GSYH Nasıl Böyle Yükseldi?
Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 büyüdüğü açıklandı. Potansiyel büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 5’in altında. Buna karşılık, dalgalı bir yıl için makul sayılabilir.
Sektörel dağılıma baktığımızda işler
karışıyor: Tarım ve hayvancılık yüzde 8,8 küçülmüş. Aynı dönemde gıda fiyatları
artmış. Arz yasasına göre bir malın arzı talebi karşılayamazsa fiyat yükselir.
Bu nedenle tarımdaki küçülme ile gıda enflasyonu arasındaki bağ şaşırtıcı
değildir. Hava koşulları etkili olabilir; ancak esas sorun uzun süredir biriken
yapısal eksikliklerdir. Sanayi yüzde 2,9, inşaat ise yüzde 10,8 oranında büyümüş.
Tarımın küçüldüğü, sanayide kapasite kullanım oranının düşük kaldığı, buna
karşılık inşaatın çift haneli büyüdüğü bir ekonomi, büyümenin niteliği
açısından soru işareti taşır. Kapasite kullanım oranları ve sanayi üretim
endeksi zaten bu zayıflamayı önceden işaret ediyordu.
Şimdi gelelim verilerin
arkasındaki gerçekleri değerlendirmeye. Bunu bir tablo üzerinden yapalım
(tablo, TÜİK verileri kullanılarak tarafımızdan hazırlanmıştır):
2024’te GSYH nominal olarak yüzde
64,6 artmış. 2025’te artış yüzde 41,3. GSYH zımni deflatörünü arındırdığımızda
büyüme oranları sırasıyla yüzde 3,3 ve yüzde 3,6 oluyor. Teknik olarak tutarlı
bir görünüm var. Asıl dikkat çekici olan dolar cinsinden GSYH: 2024’te dolar
bazında artış yüzde 18. 2025’te de yüzde 18. Reel büyüme değişiyor, deflatör
değişiyor ama dolar bazındaki artış oranı değişmiyor.
GSYH Türk Lirası cinsinden ve
cari fiyatlarla hesaplanır. Sonra ortalama kurla dolara çevrilir. Eğer
enflasyon kur artışının üzerinde kalırsa, yerli para reel olarak değer kazanmış
görünür. Son dönemde yüksek faiz politikası ve sermaye girişleri kur artışını
sınırlarken, enflasyon görece yüksek kalmış ve bunun sonucu olarak dolar cinsinden
GSYH hızla artmış görünüyor.
Burada kritik soru şudur: Bu
artışın ne kadarı üretimden, ne kadarı fiyat-kur ilişkisinden kaynaklanıyor? Dolar
cinsinden GSYH’de iki yıl üst üste aynı oranda artış oluyorsa bu durum büyümenin
kaynağına dair tereddüt yaratır. Eğer kur enflasyonun gerisinde kalmaya devam
ederse, dolar cinsinden büyüklük artışı sürebilir. Fakat bu artışın refaha bire
bir yansıması söz konusu olmaz.
Aslında mesele tam da burada
düğümleniyor: Kurla büyüyen ekonomiyle üretimle büyüyen ekonomi aynı anlama
gelmez. Asıl soru şudur: Büyüyor muyuz,
yoksa yalnızca daha büyük mü görünüyoruz?
Bu durum, yıllar önce izlediğim Tanrılar
Çıldırmış Olmalı II filmindeki bir sahneyi hatırlatıyor. Sırtlan tarafından
kovalanan çocuk, bulduğu bir ağaç parçasını başının üzerinde tutarak kendisini
olduğundan büyük göstererek bir illüzyon yaratır. Sırtlan duraksar.
GSYH’deki bu hızlı artış eğer üretim
ve verimlilik artışıyla desteklenmiyorsa, sadece ölçü biriminin yarattığı bir
büyüklük etkisi olarak kalır.
Once gayrimenkul fiyatları ve kiralarında dolar bazında 3 katına varan artışlar yaşandı. Sadece bu sektör üzerinden yaratılan sermaye ve gelir artış etkisi 2-3 trilyon dolar. Bu sektörlerden etkilenen restaurant, berberler vs. gibi sektörler benzer fiyatlarla hizmet vermeye başladı.
YanıtlaSilAltındaki fiyat artışını herkes görüyor fakat asıl en büyük gelir artışı etkisi ve servet tranferini kimse görmüyor. Bu kadar ahlahsız bir transferin olduğu yerde sayılar anlamsız
Servet transferi ne demek? "Artık başkaları da zengin olabilir" mu?
SilDemek istediğim para politikası yolu ile gayrimenkul fiyatlarının dolar bazında 3 katına çıkmasına sebep olarak ilgili sektörledeki fiyatları doğal olmayan yolla yükselterek bu sektörlerde yatırimı olmayan diğer kesimlerin gelir ve servetlerini göreceli düşürmek. Aslında ev aynı fakat bu artışın bedelini kiracı ve yeni ev alacaklar çok daha fazla bedelle ödemek zorunda kalır. Onların emeği ve serveti diğerlerine aktarılmıştır. Bundan açik da anlatamam.
SilBoyumuz uzamıyor yüksek topuklu ayakkabı giyiyoruz. Maalesef o topuklu ayakkabı da emanet. Bu emanet ayakkabı Allah göstermesin Kürecike bir füze gelirse. Emanetci anında ayakkabısını geri ister. Ondan sonra ayak yalın kaç kaça bilirsen. Kaçarken elimizden tutan olur mu ki acep?
YanıtlaSilKişi bası 18 bin dolar geliri çok bulanlar 2026 yılı sonunda muhtemelen kişi bası gelir 22 bin dolara çıktığında ne diyecek acaba?
SilBazıları size cambaza bak derken onlar yine aynı şeyi söyleyecek: "Enflasyonla kur arasındaki farka bak."
SilHocam yanıbaşımızda sizin de bir önceki yazınızda değindiğiniz Türkiye ekonomisine son derece ciddi etkileri olması muhtemel bir savaş çıktı, dolar diğer majör para birimlerine karşı sınırlı da olsa değer kazandı, TL ise dolar karşısında değer kazandı. Anlaşılan panik alımı olmadı, ki olmaması da güzel fakat bu işte bir tuhaflık yok mu?
Silİktisatta kur enflasyon kadar artar diye bir kural mı var? 2002 yılında dolar 1.67 kuruş idi 2008 yılında dolar 1 lira 1.13 kuruşa indi. O 6 sene zarfında enflasyon hep arttı ama dolar neredeyse yüzde 50 geri gelmişti. Benim bildiğim gelişen ülkeler döviz karşısında avantajlı konuma geçer. Yoksa yanlış mı biliyorum.
SilYanlış bilmiyorsunuz ama yanlış anlamışsınız sanırım. Çünkü sorun faizi yüksek tutarak kuru baskılamak.
Sil2013 yılında 1 trilyon dolara yaklaşan GSYİH'nin, dolar kurundaki yükselişler sonrası 2020 yılına kadar ekonomik büyümeye rağmen 700 milyar dolar seviyesine gerilemesi ne kadar doğruydu. Şuan ki yükselmeyi kurun sabitlenmesi sonucu GSYİH olması gereken yere gelmesi olarak görüyorum. Nominal GSYİH ile bir ülkenin ekonomisini karşılaştırmak pek doğru sonuçları vermez. En doğru ölçü birimleri genelde sabit ya da satınalma gücüne göre GSYİH'dir.
SilFaizi ne kadar yüksek tutuyorlar?
SilMahfi Hocam Merhaba,
SilGenç öğrenci bir iktisatçı olarak hocamın tavsiyesi ile yazılarınızı takip etmeye ve anlamaya çalışıyorum, öncelikle yazılarınız için teşekkür ederim. Kur yönetiminin ideali nedir tam olarak? Faiz gereğinden fazla tutularak, kur gereğinden fazla mı baskılanmakta? Ne ölçüde olmalı ve bunun yanı sıra neler yapılmalıdır?
Faiz, enflasyonun oldukça altındaydı sonra yükseltildi, öyle olunca Türkiye'ye carry trade ile döviz girişi oldu. Ayrıca yerli yatırımcılar da faiz alamadıkları dövizlerini bozdurup TL mevduata, fonlara ya da borsaya döndüler. Döviz bollaşınca kur baskılanmış oldu. Kur baskılanınca daha çok döviz bozduruldu. Bu denge devam ettiği sürece durum iyi görünür. Ne var ki bu tür yapay dengeler sürdürülebilir dengeler değil.
SilKuru sadece TL faizini yüksek tutarak baskılıyor değiller, yüksek faize rağmen herhangi bir sebepten ötürü döviz talebi oluşunca da kurun yüke gitmesine izin verilmiyor.
SilYazınız için çok teşekkür ederim. 👏
YanıtlaSil🙏
SilMahfi bey, mukayese ve irdelemeye dayalı yazılarınız için teşekkür ederim, normal şartlarda döviz kurunun gerçek enflasyon oranında arttırılması gerekmezmi ki hem anormal hesaplar ortaya çıkmasın ve ithalat ihracat değerinin üzerine çıkarak döviz borcu artmasın ve ülke rekabet gücü azalmasın selamlar,
SilMahfi bey, döviz kurunun enflasyon oranı kadar artmadığı ve aynı zamanda düşürüldüğü yıllarda bir milyon dolar getirip TL mevduata geçenler bir yıl sonra yüzde otuz sermaye artışı ve döviz faizi alarak çıktıkları yıllar olmuştu, son yıllarda ve önceki yıllarda selamlar,
SilMahfi bey, yıllar içinde giderek artan dış ticaret açığı, buna bağlı olarak cari açık artması ve dış borç stoğu büyümesi ve dövize ödenen faizler kartopu misali artması tesadüflere bağlanabilirmi, selamlar,
SilGeçmişte örneği yaşandı şimdi de benzeri tekrarlanıyor.
SilHiçbir şey tesadüf değil sadece yanlış ekonomi politikasının sonuçları.
Hükümetin en son eleştirilecek konusu kamu borçları. Türkiye bu konuda dünyanın en düşük borcluluk oranına sahip ülkelerin basında geliyor. Klavyesi olan konuşuyor.
SilDevletin iç ve dış borçları toplamı 14,3 trilyon lira.
Silyahu, borcun adını ödeme garantisine çevirince o borç olmaktan çıkmıyor. Faize kar payı diyen adamların borç için çözümü de zaten adını değiştirmek oluyor.
SilMahfi bey dış borç stoğu da gözden kaçırılan durum şudur, TL miz rezerv para değil, paramız abd doları ve Avrupa euro su olsa evelallah bir gecede parayı basar öderiz, velakin dolar basamıyoruz. Bu borçları ödemek için dolar kazanmak gerek klavyesiz kesime bunu anlatmakta zorlanıyoruz selamlar,
SilDevletin iç ve dış borçları toplamı 14,3 trilyon lira. Milli gelir en son 72 trilyon liraydı. Para birimimiz dolar değil biz dolar basıp odeyemeyiz diyen arkadaş Türkiye ne zaman borcunu ödemekte zorlanmıs ta siz bu ifadeyi kullanıyorsunuz?
SilTürkiye'nin borcunu ödemekte zorlandığı zamanı ben söyleyeyim size: (1) Menderes zamanında 1958'de Türkiye dış borçlarını ödeyemediği için moratoryuma gitti. (2) 1980 öncesinde dış borçları ödeyemediği için 24 Ocak kararları alındı ve Türkiye Paris Kulübe gitti. (3) 2001 krizinin nedeni olmasa da sonucu dış borçların ödenememesiydi IMF imdada çağrıldı.
SilGeçmiş yıllarda Türk ekonomisinin moratoryum ilan ettiğini, her on yılda bir döviz bittiği için ekonomik krizler yaşadığını bir milyon dolar borç bulabilmek için rahmetli Özal ın el kapısında bekletildiğini bazılarının hafızasında canlı öldüğü malumdur, imf den borç almadan ekonominin çarklarının işlemediği çok yıllar yaşadı Türk halkı, selamlar,
SilMahfi bey, doğru ve kanıta dayalı bilgi için teşekkür ederim, rahmetli Turgut Özal ın finlandiyadan bir milyon dolar borç için kapılarda bekletildiğini hatırlarsınız sanırım, genç nesle geçmişi hatırlatmakta fayda var, selamlar,
SilHaklısınız bugün döviz sorunları gerilerde kaldı gibi ama çözümü daha zor sorunlarımız var artık: Hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik gibi en önemli üç temel taşımız bugün o günlere göre çok geriye gitti. Bunları toparlamak, kamu kadrolarına liyakatli insanları atamak öyle kolay değil.
Silşimdide borç bulabilmek için ekonomi yönetimi dünya turuna çıkıyor çokta değişen birşey olmamış okadar yıl boşa geçmiş
SilÇok doğru bakış açısı ve nokta tespitler kaleminize sağlık fevkalade güzel yazı hocam
YanıtlaSil🙏
SilTürkiye ekonomisinin gideceği yer servet transferidir. GSYH'nın yüzde 80'i nüfusun yüzde 20'sine transfer ediliyor. Pareto ilkesi (80-20 kuralı ) .
YanıtlaSilGelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu bir ekonomide (kabaca nüfusun yüzde 3-5’i büyük zenginlik içinde; 10-15’i ise iyi kötü geçinebiliyor, alım gücü sürekli düşmekte de olsa zamanında kenara koyduğu birikimler veya ortalama üzeri eğitimi sayesinde çalışmakta olduğu işten kazandığı görece iyi maaş sayesinde hala tatil yapabiliyor sinemaya tiyatroya gidebiliyor iken; kalan %75-80 ya açlık sınırında ya da karnı doysa bile modern hayatın bir çok imkanından uzak yaşarken) ilk saydığım 3-5 lik yüzdenin içindekilerle karar vericiler aynı kişiler ise servet transferi aradaki 10-15’lik “orta sınıf” tan büyük gruba yapılır. Bu da aslında hiçbir şeyi düzeltmezken çoğunluk tarafından desteklenir.
SilGSYH yükseliyor. Kişi başı milli gelir yükseliyor. Bizim alım gücümüz niye artmıyor? Anlatmışsınız ama bu her zaman böyle mi olacak? Sizin kur ve milli gelir tahmininiz nedir?
YanıtlaSilÇünkü GSYH gerçekte gösterildiği kadar yükselmiyor.
SilMahfi bey, merkez bankamız dövizi tutmak için sadece yüksek faizi kullanmıyor, bunun yanında döviz rezervlerini kullanıyor, geçmişte 128 milyar dolara tam bir açıklama gelmedi, yakın zamanda bir 60 milyar dolar rezerv hadisesi de acaba dövizi tutmak için kullanıldımı selamlar,
SilDolar kuru olmasi gereken adil değere yani 70 tl ve üzerine gelsin bakalım gsyh dolar bazında nasıl %40 geriliyor. Kişi başı gelir nasil 11 12 bin dolara geriliyor. Makro iktisadi tüm veriler yalan ve yanlıştir. Bunu küresel sermaye gayet iyi biliyor ancak saraydan vok memnun olduklari için dokunmuyorlar.
SilDolar 70 lira olsa ihracatın turizmin uçacak. Yine bugünkü rakamlara geleceksin. Niye böyle bir şey yapasın ki.
SilDolar 70 lira olsa GSYH 1.6 trilyon dolar değil. 1,1 trilyon dolar olur.
SilEğer Dolar 13 lira olsaydı Almanya'nın 5 trilyon dolarlık ekonomisini gecerdik.
SilSorular hep dönüp dolaşıp kur ne olmalı’ya geliyor.
YanıtlaSilSerbest piyasayı gerçekten serbest bırakabilecek güçte ülkeler için anlamlı bir soru değil ama Türkiye gibi ülkeler için gayet haklı bir soru .
Doğru kuru belirlemek çok kolay değil ama ülkenin ciddi düzeyde cari açığı (=dövize ihtiyacı) olduğu gerçeğinden yola çıkarak mal ve hizmet ihraç eden sektörlerdeki işçilik, beyaz yaka, enerji vb ana maliyetler hedef rakip ülkelerle aynı yada olabiliyorsa onların altında tutabilecek bir kur doğru kur olacaktır diye düşünüyorum.
Peki nasıl hesaplayacağız ?
Yapay zeka devrinde doğru algoritmayı kurarak istenirse günlük olarak bile “rekabetçi kur” hesabı yapılabilir. ( yanlış anlaşılmasın her gün kuru buna göre ayarlayalım demiyorum, yapay zekanın gücünü vurguluyorum sadece )
Algoritmanın temelinde;
* otomotiv, tekstil, mühendislik hizmetleri, inşaat taahhüt vb döviz getiren veya döviz çıkışını engelleyen ana sektörler
* bu sektörlerin toplam döviz teminindeki ağırlığı
* kritik maliyet kalemleri ( mavi yaka, beyaz yaka, enerji , sektörel hammade vb )
* rakip ülke(ler) ve onların yukarıdaki maliyetleri
esas alınarak “ optimal rekabetçi kur”hesabı yapılabilir.
Hesaplanan kur her sektörü tatmin etmeyebilir ama ülke için en doğru kur olacaktır. Bazı sektörler için aradaki fark prodüktivite ve innovasyon ile kapanmak zorundadır ki bu da çok normal bir olgudur.
Bu önermeye göre önce optimal kur belirlenir, daha sonra döviz bazında ne kadar reel faiz verileceği politik bir karardır.
Şu anda tersi yapılıyor.
İhracat, otomotiv, rekabet, maliyet, kalite, yabancı ve yerli şirketlerin bakışı, prodüktivite vb vb kavramların içinde 35 sene yoğrulmuş olan emekli bir mühendisin görüşüdür. Düşüncemi ana hatlarıyla açıklamaya çalıştım.
Haddimizi aştıysak affola 🙏😊
Dövizi rekabetçi seviyede tutulur ise bütün sektörleri rekabetçi seviyede tutar, ekonomi bir günde bozulmayacağı gibi bir günde de düzelmez, rekabetçi seviye her an ve yıllarca sürdürülmelidir ki başarılı olabilsin selamlar
Silhocam yil sonu dolar tahmininiz nedir? :D
YanıtlaSilABD - İsrail - İran Savaşı çıkmadan önce 50 TL idi ama şimdi bu koşullar altında bir tahmin yapamayacağım. Çünkü savaşın ne kadar süreceği, Hürmüz Boğazı'nın ne kadar kapalı kalacağı konularında bir fikrim yok.
SilHocam eur/tl için bir öngörünüz var mıdır peki?
SilMahfi Hocam , altın bitcoin'leşiyor mu sizce? Bu anormal fiyat hareketleri neyi işaret ediyor?
SilYılsonu dolar 49 lira olur. 2 aylık sürecte 1 lira arttı ancak. Yani Mahfi Hocamız 50 lira demişti yine böyle bir rakam olur.
SilEkonomik parametreler ve bunlar üzerinden degişik sonuçlar çıkarmak sonsuz sayıda olabilir.Ancak az ve öz olarak sadece tek parametre herşeyi anlatabilir.Bir ülkedeki faiz oranı herşeyi açıklar:Eğer faiz düşük ise kur ve enflasyon yükselmiyorsa işler yolundadır yok faiz düşük olunca kur ve enflasyon fırlıyorsa işler kötüdür.Eğer faiz yüksek olmak mecburiyeti varsa işler kötüdür.İşlerin kötü olması ise hem kamu maliyesinin hem de hane halkı maliyesinin kötü olması demektir.Sonuçta faiz ekonomide tüm kötülüklerin anası degil ekonomide işlenen suçların cezasıdır.Nas varken dogru faiz günahtır ama politikacıların günah işleme özgürlügü maalesef toplumların cezalandırılmasına yol açıyor.
YanıtlaSilSaglık ve esenlikler dilerim.
Çok güzel özet, teşekkürler.
SilMahfi bey,
YanıtlaSil"Fatma Nur Çelik" isminde 3 kadının, bu ülke tarihinde öldürülmüş olması ve üçünün de aynı isme sahip olması, üçünün de aynı hazin sonla hayatının bitmesini nasıl açıklayabiliriz?
2012 yılında üniversite öğrencisi "Fatma Nur Çelik", tecavüz edildikten sonra katledildi.
2026 yılında bir tarikat şeyhi tarafından tecavüze uğrayan kızının hakkını aramak için adalet mücadelesi başlatan "Fatma Nur Çelik" ve kızı Zeytinburnu sahilinde ölü bulundu.
2026 yılında bir lise öğrencisi tarafından bıçaklanan biyoloji öğretmeni "Fatma Nur Çelik"in hayatının sonu da aynı oldu.
Bunları nasıl izah edeceğiz?
Bütün uyarılara, bütün belirtilere karşın suç işlenmesini önleyemeyen bir toplum haline dönüştük.
Sil85 milyonun içinde bu tür delilikler her zaman olur. ABD'de her yıl 20 bin kişi cinayete kurban gidiyor. Japonya'da her yıl 30 bin kişi intihar ediyor. Bunlar daha vahim rakamlar.
SilAdsız (4 Mart 2026 17:56)
SilTabi tabi, haklısınız.
İnsanlar "ölüyor", bu gayet normal bir şey.
Hayatta her şey ama her şey "istatistikî sayılar"dan ibaret zaten, haklısınız, ben bunu düşünemedim.
ABD'de her yıl 20 bin insan cinayete kurban gidiyormuşmuş...
Japonya'da her yıl 30 bin insan intihar ediyormuşmuş...
Türkiye'de 3 insanın ölmesini abartmaya gerek yokmuşmuş...
Siz bu kafayla devam edin Adsız (4 Mart 2026 17:56)...
hocam, "TCMB'NİN LİKİDİTE SENEDİ İHALESİNDE 19,33 MİLYAR TL'LİK SATIŞ GERÇEKLEŞTİ, ORTALAMA FAİZ YÜZDE 47,42 ".... buradaki faiz çok yüksek değil mi? bu ne anlama geliyor?
YanıtlaSilENAG'a göre enflasyonun altında bir faiz oranı bu.
SilENAG enflasyon yüzde 53 diyor. Devlet ise yüzde 47 ile borclanıyor. ENAG'a göre devlet para babalarını yine aynı şekilde bankalar mevduat sahiplerini sürekli kazıklıyor! ENAG'Iı savunanların bu duruma hiç sesi çıkmıyor.
SilO faizin dolar faizi olduğunu düşünürseniz kazığı yiyenin Türk milleti olduğunu anlayacaksınız.
SilBu ülkede devlet patronlar ve işçiler yıllardır dolar bazında hep yüksek kazanıyor. Bu durumda kim kimi kazıklıyor acaba!
SilHocam yukarıdaki bir soruya "Türkiye'nin borcunu ödemekte zorlandığı zaman" olarak 3 tarih vermissiniz. Dikkatimi çeken bu üç tarih arasında hep 21,5 yıl olması. Bu yalnızca bir tesadüf mü sizce yoksa populist politikaların bir ülkeyi tekrar batırmaları 21,5 yıl mı alıyor? Düsündügümüzde 2023 yılındada "Körfez Turu" olmasaydı 4. tarihte tam 21,5 yıl sonra olacaktı. Ne dersiniz? Saygılar.
YanıtlaSilÜlke ekonomilerinin belli aralıklarla krize girmesi normaldir. Batı dünyası da krize giriyor. Ama herkesin kriz algısı baskadır.
SilMahfi bey, bir sorum olacak, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamında döviz kurunu sabit tutulacağı dair belli sürelerle garanti verilebilirmi, böyle bir garanti cary tradeçilere büyük bir kıyak olurken, ekonomiye kötülük olmazmı, yoksa cary tradeçilerin risk algısına göremi şekillenir, teşekkür ederim,
YanıtlaSilGarantiye gerek yok, faiz dolar faizine dönüştüğü için bir çeşit garanti oluyor.
SilHocam TL’ye yüksek faiz vermek tek başına garanti olmuyor ki, oluyor mu? Faize rağmen risk algısı değiştiğinde gelen talebi de döviz satarak karşılaması esas garanti değil mi? Ya da şöyle mi düşünmek lazım; yüksek faiz vermesi otomatikman gelen talebi karşılayacağı anlamına mı gelir? Faizi düşürene kadar satışa da devam edecek diye mi anlamalıyız?
SilBunu birçok kez yazdım. Yalnız yüksek faiz vermek garanti olmuyor tabii. Ama verdiğiniz yüksek faizle ülkeye döviz geliyor ve Türkler de dolar hesaplarını TL'ye çeviriyorsa o zaman kur sabitleşiyor ya da en azından enflasyon kadar yükselmiyor. Öyle olunca o verdiğini TL faizi dolar faizine dönüşüyor. Enflasyon % 30, kur değişimi % 15 ise dolar faizi % 15 demektir. Ki bu dünyada başka yerde yok.
SilAma hocam sizin bu dediğiniz geçmişin analizi olarak doğru. Gelecekle alakalı açıktan verilmiş bir garanti yok, yani yüksek faiz devam etmesine rağmen dövize talep geldiği dönemlerde yüksek faiz sayesinde birikmiş olan rezervi kullanarak kurun artmasına izin vermeyeceğinin garantisini vermiyor. Şu veya bu sebeple eldeki rezerv yetersiz kalırsa kur artmasın diye faizi daha da yükseltmekten başka çaresi yok. Dolayısıyla dönem sonunda tekrar dövize geçmek isteyenler açısından ortada bir garanti yok (olması da zaten gerekli ve gerçekçi değil ayrı bir konu)
SilHocam kaleminize sağlık. Ben de İran savaşının patlak vermesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimle artan petrol fiyatlarını göz önüne alınca, içinden geçtiğimiz süreci "Yukarı Bak" (Up) filmindeki uçan eve benzetiyorum.
YanıtlaSilBildiğiniz gibi artan jeopolitik risklerle birlikte ülkedeki carry trade (sıcak para) hızla çıkış yaptı. Türkiye ekonomisini filmdeki o ahşap ev olarak düşünürsek; evi gökyüzüne kaldıran şey sağlam bir motor, kanatlar veya teknolojik bir altyapı (yani üretim, verimlilik ve yapısal reformlar) değil. Evin çatısına bağlanmış binlerce helyum balonu (kısa vadeli yüksek faiz arayışındaki sıcak para) sayesinde ev yukarı doğru çekiliyor. Dışarıdan, yani dolar cinsinden GSYH tablosundan baktığımızda ev göklerde süzülüyor, devasa görünüyor ve adeta "uçuyoruz".
Ancak kendi üretim motorumuz olmadığı için dış şoklara karşı tamamen savunmasızız. İran savaşı ve petrol krizleri gibi fırtınalar patlak verip yırtıcı kuşlar o balonlara saldırdığında (sıcak para kaçtığında), taşıyıcı kolonlarımız patlıyor. Evin kendi itici gücü olmadığı için balonlar azaldığı an, illüzyon bitiyor.
Yazınızda da vurguladığınız gibi, asıl soru ne kadar yüksekte göründüğümüz değil, o yüksekliğe neyle çıktığımız. Üretimle desteklenmeyen, taşıma balonla uçurulan bir ekonomi, fırtına çıktığında maalesef hızla düşmeye mahkum kalıyor.
Çok güzel bir benzetme.
SilGazetelere göre MB bu hafta 10 milyar dolar satmış. Benzetmeye monte edecek olursak evin uzun süredir kiracısı olan kişi tavanarasında oturmuş borç parayla satın aldığı helyum tüplerinden balon şişirerek bunları yırtıcı kuşların patlattığı balonların yerine koyuyor.
SilHocam elinize sağlık, şu anki kur politikasının sık sık sürdürülemez olduğunu söylüyorsunuz ama görünen o ki uzun bir süredir sürdürülüyor. Daha da sürecek gibi görünüyor. Bu konudaki görüşünüz nedir? Ne olursa yol bitecek? Veya ne kadar daha sürdürülebilir? Sürdürülemezligi biraz daha açıklar mısınız?
YanıtlaSil1980'lerde ve 90'larda Türkiye'de enflasyon % 50 - 80 arasındaydı. Türkiye bu durumu 2001 krizine kadar bir şekilde sürdürdü. Sonra sistem çöktü. Bazı durumlar vardır çökeceğini bilirsiniz ama ne kadar daha dayanacağını bilemezsiniz. Bu da öyle bir şey.
SilHocam siz ekonomik açıdan eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında bağ mı kurmaya çalışıyorsunuz arada sıklet farkı var. Oldu olacak Uganda ile İspanya ekonomisini de aynı potada eritip değerlendirme yapalım.
SilHayır onu yaparsak dünyaya da bakmak lazım. Dünya GSYH'si 20002de 35 trilyon dolardı bugün 125 trilyon dolar. Yani aynı sıklet farkı dünyanın her tarafında var.
SilBenim kıyaslamam hukuk, demokrasi, laiklik, liyakat, eğitim alanlarında. Biz oralarda inanılmayacak kadar geriye gittik. İşin kötüsü bu alanlarda geri gittiniz mi yeniden düzeltmeniz ekonomiyi düzeltmekten çok daha zor.
2002'de olacaktı tabii.
SilMahfi Bey, Hepimiz homo spiens değil miyiz? Bu ırk ve kavgalar neden? Teknik olarak hepimiz aynı türe mensubuz
YanıtlaSilNeden olacak insanoğlunun çoğunun önce kendisine karşı zalim olmasından.
SilBüyüyoruz ama nasıl? Örnek vermek gerekirse; sportif fit şekilde değil , obezite sorunları olan göbekli bir insan gibi büyüyoruz. Büyüdük mü büyüdük ama sağlıksız bir şekilde
YanıtlaSilMahfi Hoca; “İkame yatırımların, iktisadi büyümeyle ilgisi yoktur” diye bir şey okudum. Ör:Beş katlı bir bina yıksan, yerine yine Beş katlı bir bina koysan, büyüme sıfırdır.
YanıtlaSilŞimdi dünya kadar deprem konutları yapılıyor, ama eski yıkılan binaların yerine. Yukardaki örneğe göre, bu yapılan binaların büyümeye etkisi olmaması gerekir. Düşüncenizi merak ediyorum.