2025 Yılı Değerlendirmesi
2025 yılının sonuna geldik. Bu yıl Türkiye açısından nasıl geçti, başarılı mıydı başarısız mı? Bu soruyu üç gruba göre yanıtlamak gerekir: (Ekonomik durum, sosyal göstergeler ve siyasal durum. Siyasal durumu değerlendirmeyi uzmanlarına bırakarak ekonomik ve sosyal durumu değerlendirmeye çalışalım. Bu değerlendirmenin resmi veriler esas alınarak yapıldığını vurgulamakta yarar var.
Türkiye ekonomisinde 2025 yılında
gelinen durumun başarılı olup olmadığını anlamak için başlıca ekonomik
göstergeleri 2024 yılı sonuçlarıyla karşılaştırmamız gerekir. Aşağıdaki tablo
bu karşılaştırmayı yapmak amacıyla hazırlandı. Tabloda 2024 kesin verileri
TÜİK’in ulusal hesap göstergeleri, TÜFE göstergeleri, işsizlik oranı raporları,
ENAG’ın e-TÜFE göstergeleri, TCMB’nin ödemeler dengesi verileri, bilanço
verileri, parasal gösterge tabloları, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bütçe
raporları ve borç raporlarındaki veriler kullanılarak hazırlandı. 2025 yılına
ilişkin yılsonu tahmin verilerinden GSYH tahminleri Orta Vadeli Programdan alındı,
diğer bütün tahminler tarafımızdan yapıldı:
Tablo bize 2025 yılının önceki
yıla göre ekonomik açıdan başarılı geçtiğini gösteriyor. 2021 yılının Eylül
ayında başlayan ve 2023 yılının ortasına kadar devam eden yanlış ekonomi
politikasının alt üst ettiği ekonominin toparlanması ancak 2025 yılında gerçekleşebildi.
Bu toparlanmaya karşın enflasyon hala çok yüksek, büyüme potansiyel büyümenin
(yüzde 4,9) altında ve işsizlik oranı da doğal işsizlik oranı dolayında
görünüyor. Buna karşılık Türkiye için asıl işsizlik oranı olarak kabul edilmesi
gereken geniş işsizlik oranında durum olumsuz gelişmiş. Bütçe açığındaki azalma
ile TCMB brüt rezervindeki artış olumlu gelişmeler. Genel olarak 2025 yılı
ekonomik gelişmelerini 2024 yılıyla karşılaştırdığımızda 2025 yılının ekonomide
başarılı bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. Hiç kuşkusuz bu başarı bazı
kesimlerde ciddi sıkıntılara yol açarak ortaya çıkmış bulunuyor. Tarım
kesimindeki ciddi küçülme, tarımsal ve hayvansal üretimdeki kayıplar, asgari
ücretlilerin ve emeklilerin durumunun kötüleşmesi, sanayi kesiminde, özellikle
tekstilde yaşanan sıkıntılar, konut fiyatlarında ve kiralarında ortaya çıkan
büyük ve anlamsız arışlar bunların bir bölümü. Ne var ki 2021 yılında başlayan
ve yaklaşık yaklaşık iki yıl süren popülist ekonomi politikasının bu tür sıkıntılara
yol açmadan normale dönüştürülmesi öyle kolay olmuyor. İhracatçıların ve
turizmcilerin şikâyetlerindeki artışlar da olumsuz sonuçlar olarak karşımıza
çıkıyor. Buna karşılık Euro/Dolar paritesinin 2024 yılsonundaki 1,03’den
1,17’ye gelmesi yani euronun dolara karşı değerlenmiş olması ihracatçıların ve
turizmcilerin şikâyetlerini bir ölçüde gideriyor. Çünkü dış borçlar ve imalatta
kullanılan ithal girdilerin çoğu dolarla alınırken ihracatımızın yarısının
Avrupa’ya olması ve turistlerin ağırlığının Avrupa’dan gelmesi nedeniyle döviz gelirlerinin
çoğu euroyla elde ediliyor.
Özetle söylemek gerekirse 2025
yılını ekonomi açısından bir önceki yıla göre başarılı bir yıl olarak
değerlendiriyoruz. Ancak bu konuda karşımızda iki sorun var: (1) Bazı verilerin
(dolar cinsinden GSYH gibi) gerçek durumu yansıtmaması. (2) Düşük ücretlilerin
durumunun daha da kötüleşmiş olması. İlk sorunun gerçekleri kabul edip ona göre
düzenleme yapmakla ikinci sorunun önümüzdeki dönemde adil bir ücret politikası
izlemekle çözülmesi mümkün görünüyor.
Ekonomi alanındaki olumlu
gelişmelerin sosyal alanlarda da görülüp görülmediğini anlayabilmek için
çeşitli kuruluşlar tarafından dünya çapında uygulanan anketlerle oluşturulan
endekslerin sonuçlarını önceki yılla karşılaştırmamız gerekiyor. 2025 yılına
ilişkin sosyal gösterge endekslerinin çoğu henüz yayınlanmamış olduğu için yayınlanmış
endeksleri gösteren aşağıdaki tabloyu ele alacağız (kaynak World Justice
Project, Rule of Law Index Report 2025.) Tablo, Türkiye’nin 143 ülke arasındaki
sırasını gösteriyor (1 en iyi demek):
Tabloya göre ceza adaleti dışındaki
bütün endekslerde Türkiye, 2025 yılında, 2024 yılına göre geriye gitmiş
görünüyor.
2025 yılında bir önceki yıla göre
ekonomide gözlemlenen iyileşmeye karşılık hukukun üstünlüğünden yolsuzluk
derecesine, temel haklara saygı duyulmasından adalet uygulamalarına kadar
uzanan sosyal alanlarda Türkiye çok geride bulunuyor ve bu konuda 2025 yılında
daha da geriye gitmiş görünüyor.
Bu durumda yapılması gereken
şeyler: (1) Hukukun üstünlüğünün, yargının bağımsızlığının hiç zaman geçirmeden
sağlanması. (2) Yasama, yürütme ve yargı erkinin birbirinden tümüyle
ayrılmasına dayalı demokratik yapının yerleştirilmesi. (3) Düşük ücretlilerin
durumunun düzeltilmesi. (4) Giderek yetersiz hale gelen tarım ve hayvancılık
sektörü için yeni ve kapsamlı destekleri içirecek bir programın acilen
yürürlüğe konulması. (5) Dünyayla rekabet edemez duruma gelmekte olan tekstil
sanayisinde doğru teşvik politikalarıyla marka yaratmaya girişilmesi. (6) Daha
önce birçok yazımda ve kitabımda ayrıntılarını sunduğum yapısal reformların
hızla yapılması.
Eğer sosyal alanda ortaya çıkan
bu eksikleri tamamlayamazsak ekonomik alanda çeşitli kesimlerin fedakârlığa
itilmesiyle elde edilen olumlu gelişmelerin sürdürülmesi de mümkün olmayacak.
Anladım ki; Biz kürek mahkumluğundan kurtulamadığımız gibi prangalarımızın ağırlığı artmış. Daha az yemek, daha fazla kas gücü. Davulcu tempoyu artırmış. Kalyonun yönü Somaliye çevrilmiş. Kaptan kendi lisanını terk etmiş, yeni öğrendiği lisana göre dua etmekle meşgul... Somaliye varacağımız bile şüpheli. Gerçi bizim için nereye gideceğimiz çok önemli değil çünkü sonunda özgürlük yok.
YanıtlaSilEski Türkiye'de inşaatlarda bol bol kürek kullanılırdı. Çünkü hazır beton kullanımı pek yaygın değildi. Bir de 2003 yapımı "İnşaat"adlı bir film vardı filmde inşaatlarda ameleyi canlandıran Şevket Çoruh İtalya'da çalışmak için para biriktiriyordu. Şimdi maaşlar inanılmaz yükseldi ama inşaatlarda çalışacak adam bulunamıyor. Nereden nereye. Eskiden İtalya'ya gitmek için can atanlar aynı imkan burada olunca çalışmak istemiyor.
SilÖnemli olan maaşların yükselmesi değil o yükselen maaşların ne satın alabildiğidir.
SilEskiden ev almak kolaydı ucuzdu diyorlar ama o evlerin hepsi çürük yapılardı. 2000 öncesi satın alınan evler kentsel dönüşüme girmek zorunda. Vatandaş kendi evini 2 kere satın almak zorunda kalıyor. Kimse bunu gündeme getirmiyor.
SilAdsız bey keşke hepimizin kafası sizin kadar guzel olabilse...
SilSimdiki yapilar çok sağlam ya canim. 6 şubat depremi van depremi elazığ depremi gördük ne kadar sağlam olduklarını.
SilAsgari ücrete %27 zam yapıldı ve net asgari ücret 28.075 TL oldu. Böylece asgari ücret zamlı halinde bile şimdiden açlık sınırının altında kalmış oldu. Kaldı ki 28.075 TL insanların cebine Şubat ayında girecek. Açlık sınırı daha Kasım ayında 29.828 TL idi. Kim bilir açlık sınırı Aralık, Ocak ve Şubat'ta yani 3 ay sonra ne kadar olacak? Gerçekten yazık. Bu resmen bir sömürü düzenidir. İnsanlar hayat şartları altında göz göre göre bu kadar ezdirilir mi?
SilAyrıca hepimiz biliyoruz ki TÜİK'in enflasyon ölçümü hayatın gerçeklerini doğru yansıtmıyor. Buna rağmen asgari ücrete TÜİK enflasyonunun bile altında zam yapıldı. Bu durumda Vedat Işıkhan nasıl oluyor da ''Asgari ücretliyi enflasyona karşı ezdirmedik'' diyebiliyor? Böyle bir cümleyi hangi veriye dayanarak kurabiliyor? Bunun adı insanlarla resmen dalga geçmektir. Hem insanları açlık sınırının altına terk ediyorsunuz hem de onlarla dalga geçiyorsunuz. Yazıklar olsun. Bu hayat şartları altında 28.075 TL ile (sadece 1 ay boyunca) kendileri geçinmeye çalışsınlar bakalım bunu ne derece başarabilecekler görelim. 23 yılda geldiğiniz nokta insanları açlık sınırının altına hapsetmek mi? Siz, ne yönetmeyi biliyorsunuz ne de paylaşmayı biliyorsunuz. Sadece bu emek sömürüsü düzeninin altına imza atmayı biliyorsunuz. Yazıklar olsun. Milyonlar hayat şartları altında göz göre göre bu kadar ezdirilir mi, nerede sizin hamiliğiniz?
Depremde yıkılan binaların yüzde 98'i 2000 yılı öncesi yapılar.
SilMaster Chef yarışmasına katılanlara 15 bin lira verseniz 4 kişilik aileyi bir ay boyunca krallar gibi yedirir. Mutfak masrafı ya da açlık sınırı 30 bin lira demek spekülatif bir yaklaşımdır.
SilAsgari ücrete % 27 zam geldi fakat 12 aylık ortalama enflasyon % 35,91 olduğu için benim kirama % 36 zam yapıldı. Bu adalet mi şimdi? Gelir - gider dengem daha çok bozulmuş oldu.
Sil1- 2024'ten kalan %28,51 alacak vardı. Çünkü 2024'te 12 aylık ortalama enflasyon %58,51 iken asgari ücrete %30 zam yapılmıştı. (Geçmiş yılların alacağı gelecek yılları da etkilediği için en önemli kısım öncelikle geçmiş yılların iadesidir)
Sil2- 2024'teki %3,2'lik refah payı da 2025'te verilmemişti.
3- 2025'te 12 aylık ortalama enflasyon Kasım verisiyle %35,91 oldu. Enflasyon karşısında 2025'teki alım gücü kaybının iadesi de 2026 için verilmeliydi. Fakat bu da verilmedi. Bu yılın sadece %27'lik iadesi verildi. Dolayısıyla (sadece bu yıldan) gelecek yıla %8,91'lik iade borcu kalmış oldu.
4- 2025'teki %3,7'lik refah payı da 2026 için verilmedi.
5- Düşürülen alım gücünün iadesi ve refah payından sonra 2026'daki enflasyona karşı alım gücünün korunması için beklenen enflasyon kadar yani %16 zam yapılmalıydı ki vatandaş enflasyona karşı ezdirilmesin. Fakat bu da yapılmadı.
Önce (varsa) geçmiş yılların iadesi, sonra bu yılın iadesi verilmeli, gelir eşitsizliğini önlemek için refah payı maaşlara yansıtılmalı ve son olarak da önümüzdeki yılın enflasyonuna karşı asgari ücretli koruma altına alınmalıydı. Eğer böyle yapsaydık 2026 asgari ücreti 22.104 x 1.2851 x 1.032 x 1.3591 x 1.037 x 1.16 olmak üzere 47.926 TL olacaktı. Peki olması gereken asgari ücret neden bu kadar yüksek çıktı? Çünkü geçmiş yıllardaki özellikle 2024 yılındaki enflasyon yüksekti ve yüksek enflasyona rağmen verilen düşük zamlarla 2025 başında insanların alım gücü ciddi şekilde düşürüldü. Bu açıdan 2025 çok zor bir yıldı. Fakat bu alım gücü 2026'da daha da düşürüldü. Çünkü 2025'in alım gücü iadesi bile tam yapılmadı. Dolayısıyla 2026 yılı daha da zor bir yıl olmuş olacak. Her zamanki gibi yine refah payı verilmedi (Böylece gelir eşitsizliği daha da artmış oldu.) Daha iade borçları bile net tamamlanmamışken, doğal olarak gelecek yılın enflasyonuna karşı da insanlar tamamen çaresiz bırakıldılar ve enflasyona karşı şimdiden ezdirilmiş oldular.
Sizin bir kişiden alacağınız var diyelim. Bu kişi size ''Geçmiş yılın borçlarını silelim, bu yılki borcumu eksik vereyim, önümüzdeki yıl için de her ay borçlanacağım, bunu da yılsonunda tekrar konuşuruz'' derse, tepkiniz ne olurdu? ''Neden geçmiş yılın borçlarını siliyorsun, bu yılın borcunu eksik veriyorsun ve önümüzdeki yıl da borç almaya devam edeceksin ve üstelik yılsonunda ne kadarını çevireceğin de belli değil. Önce geçmiş borçlarını kapatmalısın daha sonra borç isteyeceksen de bana taahhütte bulunmalısın. Kusura bakma sen bu şekilde beni sömürüyorsun, verdiğim emeği ve alın terimi bir çırpıda siliyorsun, sen beni haksızlığa uğratıyorsun, sana borç verdiğime bin pişman oldum, hakkımı almak için seni icraya vereceğim'' demez miydiniz? ''Sana yetki verdim, güç verdim. Sen ise beni mağdur ettin. Bu yüzden ilk seçimlerde seni göndereceğim'' demez miydiniz?
Refah payı verilmeseydi, gelecek yılın enflasyon beklentisi de verilmeseydi (ki zaten bunlar verilmedi) fakat sadece düşürülen alım gücü kaybı tam yapılsaydı bu durumda asgari ücret 38.606 TL olacaktı. 2024'in iadesi değil, sadece 2025'in iadesi verilseydi Kasım verisine göre 30.042 TL olacaktı. Fakat bu bile yapılmadı. Bu bile vatandaşa çok görüldü. Böylece milyonlar, açlık sınırının altında bir sefalet ücretine terk edilmiş oldular.
Adsız 22;53 tüik çalışanı sanırım. 6 şubat depreminde yikilan binalarin 2000 öncesi ve 2000 sonrasi yapilanlari ayirabilmis ve %98 i 2000 öncesi yapılanlar demiş. Rönesans insaatin binalari da 2000 öncesi demek ki. Hatayda sırt üstü devrilen bloklar da 2000 öncesi yani öyle mi. Şeytanlarin ne kadar da çok savunucusu var bu ülkede. Sanki bugün 30 yil öncesinden iyi imiş gibi algi manipülasyonlari gırla bakıyorum.
SilTürkiye'nin gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabilmesi eş zamanlı ve uzun vadeli reformlarla mümkündür. Konuyu başlıklar halinde özetlersek;
YanıtlaSil1- Hukuk ve Kurumsal Devlet
Gelişmiş ülkelerin ortak noktası: güvenilir hukuk
Hukukun siyasi etkiden tamamen bağımsız işlemesi
Mahkemelerde öngörülebilirlik ve hızlı yargılama
Liyakat esaslı kamu yönetimi
Şeffaflık ve yolsuzlukla gerçek mücadele
Yatırımcı güveni, adalet duygusu ve toplumsal barış buradan doğar.
2- Eğitim Reformu (En kritik alan)
Ezber değil, düşünme öğreten sistem
Okul öncesinden üniversiteye bilimsel, çağdaş müfredat
Öğretmenlik mesleğinin itibar ve maaş açısından güçlendirilmesi
Eleştirel düşünme, problem çözme, dijital okuryazarlık
Mesleki ve teknik eğitimin sanayiyle entegre edilmesi
Uzun vadede kalkınmanın motoru eğitimdir.
3- Üretim Odaklı Ekonomi
Tüketen değil, katma değer üreten ülke olmak
Düşük teknoloji yerine:
- Yazılım
- Savunma, biyoteknoloji
- Yeşil enerji
- Yarı iletken, yapay zeka
KOBİ’lerin teknolojiye erişimi
İhracatta markalaşma (sadece ''ucuz iş gücü'' değil)
Almanya ve Güney Kore örnekleri
4- Bilim, Ar-Ge ve İnovasyon
Üniversite - sanayi işbirliği
Ar-Ge bütçesinin ciddi şekilde artırılması
Beyin göçünü durduracak:
- Özgür akademik ortam
- Rekabetçi maaşlar
Start-up ekosistemine güçlü destek
5- Demokratik Kültür ve Özgürlükler
İfade ve basın özgürlüğü
Sivil toplumun güçlendirilmesi
Çoğulculuk ve toplumsal uzlaşma kültürü
Yaratıcılık baskı altında değil, özgür ortamda gelişir.
6- Ekonomik İstikrar ve Güven
Bağımsız Merkez Bankası
Enflasyonla gerçek mücadele
Kamu harcamalarında disiplin
Uzun vadeli, tutarlı ekonomi politikaları
7- Toplumsal Zihniyet Değişimi (Bu belki de en zor ama en gerekli kısım)
Torpil yerine liyakat
Kısa vadeli çıkar yerine uzun vadeli akıl
Bilime, emeğe ve kurallara saygı
''Devlet baba'' değil ''hesap veren devlet'' anlayışı
8- Dış Politika ve Uluslararası Entegrasyon
AB standartlarına yeniden yaklaşım
Hukuk ve demokrasi temelinde ittifaklar
Eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında küresel işbirliği
Türkiye'nin temel sorunu potansiyel eksikliği değil; yönetim anlayışı, kurumsal yapı ve uzun vadeli önceliklerin eksikliğidir. Doğru politikalarla 10 - 20 yıl içinde gelişmiş ülkeler ligine çıkmak mümkündür. Bunun ön koşulu ise kısa vadeli popülizmden vazgeçilmesidir.
👍
SilBu durumda biz daha 1. maddeden sınıfta kalmış oluyoruz.
SilHocam çok doğru diyorsun bu dediklerinin olması için liyakat sistemi gelmeli. Aşamalı kurumsal mühendislik gelmeli. Şuanki sistemde bu dediklerinin olma olasılığı yok denecek kadar az
SilHocam çok teşekkürler yazınız için. 2027 sonuna doğru bir erken seçim olacak gibi. Bu da enflasyonu düşürmek için son seneye girdiğimizi gösteriyor. O seçimlerin ardından ise 2029'da tekrar belediye seçimleri ile bir sarmala gireceğiz gibi. Siz ne düşünüyorsunuz hocam bu konuda? Ve saydığınız gerekenler konusunda bir adım atılacağını düşünüyor musunuz? Teşekkürler hocam, saygılar.
YanıtlaSilSeçim konusunda bir tahminim yok. Harcamaların yönü bize nereye ve hangi hızla gittiğimizi gösterecek.
SilSosyal alandaki reformlar konusunda adım atılacağını sanmıyorum. Atılsa şimdiye kadar atılırdı.
Yön, Somali. Dedim ya Hocam
Silİngilizler Amerikalılar Fransızlar Afrika'da bulunuyorsa biz de bulunmaliyiz ne var bunda?
SilUFUKTA MAALESEF SEÇİM GÖRÜLMÜYOR!!! SOSYAL REFORMLARIN GEREKTİĞİNE İNANMIYAN İKTİDAR VAR.
SilTeşekkür ederiz. 2027 yılına girerken de bu son bölümü aynı şekilde yazacağınıza eminim.. Değişen birsey olmayacak çünkü
YanıtlaSilSon 25 yılda Türkiye'de çok şey değişti. Asgari ücret 100 dolar civarından yılbaşında 600 dolar civarına gelecek. Bazıları 100 dolarlık asgari ücretin şimdiki 600 dolarlık asgari ücrettten daha iyi olduğunu iddia ediyor Ama bu kişiler 100 dolar asgari ücret veren eski Türkiye:de yaşıyor olsalardı 2026 yılında 600 dolar asgari ücret verecek olan şimdiki Türkiye'ye kaçak yollardan giriş yapmaya çalışırlardı.
SilArkadaşım senin kafan basmıyor mu? Hocamız önemli olan maaşların yükselmesi değil, o maaşlarla neyi satın alabildiğindir diyor. Bu kadar net bir cümleyi anlayamamış olamazsın. Nitekim bugün 5 kişilik bir ailede 5 kişinin tamamı asgari ücretle çalışsa, 5 kişilik ailenin yoksulluk sınırını geçemiyor. Ancak 6 kişilik bir ailede 6 kişinin tamamı asgari ücretle çalışsa, 6 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını geçilebiliyor. Durum bu kadar vahimken, insanlar geçinemezken sen hala neyin savunmasını yapıyorsun?
SilYoksulluk sınırı rakamları tamamen afaki. O rakamlar doğru olsa Almanya'da 1500 dolar alan asgari ücretli birisi bile Türkiye'de fakir kalır.
SilÖyle zaten. Çünkü Türkiye'de hem maaşlar düşük hem de fiyatlar almış başını gitmiş vaziyette. Almanya'da ise hem maaşlar yüksek hem de temel gıdalar bizden daha ucuz. Aynı durum sınırımızdaki Yunanistan için de geçerli. Mesela Almanya'da 1 kg dana kıyma 7,5 Euro. Bizde ise bunun 2 katından da fazla. Fakat daha doğru bir karşılaştırma için her ülkenin hayat şartlarını satın alma gücüyle değerlendirmek gerekir. Bugün Almanya'da en düşük net aylık gelir 1500 Euro'ya denk geliyor. Yoksulluk sınırı ise 2893 Euro. Yoksulluk sınırının asgari ücrete oranı da 1,93 oluyor. Türkiye'de ise bu oran 4,40. Fakat buradaki en önemli detay bizde asgari ücretin %5 fazlası ve altında çalışanların oranı %49,6 iken Almanya'da ise %8 olması. Dolayısıyla bu rakamlara göre ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor:
SilAlmanya'da 100 çalışandan en düşük gelirdeki 8 kişinin kendi ülkesindeki satın alma gücü, bizim 100 çalışanımızdan 50 kişinin kendi ülkemizdeki satın alma gücünden 4,40 / 1,93 olmak üzere 2,28 kat daha fazladır. Yani Almanya'nın en düşük gelirdeki %8'i bizim en düşük gelirdeki %50'limizden 2,28 kat daha fazla refah içerisinde yaşamaktadır. Bir başka deyişle bu konuda Almanya ile eşitlenebilmek için 2025 yılı asgari ücretinin 22.104 x 2,28 olmak üzere 50.400 TL olması ve bu ücrete de ülkenin yarısının değil sadece %8'inin çalışması gerekirdi. Almanya'nın geri kalan %92'sini değerlendirdiğimizde ise bu refah artışı çok daha fazla olacaktır. Çünkü Almanya'da ortalama maaşlar net 2850 - 3200 Euro arasındadır. Dolayısıyla ortalama maaşlar 2 asgari ücret civarındadır. Bu yüzden bir ailede ortalama bir maşla 2 kişi çalışsa yoksulluk sınırını 2'ye katlamaktadır. Çünkü 1 kişinin ortalama net maaşı Almanya'daki yoksulluk sınırını geçebiliyor. Bu da Almanya'da orta sınıf olduğunu kanıtlamaktadır. Bizde ise hayat pahalılığından dolayı orta sınıf kaybolmuştur.
Sizin sanırım yoksulluk sınırının tanımından haberiniz yok. Türkiye'deki hayat pahalılığından da haberiniz yok. İnsanlar sırf daha ucuz diye Yunanistan'a alış veriş için gidip geliyorlar. Yunanistan hem bizden daha ucuz hem de maaşlar bizden daha yüksek. Hadi Almanya uç bir örnek oldu diyelim. Lakin 23 yılda geldiğimiz noktada Yunanistan'daki refah seviyesini bile yakalayamamış durumdayız. Ülkeler yerinde durmuyor gelişiyorlar. Bulgaristan'dan Romanya'sına, Güney Kore'den Kazakistan'a kadar her ülke gelişiyor. Biz ise bu gelişim hızının maalesef çok gerisinde kaldık. Pastayı paylaşmayı bilsek açlık sınırının altına sıkıştırılmazdık fakat pastayı paylaşmayı da beceremiyoruz.
Almanya'da ortalama net maaş 2450 Euro dur. Sen ise yoksulluk sınırı 2893 Euro diyorsun. O zaman bütün Almanlar yoksu. Saçma sapan bir durum ortaya çıkıyor bu mantığa göre bütün gelişmiş ülkeler yoksul. Bunlar hep spekülatif yoksulluk makamından kaynaklanıyor. Yoksul arıyorsan Afrika ülkelerine bak.
SilBizde yoksulluk sınırı (gıda + giyim + kira + eğitim + ulaştırma + kültür harcaması) 97 bin lira 4 kişilik aile için geçerlidir. Türkiye'de kira ortalaması 2025 sonunda m2 başına 240,5 TL'dir Bu aile brüt 100 m2'lik (net 80 m2) bir sosyal konutta otursa sadece kirası 24.050 TL ediyor. Buna 2026 için % 35 zammı eklerseniz 32.468 TL ediyor.
SilAdsız24 Aralık 2025 12:14
SilAlmanya'da maaş ortalaması net 2850 - 3200 Euro arasındadır. Aşağıdaki linkten bakabilirsiniz.
https://terratern.com/blog/germany-monthly-salary/?utm_source
Ayrıca tek kişinin yaşam maliyeti ile yoksulluk sınırı aynı şey değildir. Yoksulluk sınırı 4 kişilik bir ailenin beslenme, barınma, giyim, sağlık, eğitim, ulaşım ve temel sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken minimum gelir düzeyidir. Bu da Kasım verisine göre Türkiye'de 97.158 TL'dir. Bekar bir çalışanın yaşam maliyeti ise 38.752 TL'dir. Kavramları karıştırmayınız.
Yazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilHocam Hititlere merakınızın sebebi nedir?
YanıtlaSilHititler bizden önce Anadolu'da egemen olmuş ve Mısır ile birlikte süper güç olmuş bir krallık. Atatürk, çok ilgilenmiş Hitit kazılarıyla. Aslında ilginç olan benim onları merak edip ilgi duymam değil, toplumumuzun Hititlere ilgisiz kalmış olması.
SilBenim Hititler Dönemi'nde en çok ilgimi çeken kurumlardan birisi Pankuş Meclisi'dir. Pankuş Meclisi, kralın yetkilerini denetleyen ve gerektiğinde kralı bile yargılayabilen, devletin ileri gelenlerinden oluşan bir danışma ve denetim organıdır. Bu meclisin en dikkat çekici özelliği, kralın mutlak otoritesini sınırlandırmasıdır. Hititlerde kral her ne kadar devletin başında yer alsa da, Pankuş Meclisi sayesinde yetkileri mutlak değildi.
SilPankuş Meclisi, kralın hukuka aykırı davranması, devlet düzenini bozması ya da haksız bir infaz emri vermesi durumunda kralı yargılama yetkisine sahipti. Eski Çağ devletleri düşünüldüğünde, bir kralın hukuki denetime tabi tutulabilmesi son derece sıra dışı ve ileri bir uygulamadır. Bu yönüyle Pankuş Meclisi, hukukun kraldan üstün olabileceğini açıkça göstermektedir.
Aynı zamanda Pankuş Meclisi, veliahtın belirlenmesi ve taht iddialarının değerlendirilmesi gibi kritik konularda da yetkilidir. Bu uygulamanın temel amacı, kraliyet ailesi içinde sıkça yaşanan taht kavgalarını ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iç çatışmaları ve cinayetleri önlemekti. Böylece devletin siyasi istikrarı korunmaya çalışılmıştır.
Meclis, kralın keyfi kararlarını da sınırlandırmıştır. Özellikle soylulara haksız ceza verilmesi, mallarına el konulması veya hukuksuz uygulamaların yapılması Pankuş Meclisi tarafından önlenebilmiştir. Bunun yanı sıra Pankuş, önemli devlet meselelerinde bir danışma meclisi olarak da görev yapmıştır. Kral, savaş ilanı, barış antlaşmaları ve önemli iç reformlar gibi konularda Pankuş'un görüşünü almak zorunda kalmıştır.
Ancak zamanla, özellikle Hitit Devleti'nin imparatorluk haline gelmesiyle birlikte, merkezi otorite güçlenmiş ve kralın yetkileri artmıştır. Bu süreçte Pankuş Meclisi'nin etkinliği azalmış, meclis giderek eski gücünü kaybederek daha sembolik bir yapı haline gelmiştir. Buna rağmen Pankuş, Hitit siyasi geleneğinde hukukun üstünlüğünü temsil eden önemli bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür.
Kısacası Pankuş Meclisi, Anadolu'daki ilk denetimli yönetim anlayışının önemli örneklerinden biriydi. Bu kurum, anayasal monarşi anlayışının erken bir örneğini oluşturmakta ve Eski Çağ devletlerinde nadir görülen bir uygulama olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda Pankuş Meclisi, modern anlamda bir parlamento olmamakla birlikte, kralın yetkilerini sınırlayan ve hukuki denetim sağlayan yapısı sayesinde erken parlamenter anlayışın bir öncüsü olarak değerlendirilebilir.
Mısır zamanında süper güç dediniz ama şimdi Mısır'da asgari ücret 140 dolar. Türkiye'nin 2002 asgari ücreti 110 dolardı eğer dolar enflasyonu ile hesaplarsak günümüzde 200 dolar ediyor Yani günümüz Mısır'ı140 dolarlık asgari ücretle 2002 yılı Türkiye seviyesini bile yakalayabilmiş değil..
Sil2025 asgari ücretini ortalama dolar kuru olan 39,6'ya bölünce 558 dolar çıkıyor. O zaman sizin mantığınıza göre 2002'ye göre 558 / 200 olmak üzere 2,79 kat daha iyi durumdayız. Bir başka deyişle 2002 asgari ücretini 2025'e taşısak, günümüzdeki değeri 22.104 / 2,79 olmak üzere 7.922 TL olurdu. BETAM'a göre İstanbul'da 100 m2 için ortalama kira 33.900 TL olduğu için de sadece kirasını ödemek için 4,28 ay çalışmak durumunda kalırdı. Peki, 2002'de gerçekte öyle miydi? İnsanlar kirasını ödemek için yaklaşık 4,5 ay çalışmak durumunda mı kalıyordu? Hayır. İşte bu da bize şunu göstermektedir ki maaşlar nominal olarak artsa bile giderler de nominal olarak artmıştır. Önemli olan gelirin gideri ne derece karşılayabildiği yani satın alma gücüdür. Bu yüzden sadece gelir artışlarını değerlendirip, gider artışlarını görmezden gelmek ekonomik gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
SilHocam emeğinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Hocam bir yıl önce 2 milyon TL parası olan bir yatırımcı dolar aldı ise bir bugün parası yaklaşık olarak 2.4 milyon oldu. Aynı yatırımcı altın aldı ise parası 4 milyon oldu. Aradaki fark sıfır bir araç parası kadar. Bu büyük fark sadece bize mi ait? Yoksa tüm dünyada da bu fark oluştu mu? Teşekkür ederim.
YanıtlaSilAltın tüm dünyada dolar bazında artar ya da azalır. Bizim dahlimiz yok yani.
SilBizde altın iki şekilde artıyor: Hem altın fiyatı artıyor hem TL dolara karşuiı değer kaybediyor. O nedenle dünyadan fazla artıyor.
SilDünyada da fark oluştu ama bizdeki daha fazla. Çünkü hep söylediğim gibi bizdeki altın yatırımcısı hem altının değer artışından kazanıyor hem de TL'nin USD'ye karşı değer kaybından kazanıyor. Oysa mesela Amerikalı bir altın yatırımcısı yalnızca altının değer kazanmasından kazanıyor.
Sil2024'ten 2025'i değerlendirdiğimizde Türkiye için 2025, 2021'in toparlanma yılı olarak görülebilir. Lakin hanehalkları bu süreçte toparlanamamıştır. TÜİK'in gerçeği yansıtmayan enflasyon ölçümleriyle insanların alım güçleri göz göre göre düşürülmüştür. Zaten berbat seviyede olan sosyal göstergelerde daha da geriye gidilmiştir. 2025'in en büyük kaybı ise siyasal alanda olmuştur. Birebir verilen aynı mesaj kalıplarında bile siyaset ve hukukun iç içe olduğu ispatlanmıştır. Hukuk, (siyaset eliyle) hem bağımsızlığını hem de tarafsızlığını kesin olarak yitirmiştir. Bu bağlamda 2025 yılı (50 yıl sonra tarih kitaplarında anlatıldığında) kara bir yıl olarak anılacaktır.
YanıtlaSilMaalesef.
SilSaygıdeğer hocam, yazınız her zaman olduğu gibi "ufuk açıcı" bir işleve sahipti. Yazınızda, 2025 yılının ekonomik olarak 'başarılı' olduğunu ancak bu başarının geniş kitlelerin yaşam standartlarında bir düşüş pahasına elde edildiğini belirtiyorsunuz,. Toplumsal refahın bu kadar gerilediği ortamda,
YanıtlaSilmakroekonomik verilerin (ki bu veriler de tartışmaya çok açık) "iyileşmesinin" gerçek anlamda bir 'başarı' olarak görmediğinizi biliyorum...Resmi verilere göre değil, hayatın içinden gerçeklere göre ben gelecek için, çocuklarımız için kaygılıyım. Bizleri ve çocuklarımızı neler bekliyor sizce?
Haklısınız. Makro veriler mikro verilerin aleyhine iyileşmiş bulunuyor. O nedenle görünüm iyi olsa da insanlar mutsuz . Eğer yapısal reformları yapmazlarsa maalesef böyle gidecek.
SilMahfi bey,
YanıtlaSilBu soruyu size sormadan önce epey düşündüm, ölçtüm tarttım. Ülkede "irrasyonellik" o kadar yükseldi ki, "Mahfi bey daima rasyonel kalabildiği için" sorumu cevaplar diye düşündüm:
Siz; "1997" yılında hazine müsteşarlığı pozisyonundan istifa ettiniz, ve emekli olmaya karar verdiniz.
Yani; 29 yıldır, herhangi bir devlet kuruluşunda aktif değilsiniz. Tamamen sivilsiniz.
29 yıl...
Bugün kendini bilmezin biri çıkıp; taaaaa 1997 yılında, sizin hazine müsteşarlığı yaptığınız o kısacık dönemde, "müsteşarlık bünyesinde çeşitli usûlsüzlükler yapıldığı, ve devleti zarara uğrattığı" safsatasını uydurup, bunun sorumlusunun siz olduğunuzu iddia ederse, ve hakkınızda adlî soruşturma açılması gerektiği yönünde (intikam alırcasına!) söylemlerde bulunursa;
Sizin bu duruma cevabınız ne olur?
Bu duruma da "irrasyonellik" deyip geçebilir miyiz?! Emin misiniz?!
Bu durum, düp-e-düz "itibar suikastı" değil mi?
Benim görev yaptığım döneme ilişkin olarak bütün devlet faaliyetleri AKP nin kurduğu bir Meclis Araştırma ve Soruşturma Komitesi tarafından incelendi ve sonuçta bazı görevliler hakkında soruşturma açıldı. Komite Başkanı beni bizzat arayıp hiçbir yanlışım olmadığını söyleyerek bana teşekkür etti. Yani ben o işlerden alnımın akıyla çıktım.
SilTemiz çıkmanıza sevindim Hocam. Sizin 1997 yılında Türkiye kişi başı gelir 3000 dolardı Almanya ise 27000 dolardı yani Almanya bizden 9 kat fazla üretiyordu. Şimdi biz 17000 dolara geldik Almanya ise 50000 dolar civarında. Yani Almanya ile aramızda 3 kat fark kaldı. Sizce aradaki farkı tamamen kapatmak için kaç yıla ihtiyacımız var?.
SilBen temiz çıkmadım, ben zaten temizdim, onlar sadece durumu saptadılar.
SilAlmanya ile aramızdaki farkı kapatmak için zamana ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan şey son 10 yılda yaptığımız gibi yüksek enflasyonla TL cinsi GSYH'mizi yüksek çıkarırken dolar kurunu baskılayıp dolar cinsinden GSYH'mizi yüksek göstermek. Doları biraz daha baskılarsak birkaç yıla Almanya'yı geçeriz.
Hocam, ama bu yanlış olmaz mı? Neden bu yanlış stratejiyi doğru yöntem gibi sunuyorsunuz. Bu yanlışa ortak olmamanızı beklerdim.
SilHocamız burada çaktırmadan ironi yapıyor.
SilAlmanyada iktisadi veriler gerçek biz de büyük manipülasyon var. Sanki gerçek miş gibi utanmadan hala soylediginiz yalana inanarak burada algi yapmaya çalışıyorsunuz. Bu ülkede kidi başı gelur yillik 12 000 dolardan fazla değil. Er ya da geç dolar olmasi gereken reel değere çıktığı zaman o ağır makyajin nasil mum gibi aktığını hep birlikte göreceğiz. En az yüzde 40 dolar bazinda asgari ücret eriyecek. O zaman göreceğiz paralı ak trolleri...
SilTürkiye'nin mal ve hizmet ihracatı toplamı 390 milyar dolara ulaştı. Eğer develüasyon olursa ihracat daha da büyür hatta patlama yapar.
SilTabi tabi 2022 de olduğu gibi degil mi. Nas mas yalaniyla faiz sürekli düşürüldü kurlar yükseldi. Dis ticaret açığı cari açığı gördük nasıl da yükseldi. Sadece para politikasiyla dis ticaret dengesizliği ve cari dengesizlik düzelmez. Hala ogrenemediniz. Ama normal. Uzun yillardir deprem konusulan bir ülkede hala şiddetle büyüklük arasindaki farki anlamaktan aciz bir halkla yaşıyoruz ne de olsa. Bu yönetim aslinda bu halka az bile yapıyor. Bence asgari ücret sabit tutulmaliydi. Fazla zam bile yapildi.
SilEmeklilerin ve halkın acı çekmesi bir gerekliliktir bence Mahfi hocam. Amerika Birleşik Devletlerinde emekli olana kadar yatırım yap diyorlar, öğren diyorlar, sosyal yardımlara uyuşturucu gibi bağlanma, bizden genel sağlık sigortası bekleme diyorlar. Güney Kore'de emekliler de çalışıyor, emekli maaşı düşük. En ideal toplumu kore bulmuş, rekabetçi, birkaç üniversite var onlar dışındakiler pek işe yaramıyor hatta sırf bu yüzden koredeki dershanelerde korelililere buna hazırlıyor. Rekabetçilik olmadan inovasyon gelişmez, insanları kırbaçlayacaksınız ki çalışsınlar hocam. Keşke şu EYT'lilerin yükünden de kurtulsak hocam
YanıtlaSilHiç kimsenin acı çekmesi gerekli değildir. Hata yanlış yönetimden kaynaklanıyor ama acıyı başkaları çekiyor.
SilSayın hocam o konuda naçizane bilgim zaten bunun istendiği. TL'nin değerini bir nevi düşürdüler ki ihracaat artsın. Faize de nas falan dediler ama bence asıl amaç üretimi arttırmaktı. Şu an büyüme konusunda Türkiye iyi, büyümenin paylaşımı kötü. Vergi sisteminden, nüfusun fazla olmasından ve halkın genel eğitimden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Çin modeli falan diyorlardı ama eğitim ve sanayi politikası eksik. Ayrıca kültürel olarak da bildiğim kadarıyla uyumlu değil sayın hocam. Rahmi Koç'a diyorlar Jaguar'ı ve Land Rover'ı al, borcu var birini alırım diyor. Zenginlerde muhafazakarlık var, telefona bile geç girdiler. Dinamizm yok ki Mahfi hocam, kaç yıldır aynı şirketler. Amerika Birleşik Devletlerinde harika yedili son 20 yılda çıkmış hocam, bu konuda almanya'ya benziyoruz. Almanya'da da start-up kültürü yoktur, en çok AR-GE harcaması yapan şirketler hala aynı, bu nedir hocam ya. Türkiye'de bir şeyler deniyor, belli yaş altına şirket kurma kolaylığı falan ama hem sermaye eksikliğinden hem de kültürden kaynaklı bir işe yaramayacak. Türkiye'de yine start-up kültürü var, sermaye ve büyüklük isteyen yok. Bir de Çin işleri fena bozdu hocam, ölçeklenmeleri yüksek olduğu için rekabet edemiyoruz, tüm şirketleri ham yapıyorlar. Ayrıca diğeri siyaset hocam, biz de siyasete sahip olan paraya da sahip oluyor, güç dengesizliği var hocam. Yapısal reformlar da bu yüzden olmuyor, yapısal reform atanmış seçkin kurum veya kişilerin seçilmişleri dengelemesidir. Türkiye'de para siyasilerde, zenginler de olan şeyleri o kadar takmıyor. Kısaca hem zengin, hem politikacı, hem de medya gücü olan kişilerden kendi güçlerini kısıtlayacak şeyler bekliyoruz. Neyse hocam size iyi günler dilerim, sevgiler saygılar canım hocam.
SilBu verilere Gini katsayısını da eklemek lazım belki Hocam.
YanıtlaSilNe yazık ki hala 2023 verisindeyiz orada.
Sil2025'te makroekonomik göstergelerde göreli bir toparlanma gözlense de, bu iyileşme mikro göstergelere yansımamış; hanehalkının satın alma gücü ve reel gelirler açısından belirgin bir refah artışı sağlanamamıştır. Makro dengelenme, mikro refah üretilmediği sürece toplumun geniş kesimleri için anlamlı olamaz.
YanıtlaSilHaklısınız.
SilEsasen makrodaki düzelme mikronun aleyhine olmuş.
SilMikron nedir hocam?
SilMikro.
Sil"2025 yılına ilişkin sosyal gösterge endekslerinin çoğu henüz yayınlanmamış olmadığı için yayınlanmış endeksleri gösteren aşağıdaki tabloyu ele alacağız " cümlesinde bir düzeltme yapmak gerekiyor galiba Hocam. Selamlar.
YanıtlaSilDüzelttim, teşekkürler.
SilSayın hocam veriler kagıt üzerinde 2025 de toparlanma göstersede durum gerçrkten her geçen yıl degil her geçen gün kötüleşiyor..
YanıtlaSilArtan altın fiyatlarıda harcamaları durduruyor tasarufu artırıyor tabi iyibirsey ama harcamalar daraldıkca ekonomi daralıyor artan vergi yükü daralan kâr marjları kira personel gideri enflasyonu sürekli yukarı itiyor sabite yakın kalan kur turizim tekstil tarım vs sektörleri ve beslenen alt sektörleri bitirme noktasına geldi hemen herkesin ağzında arabayı satıp altın alsaydım ...dükanı satsam bu işe girmeseydim altın gümüş alsaydım vs.herkes varlıktan uzaklaşmaya üretimden vazgeçmeye sanal kolay ulaşılabien kazanç hsyalinde
2. Sorun bence gelir adeletsizligi orta ve alt guruba tadarufu zorunllu kılarken kamu ve üst gurup pervasızca harcamaları kendi kendini yiyen bi mekanizmaya dönüştü ortalama 100 hanenin bir yılık tasarufunu bir zenginin aldgı bir ithal saat veya bir ithal araç ve ya pırlanta yüzük yok ediyor..ve tasarufa mecbur bırakılan orta ve alt gelirden cok daha düşük vergi ödüyor.3. Bence en büyük sorun kamunun kuru stabil tutabilmek için ödedigi bedeli tamamen vatandaşa ödetmesi hepimiz biliyoruzki rezervdeki o paraları kimse kara kaşımıza kara göxümüze getirmedi ülkeye...bi kitapta okumuştum kızıldereliler kartalı kendi kanadından elde etikleri okla avlarlarmış..mesele tamda bu işte bizim vergilerle daha fazla refah seviyede maaşlar ödenebilecekken daha fazla kamu hizmeti üretici destekleri vs .olabileceken emanet dövizin faizi ödeniyor kur baskılanıyor hiçbirşey düzelmiyor,zengin servetine servet eklerken,garbiban kopmak üzere olan kemeri biraz daha sıkıyor hergecen gün...sayın hocam çenem düştü ksbkmayın son cümlem şu olsun.ben 35 yaşında lise mezunu bir çitciyim cok yüksek bi tahsilim yok ama 2001 kirizinde ailemin yaşadgı acı hatıraları unutamam..güneş balçıkla sıvanmaz.cin şişeden cıkmayacaktı çıktıysa bizim yörede güzel bi söz var hem kel hem hodul olamazsın.o enflasyon artıysa faizde kurda aynı anda artmak zorunda.yıkım kaçınılmaz acılar yaşanır.adelet tesis edilir reformlar yapılırsa ne âla toparlanırız yoksa vayki yav halimize emeginize saglık.
Mahfi Bey, Dolar cinsinden GSYH'nin gerçekleri yansıtmadığını söylüyorsunuz, ve elbette haklısınız. O halde niçin Satın alma gücü paritesi (PPP) hesabını kullanmıyorsunuz? Malum, ülkeler arası yaşam standartlarını kıyaslamanın en kabul görür metodu bu, çünkü 100 dolar'ın Çin'de ve ABD'de alabildiği ürün ve hizmetler tamamiyle farklı, ve kur hiç baskılanmayıp gerçek değerine ulaşsa bile bu fark devam edecek. Londra'dan sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum.
YanıtlaSilPPP hesabı daha da yanlış. Eğer TÜFE yanlış hesaplanmışsa PPP ye göre gelir daha da yanlış çıkıyor. Bu konuda blogda yazılarım var.
SilO zaman bu verileri niye yorumluyorsunuz ki? Ne de olsa hepsi yanlış size göre.
SilPPP verisini yorumlamıyorum zaten. Çünkü onun içindeki yanlışlar ötekilerden çok daha fazla.
SilBiz maalesef siyaseten berbat durumdayız, sosyal endekslerde berbat durumdayız, milyonların ekonomileri de berbat durumda.
YanıtlaSil😞
SilHocam, M2 para arzındaki artış, gerçekleşen enflasyonun belirgin biçimde üzerinde seyretmiş. Bu durum, mevcut tabloda enflasyonun para arzı artışının gerisinde kaldığını göstermekte. Para arzındaki genişlemenin 2026 yılında da devam edeceğini düşünürsek, geçmiş dönemden biriken bu makasın etkisiyle birlikte, 2026 için hedeflenen %20 enflasyon oranının gerçekçi olmadığı söylenebilir miyiz?
YanıtlaSilTabii sadece enflasyona değil büyümeye de bakmak gerekiyor. M2 ikşsinin toplamı kadar büyürse sorun olmaz. Ama biraz onun üzerinde gidiyor.
SilMahfi bey, 2025 yılını geniş bir perspektif ile değerlendirmeniz için teşekkür ederim, iflaslar ve konkordatolar ile ilgili bilgi varmı elinizde, paylaşırmısınız,
YanıtlaSilSağ olun. O konularda gazete bilgileri dışında tutarlı veri bulamıyorum. Sadece açılan kapanan şirket sayıları var.
SilMahfi bey, özellikle büyük baş hayvancılık çok zor durumda, sağımlık inekler ucuz pahalı demeden üretici elden çıkarıyor, insanlar 20 günlük buzağısını bile elden çıkarıyor, bu yangını görmek lazım,
YanıtlaSilMaalesef önlem alınmıyor.
SilÇok şükür memlekette herkese ekmek var ama köfte yok,mesele bundan ibarettir.
SilGúya köfte yok ama her yerde mantar gibi hamburgerci türemiş.
SilMahfi bey, ihracattaki yüzde birlik artış her ay büyük bir başarı gibi anlatılırken, ithalat ile mukayese edilmiyor, aradaki fark nasıl kapatılıyor, selamlarımla,
YanıtlaSilHaklısınız kimse ithalattaki artışı konuşmuyor. Aradaki fark turizm vb gelirleriyle azaltılıyor. Yine açık kalırsa rezervlerden kullanılıyor.
SilDünya ekonomisi kötü olduğu için ihracat ve ithalat rakamlarında ahım şahım bir artış yok. Bizim hizmet ihracatında önemli bir başarımız var. Hizmet ihracatımız 121 milyar dolar ve 62 milyar dolar fazlamız var işte bu 62 milyar dolarlık fazla bizi dünya 5.si yapmaktadır. Cari acıgımıza da müthiş bir katkı sunmaktadır
SilMahfi bey, en zor iş issizliktir, 2 hafta işçi bulma kurumuna kayıt yaptırmayanı işi var sayarsanız öbür taraftan atıl işgücü balon gibi şişiyor. Selam ve saygılar,
YanıtlaSilÇok doğru
SilSayın hocam, analitik değerlendirmeniz için çok teşekkürler.Sayenizde bu verileri kolayca ve güvenilir bir kaynaktan öğreniyoruz.
YanıtlaSil6 maddelik öneriler listesine gelince;
Bence en kritik madde olan “hukukun üstünlüğü” prensibini mevcut yönetimin uygulaması eşyanın tabiatına aykırıdır…. zira yönetimin kendi kendini imha etmesi demektir.
Dileyelim ki yönetim değişsin ve yeni aktörler önerilerinizi ciddiyetle dikkate alsınlar.
Yeni yılda yeni umutların yeşermesi dileklerimle iyi seneler ..
Çok teşekkürler, iyi yıllar.
SilMaalesef katılmıyorum. Bir özel sektör çalışanı olarak müşteriilerimizdeki durumun geçen seneyi mumla arattığını, büyük kurumların bütçe oluşturmakta fevkalede zorlandığını gözlemliyorum. Tabii geçen sene ile karşılaştırınca başarılı gözükebilir ama ortada doğru bir hedef yoksa ya da hedefe uzun zamanda varılması planlanıyorsa geçen her sene kötüdür. Bir de bizlerin "kötünün iyisi" gibi bir alışkanlığı var. Kötünün iyisi de kötüdür. Kötü ile kötü her ne kadar karşılaştırılabilse de sonuç kötüdür. Bir örnekle daha net anlatmaya çalışayım, %70 enflasyonla %50 enflasyon arasında bir iyileşme var gibi görünse de sonuç kötüdür. Enflasyon %5 in altında olmalıdır. Üstündeki her değer kötüdür. Her kim bu durumdan mesul ise %5 in altına inene kadar da başarısızdır.
YanıtlaSilBu dediklerinizin hepsi doğru. Ama maalesef özel sektör patronları 2022'de enflasyon yüzde 70 iken ve yüzde 15 - 20 ile kredi kullanırlarken hükümeti alkışlıyordu. Bizler bu böyle devam edemez faizi enflasyon düzeyine çıkarın diye bağırırken onlar bizi susturmaya çalışıyorlardı. Şimdi ağlıyorlar. iş işten geçti.
SilSaygıdeğer Hocam, cevabınız için teşekkür ederim. Çok haklısınız fakat şimdi de iş yapacağıma aylık %3-5 net faiz alırım düşüncesindeler. Fakat bunun için özel sektörü suçlamak doğru mudur, sanmıyorum. Çünkü zaten kar etmek için kurulmuş tüzel kişilikler sonuçta.Asıl garip olan dediğiniz gibi %70 enflasyon varken, %15-20 ile kredi verende diye düşünüyorum. Buradan yola çıkarak naçizane Türkiye'de bankacılık sektörünün ağırlıklı olarak nasıl para kazandığı ile ilgili bizi bilgilendirir misiniz. Benim bilgiğim MB den %10 a alıp, Hazine'nin iç borçlanmasında aynı parayı %10 un üzerine yine devlete satıyorlar, yanlış mı biliyorum Hocam ?
SilMB'den alınan para bir hafta vadelidir ve miktarı sınırlıdır.
SilHocam sadece 3 konu üzerinde fikrimi paylaşacağım. İthalat ihracattan çok daha fazla artmış. Geniş tanımlı işsizlik artmış . Dış borç stokumuz artmış .
YanıtlaSilİthalat ihracattan fazla artsa da cari açık gerilemiş, işsizlik artmış ama istihdam da artmış, dış borç stokumuz artmış ama GSYH de arttığı için oran olarak azalmış derler ona göre hazırlıklı olun :)
SilHocam yazılarınız , gelen yorumlar ve cevaplarınız ders olmalı . Bilgi ve emeğinize sağlık .
Sil🙏
SilHocam 2026 da dev hamlelerle büyüyeceğiz.
YanıtlaSilBüyüyen zaten dev hamleye gerek kalmadan da büyüyor, önemli olan büyüyemeyenleri büyütmek.
SilHaklısınız hocam.Büyüyemeyenleri büyütmek dünyanın genel bir problemi aslında.Sadece ülkemize özgü değil.
Sil"Dünyayla rekabet" mesela özel okul patronu teyze istatistikçi kızını torpille Bakanlıkta işe soktuğu yetmiyormuş gibi bir de torpille daire başkanı, genel müdür yardımcısı yaptırtıyor. Böyle bir ortamda adil rekabetten söz etmek ne kadar mümkün?
YanıtlaSilEn üsttekiler nasıl davranırsa alttakiler de ona göre davranır.
SilHocam merhaba,
YanıtlaSilBDDK bir enflasyon muhasebesi kararı yayınladı. Sizce bu kararda amaçlanan nedir, bu konuda bir şeyler yazmayı düşünür müsünüz?
Saygılar.
Bence bunu muhasebeciler ve vergiciler yorumlamalı.
SilSiz maliyeci değil miydiniz? E aynı şey.
SilÇok eskilerde kaldı.
SilHey gidi günler
SilBu karar kısa vadede finansal kuruluşların kârlılık, sermaye yeterliliği ve bilanço istikrarını koruyucu, ancak uzun vadede reel kârlılığın görünürlüğünü azaltıcı bir etki yaratır. Amaç daha çok sistemik riskleri sınırlamak ve bankacılık sisteminde ani bozulmaların önüne geçmektir.
SilMahfi bey selamlar
YanıtlaSilArtan maaşlar paranında değerini götürüyor.Para pul olmuşken devlet,dijital paraya geceriz diye mi daha yüksek banknot basamıyor?1tl gibi değeri olmayan paranın dolaşimda olması enflasyonun önüne geçilemeyeceğinin kanıtı
Hocam yazınız için teşekkür ederim. Şimdiden yeni yılınızı içten dileklerimle kutlarım. 2025 yılında en fazla fiyatı artan market arabası herhâlde. 2026 yılında çıkacak olan modelin vatandaşa opsiyonlarını çok merak ediyorum. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSilHocam 2026 sonu dolar tahmininiz nedir? Kabaca :)
YanıtlaSil52 tl
SilEvet.
SilMerhabalar Hocam, ithalat ve ihracat rakamlarında hizmet sektörünü dahil etmemenizin sebebi nedir?
YanıtlaSilBen dış ticaret verilerini TCMB'nin ödemeler dengesi istatistiklerinden alıyorum.
SilHocam bu sene 600 bin Suriyeli Türkiye'den Suriye'ye geri dönmüş. Bu olayın ekonomiye nasıl etkileri olmuş veya olacak olabilir sizce? Saygılarımla.
YanıtlaSilMişle muşla olmaz bu işler.
SilÇok haklısınız hocam.Somut verileri edinip öyle yazacağım size. Saygılarımla,
SilBu asgari ücret neden 23 Aralık'ta açıklandı? Sonuçta Aralık ayı daha bitmediği için yılsonu verileri de henüz netleşmedi. Böylece asgari ücret Kasım ayı verileriyle açıklanmış oldu. Peki, neden acele ediyoruz? Sonuçta bu zamlı maaşı insanlar Şubat ayında alacaklar. Bu yüzden Ocak ayının ilk haftasında yılsonu verileri netleştikten sonra açıklansa ne kaybederiz? Acaba Aralık sonunda açlık sınırı daha da yüksek olacak, bu yüzden şimdiden açıklayalım ki daha da zor duruma düşmeyelim düşüncesiyle mi hareket ediliyor? Bu durum bence önemli bir konu. Çünkü asgari ücrete zam geldi diye fiyatları daha şimdiden yükseltiyorlar. Oysaki asgari ücretli Şubat ayında bu maaşı alabilecek.
YanıtlaSilDeğerli üstadım,2021 ve sonraki yıllarda enflasyon %85.5'a bile çıktığı aylık dönemleri görmemize rağmen %18-20 gibi yıllık faiz oranları ile bol keseden kredi dağıtılırken bu kredileri kullananlardan taahhüt alınıyor bu krediyi altın,döviz,arsa vb gibi alımlarda kullanmayacakları belirtiliyordu,çoğu maalesef bu kredileri rant amaçlı kullandılar,merak ettiğim husus niçin bu krediler amaç doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığı denetlenip gereği yapılmaz,buna göz yuman banka yöneticilerinin hiç mi suçu yok
YanıtlaSilSuçu yanlış yerde ararsak yanlış kişileri suçlarız. Eğer ortada bir yanlışlık varsa bu yanlışı yapanlar, enflasyonun % 85,5'a çıktığı ortamda yıllık % 18 - 20 faizle kredi dağıtanlar ve bu kredinin nereye kullanıldığını denetlemeyenler değil % 85,5 enflasyonda % 18 - 20 faiz ile kredi verilmesine neden olan kararı alanlar ve uygulayanlardır.
SilHocam 2026 kırılma yılımı olacak?
YanıtlaSilKırılacak olan ne?
SilÜlkemizde son birkaç haftadır gündemi kaplayan olaylar; aslında "ekranlardaki cambazlara bak, başka şeyle ilgilenme" oyunu mu?
YanıtlaSilBiz sıradan vatandaşlara verilen "mesaj" bu mu?
Yorumunuz nedir Mahfi bey?
Son birkaç haftadır değil son 10 - 15 yıldır durum bu.
SilSayın Eğilmez, 2025 yılının ne kadar başarılı veya ne kadar başarısız olduğunu makro göstergeler açısından yorumluyorsunuz. Yazınızda da bahsettiğiniz üzere mikro göstergelerin, makro göstergelerden farklı olduğunu belirtiyorsunuz. Önemli olan halkın refahını gösteren mikro göstergeler olması açısından, genellemeyi belirten makro göstergelerin 2025 yılının halk açısından ne kadar başarılı veya başarısız olduğunu açıklayamıyor diye düşünüyorum. Ne dersiniz?
YanıtlaSilÇok doğru gönül isterdi ki bu tabloya bir de kişiler açısından ayrıntılı tablo ekleyelim. Ne yazık ki elimizdeki gelir dağılımı verisi en son 2023 yılına ait olduğu için bunu yapamıyoruz. Kişilerin durumu oldukça farklı. Genel tablodan çok daha iyi konumda olan kişiler de var çok daha kötü durumda olanlar da. Gelir dağılımı açıklandığında duruma bir de o gözle bakıp bir yazı yazacağım. Sevgiler.
SilMahfi bey öncelikle yazılarınız için çok teşekkürler. Her biri birbirinden değerli yazılar. Benim aklımı kurcalayan yada beni kendi içimde sorgulama yapmaya iten şey cesaretin bilgi ile ters orantılı olması aslında. Yüksek gelir veya gelir elde edenlerin/etmek isteyenlerin kendi işini yapmaya yönlenmiş olması durumunun cidden çok farklı şekillerde bunu yapmaya yönlenmiş olduğunu düşünüyorum. Aslında iş kurmak kelimesinin anlamı değişmeye başlıyor. İş kurmak yani girişimcilik yapan kişilerin sayısı artmıyor. Çünkü bu bahsettiğim bir bilgi ve inovasyon gerektiriyor. Fakat işimi kurdum diyen veya iş kurdum diyen kişiler ya ucuza mal getirip çok yüksek karlarla alım satım yapmaya çalışan kişiler ya da çeşitli sosyal medya hesapları üzerinden absürtlük ile takipçi sayısı artırarak ve reklamlar yaparak gelir elde etmeye çalışan kişilerden oluştuğunu düşünüyorum. Burada aslında demek istediğim çoğunluk artık bilgi düzeyini artırarak sosyal yada maddi statüsünü artırabileceğine inanmıyor. Ki şahsen artık bende o düşünce içerisinde kendimi bulmaya başladım. Hatta bir bilgi ile birine bir şey anlatmak bile istemiyor durumdayım. Çünkü gerçekten anlattıklarımızın değerinin sadece karşımızdaki kişilerin anladığı kadar olduğu kavramının doğruluğunu derinden hissetmeye başladım. Bu şekilde gelir elde etme yollarının çok popüler olduğu bir ortamda da ülke olarak nasıl kalkınabiliriz açıkçası düşündürücü bir durum. Ayrıca, çalışma hayatında bir yerlere bir makamlara gelmenin de bilgi düzeyini artırmakla ters orantılı olduğunu düşünürsek insan sadece kendine dönmüş durumda. Aksine kimse bilgili veya kendini geliştirmiş kişileri bir yere getirmek istemiyor. Çünkü o kişilerin mevcut düzene potansiyel sorun yaratacak kişi olması gözü ile bakıldığı inancındayım. Aslında sanırım şu zamanımızda kişilerin bilgilendikçe olumlu her durumdan olumsuz etkilendiği bir sarmalın içerisinde gibiyiz. Maalesef bu veriler de bilgi ile akıl ile doğru orantılı olan veriler değilmiş gibi geliyor :(
YanıtlaSil