Öğrenilmiş Çaresizlik
Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştirmeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Özellikle Martin Seligman’ın çalışmalarıyla literatüre giren öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bireyin denetleyemediğini düşündüğü durumlar karşısında zamanla deneme ve mücadele etme isteğini yitirmesini açıklar. Kişi, bir konuda sürekli uğraştığı hâlde başarısız olmuş ve bu başarısızlığı değiştiremeyeceğine kendini inandırmışsa, sonucu baştan kabullenmiş demektir. Bu kabullenişin doğal sonucu ise çoğu zaman çaba göstermeyi bırakmaktır.
Örneğin okulda bir öğretmenin
kendisiyle uğraştığına ve onu sınıfta bırakmaya çalıştığına inanan bir öğrenci,
o derse çalışmayı bırakabilir ve gerçekten sınıfta kalabilir. Böylece
başlangıçtaki inancı kendi sonucunu üretmiş olur. Öğrenci bu durumda ailesini
öğretmenin kendisiyle uğraştığı konusunda ikna etmeye çalışabilir; hatta bunda
başarılı da olabilir. Benzer bir durum iş hayatında da görülebilir.
Yöneticisinin kendisiyle uğraştığını düşünen bir çalışan zamanla motivasyonunu
kaybeder, performansı düşer ve bu süreç işten çıkarılmasına kadar gidebilir.
Elbette bazı durumlarda gerçekten
öğretmenin ya da yöneticinin haksız tutumu söz konusu olabilir. Bu tür örnekler
başka bir sorunun, örneğin mobbingin, konusudur. Burada üzerinde durduğumuz
mesele, kişinin kendi başarısızlığının nedenini sistemli biçimde dış etkenlere
bağlama ve böylece kendi etki alanını göz ardı etme eğilimidir.
Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan
kişilerde hayata karşı ilgi kaybı, özgüven eksikliği, karar verme güçlüğü,
dikkat ve algı sorunları görülebilir. Uzun süre devam ettiğinde bu tablo
depresyonla iç içe geçebilir. Kişi kendi başına bu döngüyü kıramıyorsa
psikolojik destek ve terapi önemli bir çıkış yolu olabilir. Çünkü temel mesele,
“nasıl olsa değişmez” inancının sorgulanması ve bireyin yeniden etki gücü
olduğunu deneyimlemesidir.
Bu durum yalnızca bireysel
düzeyde değil, toplumsal düzeyde de ortaya çıkabilir. Belirli alanlarda
başarısız olan siyasal iktidarlar, bu başarısızlıkları kendi politika
tercihlerinde aramak yerine “dış güçler”, “lobiler” ya da başka dış aktörlere
bağlayabilirler. Bu açıklama biçimi, öğrencinin başarısızlığını tamamen
öğretmenin kötü niyetine bağlamasından özünde çok farklı değildir. Eğer öğrenci
ailesini buna ikna etmişse, bir sonraki yıl farklı bir öğretmenle
karşılaştığında gerçeklik daha net ortaya çıkabilir. Toplumsal düzeyde ise bu
durum çok daha uzun süre fark edilmeyebilir; çünkü algı yönetimi ve siyasal
iletişim, bireysel örneklere göre çok daha güçlüdür.
Ekonomide bunun çeşitli örnekleri
görülebilir. Enflasyon sorununu çözemeyen bir siyasal iktidar, uyguladığı
politikaların doğruluğunu tartışmak yerine sorunu “faiz lobisi” gibi dış bir
aktöre bağlamayı tercih edebilir. Toplumun bir kesimi, özellikle ekonomik
ilişkilerin karmaşıklığı konusunda yeterli bilgiye sahip değilse, bu açıklamayı
benimseyebilir. Daha sonra farklı sorunlar ortaya çıktığında siyasal iktidar bu
kez “esnafın açgözlülüğü” gibi yeni gerekçeler öne sürebilir. Oysa ekonomik
sorunlar çoğu zaman para politikası tercihleri, hukukun üstünlüğü, kurumsal
güven, demokrasi standartları ve beklenti yönetimi gibi çok boyutlu etkenlerin
sonucudur. Bu ilişkileri anlatmak ve anlamak zordur; buna karşılık basit ve
kişiselleştirilmiş açıklamalar çok daha kolay kabul görür.
Bütün bunların sonucunda,
toplumun önemli bir kesiminde sorunların çözülemeyeceğine dair kabullenilmiş
bir çaresizlik oluşabilir. “Nasıl olsa değişmez” düşüncesi yaygınlaştığında,
hem bireysel hem de kolektif düzeyde çaba azalır. Oysa öğrenilmiş çaresizliğin
panzehiri, küçük de olsa değişimin mümkün olduğunu gösteren deneyimlerdir.
Birey için bu, yeniden denemek ve sorumluluk alanını genişletmek anlamına
gelirken; toplum için şeffaflık, hesap verebilirlik ve eleştirel düşüncenin
güçlenmesi anlamına gelir.
İşin en çarpıcı tarafı şudur:
Çaresizlikten çıkış yolunu gösterenler en büyük tepkiyi yine çaresizliğe teslim
olmuş kesimlerden görür. Çünkü çözüm, konfor alanını bozar. Çözüm, “suçlu
dışarıda” masalını bitirir. Çözüm, sorumluluğu içeri taşır.
Sürekli dış güçlerden,
lobilerden, gizli odaklardan söz eden bir siyasal dil aslında yalnızca
başarısızlığı örtmez; topluma şunu öğretir: “Siz hiçbir şeyi
değiştiremezsiniz.” Bu, bir yönetim biçimi hâline gelmiş çaresizliktir.
İnsanlara özne olmayı değil, mağdur olmayı öğretir. Mağduriyet ise
sorumluluktan daha kolaydır.
Çaresizlik bulaşıcıdır. Önce
bireye geçer, sonra topluma. Hata kabul edilmediği her gün, sorun biraz daha
derinleşir. Özür dilenmeyen her yanlış, yeni bir yanlışın zeminini hazırlar.
Çünkü hesap vermeyen zihin, kendini düzeltme ihtiyacı duymaz.
Ekonomik kriz yaşayan, hukuk
düzeni sürekli zayıflayan, demokrasisi ivme kaybeden ve buna karşın politikasını
tartışmak yerine düşman listesini güncelleyen bir toplum sorunlarını çözemez. Kader
gibi sunulan şey ise çoğu zaman tercihlerden ibarettir.
Sık rastladığımız bir durum algı bozulmasının önderliğinde ortaya çıkan öğrenilmiş çaresizlik için iyi bir örnektir: Geçim sıkıntısında olan bazı kişilere mikrofon tutulduğunda mevcut ekonomik durumu yerden yere vursalar da söyleşinin sonunda "bundan iyisi olmaz" diyerek yine aynı siyasal iktidarı destekleyeceklerini söylüyorlar.
Çaresizlik bir sonuç değildir; çoğu zaman bilinçli olarak beslenen bir alışkanlıktır.
Sizce toplum olarak en çok hangi
alanda 'başka çare yok' yanılsamasına hapsolmuş durumdayız? Siyasette mi, ekonomide mi,
hukukta mı yoksa kendi bireysel gelişimimizde mi?
"Çaresizlik çaresizim diyenindir. "
YanıtlaSilÇaresizseniz çare SİZ siniz
SilMuazzam bir fikir cimnastiği.
Silİyi donanımlı bir siyasi parti(tabela partisi değil) faşizme karşı çok yönlü mücadeleyi başlatarak çare üretecektir. O noktadayız.
SilEmekli büyüklerimle sohbet ederken, hükümetten şikayet ediyorlar ve eleştiriyorlar ama sohbetin sonunda bundan daha iyisi yok diyip yine seçimde aynı siyasal partiye oy vereceklerini açık açık söylüyorlar.
YanıtlaSilBu çok doğru bir tespit hepimiz bununla karşılaşıyoruz. Bu tespiti de yazıma ekledim. Hatırlatma için teşekkürler.
Silİnsanların aklını aldılar azizim.
SilBen teşekkür ederim hocam, değerli bilgilerinizi paylaştığınız için...
SilSayın Mahfi hocam bana göre hepsinde çare yok yanılsamadındayız ama, birincilik hukukta. Ne demiş atalarımız; ‘Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.’ Saygılarımla, Önder
YanıtlaSil😀
SilBu öğrenilmiş çaresizlikten kurtuluşun tek yolu hukukun üstünlüğünün ve güçler ayrılığının tesis edilmesiyle sağlanabilir. Bu da pek yakında olabilecek bir şey gibi gelmiyor bana. Yani aslında hepimiz öğrenilmiş çaresizliği iliklerimize kadar yaşıyoruz.
Silİşin acısı yeni nesil, yani genç jenerasyon tamamen mücadele havasından çıkmış durumda. Genç nesili talep eden tarafa getiremediğimiz sürece herkes de bundan iyisinin olmayacağını varsayarak yaşar gider.
Mağduriyet ise sorumluluktan daha kolaydır demişsiniz Hocam. Kesinlikle katılıyorum. Toplum olarak hapsolduğumuz nokta sorumluluktan kaçmak yani kendi bireysel gelişimimizi bir tarafa bırakıp, mağdur konumunda olduğumuz siyaset, ekonomi ve hukuk gibi konularda bireysel etki gücümüzü sönümlemek.
YanıtlaSilhocam keşke eğitim verseniz
YanıtlaSilBu blogda biraz da onu yapıyorum.
Silevet yazılarınızı takip ediyorum, fakat daha eğitim formatında düşünürseniz mutlaka katılacağım
SilÇagresizliğie hapsolmuşluğun sebebi bence korku.korku aklın katili.eski türkiye korkusunu orta ve ilerki yaş zihninden atamıyor.buna din ve milli duygularda dahil öylesine istismar edilmişki siyasiler tarafından yıllarca.veya geçmişteki katı yanlış tutumlar.tekrar aynısındansa biraz daha sıkalım dişimizi diyerek şimdilik bir umut bekliyor toplum ama tünelin uçunda hiç ışık görünmüyor.ımf nin daha fazla faiz önerisine ne dersiniz ?
YanıtlaSilIMF'nin daha fazla faiz önerisinin altında açıklanan enflasyona inanmamasının yattığını düşünüyorum. Çünkü enflasyon eğer % 30 ise TCMB'nin % 37 faizi oldukça yüksek bir orandır.
SilPeki negatif faizdeysek ımf ye göre...kurda atak riski var veya gelecek diyebilirmiyiz .faizin yükselmeyecegini aksine düşürüleceginide bildgimiz için.
SilSanırım IMF burada bugüne ilişkin değil de geleceğe ilişkin bir öneride bulunuyor. Enflasyon düşer ve faiz de düşerse sonradan enflasyon yeniden yükselişe geçerse faizi artırmak gerekir demek istiyor.
SilTeşkr ederim ama ben öyle demek istedgini düşünmüyorum ilk cvp nızdaki daha mantıklı ölçülen enflasyonun bu olmadgını ve risk içerdginin uyarısı gibi algıladım ben kişi başı milli gelirimiz gibi herşeyimiz yanlış çünki ilk düğme yanlış bunu son düğmeye ilk bulana kadar anlamamaya ısrar edecegiz belliki sonrası malum ya tek tek geri döneceğiz yada bu gömleğin ya modeli böyle diye pazarlayacagız:(
SilAdsız24 Şubat 2026 11:15 kardeşim, eski türkiye korkusunu orta ve ilerki yaş zihninden atamıyor. Valla ben eski türkiye yi mumla arıyorum özlemini çekiyorum kardeşim, 25 yıl boyunca dolar bazında gelirim sürekli düşmüş. Şimdi emekli oldum iyice düşmüş. Doktorum stajer öğrenciyken hem çalışıp hem okuyordum 5 asgari ücret maaş alıyordum, 2007 göreve başladım 10 asgari ücret alıyordum 20 yıl doktorluk sonunda düşe düşe 4 asgari ücrete kadar doktor değilken aldığım maaşın bile altına düşmüşüm. Şimdi bir de emekli olarak 1 asgari ücrete düştüm. Ben nasıl Eski Türkiye nin hasretini ve özlemini çekmeyeyim.
Silgerçekleri dile getirmiyor kimse. kaçak yapılaşma ve çok kolay servet edinenler arsa vs çok var çevremde. emeklilerin cahil dersinizde çoğu gurnazca para politikası gevşemeli evimiz 12 kat arttı neden 30 kat artmasın diyor. faiz günah ama rant çok sevap diyorlar
YanıtlaSilenflasyon lobisi rant lobisi temeldir
yağmacılık kültürdür teşvik edilir. toprak reformu yapılmadı tarımsal araziler yağmalandı
Hukuk
YanıtlaSilAma bu tür çaresizliği de bir öğreten var. Bireylerin bunun farkında olmayıp kaderine razı olmalarında genetik unsurlar devreye giriyor. Son 25 yılda çaresizlik alıştırmaları hız kazandı. Eğitim şart diyeceğim ama eğitimin durumu da içler acısı.. Yazınız için sağolunuz..
YanıtlaSil🙏
SilSorunuzun cevabı olarak, tümü birbirleriyle bağlantılı olmalarıyla birlikte, bireysel gelişimimizin farkındalığında olmayışımız diye düşünüyorum
YanıtlaSil👍
SilŞimdi herkesin herşeyden haberi var. Devir değişse de insanlar aynı. Ya sukredici ya da nankör insanoğlunun durumu ve konumu bu.
SilDoğru tespitler için teşekkür ederiz Mahfi bey.Toplumda farkındalık yaratması dileğiyle!
YanıtlaSilSağ olun.
SilArabayı bakıma götürmüştüm. Sohbet sırasında tamirci: ''Akp'den ben de memnun değilim ama ne yapalım başka oy verecek parti yok ki.'' demişti. Ne diyeceğimi şaşırdım ve öğrenilmemiş çaresizlik içinde başımı sallamakla yetindim. Cehalet karşısında insan aciz kalıyor bazen.
YanıtlaSilBrçok kez karşılaştığımız örneklerden birisi.
SilMustafa Bey AKP'den menun degil ama caresizlik var ..Cehalet dedigizin yerde bizi aydinlatirmisiniz. Yerlilik orani son 20 yilda %20den %80 e gelen bir milli savunma sanayi var. Bir cok konuda AKP de kabul ediyor yeterl olmadigini. Bizde birey olarak tamirci arkadas gibi daha iyisini istiyoruz hem vatanimiz hem kendimiz hem de cocuklarimiz icin. Bizi bu cahillikten kurtarin lutfen kim var alternatif acaba.
SilHepsinde
YanıtlaSilHocam , herkese açık blogunuz için teşekkürler . Yorulmadan takip ediyoruz.
YanıtlaSil🙏
SilTeşekkürler. Müthiş hafıza. Eğer yoksa. Geleceği niz. Yoktur. U. Eco.
Sil1994 tansu çiller ekonomi krizi, 2001 bülent ecevit ekonomi krizi, 2022 tayyip erdoğan ekonomi krizi, türkiye ekonomisinin son 40 yılında, öğrenilmiş çaresizliğin adımları ve sonuçları olabilirmi hocam.
YanıtlaSilOlabilir.
SilMahfi hocam son günlerde yazılarınız psikolojiyle dahada bir keyif veriyor.Son romanınız psikoloji üzerine mi hocam.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilBir roman çalışmam var ama çok yavaş gidiyor. Psikolojik bir roman değil, öncekiler gibi kara roman.
SON YILLARIN DEVRİMİ,YAPAY ZEKA. HOCAM SİZE UFAK BİR SIR VEREYIM. YAPAYIN TERSİDE YAPAY.........
YanıtlaSil😀
Silİzmir halkının yıllardır çektiği su kıtlığı, çöp atıkları, bozuk yollar, izmir körfezinin pis kokusu, imar rantıda , belediye başkanlığı için, 40 yıldır aynı partiye oy vermekte, öğrenilmiş çaresizliğe bir örnekte olabilirmi hocam. Bunuda yazınıza ekleyebilirmisiniz MAHFİ HOCAM.
YanıtlaSilBu dediğiniz biraz daha farklı. İzmir'deki olayın gerçekten bir beceriksizlikten mi yoksa iktidar partisiyle İzmir'de kazanan partinin farklı olmasından mı kaynaklandığını ancak iktidar partisi seçimi kaybederse anlayabiliriz.
SilÇok doğru ve yerinde bir tesbit.. yurt dışından alınacak kredilerin bile önünü kesen, yeni baraj yapımına izin vermeyen bir tutum var maalesef
SilMaalesef.
SilFenerbahçenin son 15 yılıda öğrenilmiş çaresizliğe örnek olabilirmi
YanıtlaSilOlabilir ama 15 değil de 11 yıl sanırım. Tıpkı bir zamanlar Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi yenememesinin sınav sorularına girmesi gibi bir şey.
Silfenerlisiniz sanirim saygideger hocam :)
SilSorgulayan zihinler. Doğru yolu bulmak sormaktan, sorgulamaktan geçer. Toplum olarak benim gördüğüm kişisel veya toplumsal farketmez kimse kendi içinde herhangi bir şeyi sorgulamıyor.
YanıtlaSilKimse kendi çabası ile yön bulmaya çalışmıyor.
Benim en büyük üzüntüm gelecek için en büyük kaygım budur.
Maalesef öyle.
SilTürkiye henüz ekonomik krize girmedi şu an fragman 1-2 yıl içerisinde patlar.
YanıtlaSilKriz eskisi gibi toplumun tümünü aynı anda ve benzer şekilde etkileyen bir yapı olmaktan çıktı. Mesela an itibarıyla toplumun yarısına yakını bir ekonomik kriz içinde. Dörtte biri krizden çok uzakta. Dörtte biri de biraz sıkıntılı. Nerede olduğumuza bağlı olarak durum değişiyor.
SilAynen Hocam bu dediğiniz tespite yüzde yüz katılıyorum. Hatta toplumun yarısı dediginiz kesim için bile kriz tabirinden ziyade sıkıntı demek daha isabetli olacaktır
SilÖğrenilmiş çaresizlik her alanda giderek derinleşen haksız rekabetin bir sonucu. Haksız rekabetin sebepleri arasında particiligʻin yanın,da hemşericilik ve aşiretçilik de var. Şirketler ve insanlar iş piyasasında ve işgücü piyasasında hemşericilik ve aşiretçilik sebebiyle de haksız rekabete uğruyor. Aşiret şirketi kamu kurumlarında yemek ihalelerini alıyor. Bazı çantacı müteahitler, Yeni kurulmuş finansal, teknik ve insan kaynakları açısından yetersiz inşaat şirketlerine müteahitlik yapım ve yıkım grubunda 1 hafta 10 gün içerisinde müteahit yetki belgelerinde 2,3 seviye yetki arttırmı yapıyor bürokrasideki hemşeri ağlarını kullanarak Bakanlık vasıtasıyla. Bunlar hep haksız rekabet örnekleri. Haksız rekabete uzun süre maruz kalan şirketler ve insanların büyük bir coğunluğu öğrenilmiş çaresizlik yaşıyorlar.
YanıtlaSilHalkın iradesini "öğrenilmiş çaresizlik" gibi pasif bir boyun eğişle açıklamak, toplumsal rasyonaliteyi eksik olarak değerlendirmek olduğunu düşünüyorum. Bana daha çok, davranışsal finansta merkezi bir yer tutan "anchoring" (çapalama) etkisinin siyasette görülmesi olabilir. Seçmen, 2002-2013 yılları arasındaki görece yüksek büyüme ve refah dönemini zihninde bir referans noktası (çapa) olarak belirlediğini düşünüyorum. Böylelikle, bugünkü ekonomik memnuniyetsizliğe rağmen, "kim düzeltir?" sorusuna verilen yanıt, mevcut alternatiflerin belirsiz vaatlerinden ziyade, o çapa döneminde öyle ya da böyle rüştünü ispatlamış olan bir lidere yönenelmektedir. Kimisi için savunma sanayi kimisi için de togg gibi örnekler ise seçmenin güven çıpasına destek oluyor. Bana göre halkımız, bir umutsuzluk sarmalında olduğu için değil; geçmişteki görece somut başarıyı geleceğin tek güvenilir referansı olarak kodladığı için mevcutu "en rasyonel seçenek" olarak değerlendiriyor. Bu durumda, umut ve güven veren bir alternatifinde karşılarına çıkmaması etkili olmuş olabilir. İyi günler hocam.
YanıtlaSilYazınızın sonuç kısmı çok güçlüydü teşekkürler hocam. Ülkemiz her yönüyle bağımsız olduğu oranda çaresizlikten uzaklaşacaktır diye düşünüyorum.
YanıtlaSil🙏
SilBence en çok siyasette çaresizlik içinde hissediyoruz toplum olarak, bazı arkadaşlarım dünyadan da örnekler vererek dini kullanarak iktidara gelen hiç bir yönetimin bir daha gitmediğini, gönderilemediğini söylüyor, ben o görüşte değilim, hâlâ demokrasiye inanıyorum veya inanmak istiyorum, bazıları da ortaya güçlü bir alternatifin çıkmadığını ve çıkamadığını veya çıkmasının bir şekilde önlendiği ve bu sebeple çıkamayacağı görüşünde, o nedenle çaresizlik içinde hissediyor, oldukça büyük bir kesim de şu anki yönetimin mevcut içinde en iyisi olduğunu, iyi bir alternatif çıkarsa fikrini değiştireceğini söylüyor, bu da sanırım bir başka çaresizlik hissiyatı. Bütün bu kesimler öğrenilmiş çaresizliklerine bir kılıf uydurmak için böyle düşünüyorlar, böylesi daha kolay geliyor sanırım. Dışarıdan rahat koltuğunda oturup sadece bir şeyler yapmak isteyenleri küçük görmek, yanlışı benimseyerek içselleştirmek, bunlarla savaşan ve doğru şeyler yapmaya çalışanları ise acımasızca eleştirmek oldukça konforlu, risksiz ve zararsız tabi..
YanıtlaSilMahfi bey , yaziniz icin tesekkurler.Ogrenilmis caresizlikten cok duzenin devamini isteyenlerin zaten iktidarin organik bir bileseni oldugunu dusunuyorum. Su anda 4.5 milyon aile Turkiye'de yardim aliyor Bireysel insan sayisi 20 milyon , 5 milyon ustunde de kamuda calisani var, yuzbinlerce de savunma sektorunden, ulastirmaya, telekom sirketlerine, kayyum atanan sirketlere yerlestirilmis insanlar var . Toplam 25 milyona yakin insan bu iktidarin su anda organik ortagi. Hallerinden sikayet etseler de bir degisim isteyecek durumda degiller. Degisim olsa , liyakat gelse bir cogu o havadan girdikleri isleri kaybedecek, yardimlari kesilecek. O yuzden su anda 1% bile zam alsalar, 1 paket makarna bile alsalar mirildanip duzenin devamini isteyecekler. Onlarin ogrenilmis bir caresizligi yok, bilincliler herseyin de farkindalar.
YanıtlaSilAslında bütün bu yazdıklarınız öğrenilmiş çaresizliğin örnekleri. Devletten yardım alarak geçinen aileler daha iyi bir yönetimde yardım almadan geçinebileceklerini düşünemiyorlar.
SilMahfi bey, ufuk açıcı yazınız için teşekkür ederim, 20 ve 25 yıl fakirlik kısır döngüsünü kıramamış insanlar için öğrenilmiş çaresizlik denenmiş, ve kanıksanmış çaresizliğe dönüp kabule dönüyor, toplum için zor dönemler güçlü liderler çıkarır tezi bizim içinde geçerli olurmu acaba, selamlar,
SilMahfi Eğilmez25 Şubat 2026 10:52
SilAslında bütün bu yazdıklarınız öğrenilmiş çaresizliğin örnekleri. Devletten yardım alarak geçinen aileler daha iyi bir yönetimde yardım almadan geçinebileceklerini düşünemiyorlar. Hocam yardım almadan çalışarak ve haklarını alarak geçinmek istediklerini nereden çıkardınız ki?? Toplumsal olarak çalışmak yerine (çünkü sistem çalışanı cezalandırıyor, daha çok çalışanı daha çok cezalandırıyor) toplumda çalışıp üretmek ve hakkını istemek yerine, çalışmadan yan gelip yatarak boğaz tokluğuna sadaka ve cülusla yaşamaya öylesine alıştılar ki. Hiç çalışmadan yan gelip yatarak bedavadan boğaz tokluğuna yaşamak bilinçli olarak tercih ediliyor. Ha bu sistem nerede patlar, çaresizliği öğrenmiş çalışan insanlar çalışmayı bırakmaya başlar (ki öyle de oluyor) işte o zaman çalışandan çalarak bedavacılara akan makarna da azalmaya başlar, şimdi olduğu gibi.. Bu sosyal adalet değildir, tam tersine bu seçim kazanmak ve koltuktan kalkmamak uğruna populizm ve sosyal adaletsizliktir. Biri bana 5 kat prim ödeyenle hiç prim ödememiş veya asgari ödemiş iki kişinin nasıl aynı emekli maaşı aldığını açıklasın? Biri bana üniversite mezunu birinin, 15 yaşından beri çalışan bir başkasıyla nasıl aynı asgari ücreti aldığını açıklasın? Bunun neresi sosyal adalet? Bu sadaka kültürüdür, bu cülus ve populizmdir. Sonuda Arjantin gibi felakettir. Çevremde dünyada sosyal refah düzeyi olarak benim ülkemi sollamamış ülke kalmamış. Bundan kurtuluş yok hocam, bir ülke bu kadar uzun zaman tek bir adamla yönetilirse, bana göre bir daha iflah olmayacaktır. Saygılar.
İnsanlar, mevcut durum ne kadar kötü olursa olsun, değişimin getireceği "bilinmezlikten" korkarlar. Sosyolojide bu, "Tanıdık cehennem, yabancı cennetten evladır" mantığıyla işler. Kişi mevcut ekonomik dar boğazı kanıksamıştır (adapte olmuştur), ancak yeni bir yönetimin neler getireceğini (veya neleri götüreceğini) rasyonel olarak hesaplayamadığı için mevcut olana tutunur.
YanıtlaSilDoğru.
Silbu dediğiniz doğru olsaydı bilinmezlikden korksaydı anayasa değişikliğine çoğunluk oy vermezdi
SilAslında bu sorunuz öğrenilmiş çaresizliğin tam karşılığı.
SilMahfi bey, bunları size karşı çıkmak için yazmıyorum, lütfen darılmayınız, lütfen gücenmeyiniz.
YanıtlaSilÇevremde, söylediklerimi anlayacak kimse yok; çünkü neredeyse hepsi "dik burunlu", sadece kendi hayatlarının "en doğru olduğu"na inanıyorlar, eleştiriye hiç ama hiç tahammülleri yok!
Martin Seligman'ın "öğrenilmiş çaresizlik" kavramıyla ilk kez "2007"de tanıştım.
Üniversiteden henüz mezun olmuştum, mezuniyetim Türkiye'de enflasyonun yükselişe geçtiği kahredici bir döneme denk gelmişti; şirketler iş ilanları verirken daha seçici olmaya başlamıştı, ve pek çok şirket ilan vermeyi büsbütün bırakmıştı, gelecekte ne olacağı tamamen belirsizdi.
Tam bu sıralarda "15 Eylül 2008" günü Lehman Brothers'ın çöküşüyle "mortgage krizi" hızla yayılmaya başlamıştı; Türkiye'yi teğet geçtiği "iddia edilen (!)" kriz etkisini elbette hissettirdi, ve pek çok şirket zaten yeni iş ilanı açmaya isteksiz iken bu kez "mortgage krizi"ni kendi bozuk mali yapıları için bahane ederek iş başvurularıma olumsuz yanıtlar vermeye başlamışlardı.
"Kriz"in ağırlığı daha da artıyordu:
"2007" TÜFE enflasyon = % 8,39
"2008" TÜFE enflasyon = % 10,06
O dönem iş bulamayacağımı anlayınca, "öğrenilmiş çaresizlik" kuyusunun içine düşüp kaybolMAmam için Martin Seligman'ın makalesiyle (ve sonrasında kitabıyla) tanıştım. Vaktimi değerlendirmek için "dil kursu"na yazıldım, ve İngilizcemi epey ilerlettim.
Hatırlarsanız o dönem; "Ergenekon ve Balyoz operasyonları" ile ülke gündemi çalkalanıyordu, ve hâttâ İlker Başbuğ'u köşeye sıkıştırmak için medyanın büyük kısmı sanki seferber olmuş, ağızbirliği yapmışçasına "karakter saldırıları" yapıyorlardı...
Bu debdebeli dönemde, "öğrenilmiş çaresizlik" konseptinin Türkiye'de yaşananları izah etmek için yetersiz kaldığının farkına vardım!
Şu sonuca ulaştım:
"Ahlâk" kelimesinin anlamını; biz, toplum olarak çok sınırlı kabul ediyoruz, yıllarca böyle alışmışız!
"Ahlâk" kelimesini; kadınların başörtüsü giyip / giymediğini sürekli test ederek yaşayıp gidiyoruz...
"Ahlâk" kelimesini; genç kızların mini etek giyip / giymediğini sürekli test ederek yaşayıp gidiyoruz...
"Ahlâk" kelimesini; kadınların estetik müdahale yaptırıp / yaptırmadığını sürekli test ederek yaşayıp gidiyoruz...
"Ahlâk" kelimesini; kadınların ahlâk yoksunu olup / olmadıklarını sürekli test ederek yaşayıp gidiyoruz...
Yani; bizim toplumumuzda "ahlâk" kelimesi, daima ama daima "kadınların davranışları" ile izah ediliyor, ötesi yok!
________________________________
"Liyakatsizlik var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Yolsuzluk var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Evrakta sahtecilik var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Ahbap ≈ Çavuş torpili var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Hırsızlık var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Karakter saldırıları var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
"Hukukun üstünlüğü var mı? / yok mu?" sorusunu sormak; "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
Bunlar gibi alanlarla ilgili sorular sormak; bizim toplumumuzda "ahlâk" kelimesinin anlamı içinde kabul edilmiyor!
Bu girdaptan nasıl çıkacağız, hiçbir fikrim yok...
SilPanik yapma,doğrudan karşı koyma,akıntıya karşı yüzmeye çalışma.
Girdabın merkezinden uzaklaşacak çapraz veya yanlara doğru yüz.
Dibe çekerse akıntının yönüyle birlikte hareket edip kenara çıkmaya bak.Girdaplar genelde merkezden uzaklaştıkça zayıflar.
Yanıt - yorum süper.
SilReçete gibi yorum..
SilHocam dinamik süreçler nasıl gelişecek?
YanıtlaSilHer türlü süreç toplumsal destekle gelişir. Desek yoksa gelişmez.
SilÖğrenilmiş çaresizliğe self-punishment diyebilir miyiz? Fenerbahçe'nin her sene stratejik hatalar yapıp, kendi kendini cezalandırması gibi.
YanıtlaSilFenerbahçe'nin durumu öğrenilmiş çaresizlikten çok ders çıkarılmamış hata gibi duruyor.
SilHocam yine super bir yazi!
YanıtlaSilOlguyu aciklarken cok guzel sekilde parçadan bütüne gelmissiniz :)
Seviyorum hocam sizi, eksik olmayin.
🙏🙏🙏
SilHocam yorumlarınız, analizleriniz çok iyi. Yazılarınız ufuk açıyor, öncellikle bundan dolayı size teşekkür ederim. Sorunuza geçtiğimde siyaset, ekonomi, hukuk, kişisel alanlarımızın hepsinde çaresizlik hissediyoruz. Ancak bana göre en baskını hukuk. Çünkü toplumsal normları, bireysel alanlarımızın hepsini hukuk inşaa ediyor. Liyakatlı bir hukuk sistemi topluma, bireye güven de verecektir. Dolayısıyla ekonomi, siyaset hatta sağlık hizmetleri pozitif etkilenirken, bireysel olarak biz de kendimizi uçurumun kenarında görmemiş olacağız.
YanıtlaSilSaygılarımla.
(a.z)
🙏🙏🙏
SilHarika bir yazı, işte entelektüel olmak böyle bir şey... Keşke sizin gibi analiz ve sentez kabiliyeti olan kişiler ülkeyi yönetse!
YanıtlaSilE) Hepsi
YanıtlaSilHocam bizde de var bi öğrenilmiş çaresizlik. Dışarıya çıkamıyoruz, karizmatik değiliz diye.
YanıtlaSilhttps://img.dunya.com/rcman/Cw1280h720q95gc/storage/files/images/2025/02/25/mahfi-egilmez-mw8b_cover.png
şu adama rekabet kurumu ceza kesmeli. insanlar birbirini kıyaslayıp depresyona giriyor hocam... bu adam yüzünden dışarı çıkamıyoruz. gözlük takıyoruz, yine olmuyor.
Sülün Osman mahkeme de hakime şöyle söylüyor; ben hiç bir namuslu vatandaşı dolandırmadım. Benden haksız kazanç sağlamaya çalışan üçkağıtçılari dolandirdim. Bence bizim ülkemiz insanıda böyle. Haksız kazanç elde etmek istiyor. Sülün de kim siz bulun artık.
YanıtlaSilYazınız için teşekkürler hocam.
Değerli hocam, başlığı görünce konu Fenerbahçe zannetmiştim. Şıklara Fenerbahçe'yi de ekleyelim derim. (erkek futbol şubesi için tabii)
YanıtlaSilBenim sevdiğim güzel ifade ile "eee bu yazı kafa açıyor."
YanıtlaSilBahsettiğiniz aklın dumura uğradığı baskı halini toplumun her yerinde tam anlamı ile her şeyinde görebiliriz.
Bence bu hastalıklı bir haldir. Yani konu dışı ama bir zamanlar Osmanlıya denilen "Hasta Adam" lafını ben artık farklı düşünmeye başladım.
O kadar hastayız ki durumu "normal" görüyoruz. Normal görüyoruz çünkü herkes hasta.
En basit yaygın örnek. Çocuk, evde şiddet, okulda şiddet, toplumda şiddet, askerde şiddet, işyerinde şiddet. Kişi etkili ve yetkili olunca mekanizmanın başına o da geçiyor kısır döngüye o da başlıyor.
Yani bu durum kolaycılık, içgüdüsel, FEODAL bir tutum.
Bunun panzehiri AKILdır. O da dumura uğradığı için durum vahamet arzediyor.
Sanki bahsettiğiniz duruma düştüm ama malzeme bu ...
++++
Şimdi buradan sonrası biraz konuyu uzatmaya giriyor ama şimdi aklıma geldi paylaşmak istedim.
Yıllar önce Siyaset Meydanı diye bir program vardı. Bazen çok gürültülü tartışmalar olurdu. Yine bunlardan biriydi. Hiç unutmadığım, bana ilginç gelen bir an hatırlıyorum.
Konu 12 Eylül 1980 ve topluma etkisi vs. Bir sosyolog adını hatırlayamayacağım. 12Eylül için hatırladığım kadarı ile şöyle bir şeyler söyledi. Toplumların ilerleyişi insanlar gibi kendine has yanları vardır. Biz durarak ilerliyoruz, bir reflekse sıçrama hareketi yapan bir toplumuz. 12Eylül de... demeye kalmadı. Konuyu sulandırmak, hafife almak vs ile suçlandı ve susturuldu.
Halbuki sayın sosyolog çok iyi gidiyordu. O yaşlarda bana çok ilginç ve çarpıcı bir bilgi olarak geldiği için dikkat kesilmiştim. Pek anlamamıştım ama şimdi o sayın sosyoloğa çok hak veriyorum.
Tarihsel süreçlerimizi de incelediğimizde durum gerçekten böyle. Sıçramalarla ilerliyoruz.
Yani... yani derdin ucu derinde.
Kesinlikle kendi bireysel gelişimimiz çok kötü.. Zaten bu olsa diğer sorunlarda azalır. Birçok kişi doğruyu bulmak yerine bırakın yalan haberlere bakmayı yalancı trollere inanıyorlar.. Açıp bu doğru mu diye bakmaya bile luzüm görmeyen bir toplum var. Maalesef bunların sayısı hiçte az değil..
YanıtlaSilHocam, cok guzel bir yazi, tesekkur ederim. Cok kucuk bir nokta, ilk cumleyi ben "Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştirmeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan BIR kavramdır." diye okuyorum. Su an iki kavramdir diye yazili eger ben yanlis anlamiyorsam. Bu notu silebilirsiniz. Yazilariniz icin cok tesekkur ediyorum. Saygilarimla
YanıtlaSilHaklısınız. Yazıyı ilk yazdığımda giriş cümlesi "başarısızlık sendromu ya da öğrenilmiş çaresizlik" şeklinde başlıyordu ve o nedenle iki kavramdır diye bitiyordu. Sonradan fazla da anlamlı olmayacağı için başarısızlık sendromunu metinden çıkardım ama orası yine iki olarak kalmış. Düzelttim, teşekkür ederim.
SilYönetimi sorgulama, sandıkta değişim yapma, sorumluluğu dış güçlere atma ve adalet arayışında ‘kader’e hapsolmuş bir toplum yapımız var maalesef. Eğitim şart, hocam…
YanıtlaSilBugünkü yazınızın altına bir okur demiş ki: ‘Siz yazıyorsunuz, biz okuyoruz; değişen bir şey olmuyor.’
İşte bu, tam o çaresizliğin özeti. Ama hâlâ umudum var: sizin o okura verdiğiniz cevapta dediğiniz gibi; "Biz bize olmamız yeterli" Sizin gibi değerli hocalarımızın ışığında bilinçlenir, eğitimle donanırsak bu zinciri kırarız. Değişim bizden başlar. Ben inanıyorum, devam edin hocam!
Ülkemizin içinde bulunduğu durumu Öğrenilmiş Çaresizlik tam olarak açıklamıyor. Çaresizlik öğrenilmiş veya deneyimlenmiş yada hakedilmiş olsun, insanlar ihtiyaçlarını karşılayacak yol ve yöntemleri bulduğu sürece şikayet etmezler. Nihayet, başka ülkelerde bunca yıldır işlenen sosyal ve ekonomik cinayetlerin bin de biri hükümeti çoktan değiştirirdi.Oysa hala %30 oy aldığına göre, desteklemeye değer bir kayıtdışı, meşru olmayan menfaat zinciri var ki destekliyorlar. Gerçekten aç, açıkta, barınamayan , ısınamayan bir insan uzun süre sağlıklı kalamaz, ruhen veya bedenen hasta olan insanlar da isyan etmekten ve etrafına yansıtmaktan çekinmezler. Propogandanın sebep sonuç illiyet bağı ilişkisini yamulttuğu doğrudur. Fakat hiç kimse aptal değil. Aptal gibi hareket edenlerin duygusal bir sebebi olmalı. Burada bilimle din arasındaki kolerasyon, akılla duygu arasındakiyle aynıdır. Ülkemizde son 25 yılda insanlarımızın akıllarıyla oynadılar, her geçen gün daha fazla insan ergenlik çağına rücü ediyor, önemli kararlarını akılla değil, duygularıyla veriyor.
YanıtlaSil