TÜFE Yenilendi Ama Yaklaşım Aynı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önceden ilan ettiği gibi 2026 başından itibaren Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ölçümünde baz yılı, kapsam ve ağırlıkları değiştirdi. TÜFE’de yapılan değişiklikler sadece teknik bir güncelleme değil, ölçülen enflasyonun düzeyini ve kamuoyunun algısını doğrudan etkileyecek değişiklikler. Bu değişikliklerin neler olduğunu ek 1’de ayrıntılı olarak veriyoruz. Aşağıdaki tabloda TÜFE’nin kapsamı yer alıyor (kaynak: TÜİK, TÜFE Metodoloji Dokümanı):

Endeksten çıkarılan ürünler arasında bazıları oldukça dikkat çekici görünüyor. Mesela bitki ve meyve çayı, kakao, diş çekme ücreti, otopark ücreti, bilgisayar ekipmanları (fare vb.), spor müsabakalarına giriş ücretleri, tıraş malzemeleri bunlar arasında ilk dikkat çekenler. Diyelim ki insanlar artık eskisi gibi diş çektirmiyor onun yerini dişlerini kaplatıyorlar ama kakaonun artık kullanılmadığı, erkeklerin tıraş olmayı bıraktıkları ya da spor müsabakalarına eskisi gibi gidilmediği söylenebilir mi? Tam tersine bunlar eskiye göre daha fazla kullanılan mallar ve hizmetler. Ne var ki spor müsabakalarına giriş ücretleri, kakao fiyatları, tıraş malzemeleri vb. fiyatları öylesine artmış durumda ki bunların endeksten çıkarılması daha düşük enflasyon görünümü verebilir.  Ek1’de sunulan tabloda 2026 yılında TÜFE endeksine giren ve çıkan mallar gösteriliyor. 

Aşağıdaki tabloda TÜFE endeksinde yer alan mal ve hizmet gruplarının endeksteki ağırlıkları (yüzde olarak) ve 2025 yılıyla karşılaştırmalı olarak yer alıyor:

Kamuoyunu en çok ilgilendirenlerden birisi bu tablodur. Çünkü burada endekse giren malların ve hizmetlerin endeksteki ağırlıkları geçen yıla göre değişmiş bulunuyor. En ciddi değişim Konutta görülüyor. 2025 yılında konutun ağırlığı yüzde 15,22 iken 2026 yılında 11,40’a düşürülmüş. Oysa konut için yapılan ödemelerin ağırlığı her geçen yıl artıyor. Konutun ağırlığındaki bu düşüş, özellikle kira artışlarının enflasyon sepetindeki etkisini sınırlayıcı bir sonuç doğuruyor. Ağırlığı artanlar arasında da lokanta ve oteller kategorisi dikkat çekiyor. 2025’de bu kategorinin ağırlığı yüzde 8,32 iken 2026’da 11,13’e yükseltilmiş. Bu artış normal görünüyor çünkü buralarda çok ciddi artışlar oldu.

Şimdi gelelim Aralık ve Ocak ayları TÜFE verilerine (kaynak: TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksleri):

                                     

Tabloya dikkat edilecek olursa her yılın Aralık ayındaki aylık enflasyona göre çok daha yüksek bir Ocak ayı enflasyonu çıkmış bulunuyor. Son iki yılda bu fark 5 misline kadar yükselmiş. Bir ayda ne olmuş olabilir ki fiyatlar bu kadar artmış olsun? Olan şey yılın son iki ayında ve özellikle de son ayında bütün zamlar, artışlar biriktirilip bir sonraki yılın Ocak ayına devrediliyor ve o nedenle Aralık ayı düşük, Ocak ayı çok yüksek çıkıyor. Bunun nedeni yıllık enflasyonun son aylarda yükselmesini ve ücret artışlarını yukarı yönde etkilemesini önlemek. Onun içinde başlıkta da dediğimiz gibi yaklaşımları değiştirebilmek, endeksleri değiştirmekten çok daha önemli. Çünkü o zaman gerçekleri görmek ve ona göre önlem almak mümkün olabilecek.

 

Ek 1: TÜFE’de Değişiklikler (kaynak: TÜİK, TÜFE Metodoloji Dokümanı)    

Baz yılı: 2026 yılına kadar TÜFE endeksinin baz yılı 2003 idi (2003 = 100.) 2026 başından itibaren baz yılı 2025 yılı oldu (2025 = 100.) Coğrafi kapsam: Tüm Türkiye: 81 ilin tamamı ve 239 ilçe. Mal kapsamı: 428 madde ve 978 madde çeşidi. İşyeri ve konut kapsamı: 39.070 işyerinden derlenen mal fiyatları ve 5.246 konuttan derlenen kiralar. Aylık derlenen fiyat sayısı: 972 madde çeşidi için ayda 636.640 fiyat derleniyor. Fiyatların derlenme esası:  TÜFE’de kullanılan fiyatlar, tüketicinin nihai olarak ödediği fiyatlar olup, ürün üzerindeki tüm dolaylı vergileri (KDV, ÖTV gibi) içeriyor. Fiyatlar peşin ödeme esasına göre alınıyor. Taksitli satışlar veya ilerleyen dönemlerde ödenmesi gereken fiyatlar, TÜFE hesaplamalarına dâhil edilmiyor.

TÜFE’de fiyatlar, belirli ürünler için tanımlı yer, zaman ve satış noktalarına göre derleniyor. Bu yapılırken saha gözlemleri, barkod tarama verileri, idari kayıtlar ve çevrimi içi satış yerlerinden elde edilen web kazıma verileri birlikte kullanılıyor.

TÜFE kapsamında kira fiyatları, Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi (CATI) aracılığıyla derleniyor.

TÜFE’de elektrik, doğalgaz gibi kamu hizmetleri için ilgili düzenleyici kurumların belirlediği fiyatlar kullanılıyor. Türkiye’de faaliyette bulunan havayolu şirketlerinden her ay düzenli olarak yurt içi ve yurt dışı uçuşlarına ilişkin bilet fiyatları doğrudan alınıyor.

Ek 2: Endekse yeni giren mallar (solda), endeksten çıkarılan mallar (sağda) (kaynak: TÜİK, TÜFE Metodoloji Dokümanı)   



Yorumlar

  1. Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böylelikle, sahnede ilizyon yapan sanatkarın, yaptığı ilizyonun röntgenini ve de ilizyondaki kandırmacayı (trick) tüm açıklığı ile ortaya koymuş oldunuz Mahfi Bey.Bu yazıdaki Aralık-Ocak enflasyon uygulaması (trick) milyonların evine giren ekmeği direkt etkiliyor, bu uygulamayı yapanlar, aracı olanlar ve bizler (bunu okuyup da hiç tepki göstermeyenler) bir toplum olma bilincini ne zaman gösterebileceğiz?Bazı şeylerin artık bu kadar alenen yapılabilmesi, pratiğe dökülmesi, vicdan denen aygıtın tamamen köreldiğini, ne hale geldiğini göstermiyor mu?Ülkeyi yönetenler, bu tip uygulamalar ile aslında ülkede yaşayanları derin bir ümitsizliğe sevk ettiklerinin hiç mi farkında değil?

      Sil
    2. *Konutun ağırlığındaki bu düşüş, özellikle kira artışlarının enflasyon sepetindeki etkisini sınırlayıcı bir sonuç doğuruyor.* ifadesi yanlış. Çünkü kiranın TÜFE içindeki ağırlığı daha önce yüzde 6,80 iken, şu an yüzde 6,76. Yüzde 0,04'lük düşüş çok dikkate değer bir düşüş değil. Konut grubunun ağırlığının azalmasında kiradan ziyade konutun bakımı, onarımı, güvenliği, su temini gibi diğer alt kalemlerinin ağırlığının azalması etkili olmuştur.

      Sil
  2. Konut (su , elektrik , gaz ) , gıda , sağlık , haberleşme , eğitim , beni en çok etkileyen değerler. Verileri değiştirmek sonucu değiştirmiyor . Aslında denklem basit . (Gelir - Gider = Birikim ) . Denklemin sağ tarafı negatifse işler kötü , ne enflasyon , ne tüfe , ne üfe .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayagını yorganına göre uzatmak verisi en gerçekçi veridir.

      Sil
    2. Kimi yetişkine bebek yorganı verilmişse ne olacak?

      Sil
    3. İnsanoğlu tarihte maaş almadan para yüzü görmeden yaşadıgına göre şimdiki imkanlarla da yaşar. Yaşar ne yaşar ne yaşamaz onu ancak yaşaya bilir.

      Sil
    4. dostum sen tarihi pek incelememişsin anlaşılan, tarihten evvel de para vardı - illa maaş olmasına gerek yok - yazılı tarih 10 bin sene evvel, ancak ondan önce de para vardı yani. Biraz okuyup gelirsen, buradaki seviyeye uygun sorular iyi olabilir

      Sil
  3. Mahfi bey, 2025 yılının baz yıl olmasının tüfe hesabında artı ve eksileri neler olabilir, güncel ve açıklayıcı yazılarınız için teşekkür ederim, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Yıllar içinde pek çok yeni mal ve hizmet ortaya çıkıyor, bazıları da artık kullanımdan kalkıyor. Mesela sabit telefon artık neredeyse kullanılmaz oldu. Dolayısıyla onun çıkarılması doğru. Buna karşılık eskiden olmayan elektrikli otomobiller yaygınlaşmaya başladı dolayısıyla bunlara ödenen şarj ücretlerinin endekse girmesi de doğru oldu. Bu tür değişimler çoğaldığında bir de bazı mal ve hizmetlerin hane halkı bütçesindeki yerleri ve ağırlıkları değiştiğinde endeksi yenilemek lazım. Bir anlamda zamana uygun hale getirmek lazım. Ama bunu yaparken çok dikkatli olmak ve gerçeği ölçmeyi hedef almak gerek. Mesela Türkiye'de orta sınıf büyük ölçüde düşük gelirli konumuna geçerken gıdanın endekste ağırlığını düşürmek doğru olmaz. Seçilen 2025 yılı uygun bir yıl ama bazı değişiklikler doğru değil. Mesela konut kiraları, aidatları, su elektrik, gaz fiyatları çok arttığı halde konutun endeksteki ağırlığını düşürmek gerçek dışı.

      Sil
  4. Mahfi bey, dizel otomobil çıkarılıp elektrikli araç sarj ücreti olması gayet yerinde olmuş, ne de olsa araçların yüzde doksanı elektrikli araç oldu, masrafları azalttı, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK'in istatistiklerine göre trafiğe kayıtlı 17,4 milyon aracın 5,7 milyonu dizelli araba. Buna karşılık yalnızca 370 bini elektrikli.

      Sil
    2. Hocam siz bari "kira fiyatları" demeyin. Kira zaten bir fiyat değil mi?

      Sil
    3. Ocak ayında otomotiv satışları yaklaşık yüzde 10 oranında arttı. dizel otomobil satışları 4 bin 203'le yüzde 6,9 ve otogazlı otomobil satışları 103'le yüzde 0,2 pay aldı. Dizel motorlu araçlar gitgide azalıyor.

      Sil
    4. Mahfi hocam çok güzel cevap vermişsiniz. Ya bu yorumları yazanlar Türkçe bilmiyor ya da okuduklarını anlayacak kafaları yok.. Araçların %90 ının elektrikli olduğu bir memleket varsa bile dünyada Türkiye gibi bir coğrafyada böyle bir şeyin mümkün olamayacağını dahi öngöremiyorlar. Türkiye'de bir uçtan bir uca arabayla gitmek - her yönden verimsizdir. Türkiye ; uçakla ulaşım için, çok küçük, arabayla ulaşım için çok büyük bir memlekettir. Türkiye için en uygun ulaşım trendir. Hazine de maliye de merkez bankasında çalışan insanlar da bu kadar zeki iken, ne için bu gerçeği reddediyorlar. Cevap: Tabii ki - büyüme ve istihdam verilerini şişirmek için - ancak bunun da bir bedeli vardır. Gerçekliği reddetmenin bedeli, o bedeli er ya da geç, birikmiş faiziyle ödemektir. Bilmem katılır mısınız hocam : )

      Sil
    5. Elektrikli yeni araç satış oranı yüzde 18 dizel yüzde 6

      Sil
  5. TÜİK uluslararası standartlara uygun hale getirdik diyor, biz enflasyona göre ayarlıyor diyoruz, zengin enflasyon yok diyor fakir çok var diyor. Biz hangisine inanalım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi yaşadıklarınıza inanın.

      Sil
    2. İnsanoğluna inanırsan, pişman olacağını tarihe bakarak görürsün. Gerçeğe en yakın olan veriyi bilim sağlar. Ama asla gerçekliği sunamaz elbette. Sunabiliyor olsaydı, bugün kuantum mekaniğini açıklayabilecek birileri elbette çıkardı. Mahfi Hocam çok güzel söylemiş, gerçeği öğrenmek istiyorsan, büyükşehirleri ve piyasaları bir ziyaret edebilirsin, aşağı yukarı fikir edinmiş olursun, emin ol, insanoğlunun sağladığı verilerden - ekonomiden bile - daha güvenilirdir bu - çünkü, insanoğlu şu veya bu nedenle verilerle oynama hatasına düşebilmektedir. Akademi dünyası 2000 yılına geldiğinde bir yerde tıkandı ve herhangi bir örüntü veya neden sonuç ilişkisini kuramaz halde geldi. Bunun nedeni psikoloji alanında doktora öğrencilerinin ve araştırmacıların verilerle oynamasının sonucu idi, çünkü üç beş sene emek vermiş olan bu araştırmacılar veya doktora öğrencileri emekleri çöp olmasın diye verilerle oynamışlar. Psikoloji akademi dünyası bunu gördü ancak gerekeni yapmadı. Yaptıkları şey şu oldu- probability, yani bir verinin anlamlı bir sonuç çıkarması için eşik değeri yüzde 5 e yahut yüzde 1 e çekmek. ( bu dediklerimi avrupada bir profesör derste söyledi psikoloji alanında ders veren profesör)

      Sil
  6. Toplam otomobillerin yüzde 2'si elektrikli . Ayrıca elektrik şarj ücretleri yüzde artışı akaryakıt yüzde artışından daha yüksek . Geçen sene sağlık muayene ücret artışında olduğu gibi geri adım atılabilir .

    YanıtlaSil
  7. Sayın Hocam, heyecanla yazılarınızı okuyoruz. Bilinçli bir bakış açısı sağladınız için teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  8. Metodoloji değişse de niyetin değişmediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Sepetten çıkarılan kakao, tıraş malzemeleri veya otopark ücreti gibi kalemler, artık modern yaşamın lüksü değil, vazgeçilmez rutinleridir. Bu kalemlerin dışarıda bırakılması, açıklanan rakamlarla halkın cebindeki gerçeklik arasındaki makası daha da açıyor. Halkın tüketim alışkanlıklarından kopuk bir sepet, zaten zayıflamış olan güven endeksini daha da aşağı çekecektir. Oysa biliyoruz ki; güvenin olmadığı bir yerde hiçbir ekonomik hedef tutmaz.

    Fiyat artış hızı en yüksek kalemlerin sepet dışı kalması, maalesef veriyle değil algıyla enflasyon yönetme çabasını düşündürüyor. Aralık ayında düşük zamlar için enflasyonun baskılanıp, Ocak ayında beş katlık bir artışla karşılaşılması artık herkesin ezberlediği bir döngü haline geldi. Vatandaşın hakkını ve hukukunu korumakla mükellef olan bir anlayışın, bu yükü geniş kitlelerin omuzlarına yıkması kabul edilemez. Çünkü bir ülke vatandaşın hakkını hukukunu korumakla mükelleftir, onu ezmekle ve zor duruma düşürmekle değil. Daha yılın ilk ayından emeklinin 968, asgari ücretlinin de 1.359 lirası eridi.

    Unutulmamalıdır ki; istatistiklerle gerçekleri bir süreliğine gizleyebilirsiniz ama hayat pahalılığının yarattığı toplumsal maliyeti hiçbir sepet güncellemesiyle örtemezsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüm memur emeklilerine 1000 TL tutarında seyyanen zam yapılmış ve en düşük memur emeklisi aylığı 27.772 TL olmuştu. Ocak ayı enflasyonuyla en düşük memur emeklisinin de 1.344 lirası erimiş oldu. Böylece yapılan seyyanen iyileştirme, enflasyonun sadece bir aylık tahribatını bile telafi etmeye yetmedi.

      Sil
  9. Hocam teknik bir soru sormak istiyorum, şöyle ki; bizim yıllık enflasyonumuz o ana kadar olan aylık enflasyon oranlarının toplamı mıdır, yoksa o andaki fiyat endeksinde bir önceki yılın fiyat endeksine göre meydana gelen degişim midir? İki hesaplama arasında nasıl bir ilişki vardır? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesela 2026 Ocak ayı enflasyonu = (2026 Ocak Endeksi - 2025 Aralık Endeksi) / 2025 Aralık Endeksi x 100 formülüyle hesaplanıyor
      2026 Ocak ayındaki yıllık enflasyon = (2026 Ocak Endeksi - 2025 Ocak Endeksi) / 2025 Ocak Endeksi x 100 formülüyle hesaplanıyor.

      Sil
  10. Hocam Türkiye'nin sağlık, işsizlik maaşı, emeklilik gibi sosyal harcama oranını (% GSYH) cinsinden karşılaştırdığımızda dünyaya göre bu harcama kalemlerinin çok düşük kaldığını görüyoruz. Mesela bu oran Türkiye'de GSYH'nin %11,1'i iken; Finlandiya'da sosyal koruma harcama oranı %32,5, Fransa'da %31,9, Almanya'da %31, AB ortalaması %27,3 ve OECD ortalaması %20'dir. Bu veriler aslında bir ülkenin "sosyal devlet" olma niteliğini ve refahın tabana yayılıp yayılmadığını gösteren en somut göstergelerden biridir. Türkiye'de rakamlar bu kadar düşükse, devlet anayasadaki ''sosyal devlet'' görevini ihmal mi ediyor? Vatandaşını ekonomik zorluklara karşı korumasız mı bırakıyor? Bu durum, devletin artık vatandaşı korumayı bir öncelik olarak görmediği ve ''sosyal devlet'' anlayışından koptuğu anlamına mı geliyor? Gelişmiş ülkeler milli gelirlerinin neredeyse üçte birini vatandaşına sosyal kalkan olarak sunarken, Türkiye'deki bu oranın bu denli düşük kalmasının sebebi sizce nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birçok nedeni var: (1) Türkiye'nin vergi yükü OECD ülkeleri ortalamasından düşük. (2) Kamu harcamalarında çok yüksek israf var. (3) Toplanan paralar doğru yerlerde kullanılmadığı için dönüşü olmuyor. (4) Vatandaş ödediği verginin ne olduğunu sorgulamıyor.

      Sil
    2. Devlet topladığı vergilerle alt yapıyı güçlendirir.

      Sil
    3. Evet, vatandaş gerçekten ödediği verginin ne olduğunu sorgulamıyor. Dünyanın hiçbir yerinde internet ve telefon erişimi lüks bir tüketim değil; eğitimden sağlığa, iş arama sürecinden çalışma hayatına kadar hayata tutunmanın temel bir zorunluluğudur. Ancak Türkiye, dünyada benzeri olmayan bir Özel İletişim Vergisi (ÖİV) yüküyle bu temel hakka erişimi bir ''servet transferi'' aracına dönüştürmüş durumdadır.

      1999 depremiyle geçici olarak hayatımıza giren ÖİV, bugün tüm elektronik haberleşme hizmetlerinde (cep telefonu görüşmeleri, SMS, internet ve dijital TV yayıncılığı) kalıcılaşmış ve %10 seviyesine sabitlenmiştir. Gelişmiş ülkelerde dijitalleşme teşvik edilirken, bizde faturanın her kalemine eklenen KDV ve ÖİV toplamı, iletişimi dünyanın en maliyetli hizmetlerinden biri haline getirmektedir.

      Oysaki sosyal devletin görevi, dar gelirli vatandaşın bilgiye ve iş imkanlarına erişimini kolaylaştırmak olmalıdır. Bir vatandaşın ailesiyle sesli görüşmesinden, bir gencin iş başvurusu yapmasına, bir öğrencinin ödevi için kullandığı internete kadar her türlü iletişim eylemine ''özel tüketim'' muamelesi yapmak, refahın tabana yayılmasını engellemek demektir.

      Sadece kullanım değil, sisteme dahil olmak bile ağır vergilere tabidir. Örneğin, 2026 yılı itibarıyla yeni bir mobil hat tesis etmek isteyen bir vatandaş, daha hiç konuşmadan bir defaya mahsus 700 TL maktu Özel İletişim Vergisi ödemek zorundadır.

      Hizmetin niteliğine baktığımızda ise durum daha vahimdir. Türkiye, sabit internet hızı sıralamasında dünya genelinde 101. sıraya kadar gerilemiş durumdayken, ödediğimiz vergi yüküyle OECD ortalamasının çok üzerine çıkıyoruz. Bu tablo, toplanan yüksek iletişim vergilerinin altyapıyı iyileştirmek veya vatandaşa kaliteli hizmet sunmak yerine; temel bir hakkı lüks haline getiren ve sadece bütçe açıklarını kapatmaya yarayan birer ''mali kaynak'' olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Dünyanın en yavaş internetlerinden birine dünyanın en karmaşık vergi yüklerinden biriyle ulaşıyor olmamız, sosyal devletin ''hizmet odaklılık'' ilkesiyle tamamen çelişmektedir.

      Türkiye'de bir mağazadan telefon almaya kalktığımızda, karşımıza çıkan etiket fiyatının yarısından fazlası vergilerden oluşmaktadır. Cihazın giriş maliyetine önce %1 Kültür Bakanlığı Payı, ardından bu tutar eklenmiş bedel üzerinden %12 TRT Bandrol Ücreti eklenir. Asıl büyük yük ise matrahın büyüklüğüne göre %50’ye varan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ile biner. Sistemin en çarpıcı noktası ise finalde karşımıza çıkar: Tüm bu vergiler (Kültür Payı + TRT Payı + ÖTV) toplandıktan sonra, oluşan bu devasa vergi yükünün üzerine bir de %20 Katma Değer Vergisi (KDV) eklenir. Böylece vatandaş sadece cihazın değil, ödediği ''verginin de vergisini'' ödemiş olur ve toplam vergi yükü, cihazın kendi ham fiyatını aşarak iletişimi dünyanın en pahalı imkanlarından biri haline getirir.

      Türkiye'de iletişim, sadece bir hizmet değil, devletin en kolay tahsilat yaptığı devasa bir vergi kalemine dönüşmüştür. Faturalarımıza yansıyan %20 KDV ve %10 ÖİV'nin yanı sıra; telsiz ruhsat ve kullanım ücretleri, cihaz alımlarındaki TRT payı ve matrahı aşan ÖTV oranlarıyla birlikte, bir vatandaşın dijital dünyaya adım atma maliyeti bazen hizmetin kendi değerini dahi aşmaktadır. KDV'nin, halihazırda bir vergi olan ÖİV üzerinden de hesaplandığı bu "vergiden vergi alınan" sistemle, iletişim vergilerinde dünyanın en yüksek yüklerinden birini sırtlanıyoruz.

      Oysaki sosyal devletin görevi, dijital uçurumu derinleştiren bu mali bariyerleri yıkmaktır. Bunun yolu ise temel haklara erişimi zorlaştıran, yoksulun ve zenginin sırtına aynı yükü bindiren dolaylı vergileri azaltmaktan; vergi yükünü tabana değil, herkesin gerçek kazancına göre belirlenen adil bir gelir vergisi sistemine kaydırmaktan geçmektedir. İletişimi bir lüks tüketim değil, her ferdin en doğal ve erişilebilir hakkı kılmak ancak bu mali zihniyet dönüşümüyle mümkündür.

      Sil
    4. Devlet neler yapmış bunları görmüyor musun? Sen bana devlet ne yapmamış onu söyle!

      Sil
  11. Sayın Eğilmez, güzel yazınız için teşekkürler. TÜİK belirli yıl aralıkları ile mi ürünlerin listesini ve ağırlıklarını güncelliyor, yoksa kendi düşüncesine göre mi güncelliyor. İkinci sorum bu yapılan güncellemelerin neden yapıldığının izahını / açıklamasını da yapıyor mu? Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK her yıl Hane Halkı Bütçe Anketi yapar. Bu ankette insanlar bütçelerinde hangi malların hangi ağırlıkla yer aldığını yanıtlar. TÜİK de TÜFE endeksine bu anket sonuçlarına bakarak malları alır ve ona göre ağırlıklandırır. Bu araştırmalarda genellikle değişim nedenleri de yer alır.

      https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Tuketim-Harcamasi-2024-53957

      Sil
    2. Ağırlık için o ürünün GSYH içindeki oranına bakmaz mı Hocam?

      Sil
  12. Yazınız için sağolunuz . Yıllardır traş olduğum berberde saç traşı 2025 ocağında 200 , temmuzda 300 , kasımda 400 ve 2026 başında 500 lira oldu. Tüm piyasa istatislik değerleri bir illüzyondan ibaret . Fiatları belli bir çerçeveye oturtmadıktan ve kamu harcamalarını kısmadıktan sonrak söylemler sadece lâf-ı güzaftır....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Desenize berberler de halk gibi enflasyon tıraşı yapmaya başlamış :)

      Sil
  13. Kaleminize sağlık sayın hocam. Aslında soracak söyleyecek çok şey var ama müsaadenizle ben sadece iki soru sormak istiyorum.
    1.Enflasyonun hayat pahalılığını tam olarak ölçmediği zaten biliniyor da “Bunun nedeni yıllık enflasyonun son aylarda yükselmesini ve ücret artışlarını yukarı yönde etkilemesini önlemek.” bu ifadede geçen eylem ne kadar etik sizce? Yani burada göz göre göre sabit gelirlilerin hakkına giriliyor. Benzer şekilde yeniden değerleme oranı diye ucube bir şey var. O zaman ücret artışlarının da o orandan yapılması gerekmez mi? Tam olarak hatırlamıyorum ama cb stratejik planında görmüştüm galiba enflasyonla mücadelede sorumlu kurumlar arasında TÜİK de vardı :) TÜİK’in görevi enflasyonla mücadele midir yoksa sadece ölçüm müdür?
    2. Fiyat toplama alanları arasında çevrimiçi satış yerleri de var. Acaba bu sitelerden sipariş verilip ürün teslim edildikten sonra mı fiyat derleniyor yoksa fiyatın ekranda gözükmesi yeterli mi? Ben kötü niyetli bir TÜİK yöneticisi olsam kuzenime bir Web sitesi kurdurup 5 lt zeytinyağının fiyatını da 200₺ yazdırır enflasyonla mücadeleye katkı sağlardım :) saygılar sunarım hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK'in görevi yalnızca ölçümdür. Enflasyonla mücadele Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın görevi.
      Çevrimiçi olanlar ekranda görülüp telefonla arama yapılarak belirleniyor.
      Kötü niyet olduktan sonra o kadar zahmete girmeye bile lüzum yok, doğrudan bir şey yazarsınız olur biter.

      Sil
  14. Hocam 2025 yılında;
    ABD'de yıllık enflasyon %2,7
    Almanya'da %1,8
    Fransa'da %0,9
    Euro Bölgesi'nde %1,9
    OECD ortalaması %3,9 iken,

    Türkiye'de sadece Ocak ayında enflasyon nasıl %4,84 olabiliyor? Türkiye'de enflasyon neden bu kadar yüksek olabiliyor? Türkiye'de enflasyon hedefi neden tutmuyor? Tüm dünyada gıda fiyatları düşerken bizde neden artıyor?

    Eğer 38 OECD ülkesinden Türkiye'yi çıkartsak, 37 ülkenin 2025 enflasyon ortalaması %3,90'dan %3,17'ye düşmüş olacak. Dünya %2-3 bandında ''normalleşirken'', biz neden kronikleşen bu yüksek enflasyon sarmalını bir ''kader'' gibi kabullenmek zorunda kalıyoruz? Gelişmiş ülkeleri geçtim, gelişmekte olan ülkelerin enflasyon seviyelerine bile neden gelemiyoruz? Hocam, tüm bu veriler ışığında tekrar sormak istiyorum: Türkiye'de enflasyon neden gerçekten bu kadar yüksek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun tek bir yanıtı var: Kötü yönetim, yanlış politikalar, herkesten fedakarlık isteyen kendileri hiç yapmayan yöneticiler, siyasetçiler vb.

      Sil
    2. Döviz artmıyor. Benzin artmıyor ama zamlar astronomik şekilde artıyor. İthal muz bile elmadan ucuz hale geldi. Bunun tek bir sebebi aç gözlü patronlar.

      Sil
    3. Aynı patronlar ABD'de, Almanya'da ya da Fransa'da neden bu astronomik zamları yapamıyorlar? Onlar bizimkilerden daha mı insaflı ya da daha mı az kar etmek istiyorlar? Tabii ki hayır. Farkı yaratan şey kişilerin ahlakı değil, o ülkelerdeki fiyat istikrarı, hukuki denetim ve rasyonel ekonomi yönetimidir.

      Dünyada gıda fiyatları (FAO Endeksi) gerilerken bizde artmasının sebebi mazot, gübre ve sulama gibi temel girdi maliyetlerinin kontrolsüzce yükselmesi ve tarım politikalarındaki yapısal çöküştür. İthal muzun yerli elmadan ucuz olması, aslında üreticimizin yüksek maliyetler altında nasıl ezildiğinin en acı ispatıdır.

      Kronik enflasyonun olduğu bir yerde ''beklenti ankrajı'' bozulur. İşletmeci, ''Bugün sattığımı yarın aynı fiyata yerine koyamayacağım'' korkusuyla yaşarsa, gelecekteki olası maliyet artışlarını bugünden fiyatlara yansıtmak zorunda kalır. Bu bir açgözlülük değil, belirsiz bir ekosistemde hayatta kalma refleksidir. Yani sorun kişisel ahlakta değil, kötü yönetimin yarattığı güvensizlik ortamındadır.

      Adaletin, şeffaf kurumların ve gerçekçi verilerin olmadığı bir yerde enflasyonu dizginlemek imkansızdır. Sen bataklığı (ekonomik istikrarı bozan bu bozuk sistemi) kurutmadan, sadece sinekleri (etiketleri) suçlayarak bu sarmaldan çıkamazsın.

      2025 yılında Fransa'da yıllık enflasyon %0,8, Euro Bölgesi'nde %1,9 iken Türkiye'de sadece bir ayda (Ocak) enflasyonun %4,84 olması, piyasadaki binlerce esnafın aynı anda ''açgözlü'' olmaya karar vermesiyle açıklanamaz. Bu, paranın değerini koruyamayan, maliyetleri yönetemeyen ve faturayı halka keserken kendi israfından taviz vermeyen bir yönetim anlayışının matematiksel sonucudur. Enflasyon sadece bir rakam değil, büyük bir servet transferidir; halkın cebinden çalınıp yanlış politikaların finansmanına aktarılan gizli bir vergidir. Suçu ''açgözlü patronlara'' atmak, yapısal bir beceriksizliği ahlaki bir sorun gibi pazarlama kurnazlığından başka bir şey değildir.

      Sil
    4. Adsız 5 Şubat 2026 08:08 Ahlaksızlık nasıl bir durumdur her türlü hileyi hurdayı yap ama suçlu hiç olma. dolar %21 artmış euro %38 artmış son bir yılda. vergileride eklersek gerisini sen hesapla diyeceğim ama ahlaksızlık başka bir seviye. Zamları ve vergi artışlarının bilerek Temmuzda ve Ocakta yapılması nasıl bir anlayıştır. Zor düzelmez.

      Sil
    5. Bu ülkede 23 yılda en az artan şeylerin başında 1 petrol 2 döviz derim. Asgari ücret 152 kat artarken mazot ve döviz 30 kat bile artmadı. Ayrıca zammı yapan çiftçi değil onu satan esnaf astronomik fiyat koyup satıyor.

      Sil
  15. Konutta enflasyonun sebebi ev sahibinin hic bir hakkinin olmamasi. Evim var ama kiraya vermiyorum. Gecmiste kiracim evime coktugu icin bos tutuyorum. Mulkiyet hakkinin olmadigi yerde kiralamak mantiksiz. En az 10 yil kiracilar surunecek bu kafayla giderlerse

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecekondu mahallerinde oturanlar bedavadan 10ar daire sahibi oldular zenginleşip belediye başkanı, milletvekili, bakan oldular ve gecekonducular anayasayı, kanunları, mülkiyet hakkını rafa kaldırdılar. Makamlara geldiler oraları yiyip soğana çevirdiler. Partilerin içi gecekonducularla dolu. Çevre Şehircilik Bakanlığının içi gecekondudan yetişmiş memurlardan, yöneticilerden geçilmiyor.

      Sil
    2. Yav he he. Kimmis o gecekonduda oturup 50 daire sahibi olan. Kafadan senaryo uydurup magduriyet kasiyorsunuz. Milletin malina cokmek icin ugrasacaginiza calisin kazanin

      Sil
  16. Hocam elinize sağlık, keyifle okuduk, aydınlandık. Bir sonraki yazınızı merakla bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  17. Merhabalar hocam, söyledikleriniz ve güncel ekonomik veriler doğrultusunda Türkiye’de yaşanan enflasyonun nedeni ve türü için neler diyebiliriz? Geçmiş tarihlerde yaşanan enflasyon ile günümüzün enflasyonu arasında fark var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de yaşanan enflasyon mu? Türkiye'de hukuksuzluk, eğitimsizlik ve ahlaksızlık enflasyonu var. Bunlardaki enflasyonun tecellisi de ekonomideki enflasyondur. Felsefenin ders olarak kaldırılması, katillerin çeşitli bahanelerle cezalandırılmaması (Madımak Oteli) ve vatandaşların vergisiyle görev yapan bazı mevkilerdeki/ mesleklerdeki şahısların şahsi menfaatlerini önceleyerek görevlerinde usülsüzlük yolun seçmeleri - diğer bir deyişle ahdlerine vefasızlık sergilemeleri. Örneğin, bir doktorun ettiği yeminine ters düşerek ilaç şirketinden para alması ve tıp literatüründe ilaç gerekmediği halde tedavi için ilaç reçetesi vermesi (ahlaksızlıktır)

      Sil
    2. Enflasyonun iki kaynağı ve birkaç farklı görünümü var. Kaynaklar: Talep enflasyonu ve meliyet enflasyonu. Türler: Manşet enflasyon, skimpflasyon, shrinkflasyon, greedflasyon. Eskiden talep ve maliye enflasyon vardı. Şimdi Türkiye'de hepsi var. O nedenle ben Türkiye'deki enflasyona multiflasyon diyorum.

      Sil
    3. Bak bu tespite şapka çıkartılır işte!

      Sil
  18. Sayın Üstadım, siz Hazine Müsteşarlığı da yaptınız. Özal döneminde Halkbankası için Ankaray metrosunu ve daha bir çok devasa projeyi de yapan Gama inşaat ve Emek inşaatın yaptığı Hazine Müsteşarlığı binası sağlam değil miydi? 90 lı ve 2000li yıllarda Türkiye'de İTÜ, Boğaziçi, Ege Üniversitesi, Gazi Üniversitesi inşaat mühendislikleri bölümlerinde gerek mimarisi ve gerekse statik hesapları ve inşaat teknolojisi, gerekse 90lı yıllarda Almanya'dan özel olarak getirilien 40'lık 50'lik nervürlü demirleri ve Baştaş hazır beton ile inşa edilen Hazine Müsteşarlığı binası örnek sağlam bina olarak gösteriliyordu. Hatta Halkbank bunun 30 küsür katlısından bir tane de eskişehir yoluna yaptırdı onu da ticaret bakanlığı kullanıyor şimdi o da mı yıktırılacak? Şimdi de ne oldu da karot aldırılıp bina çürük çıkarılmış? Gama inşaat halen web sitesinde Hazine Müsteşarlığı Binasını referans bina olarak gösteriyor. Bu bina Türkiye'nin ve bir dönemin sembolüdür. Bunu yıkmak demek Atatürk Havalimanını yıkmakla aynı ideolojinin ürünüdür. Rizeli Trabzonlu laz müteahitleri daha da zengin etmek için uydurulmuş bir plandır. Bu binanın bulunduğu zemin inanın çukurambardaki sulak zeminden daha sağlamdır. Bu Hazine binasının hemen yanında bir zaman Nato'nun kullandığı daha sonra zaman içerisinde Maliye, Hazine ve şimdi de Çalışma Bakanlığı'nın kullandığı binaya Nato fore azık attırmasına rağmen cukurambarda sadece radye temel üzerinde 10-15 kat olan binaların yanına ABD büyükelçiligi sadece 3 katlı elçilik binası için fore kazık attırmıştır. Biliyorsunuz ki Çukurambar 1970 ki yillarda ekseriyetle Rize'den, Trabzon'dan,Artvin'den, Giresun'dan, Erzurum'dan gelen ve gecekondu kuranların haksız zenginleştiği bir bölge. Hazine Binası çürük mü değil mi? Çürükse 90 ve 2000 li yıllarda niçin bir çok üniversitede bu bina inşaat mühendisliği derslerinde örnek sağlam bina olarak okutuldu? Hakkıyla vergisini ödeyen vatandaşların vergileriyle yapılan bu binanın yıkılıp yeniden yapılması vicdanı olan her Türk vatandaşının icini sızlatıyordur kesinlikle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kardeş güzel yazmışsın da bu dediğinden çok daha fazla Türk vatandaşlarının içini sızlatan olaylar var. Türk milleti Madımak Oteli'nin katillerinin serbest kalmasına göz yummuş bir millettir. Savaron'a Atatürk'ün Hatay'ı Türk topraklarına katmak üzere - canınını ortaya koyarak çalıştığı - yat. Türk milleti ve tarihinde eşi benzeri görülmemiş pisliklere araç yapılmıştır (2010 lu yıllarda). Ve bütün bunlardan sonra, bu pislikleri deşifre eden savcılar ve operasyonları yürüten askeri komutanlar görevlerinden şu veya bu nedenle atılmıştır. Yani eşi benzeri görülmemiş insanlık suçları yine cezasız kalmıştır. Yani senin dediğin şeyler Türkiye'de yaşanan zulmün/ hakszılıkların / adaletsizliklerin kırıntıları olur ancak. Ama güzel, düşünmeye başlıyor Türk milleti :)

      Sil
    2. Savarona hakkındaki bilgilerin kaynağını da vereyim; Yılmaz Özdil'in yakın tarihte YouTube'daki videolarında. Yani, benim şahsi fikrim değildir :)

      Sil
  19. Sayın üstad bilindiği üzere idare hukukunda normlar hiyerarşisinde kanunlar ve yönetmelikler anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı olamaz. Dün çevre ve şehircilik bakanlığı anayasaya ve mülkiyet hakkına alenen aykırı bir yönetmelik yayımlamış zaten 6306 sayılı kanun da anayasaya , uluslararası hukuka aykırı. Dün yayımlanan çevre şehircilik bakanlıgı yönetmeliginın özeti.
    "Resmî Gazete’nin 4 Şubat 2026 tarihli 33158. sayısında 6306 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlandı.

    Yeni düzenleme ile riskli yapıların bulunduğu parsellerde yapılacak uygulamalar için maliklerin toplantıya çağrılma usulleri netleştirilmiş; toplantı ilanı ve tebligat süreçleri muhtarlıkta ilan veya bina kapısına asılacak duyurularla kolaylaştırılmıştır. Paydaşların salt çoğunluğu ile karar alınması ve bu karara katılmayanların paylarının satışı süreçlerinde, toplantı daveti ve tutanakları gibi belgelerin müracaat dosyasına eklenmesi zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca, yapı ruhsatı başvurularından önce karara katılmayan maliklere yapılan tebligatların tamamlanmış olması ve satış için ilgili müdürlüğe başvurulmuş olması şartı getirilmiştir.

    Riskli binanın yıkılmasından sonra arsa haline gelen taşınmazın satışına karar verilmesi halinde, bu satışın öncelikle ilgili kurum, kuruluş veya idareye teklif edilmesi gerekliliği getirilmiştir.

    Değişiklikle, riskli yapının bulunduğu bir parselin ifraz edilmesi halinde, ifraz sonucu oluşan parsellerden, sadece riskli yapının tekabül ettiği parsel veya parsellerin Kanun kapsamında değerlendirilmesi ve riskli yapı şerhinin diğer parsellerden kaldırılması zorunluluğu getirilmiştir.

    Yönetmelikteki önemli bir diğer değişiklik ise, 1 Ocak 2024 tarihinden itibaren düzenlenen yapı ruhsatları kapsamındaki müteahhit teminat oranlarının, talep halinde güncel %6 oranına göre yeniden düzenlenebilmesine imkân tanıyan geçici maddedir.

    Son olarak, Yönetmeliğin yürütme yetkisi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı'ndan alınarak Kentsel Dönüşüm Başkanına devredilmiştir."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün mesele hukukun iyi niyetle uygulanmasıdır. Sıkıntı niyetten kaynaklanıyor.

      Sil
  20. Hocam yorumlara bakıyorum da bazı kişiler neden-sonuç ilişkisini es geçip, ortaya hiçbir sağlam argüman koymadan iktidar güzellemesi yapıyorlar. Bu insanların amacı ne? Ucuz propaganda oyunlarıyla bu platformdaki insanları etkileyebileceklerini mi düşünüyorlar? Toplumun geniş kesimleri açlık ve yoksulluk sınırının altına hapsedilmişken, sadece 2025 yılı içerisinde icra ve iflas dairelerine gelen yeni dosya sayısı yaklaşık 10,5 milyonu aşmışken bu insanlar utanmadan hala neyin savunmasını yapıyorlar, anlamak mümkün değil. Gerçekleri örtbas etmek için kullanılan her süslü cümle, bu yoksulluk sarmalının ömrünü uzatmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsanlar et almakta bile zorlanırken, sanki Türkiye'de insanlar mutluymuş, sanki Türkiye dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerinden birisi değilmiş, sanki Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde dünyanın son sıralarında değilmiş gibi davranılıyor. Ki bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Maalesef gerçekleri yok sayan bu kör zihniyetin algı oyunlarına kanılmaya devam ettikçe, bu ülke de düzelmez hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kişilerin bunu kasten yaptığını sanıyorum. Amaç bu ciddi bloğu sulandırmak, gözden düşürmek olsa gerek. Yayınlamadıklarımı görseniz inanamazsınız. Bu kişilerin aptal olmadığı kasten böyle davrandığı kanısındayım. Maalesef her tarafta böyle insanlar var. Bunlardan yılıp işimizi terk etmememiz lazım.
      İşimiz nedir derseniz: Bir tek işimiz var gerçekleri, doğruları bıkmadan, usanmadan, yılmadan anlatmak. Peki bu neye yarayacak derseniz: Burası bizim ülkemiz, bizim sevgili vatanımız. Çocuklarımız, torunlarımız burada büyüyecek, çalışacak. Onlara daha iyi, daha adil, daha demokratik ve ekonomik olarak daha güçlü bir ülke bırakabilmek, onların gerçekleri görebilmesi için elimizden ne gelirse yapmamız lazım. Tıpkı dedelerimizin, babalarımızın ellerinden geleni yapmaya çalıştıkları gibi.

      Sil
    2. Hocam, aşağı yukarı ne kadar ziyaret alıyor bu blok?

      Sil
    3. Hocam ben kendimi borçlu hissediyorum bu millete, umuyorum ki böyle insanlar var hala bu topraklarda. Aziz Nesin gibi. 1915 .Çanakkale savaşında yaşamadan ölen o yüce ruhlu Türkler olmasaydı, bugün zaten var olmayacaktım. Yani kendimi asgari 1 can belki 1000 can borcu altında hissediyorum. Türk andında yer aldığı gibi - o her gün okulda tekraladığımız gibi- "Varlığım Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu Türküm diyene " yeminini her gün etmişken, ahdime / yeminime ters düşersem nasıl şeref ve onur sahibi bir yaşam sürdüğümü söyleyebilirim.

      Sil
    4. Bu blog başlayalı 14 yıl oldu. 90 milyon kez ziyaret edilmiş. Demek ki yılda 6,4 milyonun üzerinde ziyaretçisi var. Tabii bu, 6,4 milyon kişi izliyor anlamına gelmez, pek çok kişi birden fazla kez ziyaret ettiği için kişi sayısını bilemeyiz. Bununla birlikte bu blogda yayınlanan yazılar pek çok internet sitesi, gazete, dergi ve diğer medya organlarınca alınıp kullanıldığı için oralardaki okunma oranını da bilemiyorum ama blogdan daha fazlasının oralarda olduğunu tahmin ediyorum.

      Sil
    5. Batılılar Türkiye çağ atladı diyor. İçimizdeki Batıcılar Türkiye bitti diyor.

      Sil
  21. Sn Yorumcular Hocanın bu yazısında asıl ürkütücü veri ve uyarı, her yılın aralık ayında %1 gösterilen enflasyonun sonraki ay (ocak) ta nasıl olup ta beş katına çıkarıldığıdır. Yorumcuların çoğu değişen sepet üzerine yorum yapmışlar, sepete giren ana tüketim guruplarındaki oransal değişim, toplam değişimi eser miktarda değiştirir, hatta, devam eden aylarda sepette istikrar varsa sapmaları düzeltir. Elektrik sayacı gibi,..numaratör geriye sarmadıkça.
    Diyeceğim asıl önemli olan sepetteki değişimler değil, verilerin güvenlirliği ve bunun garanti altına alınmasıdır. Mesela endex değişimine esas alınan fiyatlar saklanmmamalı, aksine her ay kamuoyuna duyurulmalı, noter tasdiki yaptırılıp, Maliye, MB, SGK gibi kurumlarca arşivlenmelidir. Vatandaşına saygı duyan Devlet gibi bir devlet bunu yapar. 5429 sayılı Tüik Kanununda eksiklik yoktur. Fakat yargı kararına rağmen Kanun, İktidarca ısrarla uygulanmıyor. Kamu mülakatlarının video kaydına kasten alınmayışı, sözlü sınavlarda şahit öğrenci bulundurulmaması gibi.. Yani asıl sorun iktidar eliyle verilerin tahrif edilmesi, her vesile ile kendi taraftarına hak, kaynak ve imkan aktarılması meselesidir.
    Buna sessiz kalan haksız menfaat sahipleri bile bir gün bu adaletsizliklere maruz kalacaklardır. Çünkü istatistik verilerin toplamı 100 üzerinden hesaplanır, oranlar sıfır toplamlı olup, birinin kazancı diğerinin kaybıdır. Bedeli ödenmeyen kazancın kıymeti bilinmeyeceği için, zenginlerin açlığı artarak devam eder. Sonuç olarak, Tüik verileri iktidarın siyasal amaçlarına göre makyajlanıyorsa, ya iktidar bu kötülükten vazgeçmeli, bu mümkün olmuyorsa, topluma zaralı hale gelen bu kurum kapatılmalıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görebildiğim kadar son cümlenizin yerine getirilmesi mümkün değil. Ama olsun biz dile getirmeye, doğruyu savunmaya devam etmeliyiz.

      Sil
  22. Hocam bilgilendirici yazılarınız için çok teşkkür ederim. Yüksek enflasyondan kurtulmak için Euro ya geçmek çözüm olabilir mi ? AB ye tam üye olmadan Euro ya geçebilirmiyiz. Merkez bankasını siyasetçilerin elinde oyuncak olmaktan kurtaramıyoruz, daha önce rahmetli Kemal Derviş döneminde yapılan bütün yapısal reformları çöpe attılar. Euro ya geçtiğimizde MB siyasetçilerin elinde oyuncak olmaz böylece.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu