borçlanma, kamu açıkları ve kısa vadeli sermaye akımlarındaki bozulma nedeniyle TL'ye olan güvenin sarsılmasıyla hızla gerçekleşti.

      Sil
    2. TCMB arşivine göre 1993'te ortalama dolar kuru 11.035,66 TL idi. 1994'te ise 29.788,31 TL'ye çıktı. Dolayısıyla dolar bir yılda 2,7 kat sıçramış oldu. Diğer en yüksek iki kur sıçraması ise 2000-2001'de 1,96 kat ve 2021-2022'de 1,87 kat artışla gerçekleşti. Dolayısıyla ekonomi kötü yönetildiğinde yaklaşık 2-3 katlık bir dolar sıçramasını tarihsel olarak deneyimlemiş bulunuyoruz.

      Sil
  14. Hocam enflasyona karşı tolerans geliştiyse risk artışı bekliyormusunuz?

    YanıtlaSil
  15. Hocam, "okur/yazarlığımızın gelişimine yönelik" bitmek bilmez çaba ve enerjinize, emeğinize saygı ve hayranlığımı tekrar belirtir,
    2026 için sağlık ve esenlikler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. İyi yıllar dilerim. Sevgiler

      Sil
  16. Mutlu yıllar hocam, siz de bu 4 gösterge için kendi tahminlerinizi yazar mısınız? Çoğu Türk tahminci hem enflasyonu hem büyümeyi daha yüksek tahmin ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme: % 3,7, İşsizlik: % 8,7, Enflasyon: % 23 - 25, Cari açık: % 1,5 - 2,0

      Sil
    2. Büyüme 5,işsizlik 25,enflasyon 35..

      Sil
    3. Hocamızın verdiği mütevazı tahminler şunu diyor; biz önümüzü kış tutalım bahar çıkarsa bahtımıza! Ancak bu sene ekonomide büyük canlılık olacak. TOKİ 500 bin konut hamlesi Kentsel Dönüşüm MB rezervleri sayesinde döviz istikrarı ve en düşük memur maaslarının Avrupa asgari ücretini yakalaması ve asgari ücretin de 28 bin liraya çıkması ekonomik faaliyetleri inanılmaz derecede yükseltecektir. Kötüye gidecek olanlar küçük esnaflar. Zenginleşen ülkelerde küçük esnafa yer yoktur. Küçük esnaf küçük işçi maaşı demektir. Asgari ücret brüt maliyeti 40 bin lira yemeği de saymıyorum. Bu maaşları küçük esnaf veremez. İşyerleri daha büyük olacak çünkü büyük esnaf büyük işçi maası demektir. Tıpkı Avrupa'da olduğu gibi.

      Sil
  17. Hocam çok fazla yazım hatası var bir çok kısım anlaşılmıyor, herhalde teknolojinin azizliği, iyi seneler, yazılarınızla aydınlattığınız için teşekkürler, inşallah 2026 yazacak daha iyi şeylerin olacağı bir yıl olur

    YanıtlaSil
  18. Arjantin gibi liberal politikalar izlenmesi gerektigi kanaatindeyim sayin hocam. Gosterilen basari yadsinamaz. Sizce Milei benzeri yontemler Turkiye'de isler mi, nasil bir tabloyla karsilasiriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye geçmişte IMF ile birlikte benzeri programları uyguladı. Son uygulanan program (Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı) 2001 - 2008 arası dönemi kapsadı ve oldukça başarılı oldu. Önemli olan bu tür programları uygulayıp başarı elde ettikten sonra tekrar eskiye dönmemektir. Biz her seferinde bir süre sonra yeniden popülist politikalara geri döndük. Arjantin de bunu defalarca yaptı. Bakalım bu sefer ne olacak?

      Sil
    2. Türkiye bir ara IMF'ye 5 milyar dolar borç vermek istemişti. Acaba IMF gurur yapıp Türkiye'den borç almayı red mi etmişti.

      Sil
    3. IMF herkesten borç aldı bizden almadı. Nedeni bizim bu konuyu iç politika malzemesi yapmamızdı.

      Sil
    4. IMF Türkiye masası şefi Carlo Cotarelli Türkiye'de pop yıldızı gibi karşılanırdı. Acaba 1 milyar dolarlık kredi limiti serbest bırakılacak mı diye basın peşinden ayrılmazdı. .

      Sil
    5. Doğru ama ne yazık ki şimdi Türkiye çok daha pahalı borç veren carry tradecilerin peşinde koşuyor. Tek fark bunların kim olduğu afişe edilmiyor.

      Sil
  19. ya üstteki tabloda gösterilen veriler hatalı yada yapay zeka beni yanıltıyor ; örneğin oecd ye göre çin ekonomisi için benim bilgisayarımdaki copilot uygulaması 2026 yıl için büyüme,işsizlik,enflasyon ve cari denge için şu rakamları tablolaştırdı ; 2026 yılı çin ekonomisi oecd ye göre büyüme : %4,6-4,7 , işsizlik :%5,1-5,2 ,enflasyon ;%2,2-2,5 , cari denge de %1,5 gsmh

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapay zeka bazen güncel verileri veya tahminleri değil öncekileri kullanıyor. Ben bu verileri doğrudan IMF ve OECD sitelerinden aldım.

      Sil
  20. hocam yil sonu veya ortasi icin euro tahmininiz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Döviz yerlerde sürüne ek tıpkı 2002 yılında 1 lira 67 kuruş olan dolar 6 yıl sonra yani 2008 yılında 1 lira 13 kuruşa düşmüştü. Yine buna benzer şeyler olacak. Döviz rezervleri neredeyse 200 milyar dolara çıktı. Bu saatten sonra döviz Türk halkının gündeminden düşecektir.

      Sil
  21. Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu bulunanlar, yeni yılın ilk gününden (yani bugünden) itibaren artık devlet ve üniversite hastanelerinden yararlanamayak. Prim borcu olanlar zaten sigortalı olmayanlar, bir başka deyişle işsiz olanlar. Dünyanın hangi sosyal devletinde böylesi ilkel bir uygulamanın bir örneği var? Paran yoksa, sağlık hizmetinden mahrum bırakılıyorsun, muayene bile olamıyorsun. Yakında insanlar parasızlıktan hastaneye gidemedikleri için ölürlerse, bu kararı alanlar, bunun bedelini asla ödeyemezler. İnsanlar nasıl olur da göz göre göre ölüme terk edilebilirler? Fakiri dışlayan anlayışa, böyle adalete yazıklar olsun.

    YanıtlaSil
  22. Türkiye'de müteahhit sayısı: 453 bin 497... 145 bini geçici belgeyle iş yapıyor. Bunların ne kadarı siyasi parti üyesi ne kadarı hangi memleketin hemşerisi hiç bir istatistik yok. Belki de Türkiye'deki siyasette en zengin ve etkili unsur müteahitler partisi. Yani müteahitler öyle bir konumda ki siyaset üstü olmuşlar. Hangi parti gelse aslında arkasında müteahit lobisi var arkasında. Otel turizm teşvikleri, kentsel dönüşüm hibeleri, yolcu garantileri, hasta garantileri... Türkiye'de Düşünsenize 40 yıllık 10 katlı bir bina karot aldırılıp yıktırılıyor yerine 25 katlı bina yapılıyor müteahit 3 sene içerisinde bitecek binadan 40 tane 90 m2 daire 2 tane 150 m2 dükkan alacak çok değerli bir mevkide. Bu muteahitler öyle bir konuma gelmişler ki sağ partisi ,sol partisi, dinci partisi, seküler partisi, muhafazakar partisi hepsi hikaye. Aslında Türkiye'yi bu müteahitler partisi yönetiyor arkadan. Kaç tanesi hagi memleketten ise sivil ve askeri bürokrasinin tepesi ve yargı BTK, RTÜK,THY,Turk Telekom, Bakanlıklar ona göre şekilleniyor artık. Ankara'ya Rizeli Karayalçın da gelse İstanbul'a Rizeli Erdoğan da gelse, Rizeli Aytekin Kotil de gelse , Artvinli Topbaş da gelse arka planda bu müteahitlerin dediği oluyor. Başbakan Malatyalı Turgut Özal da olsa Rizeli Mesut Yılmaz da olsa farketmiyor. İstedikleri olmuyorsa tüm tuşlara birden basıyorlar, basın yayın herşey onlarda. Sadece inşaat mı yapıyorlar artık? Nakiti hazır enerji, telekominikasyon, yeme içme, turizm , eğitim, basın televizyon, radyo, kaçakçılık sektöründe de varlar. Levent Kırca'nın ve Ayşegül Atik'in oynadığı "Taşı Toprağı Altın Şehir" bunun yani müteahitokrasinin yıllar öncesinden geldiğini gösteren bir film sadece. Bunun tabi yani müteahitokrasinin hemşericilik lobisi de vardır. Bunun için kaç müteahit hangi şehirden ve mali gücü ne kadar bakmak lazım. Bu muteahit partisi o kadar kuvvetli ki emniyet ve yargıda atamalarda da etkli olabiliyor.

    YanıtlaSil
  23. Mahfi bey, Türk ekonomisi ne zaman cari fazla verip, enflasyonu yüzde 2ye, issizliğini yüzde 5 e düşürebilir, bir öngörünüz varmı, yazılarınız için teşekkür ederim, emeğinize sağlık olsun,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye ekonomisi genellikle büyümenin küçülmeye dönüştüğü dönemlerde cari fazla verir. Bunun nedeni yatırımların azalmasıdır. Bildiğiniz gibi cari açık dediğimiz büyüklük iç tasarruflarla yatırımlar arasındaki yatırımlar lehine olan farktır. Krizlerde veya ekonominin ivme kaybettiği dönemlerde yatırımlar düşer ve açık azalır. Bunun tek istisnası risklerin hızla düşüp insanların ve özellikle de yatırımcıların geleceğe ilişkin beklentilerinin iyimser bir görünüm almasıdır. O durumda tasarruflar artar ve yatırımları karşılamak için dışarıdan kaynak aramaya (borçlanmaya) gerek kalmaz.

      Sil
  24. Her ay 7 veya 8 milyar dolar dış ticaret açığı veren Türk ekonomisi, obruk gibi döviz yutarken dövize olan ihtiyaç hiç bitmeyecektir, yıllık yüzde yirmi otuz döviz faizi ile döviz bulunması dünyanın hangi ülkelerinde var,

    YanıtlaSil
  25. Hocam, bilginize, sağlığınıza ve bitmez tükenmez enerjinize duacıyız. 2026 yılında da aynı şekilde devam edebilmenizi tüm kalbimle diliyorum.
    Bundan 10 sene sonra bu günlere toplum olarak terbiye edildiğimiz için şükredecekmiyiz acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Toplum ne yazık ki birçok ilkeyi kaybetti. Ahlâk en başta geliyor. Bunun yeniden onarılması çok zaman alacak.

      Sil
  26. hocam doviz tahmininiz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Döviz tahmini yapamıyorum çünkü konu tahmini aşıyor, baskılama söz konusu. Böyle bir durumda tahminle falcılık birbirine karışıyor. Falcı tahminine razıyım derseniz yılsonu dolar tahminim 52'dir. Olması gereken ise 60 dolayındadır.

      Sil
    2. Herkes doları tahmin etmek istiyor ama dolar dünyada değer kabederken siz Türkiye'de daha da artmalı diyorsunuz. Çok garip.

      Sil
    3. Dolar bütün paralara karşı değer kaybederken TL'ye karşı değer kazanıyor. Bunu garip bulmuyorsunuz da benim dediğimi mi garip buluyorsunuz?

      Sil
  27. Aslında kira sorununun çüzümü basit. devlet benim 20 liralık evimi benden 15 veya 20 liraya kiralar. daha sonra kiralık ev arayanlara kiraya verir benim aylık kiramı vergi kesip öder bunu kiraccı ödemezsede yapar. devlet ile aramdaki atıyorum 5 yillık kira sözleşmesi bitince evimi benim teslim ettiğim gibi tertemiz kırılansız dökülensiz bana teslim edecek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunu yaratanlar sorunu çözemezler.
      Kira sorununun nedeni enflasyonun yüksekliğidir.
      Yüksek enflasyon sorununu yaratan yanlış politikalar uygulayarak ekonomiyi bozan, riskleri ve dolayısıyla kiraları yükselten devlettir.
      Kira sorununun çözülmesi enflasyon sorununun çözülmesine bağlıdır.
      Eğer devlet enflasyon yaratmaya devam eden politikaları bırakmazsa kira sorunu çözülemez.
      Sizin önerdiğiniz sistemde yalnızca kiraları değil fiyatları da devlet belirler.
      Geçmişte denenmiş ve büyük sorunlar yarattığı için terk edilmiştir.
      İşin çözümü doğru ekonomik, sosyal ve siyasal politikaları uygulamaktır.
      Devletin görevi budur, kiraları, fiyatları belirlemek değil.

      Sil
    2. Kira sadece Türkiye'nin değil dünyanın sorunu. Dünyada bu sorunu pandemi yarattı

      Sil
    3. Bizde sorunu hükümetin 2021'de yanlış faiz politikası yarattı.

      Sil
    4. Eğer bir ilçede ev yapacak arazi kalmamış ise ev sayısı sabit kalırsa ve o ilçede eve talep olursa ve ülkede maaşlar artarsa ister istemez o ilçede kiralar artacaktır.

      Sil
    5. Bu dediğiniz Türkiye için geçerli değil. Ormanı yakar yeni arazi açarlar.

      Sil
    6. Yanan orman arazileri tekrar agaclandırılmak zorunda. Bu konuda yasa var.

      Sil
    7. Yasalar uygulanıyor diyorsanız önce Anayasanın uygulanıp uygulanmadığına bakın derim.

      Sil
    8. Eğer bu ülkede orman kanunu uygulanmıyor diyorsanız hangi orman arazisi yandıktan sonra konut arazisi yapılmış? Örnek var mı?

      Sil
    9. https://t24.com.tr/haber/yanan-ormanlarin-yerine-otel-ve-luks-villalar-insa-edilmeye-devam-ediliyor,1153208
      https://www.instagram.com/reel/CR8a9D4lg7i/
      https://www.youtube.com/watch?v=zY7gdP1K_TI

      Sil
  28. Benim 2026 tahminlerim, Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan sonuçların artık teknik projeksiyonlardan ziyade siyasal tercihler tarafından belirlendiği yönündedir. Küresel konjonktürden bağımsız olarak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında Merkez Bankası’nın fiili bağımsızlığının zayıflatılması, hukukun siyasal müdahalelere açık hale gelmesi ve ekonomik verilerin güvenilirliğinin aşınması; büyüme, enflasyon ve istikrar tahminlerinin toplumsal karşılığını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Bu çerçevede gelir dağılımındaki bozulma, reel satın alma gücündeki erime, geniş tanımlı işsizliğin artışı ve buna eşlik eden toplumsal yoksullaşma eğilimleri sistematik biçimde göz ardı edilmektedir. Ortaya çıkan tablo bir gelecek öngörüsünden ziyade, mevcut politika tercihlerinin birikimli sonucudur. Kurumların zayıflatılması ve güvenilirliğini yitirmiş verilerin kamusal tartışmanın merkezine taşınması, bu koşullar altında 2026’nın hangi göstergelerle geçeceğini önemsiz kılmakta ve ekonomik karar alma süreçlerini daha da işlevsiz hale getirmektedir.

    Asıl belirleyici olan, kurumsal kapasitesi aşınmış, veriye duyulan güveni kaybolmuş ve ekonomik yönetimi siyasal önceliklere tabi kılınmış bir yapının, toplumsal refah üretme yeteneğini büyük ölçüde yitirmiş olmasıdır. Reel gelirlerin geniş toplum kesimleri için açlık sınırının altına gerilediği bir ekonomide, makro göstergelere dayalı iyimser senaryoların toplumsal bir karşılık üretmesi mümkün değildir. Gelinen noktada mesele ekonomik performans değil; bu performansı mümkün kılacak kurumsal ve toplumsal güven zemininin ciddi biçimde aşınmış olmasıdır.

    YanıtlaSil
  29. Türkiyede dolar başta olmak üzere kurlarin baskilanmasina karşın cari işlemler açığının düşük seyretmesinin temelinde talebin düşüklüğü vardir. Yine bankaların dövizde açık pozisyonlarinin düşük hacimli olmasi da talepte düşüşü destekleyici olup cari açığın düşük kalmasına yardımcı oluyor. Ayrica enflasyonun talep kökenli olmaktan cok arz kökenli yani maliyet temelli olduğunu da anlamamiza yardımcı oluyor bu durum. Kamu ağırlıklı talep ve harcama ıle büyüme yaşanıyor. Bu da kamuflasyon ile büyüme yani bütçe acigina dayalı büyüme demektir. Eh bu açık da sürekli vergilerde stopajlarda artışlarla finanse edilerek ve de dış finansman ithalatiyla kompanse ediliyor. Kamu vergi ve stopajlari sürekli artirmak yerine dis finansmana dayansa enflasyon daha kolay düşecek ancak bu sefer cari açık büyüyecek. Cari açığı buyutmekten ise ki kur şoku yaşamadan korkuyorlar enflasyonu göze alıyorlar o yüzden. Çünkü kur şoku ekonomide yaptıkları tüm ağır makyajı hızla bozacaktır. Ayrica reel olarak ekonomide büyüme yok gibi.

    YanıtlaSil
  30. Trump yasalara aykırı davrandı ve Venezuella kararını kongreden izin almadan uyguladı. Başkan, ''ulusal güvenlik'' veya ''acil durum'' gerekçesiyle Kongre onayı olmadan bazı kararları alabilse de, bu durum Venezuella örneğiyle açıklanamayacak bir yetki aşımı mıdır? Çünkü Maduro, insan hakları ihlalleri ve demokratik meşruiyet konusunda ciddi ve kurumsal düzeyde suçlamalarla karşı karşıya kalsa da, şu ana kadar uluslararası bir mahkeme tarafından kesin olarak mahkum edilmiş bir suçlu değildir. Buna rağmen Maduro makamından haydutça alınmıştır. Oysaki uluslararası mahkemelerce suçlu ilan edilmiş kişilere karşı (değil makamından almak), herhangi bir yaptırımda bile bulunulmamıştı. Bu durumda Trump, hukukuk üstünlüğünü değil de güçlünün hukukunu mu tanımaktadır? Bu durum halkı tarafından seçilmiş bir kişiyi zorla alıp, onun makamına kayyum atanmasına mı benzemektedir? Tek fark, bu zorla güzelliği yapanın demokrasiyi ilke edinmiş bir dış güç olması mıdır? Küresel ölçekte bu durum dünyayı nasıl etkiler? Uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne aykırı böylesi bir tutum, bazı ülkelerde Amerikan mallarının boykot edilmesine yol açabilir mi? Ticaret savaşları artık çok daha gerilimli ve baskıcı mı olur? Sonunda kim kazanır?

    Erdoğan, Trump ile Pazartesi görüşeceğini söylemişti. Bu görüşme ''yapılan haydutluğa'' bir tepki olarak sizce ileri bir tarihe ertelenir mi? Yoksa Türkiye, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne ve uluslararası hukuka aykırı bu duruma karşı, herhangi bir tepki verebilecek pozisyonda değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu barbarca saldırının amacı zaten ülkedeki petrol ve nadir toprak elementlerinin ele geçirilmesiydi. Venezuela ABD baskısına rağmen Çin’e petrol satıyordu. Bu da ABD'nin işine gelmiyordu fakat asıl faktör ülkenin kaynaklarıydı. Bunun için de bir bahane arandı. Yoksa yasaklı madde ticaretini önlemek, gemileri kontrol etmekle alınabilecek basit bir önlemi içeriyordu. Dolayısıyla bu durum gerçek bir neden olamazdı.

      Maduro yönetimini kimse onaylamıyor ama ADB'nin bu müdahalesi uluslararası hukuka tamamen aykırıydı. Çünkü bir başka ülkenin topraklarında gizlice veya zorla bir lideri alıkoymak, uluslararası hukukun açık ihlali (egemenlik ihlali)’dir. İşin en ilginç yanlarından biri ise Maduro'nun Amerika'da yargılanacak olmasıdır. Eğer Maduro insanlığa karşı suç, savaş suçu veya ciddi hak ihlali kapsamında suçlar işlemişse, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC)’de yargılanması gerekir, Amerika’da değil. Dolayısıyla müdahale zaten hukuksuzdu, yargılama da hukuksuz olmuş olacak.

      Sil
    2. Trump: ''Enerjiye ihtiyacımız var, o ülkede de çok fazla enerji var.'' diyor sonra da: ''İhtiyacımızı petrol üzerinden sürdüreceğiz'' diyor.
      Operasyonun sebebi ancak bu kadar net açıklanabilirdi. İşin enteresan tarafı bunu nasıl olur da bu kadar rahat bir şekilde dile getirebiliyor gerçekten akıl alır gibi değil.

      Sil
    3. Saldırının en büyük nedenlerinden biri kaynaklara ulaşmanın dışında Venezuelle'nın petrolü Çin'e dolar ile satmamasıydı. Aynı durum Saddam'ın ve Kaddafi'nin de başına gelmişti. Bu yüzden demokrasi ve insan hakları getirme masalı bir hikaye. Öyle olsaydı ABD, Arabistan'a da saldırırdı. Fakat Arabistan ne kadar otokrat olsa da petrolü dolarla satıyor. Dolayısıyla ABD petrolün dolar dışında satılmasını kesinlikle istemiyor.

      Venezuella dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip ülkesi. ABD, Çin ile rekabet edebilmek için aynı zamanda bu kaynaklara sahip olmak ve Çin'in önünü kesmek istiyordu. Çünkü artık yapay zeka teknolojisi üç kat fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla operasyonun ana nedenlerinden birisi de Çin'in yükselişinden kaynaklanıyordu ve ABD de bunu istemiyordu.

      Sil
  31. Japon yatırımcıların carry trade unwind yaparak pozisyonlarını kapatması, Türkiye gibi ekonomisi daha kırılgan, yüksek faiz ve yüksek riskli ülkelerde sermaye çıkışı, kur baskısı ve finansal oynaklığı nasıl etkiler?

    YanıtlaSil
  32. Türkiye carry trade'den vaz geçmez , en ucuz borçlanma çeşidi .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında en pahalı borçlanma çeşidi carry trade ama Türkiye başka türlü yeterince borçlanamadığı için buna mecbur.

      Sil
    2. Hocam carry tradeciler bizi kazıklamış olmuyorlar mı?

      Sil
    3. Baska türlü borçlanamadıgı ifadesini abartılı buluyorum. Şirketler bile yurtdışından borç bulabiliyor kaldı ki koskoca devlet bulamasın.

      Sil
    4. Bulsa % 30 net dolar faizi ödenen carry trade'e muhtaç olur muydu? Buluyor tabii ama ihtiyacı karşılayacak kadar değil.

      Sil
    5. Bizi kazıklayanlar carry tradeciler değil bu yanlış ekonomi politikasıyla bizi carry tradecilere muhtaç bırakanlardır.

      Sil
  33. Hocam dolar 80 TL olsa dış borcumuz 550 milyar dolara 22 trilyon TL kur artışı yükü gelir . 100 milyar dolar cary trade yöntemiyle borçlanılsa yüzde 30 faiz yüküyle 3 trilyon TL faiz yükü gelir . Sürdürüldüğü müddetçe dolar baskılanır . Bu fasit daire ne kadar sürdürülebilir ? Üretim olmadıkça sürdürülemez .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 80 lira değil ama olması gereken düzey 55 - 60 TL arası bir yer. Yine de ciddi yük gelir tabii. Yanlış ekonomik ve sosyal politikalarla bu durum böylece sürer gider.

      Sil
    2. Hocam 55 60 tl değil 2 litre kola olmuş 68 tl. Abd de 2 lt kola 1 dolar. Reel dolar kuru 1 usd= 68 70 tl bandinda dalgalanmalidir. Dis ticarî dengeyi cari dengeyi daha optimal hale üretimi artirarak getiremedigimize göre bunu dolari reel değerine ulastirarak yapabiliriz.

      Sil
  34. Katma değeri en yüksek 74 teknolojinin 66'sında (%89'unda) Çin, dünyada 1. sırada lider konumda bulunuyor. Çin'de şu anda bambaşka bir çağ yaşanıyor. Biz bugüne kadar hep Almanya'yı kıskanmıştık, Amerika da Çin'i kıskanıyor. Amerika'nın elinde bir güç olsa Maduro'ya yaptığını Çin'e de yapmak ister. Tayvan bahanesi bunun için fazlasıyla yeterli bir sebep. Ne var ki bunu yapamaz. Çünkü Çin'de muazzam bir teknoloji var ve Çin'e girerse oradan çıkamayacağını biliyor. Tıpkı Vietnam'dan çıkamadığı gibi. Amerika dünyaya ne kadar baskı kurarsa kursun, ticarette de Çin'e karşı kaybeden taraf olacaktır.

    YanıtlaSil
  35. 3. maddedeki "Buna karşılık OECD, ABD’nin işsizlik oranının yüzde 3 dolayında oluşacağını tahmin ediyor" cümlesindeki işsizlik sözcüğünün enflasyon olarak düzeltilmesi gerekiyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu