Piyasa Aldırmazlığı Teorisi

Tanım ve Çerçeve

Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ilk kez 2017 yılında tarafımızdan kavramsallaştırılmış olup[i] bireylerin sosyal, siyasal veya etik değerleri ile finansal çıkarları çatıştığında çoğunlukla ekonomik güvenliklerini korumayı tercih etmelerini açıklayan sosyo-ekonomik bir yaklaşımdır. Teoriye göre finansallaşmanın yoğunlaştığı modern toplumlarda bireyler ve kurumlar ekonomik çıkarlarını ve piyasalardaki kazançlarını ön planda tutarak ülkede yaşanan siyasal, hukuki veya toplumsal olumsuzluklara, değer kayıplarına ve krizlere karşı sessiz kalabilmekte, hatta zamanla bu durumu kanıksayabilmektedir.

Teori, davranışsal ekonomideki kayıptan kaçınma eğilimi, siyasal ekonomideki rasyonel ilgisizlik yaklaşımı ve kurumsal ekonominin kurumsal kalite vurgusuyla kesişen bir açıklama çerçevesi sunmaktadır.

Normal koşullarda belirli politika ve uygulamalara karşı tepki gösterebilecek bireyler ve kurumlar, ekonomik istikrarsızlık, kur şoku, yüksek enflasyon veya piyasa çöküşü ve bunlara dayalı olarak varlık kayıplarıyla karşılaşma endişesi nedeniyle eleştirilerini sınırlar ya da tamamen sessizleşir. Finansal güvenliğin korunması, zamanla kurumsal kaliteye, hukukun üstünlüğüne ve demokratik standartlara ilişkin kaygıların önüne geçmeye başlar.

Teori, insanların irrasyonel veya ahlaksız davrandığını iddia etmez. Tam tersine, kronik belirsizlik ortamlarında bireylerin kısa vadeli ekonomik güvenliklerini öncelemelerinin dar anlamda rasyonel bir davranış olduğunu savunur. Sorun, bireysel ve kurumsal düzeyde rasyonel görünen milyonlarca kararın toplu olarak uzun vadede irrasyonel toplumsal sonuçlara yol açmasıdır. 

Teorinin Temel Dinamikleri

Piyasa aldırmazlığının merkezinde, toplumsal değerler ile kişisel gelir, çıkar ve servetin korunması arasında oluşan psikolojik ve ekonomik tercih yer alır.

Bireyler siyasal kararları, kurumsal zayıflamayı veya yönetim sorunlarını açık biçimde eleştirebilir. Ancak teorinin temel iddiası, toplumun siyasal ve kurumsal gelişmelere verdiği tepkinin mutlak olaylardan çok, bu olayların bireylerin ekonomik refahı üzerindeki etkisine bağlı olarak şekillendiğidir. Ekonomik rahatlama siyasal duyarlılığı geri plana iter. Bireyler ve kurumlar bunu bir kez deneyimlediklerinde, piyasalardaki toparlanmanın kayıpları telafi edebildiğini görür ve zamanla eleştirilerini askıya almaya daha yatkın hale gelirler.

Bu davranış biçimi; zayıf kurumsal yapılara sahip, yüksek enflasyon ve kur istikrarsızlığı yaşayan, sıcak para akımlarına bağımlı olan ve beklentileri bozulmuş toplumlarda çok daha açık biçimde ortaya çıkar.

Bu koşullar altında bireyler için finansal güvenlik, soyut siyasal ilkelerden daha acil ve daha somut hedefler olarak görünmeye başlar. Böylece toplumsal refleksler giderek piyasa performansına bağımlı hale gelir.

Sonuç olarak kolektif bir duyarsızlaşma ortaya çıkar. Geçmişte uzun süreli etkiler yaratabilecek gelişmeler yalnızca kısa süreli piyasa dalgalanmalarına neden olur. Sert kırılmalar kısa sürede olağan kabul edilmeye başlanır ve toplum giderek anormal koşullara uyum sağlar.

Aldırmazlık Mekanizması

Teoriye göre piyasa aldırmazlığı birkaç temel mekanizma üzerinden işler:

1. Varlık Bağımlılığı

Bireyler finansal varlıklarının performansına ya da elde ettikleri kişisel çıkarlara psikolojik olarak bağımlı hale gelir.

2. İstikrarsızlığın Normalleşmesi

Sürekli krizler ve şoklar toplumun yeni gelişmelere karşı duyarlılığını azaltır. Bir dönem olağanüstü kabul edilen olaylar zamanla sıradanlaşır.

3. Kısa Vadeli Rasyonalite

Yatırımcılar ve ekonomik aktörler uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirlik yerine kısa vadeli kazançlara odaklanır. Anlık kârlılık, yapısal risklerin önüne geçer.

4. Kişisel Kayıp Korkusu

Bireyler ve kurumlar piyasalara zarar verebilecek siyasal veya toplumsal tepkilerden kaçınır, çünkü kişisel ve kurumsal finansal kayıp korkusu, sistemin genel bozulma kaygısından daha güçlü hale gelir.

5. Uyarlanmış Beklentiler

Toplum istikrarsızlığı zamanla içselleştirir ve beklentilerini aşağı çeker. Güçlü kurumlar talep etmek yerine belirsizlik içinde yaşamaya uyum sağlar.

Teorinin Beklentileri

Bir teorinin açıklayıcı gücü kadar öngörü kapasitesi de önemlidir. Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu toplumlarda aşağıdaki eğilimlerin birlikte gözlenmesini bekler:

1. Piyasa Performansı ile Toplumsal Tepki Arasında Ters Yönlü İlişki

Siyasal veya kurumsal sorunlar devam etse bile finansal piyasalar toparlandığında toplumsal eleştirilerin ve kamusal tepkinin zayıflaması beklenir.

2. Varlık Fiyatları Yükseldikçe Kurumsal Sorunların Geri Plana İtilmesi

Döviz kurunun istikrar kazanması, borsa ve gayrimenkul fiyatlarının yükselmesi gibi gelişmeler bireylerin kurumsal kaliteye ilişkin kaygılarını geri plana itebilir.

3. Ekonomik Kayıpların Siyasal Duyarlılığı Artırması

Aynı kurumsal veya siyasal sorunlar, ekonomik kayıpların yoğunlaştığı dönemlerde çok daha güçlü toplumsal tepkilere yol açabilir.

4. Kronik Belirsizlik Ortamlarında Uyum Davranışının Güçlenmesi

Sürekli ekonomik ve siyasal dalgalanmaların yaşandığı toplumlarda bireylerin ve kurumların olağanüstü gelişmeleri giderek daha normal karşılaması beklenir.

Teori ayrıca piyasa performansı ile toplumsal ve siyasal duyarlılık arasındaki ilişkinin ampirik olarak ölçülmesine ve farklı ülkeler arasında karşılaştırmalı biçimde incelenmesine olanak tanımaktadır.

Piyasa Aldırmazlığının Sonuçları

Kısa vadede piyasa aldırmazlığı finansal istikrarı destekleyebilir. Siyasal gerilimlere veya kurumsal sorunlara karşın piyasalar işlemeye devam eder, varlık fiyatları şoklardan sonra hızla toparlanır ve ekonomik aktörler sistem içinde kalmayı sürdürür.

Ne var ki bu davranış kalıbı uzun vadede farklı sorunlara yol açar.

Toplum kurumsal bozulmalara karşı duyarsızlaştıkça yapısal aşınma hızlanır. Hukukun üstünlüğü zayıflar, demokratik standartlar geriler, kurumlara duyulan güven azalır, gelir dağılımı bozulur, beklentiler bozulur ve toplumsal güven giderek aşınır.

Bu ortamda ekonomik istikrar da kırılgan hale gelir, çünkü sürdürülebilir büyüme uzun vadede güçlü kurumlara, öngörülebilir hukuka, toplumsal güvene dayanır. Dolayısıyla piyasaların görünen dayanıklılığı, daha derin bir kurumsal çözülmeyi gizliyor olabilir.

Teori, tüm bireylerin yalnızca ekonomik güdülerle hareket ettiğini iddia etmez. Tam tersine bazı dönemlerde ideolojik bağlılıklar, kimlik siyaseti veya toplumsal değerler finansal çıkarların önüne geçebilir. Buna karşılık kronik ekonomik kırılganlık ortamlarında piyasa davranışının baskın belirleyicisinin çoğu zaman finansal güvenlik olduğu gözlemlenebilir.  

Piyasa aldırmazlığı yalnızca ekonomik bir olgu değildir; aynı zamanda yurttaşlık değerlerinin giderek finansal hayatta kalma kaygısına tabi hale geldiği siyasal ve sosyolojik bir dönüşümdür. Zamanla toplum, kurumsal bozulmayı değiştirilmesi gereken bir sorun olarak değil, ekonomik istikrar uğruna katlanılması gereken kalıcı bir gerçeklik olarak görmeye başlayabilir. Bu noktada piyasa aldırmazlığı yalnızca bir ekonomik davranış biçimi olmaktan çıkar; kurumsal aşınmanın toplumsal olarak normalleştirildiği bir uyum mekanizmasına dönüşür.

 

Yorumlar

  1. Sevgili hocam ,
    Kavramınız bugün ülkemizdeki tüm vatandaşların aidiyetlik duygusunun dilde olduğunu , kalpte olmadığını anlatmak açısından çok iyi olmuş.
    Tabii anlayana.

    YanıtlaSil
  2. Emeğinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  3. Yazınız müthiş, teşekkürler.

    Sadece katkı yapmak istedim:

    "Post-truth (gerçek ötesi)" zihniyetin; sadece ülkemizdeki insanlarda değil bütün dünya insanlarında yarattığı "hissizleşme" durumu da, "piyasa aldırmazlığı" kavramınızın öğeleri arasında olabilir mi?

    Yani:

    Genel olarak insanlarda "neyin gerçek neyin yalan olduğunu birbirinden ayırtedemez hâldeyiz, hiçbir şey iyiye gitmiyor" ruh hâlinin yaygınlaşmasını; "piyasa aldırmazlığı" kavramınıza eklemeyi düşünür müsünüz?

    Not: Benim kelimelerim, ve ifade ediş şeklim bilimsel kıstaslara (ve terminolojiye) uygun olmayabilir. Siz daha makûl terminoloji ve bilimsel üslup ile yazarsınız diye düşünüyorum Mahfi bey. En nihayetinde; bilim insanı olduğunuzu unutmayalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu kavramlar bir yerlerde birbiriyle kesişiyor ama aynı şeyin farklı görünüşleri değil. Post Truth halinde insanların gerçeklik algılarıyla oynanarak onların yönlendirilmesi söz konusu. Oysa piyasa aldırmazlığı insanların ili tercih arasında kalarak finansal olanı seçmesi durumu.

      Sil
    2. Post truth dediğiniz şey sihirdir. Sihir denilen şey abraka dabra değildir. Bir şey gerçekte öyle olmadığı halde öyle zannetmektir. Mesela tüm batıl inançlar aynı zamanda ideolojiler bunlar birer sihirdir. Basit bir örnek vermek gerekirse deist'i ele alalım. Deist güya din yok ama Tanrı vardır der. Peki bunu sen mi söyluyorsun yoksa Tanrı mı söylüyor deyince bu benim fikrim diyor. Yani Tanrı adına bir insan olarak kendisi hüküm veriyor. Peki neden? Tanrı'dan bağımsız ve özgür yaşam büyüsüne kapıldığı icin. Eğer aklını kullansa asla böyle bir büyünün peşinden gitmezdi!

      Sil
  4. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Hocam piyasa aldırmazlığı bireysel bir psikopatolojiye dönüşür mü, yoksa toplumsal bir patolojiye mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha çok toplumsal patolojik bir durum.

      Sil
    2. Patolojik toplumlara örnek Batılıları verebiliriz. Para dışında kalan değerlerin sadece lafı yapılır. Özgürlük adı altında her türlü ahlak fukaralığı sergilenir. Şarkılarda aşka methiyeler düzerler ama gerçek hayatta kim kime dum duma bir hayat sürerler. Tüm bu iğrencliklerin özgürlük adı altında işlenmesi de büyük bir garabet!

      Sil
    3. OP iş öyle değil. Siz batılılar diyerek aslında burayı tanımlıyorsunuz.

      Sil
  6. Şu "2026 FIFA Dünya Kupası" maçlarını; evimdeki klimalı salonumda serin serin, koltuğuma uzanmış vaziyette, bir elimde TV kumandası, diğer elimde buz gibi bir meşrubat bardağı ile keyifle izlemek istiyorum.

    "Piyasa aldırmazlığı" - "Ziyasa aldırmazlığı" falan filan umrumda değil Mahfi bey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumunuzla piyasa aldırmazlığı teorimin doğruluğunun bir kez daha kanıtlanmasına yaptığınız katkı için teşekkür ederim.

      Sil
  7. Bu arada Türkiye'nin ilk çeyrek büyüme rakamı 390 milyar dolar oldu. Yıllık GSYH yaklaşık 1.65 trilyon dolar oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar kurunu biraz daha bastırabilseydik neler olacaktı kim bilir?

      Sil
    2. Dolar lirayı bastırırsa bu normal bir durum ama lira doları bastırırsa bu anormal bir durum öyle mi? İnsanlar doları eskisi gibi önemsemiyor olamaz mı yani?

      Sil
    3. Hayır anormal olan o değil. Anormal olan Türk Lirasının yabancı paralara karşı değer kaybının iç değer kaybından (enflasyon) düşük kalması. Onun yolu da toplumun kaybetmesi anlamına gelen anormal faizler verilerek yabancıların buraya para getirmesinin sağlanması.

      Sil
    4. Siz karşıdan karşıya geçerken arabaları önemsemediğinizde arabalar size çarpmıyorsa, insanların doları eskisi gibi önemsemiyor oluşu da ekonomiye zarar vermeden mümkün olabilir.

      Sil
    5. Sen atv ve akit tv izle, buralar sana hafif kalır!

      Sil
  8. KriZ dönemlerinde bireysel de başlayan
    Kayıp Korkusu -> kendini (ve ailesini) ekonomik Güvene Alma arayışı -> güçlü gördüğü iradeye Uyum Sağlama -> Canı yanmadıkça Duyarsız Kalma.

    YanıtlaSil
  9. Kazandıklarım değil, kaybettiklerim bana çok şey öğretti.

    Busenaz Sürmeneli, (Olimpiyat, Avrupa ve Dünya şampiyonu millî boksör)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ifade, benim de hep söylediğim şeyin güzel bir özeti. Benim Başarısızlığa Övgü kitabım da bunu anlatıyor. Bütün mesele başarısızlıklarımızdan doğru dersleri çıkarabilmekte. O zaman başarısızlıkları başarıya dönüştürebiliriz.
      Ne yazık ki Türk toplumu bunu beceremiyor.

      Sil
  10. Hocam,
    1. Finansal ve benzeri gerekçelerle uyum sağlayanlar, mevcut gelir ve servet dağılımına göre toplumsal tepkiyi oluşturmada küçük bir kesimdir.
    2. Sürekli bozulma ve dalgalanmaya (yavaş yavaş ısıtılan kurbağa etkisi diyorum) uyum sağlama ile finansal gerekçelerle uyum sağlama farklı mekanizmalar ve bu ikincisi için piyasa aldırmazlığı kavramı pek uygun değil.
    3. Toplumsal itirazları ve muhalafeti örgütleyip, yönlendirecek muhalif aktörlerin ve kurumların ataleti, varlığı, yokluğu da önemli. Sanki burada korelasyon var gibi. Yani piayasa aldırmazlığı yaşanan ülkelerde aynı zamanda bu muhalefet odakları da zayıf kalıyor ve baskılanıyor. Bu da tepkisizliğin finansal gerekçelerden kaynaklanmaması demek.
    4. Güven Sak hocanın yazdıklarına göre gençlerin büyük çoğunluğu mutsuz ve umutsuz. Ve onların finansal varlıklarını bırakın işleri bile yok. Onları örgütleyen bir muhalefet de olmayınca uyuşturucu ve şiddete yönelerek bu olumsuzlukların yarattığı gerilimi boşaltıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Bu kesim sandığınız kadar küçük bir kesim değil. Pek çok insanın borsada, altında, yatırım fonlarında, dövizde az çok yatırımı var. Ve bu insanlar ötekilerden çok daha etkili.
      2. İkisi arasında şöyle bir fark var: İlki post truth denilen algı çarpıtması olayı. İkincisi ise insanların finansal durumunu veya çıkarlarını koruma güdüsü.
      3. Buna itirazım yok.
      4. Bu dediğiniz grup herhangi bir baskı unsuru oluşturamayacağı için etkili değil.

      Sil
  11. Ben duyarsızlık felan göremiyorum...dogrumudur bilmem 650 milyar dolar altın döviz var yastık altında diyorlar bu zaten başlı başına bir korunma refleksi ve duyarlılık ...hiç bir bakan yok ki geldğinde bu parayı yastık altından çıkarmak istememiş olsun..ama nafile .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Benim hesabıma göre yastık altı varlıklar 800 milyar doların üzerinde. Ve insanlar onları korumak için toplumsal değerlerin aşınmasına göz yumuyor.

      Sil
    2. Bunun dışında bankalarda da şu anda 8 milyon 9 yüzbin kişinin minimum 250 bin lirası var.

      Sil
  12. TÜKETİCİ İŞTAHININ EN BÜYÜK SEBEBLERİNDEN BİRİDE, GÜVENSİZLİK VE BELİRSİZLİK ,ORTAMIDA OLABİLİRMİ SAYIN HOCAM.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet tabii. Gelecekte enflasyonun daha da yükseleceğini bekleyen insanlar bir alacağına iki veya üç alarak stoklamaya gidiyor. Bu da fiyatları daha da artırıyor.

      Sil
  13. Piyasa aldırmazlığı, yaşa göre sınıflandırıldığında 35 yaş altında yüzde 75 olarak görülüyor.Bunun en büyük sebebi ne olabilir hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu oran doğru olmayabilir. Çünkü asıl varlık sahipleri 35 yaş üzeri nüfustadır. 35 yaş altındakilerde görülen piyasa aldırmazlığı daha çok gelirlerini ve işlerini korumak için duruma sessiz kalmaları nedeniyle ortaya çıkıyor.

      Sil
  14. Hocam, genç bir okurunuz olarak bir gözlemimi sizle paylaşmak istiyorum. Eğer yanılıyorsam veya yanılmıyorsam, sizin cevabınız nedir? (Çünkü siz daha tecrübelisiniz.)

    "Sosyal meseleler"in hiçbir zaman "çözülemeyeceği"ni, "çözüme ulaşamayacağı"nı gözlemliyorum.

    İnsanlık tarih boyunca problemler yaşadı, problemler hiç bitmedi, 2026 yılına geldik hâlâ problemler var...

    Şunu zannediyorum, emin değilim:

    İnsan hangi çağın içinde yaşıyorsa, genellikle o çağa özgü problemleri birbirlerine anlata anlata (yani genellikle kendi çağdaşlarıyla dertleşe dertleşe) ömrünü tamamlıyor, ve bu hayattan gidiyor. Problemlerin çözüme ulaşması asla olmuyor.

    M.Ö. bilmem kaç yılı içinde de (o çağa özgü) problemler vardı, o çağın insanları birbirleriyle dertleşti, ve ömürlerini tamamladılar.

    M.S. 2026 yılında siz ve ben (bu çağa özgü) problemler ile cebelleşiyoruz, birbirimizle dertleşiyoruz, ve ömrümüzü tamamlayacağız.

    Peki; problemlerin "çözüm"ü?

    Yok!

    Sadece birbirimizle dertleştiğimizle kalıyoruz gibi hissediyorum.

    Bu konu hakkında birkaç cümle yazarsanız memnun olurum. Belki siz yaşça benden büyük olduğunuz için, tecrübenize istinaden benim henüz anlamadığım şeyler yazarsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tespitiniz doğru. Her dönemin kendine özgü sorunları var, bazıları çözülüyor ama yenileri ekleniyor.

      Sil
  15. 2000 yılındandan önceki insanlar Kişisel servet edinirken, 2000 yılından sonraki insan varlıklarını,kişisel bakıma, kişisel donanıma ve kişisel zevke dönüşmüş durumda. Zevkin ticaretin önüne geçmiş bir yeni yüzyılamı girdik hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değişik bir yüzyıl olduğu ve ilerleyen dönemde daha da değişik olacağı kesin.

      Sil
    2. İlerleyen dönemde ahiret yurdu olacağı için baya bir değişiklik olacağı kesin!

      Sil
  16. Sayın hocam ilerleyen günlerde sadece türkiyede değil, dünya genelinde bir ekonomik kriz beklentim var. Yanılıyor olabilirmiyim hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu liderlerle her şey mümkündür.

      Sil
    2. Başka liderler olsa da ekonomik kriz kaçınılmaz. Gelişmiş devletlerin çoğu borç batağında. 2008 krizini para basarak atlattılar ama aynı hamle bu defa ise yaramayacak. Japonya nasıl ki 35 yıldır gıdım gıdım geri gidiyor. Diğer gelişmiş ülkeler de adım adım geri gidecek!

      Sil
    3. Evet genel olarak tüm dünya ülkelerinin liderlerinde etik dışına çıkma, kurumları devre dışı bırakma, mevcut düzen kurallarını maniple etme gibi bir moda oluştu son yıllarda. Biz de bu modanın öncülerindeyiz. Tamam kurallar, kurumlar da zamanla değişebilir, değişmelidir de ama yerine bir fikir, amaç koymadan dejenere ve maniple etmek ayrı bir şeydir.

      Sil
  17. HOCAM SADECE ÜLKEMİZDE PİYASA ALDİRMAZLİĞI DIŞINDA, HUKUK ALDIRMAZLIĞI, İNSAN ALDIRMAZLIĞI, SAYGI VE SEVGİ ALDIRMAZLIĞI, BEŞERİ MÜNASEBET ALDIRMAZLIĞIDA GÖRÜLÜYOR........

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğunun temelindeki neden finansal durumu koruma güdüsüyle ortaya çıkan piyasa aldırmazlığı.

      Sil
  18. Yapay zekadan sonra, insanlıkda yapay oldu.İnsanların mıcırına kaldık.

    YanıtlaSil
  19. Ekonomik beklentiler ile diğer beklentilerin birbirinin alternatifi olduğunu varsaydığımızda piyasa aldırmazlığı haklı görülebilir. Oysa ki hukuk, eğitim gibi alanlar "ekonomik iyilik haline" kurban edilemez. Bunlar uzun vadeli yatırımlardır. Onlar olmazsa ekonomik iyilik de olmaz, daha doğrusu sürdürülebilir olmaz. Bugün "gayrimenkulümün değeri arttı" diye sevinenleri, bunu değerlendirmeye davet ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama ne dersek diyelim bizim ünlü atasözümüz bu durumu özetliyor: "Mal canın yongasıdır."

      Sil
    2. Mal insanlar da cehennemin yongasıdır!

      Sil
  20. Mahfi Hocam, kısacası 'parama bir şey olmasın ne olursa olsun' duyarsızlığın içimizden geçtiğini görüyoruz.

    YanıtlaSil
  21. Hocam bu piyasa aldırmazlığı teorisi eskilerin "adam sendecilik" dediği şey değilmi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aradaki fark piyasa aldırmazlığı modunda olanların kendi varlıkları konu olduğunda adam sen de dememeleridir.

      Sil
  22. Hocam piyasa nakit akışına aldırır gerisine bakmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Piyasanın öyle bakması normal olsa da insanların her türlü değeri terk edip bu şekilde bakması tuhaftır.

      Sil
    2. Hocam demekki insanlarda piyasalaşıyor,piyasa insan oluyor.

      Sil
    3. Dünyada ruhunu şeytana satan milyarlarca insan bulabilirsin.

      Sil
    4. Ben satmak isteyenlerdenin kardesim, varsa tanidigin ben hazirim..

      Sil
  23. Hocam teorinin adıyla uyumlu daha net bir ifade şöyle olabilir:Piyasa aldırmazlığı, ekonomik aktörlerin ve finansal piyasaların uzun vadeli kurumsal bozulmalara karşı gösterdiği düşük duyarlılık; buna karşılık kısa vadeli finansal getiriler ve likidite koşullarına gösterdiği yüksek duyarlılıktır.
    Bu tanım teoriyi "toplumun aldırmazlığı" ile "piyasaların aldırmazlığı" arasında da daha net bir yere oturtur. Çünkü mevcut metinde asıl aktör çoğu zaman piyasanın kendisinden ziyade, piyasa performansına bakarak siyasal tutumlarını ayarlayan bireyler gibi görünüyor. Bu da teorinin merkezinde aslında toplumsal aldırmazlık mı, piyasa aldırmazlığı mı? sorusunu ortaya çıkarıyor. Bu ayrım netleştirilirse teorinin kavramsal gücü artar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel özet. Zaten yazıdan da bu anlam çıkıyor.

      Sil
  24. Güncel küresel gelişmeler ışığında, Sayın Eğilmez’in İktisat literatürüne kazandırdığı “Piyasa Aldırmazlığı Tezi” kapsamlı ve derin bir analitik ifade ile anlamlı yorumlanmış.
    Kendi doğası gereği, sadece kar maksimizesine odaklanmış piyasa mekanizması, tarihsel sürecinde zaman zaman etik veya toplumsal bir pusulaya sahip olmaktan uzaklaşmasının yanısıra;…
    Ekonomik rasyonalite ile toplumsal geleceğin muhafazası arasındaki fark ve boşluk da birbirine yaklaştıkça, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeli inşa etmenin kolayca sağlanabileceğine kanaatim tam.
    Yazı , yorum ve bilgilendirme için teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, teşekkür ederim.

      Sil
    2. ENTROPİ

      Bir ülkede mali disiplin gevşerse bütçe açıkları, kaynak israfı ve kayıt dışılık artabilir. Ekonomik düzenin bozulması "entropi artışı" olarak yorumlanabilir.

      Düşük entropi: Düzenli, organize, verimli kaynaklar ve kurumlar.
      Yüksek entropi: Dağınıklık, israf, koordinasyon kaybı ve kullanılabilirliğin azalması.
      Bu nedenle bazı iktisatçılar enflasyonu, yolsuzluğu, kaynak israfını ve kurumsal çürümeyi bir tür ekonomik entropi artışı olarak değerlendirirler.

      Makalenizin ilk cümlesini okuduğumda, dilimin ucuna gelen ilk kelime ENTROPİ oldu.
      Neden, bilmiyorum.

      Teşekkürler.

      Sil
  25. Hocam ilk çeyrek büyümeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam beklendiği gibi. Böyle gidersek stagflasyona girebiliriz.

      Sil
  26. Sizden mi okumuştum, yoksa Acar Hoca'dan mı hatırlamıyorum. İnsanlar çıkarlarına miyoptur. Bireyler uzak gelecekteki gelişmeler için çok daha aldırmazdırlar. Örneğin böyle giderse küresel ısınmanın felakete yol açacağını biliyoruz; ama çok da aldırmıyoruz. Hâlbuki dünyanın sonu yahu... Kısa vadeli ekonomik çıkarlar söz konusu olduğunda da durum böyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam olarak bu cümleleri yazdığımı sanmıyorum ama tespitler çok doğru. Aynı şeyleri düşünüyorum. Keynes bile uzun vade ile ilgili düşüncesi sorulduğunda "uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız" yanıtını vermiş.

      Sil
  27. Bu soruyu dedikodu mahiyetinde, sanki arkasından fısır fısır konuşuyormuşuz gibi sormuyorum:

    Daron Acemoğlu'nu "kurumların sağlamlığını, şeffaflığını ve sürekliliğini" savunması, bunu tarihsel süreçle (iki önemli kitap yazarak) izah etmesi, günümüzdeki yönetim bozukluklarına tavsiyeler sunması ile tanıdık.

    Gelgelelim, günümüzde ülkelerin yönetimleri; Acemoğlu'nun uyarılarının tam tersine (kurumların hunharca hırpalanmasıyla) devam ediyor.

    Nobel ekonomi ödülünü aldıktan sonra Acemoğlu'nun sessizliğe bürünmesi; acaba bir tür küskünlük müdür? Dünyanın gidişatı hakkında o kadar kafa yorduktan ve çözüm önerileri sunduktan sonra gelinen vaziyet Acemoğlu'nu hüsrana sürüklemiş olabilir mi? Suskunluğunun sebebi bu olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir bilgim veya fikrim yok. Arada sırada yazı yazdığını biliyorum ama emin değilim.

      Sil
  28. Ülkemiz dışında, bu teori ile uyumlu dünyada başka hangi ülkeleri sayabiliriz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bize benzeyen ülkelerin hemen hepsinde bu eğilimi görmek mümkün. Gelişmiş ülkelerde de giderek artıyor. Belki toplumun büyük çoğunluğu değil ama önemli bir bölümü bu eğilime göre davranıyor.

      Sil
  29. Mahfi bey, ben konuyu küçük ölçekte düşünüyordum ama peki büyük ölçekte altın ve gümüş konusunda piyasa aldırmazlığından mı fiyat değişiyor yoksa piyasa duyarlılığından mı?

    Önümüzdeki süreçte savaş/barış muamması dururken altın ve gümüşteki öngörünüz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Altın ve gümüş eskiden spekülasyon amacıyla alınıp satılmazdı, tam tersine özellikle altın güvenli liman görevi görürdü. Son dönemlerde artık para kazanmak için alınır satılır oldu. Buna bir de merkez bankalarının altın alıp satmaları eklenince fiyatları inişli çıkışlı hale geldi.
      Eskiden altın ve gümüş için gelecek tahmini yapmak daha kolaydı. Çünkü kriz varsa bunlar yükselirdi. Şimdi tam tersine kriz olduğunda herkes faizler yükselecek beklentisiyle elindeki altını gümüşü satıp tahvil alımına geçiyor. Bunlara merkez bankalarının döviz elde etmek için altın satışı da eklenince bunların fiyatı düşüyor. Önümüzdeki dönemde körfezde barış ilan edilirse ve yeni bir kriz çıkmazsa altın yükselir. Ama daha olası durum enflasyonun yükseldiği bir dünyada tahvil faizleri yükseleceği için altından tahvile geçiş daha sık görülebilir. Sonuçta altın, inişler ve çıkışlarla bir süre buralarda kalır gibi görünüyor.

      Sil
    2. Mahfi Bey, teşekkür ederim değerli yorumunuz için.

      Sil
  30. Sayın Hocam, yakın çevremizde mikro ölçekte gözlemlediğimiz bir durumu derli toplu makro bir teori halinde sunduğunuz yazınız için çok teşekkürler.
    Aşağıdaki ifadenizden hareketle, bu teoride öne sürülen kalıpların dışında tepki veren ülke(ler) var mı ? Varsa hangileridir ve bu saptamayı yaparken nasıl bir ampirik yöntem kullanılmaktadır ?
    Teşekkür ederim.

    “Teori ayrıca piyasa performansı ile toplumsal ve siyasal duyarlılık arasındaki ilişkinin ampirik olarak ölçülmesine ve farklı ülkeler arasında karşılaştırmalı biçimde incelenmesine olanak tanımaktadır.”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar çeşitli değişkenler ele alınarak ve farklı yöntemlerle ölçülebilir. Örneğin bir zamanlar ben oy oranlarıyla ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi karşılaştırmış ve anlamlı bir korelasyon bulmuştum. Bir de tabii ampirik olmayan ama yol gösterici olabilecek anketler uygulanabilir. Kişilere "ülkede hukukun, adaletin ve demokrasinin çok daha iyi bir yere gelmesi için servetinizin ne kadarını kaybetmeyi göze alabilirsiniz?" diye soru sorulup 0, % 10, % 20, % 50 gibi alternatiflerden birisini seçmesi istenebilir. Buradan çıkan sonuçlara göre yorum yapılabilir. Ne var ki anketlere verilen yanıtlar her zaman gerçeği yansıtmaz.

      Sil
    2. Aynen öyle hocam. Benim bankaların yatırımcı risk profili anketine verdiğim cevaplar gibi olursa gerçeği yansıtmayacaktır 😀

      Sil
  31. Sayin hocam cok tesekkürler cok güzel dile getirmissiniz, ben bu teoriyi, Bagdat Caddesi veya Nisantasi muhalefeti olarak adlandiriyordum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Servet sahipleri açısından ele alırsanız haklısınız ama gelirini kaybetmek istemediği için sesini çıkarmayan kitleleri de işin içine katarsanız kapsam çok genişler.

      Sil
  32. Mahfi Hocam Merhaba, Makalenizden anladığım, ekonomik anlamda herkes kendi canının derdinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ve yanılıyorlar. Çünkü tek tek can kurtarmak bir süre işe yarar.

      Sil
  33. Kıymetli Hocam,
    Teorinin Türkiye’deki yansımalarını gözlemlediğimizde; bireylerin yüksek enflasyon ve kur şokları karşısında geliştirdikleri 'günlük finansal defans mekanizmaları', makro-siyasal sorunlara ayrılacak zihinsel enerjiyi ortadan kaldırmış. Halkın borsa, halka arzlar ve kripto varlıklara yönelik kitlesel ilgisi, kurumsal kalitedeki gerilemeye rasyonel bir protesto geliştirmek yerine, mevcut çarpık yapının sunduğu kısa vadeli finansal boşluklardan yararlanma çabasına dönüşmüş halde, sonuç olarak Türkiye'de birey, adalet ve kurum talep eden bir 'yurttaş' olmaktan ziyade, risk yönetimi yapan bir 'portföy yöneticisi' davranış kalıbını benimsemiştir.Ancak bu çarpık yapıyı kalıcı olarak değiştirmenin yolu, tek başımıza portföy yönetmekten değil, yeniden ortak bir irade kurmaktan geçiyor. Peki, bu toplumsal yılgınlığı kıracak, adaleti ve kurumları yeniden talep edecek direnç dalgasını hangi sosyo-ekonomik gruptan başlayarak inşa edeceğiz? Kıvılcımı kim çakacak: Güvencesizleşen beyaz yakalılar mı, geleceği çalınan gençler mi, yoksa sistemin dışına itilen orta sınıf mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki 2001 krizi gibi bir kriz olmadan, insanlar sahip oldukları varlıkların, işlerin, gelirlerin bir kısmını kaybetmeden piyasa aldırmazlığından vazgeçmiyorlar.

      Sil
    2. Hocam büyük krizlerin bile toplumsal dönüşüm yaratacağına dair inancımı maalesef yitirmiş durumdayım. Toplumun her bireyi kendi çıkarını gözetip 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığıyla hareket ettiği sürece, krizler ne kadar derinleşirse derinleşsin kendiliğinden bir düzelme bekleyemeyiz. Çözüm, ancak bireysel kurtuluş çabasından sıyrılıp, hedefi 'bölüşülebilir ve adil bir refah' olan gerçek bir toplum bilincine kavuşmamızla mümkündür diye düşünüyorum.

      Sil
  34. Hocam , nüfusun çoğunluğu işçi , emekli , küçük esnaf , küçük çiftçi ( eski köylü ) ve bunların yakınlarıdır
    ( tahminim nüfusun yüzde 80'i ). Bu kesimler için en büyük sorun işsizlik ve gelirsizliktir . Yetmese de geliri olan insanlar her şeye tahammül ederler . Aşırı yoksulluk çeken insanların sayısı da az değildir. Nüfusun üst gelir yüzde 20'si için sorunlar görece azdır. Kurtuluş savaşında çocukluklarını , İkinci Dünya savaşında gençliklerini ( 1940 yılında 28 ve 26 yaş ) yaşayan annem ve babamdan çok yoksunluk çektiklerini ama tahammül ettiklerini dinlemişimdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. % 80 değilse bile % 70'e yakındır. Haklısınız. Bu kesim de aslında kendi çapında gelirini kaybetmemek için mevcut durumda sesini çıkarmıyor. Onlar açısından piyasa aldırmazlığı da böyle işliyor.

      Sil
    2. Hocam yüzde 70 nüfus 60 milyon kişi yapar. 60 milyon nüfus AB'nin 3 ülkesi ve İngiltere hariç tüm ülkelerinden kat kat fazladır .

      Sil
  35. Piyasa Aldırmazlığından çıkış yöntem ve örnek ülke konusunda yapay zekaya sordum fakat yapay zekanın halüsülatif bilgi verme gibi huyu var.

    Bu yazının devamı olacak mı? piyasa aldırmazlığından kriz/kriz dışı çıkış örnekleri var mı hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var tabii. Türkiye mesela 2001 krizinden sonra uyguladığı programla bundan çıkmayı başarmıştı. Ama devamını getiremedi. Popülizme döndü ve yine aynı döngüye girdi.
      Maalesef bu durumdan çıkış için insanların sahip oldukları şeylerin önemli kısmını kaybetmesi gerekiyor.

      Sil
    2. Rahmetli başbakan Ecevit'in önüne atılan yazarkasa olayı mı piyasa aldırmazlığından çıkışın tetikleyicisi oldu?

      Sil
  36. Mahfi hocam, bazen kafamızı bulanık hâle getiriyorlar.

    Şu "Tom Barrack" isimli şahsın epey zamandır söylediklerini siz de duymuşsunuzdur.

    Kısaca şunu diyor: "21. yüzyılın koşullarına göre güncellenmiş, modern bir 'Osmanlı İmparatorluğu' en makûl yol gözüküyor. Adı elbette 'Osmanlı' olmak zorunda değil; ama Osmanlı dönemindeki yönetim modeli günümüz koşullarına göre güncellenmeli, ortadoğunun (middle east) geleceği bu yönde ilerlemelidir."

    "RTE & Bahçeli" ittifakının, Öcalan'ı da kendi kanatları altına almasından sonra:

    • Ülke genelinde mızmızlık yapacak tek odağın "Atatürkçülüğün bütün veçheleri" olduğu,

    • Bu mızmızlık kaynağının temelinin hâlihazırda "CHP" olduğu,

    • Eğer "CHP" içinde "karışıklık" ve "savrulma" yaratabilirlerse, sokaktaki sıradan vatandaşın siyasete olan güveninin büsbütün sarsılacağı,

    • "Kemal Kılıçdaroğlu"nun "CHP"nin başına yeniden getirilmesi ile, bahsettikleri bu "savrulma"yı başlattıkları,

    • En nihayetinde "Atatürkçü muhaliflerin çıkardığı ses"in zamanla cılızlaşacağı, zamanla erozyona uğrayacağı,

    • Böylelikle "Tom Barrack"ın da işaret ettiği üzere; "Osmanlı benzeri" (güncellenmiş) bir yönetim modelinin getirilmesi için elverişli ortamın yaratılacağı "iddia" ediliyor.

    Bu "iddia" ile ilgili sizin görüşleriniz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey artık 76 yaşına geldi, ömrünün son kısmı olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz.

      Kendisi bu yaşa gelmişken; "Türkiye Cumhuriyeti" isimli ülkenin geleceğinde ne olacağını, bu ülkenin yönetim modelinin değişip / değişmeyeceğini niçin umursasın?

      Emekliliğinin keyfini sürmesi gerekmez mi artık? Ülkenin geleceğini umursamak zorunda mı?

      Sil
    2. Adsız 12:17: Tom Barrack aslında kendi görüşlerini değil ABD'nin son 30 yılda geliştirdiği ve yaydığı ılımlı müslüman Türkiye modelini anlatıyor. Büyük Ortadoğu Projesinin en temel dayanaklarından birisi Türkiye'yi Osmanlı İmparatorluğu gibi bir ülke konumuna getirerek Ortadoğu'da İsrail'den sonra en önemli müttefik haline getirmektir. Barrack farklı şekillerde de olsa bunları dile getiriyor. Niyetleri tamamen ABD'ye bağımlı bir Türkiye yaratmak. Elverişli ortam ABD için budur. Bunları Değişim Sürecinde Türkiye kitabıma anlattım. Normal olarak Türkiye'nin bu yaklaşımı reddetmesi gerekir ama o zaman iktidar sürdürülemez.
      Özetle söylemek gerekirse Türkiye dış borca ve ABD'ye bağımlı bir konumda olduğu için bu döngüden bu haliyle çıkamaz.

      Adsız 13:40: 76 değil 176 yaşına da gelsem eğer aklım yerindeyse ülkemin geleceğini düşünmek ve bildiklerimi, gördüklerimi paylaşmak zorundayım. Kimse beni zorlamıyor, sizin dediğinizi yapıp şezlongumda oturabilirim. Ama bunu yapmam. Dediğim gibi aklım yerinde olduğu, yaşam bana elverdiği sürece yazmaya, anlatamaya devam edeceğim. Aydın sorumluluğu diye bir şey vardır. Buna bir kez girdiniz mi çıkış olmaz. Ben halimden şikâyetçi değilim. Merak etmeyin.

      Sil
    3. Şu "Osmanlı" hayâli kuranlara sadece bir soru soracağım:

      "İsrail" bir devlet olarak; 14 Mayıs 1948'de kuruldu.

      "Osmanlı İmparatorluğu" döneminde, "İsrail" adında bir devlet yoktu. "Yahudilerin"; Osmanlı İmparatorluk bakiyesinde bir millet olduğu gerçeği vardı o kadar, yüzyıllardır böyle yaşadılar, ötesi yok.

      2026 dünyasının gerçekliğindeyiz; "İsrail" adlı devletin artık varolduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz.

      "Osmanlı" hayâli kuran arkadaşlar, eğer imparatorluk yönetiminin bir benzerini günümüzde kurmayı becerebilirlerse; "İsrail" devletinin koşa koşa kendilerine katılacağını mı zannediyorlar?!

      Siz hangi kafadasınız eyyyyy "Osmanlı" hayâli kuran arkadaşlar?!

      Sil
    4. Canım hocam, takacakları zerre bir toz bulamayanlar yaşa takmış durumdalar Sabrınıza zerafetinize bir kez daha hayran kaldım İyi ki varsınız! İyi ki nefes almamızı sağlıyorsunuz! (kalpler, çiçekler, ve kocaman gökkuşağı yapmak isterdim - yaptım farzedin)

      Sil
    5. Mahfi bey,

      Güle oynaya, memnuniyetle "eğilen" insanlar epey arttı!

      Hiçbir zaman "eğilmediğiniz" için teşekkür ederiz!

      (Ne demek istediğimi anladığınıza eminim!)

      Sil
  37. İNSANLIK DAHA KÖTÜSÜNÜ HAK EDİYOR SAYIN MAHFİ HOCAM! HAYVANLARDA DENEY YAPIYORUZ, HAYVANLARI DOĞAL ORTAMINDAN KOPARIP İZLEMEK İÇİN KAÇIRIYORUZ, SAVAŞLAR ÇIKARIYORUZ, GEZEGENİ YOK EDİYORUZ. ŞİMDİKİ HEDEFİMİZ DE DAHA İYİ ÖLDÜRMEK VE DAHA ÇOK GEZEGEN MAHVETMEK. MARS'A GÖZ DİKTİK, İNŞALLAH ORAYI DA YOK EDECEĞİZ. İNSANLIK OLMASAYDI HAYVANLAR NEFES ALIRDI, HAVAYI İÇLERİNE ÇEKİP OOOHH İNSANLIK YOKMUŞ DERDİ HOCAM.

    YanıtlaSil
  38. Hocam elinize sağlık. Bazen yetişmek değil, durmak gerekiyor. 😇 Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
  39. Hocam, yapay zeka ile sohbet ediyordum, konu konuyu açtı. Ekonominin "guguk kuşu" vakası nedir dedim. Şöyle bir örnek üretti:
    "Kur Korumalı Mevduat (KKM): Yuvaya Bırakılan İkinci Yumurta
    ​Negatif reel faiz politikasının doğurduğu kur krizini bastırmak için sisteme KKM (Kur Korumalı Mevduat) dahil edildi. Bu, guguk kuşunun yuvayı tamamen ele geçirmek için bıraktığı ikinci ve en obur yumurtaydı.
    ​Guguk Kuşu Davranışı: KKM, kamunun ve merkez bankasının üzerine devasa bir mali yük bindirdi. Normal şartlarda eğitime, altyapıya, sağlığa veya yapısal reformlara harcanabilecek bütçe kaynakları ve merkez bankası rezervleri, sırf kuru sabit tutmak ve belli bir kitleye kur farkı ödemek için harcandı.
    ​Sonuç: Kamu kaynakları üretken alanlardan çekilerek bu mekanizmaya aktarıldı; yani yuvadaki asıl yavruların besini bu obur mekanizma tarafından tüketildi."

    Yapay zekanın ürettiği bu örnek çok mu zorlama bir örnek oldu?
    diğer örnekleri; ucuz krediler ve zombi şirketler oldu.

    YanıtlaSil
  40. Mahfi bey

    Galiba adım adım, aşama aşama; ülkemizdeki siyasetin geleceği "Atatürkçülüğü bırakacak mıyız? / Atatürkçülükle devam mı edeceğiz?" sorusunu sormaya yaklaşıyor.

    Son soru bu olacakmış gibi gözüküyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kurgu doğru ama soru Atatürkçülük mü değil mi olmayacak. Soru bağımsızlık mı bağımlılık mı olacak?

      Sil
  41. Hocam saygılar umudunuzu nasıl koruya biliyorsunuz sizce halkımızda bu potansiyel varmı bu demografi ile gelecek daha iyi olacak mı ülkem için çok üzücü ancak kendi düşen ağlamazmış keşke sizden çok olsa ama istisnasınız görev bilinciniz takdire şayan

    YanıtlaSil
  42. Şu dünya kupası maçları bir an önce başlasa da; siyasetçilerden ve iktisatçılardan 1 aylığına kurtulsak keşke...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasetçileri bilemem ama iktisatçılardan kurtulamazsınız çünkü onlar bu sefer de futbol yazmaya başlarlar.

      Sil
    2. Teori günümüzde her Dünyalı’ya hitap ettiği için makale okuma süresi ortalama 2 dk, yorum okuma süresi 6 dk :)

      Sil
  43. Güldür güldür e bile artık gülemiyoruz bari bu yıl Fenerbahçe güldürse yoksa gülmeyi tamamen unutacağız saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galatasaray'la gülmeyi deneyin. Ben 40 yıldır deniyorum.Sonuç olumlu.

      Sil
    2. Fenerbahçe basketbol, voleybol, kürek vb sporlarla yüzümüzü güldürmektedir.

      Sil
  44. Cımbızlı Şiir

    Ne atom bombası,
    Ne Londra Konferansı;
    Bir elinde cımbız,
    Bir elinde ayna;
    Umurunda mı dünya!

    Orhan Veli

    YanıtlaSil
  45. Mahfi hocam ellerinizden öperim.

    YanıtlaSil
  46. Hocam,
    Medeniyet size göre ilk nerede başladı?
    Ve neden orada başlamış olacağını düşünüyorsunuz?
    • Mısır?
    • Mezopotamya?
    • Antik Yunan?
    ya da bu seçeneklerin dışında bir coğrafya.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uygarlık Sümerler ile başlar (MÖ 4000.) Sümerler Irak'ta (Güney Mezopotamya'da) ilk kentleri kurmuşlardır.

      Sil
  47. Sayın Mahfi Eğilmez,

    "Piyasa Aldırmazlığı" kavramını açıklarken ortaya koyduğunuz yaklaşım bana Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun -Yaban- romanını hatırlattı. Aradan yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen, romandaki köylülerin içinde bulundukları büyük tehlikeye karşı gösterdikleri ilgisizlik ile günümüz piyasalarının ve bireylerinin sistemik sorunlara karşı sergilediği kayıtsızlık arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır.

    Yaban'da Ahmet Celâl, Anadolu'nun işgal altında olduğu bir dönemde köylülerin neden bu kadar ilgisiz kaldığını anlamaya çalışır. Ancak köylüler için öncelik vatanın geleceği değil, kendi tarlaları, ürünleri ve günlük geçimleridir. Onlar büyük felaketi uzakta görmekte, kendi dünyalarına dokunmadığı sürece önemsememektedir.

    Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Kurumsal aşınma, hukuk devleti sorunları, yüksek enflasyon veya ekonomik kırılganlıklar gibi uzun vadeli riskler çoğu zaman bireylerin ve piyasaların gündeminde ikinci planda kalmaktadır. İnsanlar ve yatırımcılar, sistemin geleceğinden çok mevcut varlıklarını nasıl koruyacaklarına odaklanmaktadır. Dün köylünün korumaya çalıştığı öküzü ve tarlası neyse, bugün de bireyin mevduatı, hissesi veya gayrimenkulü odur.

    Bu nedenle piyasa aldırmazlığını yalnızca ekonomik bir olgu olarak değil, insan davranışının daha derin ve tarihsel bir özelliği olarak görmek gerekir. Yaban'da cehalet ve kopuklukla açıklanan duyarsızlık, günümüzde bilgi eksikliğinden değil; bireysel çıkarların kolektif kaygıların önüne geçmesinden kaynaklanmaktadır. Araçlar, kurumlar ve gerekçeler değişmiş olsa da refleks aynıdır: İnsan, büyük resimdeki tehdidi ancak kendi küçük dünyasına doğrudan zarar verdiğinde ciddiye almaktadır.

    Bu açıdan bakıldığında, "Piyasa Aldırmazlığı" yalnızca finansal piyasaların değil, toplumların krizlere verdiği tepkileri anlamak için de önemli bir kavramdır. Belki de Yaban'ın anlattığı hikâye henüz bitmemiştir; sadece sahnesi ve aktörleri değişmiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Ben de bu kavram için Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban, Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları ve Albert Camus'nün Yabancı romanlarından esinlendim zaten.

      Sil
  48. https://www.ekonomim.com/ekonomi/varlik-barisi-resmi-gazetede-yayimlandi-kazancini-turkiyeye-getirene-20-yil-vergi-yok-haberi-897751

    https://www.ekonomim.com/gundem/uyusturucu-gelirlerini-aklayan-sebekenin-15-milyar-tllik-mal-varligina-el-konuldu-haberi-897773

    İki haber arasındaki benzerlikleri mi farkları mı arayalım Hocam?

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  49. Aslında bu yazıdan çıkarılması gereken önemli bir sonuç ekonomiye bireysel olarak değil toplumsal bağlamda bakılabilmesidir. Bireysel olarak özellikle insanlar finansal olarak bir davranış biçimi oluşturmaya çalışsa da mevcut sistemin sıkıntıları öyle veya böyle karşımıza çıkıyor. Gerek alıcı-satıcı ilişkisi olarak bakalım gerek daha geniş şekilde üreticiden tüketiciye giden tedarik zinciri olarak bakalım birbirimize bağlıyız.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder