Kötünün Yükselişi

Kötü paranın iyi parayı piyasa dışına itmesi eski çağlardan beri bilinen bir olgudur. Bu olguyu tanımlayarak ekonomik bir yasa haline getiren kişi, 16’ncı yüzyılda İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth'in mali danışmanı olan Sir Thomas Gresham'dır. Gresham, nominal (yazılı) değeri aynı olan iki paradan, maden değeri daha yüksek olanın dolaşımdan çekildiğini gözlemledikten sonra, kendi adıyla anılan yasayı ortaya koymuştur.

Her ikisi de 1 lira değerinde iki madeni para düşünelim. Biri altından, diğeri gümüşten yapılmış olsun. Devlet her ikisine de aynı nominal değeri vermiş olsa bile insanlar daha değerli olan altın parayı harcamak istemez; onu saklar, biriktirir ya da eritip satar. Günlük alışverişlerde ise daha az değerli olan gümüş para kullanılır. Sonuçta altın para dolaşımdan çekilir ve piyasada yalnızca gümüş para kalır. Gresham Yasası'nın anlattığı mekanizma budur: Kötü para iyi parayı piyasadan kovar.

Günümüzde bunun tersinin yaşandığı görülüyor. İnsanlar değerini koruyacağına inandıkları rezerv paralara yönelirken, yerel para birimlerinden uzaklaşabiliyor. Buna dolarizasyon deniyor. Bu nedenle bazı iktisatçılar belirli koşullarda artık "iyi paranın kötü parayı piyasadan kovduğunu" ileri sürüyor. Para piyasalarında etkisi tartışmalı hale gelse de Gresham Yasası, insan davranışlarının belirlediği sosyal alanlarda giderek geçerli hale geliyor.

Düşük değerdeki paranın daha değerli olan parayı dolaşımdan itmesinde olduğu gibi toplumsal yaşamda da niteliksiz olan çoğu zaman nitelikli olanı geri plana itebiliyor. Bilginin yerini sloganların, emeğin yerini gösterişin, liyakatin yerini sadakatin aldığı ortamlarda Gresham Yasası adeta sosyal bir yasaya dönüşebiliyor.

Bunun örneklerini sosyal medyada her gün görmek mümkün. Uzun araştırmaların ürünü olan bir makale birkaç yüz kişiye ulaşırken, doğruluğu tartışmalı sansasyonel bir paylaşım milyonlarca kişiye erişebiliyor. Gürültü çoğu zaman sesi bastırıyor, gösteri içeriğin önüne geçiyor. Çünkü niteliksiz olanın yayılması için gereken çaba, nitelikli olanın üretilmesi için gereken çabadan çok daha düşük.

Benzer durum kurumlarda da ortaya çıkıyor. Liyakat yerine yakınlık ilişkilerinin ödüllendirildiği yapılarda başarılı insanlar zamanla sistemin dışına itiliyor. Akademide bilimsel üretimden çok görünürlüğün değer kazandığı ortamlarda nitelikli araştırmacılar geri çekiliyor. İş hayatında performans yerine sadakatin ödüllendirildiği yerlerde ise vasatlık istisna olmaktan çıkıp kural haline geliyor.

Kuralların zayıfladığı ve hesap verilebilirliğin azaldığı ortamlarda bu süreç hızlanıyor. Vasatlık kendi benzerlerini çoğaltırken, nitelikli insanlar ya sistemin dışına itiliyor ya da sessiz kalmayı tercih ediyor. Sonuçta iyi olan ortadan kaybolmuyor; tıpkı eski altın paralar gibi dolaşımdan çekiliyor. Değerini koruyor, ancak görünürlüğünü kaybediyor.

İlerlemek isteyen toplumların önündeki temel sorun yalnızca ekonomik istikrarı sağlamak değildir. Onun yanında iyi olanın görünür, değerli ve ödüllendirilebilir olduğu kurumlar yaratabilmektir. Ekonomide güvenilir para nasıl dolaşımı ve güveni sağlıyorsa, sosyal yaşamda da liyakat, dürüstlük ve bilgi ancak desteklendikleri ölçüde kamusal alanda varlık gösterebilir.

Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca ürettiği servette değil, iyi olanı dolaşımda tutabilme kapasitesinde ölçülür. Altının kasalara çekildiği bir ekonomi nasıl yoksullaşırsa, liyakatin, bilginin ve dürüstlüğün görünmez hale geldiği toplumlar da aynı şekilde güç kaybeder.

Yorumlar

  1. Son parağraf.
    Üstüne diyecek birşey yok..
    Benim tespitimde sayın hocam liyakatsızlık bürokrasi ve devlet yerarşisinde bozulmalara yol açtı belki lakin enflasyon...ben zannediyordumki malların kalitesini gramajını vs bozar azaltır ..ama malesef insan kalitesini öyle bir bozduki kötü insanlar iyi insanları kovar oldu toplumda, malesef güvenle bir parkta oturmak bile zor artık:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle memlekette içki kumar faiz ve fuhşu açıktan destekleyen hatta yaşama sebebi sayan bir zihniyet peydahlandı.

      Sil
    2. Mahfi EĞİLMEZ Hocam ne güzel anlatmış Ülkemin halini hocam bir yazınızdada bugün yapılan hataların önümüzdeki 20-25 yıl içinde görülecek olası toplumsal hasarlarındanda bahsetseniz çok iyi olur.

      Sil
    3. Sağ olun. Ama 20 - 25 yıl öteye gitmeye gerek yok, hasar bugünden ortada zaten.

      Sil
  2. Hocam Merhaba,
    Yaklaşık olarak yaşımın yarısı kadar bir süredir mevcut yönetim tarafından idare ediliyoruz. Ekonomik başarısızlığın net olarak yaşandığı Arjantin veya Venezuela gibi ülkelerin bazı yönleri benzer bazı yönleri de benzemeze bile bu iki ülke dışında önüne geçebildiğimiz bir gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke ekonomisi sanırım bulunmuyor. Bu kadar başarısızlığa rağmen, hangi işveren bir çalışanını bu kadar uzun süre ve böyle bir başarısız performans ile çalıştırmaya devam edebilir? Yeni uyandığımız her güne, acaba bugün yine suni olarak hangi haber gündemi meşgul edecek endişesi ile yaşamaya başladım. Gözle görünür bir şekilde evrensel ekonomik teoriler yerle yeksan olmuş durumda. Bununla birlikte bazı ekonomist ya da para piyasaları uzmanı görünen kişilerin ısrarla analiz kıvamında yorumlarda bulunması ise inanılmaz can sıkıcı hale geldi. Yanlış haritanın doğru rotası olmazken hâlâ kurumlardan paylaşılan veriler(!) üzerine sözüm ona analiz yapıyorlar. İnanılmaz karamsar ve ümitsizim. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  3. Altın değerinde bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Emeğinize sağlık hocam. Siz önümüzdeki dönemde Çin Yuanı'nın usd'nin yerini alabileceği görüşüne katılıyor musun hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Yuan, doların yerini alabilir ama önümüzdeki dönemden biraz daha uzun zaman dilimi içinde.

      Sil
    2. Ben itibari para birimlerinin yok olacağını düşünenlerdenim. Bir çok uzman kişinin kabul etmemesine rağmen, kripto paralardan paranın para olma şartını en iyi şekilde sağlayabilecek olanları geleceğin paraları olacaktır. Bu illa bitcoin olacak değil (ki zaten değer saklama aracı olabilir) ama gerçekten bu işi çözecek güçlü projeler var.

      Sil
  5. Mahfi Üstad "İlerlemek isteyen toplumların önündeki temel sorun yalnızca ekonomik istikrarı sağlamak değildir. Onun yanında iyi olanın görünür, değerli ve ödüllendirilebilir olduğu kurumlar yaratabilmektir." Çok güzel yazmışsinız, temennimiz bu ancak devletin bakanlıkları, kurumları, kendi demirbaşlarını, taşınırlarını kayıt edip yönetmek yerine firmalara ihale ediyor kayıt altın alsın yönetsin diye. Bu firmalarda asgari ücretin biraz üstünde maaş alan elemanların iki çocuğunu birden sadece okul ucreti 800şer bin toplamda senelik 1milyon 600bin tl vererek özel okula göndermesi nasıl mümkün olabiliyor? "liyakatin, bilginin ve dürüstlüğün görünmez hale geldiği toplumlar da aynı şekilde güç kaybeder."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Maalesef durum budur. Eskiden bu durum bu kadar yaygın değildi şimdi bütün dünyaya yayıldı.

      Sil
  6. Altın değil ama altının düşmesine yada sabit kalmasina rağmen altının değerini korumayı sağlıyor. Bir de kimin için kötü kimin için iyi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimin için diye sorduğunuzda her şey birbirine karışır. Mesela sizin için iyi olan bir şey toplum için kötüyse bunu iyi kategorisine koymak mümkün mü?

      Sil
    2. Ben rezerv para sahibi olanlar için demek istemiştim Sayın Hocam.

      Sil
    3. Hocam güzel bir deneme yazısı olmuş ama ben yine parayla ilgili bir şey soracağım. Devletlerin dijital paraya geçme projeleri var biliyorsunuz. Yani artık 100 dolar için 25 sentlik kağıt parasından da kaçacaklar ve dijital dolar olacak aynısı tr içinde düşünülüyor. Önce ikisi birlikte tedavülde sonra tamamen dijital para. Böylece kimse elden kağıt para alıp veremeyecek her şey kayıt altında devletler vatandaşının aldığı dondan bile haberdar olacak, üstüne birde siyaset ve sermaye el ele(yani sistematize hırsızlık ve siyaset) eklerseniz vay halimize. Bu konuda ne düşünüyorsunuz sadece onu öğrenmek istedim.

      Sil
    4. Bu dediğinizin olması için yıllar var. Türkiye'yi düşünün. Daha seçimde oy kullanmayı bile dijital düzene sokamadık.

      Sil
  7. Mahfi üstad adeta geleceğe yazıyorsunuz bu yazıyı 10 sene sonra okuyanlar gerçekleri daha iyi anlayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğu yazım böyle galiba. On yıl önce yazdığım yazılara baktığımda bugünleri anlattığımı görüyorum. Bu, benim geleceği tahmin yeteneğimle ilgili değil, yönetimin yaklaşımını okuyabilmek çok kolay.

      Sil
  8. Guguk kuşu'da aynını yapıyor hocam. Başka yuvaya yumurtasını bırakıyor, başkalarına yavrusunu besletiyor. Guguk kuşu yavrusu (kötüyü temsilen) yumurtadan çıkar çıkmaz diğer yavruları (iyiyi temsilen) tek tek yuvadan atıp öldürüyor.

    YanıtlaSil
  9. Mahfi bey,

    Özgür Özel'in kuracağı "İstiklal Parti"ye sizin de katılacağınıza dair,

    "Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı" pozisyonunda göreve başlayacağınıza dair söylentiler dolaşıyor.

    81 ildeki bütün teşkilatların yönetim kadrolarına aday olmayı isteyenler; önce bizzat sizinle mülakata gireceklermiş, sizin onayınızdan sonra son karar için Özgür Özel'e başvurulacakmış.

    Doğru mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dalga geçmek için bunu yazmışsınız ama yine de ciddiye alıp yanıtlayayım:
      Siyasetle hiçbir ilişkim yok. Olmaz da.

      Sil
    2. Fakat Mahfi bey,

      Size böyle bir teklif gelip / gelmediğinden hiç bahsetmediniz. Yani asıl soruya hiç cevap vermediniz.

      Öyleyse; söylentilerin "doğru" olduğuna dair kanıt güçleniyor.

      Size bir teklif geldi mi? Eğer geldiyse, ne cevap verdiniz?

      Sil
    3. Mülakat esnasında Mahfi hocamız; "Marshall-Lerner koşulu"nun ve "Pareto eğrisi"nin ne demek olduğunu sormaz umarım...

      😄 😄 😄 😄 😄

      Sil
    4. CHP çökmüş bir parti konumunda!

      Sil
    5. Zaman değişir bambaşka şeyler olur.

      Sil
    6. Hakan Çağlar ÜLKü6 Haziran 2026 16:36

      Sayın Hocam haddi mi aşarak da olsa söyleme gereksinimim var. Karar verici ben olsam eğer, sizi “Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı" pozisyonu için değil (bence siz halkımız ağzında yer bulmuş anlamda bir politikacı değilsiniz) ancak tüm ekonomiden sorumlu bir bakanlık pozisyonu için düşünürdüm.

      Sil
    7. Hakan Bey teşekkür ederim ama sorun ekonomide değil. Ben sosyal ve siyasal alanlarda doğrular yapılırsa (hukukun üstünlüğü sağlanır, yargı bağımsızlığına geçilir ve güçler ayrımına dayalı demokrasi kabul edilirse) ekonomideki sorunların bir yıl içinde çok önemli oranda çözüleceğini düşünüyorum. Bunlar olmadan ben değil dünyanın en iyi iktisatçısını da getirseniz bir arpa boyu yol alamaz.

      Sil
    8. Hocam babam gibi konusuyorsunuz,alim gücü iyiyse bile gitse sosyal cokuntuler katlanir ve bunu baltalar gibime geliyor.. Suanki durum sag tarafa masker sol tarafa polis ortayada yakin reisi koymuslar karsisinda ne cikarsa ciksin, volume kadar yolu var..

      Sil
    9. Babanız doğru söylemiş.

      Sil
  10. (Umwertung aller Werte)
    Değerlerin ters yüz olması

    “Hayatın altını, kendini korumak için gölgede kalır; Sürünün demiri ise erdem diye dolaşıma sokulur.”

    Makalenizdeki tariflerin bende uyandırdığı fikir.

    Saygılar
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  11. Hocam çok güzel yazmışsiniz, elinize sağlik, yaygin sözü biraz değistirerek söyleyeceğim: Ülkede nitelikli insanlar, niteliksizler kadar cesur olmadikça o ülke için kurtuluş yoktur

    YanıtlaSil
  12. Hocam bu işler pek hayra alamet değil.

    YanıtlaSil
  13. Süper bir anlatım. Yazdıklarınızın tümünü birebir deneyimledim. Harikasınız.

    YanıtlaSil
  14. Tübitak'da değer bulamayan proje nasa'da dereceye giriyor neden?çünkü projeyi değerlendirecek bilgi,birikim ve deneyimli yetişmiş bilim insanımız kuruma alınmamış,onların yerine işe yaramayan ipe sapa gelmez liyakatsiz hiç bir işe yaramayan akraba eş dost kuruma doldurulmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜBİTAK başka işlerle uğraşıyor.

      Sil
    2. 2002 yılında TÜBİTAK’ın sanayide desteklediği proje sayısı yıllık yalnızca 386 iken, bu rakam günümüzde yıllık 3.600'ün üzerine çıkmıştır. Kurum, son 24 yılda özel sektör ve akademiye ait 24 binden fazla projeye milyarlarca liralık Ar-Ge finansmanı sağlamıştır Bu 24 bin proje içinde o projenin olmaması üzücü!

      Sil
    3. Maalesef bütün projeler etiketlere göre değerlendiriliyor. Tek bir şansınız kalıyor. Bütün dünyanın çözülemez dediği bir sorunu çözmek. Bunu yaptığınızda da sizi kimse anlamıyor... İş gelir getirici olmazsa olmaz bir şey ise de bir şekilde ortaklık kurup sizi bezdiriyorlar. O yüzden bir arpa boyu yol katedilmiyor. Alavere dalavere yine geldi şapka rap rap...

      Sil
    4. Evet. Önemli olan onay verilen proje sayısı değil projelerin ne olduğu.

      Sil
  15. Hocam yapay zekaya sordum "izale i suyu davasinda emlakci yoluyla satma seçeneği olursa ve mirascilarin herbirisine bankada mahkeme kanalıyla hesap açtırılırsa , emlakci kanaliyla piyasa fiyatindan satilan gayrimenkulden gelen para mirascilara payi oraninda bolunup mahkemece actirilan hesaplara gonderilirse ne gibi avantajlari olur?" böyle dedi yapay zeka. Mevcut hukuk sistemimizde (Türk Medeni Kanunu ve İcra İflas Kanunu uyarınca) mahkemelerin doğrudan bir gayrimenkulü emlakçı vasıtasıyla satma yetkisi yoktur; satışlar zorunlu olarak satış memurluğu/icra dairesi eliyle ve açık artırma (ihale) yoluyla yapılır.Ancak sorduğunuz senaryoda, ileride bir kanun değişikliği yapılarak bu yöntemin mahkeme kararıyla resen ya da talep üzerine uygulanabilmesi yasal hale getirilirse, sistem tamamen değişir. Böyle bir yasal reformun yürürlüğe girmesi durumunda doğacak avantajlar ve işleyiş değişiklikleri şunlardır:🏛️ Kamusal ve Bürokrasi AvantajlarıAdliye Yükünün Azalması: İcra daireleri ve satış memurlukları, ihale ilanları, teklif toplama, ihale salonu organizasyonları ve ihale feshi davalarıyla boğuşmaktan kurtulur. Adliyenin iş yükü ciddi oranda hafifler.İhale Çetelerinin Engellenmesi: Açık artırmalı adliye satışlarında zaman zaman görülebilen, mülkü ucuza kapatmaya çalışan veya ihaleye fesat karıştıran yapıların (halk arasındaki tabiriyle ihale mafyasının) önü tamamen kesilir. Satış, şeffaf piyasa koşullarına teslim edilir.
    Alacaklılar direk mahkemece açtırılan hissedar hesaplarından haciz kararıolan hissedara acılan hissenin hesabından alacağını hemen tahsil edebilir.

    YanıtlaSil
  16. Mahfi Bey,
    Güncel olduğu için sorayım dedim:
    Ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali?
    Aynen siyasette olduğu gibi -içimize sinerek- oy verilecek kimse yok.
    Bu kısır döngüden nasıl kurtulacağız?

    YanıtlaSil
  17. Hocam gerçek bir lider, ben liderim der mi? 10 yılı aşkın süredir koltukta kalanlarda hubis sendromu geliştiği doğru mudur? Bu güç zehirlenmesi ve ben olmazsam her şey batar anlayışı, toplumun geriye kalan tamamının değerini küçültmüyor mu? Bu bağlamda Fenerbahçe başkanlık seçimini nasıl yorumlarsınız? Fenerbahçe 1 kişinin kibrine yenilecek kadar küçük mü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her iki başkan adayının da sözünü ettiği oyuncuları ve teknik direktörleri duydukça hiçbir şeyin değişmeyeceğine inancım artıyor. Lewandovsky'nin peşindelermiş. Adam 37 yaşında artık ancak yönetim kurulu üyesi olabilir. Popülizm ve bir an önce şampiyon olabilme telaşı Fenerbahçe'yi bitirdi. Futbol takımından söz ediyorum. Diğer branşlarda çok daha uzun vadeli bakabiliyor yöneticiler. Umarım o bakış açısı devam eder. Yoksa oralarda da kaybeder kulüp.

      Sil
  18. Mahfi bey liyakat dediğimiz şey 90'larda kaldı. Şimdi parası olan yurt dışında okuyor yüksek lisans doktora yapiyor ulkeye dönüyor ben liyakatliyim. Eskiden basarili bir ogrenci aradan siyrilabiliyordu suan imkansiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yurt dışında okuyanlar da yine aynı şeye takılabiliyor.

      Sil
    2. Sistemin tikandiginin farkındayım. Yinede şanslılar diye düşünüyorum. Sistem tıkanıklığı asıl yönetim değişirse farkedilecek

      Sil
    3. Dünyada en çok uluslararası öğrenci çeken ülkelerin başında sırasıyla ABD, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Almanya gelmektedir. Türkiye ise yaklaşık 350-360 bin yabancı öğrenci kapasitesiyle bu alanda dünyada 6'ncı.

      Sil
    4. Önemli olan gelen öğrencinin kalitesi. Bize gelenler kolay yoldan diploma almaya geliyorlar.

      Sil
    5. O öğrenciler ülkesine dönünce Türkiye'nin gönüllü bir elçisi olacaktır. Ekonomik yönden ise Türkiye'den ithalat yapabilir veya Türkiye ile bağlantılı bir işte çalışabilir.

      Sil
    6. Buradan öğrendikleriyle dönerlerse bırakın bize yararlı olmayı ülkelerine bile yararlı olamazlar.

      Sil
  19. Elinize sağlık hocam, saptamalar yerli yerine oturmuş.
    Dün fosil yakıt parasını gelecek kuşaklar için 2 trilyona ulaşan bir fonda tutan Norveç ile ilgili bir belgesel izledim. Gerçekten her anlamda iyi kötüyü kovmuş o ülkede.
    Vaktiniz olursa izlemenizi öneririm, 1 saatlik, harika manzaralar eşliğinde ingilizce bir anlatı … Olabildiğince güzel bir haftasonu dileklerimle

    https://youtu.be/_qSInNhIico?si=fPEiXKYEEx0ciiL0

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye Varlık Fonu TVF degerii 360 milyar dolar. Bunu da takip edin. Bu da dünya 10. şu. Çoğu Türk'ün böyle bir fondan haberi bile yoktur.

      Sil
    2. Borcunun ne kadar olduğunu da açıklayın.

      Sil
    3. Toplam varlık: ~360 milyar $
      Öz kaynak: ~58 milyar $
      Toplam yükümlülük: ~302 milyar $
      "Çoğu Türk'ün böyle bir fondan haberi bile yoktur."muş.
      Güleriz ağlanacak halimize.

      Sil
    4. Öte yandan bu fondaki varlıklar buraya aktarılmadan önce zaten Hazine'ye ait varlıklardı. Varlık Fonu, Hazineye ait bir takım varlıkların alınıp b uraya konulmasıyla oluşturuldu. Yani varlıklar yer değiştirmiş oldu. Bunlar Hazinede kalsa borç bu kadar olmazdı çünkü Hazine bu yükümlülükler altına giremezdi.

      Sil
    5. Yükümlülükler 302 milyar dolar yükümlülük ne. Devletin toplam borcu bile o kadar yok. Rakam saçma olmuş. Borç konusuna gelince her şirketin borcu olur. Koç Holding'in bile 30 milyar dolar borcu vardır.

      Sil
    6. Siz açıklayın o zaman Varlık Fonunun ne kadar borcu olduğunu. Bakın devletin ne kadar borcu olduğunu ben her ay güncelliğim Göstergeler Tablomda açıklıyorum. Bun u Hazine ve Maliye Bakanlığı ve TCMB sitelerinden hemen çıkarmak mümkün. Siz de madem bu veriye inanmıyorsunuz bize Varlık Fonu borcunu açıklayın biz de öğrenelim.
      Koç Holdingin borcu Koç Holdingi ilgilendirir ama devletin ve varlık fonunun borcu hepimizi ilgilendirir çünkü o borcu önünde sonunda bize ödetirler.

      Sil
    7. Zaten ödüyoruz.

      Sil
    8. Emin olun ödediklerimiz ödeyeceklerimizin yanında solda sıfır kalır.

      Sil
  20. Mahfi hocam, yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz.

    Yazınıza konu olan olgu, en temel insan ve primitif (limbik sistem) psikolojisi: "Minimum emekle hayatta kalma"

    Yani; daha kolay, ucuz ve vasat olan, daha zor, pahalı ve kaliteli olan ile aynı sonucu alıyorsa (yazının bağlamında, aynı takdiri görüyorsa) ona yönelmek.

    Bu noktada, tabloyu değiştirebilecek olan şey; bu ürün & emeklerin muhatabı olan kesim ve bireylerin
    (1) daha sorgulayıcı olması (=>"bu ikisi gerçekten aynı mı?")
    (2) uzun vadeli bakması (=>"bugün böyle ama, acaba 5 yıl sonra nasıl olacak?")
    (3) dürtü değil vicdan ve sağduyu ile bakması (=>"şu an benim için iyi görünüyor ama toplum için de iyi mi?")

    Tüm bunlar da, daha fazla bilinç ve vicdan (psikolojik ifadeyle, süperego) gerektiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ve ne yazık ki süperego sürekli geri gidiyor dünyada.

      Sil
  21. "O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler; Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık."
    Yaşar Kemal de 50 yıl önce yapmıştı bu analizi.

    YanıtlaSil
  22. MAHFİ hocamdan 2026 bomba cümlesi.lewandoski 37 yaşında.Ancak olsa olsa yönetim kurulu üyesi olabilir.Çok yaşayın mahfi bey.😀😀😀😀😀😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam yapmayın. Onun ismi "Lewan"goal"ski". Her türlü iş yapar. 15 mio EUR çok büyük para değil.

      Sil
    2. Fenerbahçe genç oyuncular bulup onları bir araya getirmedikçe ileri gidemez. Bir yıllığına alınan, kiralanan oyuncularla ne olduğuna örnek Jhon Duran'dır.

      Sil
  23. Hocam eski bir tweet'imi ufak bir değişiklikte tekrar paylaşıyorum:
    "Eskiler, memleketin hali üzerine yaptıkları uzun sohbetlerin ardından "Böyle gelmiş, böyle gider..." diye kulağa karamsar gelse de tecrübeleriyle gidişatın zaten hep böyle olduğu ve olacağı konusunda uzlaşır biraz olsun iç rahatlatırlardı.
    Görünüşe göre, o günlerin kötü ekonomisinin bile bir anlamda bir "stabil" yapısının olduğunun ifadesi olan o cümleyi artık kullanamayacağız
    Artık "Böyle gelmiş ama böyle bile gitmiyor..."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki bu dediğiniz doğru. Böyle gitmesine bile razı olacak çok insan var ama gitmiyor.

      Sil
    2. Eskiden şunlar çok yaygındı. "Böyle gelmiş böyle gider." "Bizden adam olmaz" "AB bizi bu kafayla birliğe almaz" "Su akar Türk bakar." Şimdilerde böyle karamsar cümle kuran pek kalmadı.

      Sil
    3. Haklısınız artık bu cümleler kurulmuyor. Çünkü bunlar eskiden olasılıktı. Şimdi hepsi gerçek oldu.

      Sil
  24. Zaman kötü...

    YanıtlaSil
  25. Sevgili üstat merhaba.

    Yazınızı eşimle paylaştım ve ondan bir geri dönüş aldım. Aldığım geri dönüş yazınızın içinde geçen şu cümle ile “ İş hayatında performans yerine sadakatin ödüllendirildiği yerlerde ise vasatlık istisna olmaktan çıkıp kural haline geliyor.” Alakalııydı. Geri dönüşü sadakat kelimesinin burada ne kadar yerinde bir kelime olarak kullanıldığı bağlamındaydı ben de merak ettim Türk dil kurumundaki Sözlük anlamına baktım. Türk dil kurumu dürüstlük, vefalılık, güven ve benzeri olumlu kelimelerle açıklamış sadakati. Sizin konunun içeriği itibari ile sadakati torpil anlamına yorumlayacak şekilde kullandığınızı fark ettim. Ancak sadakat kelimesi gene de Sözcükteki anlamıyla kullanılmıyor gibi geldi bana da. Ve sizinle paylaşmak istedim.

    Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında eşiniz haklı Cafer Bey. Ben burada sadakati "bir gruba ya da fikre körü körüne bağlılık" anlamında kullandım ama sadakat daha çok olumlu anlamda kullanılıyor. Buradaki anlamı liyakatin tersi. Sonraki kullanımda yakınlık ilişkisi diye açmış olmam da ondan. Sevgiler.

      Sil
    2. Sevgili üstat merhaba,

      Geri dönüşüz için teşekkür ederim.

      Çok selam ve sevgiler.

      Sil
    3. Hocam orada biat kelimesini kullanın.

      Sil
    4. Evet daha doğru olurmuş.

      Sil
  26. Hocam siyaseti kenarıya bırakalım,Fenerbahçe yönetiminde göreve ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyaset de futbol kulüplerinin yönetimi de aynı. Oralara ya paranız ya da şöhretiniz için alıyorlar. Sonra sizin hiç haberiniz olmadan başkan ve yanındakiler işleri yürütüyorlar. Başarı olursa başkan ve arkadaşları yaptı oluyor, başarısızlık varsa sizi de sayıyorlar. O nedenle siyasette seçmen, futbolda da taraftar olarak durmak en doğrusu. Diyebilirsiniz ki "sizler girmediğiniz için bu işler düzelmiyor." İlk bakışta doğru görünen bu serzeniş ne yazık ki doğru değil. Çünkü girseniz de başkan ve çevresindekilerin görüşlerine aykırı görüşler ileri sürdüğünüzde sistem sizi eliyor.
      Bir örnek vereyim: Eğer yanlış bilgi almadıysam iki başkan adayın da Lewandovsky'yi alma peşindeler. Bu, bana göre son derecede yanlış bir yaklaşım. Çünkü Lewandovsky 37 yaşında. Artık futbolcu değil olsa olsa yönetim kurulu üyesi olabilir. Ama buna karşı çıksanız bile sizi dinlemezler.

      Sil
  27. Son yıllarda Küresel ölçekte ve düne göre arttığı hissedilen bir kavramın sıradanlaşarak güç kazanması veya olumsuzluk yanlılığı olarak adlandırılan bir olguyu ……Mahfi üstat, objektif bir bakış açısı ile kaleme almış ve yorumlamış. Teşekkürler.
    Bazı Batı toplumlarının dillerinde evvel-eski bilinen ; { Bad weeds grow tall /Kötü otlar uzun boy atar, } bir halk deyimi, Sn. Eğilmez’in yazısının bir cümlesi olarak yazıda yer bulabilirmi acaba diye düşünüyorum.
    Tarihsel olarak geriye göz attığımızda, ilklerden bugüne, toplumların hayatta kalmasını sağlayan şey, kötülüğün popülaritesinden ziyade, iyiliğin pozitivitesi (gözardı edilme olasılığı yüksek olsa da) hayatı zeminde ayakta tutan görünmez kolonlardır. Bilgilendirmeye sağolun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bu halk deyimini ilk kez duydum. Çok anlamlıymış. 🙏

      Sil
  28. Hocam Fenerbahçe'ye Lewandowski'yi değil de 22 Milyon €'ya Sidiki Cherif gibi bir tane daha forvetin alınmasını mı istersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani bu o kadar yanlış bir karşılaştırma ki, herkes buna benzer yanlışlara düşüyor. Hatalı bir şeyi gösteriyorsunuz geçmişten örnek veriyorlar bu daha mı iyi diyorlar. Değil kardeşim ikisi de yanlış. Sıdiki Şerif'in alınmış olması Lewandovsky'nin alınmasını haklı göstermez.

      Sil
  29. Hocam Fenerbahçe'nin bugün açıklanan toplam borcu 26 milyar 202 milyon TL. € olarak ise yaklaşık 490-500 milyon € borcu var. Fenerbahçe'yi 20 yıl boyunca siz yönetseydiniz böyle bir borcun olabilmesinin mümkünatı var mıydı? Kaldı ki popülizm içermeyen istikrarlı politikalarla 20 yıl içinde bu kadar uzun bir şampiyonluk hasreti de yaşanmazdı. Gelecek sene yine seçim var. Bence aday olup elinizi taşın altına koymalısınız? Eğer seçilmezseniz, sizi seçmeyenler utansın. Fakat en azından ortaya kulübün geleceği için bir vizyon koymuş olursunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fenerbahçe'nin en ciddi sorunu her yıl yeniden seçim yapması. Her yıl yeni seçim demek her yıl td değişimi demek. Bundan daha büyük yanlış olamaz.

      Sil
    2. Tedesco yu göndermek işgüzarlıktı.

      Sil
    3. Bu yüzden ülkeyi 24 yıldır hep RTE yönetiyor!

      Sil
    4. Türkiye, futbol kulübü değil.

      Sil
    5. Türkiye bir dünya kulübü kimin zamanında oldu?

      Sil
    6. Türkiye her zaman dünya kulübüydü, hiçbir zaman Mars kulübü olmadı.

      Sil
    7. Afrika'da biraz hallice 3. dünya ülkesi diyorlardı bir zamanlar. Yanılıyor muyum?

      Sil
    8. Hiçbir zaman öyle değildi. Dünya sıralamasındaki yeri aynen bugün olduğu gibi 16 - 18. arasında değişiyordu. Üstelik o zaman dolar kurunu baskılamıyor, enflasyonu da gerçek haliyle açıklıyordu.

      Sil
  30. Hocam, makinaların öğrenimi her gün daha ileri seviyeye çıkıyor. Peki insanlar bu ilerlemeye yetişebiliyor mu? Siz her yıl değişen öğrencilerinizin eğitim ve öğrenme seviyesinde belirgin farklar görebiliyor musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 20 yılda ciddi bir kalite düşüşü gördüğüm için 2 yıl önce üniversiteden ayrıldım.

      Sil
    2. Dünyada tüm sınıflarında akıllı tahta olan ilk ülke biziz. Almanya'da bu oran yüzde 45. Hala tebeşir kullanıyorlar!

      Sil
    3. Önemli olan tahtanın değil hocaların ve öğrencilerin akıllı olması.

      Sil
    4. Kara tahtada eğitim görmek nedir ya!

      Sil
    5. Tekrar söylüyorum asıl olan doğru eğitim görmektir. Kara tahta olmuş, akıllı tahta olmuş fark etmez. Önemli olan eğitim verenin ve alanın zihninin kara olmamasıdır.

      Sil
  31. hocam akp faizi dusurmek icin gereken parayi nereden bulacak? gercekten tekrar nas politikasina gecebilecekler mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum ama geçerlerse benim için sürpriz olmaz. Sadece seçimin yaklaştığını anlarım.

      Sil
  32. Şimdi okucaklarınızı; sizin cümlelerinizle sizi köşeye sıkıştırmak olarak algılamayınız lütfen. Kurnazlık yapmak niyetinde değilim.

    Bu ülkenin demokrasi anlayışı hiçbir zaman pozitife yakın bir konumda olmadı. Hep intikam dolu bir siyaset vardı, hep çelme takıp yere düşürme amacı vardı. Bunu kabul ediyorum (ne yazık ki!)

    Hiç olmazsa "sandık" diye, "oy" diye bir şey vardı. Bizzat seçtiğimiz insanlar tarafından yıllar boyunca hor görülsek de, yalanlara maruz kalsak da; "sandık ve oy" konseptine olan itimatımız hep devam etti.

    Türkiye'nin kendine özgü, çarpık-çurpuk demokrasi anlayışının önce Avrupa ülkeleri tarafından sonra dünya geneli tarafından "bizi tanımlayan bir özellik" olarak kabul edildiğini, Türkiye'nin daha uç noktalara savrulmasını beklemenin, bu ülkenin alışılagelmiş hâlinden kopup bambaşka bir yönetim anlayışına bürünmesini beklemenin makûl olMAdığını söylemiştiniz.

    Bu açıklamayı yaparken verdiğiniz örnek "Çin" idi. Çin'in birdenbire (çok çabuk) savrulup demokratik bir yönetime geçmesi nasıl beklenmiyorsa, Türkiye'nin de birdenbire (çok çabuk) savrulup totaliter bir yönetime geçmesini bekleMEmemiz gerektiğini söylemiştiniz.

    Fatih Altaylı'nın programına konuk olarak katıldığınızda söyledikleriniz burada:

    https://m.youtube.com/watch?v=DzQk0ZEtYY4

    Size 3 sorum şu:

    2026'ya geldik.

    • Bu görüşünüzü hâlâ koruyor musunuz?

    • "Savrulma"yı tamamlamış, ve totaliter bir yönetime artık geçmiş olabilir miyiz?

    • Avrupa'daki ülkeler ve dünyanın geri kalanı; Türkiye'yi artık totaliter yönetimle yönetilen bir ülke olarak mı kabul ediyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel ne kadar doğru bir söyleşi olmak. Üç yıl önce her şeyi anlatmışız. Neyi eleştirdiysek bugün de aynı yerdeyiz.
      Evet artık savrulma kalmadı durum netleşti.
      Öyle kabul ediyorlar. Ülkeler sınıflandırmasında Türkiye seçimli otokrasi olarak sınıflandırılan ülkeler arasında yer alıyor.

      Sil
  33. Hocam Hakan Safi transfere 250 milyon € harcayacağını söyledi. Siz Fenerbahçe'nin transferlere bu sene 250 milyon € harcamasını mı istersiniz yoksa Fenerbahçe'nin toplam borcunun yarıya inmesini mi istersiniz? Ben yaptım, ben başardım egosu neden borçları kapatmaya gelince işlemiyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Borçları ödesin daha iyi. Çünkü alınan her oyuncu daha büyük faciaya yol açıyor.

      Sil
  34. Hocam , adınıza Üniversitelerde adınıza kürsü kurulması sizin hakkınız , Siyasete gireceğinizi ummuyorum , Saygılarımızla . " Altının kasalara çekildiği bir ekonomi nasıl yoksullaşırsa, toplumlar da aynı şekilde güç kaybeder." cümleniz yüzyılımızın özeti olmuş .

    YanıtlaSil
  35. MAHFİ HOCAM, borsada yatırım yapmayı öğrenebileceğim kaynak kitap önerebilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Serkan Ünal'ın Borsada Doğru Yatırım ve Michele Cagan'ın Borsa 101 kitapları iyi.

      Sil
    2. Teşekkür ederim Mahfi hocam 🙏 , S.Ünal'ın kitabını sipariş ettim, onunla öğrenmeye başlayayım.

      Sil
  36. Kıymetli Hocam yazdıklarınız engin tecrübe ve bilgi birikimi sonucunda yolumuzu aydınlatıyor. İyi ki varsınız. Ben bir Türk evladı olarak ekonomik bir problem olmadığını daha çok halkın İmam gibi konuşup Papaz gibi yaşaması yüzünden başımızın musibetten kurtulmadığı kanaatindeyim. İnsan kendi hataları ile yüzleştiği vakit ve bunu hata olarak tanımladığı an değişiyor. Değişen insan hatasını bir daha yapmamayı öğreniyor ve yükselme başlıyor. Lakin kişi inatla hayır benim dediğim olacak gibi kuru bir inada girince aynı zamanda kendini ve peşinden gidenleri de sarmala sokuyor. Benim bu dönemde hayatımın baş köşesine koyduğum tek kelime İstiklal Marşının ilk kelimesi : KORKMA…. Saygı ve selam ile…..

    YanıtlaSil
  37. Hocam, genel çerçevede size hak vermemek mümkün değil. Fakat iş hayatı ve akademi ile ilgili kısım tartışmaya açık. İnsan ilişkileri, görünürlük, network, torpil… adına ne denirse densin (Ben iletişim diyeceğim). İletişimi liyakatten ayrı tutmak çok büyük hata. Çünkü iş hayatında iletişim her şeydir. Doğru çıktıyı üretmek, doğru çıktıyı ben ürettim demeyi bilmedikten sonra değersizdir. Öylece durup başkalarınca keşfedilmesini beklemek de toyluktur. Astlarınızla ve üstlerinizle uyum içerisinde olmak iletişim becerilerinizin kuvvetli olmasını gerektirir. Eğer bu konuda becerikli değilseniz yaptığınız işin kıymeti düşer. Çünkü iş hayatında beraber çalıştığımız insanlarla ailemizden ve arkadaşlarımızdan fazla vakit geçiriyoruz. Kimse bu kadar çok zaman geçirdiği insanlarla uyumsuzluk problemi yaşamak istemez. İletişim kuramayan bir kimsenin ne kadar liyakatli olduğu fark etmez. İşte bu yüzden iletişim çok önemlidir. İletişim kurmayı beceremeyenler iş hayatında var olamazlar. İsterse ölümsüzlüğün formülünü bulsunlar, fayda etmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Ama eğer iletişim kanalları kapalıysa sonuç alamazsınızç

      Sil
  38. Önceden "sıradan vatandaş"a güveniyordum.

    "Seçim vakti geldiğinde, sıradan vatandaş isyanını verdiği 'oy'la gösterir ve ülke düzelmeye başlar." diye diye kendimi kandırıyordum hep.

    Şimdi:

    • Hem "vatandaş"a güvenmiyorum.

    • Hem "seçimin manipüle edileceği"ne dair endişelerim var.

    Bundan sonra bu ülkeye ne olacağıyla ilgili hiçbir fikrim kalmadı artık. ("Rasyonel kriterler"i terk edeli epey zaman geçti.)

    Türkiye bitti.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri