Değeri Yaratan Nedir?
Ekonomide değer, bir mal veya
hizmetin insanlara sağladığı faydanın ölçüsü olarak kabul edilir ve genellikle fiyat
ile ölçülür. Domatesin kilosu 40 lira denildiğinde bir kilogram domatesin
değerinin 40 lira olduğu anlaşılır.
Ekonominin bir bilim olarak
ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri en önemli tartışma konularının başında mal
ve hizmetlerin değerinin nereden kaynaklandığı ve neye göre biçimlendiği sorusu
gelir. Bir kilo domates 40 lira ederken avokadonun bir tanesi niçin 45 lira
ediyor? Bu değer farklılığını yaratan şey nedir? Bu soruya çeşitli ekonomi
okulları farklı yanıtlar vermiştir.
Adam Smith ile başlayıp David
Ricardo ve John Stuart Mill ile doruk noktasına çıkan klasik ekonomi okulunun ve
Karl Marx ile başlayan Marksist ekonomi okulunun bu soruya ortak yanıtı “değeri
yaratan emektir” şeklindedir. Bir malın veya hizmetin üretilmesinde ve
sunulmasındaki emek, o mal veya hizmetin değerini belirler. Marx, sermayenin de
üretimdeki katkısını yine emekle açıklar. Sermaye, bir anlamda emekten sömürülen
değerle yaratılmış olduğu için onun da içinde emek vardır (kristalize emek.)
Stanley Jevons, Carl Menger ve
Leon Walras’ın öderliğinde gelişen ve Alfred Marshall ile doruk noktasına çıkan
neoklasik okul (marjinal faydacılar) değeri belirleyen şeyin bir mal veya
hizmetin talep sahibine sağladığı fayda olduğu görüşündedirler. Piyasaya
satılmak üzere sunulan bir malın ya da hizmetin değeri, piyasada bulacağı
fiyatla şekillenir. Fiyatı belirleyen arz ve talep dengesidir. Faydası olmayan
bir mala talep olmaz ve o nedenle fiyatı düşük kalır. Bu da o malın değerinin
düşük olduğunu gösterir. A ve B mallarının aynı emek/saat harcanarak üretilip
aynı şekilde, aynı zamanda ve aynı fiyatla piyasaya sunulduğunu, A malına aşırı
talep olduğunu, B malına ise çok düşük talep olduğunu varsayalım. Bu durumda A
malının fiyatı artacak, B malının fiyatı ise düşecektir. Her iki mala da aynı emek
harcanmış olsa da fiyatları ve dolayısıyla değerleri farklı olabilmektedir.
Neoklasikler arasında bir grup,
faydanın maddi olarak ölçülebilir olduğu düşüncesindeydiler. Onlara göre mesela
bir pizza dilimi A kişisine 60 puanlık tatmin sağlarken, bir hamburger 50
puanlık tatmin sağlayabilir. Bir başka grup ise faydanın ancak ordinal olarak
ölçülebileceğini öne sürmüştür. A kişisi bir hamburgere göre bir pizza
diliminden daha fazla tatmin sağlayabilir ama bu farkın maddeten ölçülmesi söz
konusu değildir. Yalnızca tercihleri belirlemekte işe yarar.
Klasikler, Marksistler ve
Neoklasiklerden sonra ortaya çıkan okullar (Keynesyen ekonomi, Parasalcılar,
Yeni Klasikler, Arz Yönlü İktisatçılar, Kuralcılar ve diğerleri) bu iki görüşü
veri almış ve başka meselelerle ilgilenmişlerdir.
Günümüzde ana akım (ortodoks)
ekonomi düşüncesi olarak adlandırılan görüş daha çok makroekonomiyle ilgilenen
Keynesyen ekonomiyle daha çok mikroekonomiyle ilgilenen Neo Klasik ekonominin
birleştirilmesiyle oluşmuş bir Keynesyen-neo Klasik Senteze dayanır. Ana akım
ekonomi yaklaşımı değer teorisini marjinal fayda ekseni üzerine oturtmuştur. Bu
yaklaşıma göre değeri belirleyen şey marjinal fayda ve ona göre oluşan tercihlerdir.
Marjinal fayda, son birimin sağladığı faydadır. Çok soğuk bir havada içilen ilk
çayın sağladığı tatmin (fayda) ile mesela üçüncü bardağın sağladığı tatmin aynı
değildir. Değeri, içilen son bardak çayın faydası yani marjinal fayda belirler.
Ekonomide çok kullanılan bir
örnek vardır: Su ve elmas. Su yaşam için zorunludur ve boldur. Elmas yaşam için
zorunlu değildir ama kıttır, az bulunur. Suyun fiyatı (değeri) düşük, elmasın fiyatı
(değeri) yüksektir. Bu örnek bize değeri belirleyen üçüncü unsuru gösteriyor:
Kıtlık. Su, yaşam için çok önemli olmasına karşılık boldur, elmas yaşam için
bir anlam taşımamasına karşılık kıttır ve bu kıtlık onu suya göre çok daha
değerli kılmaktadır.
Günümüz kapitalist – neoliberal
dünyasında değeri oluşturan şeyler geçen yüzyıldaki duruma göre oldukça
değişmiştir. Bugün değeri oluşturan şeyler arasında emeğe ve sermayeye ek
olarak; bilgi, teknoloji, yaratılan marka, ağ etkisi de (sosyal medyada olduğu
gibi) yer almaktadır. Öte yandan bu sayılanların da emek ve sermaye içerdiği
dikkate alınmalıdır. .
Bir başka bakış açısıyla ele
alınırsa değer; bir kişinin bir şeye duyduğu ihtiyacın ya da isteğin
derecesiyle açıklanabilir. Örneğin bir açık artırmada aynı tabloya A kişisi P
fiyatı teklif etmişken, B kişisi 2P, C kişisi 3P fiyatı önermiş olabilir.
Sonuçta tablo 3P fiyatı veren C kişisine satıldığında tablonun değeri C
kişisinin ödediği, 3P fiyatıyla oluşmasına karşılık aynı tablo üç farklı kişi
gözünde farklı değerlere sahip demektir.
Bazen yer farklılıkları da değeri
farklılaştırır. Evde yapılan kahvenin maliyeti bir kafede içilen kahvenin
maliyetine göre çok daha düşüktür. Hangisi daha değerlidir? Bu sorunun yanıtı
oldukça karmaşıktır. Evde yapılan kahve daha iyi ve kaliteli olabilir. O açıdan
bakınca daha değerli görünür. Buna karşılık kafede kişinin çevreye kendisini
göstererek kahve içmesi (gösteriş tüketimi) onun açısından daha değerli
olabilir. Burada değerin ölçülmesinde fiyat dışındaki etkenler ortaya çıkar.
Benzer şekilde pazar ve market alış verişinde de işler karışır. Pazarda almak
istediğiniz ürün, markete göre daha ucuz olabilir ama o ürünü pazarcı genellikle
seçtirmez, kendisi torbaya koyar. Arada çürükler de olabilir. Oysa
marketlerdeki manav reyonunda istediğiniz ürünü kendiniz tek tek seçer,
çürükleri almayabilirsiniz. Pazar ucuzdur, market daha pahalıdır. Aynı mal için
ortaya çıkan farklı fiyatlarda değer hangisiyle ölçülecektir? Pazardan ucuza
alınan mal mı daha değerlidir yoksa marketten daha pahalıya alınan ama daha
temiz olan mal mı daha değerlidir?
Unvan farklılıkları bile değer
meselesini karıştırabilir. Örneğin hastanelerde profesör, doçente göre daha
yüksek muayene ücreti alır. Ama bu, her zaman, onun doçentten daha iyi muayene
edip teşhis koyduğu garantisi vermez. Bazen bir doçent, hastaya daha fazla zaman
ayırıp çok daha iyi ve yetkin teşhis koyabilir. Burada da fiyat (muayene
ücreti) her zaman tam olarak değeri ölçemeyebilir.
Çoğu şeyin göreli hale geldiği
günümüz dünyasında değeri neyin yarattığını söylemek eskisi kadar kolay değil.
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilHaz, algı, beklenti, koşullar, alışkanlıklar…Değeri belirleyen bunca değişken ve sübjektif şartlar altında genel kabul bir doğru çıkarmak çok zor sevgili hocam.Saygılar.
YanıtlaSil👍
SilTabiki arz...arz genişledikçe maliyetin bile altına satılabilyorsa burda maliyeten çok bir malın arz talep dengesi fiyat belirler
YanıtlaSilarzı sınırsız olan dijital ürünler teorinizi çökertiyor
Sil2000 li yılların hemen başında bi cep telefonu veya beyaz eşyanın kıyaslamasını yapınız
SilDeger artik tamamen sanrisaldir. Ihtiyac yada emek gibi kavramlar anlamsiz artik. Kodlardan olusan maymun nft si 2 milyon dolara satilmisti simdi 15 bin dolar civari. Bu fiyatin icinde ne emek var ne ihtiyac. Kim kime neyi itelerse cagindayiz.
YanıtlaSil"Ben hep 50 liralık aldığım için beni ilgilendirmiyor." diyenler vardı bir zamanlar.
YanıtlaSilBunu diyenlerin sesi-soluğu neredeyse hiç çıkmaz oldu, neden acaba?
Artık benzinin litresi 50 lirayı geçtiği için alamaz oldular.
SilBenzin piyasaya göre, geçmiş yılların asgari ücret tutarına göre çook ucuz kaldı araştırmanızda fayda var :) Sadece benzin için konuştum.
SilEvet çok doğru. 2002 yılında asgari ücretle 119 litre benzin alınırken şimdi 519 litre alınabiliyor.
SilDoğru asgari ücretliler eskiden arabalarına daha az benzin alırken şimdi bol bol alabiliyor. :)
SilHocam bu gazla gidersek Alman asgarî ucretlisini benzin alımında yetisiriz. Biz asgari ücretle 519 litre benzin alabiliyorken Alman asgari ücretli 750 litre benzin alabiliyor.
SilYazık bu Almanlara, insan üzülüyor gerçekten!
Silİran'da benzin sudan ucuz ama ne fayda. Küresel sistemde finansal altyapıyı kim kurduysa kuralları da o koyuyor.
Silİran'da benzinin sudan ucuz olması normal. Çünkü su gibi petrol var ama bizde yok.
SilMadden değil "maddeten
YanıtlaSil👍
SilJean Baudrillardın fiyatlar(değerler) için "büyüsel " demişti diye hatırlıyorum.
YanıtlaSilSize çok net bir sorum var:
YanıtlaSil2018 yılının yaz mevsiminde "Rahip Brunson"ın Türkiye'de tutuklu olduğu günlerde, Dolar / TL kuru "4 TL"yi aştı; ve 2026'ya girdik, kurun yükselişi hâlâ sürüyor.
İktisatçılar, Türkiye'nin yakın geçmişteki ekonomik dönüm noktaları (kırılım anları) ile ilgili kitaplar yazarken; neden-sonuç ilişkilerini manipüle etmeden kurabilecekler mi? Bilimsel kıstaslar içinde kalarak, herhangi bir siyasî ideolojiye yanaşmadan, objektif bir şekilde; "tarihte olanları" anlatabilecekler mi?
O iş zor. Bu konuda iki görüş var. Birincisi kur dalgalanmaları doğal seyrinde gelişti. İkinci görüş ise hükümeti zorda bırakmak için kasıtlı olarak kur saldırıları başlatıldı.
SilYalan söylüyorsunuz. Açık açık yalan söylüyorsunuz.
Silçok güzel olmuş hocam. Elinize emeğinize sağlık.
YanıtlaSil🙏
SilDeğer yaratan İnsandır. Smith, Sen yeterki karışma. Su yolunu bulur, piyasa dengeye oturur demiş. Türkçe'de "her topal eşeğin, kör bir alıcısı vardır" Gibi güzel sözlerde var. Pahalı dediğin talep olmazsa ucuzlar, Ucuz talep patlamasıyla zıplar. Karışan olursa ortalık çamur olur.
YanıtlaSilHocam günümüz dünyasında değeri yaratanlar hükümetler ve aracılardır,birincisi vergilerle diğeride komisyonla malın değerini belirler.
YanıtlaSilİnternet ortamında birçok iş kolunda aracılar devre dışı kalıyor.
SilBu bakış açısı klasik serbest piyasa değeri belirler söylemine karşı oldukça güçlü bir argüman.
SilHükümetler vergiler, teşvikler, regülasyonlar ve para politikalarıyla bir malın ya da hizmetin nihai fiyatını ciddi biçimde etkiliyor.
Aracılar (platformlar, distribütörler, finansal kuruluşlar) ise komisyonlar, erişim kontrolü ve ölçek avantajıyla pazara giriş kapısını tutuyor.
Bu durumda üretici emek ve risk alıyor ama fiyatın büyük kısmı vergi + komisyon + düzenleme maliyeti olarak ekleniyor.Bu da “değer”in kullanım değerinden (insanlar için fayda)
mübadele değerine (kim, hangi güçle fiyat koyabiliyor)kaymasına yol açıyor.
Özellikle dijital ekonomide bu çok net; platformlar bir şey üretmiyor ama trafiği kontrol ettiği için değerin büyük kısmını alıyor.
Karl Polanyi’ye göre piyasa, devlet olmadan var olamaz.Hükümet değerin sınırlarını çizer.Eskiden aracılar malı taşıyan,riski paylaşan,stok tutanken,bugün erişimi kontrol eden veriye sahip,algoritmayla görünürlük satan hale geldi.
SilÖrnek,App Store: %30 komisyon ama fiziki bir karşılığı yok.
Uber: Aracı ama fiyatı o belirliyor.Amazon: Hem pazar hem rakip.Burada aracı değer eklemiyor, değeri yeniden dağıtıyor.
Teoride vergi kamu hizmeti,yeniden dağıtım,ortak fayda demektir.Pratikte ise yoksulları vuran dolaylı vergilerle,büyük sermaye kaçıran küçük üreticiyi ezen karmaşık sistem.
Neticede vergi, değeri topluma değil, sistemin sürdürülebilirliğine yönlendirir.
Restoranlar, Yemeksepeti, Getir, Trendyol Yemek gibi platformların yüzde 30–40’lara varan komisyonlar aldığını söylüyor, bu oranlar bir siparişten ciddi pay koparıyor ve restoranların kâr marjlarını daraltıyor. Dernek temsilcisine göre bu durum menü fiyatlarının yaklaşık %15 artmasına neden oluyor ve fiyatlara enflasyon olarak yansıyor.
Sil“Çevreye kendisini göstererek kahve içmesi”.. bu nasıl bir ifade anlayamadım? İnsanlar bu kafelere gidip sosyalleşiyor, işlerini laptoptan hallediyorlar. İş görüşmelerini yapıyorlar. Kafe de insan istihdam ediyor ısıtma ayrınlatma, temizlik, depolama ve kira gibi giderleri var. Tüm lokantalar da aynı. Mesela maliye müfettişi ile gelirler kontrolörünü kıyaslayınca maliye müfettişi daha çok maaş alır. Sebebine girmeyeyim maksat hasıl oldu sanırım. Saygılar
YanıtlaSilEleştirinizi ortaya koyarken örneği yanlış seçmişsiniz. Neyse.
Silçok güzel bir yazı ellerinize sağlık
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilHocam elinize sağlık öncelike,2000 yılında Mikro Ekonomi derslerinden hatırladığım(30 sene oldu ama)Adam Smithe göre malın değerini onun başka mallarla olan değişim değeri belirler idi,
YanıtlaSilDoğru hatırlıyorsunuz. Adam Smith'e göre bir malın değeri iki farklı şekilde ölçülür: Kullanım değeri, değişim (mübadele) değeri. Benim yazımda konu edilen kullanım değeri.
SilÇok güzel bir yazı olmuş. elinize sağlık. Ancak pazar ve market fiyatları artık eşit gibi maalesef.
YanıtlaSilTeşekkürler. Haklısınız. Bizim buradaki marketler pazarın kurulduğu günde manav fiyatlarında indirim yapıyor o zaman fiyatları pazar fiyatlarıyla aynı oluyorlar, hatta bazı ürünlerde daha ucuz bile olabiliyorlar.
SilHocam zaten iktisat, dönemsel bir sosyal bilimdir. Bilim, olması bile tartışılır. SMA ilacı hayatidir ama piyasa fiyatına ulaşılamıyorsa iktisadın buna cevabı yoktur.
YanıtlaSilİktisat çok fazla okutuluyor, bu kadar gerekli değil bence.
İktisadın bilim olup olmadığı tartışması zamana ve mekana göre farklılıklar gösteren insan davranışlarını incelemesi nedeniyledir. Davranışlar farklı olunca çözümler de farklı oluyor. Davranışlar değişince çözümler de değişiyor. Aslında bu değişimler iktisadın bilim olduğunun kanıtıdır. Düne kadar güneş sisteminde yer alan gezegenlerin güneşin çevresinde neredeyse sabit bir yörüngeyle döndüğü sanılırdı. Uzay teleskopları, aslında güneşin samanyolu galaksisinde yörüngede ilerlerken gezegenlerin de güneşi izleyerek helezonik biçimde döndüğünü ortaya koydu.
SilBilim, yanlışlanabilir teoriler ortaya koyar, iktisat da öyledir.
Okul ve bölüm sayısını kastediyorsanız haklısınız bu kadar iktisatçıya ihtiyaç yok. Az sayıda kaliteli iktisatçıya ihtiyaç var.
Herkes neden pekte bilgisinin olmadığı, Tıp'tan yada tedaviden yada ilaçtan örnek verme gayretinde anlamış değilim, SMA İlacı hayati felan değildir, işe yaradığı gösterilememiş ve ispatlanamamıştır, gen tedavisi alan çocukların hayatının kurtulmasını bırakın, ömürlerinin uzadığına dair bile bilimsel kanıt yoktur.
SilMahfi bey benim sorum bir önceki makalenizle alakalı. Dünyanın gidişatını gördükçe türkiye treni kaçırmış gibi gözüküyor. Bunun yanında abd ve israilin yaptıklarına çin ve rusya neden sessiz. Bu sessizlik surdurulebilirmi? Nato ile brics karşı karşıya gelirmi
YanıtlaSilTürkiye eskiden olduğu gibi sadece Batı'nın vagonuna takılıp gitmiyor. Herkesle gorusebiliyor.
SilBunların hepsi birer olasılık tabii. Türkiye eskiden kaçırdığı trenin peşinden koşar bazen yakalayacak gibi olurdu. Şimdi artık koşmuyor bile, gücü kalmadı.
SilHerkesle görüşmek bir sonuç vermiyor. Türkiye, her zamankinden çok daha fazla Amerika'nın güdümünde bulunuyor.
SilNiye birisinin peşinden koşsun ki. Türkiye'nin batıya şirin görünme gibi bir derdi yok. Artık kendi yolunu kendi cizebiliyor. Savunma sanayi Türkiye'yi güçlü kılıyor. Dikkat ederseniz şimdi dünyada bize şirin görünmeye calísan ülkelerin sayısı her geçen yıl artıyor.
SilDevam.
SilHocam super bir yazi olmus; zihninize, kaleminize ve bilginize saglik!
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilMahfi bey,
YanıtlaSil"Google" üzerinden "İran riyali"nin değerini öğrenmek istediğimde; "Euro" karşılığı da, "Dolar" karşılığı da "0 (sıfır)" gözüküyor.
"Acaba benim telefonumda mı arıza var?" diye emin olmak için telefonumu birkaç kez komple kapatıp açtım, yine aynı sonuçla karşılaşıyorum.
Bunun sebebi ne olabilir?
İran'daki internet kesintileri nedeniyle; dünyaya aktarılan veri akışındaki gecikmeler ve aksamalar "Riyal kur"unu "sıfır" gösteriyor olabilir mi?
Eğer "internet" hiç icat edilmemiş olsaydı:
"İran riyali"nin gerçek seviyesinin, sağlıklı bir şekilde ne olduğunu; nasıl, hangi yöntemlerle öğrenebilirdik?
İran Riyalinin son 30 yıldır gerçek dolar düzeyini zaten bilmiyorduk. Orada gerçek kur karaborsa kurudur. 2000'ler öncesinde Rusya öyleydi
SilHocam yazınız için teşekkür ederim. 2026 Bursa kitap fuarında buluşmak umuduyla... Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSilTeşekkürler, sevgiler.
Sil"Saygıdeğer Hocam, değer kavramı üzerine yazdığınız bu ufuk açıcı yazı için teşekkürler.
YanıtlaSilKlasik iktisatçıların değeri 'suyun kaynağına' (emek-maliyet) bakarak, Neo klasiklerin ise 'susamış insanın ferahlamasına' (marjinal fayda) bakarak tanımlamasını bir karşıtlık olarak mı görmeliyiz, yoksa Alfred Marshall’ın 'makasın iki ağzı' benzetmesinde olduğu gibi birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları olarak mı? Saygılarımla.
Harika. Çok doğru bir tespit.
SilMahfi bey, güncel yazınız için teşekkür ederim, pazar, market tercihine biraz haylazlık karışmış olabilir, pazar dolaşmak biraz zahmetli gelmiş olabilir, aynı kalite malı, daha uygun fiyata pazarda bulmak daha mümkün olabilir, selamlar,
YanıtlaSilHaklısınız.
SilMahfi bey, malın değerini belirleyen şartlardan biride rekabet şartları, aynı kalitede bir malı iki farklı yerde farklı fiyatta bulmak mümkün oluyor, iş iyi tüketici olmakla alakalı sanki?
YanıtlaSilİş değil de işin bir kısmı dediğinizle ilgili.
SilBir teori de benden. Olumlu olumsuz eleştirilere açığım.
YanıtlaSilDeğeri yaratan talep sahibinin ürün hakkında "BİLGİSİZLİĞİDİR". Elma alacaktır halbuki vücudunun elmanın sağladığı faydalara ihtiyacı yoktur. Verdiği ücret çöpe gider. Alacağı bilgisayar hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan gözüne kestirdiği birini satın alır. Halbuki aynı işlevi görecek daha uygun fiyatlılar vardır. Demem o ki her tüketici talep ettiği ürün hakkında tam bilgi sahibi olduğunda her ürün ve hizmet gerçek değerine gelecektir.
Ana akım ekonomi teorisi insanların rasyonel davrandığını varsayım olarak kabul eder. Bu varsayım çokça eleştirildi, ben de eleştirdim ve eleştirmeye devam ediyorum. Ama bir teoriyi eleştirirken varsayımlarını veri kabul edip o varsayımlar altındaki içsel tutarsızlıklarını bulup onları eleştirmek daha bilimsel kabul ediliyor.
SilMahfi Bey, geçmiş yazılarınızda aradım ama bulamadım. Katma değer vergisinin çıkış noktası nedir? Gelir vergisinin ve hizmet harçlarının mantığını anlayabiliyorum ama katma değer vergisinin ruhunu anlayamıyorum. Mümkünse anlatabilir misiniz?
YanıtlaSilÜç tür vergileme var: (1) Gelir üzerinden alınan vergiler (gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi) (2) Servet üzerinden alınan vergiler (emlak vergisi, motorlu yaşıtlar vergisi, veraset ve intikal vergisi gibi) (3) Harcamalar üzerinden alınan vergiler (satış vergileri gibi.) Satış vergileri ya doğrudan malın satış fiyatından alınıyor ya da KDV gibi satış fiyatının içinde bulunuyor ve öncesinde ödenen vergiler mahsup edilerek hesaplanıyor.
SilKDV, Avrupa'da ortaya çıktı ve AB'nin ortak vergisi olarak kabul edildi, ondan sonra da dünyaya yayıldı biz de o arada kabul edip eski satış vergilerini kaldırarak KDV'ye geçtik. KDV, satış fiyatının içinde gizlendiği için tüketicinin tepkisini çekmiyor o nedenle de hükümetlerin işine geliyor. Eskiden satış vergisi varken mesela bir şişe su 10 TL ise onun üzerine de 20 kuruş satış vergisi ekleniyor ve tepki çekiyordu. Şimdi vergi görünmediği için kimse tepki vermiyor.
Umarım bu soruyu sorduğum için alınganlık, dargınlık göstermezsiniz Mahfi bey:
YanıtlaSilJerome Powell'ın vikipedi'deki biyografisini okuduğumda, Republican (Cumhuriyetçi Parti) üyesi olduğunu öğrendim.
Eğer inanmıyorsanız lütfen dikkatle bakınız:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Jerome_Powell
Donald Trump'ın da Cumhuriyetçi Parti'den seçime girerek kazandığını biliyorsunuz.
Ve Powell'ı 2018 yılında "FED başkanlığı pozisyonu"na tayin eden kişi; Donald Trump.
Hâl böyleyken; Jerome Powell niye Trump'a karşı çıkıyor? (İkisi de aynı siyasî partinin üyesi.)
Jerome Powel Cumhuriyetçi olabilir, göreve de Trump getirmiş olabilir ama bu onun görevini tarafsız olarak bilimin ışığında yapmasını engellememeli değil mi? Yani normal olan onun siyasal baskıya karşı çıkmasıyken biz neden bunu yaptı diye şaşırıyorsak bizde bir sorun var demektir. Öyle değil mi?
Sil
YanıtlaSilDiğer bir örnekler:
Mozart, toplu mezara törensiz bir şekilde gömülmüştü.
Van gogh, sefalet içinde ölmüştü.
Nikola Tesla, bir otel odasında yokluk içinde ölmüştü.
Kaşıkcı elması bir kağıt toplayıcı tarafından çöplükte bulunmuştu...
Hocam , sürükleyici yazılarınız ve yorumlar ( olumlu , olumsuz ) bizi zinde tutuyor . Takipçileriniz olarak sizi seviyor ve sayıyoruz .
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Sevgiler.
SilHocam sizce bir insanın evlenmesi için aylık ne kadar gelirinin olması lazım? İstanbul'da yaşayacaksa ve evi de yoksa.
YanıtlaSilİki kişilik bir ailenin aylık geçimi için gerekli para 50 bin lira diyebiliriz. Bunun en az 20 - 25 bin lirası kiraya gider. Kalan 25 bin lirayla gıda, ulaşım, elektrik, gaz, su, aidat, gsm aboneliği gibi sabit giderler, giyim, krediyle alınmış beyaz eşyanın taksitleri, ayda bir kez dışarıda bir yemek, bir kez sinema (yeni evli olacaklarına göre böyle bir şey haklarıdır) karşılanabilir.
Sil4 kişilik ailenin gideri TÜİK'e göre 44 bin liradır.
Sil44 mü? İstanbul'da ortalama kira zaten 34.
SilTÜİK in wonderland
SilSoruma cevap verdiğiniz için teşekkür ederim. Benim yaşım ilerlemesine rağmen maalesef imkansızlıktan evlenemiyorum. Çünkü mevcut gelirim tasarruf yapmaya ve gelecek hayalleri kurmama yetmiyor. Kaldı ki gelirim değil 50 bin, 70 bin lira olsaydı muhtemelen yine bir adım atamazdım. Çünkü çevremde olup biten haksızlıkları gördükçe başıma ne geleceğini bilmiyorum; yarınlarımdan emin olamıyorum. Geleceğe dair güvenim yok. Eskiden böyle değildi. Büyüklerimiz, ''Biz hayatın çillesini çektik ama çocuklarımız bizden daha iyi şartlarda yaşayacaklar, daha iyi okullarda okuyup daha iyi eğitim alacaklar'' diyerek hayata umutla yaklaşırlardı. Şu andaki neslin ise geleceğe dair böyle bir umudu kalmadı. Hiç birisi çocuklarımız bizden daha iyi olacak diyemiyor. Ülke geriye gidiyor hocam. Sadece gelir dağlımı, refah seviyesi ya da geniş işsizlik açısından değil; demokrasi ve hukuk açısından, baskıdan uzak özgür ortam açısından, fırsat eşitliği ve liyakat açısından, ahlak ve zihniyet açısından ülke geriye doğru gidiyor. Eskiden imkanlar kısıtlı olsa bile insanlar daha mutlu ve daha umutluydular.
Siltasinmaz fiyatlari doviz bazinda ne zaman cikacak hocam?
YanıtlaSilDaha nereye çıksın istiyorsunuz?
Sil2 yildir sabit degil mi ?
SilSabit ama çıktığı yer çok yüksek.
SilYazı, değer tartışmasını tarihsel akımlar üzerinden çok iyi özetliyor; ancak bence kritik bir noktada bilerek ya da farkında olmadan bir boşluk bırakıyor: Eğer günümüzde değeri emek, marjinal fayda, kıtlık, bilgi, marka ve algı birlikte yaratıyorsa, o zaman “değer” hâlâ ölçülebilir ve karşılaştırılabilir bir iktisadi kavram mıdır, yoksa giderek sosyolojik ve psikolojik bir algıya mı dönüşmektedir? Örneğin profesör–doçent, pazar–market, evde kahve–kafe örneklerinde fiyatın değeri tam olarak yansıtmadığını söylüyorsunuz ama yine de analiz boyunca fiyatı referans almaktan vazgeçmiyorsunuz. Bu durumda sormak isterim: Fiyatın değeri çoğu zaman yanlış ölçtüğünü kabul ediyorsak, iktisat bilimi bugün “değer”i neyle ve hangi ortak ölçütle açıklamaktadır; yoksa değer artık herkes için ayrı ayrı tanımlanan, ortak bir teorisi olmayan bir kavram mı hâline gelmiştir?
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilAslında fiyat değeri yanlış ölçmüyor. Çoğunlukla fiyat değerin doğru bir ölçüsüdür. Ama her konuda olduğu gibi burada da istisnalar çıkabilir. Bu saydıklarımız istisnalardır. Fiyatın her zaman değeri tam olarak yansıtmadığını göstermek açısından. Ayrıca değer göreli bir kavramdır. Güzel bir bonfile et seven bir insan için değerlidir ama bir vejateryen için bonfile değersizdir.
Asıl sorun fiyatların, yüksek enflasyon düzeylerinde değer ölçme yetisini kaybetmesiyle ortaya çıkar. Örneğin iki kişi dışarıda döner yemeğe 1.000 lira veriyorsa ve aynı paraya bir mont ya da ayakkabı alıyorsa değer ve fiyat kavramları karışmış olur.
Olasılıksal bir sorum var size Mahfi bey, %100 net cevap vermek zorunda değilsiniz:
YanıtlaSilTeknolojinin ilerlemesi neticesinde ödemelerimizi dijital cihazlarla yapabilmeye başladık; dünya genelinde "fizikî kâğıt ve fizikî madeni para" kullanımının tedricen azalacağını, ve nihayetinde kullanımdan tamamen kalkacağını düşünüyor musunuz?
"Coin" gibi para birimlerini sormuyorum, bunlar başka konular.
Mesela "US Dollar"ı, "Euro"yu, "TL"yi ve dünyadaki mevcut bütün para birimlerini "fizikî kâğıt ve madeni para" olarak kullanmayı zamanla bırakıp; bütün bu para birimlerini sadece dijital cihazlarla ödeme yaparken kullanabileceğimiz bir çağa yaklaşıyor olabilir miyiz?
Şöyle düşünün lütfen:
Eski yıllarda belediye otobüsüne binmek için "fizikî kağıt bilet" almak zorundaydık. Bugün ise, teknolojinin ilerlemesi sayesinde cep telefonlarımızdaki "NFC özelliği" yöntemi ile, telefonlarımızı; otobüs girişlerine yerleştirilmiş cihazlara yaklaştırarak "NFC özelliği"ni temas ettiriyoruz, böylece bilet parasını kendi banka hesabımızdan hemen ödemiş oluyoruz.
"Fizikî kağıt biletler"in kullanımı bittiğine göre, "fizikî kağıt ve madeni para" kullanımı da biter mi?
Biter.
YanıtlaSilHocam harika bir yazı olmuş. Giriş, gelişim çok dolu. Bu konuyu yeni öğrenen birisiyim. Metnin sonunda, hocam güzel bir çıkarımla noktayı koyacak dedim, ama sonunda fiyat ve değer konusunu sonuçlandıramadım. Günümüzde hepimizin yaşadığı dopamin zehirlenmesi ve firmaların reklamlar ve sosyal medya ile tüketim alışkanlıklarımızı manüple etmesi bizleri mahfediyor. Fiyat ve değeri ölçemiyoruz.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilEkonomi böyle bir bilim. Sonuçları ve çıkarımları da göreli olarak insandan insana, toplumdan topluma değişiyor. O nedenle de herkese uyacak standart çıkarımları yok.
Hocam cafelerin bu kadar dolu olması benim de ilgimi çekiyor. 13 bar ile oluşturulan kremalı(kahvenin içinde co2 kremamsı görüntüyü olyşturuyor )espresso aslında evde moka pot ile yapılabilecek gibi bir şey değil mokapot maksimum 1.5-2bar basınç olusturabiluyor ve dolayisıyla evdeki espressonun kreması pek olmuyor. Cafede tabiki kiraya , calışana, ortamı doğalgazla elektrikle ısıtma ve soğutma giderlerine para verirken, dediğiniz gibi aslında Fransızlar gibi hafiften bir etkileşim bile olmuyor tamamen gösteriş için içiliyor o kahveler Türkiye'de ya da aşk meşk için. "Kafeler, Fransız tarihinde çok önemli bir rol oynamış, genellikle entelektüel söylemin ve sosyal etkileşimin merkezi olmuştur. 17. yüzyılda, insanların tartışmalara katılmak, fikir alışverişinde bulunmak ve entelektüel dostluğu geliştirmek için bir araya geldiği mekanlar olarak ortaya çıktılar. Zamanla, Fransa'daki kafeler, Voltaire ve Rousseau gibi önde gelen isimlerin sık sık ziyaret ettiği siyasi tartışmaların ve edebi akımların merkezlerine dönüştü." (Victoria Petersen, turist rehberi) Mesela Belçikalilar diyor ki biz 1 saat arkadaşlarla cafede oturup 1 siyasal parti kurabiliriz ve seçilebiliriz. Biz de ise genelde özel okul , üniversite ögrencilerinin piyasa yapmak hoşlarına giden karşı cinsten birileriyle tanışmak için kullanılan çöpçatan mekanlara dönüştü cafeler. Bu nedenle kahve fiyatları çok pahalı özel okul özel üniversite ögrencileri milli kutuphanede yer bulamayınca hemen cafelere ders çalışmak ve piyasa yapmak için damlıyorlar. Hal böyle olunca bir bardak filtre, espresso bazlı kahve fiyatı Türkiye'de 3.5-4 dolarlara çıktı. Özel okullar ve üniversiteler bu kadar yoğun değilken kimse gitmezdi bu cafelere. Daha da kötüsü Türkiye'de pastanecilik öldü cafelerin sebebiyle.... Pasta, börek çörek yapsan kahve gibi talep görmüyor. Cafelerde Fransa'daki, Belçika'daki gibi gibi kültürel bir etkileşimin olmaması da cabası. Evet fiyatı çok pahalı. Şimdi ara ara sanat cafeler var resim, heykel, güzel sanatlar yaparak kahvenizi içtiğiniz ama yapılan sanatın Türkiye pazarında satılabilmesi için alım gücünün karın doyduktan sonra sanata para harcanabilecek duruma gelmesi lazım. Cafe sahipleri Fransa'da Belçika'da herhangi bir vatandaş olabilirken Türkiye'de cafe sahipleri genelde emekli polisler , koruma polisleri veya nakit akışı kazanmak isteyen inşaat müteahitleri.
YanıtlaSil2025 yılı bütçesi 1,8 trilyon açık verdi. Neymiş, emeklilere yapılan son zam bütçeye 70 milyar lira yük getirecekmiş. El insaf, sadece 2025 yılında Diyanete ayrılan bütçe 130 milyar lira idi.
YanıtlaSilBen mezhepçi değilim, belli bir mezhebin görüşlerini din diye yaşamıyorum. Dolayısıyla inanmadığım Diyanet kurumuna benim vergilerimle devlet neden bütçe ayırıyor? Ben bunu kabul etmiyorum. Bu kurum, inanmayanların vergileriyle değil; gerçekten bu kuruma inananların bağışlarıyla dönmeli. Bu kadar basit. Çünkü hakkaniyet bunu gerektirir. Emekliye ise anca 1 kg et reva görülüyor, ben bunu kabul etmiyorum.
Sil18 milyona yakın emekli var. Çekirge sürüsü gibi bir yerden kesip onlara vererek 18 milyonu memnun edemezsin.
SilÇekirde sürüsü gibi olan emekliler yıllarca prim yatırdılar. Toplamda dağ gibi prim yatırmış oldular. Fakat karşılığında iktidar ortağı Bahçeli'nin de dediği gibi sefalet ücretine mahkum edildiler.
SilDeğeri yaratan (maliyetin üzerine kar konulmasını sağlayan) yegane şey alıcının ihtiyacıdır. Fenerbahçeli birisi asla GS Store'den alışveriş yapmaz çünkü ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla GS Store'deki bir malın değeri, Fenerbahçeli birisi için 0 TL hükmündedir. Gösteriş yapmak isteyen birisi kolunda 1 milyon dolarlık saat taşıyabilir. Eğer daha fazla parası olsaydı 55 milyon dolarlık dünyanın en pahalı saatini de takmak isterdi. Çünkü asıl amacı hava atma ihtiyacıdır. Susuzluktan ölmek üzere olan bir kişi ise elması elinin tersiyle itip suyu seçebilir. Çünkü su, o anda onun için en büyük ihtiyaçtır ve en değerli şeydir. Bir bardak su için 30 yıl çalışıp aldığı evi bile gözü kapalı feda edebilir ve elmasın da o an hiç bir değeri yoktur.
YanıtlaSil3 gün çölde kaybolmuş biri için bir bardak suyun fiyatı ?açık denizde batan geminin kazazedesi için tutunabilecegi bir tahta parçasının fiyatı?dagda tipiye yakalanmış birinin sıgınabilecegi bir kovuk,magaranın degeri?kuyuya düşmüş biri için kuyunun agzından sarkıtılan bir ipin degeri?yemek yerken nefes borusuna lokma kaçan için bir nefesin degeri?
YanıtlaSilEskilerin bir sözü bana mantıklı gelir “deve bir pula istemez,deve bin pula alıyorum”Normal şartlarda çalışan arz -üretim ile talep -satış terazinin kefelerinde denge bulur ancak olagandışı şartlarda bu kural devre dışı kalır.Petrol varili 60 dolar civarında ama her cografyada üretim maliyeti aynı degil .Akan suda elekle bulunan altın ilkçaglardan itibaren maliyeti ile bugünkü eser mineral üretim teknolojisi ve maliyeti farklı.100 yıl önce ye göre kömürün önemini kaybetmesi gibi zamanın getirdigi noktada hammadde-teknoloji ve ihtiyaçların degişimi ve bunların tüketiciye ulaşımındaki ek faktörler(finansal -şirket baglantıları) bir arada fiyat oluşumunda etkilidir en az etkili olan ise maalesef emektir yani insan katkısıdır.
Sondan bir önceki paragrafta “hataya” değil “hastaya” olacak galiba.
YanıtlaSilDüzelttim, teşekkür ederim.
SilKapitalizmin sona erdiği bir senaryoda, Türkiye'nin bu sisteme son 35 yıldır yalnızca tek ayakla bastığı göz önüne alınırsa, küresel ölçekte Türkiye'nin ekonomik durumda avrupa ve amerikaya göre daha çabuk toparlanarak ekonomik güç dengelerinde en üst sıralara çıkması mümkün müdür? Bir ülkenin durumunun kötüye gittikçe o ülkede düşünme becerisinin arttığına dair bir ilişki var mıdır? 20-27 yaş aralığında gerçek yabancı kişilerle sohbetlerimden bir gözlemimi, bu ilişkiye dair paylaşmak isterim; düşünme becerisi büyüklüğü: Yok olmaktansa köleliğe razı gelmiş milletler < köle eden milletler < yok olmayı köleliğe tercih eden milletler. Düşünme becerisinde en aşağı pozisyonda gözlemlediğim milletlerden bireyler, kitap okumanın ve iyi eğitim almanın suç işleme oranı ile bağlantısının olmadığını alenen iddia etmiş, orta gruptaki milletlerden kimselerin düşünmeye dair bir gereksinim bulamadıkları, ve en üst grubun içinde bulunan nadir milletlerden ise çok şahane eserler ve değerler üreten bireyler çıktığını gözlemlemiş bulunmaktayım. Bu konuyu açıklayıcı veya onaylayıcı ekonomik veya istatistik veriniz var mıdır? Düşünceleriniz nelerdir? (tüm gözlemler farklı alanlarda yüksek lisans seviyesinde eğitim görmekte olan bireylere dayanmaktadır.)
YanıtlaSilÇok güzel bir analiz konusu bu.
SilTürkiye kapitalizme tek ayakla basmış olsaydı bu dediğiniz doğru olabilirdi. Ama Türkiye kapitalizme tek ayakla basmıyor bütün gövdesiyle farklı bir kapitalizmin içinde: Ahbap Çavuş Kapitalizmi. Kapitalizmin bu türü ahbapların kayırıldığı, toplum lehine kullanılması gereken çıkarların belirli gruplarca paylaşıldığı, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, liyakatin hiçe sayıldığı, eğitimin yalan yanlış verildiği bir ortam yaratır. Dolayısıyla kapitalizm çökse bile ahbap çavuş kapitalizmi içinde olan toplumlarda pek bir değişiklik olması beklenmemeli diye düşünüyorum.
Bir ülkenin durumu kötüye gittikçe o ülkede düşünme becerisinin arttığına dair bir ilişki var mıdır bilmiyorum. Bu konuda bir şey okuduğumu hatırlamıyorum. İlginç bir konu ama dediğim gibi benim bu konuda bilgim yok.
Sevgiler.
Çok teşekkür ederim cevabınız için. Çince'de kriz, fırsat demek olduğu için hala umudum var - 2 ay önce yoktu aslında - ancak parçası olduğum problemin dışına çıktığım vakit; umudu yeniden buldum. Şuan yurtdışında - Sizi YouTube'dan takip ediyorum 3 yıldır - bir üniversitede kaliteli bir eğitim almaktayım. Bu eğitim - orman bilimi- , benim istatistik becerimle beraber R programında modeller oluşturma uzamanlığı kazanmamı sağlıyor. Bu uzmanlığımı ekonomi alanına, yurtdışı finans şirketleri iş poziyosonlarında çalışmak üzere, transfer etmek istiyorum birtakım diğer bilgisayar programlarında da uzmanlık kazanarak. Bu konuda kaynak veya başka önerileriniz var mıdır? Bir de sözlerinizin tevili yapılarak hakkınızda dava açılıyor mu doğruları veya acı gerçekleri söylediğiniz için? Bu yüzden anonim tercih ediyorum.
SilMahfi Hocam, kapitalizm hakkında (şuan dünyanın içinde bulunduğu sistem ne ise) bir şey sormak istiyorum. 1929 ve 2008 yıllarında kapitalizmin sona ermeye çok yaklaştığını ve bir yol bulunarak yola devam ettiği biliniyor. Peki pandemiyi (2019 sonu 2020) nasıl değerlendiriyorsunuz kapitalizmle ilişkisi konusunda. FED yine bilançosunu büyütme(büyüklüğünü sürdürme) yoluna gitmişti. Kapitalizmin yararına olduğunu söyleyebilir miyiz? Çünkü aşı, maske ve tıbbi üretimler, laptop vb. uzaktan çalışma materyallerine artan bir talep yaratılmış oldu. Kapitalizm - denen- sistem kendiliğinden mi ortaya çıkmıştır yoksa, birtakım sermaye sahipleri bunu sürdürmek için pandemi, domuz gribi, kuş gribi benzeri hastalıkları kullanıyor olabilir mi? Çünkü 1980 yılından beri tıp"bir insan vücudunun bir tedaviye tepki verirken diğerine neden vermediğini" çözememiştir. Bu yüzden Tıp alanında ilerlemeler gerçekten sınırılı düşünülebilir. Bağışıklık sistemi de dahil olmak üzere bir merak konusudur hala. [Canan Karatay, Yavuz Dizdar' ın YouTube videolarını kaynak olarak sunabilirim]. Ancak anlattıklarını anlayabilecek/ doğru olduğunu kestirebilecek kadar - üniversitemde biyoloji öğrenmiştim. Konudan çok saptım ancak, esas sorum şudur: Kapitalizm birtakım büyük sermayedarların - Momon - sürekli müdehaleleriyle yaşatmaya çalıştıkları bir sistem midir? Yoksa kendiliğinden oturmuş bir sistem midir? Çünkü esasında belirli bir eşik değerin altında iş ve değer üreten kimseleri biçen bir sistem. Yani bir yandan sürekli gelişim ve değer üretmeye iterken toplumları, bir yandan da buna yeterli katkı veremeyenleri biçen bir sistem. Sabrınız için Teşekkürler. (Kod adı kullanmayı düşünmüştüm - OrmanBilimci- diye ancak; birtakım kötü niyetli kimselerin- aynı ismi kullanarak sizi "yanıltma" yoluna gidebilme olasılığı yüzünden buna son veriyorum 22.01.2026)
SilBence de fiyatı belirleyen katma değerdir. 1 kg buğday 15 TL - 1 kg un 30 TL - 1 kg ekmek 60 TL - 1 kg börek 350 TL - 1 kg pasta 1200 TL. Neticede her yeni fiyat buğdaya eklenen katma değerle belirleniyor.
YanıtlaSil