Asgari Ücret Hesabının Doğrusu

Asgari Ücreti Hesaplamaya Esas Olan Veriler:

2025 yılı ortalama enflasyonu (TÜİK, TÜFE ya da manşet enflasyon hesaplamasına göre) yüzde 35,91 olarak hesaplandı.

Yine TÜİK manşet enflasyon yılsonu enflasyon oranı yüzde 30 olarak tahmin ediliyor.

Aralık ayında hesaplanan kira artış oranı yüzde 35,91. Buna göre kira süresi Aralık ayında dolan kiracılara 2026 yılı için yüzde 35,91 kira artışı yapılabilecek.

TÜRK-İŞ’in hesabına göre Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı (4 kişilik bir aile için) 29.828 lira olarak belirlendi. Aralık aynı da katarsak bu sınır tahminen 30.500 lira olacak.

2025 yılı başında asgari ücret (net) 22.104 lira olarak belirlenmişti.

2026 yılı için asgari ücret 28.075 lira olarak açıklandı.

BETAM (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) araştırmasına göre Türkiye genelinde konut kira bedeli m2 için 240,5 liradır. 4 kişilik asgari ücretli bir ailenin 60 m2 bir konutta oturduğunu varsayarsak kirası 14.430 lira olarak ortaya çıkar. Bu kira bedeli bu hesaba göre 2026 yılında (14.430 x 1,3591 =) 16.391 lira olacak. Demek ki asgari ücretin (16.391 / 28.075 =) yüzde 60’a yakını kiraya gidecek. 

Bu veriler çerçevesinde asgari ücret 2025 yılında ortalama olarak yüzde 35,91 oranında satın alma gücü kaybına uğramış görünüyor. Bu oranı 2025 yılı asgari ücretine uygularsak 2025 başındaki asgari ücretin satın alma gücü kaybını gidermek için 2026 yılı asgari ücretin bazının (22.104 x 1,3591 =) 30.041 lira olması gerekirdi.

Yalnızca yılsonundaki enflasyonu esas alsak bile söz konusu kaybı gidermek için (22.104 x 1,30 =) 28.735 lira baz alınmalıydı.  

Asgari Ücret İçin Alternatif Hesaplamalar

Aşağıdaki tabloda eldeki verileri ve gelecek yıl için enflasyon tahminini (OVP’deki tahmini) kullanarak iki farklı hesaplama yaptık. İlki 2025 yılındaki satın alma gücü kaybının yılsonundaki 12 aylık enflasyona eşit olduğu, ikincisi 2025 yılındaki satın alma gücü kaybının yıllık ortalama enflasyon oranı kadar olduğu varsayımına dayanıyor.


Tablodaki hesaplamaları açıklayalım:

2025 başında 22.104 lira olan asgari ücret yıl süresince enflasyon nedeniyle yılın başındaki satın alma gücünü kaybetmiş bulunuyor. 2025 yılsonu manşet enflasyonun geldiği düzeyi esas alırsak bu kayıp yüzde 30 olur. Buna göre asgari ücreti 2025 başındaki satın alma gücüne döndürebilmek için yılın başındaki 22.104 liralık asgari ücreti yüzde 30 artırmak gerekir ki o zaman (22.104 x 1,30 =) 28.735 liraya ulaşırız. 2026 yılına daha girmeden kiralar artacağı ve yıl içinde fiyatlar da artacağı için 2026’da da satın alma gücü kaybı yaşanacaktır. Bunu da en iyimser haliyle OVP’deki yılsonu enflasyon tahminiyle gidermeye çalışırsak (28.735 x 1,16 =) 33.333 liralık bir asgari ücrete ulaşırız. Bu hesaba göre 28.075 liralık asgari ücret hesabı olması gerekenden 5.258 lira düşük açıklanmıştır. Aynı hesabı yıllık ortalama enflasyon oranlarını alarak yaparsak açıklanması gereken asgari ücret 36.948 lira olarak bulunur. Buna göre açıklanan ile hesaplanan arasındaki fark 8.873 liraya çıkar.

Açıklanan 28.075 liralık asgari ücret mevcut açlık sınırının altındadır. 2026 yılı içinde açlık sınırının, OVP’deki yılsonu enflasyon tahmini olan yüzde 16 düzeyinde artacağını varsaysak bile (30.500 x 1,16=) 35.380 liralık bir düzeye ulaşacağını hesaplayabiliriz. Bu durumda asgari ücret hesabında ancak tablodaki 6. Sıradaki hesaplamayla açlık sınırının altına düşülmeyeceğini görebiliriz.

Özetle söylemek gerekirse açıklanan asgari ücret bırakın gelecek yıldaki açlık sınırını bu yılın açlık sınırının bile altında kalmış, enflasyonun çözümü bir kez daha ücretliler ve emeklilerin üzerine yükselmiştir. 

Yorumlar

  1. İktisadi gerçeklikten sapan, sosyal gerçekliği kapısının önünde görür...
    Tıpkı Roma gibi.
    Tıpkı Osmanlı gibi.
    Tanrı eylemleri ile konuşur, insanlar onu anladığında artık iş işten geçmiştir....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanoğlu nankör olduğu sürece bu böyle devam eder.

      Sil
    2. Aynen öyle; ekonomiyi küçümseyen, sosyal adaleti ihmal eden ve tarihten ders almadan aynı hataları tekrarlayan her toplum, önce sosyal çözülmeyi, ardından siyasi çöküşü kaçınılmaz olarak yaşar.

      Sil
    3. Sen kendini eski Türkiye'de yaşıyor zannediyorsun.

      Sil
    4. Hocam madem asgari ücretli üzerinden ekonomiye ayar veriyorlar bir düzenleme getirsinler 22 bine kadar kira,vergi,ceza yani 22 bine kadar olan ne kadar kalem varsa bunlara yapılan zamlar asgari ücrete gelen zammı aşmasın bu gerçekliğe göre şekillensin basit ve yalın bir ekonomi uygulansın

      Sil
    5. Adsız24 Aralık 2025 22:14
      Ben eski ya da yeni Türkiye'den bahsetmiyorum; ekonominin ve toplumların nasıl çöktüğünden bahsediyorum. Açlık sınırı, gelir dağılımı ve sosyal çözülme ''eski Türkiye'' değil, iktisat ve tarih gerçeğidir. Bunlar değişmiyorsa, isimler değişse de sonuç değişmez.

      Sil
  2. Bir sene boyunca, asgari ücret keza emekli maaşları değişmezken, iki armut 30,45,67,96 lira olarak değişti.Alım gücü, çok şeylerden feragat edilerek düşmüştür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir insan pazara çıkıyorsa kesesine göre alışveriş yapar bu hep böyledir.

      Sil
    2. Aynen, emeklisinden asgari ücretlisine, işsizlik ödeneği alanlardan sosyal yardım alanlara kadar toplumun geniş kesimi açlık sınırının altında yaşadığı için anne, baba ve çocuklardan oluşan milyonlar doğal olarak sağlıklı beslenememiş olacaklar. Bir tarafta milyonluk saat taşıyan milletvekilleri, bir taraftan da temel gıdaya bile ulaşmakta zorlanan milyonlar var. Ülkenin gerçeği budur.

      Sil
    3. Sen hangi Afrika ülkesinden bahsediyorsun?

      Sil
    4. Açlık sınırı 30 bin iken, asgari ücretin 28 bin olması insanların yatağa aç girecekleri anlamına gelmiyor. İnsanlar soğan ekmek yiyerek de karınlarını doyurabilirler ama her gün soğan ekmek yerlerse sağlıklı beslenememiş olurlar. Açlık sınırı demek, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi ve bunu sürdürebilmesi için gereken, aylık minimum gıda harcaması tutarıdır. Etinden sütüne, peynirinden yumurtasına, sebzesinden meyvesine kadar... İşte mevcut asgari ücret 4 kişilik bir ailenin sadece temel gıdaya ulaşabilmesini bile karşılayamamaktadır.

      Eğer ''Hangi Afrika ülkesinden bahsediyorsun'' sorusu milletvekillerinin kolunda taşıdığı saat yüzündense, ben Afrika'da (insanlar temel gıdaya bile ulaşmakta zorlanıyorken) kolunda 9 milyonluk saat taşıyan milletvekillerini görmedim. Afrika kıtasında böylesi bir örnek varsa da bunu bilmiyorum. Benim kastettiğim şey Afrika değil, apaçık TÜRKİYE idi.

      Sil
  3. Hocam, yazınız ve açıklamalarınız için teşekkür ederim.

    Asgari ücret artış oranıyla bir kanaatim daha da kuvvetlendi: Özellikle devletin ekonomideki etkisinin gittikçe arttığı günümüzde bir sonraki yılın enflasyonunu yaklaşık olarak tahmin etmek için bütçe artış oranına bakmak lazım. Ekonomi yönetimi de asgari ücreti bütçe artış oranının az altında belirleyerek düşüşe destek olmak istiyor.

    Dış ticaret açığı ve turizm gelirlerinde olumsuz bir gelişme olmazsa dövizi tutmanın da sürdürülebileceğini kabul edersek, 2026'da da 2025'tekine benzer bir ekonomi politikasını bekleyebiliriz. Müsadere edilen şirketlerin verimliliğinde ciddi bozulmalar olmazsa, petrol ve doğalgaz fiyatları böyle devam ederse ve iç politika ile jeopolitik gelişmeler olumsuz seyretmezse "ne batarız, ne çıkarız"! Şimdilik...

    YanıtlaSil
  4. Teşekkürler hocam yazınız için. Yıllardır aynı. Ev al, araba al, enflasyona karşı erit ile başlayan yolculuk "tuvalet kağıdı al" enflasyona karşı korun noktasına kadar gelmişti. Ve yine olan sabit ücretliye oldu. Bunları çok yaşadık hocam. Not alsın herkes önümüzdeki 5 sene yine aynı film, seçim dönemi pansuman, seçimden sonra bedel öde.

    YanıtlaSil
  5. Hocam asgari ücretin işverene toplam maliyeti 39 bin 553 lira oldu,nasıl yapacak işveren?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapamıyorsa işverenliği bırakmayı denesin.

      Sil
    2. Sayın hocam, işveren bu maliyeti karşılayamadığı için işletmesini kapatmak zorunda kalırsa, orada çalışan herkes işsiz kalmış olacak. Bu da işsiz sayısının artması, mevcut işlere daha fazla kişinin başvurması ve sonuçta ücretler üzerinde aşağı yönlü baskının daha da güçlenmesi anlamına gelir.
      Asgari ücretlinin alım gücünün korunması elbette çok önemli; ancak sürdürülebilir olmayan maliyetler istihdamı azaltıyorsa, uzun vadede yine en büyük bedeli çalışanlar ödüyor.

      Sil
    3. Asgar ücret arttığı yani Türkiye zenginlestiği sürece işveren olmak zorlaşacaktır. Eğer bu ülke fakirse orada seyyar satıcı çok olur biraz iyi olursa bakkal olur daha iyi olursa market olur daha iyi olursa süpermarket olur daha iyi olursa hipermarket olur. Burada işyerleri büyüdükçe işçi daha çok kazanır. Kural şudur küçük esnaf küçük işçi büyük esnaf ise büyük işçi maaşı verir. Yani önümüzdeki dönemde küçük esnaf daha da tasfiye olacak ancak işçi maaşları yüksek olacak Tıpkı Avrupa'da olduğu gibi.

      Sil
    4. Asgari ücretin işverene maliyeti tek başına sorun olarak sunulamaz. Asgari ücret, enflasyon karşısında alım gücünü koruyacak ve çalışanın geçimini sağlayacak düzeyde olmalıdır. İşveren üzerindeki maliyet baskısı ücretleri baskılayarak değil; vergi, prim, enerji, finansman ve girdi maliyetlerini azaltacak politikalarla hafifletilmelidir. Aksi halde hem işveren hem çalışan aynı ekonomik yapıdan zarar görmeye devam eder. Sorun asgari ücrette değil, ekonomi politikalarının etkin biçimde yönetilememesindedir.

      Sil
    5. Asgari ücretin işverene maliyeti elbette ülkedeki tek sorun değildir; ülkede pek çok yapısal problem vardır. Bunların başında da hukuksuzluk gelmektedir. Mevcut sorunlar düzeltilmeden asgari ücretin ekonomik gerçeklerin üzerine çıkarılması, mevcut sorunları çözmek yerine daha da derinleştirir ve istihdam üzerinde ilave baskı yaratır.

      Sil
  6. Valla benim için hava hoş. Eczanemde çalışan asgari ücretli beş çalışan da fanatik akp'li. İşveren olarak işime geliyor bu ücretler. üzülsem ne olacak cebime bakarım bu saatten sonra. Her millet hakkettiği gibi yaşar ve yönetilir değil mi ama?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yarın öbür gün benzer bir durum sizin de başınıza geldiğinde ağlamayın ama.

      Sil
    2. Merdi Kıpti şecaat arzederken yalan söylermiş. Sanki daha fazla ücret verecekken birisi elini tutuyor.

      Sil
  7. bence asgari ücrete fazla zam yapılır ise enflasyon artar sözü tam bir palavra, Yapı market sektöründe çalışıyorum yıl içerisinde sattığımız ürünlere 4-5 defa zam geldi ama işverenin personel maliyeti aynı kaldı zaten. ayrıca asgari ücret alanda yok

    YanıtlaSil
  8. Murat DAĞLIOĞLU24 Aralık 2025 15:29

    Yazınız için teşekkürler! 🙏

    YanıtlaSil
  9. Hocam elinize sağlık.

    Sene başında 2025 yılı için beklenen enflasyona göre artış yaptıklarını hatırlıyorum ki %17.5 idi. Zam oranını belirlerken, gerçekleşen enflasyon ile 2025 beklentisinin farkını esas alarak ve OVP'ye göre 2026 beklenen enflasyonu da (%16) ekleyerek zam oranını belirlemiş olabilirler mi? Bu durumda bile sonuç %28 çıkıyor. Yanlış anlaşılmasın, olması gereken zam konusundan ziyade ele aldıkları metodolojiyi merak ettiğimden soruyorum.

    YanıtlaSil
  10. Asgari ücreti devlet vermiyor zaten. Devlet asgari ücret 70 bin olsun dese ne olacak fiyat terörü olacak sadece. 2002 yılında asgari ücret 184 milyon lira idi ama dolar karşılığı 110 dolar ediyordu. Şimdi ne ediyor peki? 650 dolar ama bu erir ve 600 dolarda 2026 yılını kapatır.Bu 600 dolar maaşı almak için can atan ve Türkiye'ye kaçak yollarla girmeye çalışan milyonlarca yabancı işçi var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı mantıkla gidersek Almanya'ya asgari ücretle çalışmak için gitmek isteyen milyonlarca Türk çıkar.

      Sil
    2. Tabi ki zamanında giden Türkler yurtdışında 7 buçuk milyon kişiye ulaştı. Şimdi de yabancılar Türkiye'de çalışmak istiyor. Zenginleşen her ülkeye fakir ülkelerden göç olur ama yasal ama kaçak yollarla. Bu tarih boyunca böyle oldu. Eğer ülkene yabancılar gelmesin istiyorsan ülkeni fakir yapacaksın. Eğer ülke zenginlesirse oraya fakir ülkelerden işçi akışı olur.

      Sil
    3. Asgari ücreti doğrudan devlet ödemiyor olabilir ama asgari ücret tamamen devletin belirlediği bir zemindir; vergi, prim, denetim ve para politikasıyla doğrudan devletin sorumluluğundadır. ''Devlet 70 bin TL dese fiyatlar uçar'' argümanı da meseleyi tersinden okuyor. Fiyatlar asgari ücret arttığı için artmadı; asgari ücret fiyatlar zaten arttığı için yükseltildi. Türkiye'de enflasyonun ana kaynağı ücretler değil; kur politikası, ithalata bağımlı üretim ve bozulan fiyatlama davranışıdır.

      2002'de 110 dolar olan asgari ücretle bugün 600 - 650 dolar karşılaştırması yapmak da eksik. Çünkü önemli olan dolar karşılığı değil, alım gücüdür. 2002'de bir asgari ücretli kira, gıda ve faturalarla yaşayabiliyordu; bugün 600 dolar alan bir kişi büyük şehirde tek başına hayatta kalamıyor. Reel refah düşüşü bundan kaynaklanıyor.

      ''Yabancılar bu maaş için can atıyor'' söylemi de yanıltıcı. Kaçak işçilik, ücretlerin yeterli olduğunu değil, çalışma koşullarının güvencesiz ve denetimsiz olduğunu gösterir. Bu durum yerli işçiyi zayıflatır, işvereni rahatlatır ama ülkeyi fakirleştirir. Düşük ücret rekabeti kalkınma değil, orta gelir tuzağıdır.

      Özetle sorun asgari ücretin yüksekliği değil; üretkenlik artmadan, adil vergi sistemi kurulmadan ve enflasyon kontrol altına alınmadan ücretlerin sürekli erimesidir. Asgari ücreti suçlamak, yangını söndürmek yerine termometreyi kırmaya benziyor. Çünkü asgari ücret tartışması, sorunun kendisi değil; bozuk ekonomi yönetiminin sonucudur.

      Sil
    4. Bu muhalif olma işi zor zanaat. 2002 yılındaki 110 dolarlık asgari ücret bugünkü 600 dolardan daha iyiymiş. Önemli olan daha fazla dolar almak değil alım gücünün yükselmesi imiş. 2002 yılından bugüne kadar ki dolar enflasyonu yüzde 70 değil mi? 110 doların günümüzdeki değeri 200 dolar ediyor. Günümüzün 200 doları nasıl oluyor da günümüz 600 dolarından daha değerli oluyor?

      Sil
    5. Adsız24 Aralık 2025 22:30
      Alım gücü; bir para tutarının, kullanıldığı yer ve zamanda geçerli olan piyasa fiyatları dikkate alındığında satın alabildiği mal ve hizmet miktarını ifade eder. Bu nedenle 2002 ile 2025 yıllarını karşılaştırırken yalnızca gelir tutarlarındaki artışa bakarak alım gücü hakkında sağlıklı bir sonuca varılamaz. Çünkü alım gücünün belirlenmesinde paranın nominal değeri tek başına belirleyici değildir; aynı dönemlerdeki giderlerin ve fiyat düzeylerinin karşılaştırılması da gereklidir.

      Sil
    6. Adsız24 Aralık 2025 22:30 o dönem ben kiramı ödeyip market alışverişimi rahatlıkla yapıyordum 110 dolarla şimdi 600 dolarla kiramın yarısını ödeyemiyorum anlat bakalım hele sen bu işi biliyon gibi?

      Sil
  11. Peki asgari ücreti brüt neredeyse 1000 dolar yapınca yere paspas atan, vasıfsız işçilik yapan adama kaç işveren bu paraları ödemek isteyecek? Ondan sonra da tekstil sektörü niye Mısır'a gidiyor deniliyor. Asgari ücreti devlet vermiyor, işveren veriyor. İstatistiklerde "şu kadar çalışan asgari ücretli" diye gözüken rakamlar da yalan dolan, millet destek parası koparmak için herkesi asgari ücretli gösteriyor, öyle bir şey de yok.

    Bu işler denge meselesi, 30 bini bulmaması gerekiyordu ve bulmadı da.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ondan sonra "çalışanlar verimsiz" diye şikayet etmeyin.

      Sil
    2. Yani bazı insanlar para.agacta yetişiyor zannediyor. 2000 lerin başında 100 dolar maaşa talim edilirken bugün 600 doları beğenmeyip neden 1000 dolar net maaş vermiyor diye ağlıyor. Bu işler o kadar kolay idiyse neden AKP öncesi ülkeyi 79 sene yönetenler 79 sene sonunda ancak 100 dolar maaş verebiliyordu. Öyle masa başında atıp tutması kolay.

      Sil
    3. ''Asgari ücreti 1000 dolar yaparsak kim vasıfsız işçiye bu parayı öder?'' sorusu aslında sorunun özünü ele veriyor: Türkiye'de rekabet hala düşük ücret üzerinden kuruluyor. Oysa sürdürülebilir ekonomilerde rekabet, ucuz emekle değil verimlilik, teknoloji ve katma değerle sağlanır. Tekstil Mısır'a gidiyorsa sebebi işçinin maaşı değil; enerji maliyetleri, kur istikrarsızlığı, finansmana erişim ve öngörülemez ekonomi politikalarıdır. Aynı ücretleri ödeyen ama kaçmayan ülkeler bunun kanıtıdır.

      ''Asgari ücreti işveren veriyor'' demek de resmi eksik okumaktır. Devlet; vergi, SGK primi, teşvik, denetim ve para politikasıyla bu maliyetin yarısından fazlasını doğrudan belirler. Kur şoklarıyla maliyeti artırıp sonra bunu sadece işverenin sırtına yazmak tutarlı değildir.

      ''Asgari ücretli sayıları yalan'' iddiası ise veri değil, varsayımdır. Sosyal güvenlik sistemi milyonlarca çalışanın bordrosuna dayalıdır; sistematik bir yalan varsa bu, ücret politikasından önce devletin denetim kapasitesinin çöktüğünü kabul etmek anlamına gelir. Bu da yine asgari ücretlinin değil, yönetimin sorunudur.

      ''Bu işler denge meselesi'' deniyor ama dengeden anlaşılan şey ücretin düşük kalmasıysa, bu denge değil yoksulluğun kalıcılaştırılmasıdır. Ücretin 30 bin TL'yi bulmaması bir başarı değil; enflasyon karşısında emeğin daha da ucuzlatıldığının itirafıdır.

      Özetle mesele vasıfsız işçi değil; vasıfsız ekonomi yönetimidir. Düşük ücretle ayakta kalan sektörler zaten kırılgandır ve ilk krizde ülkeyi terk eder. Bunun bedelini de her zaman çalışan öder.

      Sil
    4. ''2000'lerde 100 dolara talim ediliyordu'' argümanı, yoksulluğu başarı gibi sunmak oluyor. Mesele kaç dolara razı olunduğu değil, o maaşla nasıl yaşanabildiğidir. 2000'lerin başında 100 dolar düşük görünse de kira, gıda ve faturalar bugünkü kadar ezici değildi; bugün 600 dolar alan biri büyük şehirde tek başına geçinemiyor. Bu yüzden dolar kıyası değil, reel alım gücü kıyası yapılmalıdır.

      Mesele masa başında konuşmak değil; aynı ekonomide üretilen değerin kimler arasında nasıl paylaşıldığıdır. Refah artıyorsa çalışan da bunu hissetmelidir; hissetmiyorsa problem çalışanda değil, sistemdedir.

      Sil
  12. Siz 93 bin lira maaş alana yoksul mu diyorsunuz? yoksa zengin mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu bir kişin maaşı ama aile 4 kişi.

      Sil
    2. Farketmez hatta 4 kişilik ailenin fakirlik sınırı 97 bin lira deniyor. Bu rakamı alan kişi benim gözümde zengin sayılır.

      Sil
    3. 4 kişilik bir aile için 97 bin TL, sadece temel gıda, kira, ulaşım, eğitim, sağlık ve asgari sosyal harcamaları karşılayabilecek minimum gelirdir. Bu miktarı alan bir kişi zengin sayılmaz; sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyededir. Nitekim özellikle büyük şehirde kira, gıda, okul masrafları, ulaşım, sağlık ve diğer zorunlu sosyal harcamalar hızla bu geliri eritiyor. Dolayısıyla bu seviyedeki bir gelir, refah göstergesi değildir. Çünkü yoksulluk sınırı tasarruf yapmaya yetmez, sadece temel yaşam ve sosyal ihtiyaçların karşılanabildiğini gösterir.

      Sil
    4. Sorunlarımızdan biri insanların aklındaki yoksul temsili ve ne de kadar "yoksun", güvencesiz hale geldiklerinin farkında olmamaları.

      Eğer evladına daha iyi bir yaşam sürmesinin temel dayanaklarını sağlayamıyorsan (eğitim, sağlık, kültür),

      ailenin geçimini sağlamak için iki üç işte çalışman gerekiyor, anne-bana olarak ihtiyaç duyduklarında yanlarında olamıyorsan,

      Kendi gelişimine ayıracak kaynağın yoksa, sinema, tiyatro, kitabı bırak, izinsiz, tatilsiz, işsiz kalma korkusuyla çalışıp, stresle barut fıçısı gibi yaşayıp, geldiğin gibi bu dünyadan gideceksen

      Çalışamayacak duruma geldiğinde ailece aç kalma riski altındaysan yoksulsundur.

      Devletin seni ve çocuklarını bu risklerden korumak zorundadır ama anayasayı değil en fazla seçmen algısını dert etmektedir yönetenler.

      Gelecek nesiller gelişmekte değil, geri kalmış bir ülkede yaşıyor olacaklar.

      E. Ozan Toraman

      Sil
  13. Evet Erdoğan altta kalanın canı çıkmasın politikası güdüyor. Mesela 2002 yılında tarım emeklisi 66 lira yani 40 dolar alıyordu şimdi yılbaşında en az 440 dolar alacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emekli maaşlarına hiç girme sınıfta kalırsın. Çünkü en büyük refah kaybını emekliler yaşamıştır. 66 TL gerçek anlamda ''en düşük işçi/SSK emekli maaşı'' değildi. Bu rakam, çok spesifik ve az sayıdaki bazı tarım Bağ-Kur emeklilerinin aldığı kök aylıktı. Yani hem kapsamı çok dardı, hem de emeklinin eline geçen net maaşı temsil etmiyordu. 2002'de en düşük emeklisi maaşı 257 TL'dir. Bu durum TBMM'de dönemsel bütçe ve SGK sunumlarında da aynen böyle geçmektedir.

      1- 2002'de ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı %46,4 iken 2025'te bu oran %29'a gerilemiştir.

      2- 2002 yılında %36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024'te %65,7'ye yükselmiştir.

      3- 2002'de en düşük SSK işçi emeklisi maaşı 257 TL idi. Aralık 2002 yoksulluk sınırı da 1155 TL idi. Yoksulluk sınırının en düşük SSK emekli maaşına oranı 4,49 kattı.
      2025'te ise en düşük SSK emeklisinin maaşı 16.881 TL iken Kasım yoksulluk sınırı 97.158 TL. Ki muhtemelen Aralık'ta 100.000 TL'yi aşacak. Fakat buna rağmen 100.000'de kalacağını varsaysak bile oran 5,92'ye çıkıyor.
      5,92 / 4,49 ise 1,32 kat yapıyor. Bu şu demek;

      2002 yılındaki giderleri 2025 yılındaki giderlerle eşitlediğimizde, 2002 yılında en düşük SSK emeklisinin cebinde 132 lira varsa, bugün 32 lirası yok sadece 100 lirası var demektir. Bir başka deyişle alım gücü düşürülmüş, refah kaybı yaklaşık %25 oranında azaltılmış demektir.

      Şimdi sizin 23 yılda geldiğiniz nokta emeklinin refah kaybını %25 oranında azaltmak mıdır?

      Emeklinin şimdiki durumu 2001 krizinden 1 yıl sonrasının bile gerisindeyse, bu tablo aslında emeklinin krizden hiç çıkmadığını hatta durumunun daha da kötüleştiğini ortaya koymaktadır.

      Sil
  14. Hocam 6 numaradaki hesapta 22.104 x 1.3591 x 1.23 = 36.951 lira yapıyor. Aslına bakarsanız minimum böylesi bir rakam, önümüzdeki yılın açlık sınırını belki de 5 - 6 ay boyunca telafi edebilirdi.

    YanıtlaSil
  15. Asgari çok fazla hocam, düşürülmesi gerekiyor. Hatta direkt asgari ücret kaldırılsa daha iyi olur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bence de asgari ücret kalksın, çalışanlar tamamen korumasız kalsın. Sığınmacı ve kaçak işgücü ucuzladıkça ucuzlasın, Ahmet, Mehmet aç yatsın. Kim ne kadar açsa o kadar ucuza çalışsın. Hatta köle pazarı kurulsun ve insanlar köle pazarından köle seçsinler. Bunun adına da serbest piyasa desinler. Kölelerin emeğini sömürdükten sonra para falan da vermesinler, bir kuru ekmek versinler.

      Sil
  16. Yazınız için teşekkürler Mahfi Hocam , Asgari ücrete yapılan zamdan dolayı altın da bu orana yakın artabilir diyebilir miyiz yoksa aylardır basılan paradan dolayı altın zaten fiyatlanmıştır mı demeliyiz ?
    Sorum saçmaysa kusura bakmayın.

    YanıtlaSil
  17. Kısaca 'asgari ücretli veya emekli' olarak adlandırılan kesimin politik tercihleri bellidir. Bizi bu noktaya getiren kesim bunlar olduğuna göre enflasyonun acısını da bu kesimin yüklenmesi ahlaki olarak doğru çözümdür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi de bu bir cezaysa cezayı siz kararlaştırmıyorsunuz bunların destekledikleri kararlaştırıyor.

      Sil
    2. Zaten kararlaştıranlar da ceza vermek için yapmıyor ki? Umursamıyorlar sadece. Ama şahsen benim ve dostlarımın zammı enflasyonun üzerinde olduğu sürece (şimdilik öyle) bizi ilgilendiren bir şey olduğunu sanmıyorum. Masum insanlara yazık tabii ancak durum böyle.

      Sil
  18. BETAM'ın Kasım 2025 verisine göre 100 m2'lik daire için İstanbul'da ortalama kira 33.900 TL'dir. Ki önümüzdeki yıl enflasyonla birlikte kim bilir kaç paraya çıkacak. Asgari ücret ise 12 ay boyunca 28.075 TL'de kalacak. Eskiden karı koca çalışır, birisinin maaşı kiraya gider, diğerinin maaşıyla da zar zor geçinmeye çalışırlar ve artan gıda fiyatlarına ve zaruri masraflara yetişemeyince de borçlanırlardı. Görülen o ki daha Kasım verisine bakarak (önümüzdeki yıldaki artışları da düşününce) bir kişinin maaşının kirayı karşılaması bile geçerli olmayacak, insanlar ağır hayat şartları altında daha fazla ezilecekler ve 2026'da maalesef daha da çok borçlanacaklardır. Nitekim 2025 yılının ilk 10 ayında 8,5 milyon yeni icra dosyası açılmıştı. Bu durum 2026'da daha da çok artacağa benziyor. Toplam icra dosyası ise 25 milyondur. Eğer bir ülkede icra dosyaları sürekli artıyorsa (ki 10 ayda 8,5 milyon artmıştır) insanların mevcut gelirleri mevcut giderlerini karşılayamıyor demektir. Bu durum bize ülkedeki gelir adaletsizliğinin hat safhada olduğunu ispatlamakta ve ülkenin ne kadar kötü yönetildiğini de kanıtlamaktadır.

    https://www.medyayazar.com/icra-dosyalarinda-rekor-artis-2025te-85-milyon-yeni-dosya

    YanıtlaSil
  19. Geçmişte yaşanan hayat pahalılığını telafi etmek için hesabın doğrusu 12 aylık ortalama enflasyonun baz alınmasıydı. Yapay zekaya göre de maaş ve kira artışlarında uygulanması gereken yöntem budur. Böylece alım gücü kaybı tastamam iade edilmiş olunur. Nitekim aynı dönemde kira artışı olsa, bu da 12 aylık ortalama enflasyona göre yapılacaktı. Maaş ve kira artışlarında farklı uygulamanın yapılması gelir - gider dengesinde ciddi bir adaletsizlik sorununa sebep olmaktadır. Çünkü insanlar hayat pahalılığını sadece Aralık'tan Aralık'a hissetmezler, bunu yıl boyunca yaşarlar. Bu yüzden yıl boyunca oluşan alım gücü kaybının iadesi için 12 aylık ortalama enflasyon baz alınmalıydı. Fakat iktidar, değil 12 aylık ortalama enflasyonu, TÜİK'in gerçeği yansıtmayan yıllık enflasyonunu bile baz almadı. Böylece milyonların alım güçleri düşürülmüş oldu. Asgari ücretli enflasyona karşı göz göre göre ezdirilmiş oldu. Ki aynı senaryoyu 2025 başında da yaşamıştık.

    YanıtlaSil
  20. İsterseniz bana kızabilirsiniz:

    2027 & 2028 seçimlerinde; yine RTE'ye veya AKP'ye oy verecekler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Niye kızayım? Gerçeklere kızılmaz.

      Sil
    2. Şu anda asgari ücret 600 dolar civarında olacak 2028 yılında muhtemelen asgarî ücret 800 doları geçecektir. Seçim vakti de bizden önce asgari ücret 100 dolardı şimdi 800 dolar oldu derlerse tabi ki kazanırlar.

      Sil
    3. Doları baskılarsanız 1500 doları da geçer.

      Sil
    4. Hocam o kadar da uzun boylu değil :) 1500 dolarlık asgari ücreti kim kaybetmiş ki 2 senede Türkiye onu bulsun.

      Sil
  21. Mahfi hocanın, bir Sovyet marşı söylemediği kaldı...

    Yahu Mahfi bey, komünistleştiğinizin farkında mısınız?

    Siz "iktisatçı"sınız Mahfi bey; "kamucu" değil!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz gerçekçilik sevgili kardeşim. Ben size 28.075 lira vereyim siz İstanbulda kira dahil 4 kişilik ailenizi bir ay geçindirmeyi deneyin sonra bana komünistlik yaftası yapıştırın.

      Sil
    2. Hocam 2 kişi çalışır gecinirler.

      Sil
    3. İktisatçı olan birisi neden kamucu olamıyor, öyle bir kaide mi var? Kaldı ki kamuculuk = komünizm değildir; sosyal devlet, regülasyon, kamu yararı gibi kavramlar liberal ekonomilerde de vardır. Kamuculuğu komünizmle karıştırmak ciddi bir kavram hatasıdır. Keşke iktidarın kendisi de ülkenin sorunlarına rasyonel çözümler getirebilse, en az Mahfi Hoca kadar duyarlı olabilseydi. Asıl sorgulanması gereken, kamudaki bu duyarsızlıktır. Ülkedeki mevcut sorunlar yokmuş gibi davranılması ve algı oyunlarıyla ülkenin güllük gülistanlık bir tablo halinde sunulmasıdır.

      Sil
  22. Hocam yazınızın içinde her zaman net çözümü veriyorsunuz ." enflasyonun çözümü bir kez daha ücretliler ve emeklilerin üzerine yüklenmiştir. " İlave olarak epey küçük çiftçi ve epey küçük esnafı da ekleyebilir miyiz ? Sonuçta yük nüfusun yüzde sekseni üzerinde .

    YanıtlaSil
  23. Hocam makro ekonomik göstergelere baktığımızda talebi kısarak ve işveren maliyetini minimize edilerek enflasyon düşürülmeye çalışılıyor ama bu sadece işçi üzerinden yapılması yanlış değil mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yeni değil, yıllardır aynı şey yapılıyor. Fakat bugün işin en acı tarafı 17,5 milyon çalışanın yarısının asgari ücretli hale gelmiş olması. Yani asgari ücret Türkiye'nin ortalama ücreti haline gelmiş bulunuyor.

      Sil
  24. Hocam asgari ücretliler ve emeklilerin politik tercihleri üzerinden yürüyen bir tartışma ortamı oluşmuş. Aslında bu şekilde kutuplaşma yaratılması yine iktidara yaramıyor mu? meselenin özü kaçırlıp yine karşı düşüncelere yabancılaşma sağlanmıyor mu? Bilinçli bir tercih midir?

    YanıtlaSil
  25. Bizim köyde eskiden anlatırlardı...suyu az bi köyde yaşayan iki adam bol bi akarsu görünce bu su benim tarlada olsa sana vermezdim demiş o da nasıl vermezdin deyince...başlamışlar kavgaya:)bizimkide o hesab olmayan suyun kavgası sayın hocam...suyun yönü başka tarafa çevrilmiş bi kere ee napsınlar marketen 2 poşet degil bir poşet al diyecek halleri yok ya ! böyle almak daha kolay ve gizli ..şu kadar artı bu kadar artı vs.daha az protein daha az kıyafet daha az sosyal hayat bütün herşeyde kaliteden ödün...bol stres kaygı bozuklu tavan evde tansiyon işte tansiyon Elhamdulliah neyimiz eksik:(bu kafayla o su bize hiç gelmez ...iyi seneler.

    YanıtlaSil
  26. Yazmış olduğunuz 8.873 liralık fark 1 aylık fark. Dolayısıyla bu fark 12 ay için 106.476 liraya çıkıyor. 106.476 / 28.075 ise 3,79 ay yapıyor. Yani insanlar neredeyse 4 ay boyunca hakkı teslim edilmeden (emeği sömürülerek) çalıştırılmış olacaklar.

    YanıtlaSil
  27. Üstat günaydın,
    Yukarıdaki yazınızdan aşağıdaki cümleyi aldım. Zira sorum burayla ilgili olacak.
    “ 2026 yılına daha girmeden kiralar artacağı ve yıl içinde fiyatlar da artacağı için 2026’da da satın alma gücü kaybı yaşanacaktır. Bunu da en iyimser haliyle OVP’deki yılsonu enflasyon tahminiyle gidermeye çalışırsak (28.735 x 1,16 =) 33.333 liralık bir asgari ücrete ulaşırız. ”
    OVP‘de açıklanan 2026 enflasyonu her ne kadar %16 da olsa şu anda iyimser beklenti %20 civarında. Dolayısıyla % 20 enflasyonu baz aldığımızda eğer ki 2026 başından 2026 yılı için bir enflasyon artışının gerekli olduğunu düşünüyorsak bu %20 mi olmalı yoksa yıl ortası olan %10 mu olmalı? Bu sanki daha adil olur gibi diye düşünüyorum, her iki taraf için.
    Şimdiden sağlıklı keyifli ve mutlu bir yeni yıl ve uzun ömürler diliyorum. Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ben burada en düşük tahmin olan OVP tahminini aldım ve onu bile alsak asgari ücretin sorunu çözemeyeceğini göstermek istedim.

      Sil
  28. Çözüm basit hocam şükür etsinler ve pasta yesinler. Bunu ben demedim bana kızmayın :) sadece hatırlattım.

    YanıtlaSil
  29. Benzer asgari ucret hesaplama metodunu onceki yillar icinde hesaplayip, ustune koyarak gelsek, 2026 yili asgari ucreti kac cikardi acaba?

    YanıtlaSil
  30. Sen kendi kafandakini hesaplıyorsun bütün ev sahipleri aynı kirayimi alıyor lar İstanbul'da kiralar 30 binin aşağısında yok asgarî ücret neye yetecek madem öyle hesaplama yapıyorsununuz o vakit bütün kiraları takip edin ev sahipleri kendi kafalarına göre kıralara zam yapmasınlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kasım verisine göre İstanbul'da 100 m2 için ortalama kiralar 33.900 TL'dir. Siz sanırım ''ortalama'' tanımından tamamen bi habersiniz. Beşiktaş, Sarıyer gibi semplerden de haberiniz yok.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru