Piyasa Aldırmazlığı Teorisi
Tanım ve Çerçeve
Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ilk
kez 2017 yılında tarafımızdan kavramsallaştırılmış olup[i]
bireylerin sosyal, siyasal veya etik değerleri ile finansal çıkarları
çatıştığında çoğunlukla ekonomik güvenliklerini korumayı tercih etmelerini
açıklayan sosyo-ekonomik bir yaklaşımdır. Teoriye göre finansallaşmanın
yoğunlaştığı modern toplumlarda bireyler ve kurumlar ekonomik çıkarlarını ve
piyasalardaki kazançlarını ön planda tutarak ülkede yaşanan siyasal, hukuki
veya toplumsal olumsuzluklara, değer kayıplarına ve krizlere karşı sessiz
kalabilmekte, hatta zamanla bu durumu kanıksayabilmektedir.
Teori, davranışsal ekonomideki
kayıptan kaçınma eğilimi, siyasal ekonomideki rasyonel ilgisizlik yaklaşımı ve
kurumsal ekonominin kurumsal kalite vurgusuyla kesişen bir açıklama çerçevesi
sunmaktadır.
Normal koşullarda belirli
politika ve uygulamalara karşı tepki gösterebilecek bireyler ve kurumlar,
ekonomik istikrarsızlık, kur şoku, yüksek enflasyon veya piyasa çöküşü ve
bunlara dayalı olarak varlık kayıplarıyla karşılaşma endişesi nedeniyle
eleştirilerini sınırlar ya da tamamen sessizleşir. Finansal güvenliğin korunması,
zamanla kurumsal kaliteye, hukukun üstünlüğüne ve demokratik standartlara
ilişkin kaygıların önüne geçmeye başlar.
Teori, insanların irrasyonel veya
ahlaksız davrandığını iddia etmez. Tam tersine, kronik belirsizlik ortamlarında
bireylerin kısa vadeli ekonomik güvenliklerini öncelemelerinin dar anlamda
rasyonel bir davranış olduğunu savunur. Sorun, bireysel ve kurumsal düzeyde
rasyonel görünen milyonlarca kararın toplu olarak uzun vadede irrasyonel
toplumsal sonuçlara yol açmasıdır.
Teorinin Temel Dinamikleri
Piyasa aldırmazlığının
merkezinde, toplumsal değerler ile kişisel gelir, çıkar ve servetin korunması
arasında oluşan psikolojik ve ekonomik tercih yer alır.
Bireyler siyasal kararları,
kurumsal zayıflamayı veya yönetim sorunlarını açık biçimde eleştirebilir. Ancak
teorinin temel iddiası, toplumun siyasal ve kurumsal gelişmelere verdiği
tepkinin mutlak olaylardan çok, bu olayların bireylerin ekonomik refahı
üzerindeki etkisine bağlı olarak şekillendiğidir. Ekonomik rahatlama siyasal
duyarlılığı geri plana iter. Bireyler ve kurumlar bunu bir kez
deneyimlediklerinde, piyasalardaki toparlanmanın kayıpları telafi edebildiğini
görür ve zamanla eleştirilerini askıya almaya daha yatkın hale gelirler.
Bu davranış biçimi; zayıf
kurumsal yapılara sahip, yüksek enflasyon ve kur istikrarsızlığı yaşayan, sıcak
para akımlarına bağımlı olan ve beklentileri bozulmuş toplumlarda çok daha açık
biçimde ortaya çıkar.
Bu koşullar altında bireyler için
finansal güvenlik, soyut siyasal ilkelerden daha acil ve daha somut hedefler
olarak görünmeye başlar. Böylece toplumsal refleksler giderek piyasa
performansına bağımlı hale gelir.
Sonuç olarak kolektif bir
duyarsızlaşma ortaya çıkar. Geçmişte uzun süreli etkiler yaratabilecek
gelişmeler yalnızca kısa süreli piyasa dalgalanmalarına neden olur. Sert
kırılmalar kısa sürede olağan kabul edilmeye başlanır ve toplum giderek anormal
koşullara uyum sağlar.
Aldırmazlık Mekanizması
Teoriye göre piyasa aldırmazlığı
birkaç temel mekanizma üzerinden işler:
1. Varlık Bağımlılığı
Bireyler finansal varlıklarının
performansına ya da elde ettikleri kişisel çıkarlara psikolojik olarak bağımlı
hale gelir.
2. İstikrarsızlığın Normalleşmesi
Sürekli krizler ve şoklar
toplumun yeni gelişmelere karşı duyarlılığını azaltır. Bir dönem olağanüstü kabul
edilen olaylar zamanla sıradanlaşır.
3. Kısa Vadeli Rasyonalite
Yatırımcılar ve ekonomik aktörler
uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirlik yerine kısa vadeli kazançlara odaklanır.
Anlık kârlılık, yapısal risklerin önüne geçer.
4. Kişisel Kayıp Korkusu
Bireyler ve kurumlar piyasalara
zarar verebilecek siyasal veya toplumsal tepkilerden kaçınır, çünkü kişisel ve
kurumsal finansal kayıp korkusu, sistemin genel bozulma kaygısından daha güçlü
hale gelir.
5. Uyarlanmış Beklentiler
Toplum istikrarsızlığı zamanla
içselleştirir ve beklentilerini aşağı çeker. Güçlü kurumlar talep etmek yerine
belirsizlik içinde yaşamaya uyum sağlar.
Teorinin Beklentileri
Bir teorinin açıklayıcı gücü
kadar öngörü kapasitesi de önemlidir. Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ekonomik
kırılganlığın yüksek olduğu toplumlarda aşağıdaki eğilimlerin birlikte
gözlenmesini bekler:
1. Piyasa Performansı ile Toplumsal Tepki Arasında Ters Yönlü İlişki
Siyasal veya kurumsal sorunlar
devam etse bile finansal piyasalar toparlandığında toplumsal eleştirilerin ve
kamusal tepkinin zayıflaması beklenir.
2. Varlık Fiyatları Yükseldikçe Kurumsal Sorunların Geri Plana İtilmesi
Döviz kurunun istikrar kazanması,
borsa ve gayrimenkul fiyatlarının yükselmesi gibi gelişmeler bireylerin
kurumsal kaliteye ilişkin kaygılarını geri plana itebilir.
3. Ekonomik Kayıpların Siyasal Duyarlılığı Artırması
Aynı kurumsal veya siyasal
sorunlar, ekonomik kayıpların yoğunlaştığı dönemlerde çok daha güçlü toplumsal
tepkilere yol açabilir.
4. Kronik Belirsizlik Ortamlarında Uyum Davranışının Güçlenmesi
Sürekli ekonomik ve siyasal
dalgalanmaların yaşandığı toplumlarda bireylerin ve kurumların olağanüstü
gelişmeleri giderek daha normal karşılaması beklenir.
Teori ayrıca piyasa performansı
ile toplumsal ve siyasal duyarlılık arasındaki ilişkinin ampirik olarak
ölçülmesine ve farklı ülkeler arasında karşılaştırmalı biçimde incelenmesine olanak
tanımaktadır.
Piyasa Aldırmazlığının Sonuçları
Kısa vadede piyasa aldırmazlığı
finansal istikrarı destekleyebilir. Siyasal gerilimlere veya kurumsal sorunlara
karşın piyasalar işlemeye devam eder, varlık fiyatları şoklardan sonra hızla
toparlanır ve ekonomik aktörler sistem içinde kalmayı sürdürür.
Ne var ki bu davranış kalıbı uzun
vadede farklı sorunlara yol açar.
Toplum kurumsal bozulmalara karşı
duyarsızlaştıkça yapısal aşınma hızlanır. Hukukun üstünlüğü zayıflar,
demokratik standartlar geriler, kurumlara duyulan güven azalır, gelir dağılımı
bozulur, beklentiler bozulur ve toplumsal güven giderek aşınır.
Bu ortamda ekonomik istikrar da
kırılgan hale gelir, çünkü sürdürülebilir büyüme uzun vadede güçlü kurumlara,
öngörülebilir hukuka, toplumsal güvene dayanır. Dolayısıyla piyasaların görünen
dayanıklılığı, daha derin bir kurumsal çözülmeyi gizliyor olabilir.
Teori, tüm bireylerin yalnızca
ekonomik güdülerle hareket ettiğini iddia etmez. Tam tersine bazı dönemlerde
ideolojik bağlılıklar, kimlik siyaseti veya toplumsal değerler finansal
çıkarların önüne geçebilir. Buna karşılık kronik ekonomik kırılganlık
ortamlarında piyasa davranışının baskın belirleyicisinin çoğu zaman finansal
güvenlik olduğu gözlemlenebilir.
Piyasa aldırmazlığı yalnızca
ekonomik bir olgu değildir; aynı zamanda yurttaşlık değerlerinin giderek
finansal hayatta kalma kaygısına tabi hale geldiği siyasal ve sosyolojik bir
dönüşümdür. Zamanla toplum, kurumsal bozulmayı değiştirilmesi gereken bir sorun
olarak değil, ekonomik istikrar uğruna katlanılması gereken kalıcı bir
gerçeklik olarak görmeye başlayabilir. Bu noktada piyasa aldırmazlığı yalnızca
bir ekonomik davranış biçimi olmaktan çıkar; kurumsal aşınmanın toplumsal
olarak normalleştirildiği bir uyum mekanizmasına dönüşür.
Sevgili hocam ,
YanıtlaSilKavramınız bugün ülkemizdeki tüm vatandaşların aidiyetlik duygusunun dilde olduğunu , kalpte olmadığını anlatmak açısından çok iyi olmuş.
Tabii anlayana.
Teşekkür ederim.
SilAynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.
Sil👍
SilEmeğinize sağlık hocam.
YanıtlaSilSağ olun.
SilYazınız müthiş, teşekkürler.
YanıtlaSilSadece katkı yapmak istedim:
"Post-truth (gerçek ötesi)" zihniyetin; sadece ülkemizdeki insanlarda değil bütün dünya insanlarında yarattığı "hissizleşme" durumu da, "piyasa aldırmazlığı" kavramınızın öğeleri arasında olabilir mi?
Yani:
Genel olarak insanlarda "neyin gerçek neyin yalan olduğunu birbirinden ayırtedemez hâldeyiz, hiçbir şey iyiye gitmiyor" ruh hâlinin yaygınlaşmasını; "piyasa aldırmazlığı" kavramınıza eklemeyi düşünür müsünüz?
Not: Benim kelimelerim, ve ifade ediş şeklim bilimsel kıstaslara (ve terminolojiye) uygun olmayabilir. Siz daha makûl terminoloji ve bilimsel üslup ile yazarsınız diye düşünüyorum Mahfi bey. En nihayetinde; bilim insanı olduğunuzu unutmayalım.
Evet bu kavramlar bir yerlerde birbiriyle kesişiyor ama aynı şeyin farklı görünüşleri değil. Post Truth halinde insanların gerçeklik algılarıyla oynanarak onların yönlendirilmesi söz konusu. Oysa piyasa aldırmazlığı insanların ili tercih arasında kalarak finansal olanı seçmesi durumu.
SilPost truth dediğiniz şey sihirdir. Sihir denilen şey abraka dabra değildir. Bir şey gerçekte öyle olmadığı halde öyle zannetmektir. Mesela tüm batıl inançlar aynı zamanda ideolojiler bunlar birer sihirdir. Basit bir örnek vermek gerekirse deist'i ele alalım. Deist güya din yok ama Tanrı vardır der. Peki bunu sen mi söyluyorsun yoksa Tanrı mı söylüyor deyince bu benim fikrim diyor. Yani Tanrı adına bir insan olarak kendisi hüküm veriyor. Peki neden? Tanrı'dan bağımsız ve özgür yaşam büyüsüne kapıldığı icin. Eğer aklını kullansa asla böyle bir büyünün peşinden gitmezdi!
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun.
SilHocam piyasa aldırmazlığı bireysel bir psikopatolojiye dönüşür mü, yoksa toplumsal bir patolojiye mi?
YanıtlaSilDaha çok toplumsal patolojik bir durum.
SilPatolojik toplumlara örnek Batılıları verebiliriz. Para dışında kalan değerlerin sadece lafı yapılır. Özgürlük adı altında her türlü ahlak fukaralığı sergilenir. Şarkılarda aşka methiyeler düzerler ama gerçek hayatta kim kime dum duma bir hayat sürerler. Tüm bu iğrencliklerin özgürlük adı altında işlenmesi de büyük bir garabet!
SilOP iş öyle değil. Siz batılılar diyerek aslında burayı tanımlıyorsunuz.
SilŞu "2026 FIFA Dünya Kupası" maçlarını; evimdeki klimalı salonumda serin serin, koltuğuma uzanmış vaziyette, bir elimde TV kumandası, diğer elimde buz gibi bir meşrubat bardağı ile keyifle izlemek istiyorum.
YanıtlaSil"Piyasa aldırmazlığı" - "Ziyasa aldırmazlığı" falan filan umrumda değil Mahfi bey...
Bu yorumunuzla piyasa aldırmazlığı teorimin doğruluğunun bir kez daha kanıtlanmasına yaptığınız katkı için teşekkür ederim.
SilBu arada Türkiye'nin ilk çeyrek büyüme rakamı 390 milyar dolar oldu. Yıllık GSYH yaklaşık 1.65 trilyon dolar oldu.
YanıtlaSilDolar kurunu biraz daha bastırabilseydik neler olacaktı kim bilir?
SilDolar lirayı bastırırsa bu normal bir durum ama lira doları bastırırsa bu anormal bir durum öyle mi? İnsanlar doları eskisi gibi önemsemiyor olamaz mı yani?
SilHayır anormal olan o değil. Anormal olan Türk Lirasının yabancı paralara karşı değer kaybının iç değer kaybından (enflasyon) düşük kalması. Onun yolu da toplumun kaybetmesi anlamına gelen anormal faizler verilerek yabancıların buraya para getirmesinin sağlanması.
SilSiz karşıdan karşıya geçerken arabaları önemsemediğinizde arabalar size çarpmıyorsa, insanların doları eskisi gibi önemsemiyor oluşu da ekonomiye zarar vermeden mümkün olabilir.
SilSen atv ve akit tv izle, buralar sana hafif kalır!
SilKriZ dönemlerinde bireysel de başlayan
YanıtlaSilKayıp Korkusu -> kendini (ve ailesini) ekonomik Güvene Alma arayışı -> güçlü gördüğü iradeye Uyum Sağlama -> Canı yanmadıkça Duyarsız Kalma.
Evet özetle böyle.
SilKazandıklarım değil, kaybettiklerim bana çok şey öğretti.
YanıtlaSilBusenaz Sürmeneli, (Olimpiyat, Avrupa ve Dünya şampiyonu millî boksör)
Bu ifade, benim de hep söylediğim şeyin güzel bir özeti. Benim Başarısızlığa Övgü kitabım da bunu anlatıyor. Bütün mesele başarısızlıklarımızdan doğru dersleri çıkarabilmekte. O zaman başarısızlıkları başarıya dönüştürebiliriz.
SilNe yazık ki Türk toplumu bunu beceremiyor.
Hocam,
YanıtlaSil1. Finansal ve benzeri gerekçelerle uyum sağlayanlar, mevcut gelir ve servet dağılımına göre toplumsal tepkiyi oluşturmada küçük bir kesimdir.
2. Sürekli bozulma ve dalgalanmaya (yavaş yavaş ısıtılan kurbağa etkisi diyorum) uyum sağlama ile finansal gerekçelerle uyum sağlama farklı mekanizmalar ve bu ikincisi için piyasa aldırmazlığı kavramı pek uygun değil.
3. Toplumsal itirazları ve muhalafeti örgütleyip, yönlendirecek muhalif aktörlerin ve kurumların ataleti, varlığı, yokluğu da önemli. Sanki burada korelasyon var gibi. Yani piayasa aldırmazlığı yaşanan ülkelerde aynı zamanda bu muhalefet odakları da zayıf kalıyor ve baskılanıyor. Bu da tepkisizliğin finansal gerekçelerden kaynaklanmaması demek.
4. Güven Sak hocanın yazdıklarına göre gençlerin büyük çoğunluğu mutsuz ve umutsuz. Ve onların finansal varlıklarını bırakın işleri bile yok. Onları örgütleyen bir muhalefet de olmayınca uyuşturucu ve şiddete yönelerek bu olumsuzlukların yarattığı gerilimi boşaltıyorlar.
1. Bu kesim sandığınız kadar küçük bir kesim değil. Pek çok insanın borsada, altında, yatırım fonlarında, dövizde az çok yatırımı var. Ve bu insanlar ötekilerden çok daha etkili.
Sil2. İkisi arasında şöyle bir fark var: İlki post truth denilen algı çarpıtması olayı. İkincisi ise insanların finansal durumunu veya çıkarlarını koruma güdüsü.
3. Buna itirazım yok.
4. Bu dediğiniz grup herhangi bir baskı unsuru oluşturamayacağı için etkili değil.
Ben duyarsızlık felan göremiyorum...dogrumudur bilmem 650 milyar dolar altın döviz var yastık altında diyorlar bu zaten başlı başına bir korunma refleksi ve duyarlılık ...hiç bir bakan yok ki geldğinde bu parayı yastık altından çıkarmak istememiş olsun..ama nafile .
YanıtlaSilHaklısınız. Benim hesabıma göre yastık altı varlıklar 800 milyar doların üzerinde. Ve insanlar onları korumak için toplumsal değerlerin aşınmasına göz yumuyor.
SilBunun dışında bankalarda da şu anda 8 milyon 9 yüzbin kişinin minimum 250 bin lirası var.
SilTÜKETİCİ İŞTAHININ EN BÜYÜK SEBEBLERİNDEN BİRİDE, GÜVENSİZLİK VE BELİRSİZLİK ,ORTAMIDA OLABİLİRMİ SAYIN HOCAM.
YanıtlaSilEvet tabii. Gelecekte enflasyonun daha da yükseleceğini bekleyen insanlar bir alacağına iki veya üç alarak stoklamaya gidiyor. Bu da fiyatları daha da artırıyor.
SilPiyasa aldırmazlığı, yaşa göre sınıflandırıldığında 35 yaş altında yüzde 75 olarak görülüyor.Bunun en büyük sebebi ne olabilir hocam.
YanıtlaSilBu oran doğru olmayabilir. Çünkü asıl varlık sahipleri 35 yaş üzeri nüfustadır. 35 yaş altındakilerde görülen piyasa aldırmazlığı daha çok gelirlerini ve işlerini korumak için duruma sessiz kalmaları nedeniyle ortaya çıkıyor.
SilHocam, genç bir okurunuz olarak bir gözlemimi sizle paylaşmak istiyorum. Eğer yanılıyorsam veya yanılmıyorsam, sizin cevabınız nedir? (Çünkü siz daha tecrübelisiniz.)
YanıtlaSil"Sosyal meseleler"in hiçbir zaman "çözülemeyeceği"ni, "çözüme ulaşamayacağı"nı gözlemliyorum.
İnsanlık tarih boyunca problemler yaşadı, problemler hiç bitmedi, 2026 yılına geldik hâlâ problemler var...
Şunu zannediyorum, emin değilim:
İnsan hangi çağın içinde yaşıyorsa, genellikle o çağa özgü problemleri birbirlerine anlata anlata (yani genellikle kendi çağdaşlarıyla dertleşe dertleşe) ömrünü tamamlıyor, ve bu hayattan gidiyor. Problemlerin çözüme ulaşması asla olmuyor.
M.Ö. bilmem kaç yılı içinde de (o çağa özgü) problemler vardı, o çağın insanları birbirleriyle dertleşti, ve ömürlerini tamamladılar.
M.S. 2026 yılında siz ve ben (bu çağa özgü) problemler ile cebelleşiyoruz, birbirimizle dertleşiyoruz, ve ömrümüzü tamamlayacağız.
Peki; problemlerin "çözüm"ü?
Yok!
Sadece birbirimizle dertleştiğimizle kalıyoruz gibi hissediyorum.
Bu konu hakkında birkaç cümle yazarsanız memnun olurum. Belki siz yaşça benden büyük olduğunuz için, tecrübenize istinaden benim henüz anlamadığım şeyler yazarsınız.
Tespitiniz doğru. Her dönemin kendine özgü sorunları var, bazıları çözülüyor ama yenileri ekleniyor.
Sil2000 yılındandan önceki insanlar Kişisel servet edinirken, 2000 yılından sonraki insan varlıklarını,kişisel bakıma, kişisel donanıma ve kişisel zevke dönüşmüş durumda. Zevkin ticaretin önüne geçmiş bir yeni yüzyılamı girdik hocam.
YanıtlaSilDeğişik bir yüzyıl olduğu ve ilerleyen dönemde daha da değişik olacağı kesin.
Silİlerleyen dönemde ahiret yurdu olacağı için baya bir değişiklik olacağı kesin!
SilSayın hocam ilerleyen günlerde sadece türkiyede değil, dünya genelinde bir ekonomik kriz beklentim var. Yanılıyor olabilirmiyim hocam.
YanıtlaSilBu liderlerle her şey mümkündür.
SilBaşka liderler olsa da ekonomik kriz kaçınılmaz. Gelişmiş devletlerin çoğu borç batağında. 2008 krizini para basarak atlattılar ama aynı hamle bu defa ise yaramayacak. Japonya nasıl ki 35 yıldır gıdım gıdım geri gidiyor. Diğer gelişmiş ülkeler de adım adım geri gidecek!
SilEvet genel olarak tüm dünya ülkelerinin liderlerinde etik dışına çıkma, kurumları devre dışı bırakma, mevcut düzen kurallarını maniple etme gibi bir moda oluştu son yıllarda. Biz de bu modanın öncülerindeyiz. Tamam kurallar, kurumlar da zamanla değişebilir, değişmelidir de ama yerine bir fikir, amaç koymadan dejenere ve maniple etmek ayrı bir şeydir.
SilHOCAM SADECE ÜLKEMİZDE PİYASA ALDİRMAZLİĞI DIŞINDA, HUKUK ALDIRMAZLIĞI, İNSAN ALDIRMAZLIĞI, SAYGI VE SEVGİ ALDIRMAZLIĞI, BEŞERİ MÜNASEBET ALDIRMAZLIĞIDA GÖRÜLÜYOR........
YanıtlaSilÇoğunun temelindeki neden finansal durumu koruma güdüsüyle ortaya çıkan piyasa aldırmazlığı.
SilYapay zekadan sonra, insanlıkda yapay oldu.İnsanların mıcırına kaldık.
YanıtlaSil😀
SilEkonomik beklentiler ile diğer beklentilerin birbirinin alternatifi olduğunu varsaydığımızda piyasa aldırmazlığı haklı görülebilir. Oysa ki hukuk, eğitim gibi alanlar "ekonomik iyilik haline" kurban edilemez. Bunlar uzun vadeli yatırımlardır. Onlar olmazsa ekonomik iyilik de olmaz, daha doğrusu sürdürülebilir olmaz. Bugün "gayrimenkulümün değeri arttı" diye sevinenleri, bunu değerlendirmeye davet ederim.
YanıtlaSilÇok doğru ama ne dersek diyelim bizim ünlü atasözümüz bu durumu özetliyor: "Mal canın yongasıdır."
SilMal insanlar da cehennemin yongasıdır!
SilMahfi Hocam, kısacası 'parama bir şey olmasın ne olursa olsun' duyarsızlığın içimizden geçtiğini görüyoruz.
YanıtlaSilAynen öyle.
SilHocam bu piyasa aldırmazlığı teorisi eskilerin "adam sendecilik" dediği şey değilmi?
YanıtlaSilAradaki fark piyasa aldırmazlığı modunda olanların kendi varlıkları konu olduğunda adam sen de dememeleridir.
SilHocam piyasa nakit akışına aldırır gerisine bakmaz.
YanıtlaSilPiyasanın öyle bakması normal olsa da insanların her türlü değeri terk edip bu şekilde bakması tuhaftır.
SilHocam demekki insanlarda piyasalaşıyor,piyasa insan oluyor.
SilDünyada ruhunu şeytana satan milyarlarca insan bulabilirsin.
SilBen satmak isteyenlerdenin kardesim, varsa tanidigin ben hazirim..
SilHocam teorinin adıyla uyumlu daha net bir ifade şöyle olabilir:Piyasa aldırmazlığı, ekonomik aktörlerin ve finansal piyasaların uzun vadeli kurumsal bozulmalara karşı gösterdiği düşük duyarlılık; buna karşılık kısa vadeli finansal getiriler ve likidite koşullarına gösterdiği yüksek duyarlılıktır.
YanıtlaSilBu tanım teoriyi "toplumun aldırmazlığı" ile "piyasaların aldırmazlığı" arasında da daha net bir yere oturtur. Çünkü mevcut metinde asıl aktör çoğu zaman piyasanın kendisinden ziyade, piyasa performansına bakarak siyasal tutumlarını ayarlayan bireyler gibi görünüyor. Bu da teorinin merkezinde aslında toplumsal aldırmazlık mı, piyasa aldırmazlığı mı? sorusunu ortaya çıkarıyor. Bu ayrım netleştirilirse teorinin kavramsal gücü artar.
Güzel özet. Zaten yazıdan da bu anlam çıkıyor.
SilGüncel küresel gelişmeler ışığında, Sayın Eğilmez’in İktisat literatürüne kazandırdığı “Piyasa Aldırmazlığı Tezi” kapsamlı ve derin bir analitik ifade ile anlamlı yorumlanmış.
YanıtlaSilKendi doğası gereği, sadece kar maksimizesine odaklanmış piyasa mekanizması, tarihsel sürecinde zaman zaman etik veya toplumsal bir pusulaya sahip olmaktan uzaklaşmasının yanısıra;…
Ekonomik rasyonalite ile toplumsal geleceğin muhafazası arasındaki fark ve boşluk da birbirine yaklaştıkça, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeli inşa etmenin kolayca sağlanabileceğine kanaatim tam.
Yazı , yorum ve bilgilendirme için teşekkürler hocam.
Çok doğru, teşekkür ederim.
SilENTROPİ
SilBir ülkede mali disiplin gevşerse bütçe açıkları, kaynak israfı ve kayıt dışılık artabilir. Ekonomik düzenin bozulması "entropi artışı" olarak yorumlanabilir.
Düşük entropi: Düzenli, organize, verimli kaynaklar ve kurumlar.
Yüksek entropi: Dağınıklık, israf, koordinasyon kaybı ve kullanılabilirliğin azalması.
Bu nedenle bazı iktisatçılar enflasyonu, yolsuzluğu, kaynak israfını ve kurumsal çürümeyi bir tür ekonomik entropi artışı olarak değerlendirirler.
Makalenizin ilk cümlesini okuduğumda, dilimin ucuna gelen ilk kelime ENTROPİ oldu.
Neden, bilmiyorum.
Teşekkürler.
Güzel benzetme. 👍
Sil🙏😇😎
SilHocam ilk çeyrek büyümeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
YanıtlaSilTam beklendiği gibi. Böyle gidersek stagflasyona girebiliriz.
SilSizden mi okumuştum, yoksa Acar Hoca'dan mı hatırlamıyorum. İnsanlar çıkarlarına miyoptur. Bireyler uzak gelecekteki gelişmeler için çok daha aldırmazdırlar. Örneğin böyle giderse küresel ısınmanın felakete yol açacağını biliyoruz; ama çok da aldırmıyoruz. Hâlbuki dünyanın sonu yahu... Kısa vadeli ekonomik çıkarlar söz konusu olduğunda da durum böyle...
YanıtlaSilTam olarak bu cümleleri yazdığımı sanmıyorum ama tespitler çok doğru. Aynı şeyleri düşünüyorum. Keynes bile uzun vade ile ilgili düşüncesi sorulduğunda "uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız" yanıtını vermiş.
SilBu soruyu dedikodu mahiyetinde, sanki arkasından fısır fısır konuşuyormuşuz gibi sormuyorum:
YanıtlaSilDaron Acemoğlu'nu "kurumların sağlamlığını, şeffaflığını ve sürekliliğini" savunması, bunu tarihsel süreçle (iki önemli kitap yazarak) izah etmesi, günümüzdeki yönetim bozukluklarına tavsiyeler sunması ile tanıdık.
Gelgelelim, günümüzde ülkelerin yönetimleri; Acemoğlu'nun uyarılarının tam tersine (kurumların hunharca hırpalanmasıyla) devam ediyor.
Nobel ekonomi ödülünü aldıktan sonra Acemoğlu'nun sessizliğe bürünmesi; acaba bir tür küskünlük müdür? Dünyanın gidişatı hakkında o kadar kafa yorduktan ve çözüm önerileri sunduktan sonra gelinen vaziyet Acemoğlu'nu hüsrana sürüklemiş olabilir mi? Suskunluğunun sebebi bu olabilir mi?
Hiçbir bilgim veya fikrim yok. Arada sırada yazı yazdığını biliyorum ama emin değilim.
SilÜlkemiz dışında, bu teori ile uyumlu dünyada başka hangi ülkeleri sayabiliriz hocam?
YanıtlaSilBize benzeyen ülkelerin hemen hepsinde bu eğilimi görmek mümkün. Gelişmiş ülkelerde de giderek artıyor. Belki toplumun büyük çoğunluğu değil ama önemli bir bölümü bu eğilime göre davranıyor.
SilMahfi bey, ben konuyu küçük ölçekte düşünüyordum ama peki büyük ölçekte altın ve gümüş konusunda piyasa aldırmazlığından mı fiyat değişiyor yoksa piyasa duyarlılığından mı?
YanıtlaSilÖnümüzdeki süreçte savaş/barış muamması dururken altın ve gümüşteki öngörünüz nedir?
Altın ve gümüş eskiden spekülasyon amacıyla alınıp satılmazdı, tam tersine özellikle altın güvenli liman görevi görürdü. Son dönemlerde artık para kazanmak için alınır satılır oldu. Buna bir de merkez bankalarının altın alıp satmaları eklenince fiyatları inişli çıkışlı hale geldi.
SilEskiden altın ve gümüş için gelecek tahmini yapmak daha kolaydı. Çünkü kriz varsa bunlar yükselirdi. Şimdi tam tersine kriz olduğunda herkes faizler yükselecek beklentisiyle elindeki altını gümüşü satıp tahvil alımına geçiyor. Bunlara merkez bankalarının döviz elde etmek için altın satışı da eklenince bunların fiyatı düşüyor. Önümüzdeki dönemde körfezde barış ilan edilirse ve yeni bir kriz çıkmazsa altın yükselir. Ama daha olası durum enflasyonun yükseldiği bir dünyada tahvil faizleri yükseleceği için altından tahvile geçiş daha sık görülebilir. Sonuçta altın, inişler ve çıkışlarla bir süre buralarda kalır gibi görünüyor.
Mahfi Bey, teşekkür ederim değerli yorumunuz için.
Sil🙏
SilSayın Hocam, yakın çevremizde mikro ölçekte gözlemlediğimiz bir durumu derli toplu makro bir teori halinde sunduğunuz yazınız için çok teşekkürler.
YanıtlaSilAşağıdaki ifadenizden hareketle, bu teoride öne sürülen kalıpların dışında tepki veren ülke(ler) var mı ? Varsa hangileridir ve bu saptamayı yaparken nasıl bir ampirik yöntem kullanılmaktadır ?
Teşekkür ederim.
“Teori ayrıca piyasa performansı ile toplumsal ve siyasal duyarlılık arasındaki ilişkinin ampirik olarak ölçülmesine ve farklı ülkeler arasında karşılaştırmalı biçimde incelenmesine olanak tanımaktadır.”
Bunlar çeşitli değişkenler ele alınarak ve farklı yöntemlerle ölçülebilir. Örneğin bir zamanlar ben oy oranlarıyla ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi karşılaştırmış ve anlamlı bir korelasyon bulmuştum. Bir de tabii ampirik olmayan ama yol gösterici olabilecek anketler uygulanabilir. Kişilere "ülkede hukukun, adaletin ve demokrasinin çok daha iyi bir yere gelmesi için servetinizin ne kadarını kaybetmeyi göze alabilirsiniz?" diye soru sorulup 0, % 10, % 20, % 50 gibi alternatiflerden birisini seçmesi istenebilir. Buradan çıkan sonuçlara göre yorum yapılabilir. Ne var ki anketlere verilen yanıtlar her zaman gerçeği yansıtmaz.
SilAynen öyle hocam. Benim bankaların yatırımcı risk profili anketine verdiğim cevaplar gibi olursa gerçeği yansıtmayacaktır 😀
SilSayin hocam cok tesekkürler cok güzel dile getirmissiniz, ben bu teoriyi, Bagdat Caddesi veya Nisantasi muhalefeti olarak adlandiriyordum...
YanıtlaSilServet sahipleri açısından ele alırsanız haklısınız ama gelirini kaybetmek istemediği için sesini çıkarmayan kitleleri de işin içine katarsanız kapsam çok genişler.
SilMahfi Hocam Merhaba, Makalenizden anladığım, ekonomik anlamda herkes kendi canının derdinde.
YanıtlaSilEvet ve yanılıyorlar. Çünkü tek tek can kurtarmak bir süre işe yarar.
SilKıymetli Hocam,
YanıtlaSilTeorinin Türkiye’deki yansımalarını gözlemlediğimizde; bireylerin yüksek enflasyon ve kur şokları karşısında geliştirdikleri 'günlük finansal defans mekanizmaları', makro-siyasal sorunlara ayrılacak zihinsel enerjiyi ortadan kaldırmış. Halkın borsa, halka arzlar ve kripto varlıklara yönelik kitlesel ilgisi, kurumsal kalitedeki gerilemeye rasyonel bir protesto geliştirmek yerine, mevcut çarpık yapının sunduğu kısa vadeli finansal boşluklardan yararlanma çabasına dönüşmüş halde, sonuç olarak Türkiye'de birey, adalet ve kurum talep eden bir 'yurttaş' olmaktan ziyade, risk yönetimi yapan bir 'portföy yöneticisi' davranış kalıbını benimsemiştir.Ancak bu çarpık yapıyı kalıcı olarak değiştirmenin yolu, tek başımıza portföy yönetmekten değil, yeniden ortak bir irade kurmaktan geçiyor. Peki, bu toplumsal yılgınlığı kıracak, adaleti ve kurumları yeniden talep edecek direnç dalgasını hangi sosyo-ekonomik gruptan başlayarak inşa edeceğiz? Kıvılcımı kim çakacak: Güvencesizleşen beyaz yakalılar mı, geleceği çalınan gençler mi, yoksa sistemin dışına itilen orta sınıf mı?
Ne yazık ki 2001 krizi gibi bir kriz olmadan, insanlar sahip oldukları varlıkların, işlerin, gelirlerin bir kısmını kaybetmeden piyasa aldırmazlığından vazgeçmiyorlar.
SilHocam büyük krizlerin bile toplumsal dönüşüm yaratacağına dair inancımı maalesef yitirmiş durumdayım. Toplumun her bireyi kendi çıkarını gözetip 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığıyla hareket ettiği sürece, krizler ne kadar derinleşirse derinleşsin kendiliğinden bir düzelme bekleyemeyiz. Çözüm, ancak bireysel kurtuluş çabasından sıyrılıp, hedefi 'bölüşülebilir ve adil bir refah' olan gerçek bir toplum bilincine kavuşmamızla mümkündür diye düşünüyorum.
SilHocam , nüfusun çoğunluğu işçi , emekli , küçük esnaf , küçük çiftçi ( eski köylü ) ve bunların yakınlarıdır
YanıtlaSil( tahminim nüfusun yüzde 80'i ). Bu kesimler için en büyük sorun işsizlik ve gelirsizliktir . Yetmese de geliri olan insanlar her şeye tahammül ederler . Aşırı yoksulluk çeken insanların sayısı da az değildir. Nüfusun üst gelir yüzde 20'si için sorunlar görece azdır. Kurtuluş savaşında çocukluklarını , İkinci Dünya savaşında gençliklerini ( 1940 yılında 28 ve 26 yaş ) yaşayan annem ve babamdan çok yoksunluk çektiklerini ama tahammül ettiklerini dinlemişimdir.
% 80 değilse bile % 70'e yakındır. Haklısınız. Bu kesim de aslında kendi çapında gelirini kaybetmemek için mevcut durumda sesini çıkarmıyor. Onlar açısından piyasa aldırmazlığı da böyle işliyor.
SilHocam yüzde 70 nüfus 60 milyon kişi yapar. 60 milyon nüfus AB'nin 3 ülkesi ve İngiltere hariç tüm ülkelerinden kat kat fazladır .
SilPiyasa Aldırmazlığından çıkış yöntem ve örnek ülke konusunda yapay zekaya sordum fakat yapay zekanın halüsülatif bilgi verme gibi huyu var.
YanıtlaSilBu yazının devamı olacak mı? piyasa aldırmazlığından kriz/kriz dışı çıkış örnekleri var mı hocam?
Var tabii. Türkiye mesela 2001 krizinden sonra uyguladığı programla bundan çıkmayı başarmıştı. Ama devamını getiremedi. Popülizme döndü ve yine aynı döngüye girdi.
SilMaalesef bu durumdan çıkış için insanların sahip oldukları şeylerin önemli kısmını kaybetmesi gerekiyor.
Rahmetli başbakan Ecevit'in önüne atılan yazarkasa olayı mı piyasa aldırmazlığından çıkışın tetikleyicisi oldu?
SilMahfi hocam, bazen kafamızı bulanık hâle getiriyorlar.
YanıtlaSilŞu "Tom Barrack" isimli şahsın epey zamandır söylediklerini siz de duymuşsunuzdur.
Kısaca şunu diyor: "21. yüzyılın koşullarına göre güncellenmiş, modern bir 'Osmanlı İmparatorluğu' en makûl yol gözüküyor. Adı elbette 'Osmanlı' olmak zorunda değil; ama Osmanlı dönemindeki yönetim modeli günümüz koşullarına göre güncellenmeli, ortadoğunun (middle east) geleceği bu yönde ilerlemelidir."
"RTE & Bahçeli" ittifakının, Öcalan'ı da kendi kanatları altına almasından sonra:
• Ülke genelinde mızmızlık yapacak tek odağın "Atatürkçülüğün bütün veçheleri" olduğu,
• Bu mızmızlık kaynağının temelinin hâlihazırda "CHP" olduğu,
• Eğer "CHP" içinde "karışıklık" ve "savrulma" yaratabilirlerse, sokaktaki sıradan vatandaşın siyasete olan güveninin büsbütün sarsılacağı,
• "Kemal Kılıçdaroğlu"nun "CHP"nin başına yeniden getirilmesi ile, bahsettikleri bu "savrulma"yı başlattıkları,
• En nihayetinde "Atatürkçü muhaliflerin çıkardığı ses"in zamanla cılızlaşacağı, zamanla erozyona uğrayacağı,
• Böylelikle "Tom Barrack"ın da işaret ettiği üzere; "Osmanlı benzeri" (güncellenmiş) bir yönetim modelinin getirilmesi için elverişli ortamın yaratılacağı "iddia" ediliyor.
Bu "iddia" ile ilgili sizin görüşleriniz nedir?
Mahfi bey artık 76 yaşına geldi, ömrünün son kısmı olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz.
SilKendisi bu yaşa gelmişken; "Türkiye Cumhuriyeti" isimli ülkenin geleceğinde ne olacağını, bu ülkenin yönetim modelinin değişip / değişmeyeceğini niçin umursasın?
Emekliliğinin keyfini sürmesi gerekmez mi artık? Ülkenin geleceğini umursamak zorunda mı?
Adsız 12:17: Tom Barrack aslında kendi görüşlerini değil ABD'nin son 30 yılda geliştirdiği ve yaydığı ılımlı müslüman Türkiye modelini anlatıyor. Büyük Ortadoğu Projesinin en temel dayanaklarından birisi Türkiye'yi Osmanlı İmparatorluğu gibi bir ülke konumuna getirerek Ortadoğu'da İsrail'den sonra en önemli müttefik haline getirmektir. Barrack farklı şekillerde de olsa bunları dile getiriyor. Niyetleri tamamen ABD'ye bağımlı bir Türkiye yaratmak. Elverişli ortam ABD için budur. Bunları Değişim Sürecinde Türkiye kitabıma anlattım. Normal olarak Türkiye'nin bu yaklaşımı reddetmesi gerekir ama o zaman iktidar sürdürülemez.
SilÖzetle söylemek gerekirse Türkiye dış borca ve ABD'ye bağımlı bir konumda olduğu için bu döngüden bu haliyle çıkamaz.
Adsız 13:40: 76 değil 176 yaşına da gelsem eğer aklım yerindeyse ülkemin geleceğini düşünmek ve bildiklerimi, gördüklerimi paylaşmak zorundayım. Kimse beni zorlamıyor, sizin dediğinizi yapıp şezlongumda oturabilirim. Ama bunu yapmam. Dediğim gibi aklım yerinde olduğu, yaşam bana elverdiği sürece yazmaya, anlatamaya devam edeceğim. Aydın sorumluluğu diye bir şey vardır. Buna bir kez girdiniz mi çıkış olmaz. Ben halimden şikâyetçi değilim. Merak etmeyin.
Şu "Osmanlı" hayâli kuranlara sadece bir soru soracağım:
Sil"İsrail" bir devlet olarak; 14 Mayıs 1948'de kuruldu.
"Osmanlı İmparatorluğu" döneminde, "İsrail" adında bir devlet yoktu. "Yahudilerin"; Osmanlı İmparatorluk bakiyesinde bir millet olduğu gerçeği vardı o kadar, yüzyıllardır böyle yaşadılar, ötesi yok.
2026 dünyasının gerçekliğindeyiz; "İsrail" adlı devletin artık varolduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz.
"Osmanlı" hayâli kuran arkadaşlar, eğer imparatorluk yönetiminin bir benzerini günümüzde kurmayı becerebilirlerse; "İsrail" devletinin koşa koşa kendilerine katılacağını mı zannediyorlar?!
Siz hangi kafadasınız eyyyyy "Osmanlı" hayâli kuran arkadaşlar?!
Canım hocam, takacakları zerre bir toz bulamayanlar yaşa takmış durumdalar Sabrınıza zerafetinize bir kez daha hayran kaldım İyi ki varsınız! İyi ki nefes almamızı sağlıyorsunuz! (kalpler, çiçekler, ve kocaman gökkuşağı yapmak isterdim - yaptım farzedin)
SilMahfi bey,
SilGüle oynaya, memnuniyetle "eğilen" insanlar epey arttı!
Hiçbir zaman "eğilmediğiniz" için teşekkür ederiz!
(Ne demek istediğimi anladığınıza eminim!)
🙏
SilİNSANLIK DAHA KÖTÜSÜNÜ HAK EDİYOR SAYIN MAHFİ HOCAM! HAYVANLARDA DENEY YAPIYORUZ, HAYVANLARI DOĞAL ORTAMINDAN KOPARIP İZLEMEK İÇİN KAÇIRIYORUZ, SAVAŞLAR ÇIKARIYORUZ, GEZEGENİ YOK EDİYORUZ. ŞİMDİKİ HEDEFİMİZ DE DAHA İYİ ÖLDÜRMEK VE DAHA ÇOK GEZEGEN MAHVETMEK. MARS'A GÖZ DİKTİK, İNŞALLAH ORAYI DA YOK EDECEĞİZ. İNSANLIK OLMASAYDI HAYVANLAR NEFES ALIRDI, HAVAYI İÇLERİNE ÇEKİP OOOHH İNSANLIK YOKMUŞ DERDİ HOCAM.
YanıtlaSilHocam elinize sağlık. Bazen yetişmek değil, durmak gerekiyor. 😇 Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSil🙏🏼
SilHocam, yapay zeka ile sohbet ediyordum, konu konuyu açtı. Ekonominin "guguk kuşu" vakası nedir dedim. Şöyle bir örnek üretti:
YanıtlaSil"Kur Korumalı Mevduat (KKM): Yuvaya Bırakılan İkinci Yumurta
Negatif reel faiz politikasının doğurduğu kur krizini bastırmak için sisteme KKM (Kur Korumalı Mevduat) dahil edildi. Bu, guguk kuşunun yuvayı tamamen ele geçirmek için bıraktığı ikinci ve en obur yumurtaydı.
Guguk Kuşu Davranışı: KKM, kamunun ve merkez bankasının üzerine devasa bir mali yük bindirdi. Normal şartlarda eğitime, altyapıya, sağlığa veya yapısal reformlara harcanabilecek bütçe kaynakları ve merkez bankası rezervleri, sırf kuru sabit tutmak ve belli bir kitleye kur farkı ödemek için harcandı.
Sonuç: Kamu kaynakları üretken alanlardan çekilerek bu mekanizmaya aktarıldı; yani yuvadaki asıl yavruların besini bu obur mekanizma tarafından tüketildi."
Yapay zekanın ürettiği bu örnek çok mu zorlama bir örnek oldu?
diğer örnekleri; ucuz krediler ve zombi şirketler oldu.
Mahfi bey
YanıtlaSilGaliba adım adım, aşama aşama; ülkemizdeki siyasetin geleceği "Atatürkçülüğü bırakacak mıyız? / Atatürkçülükle devam mı edeceğiz?" sorusunu sormaya yaklaşıyor.
Son soru bu olacakmış gibi gözüküyor.
Kurgu doğru ama soru Atatürkçülük mü değil mi olmayacak. Soru bağımsızlık mı bağımlılık mı olacak?
SilHocam saygılar umudunuzu nasıl koruya biliyorsunuz sizce halkımızda bu potansiyel varmı bu demografi ile gelecek daha iyi olacak mı ülkem için çok üzücü ancak kendi düşen ağlamazmış keşke sizden çok olsa ama istisnasınız görev bilinciniz takdire şayan
YanıtlaSilDedim ya bizdeki aydın sorumluluğu. 🙏
SilŞu dünya kupası maçları bir an önce başlasa da; siyasetçilerden ve iktisatçılardan 1 aylığına kurtulsak keşke...
YanıtlaSilSiyasetçileri bilemem ama iktisatçılardan kurtulamazsınız çünkü onlar bu sefer de futbol yazmaya başlarlar.
SilTeori günümüzde her Dünyalı’ya hitap ettiği için makale okuma süresi ortalama 2 dk, yorum okuma süresi 6 dk :)
SilGüldür güldür e bile artık gülemiyoruz bari bu yıl Fenerbahçe güldürse yoksa gülmeyi tamamen unutacağız saygılar.
YanıtlaSilGalatasaray'la gülmeyi deneyin. Ben 40 yıldır deniyorum.Sonuç olumlu.
SilFenerbahçe basketbol, voleybol, kürek vb sporlarla yüzümüzü güldürmektedir.
SilCımbızlı Şiir
YanıtlaSilNe atom bombası,
Ne Londra Konferansı;
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!
Orhan Veli
Mahfi hocam ellerinizden öperim.
YanıtlaSil🙏
SilHocam,
YanıtlaSilMedeniyet size göre ilk nerede başladı?
Ve neden orada başlamış olacağını düşünüyorsunuz?
• Mısır?
• Mezopotamya?
• Antik Yunan?
ya da bu seçeneklerin dışında bir coğrafya.
Saygılarımla.
Uygarlık Sümerler ile başlar (MÖ 4000.) Sümerler Irak'ta (Güney Mezopotamya'da) ilk kentleri kurmuşlardır.
SilSayın Mahfi Eğilmez,
YanıtlaSil"Piyasa Aldırmazlığı" kavramını açıklarken ortaya koyduğunuz yaklaşım bana Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun -Yaban- romanını hatırlattı. Aradan yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen, romandaki köylülerin içinde bulundukları büyük tehlikeye karşı gösterdikleri ilgisizlik ile günümüz piyasalarının ve bireylerinin sistemik sorunlara karşı sergilediği kayıtsızlık arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır.
Yaban'da Ahmet Celâl, Anadolu'nun işgal altında olduğu bir dönemde köylülerin neden bu kadar ilgisiz kaldığını anlamaya çalışır. Ancak köylüler için öncelik vatanın geleceği değil, kendi tarlaları, ürünleri ve günlük geçimleridir. Onlar büyük felaketi uzakta görmekte, kendi dünyalarına dokunmadığı sürece önemsememektedir.
Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Kurumsal aşınma, hukuk devleti sorunları, yüksek enflasyon veya ekonomik kırılganlıklar gibi uzun vadeli riskler çoğu zaman bireylerin ve piyasaların gündeminde ikinci planda kalmaktadır. İnsanlar ve yatırımcılar, sistemin geleceğinden çok mevcut varlıklarını nasıl koruyacaklarına odaklanmaktadır. Dün köylünün korumaya çalıştığı öküzü ve tarlası neyse, bugün de bireyin mevduatı, hissesi veya gayrimenkulü odur.
Bu nedenle piyasa aldırmazlığını yalnızca ekonomik bir olgu olarak değil, insan davranışının daha derin ve tarihsel bir özelliği olarak görmek gerekir. Yaban'da cehalet ve kopuklukla açıklanan duyarsızlık, günümüzde bilgi eksikliğinden değil; bireysel çıkarların kolektif kaygıların önüne geçmesinden kaynaklanmaktadır. Araçlar, kurumlar ve gerekçeler değişmiş olsa da refleks aynıdır: İnsan, büyük resimdeki tehdidi ancak kendi küçük dünyasına doğrudan zarar verdiğinde ciddiye almaktadır.
Bu açıdan bakıldığında, "Piyasa Aldırmazlığı" yalnızca finansal piyasaların değil, toplumların krizlere verdiği tepkileri anlamak için de önemli bir kavramdır. Belki de Yaban'ın anlattığı hikâye henüz bitmemiştir; sadece sahnesi ve aktörleri değişmiştir.
Haklısınız. Ben de bu kavram için Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban, Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları ve Albert Camus'nün Yabancı romanlarından esinlendim zaten.
Silhttps://www.ekonomim.com/ekonomi/varlik-barisi-resmi-gazetede-yayimlandi-kazancini-turkiyeye-getirene-20-yil-vergi-yok-haberi-897751
YanıtlaSilhttps://www.ekonomim.com/gundem/uyusturucu-gelirlerini-aklayan-sebekenin-15-milyar-tllik-mal-varligina-el-konuldu-haberi-897773
İki haber arasındaki benzerlikleri mi farkları mı arayalım Hocam?
Saygılar.
ikisi de aynı kapıya çıkar sanırım.
SilAslında bu yazıdan çıkarılması gereken önemli bir sonuç ekonomiye bireysel olarak değil toplumsal bağlamda bakılabilmesidir. Bireysel olarak özellikle insanlar finansal olarak bir davranış biçimi oluşturmaya çalışsa da mevcut sistemin sıkıntıları öyle veya böyle karşımıza çıkıyor. Gerek alıcı-satıcı ilişkisi olarak bakalım gerek daha geniş şekilde üreticiden tüketiciye giden tedarik zinciri olarak bakalım birbirimize bağlıyız.
YanıtlaSil