Beta Bölgesindekiler
Hiç düşündünüz mü, neden yaşamımızı
altüst eden büyük krizlerde hızla karar alırken, bizi azar azar kemiren
sıkıntılara yıllarca katlanıyoruz?
İnsan doğasının tuhaf bir tarafı var:
Canımız çok yandığında harekete geçiyoruz, az yandığında ise bekliyoruz. İşte
bu durum, Harvard’lı sosyal psikolog Daniel Gilbert ve arkadaşlarının ortaya
koyduğu “Beta Bölgesi Çelişkisi” ile açıklanıyor.[i]
Tez basit ama sarsıcı: Durum çok kötüyse değişim için risk alıyoruz. Bu bölgeye gama bölgesi deniyor. Durum
çok önemsizse “uğraşmaya değmez” deyip geçiyoruz. Bu bölgeye de alfa bölgesi
deniyor. Asıl mesele, alfa ile gama arasında kalan beta bölgesinde: Ne
katlanılamayacak kadar kötü, ne de görmezden gelinecek kadar önemsiz durumları
ifade ediyor. İnsan en çok orada takılı kalıyor.[ii]
Uzak bir markette kasadayken zarfın
içinde para unuttuğunuzu düşünün. Zarfın içinde 50 lira varsa geri dönmezsiniz.
1.000 lira varsa tereddüt etmez ve dönersiniz. Ama 100 lira varsa ve gidiş-dönüş
masrafı 70 liraysa gidip gitmemek arasında sıkışır, kararsız kalırsınız. Beta
bölgesi kararsızlığın bölgesidir. En uzun kalınan yer orasıdır: Çünkü insanı
uyuşturur.
Sevmediği bir işte çalışan birini
düşünün. İş sıkıcıdır, yorar, mutsuz eder. Ama dayanılamayacak kadar da kötü
değildir. Yeni ve daha iyi bir iş bulma garantisi yoksa çoğu insan orada
kalmayı tercih eder. Yıllar geçer. Aynı kişi mobbinge uğrasa büyük olasılıkla iş
garantisi olmadan bile çıkar gider. Çünkü acı artık eşiği aşmıştır. Ev örneği
de öyle. İnsan biraz dağınık bir evde temizlik işine girişmeden yaşamaya devam
edebilir. Ama ev yaşanamayacak hale gelirse temizlik kaçınılmazdır.
Bugün Türkiye’nin içinde
bulunduğu duruma baktığımızda benzer bir tablo görüyoruz. Çoğu insan ekonomik
sıkıntılar, yüksek enflasyon, hayat pahalılığından şikâyetçi. Bazı insanlar hukukun
zedelenmesi, demokrasinin gerilemesi, laikliğin ciddi darbe yemesinden
rahatsız. Bir kısmının rahatsızlığı, henüz “bundan kötüsü olmaz” noktasına
ulaşmış görünmüyor. Dolayısıyla bu insanlar beta bölgesinde bulunuyorlar. Daha
fazla rahatsız olanlar rahatsızlıklarını oy sandığına yansıtıyor. Bu şekilde
davrananlar gama bölgesinde bulunuyor.
2001 krizinde tablo farklıydı.
Toplumun büyük çoğunluğu, mevcut durumun sürdürülemez olduğuna ikna olmuştu. O
dönemde hukuk, demokrasi, laiklik fazlaca tehdit altında görünmüyordu. O
ortamda risk almak, bilinmeyene yönelmek yani gama bölgesine geçmek beta
bölgesinde beklemeye göre daha rasyonel görünüyordu. Çünkü bulunulan yerde kalmanın
maliyeti, değişmenin riskinden büyüktü. Bugün ise özellikle enflasyondan ve
hayat pahalılığından şikâyetçi olanlar için denklem net değil. “Ya değişir de daha
kötü olursa?” sorusu, “Ya böyle devam ederse?” sorusundan ağır basıyor. Beta
bölgesinin psikolojisi tam da budur: Durumdan memnun olmasanız da değişimin
daha iyi sonuç vereceğine de emin değilsinizdir. O yüzden beklersiniz, katlanırsınız,
ertelersiniz. Hatta orada beklemenizi haklı gösterecek dayanak noktaları
yaratırsınız.
Belki de en büyük yanılgımız,
beta bölgesinin güvenli olduğunu sanmamızdır. En tehlikeli eşik, acının
dayanılmaz olduğu yer değil; dayanılabilir göründüğü yerdir.
Bu yazınıza istinaden;
YanıtlaSil"Beta Bölgesi Sendromu" meselesinde:
• "Biat (itaat) kültürü"nün etkisinin olup / olmadığını sorsam,
• "Dinler"in etkisinin olup / olmadığını sorsam;
Aşırıya kaçmış mı olurum Mahfi bey?
Doğru bir soru, aşırılık falan söz konusu değil. Beta bölgesinde bulunanların önemli bir bölümünde biat kültürünün, inançların ve algı yanılmasının etkisi olduğunu çevremizden gözlemleyebiliyoruz.
SilBazı insanların kafasında mutlak yani değişmez gerçekler yoktur. Bu yüzden zanna dayalı ideolojileri veya felsefi akımları kesin gerçekleşmiş gibi savunup dururlar. Hatta bunun için savaş bile verirler. O karanlıktan bu karanlığa sürüklenip dururlar ama kendilerini de aydınlıkta zannederler. İnsanoğlu ne zaman mı aydınlığa kavuşur? Zan ile gerçek inanç arasındaki farkı kavramak istediği zaman!.
Silİnsanoğlunun aydınlığa kavuşması bilimi öne aldığı zaman olur. Aydınlanma çağı batıya bunu getirdi. Doğu çok sonradan yaşadı aydınlanmayı. Orta doğu ise henüz aydınlanma yaşamadı. Tek istisna Türkiye idi. Atatürk devrimleri aydınlanmayı getirdi. Bugün o ışığı kaybetmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Silİnsanlar dini değerleriyle kandırıldıktan sonra etrafta yangın da çıksa gama bölgesine geçmezler. Ne de olsa başlarına ''getirilen'' musibetlere, sizin bir imtihan vesilenizdir deniliyor. Dolayısıyla dini değerleriyle kandırılanlar tekrar dini değerleriyle kandırılmış oluyorlar.
SilOysaki insan büyük resme bakabilmeli. Bunların asıl amacı nedir diye sorabilmeli. İnandığın din sana, israf etmeyiniz diyor, emrolunduğun gibi dosdoğru ol diyor, emanetleri mutlaka ehline veriniz diyor, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmediniz diyor. Oysa yapılanlar ne? Emanetler ehline verilmemiş, liyakat yerini sadakate bırakmış. Mülakatla yandaşlar işe alınmış, ihaleler yandaşlara verilmiş sadece yandaşlara vergi affı tanınmış. İnsanlar bizden olan-olmayan denilerek kutuplaştırılmış. Hukuk herkese eşit olması gerekirken siyasi iradeye göre şekillenmiş. Birilerine onlarca soruşturma açılırken, başkalarının dosyaları o kadar kabarık olduğu halde onlara tek bir soruşturma dahi açılmamış. Hak, hukuk ve adalet ayaklar altına alınmış; kurumların içi boşaltılmış. Sahte veriler bir propaganda aracına dönüştürülmüş, yalanla dolanla halk kandırılmaya devam edilmiş. Enflasyon verileri dahi düşük gösterilerek dar gelirlinin maaş zammına el konulmuş. Gelir adaleti gözetilmemiş. Bilimden, liyakatten, ahlak ve adaletten uzak bir yönetim anlayışının sonucunda oluşan tüm bedel, dar gelirliye ödetilmiş. Halka sabır ve şükür telkin edilirken, kendi lükslerinden ödün verilmemiş. İtibardan tasarruf olunmaz denmiş, devletin malı çarçur edilmiş. Yangından depreme kadar her türlü yönetimsel ihmal ''kader'' diyerek halka pazarlanmış. Beta bölgesinde tutulan kitleler, bu dini retorikle uyuşturulurken; liyakatsizlik ve adaletsizlik bir yönetim biçimi haline getirilmiş, devletin kurumları birer birer işlevsiz bırakılmıştır.
Sonuç olarak liyakat, ahlak ve adaletin yıkıldığı bir düzende Beta bölgesi bir sığınak değil, toplumsal bir hapishanedir. Bizi bu bölgede tutan şey imtiyaz sahiplerinin gücü değil, bizim maruz bırakıldığımız kutsallaştırılmış çaresizliktir. Unutmamalıyız ki; sömürüyü kader, adaletsizliği imtihan sanmaya devam ettiğimiz sürece, o beklediğimiz aydınlık sabah hiçbir zaman gelmeyecektir. Çünkü gerçek bir uyanış, yangının kapıya dayanmasını beklemekle değil, elimizdeki o sahte konforu reddetmekle başlar.
Çok güzel yorum ve düşün yazısı olmuş👏👏
SilZan ile gerçek inanç arasındaki farkı kavramak istemeyen ve kendi kendisine zulmedenlerin adalet peşinde kosmaları da bir tezat. İnsanoğlu önce kendisine zulmetmemeli.
SilBeta bölgesi kararsızlığın bölgesidir, beklersiniz, katlanırsınız, ertelersiniz . Yüzde seksen nüfus Beta bölgesindedir sanırım .
YanıtlaSilYüzde seksen biraz abartılı bir oran olabilir ama toplumun yardan fazlası beta bölgesinde desek sanırım yanılmış olmayız.
Sil"Yüzde seksen oranını " , nüfusun yüzde sekseni milli gelirin yüzde yirmisini paylaşıyor ."" Pareto ilkesi (80-20 kuralı, önemli azın yasası ve etken seyrekliliği ilkesi olarak da bilinir), çoğu olay için, etkilerin kabaca %80'inin etkenlerin %20'sinden kaynaklandığını belirtir. "" İlkesine benzettim .
SilKüçük bir eleştirim olacak, ama sizin şahsınıza yönelik değil Mahfi bey.
YanıtlaSilŞimdi okuyacaklarınızı bir gözlem olarak da düşünebilirsiniz. Kendimi %100 haklı olarak lanse etmiyorum, yanıldığım noktalar elbette vardır:
ABD'de doğmuş-büyümüş, eğitimini ABD'deki eğitim sistemi içinde almış kişiler sıradan, sivil insanlar da olsa, "Daniel Gilbert gibi" akademik seviyede insanlar da olsa; bu kişilerin hepsi olmasa bile çoğunun söyledikleri sözlere, yazdıkları kitaplara pek itibar edemiyorum, pek önem veremiyorum.
Spesifik olarak "psikoloji" alanından bahsedersem;
• "ABD menşeli psikologlar" daha yoğun olarak "bireysel büyüme"yi, "bireysel geçici mutlulukları" ve "para kazanmayı ihmâl etMEmek" tavsiyelerini empoze eden meslek grubu iken,
• "Kıta Avrupası menşeli psikologlar" ise; insanların ruhsal bunalımları ile ilgili daha samimi, daha derin analizler yapan, ideololojik ve sistemsel faktörleri asla göz ardı etMEyen, sürekli "bireyciliği" yüceltMEyen, insanların sürekli ama sürekli "para odaklı" düşünmesini empoze etMEyen meslek grubundan oluşuyor.
Çünkü "ABD menşeli" derken az önce izah ettiğim bu psikologlar (hepsi değil); genellikle "finans çevrelerine danışmanlık yapmaya" meraklı, sıradan insanların aylık elde ettikleri para miktarı ne kadarsa bunu nasıl daha hızlı arttırabileceklerine yönelik "TED" konuşmaları yapmaya meraklı, sürekli "kişisel marka ve reklam" peşinde koşan, "kişisel gelişim endüstrisi"nde kendisine piyasa oluşturmaya uğraşan birileri olarak algılıyorum.
Bütün bu yazdıklarımı okuduğunuzda; lütfen "Daniel Gilbert"ı linç etmek için bahaneler uydurduğumu, ve hâttâ sizin bu yazınızın önemini azaltmaya çabaladığımı düşünMEyiniz lütfen. Dikkat ederseniz; "Beta Bölgesi Konsepti" ile ilgili herhangi bir eleştiri yöneltmedim. Bu analiz, müthiş bir analiz. Biz okurlarınıza hatırlattığınız için teşekkürler.
Yazımı bitirirken, birkaç kitap tavsiyesinde bulunmak istiyorum:
• "Kamusal İnsanın Çöküşü"
(Richard Sennett: ABD'li sosyolog)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/kamusal-insanin-cokusu/70593.html/
• "Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri"
(Richard Sennett: ABD'li sosyolog)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/karakter-asinmasi-yeni-kapitalizmde-isin-kisilik-uzerindeki-etkileri/50042.html/
• "Borç: İlk 5000 Yıl"
(David Graeber: ABD'li antropolog)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/borc-ilk-5000-yil/362703.html/
• "Değer Teorisi: Teorik Bir Giriş"
(David Graeber: ABD'li antropolog)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/deger-teorisi-antropolojik-bir-giris/425062.html/
• "Batı'nın İnsan Doğası Yanılsaması"
(Marshall Sahlins: ABD'li antropolog)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/batinin-insan-dogasi-yanilsamasi/275622.html/
• "Sözün Düşüşü"
(Jacques Ellul: Fransız felsefeci)
https://www.kitapyurdu.com/kitap/sozun-dususu/59478.html/
Eleştirinizi saygıyla karşılıyorum, haklı olduğunuz yerler var. Paylaşımınız için teşekkür ederim.
SilMahfi bey,
Sil"Blog"unuza böyle kıymetli yorumlar da geliyor, ama "troller" de geliyor.
Birbirinden 180 derece zıt kutuplarda olan iki tür yorumlarla yüzleşmek sizi bıktırmıyor mu, yormuyor mu?
Biliyorsunuz; "trollük" pek çok mecrada epey azgınlaştı, sizin sitenize de ara-sıra "trol yorumlar" geliyor.
Aslında sizin gördüklerinizden çok daha fazlası geliyor da ben yayınlamıyorum.
SilYazınız için teşekkürler.
YanıtlaSil🙏
SilBenim anlamadığım bu milletin suyuna bir şey mi katıyorlar bu kadar tepkisizlik, sindirilmişlik, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık bana normal gelmiyor. Bu millet hep mi böyleydi de yoksa bu dönem mi bu hâle geldi hocam?
YanıtlaSilProtesto anayasal hak iken, gözaltına alınıp tutuklanabiliyorsun. Ülke artık bu noktaya geldi. AKP eskiden bu derece baskıcı değildi. Ne zamanki son seçimlerde 1. parti olma özelliğini kaybetti, ondan sonra insanları da baskı altına almaya, zorla güzellik yapmaya başladı. İnsanlara gözdağı vermek için Gezi parkını bile 12 yıl geçtikten sonra tekrar yargılamaya açtı. Kendilerinden olana başka bir hukuk, olmayana başka bir hukuk uygulayarak hukukun eşitlik, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerini katlederek tüm teamülleri altüst etti. Anayasaya zaten uymuyordu. Bundan sonra da işine gelenlere uyacak, gelmeyenlere uymayacak. Böyle bir hukuk devleti olmaz. Bu ülke ABD gibi ticari haklarını savunmanın sonucunda değil; bir kurtuluş mücadelesinin, olmak ya da olmamanın sonucunda kuruldu. Benim dedelerimin hepsi bu vatan için şehit oldu. Şimdi bu vatanın evlatlarına bu yapılan eziyetler reva mı? Ülkeye, Cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkmak suç mu? Sanki ülkemizi dış güçler ele geçirmiş, sanki ülkemiz işgal altında ve insanlar protesto hakkını bile kullanamayacak derecede baskı ve korku yoluyla sindirilmeye çalışılıyor. Olmaz, bu düzen böyle devam edemez. Mitinglerde bile istifa sesleri yükselince yayının sesi kısılıyor. Birisini istifaya davet etmek ne zamandan beri suç oldu? Açın, tarihe bakın; tarihte hangi baskıcı düzen ayakta kalabilmiş? İnsanları korkuyla sindirmek değişime engel değildir; tam tersi değişimin asıl ateşleyicisi baskıcı düzenin var olmasıdır. O kararsız oyların çoğu aslında kararlı. Bakmakla sorumlu olduğu çoluk çocuğu olduğu için kendilerini riske atmak istemiyorlar. Bu yüzden sadece seçimi bekliyorlar.
SilAdaletsizlikle ve baskı yoluyla bu ateşi zaten kendileri yaktılar. Bu yüzden ne yaparlarsa yapsınlar bu değişim ateşini artık söndüremezler. Bir ülkede hak, hukuk yoksa, adalet herkes için eşit değilse, insanlar korkuyla sindirilmeye çalışılıyor ve bu yüzden en doğal demokratik haklarını bile kullanmaktan imtina ediyorlarsa, o düzen yıkılmaya ve kaybetmeye mahkumdur.
Seçim anketlerinde kararsızların çok çıkması da bunun bir parçası olsa gerek.
YanıtlaSilTeşekkürler
Muhtemelen öyle.
SilHocam, Beta bölgesindeki bu 'bekle gör' hali, sadece korkudan mı ibaret? Sizin 'bir kuşak enflasyonla büyüdü' tespitinizle birleştirince şunu sormak istiyorum: Acaba toplumun bir kesimi için enflasyonist ortamda yaşamak (fiyatların artması, öne çekilmiş talep hazzı vb.) artık bir 'konfor alanı' haline gelmiş olabilir mi? Yani acıdan kaçmıyor, aksine bu kaosa adapte mi olduk?
YanıtlaSilÇok doğru. Başka bir ortamı bilmeyen kalabalık bir nüfus var.
SilKendimi buldum yazınızda... Beta bölgesinin tam ortasında...
YanıtlaSil🙏
SilHocam yine muthis bir analiz!
YanıtlaSilAcaba milletce en uzun kaldigimiz beta bolgesi bu zamanlar olabilir mi? Son 10-15 yil...
Sevgiler, saygilar.
Kesinlikle öyle.
SilSayın Eğilmez, bir sene veya biraz daha önce, cüppeli Ahmet hoca gök taşları için bunlar meteor değil, Meleklerin Dünyamızı taşlamalarıdır demişti. Bu da medyada haber olarak geçmişti. İnsanlarımız böyle yorumlar yapan cüppeli Ahmet hoca gibi insanları hala izleyip ona inanabiliyorlar.
YanıtlaSilYoksulluk, insanın risk alma toleransını neredeyse sıfıra indirir.
YanıtlaSilOrta sınıf bir birey için "iktidar değişimi" bir deneme-yanılma fırsatı veya dediğiniz gibi laik cumhuriyeti koruma refleksi olabilir.
Ancak yoksul bir birey için en ufak bir istikrarsızlık; aldığı sosyal yardımın kesilmesi, mahallesindeki bakkalın veresiye vermeyi bırakması veya temel gıdaya erişimin (ne kadar zor olsa da) tamamen kopması demektir.
Yoksul biri için "Beta Bölgesi" (idare eder ama kötü durum) çok daha dar ve hayati bir alandır. Elindeki "az" olanı kaybetme korkusu, "daha iyi" bir gelecek vaadinden çok daha somut ve korkutucudur.Gecen gün bir martı tag a bindim. Sürücüsü uzak yol kaptaniydi. Anadolu dan Kırşehir den İTU ye okumaya gelmiş.kaptan olmuş. İlginç olan uzak yol kaptanının bir nevi taksicilik yapması değil, Kırşehirli lilerin çocuklarının ucretisz yatılı okul okuyacaklarini bilseler Budist olurlar aşırı faydacilik ta var. Bence ahlâkî yoksunluk. Kişisel çıkarların önde olması. Vs vs
Zarfın içindeki miktar tavrımızi belirlememeli; tutarlı olmak uzun vadeli ve karlıdır.
YanıtlaSilYani kediyi köşeye sıkıştırmayıp beta bölgesinde tutacaksın! Ülkece basımıza geldiği gibi...
YanıtlaSilSayın hocam rakamlarda gözüken iktisadın üçte biri olduğu ve iktisadi yapımızın çökmüş olduğu doğru mu? Yani çöktük mü?.
YanıtlaSilBeta bölgesine geçişe neden olan noktanın özel bir tanımı var mı bilmiyorum, ama ben "Sabır taşının çatladığı nokta" diyebilirim sanırım.
YanıtlaSilBenim için göz açıcı bir yazı, teşekkür ederim.
Yazınızda geçen 2001 yılından sadece bir yıl sonra, 36 yaşında, tekrar sıfırdan başladım hayata, on yıllık işimden istifa ederek, ama bu kez Avustralya'da, ben, eşim ve iki bebekle...
Doğruluğu/yanlışlığı nereden baktığıma göre değişse de, ve zorluğu tartışmasız olsa da, gerçek olan şu ki, demek ki "Gama bölgesinde" geçmiş bulunan biri için "Öğrenilmiş Çaresizlik" engel tanımıyor.
"Sabır taşının çatlaması", bütün mesele bu, sanırım.