Chester Projesi ve Kreuger & Toll İmtiyazı

Cumhuriyet kurulduğunda ortada yalnızca yeni bir devlet değil, aynı zamanda çözülmesi gereken çok ağır ekonomik sorunlar vardı. Demiryolları yetersizdi, sanayi son derece zayıftı ve Osmanlı'dan kalan dış borçlar yeni devletin omuzlarındaydı. Böyle bir ortamda Türkiye, ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeyi nasıl kullanabileceğini tartışıyordu. Chester Projesi ve daha sonra yapılan Kreuger & Toll anlaşması, bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden ikisi oldu.

Chester Projesi

Chester Projesi, 1920'li yılların başında Amerikan sermaye çevreleri adına hareket eden William Colby Chester ve ekibi tarafından gündeme getirilen ekonomik bir girişimdi.

Proje, Anadolu'da geniş bir demiryolu ağının inşa edilmesi karşılığında, demiryollarının geçtiği bölgelerde bulunan doğal kaynakların, özellikle maden ve petrol yataklarının işletme imtiyazlarının Amerikan şirketlerine verilmesini öngörüyordu. Böylece hem ulaşım altyapısının geliştirilmesi hem de doğal kaynakların yabancı sermaye tarafından işletilmesi hedeflenmişti.

Ancak savaş sonrası dönemin siyasi ve ekonomik belirsizlikleri nedeniyle Türkiye, yabancı sermayeyi tamamen reddetmeyen fakat geniş kapsamlı imtiyazlar konusunda oldukça temkinli davranan bir politika izledi. Bu nedenle Chester Projesi belirli bir süre gündemde kalmasına rağmen uygulama aşamasına geçirilemedi.

Chester Projesi, Lozan görüşmeleri sırasında gündeme gelmiş olsa da antlaşmanın bir maddesi ya da pazarlık konusu değildir. Türkiye'nin ekonomik kalkınma arayışları ile Amerikan sermayesinin çıkarlarının kesiştiği aynı tarihsel dönemde şekillenen bağımsız bir ekonomik girişimdir.

Projenin gerçekleşememesinde Amerikan yatırım çevrelerinin gerekli finansmanı sağlayamaması, projenin ekonomik açıdan yeterince sürdürülebilir görülmemesi ve dönemin siyasi belirsizlikleri önemli rol oynamıştır. Ayrıca Türkiye'nin ilerleyen yıllarda ekonomik bağımsızlık ilkesini daha belirgin biçimde benimsemesi, geniş imtiyazlara dayanan bu tür girişimlere karşı daha ihtiyatlı bir yaklaşım geliştirilmesine yol açmıştır.

Kreuger & Toll İmtiyazı

Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında Osmanlı Devleti'nden önemli miktarda dış borç devraldı. Bu borçların yeniden yapılandırılması süreci, 1928 Paris Anlaşması ile uluslararası bir çerçeveye oturtuldu. Anlaşma kapsamında Türkiye'ye düşen borç payı yeniden düzenlenerek taksitlendirildi. Osmanlı borçlarının Lozan Antlaşması çerçevesinde Türkiye tarafından üstlenilmesi ve daha sonra yapılandırılması, Cumhuriyet'in devraldığı ilk dış borç yükümlülüğü olarak kabul edilmektedir.

Osmanlı'dan devralınan borçlar ayrı değerlendirildiğinde, 1930 yılında ABD'li yatırım şirketi Kreuger & Toll'dan alınan 10 milyon dolarlık kredi, genellikle Cumhuriyet döneminde devlet adına alınan ilk uzun vadeli dış kredi olarak kabul edilir.

Bu kredi, kibrit fabrikalarının kurulmasında kullanılacak makine ve teçhizatın satın alınması amacıyla sağlanmıştır. Kredi karşılığında ise şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit üretim ve satış tekeli verilmiştir.

Her ne kadar Chester Projesi hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, bu proje ile Kreuger & Toll şirketine yatırım karşılığında tanınan 25 yıllık kibrit tekeli arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır. Her iki girişimde de yabancı sermayenin yatırım yapması karşılığında belirli ekonomik imtiyazlar verilmesi öngörülmüştür.

Böyle bir ortamda Türkiye, ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeden nasıl yararlanabileceğinin arayışı içindeydi.

Dönemin koşullarını unutmamak gerekir

Cumhuriyet, yıkılmış bir imparatorluğun ardından kuruldu. Geride güçlü bir sanayi altyapısı, yeterli üretim kapasitesi ya da önemli mali kaynaklar kalmamıştı. Üstelik Osmanlı Devleti'nin dış borçlarının önemli bir kısmı da yeni kurulan devlete devredilmişti.

Lozan Antlaşması'nın ticaret hükümleri uyarınca Türkiye, yaklaşık beş yıl boyunca Osmanlı döneminden devralınan gümrük tarifelerini uygulamaya devam etti. Bu geçiş düzenlemesi, Türkiye'nin kapitülasyonların kaldırılmasını sağlarken gümrük politikasını kısa süre daha eski tarifeler çerçevesinde yürütmesini gerektiriyordu. Bu nedenle 1929 yılına kadar gümrük vergilerini serbestçe artırma imkânına sahip değildi. Tam da bu kısıtlamaların sona erdiği dönemde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı patlak verdi.

İç kaynaklar son derece sınırlıydı, dış finansman bulmak ise oldukça güçleşmişti. Bir yandan kalkınma yatırımları yapılmaya çalışılıyor, diğer yandan Osmanlı'dan devralınan borçlar ödeniyordu.

Bu koşullar altında, 25 yıllık kibrit tekelinin yabancı bir şirkete verilmesi, ekonomik bağımsızlık ilkesinden vazgeçilmesi olarak değil, daha çok dönemin mali zorunluluklarının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, aynı yaklaşımın günümüz koşullarında geçerli olduğunu söylemek güçtür. Erken Cumhuriyet dönemindeki olağanüstü ekonomik yetersizlikler ile günümüz Türkiye'sinin mali kapasitesi ve kurumsal yapısı aynı değildir. Günümüzde devlet, büyük altyapı ve sanayi yatırımlarını gerektiğinde dış borçlanma yoluyla finanse edebilecek mali kapasiteye ve kurumsal imkânlara sahiptir. Bu nedenle, geniş ve uzun süreli imtiyazların yatırım finansmanının temel yöntemi olarak tercih edilmesi, geçmişin zorunluluklarıyla açıklanabilecek bir uygulama olmaktan çıkmıştır.

Her ne kadar Chester Projesi hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, Cumhuriyet'in erken dönemindeki ekonomik tercihleri anlamak açısından önemli bir örnek olmayı sürdürmektedir. Kreuger & Toll anlaşması ise genç Cumhuriyet'in ekonomik bağımsızlık ideali ile finansman ihtiyacı arasında kurmaya çalıştığı hassas dengeyi gösteriyor. Tarihî olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Ancak bu sayede geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine, olayları kendi tarihsel bağlamı içinde daha sağlıklı değerlendirmek mümkün olur.

Yorumlar

  1. Hocam chester falan bilmem ama okulların kapanmasıyla inanılmaz bir nakit sıkıntısı başladı piyasada , para dönmüyor. Yazı çıkarıp eylülü ekimi gören kraldır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Chester'i bilseydik enflasyonun buralara yükselmesine izin vermez ve bu duruma da düşmezdik.

      Sil
    2. Mesele okulların kapanmasıysa okullar erken açılsın nakit dönsün piyasada.

      Sil
    3. Para dönmez tabi, millet gelecek okul taksiti için para biriktiriyor.

      Sil
    4. Temmuz sonunda ödenecek emekli ve memur maasları ile tüketim artacaktır.

      Sil
  2. Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Hocam her yazınızı büyük bir hayranlıkla okuyorum kaleminize sağlık iyi günler dilerim

    YanıtlaSil
  4. Bu makalenin yapay zeka tarafından oluşturulmuş infografiği:
    https://ibb.co/gZrC0X6g

    YanıtlaSil
  5. Peki Mahfi bey,

    "Cumhuriyet"in halka sorulmadan (yani "referandum yapılmadan") zorla getirildiğini söyleyenlere ne cevap vermemizi önerirsiniz?

    Eğer 1918-1923 yıllarındaki insanlara şu soruları sorsak, şu konularda referandum yapsak; "Kadınlara seçme ve seçilme hakkı getirilsin mi? Kız çocuklarına eğitim hakkı verilsin mi, okullara gönderilsin mi?" diye sorsak, o dönemdeki insanlar bu sorulara olumsuz yanıt vereceklerdi.

    Hâl böyle iken:

    "Cumhuriyet"; zorla, zorbalıkla getirilen bir rejim midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önerim şu: Cevap vermeyin. Gülüp geçin.

      Sil
    2. Çin'de de cumhuriyet var. Sovyetler de cumhuriyetti. Cumhuriyet bahane diktatörlük şahane!

      Sil
    3. Her dönem kendi şartlarına göre değerlendirilir . 1918-1923 yıllarının şartları farklıydı . Matbaanın yaklaşık 300 yıl sonra geldiği ülkemizde ne kadar okur yazarımız ve okunacak kitabımız vardı .

      Sil
  6. Hocam sizden bir yaz şarkısı, BİRDE yaz filmi önermenizi istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben şarkıları öyle günlük izleyecek kadar bu işin içinde değilim. O nedenle bir önerim yok.
      Son izlediğim film Charlize Teron'un APEX filmiydi. Fena değil diyebilirim. Şu aralar gecikmeli de olsa Kasaba adlı diziyi Netflix'den izliyorum. Şimdilik iyi gidiyor.

      Sil
    2. O diziden ne köy olur ne de kasaba!

      Sil
  7. Gazı mustafa kemal için bir eleştiride bulunsaydım, kendini beğenmişlik insanın nasibini geciktirir derdim. Tek adamlık nede olsa psikolojik olarak sağlam bir irade gerektirir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özel isim büyük harflerle başlayarak yazılır.

      Sil
    2. Hocam affınıza sığınarak ben de bir ekleme yapmak istiyorum cevabınıza. Türkçe'de bazı durumlarda de ayrı yazılır.

      Sil
  8. Mahfi hocam tercihiniz çay mı, filtre kahvemi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sabah kahvaltıda çay, öğleden son filtre kahve, bazen Türk kahvesi.

      Sil
    2. Karaciğeriniz için en iyisini yapıyorsunuz Hocam. Öğleden sonra içilen filtre kahve ya da Türk kahvesi karaciğer için birebir. Yazınız için teşekkürler...

      Sil
  9. Hocam enflasyona karşı nasıl duracayız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dik gibi.

      Sil
    2. Hocam biz artık dik duramıyoruz. Bükülmüşüz. C harfi olmuşuz, bükük duruyoruz. Eskiden yine I'ya yakındık, şimdi C olduk.

      Sil
    3. Gelirinizi artırmaya odaklanın. Maaş pazarlığı, ek beceriler edinmek veya ek gelir kaynakları oluşturmak, enflasyona karşı en güçlü savunmalardan biridir.Parayı uzun süre düşük faizli nakitte bekletmeyin. Yüksek maliyetli borçları azaltın. Özellikle kredi kartı gibi yüksek faizli borçlar, bütçeyi daha fazla zorlar.

      Sil
  10. Hocam size bir soru sormak istiyorum, Yalın Alpay'ın tweetinden alıntı yapacağım;
    "Türkiye gelir dağılımı adaletsizliğinde yeni bir paragraf açarak eli daha da arttırıyor. Türkiye'deki ticari kredi faizlerinin aşırı yükselmesi yüzünden ve genellikle hatır ilişkileri olmadan mantıklı seviyelerden borçlanılamadığından, Türk şirketleri borçlanmada yönlerini ciddi şekilde yurtdışında çevirmiş durumdalar. Yalnızca geçen hafta Türk şirketlerinin yurtdışındaki çektikleri kredi 4,7 milyar dolar gibi astronomik bir miktar oldu.

    Böylesine bir döviz girişi, ülke içinde döviz artışını geçici olarak maskelemiş görünüyor. Fakat bu soluklanma maalesef yapısal reformlar gerçekleştirilmezse geçici. Zira orta vadede bu süreç, döviz kurunun artmasıyla ya da gelir dağılımının daha da bozulmasıyla sonuçlanacak. Çünkü bu alınan borçlar, vadesi geldiğinde faiziyle birlikte ve döviz olarak Türkiye'den tekrar çıkacak. Yani bu süreç tamamlandığında ülke ilk duruma göre daha fazla döviz yitirmiş olacak.

    Şirketlerin yurtdışı kredileri almaları için iki temel motivasyonları var gibi görünüyor; ikisi de can sıkıcı:

    1) Şirketlerin üretimlerini sürdürebilmek ya da hayatta kalabilmek için borç aldıkları versiyon: Bu kredilerin geri ödeme tarihleri geldiğinde, alınan döviz borçlar, Türkiye'den kredi faizi de eklenerek çıkacak. Bu da ülkedeki döviz miktarını, şirketlerin kredi çektikleri dönemdeki seviyesinden daha aşağı çekecek. Dolayısıyla döviz yeniden yükselecek. Böylece Türk halkı yurt dışındaki kredi kurumlarını fonlamış olacak.

    2) Şirketlerin üretmek ya da mevcut borçlarını kapatmak için değil, "carry trade" için borç aldıkları versiyon: Yani kredi çektikleri dövizleri Türkiye'ye sokup, dövizi TL'ye çevirip, TL olarak mevduata koyup, belli bir süre faiz alıp, süre sonunda yeniden TL'den dövize dönecekler. Dövize döndüklerinde eğer süreç boyunca döviz ani bir atakla yükselmemişse, ellerinde ilk bozdurdukları döviz miktarından daha yüksek bir döviz olacak. Böylece Türk halkı da bu finansal işlemi yapan zenginleri fonlamış olacak."

    Bu durum hala geçerli mi hocam ve tam olarak ne yapılmalı? Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalın Alpay'ın analizi çok yerinde ve halen de geçrli.

      Sil
    2. Pekii hocam tam olarak ne yapılmalı? Şirketler ne yaparsa ceremesini biz çekiyoruz, ceremesini bizim çekmediğimiz bir yol var mı? Saygılar hocam.

      Sil
    3. Şirketler de hükümetin yanlış politikalarının ceremesini çekiyor. Sonuçta her şey siyasette kilitleniyor.

      Sil
    4. İşimiz siyasilere ve siyasete kaldıysa geçmiş olsun hocam. Türkiye'de hiçbir siyasi olmasa, karar da alınmasa daha iyi olabilirdi. Teşekkürler hocam, saygılar

      Sil
    5. Hocam sizin siyaset kurumuna güveniniz kaldı mı? Siz enflasyonla mücadele programı için o kadar emek verdiniz, onlar sizin programınızı uygulamadılar. Hele bir de o zamanki siyasiler ve medyacılar şu anki gibi olsaydı: "Mahfi Eğilmez istifa ederek ülkenin imajına ve ekonomisine zarar vermiştir. Biz Mahfi Eğilmez'e inat, yap-ma-ya-ca-ğız" tarzında demeçler verirlerdi, medya da suçu size atardı. Hatta sizden öncekilerin ve sonrakilerin hatalarını bile size atfederlerdi.

      Sil
  11. Günlük siyasî atışmaları hariç tutarak soruyorum:

    Diplomatik teamüller gereği, ve ziyaret edilen ülkenin tarihine saygı amacıyla:

    7-8 Temmuz'da Ankara'daki NATO zirvesine katılacak olan ülkelerin liderleri; Anıtkabir'i ziyaret edip Atatürk'ün hatırası önünde (samimi olmasalar bile) saygı duruşunda bulunacaklar mı? / bulunmayacaklar mı?

    [Not: Bu sorumu size, herhangi bir ideolojiyi savunmak için değil; sadece "diplomatik mevzuatın ve diplomatik geleneklerin çerçevesi"nde kalarak sorduğumu tekrar hatırlatmak isterim Mahfi bey.]

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum, ama tahminimce bize bağlı bir şey.

      Sil
    2. Batılı liderler ülkedeki batılılaşmanın lideri olan Batıcı Mustafa Kemal'e hayrandırlar. Muhtemelen Anıtkabir'i ziyaret ederler.

      Sil
    3. Asıl doğulu liderler Atatürk'e hayrandır. Emperyalizme karşı savaşıp galip geldiği için. Batılıların hayranlığı "bükemediğin bileği öpmelisin" hayranlığıdır.

      Sil
    4. O zaman Batı ülkeleri neden hep kemalistleri tutuyor?

      Sil
    5. Çünkü Atatürkçülük uygarlık demektir. Her uygar insan ve her uygar toplum uygarlıktan yana olanı tutar. Kadını ikinci sınıf görenleri tutacak halleri yok herhalde.

      Sil
    6. Atatürkçülük batı uygarlığı demektir. Batılıların İslam uygarlığını tutacak halleri yok!

      Sil
    7. Öyle bir uygarlık olsa örnek alırlar belki ama yok.

      Sil
  12. Sayın Eğilmez ,İktisat tarihçisi titizliğiyle ekonomi okur yazarlığını her kesime hitap edecek şekilde özel bir üslupla kaleme almış.
    Geçmiş tarihin küresel yaşanmış sıkıntılı ekonomik dönemleri hatırlatılarak,hem tarih bilincimize ve aynı zamanda ekonomi vizyonumuza yön veren yazınıza minnettarız hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bizim tarihimizin bugüne ışık tutan, örnek olan pek çok birikimi var. Bunları hatırlamak yapılacak hataları önleyebilir diye düşünüyorum.

      Sil
  13. Mahfi bey söylediklerinize katılıyorum. Köy enstütüsü açık kalsaydı gibi bir söylem var. Süreci okuduğumda inönü açıyor. Daha sonra aynı yonetim işlevsiz hale getiriyor. Dp döneminde tamamen kapanıyor. Uçak fabrikasi içinde 2. Dünya savaşında yine işlevsiz hale getiriliyor. Ikinci dünya savaşından sonra biz abd tarafını seçtiğimiz için marshall planı çerçevesinde yine kullanılmıyor. Dp iktidara gelince kapatıyor. Ama sorarsanız dp tamamen suçlu

    YanıtlaSil
  14. 1930 da klasik ekonominin çokmesi neo merkantalist politikaların ortaya çıkması ile kreuger anlasmasinin bagdastirmasini nasil yapabiliriz finansmanin sanayi kalkinmasi icin kullanildigi ortada peki donemin kosullaei ile nasil bir kredi saglanabiliyor.

    YanıtlaSil
  15. Kenya ve Liberya hukuk konusunda Türkiye'den ilerideler. Hikaye bu kadar

    YanıtlaSil
  16. Tüm yazılarınız ve x paylaşımlarınızdan yararlanıyorum. Her şey için teşekkür ederim. Ben shell ve BP nin ülkemize kuruluş döneminde hemen gelmelerini merak ediyorum.Bizimle savaşan İngiltere ile nasıl oldu da bu anlaşmalar oldu? Merakım bu soru ile başlıyor. İnşallah yazarsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü onlar Türkiye topraklarında petrol olduğunu sanıyorlardı. Henüz bizde petrol olmadığı kesinleşmemişti.

      Sil
    2. Şimdi TPAO 6 milyar dolar ciro yapıyor. Amaç 50 milyar dolara çıkmak. Acaba Türkiye petrol ve doğalgaz arama filolarıyla içeride veya dışarıda yeni kesifler ve ortakliklarla Shell veya BP'yi geçebilir mi?

      Sil
    3. TPAO, Türkiye'de en fazla petrol araması yapan şirkettir. BP ve Shell eskisi kadar arama yapmıyor. TPAO, Azerbaycan ve Irak başta olmak üzere yurt dışında da ciddi petrol araması yapıyor.

      Sil
  17. Hukuk, hukuk, hukuk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam Norveç'te avukat ordusu olan bir zengin birini öldürse tutuklanır mı?

      Sil
    2. Hiç kuşkusuz olmasın.

      Sil
  18. Aynı mantıkla o dönemin siyasi koşulları, doğruları, yanlışları da ele alınmalı. Şimdi malum çevreler Cumhuriyetin ilk yıllarını baskıcı, otoriter, tek adam rejimi olmakla suçluyorlar. Sanki Avrupa'da orda burada demokrasi varmış da bir tek bizde yokmuş gibi haksız ve art niyetli eleştiri yapıyorlar. 1939'a kadar olan dönemde mucizevi işler yapılmıştı. Ata'nın ''Az zamanda çok ve büyük işler yaptık'' sözü doğruydu. Keşke devamı gelebilseydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Ama ne yazık ki bugünkü olanaklarla geriye bakıp o dönemi değerlendirme gafleti içinde olan sayısı ötekilerden daha fazla.

      Sil
  19. Hocam,

    Hâlâ "hukuk"u savunuyor musunuz?

    Deniz Göktaş; "hukuk" bir aparat olarak kullanılarak tutuklandı!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu örnek hukukun değil iktidarın üstün olduğunu gösteriyor.

      Sil
  20. 2.Dünya savaşı bitimi
    Kömünist blok (onlarda demokratik cumhuriyet adı kullanıyorlardı!?)nedeni ile batı tipi demokrasi komünizm dışında yerleştirildi yani atlantik paktı Nato bir askeri işbirliğinin ötesinde abd ab tipi demokrasiyi ihraç ediyordu.Bu yapının dogu bloku benzeri bir amir ve memurlar topluluğu olduğunu farkedenler baglantısızlar blogunu oluşturdu çünki her 2 bloğunda ülkelerin bagımsız siyaset ekonomi üretmelerini engelliyordu.Türkiye bu nedenle tek partiden çok partiye geçti sonrası gladyonunda katkıları ile demokrasiye özgürlüge gerektigi uygun görüldüğü kadarı ile izin verildi hatta sosyal düşünsel gelişmeler ekonomik gelişmenin önüne geçtiği için de sosyal siyasal çalkantılar darbeler için neden sayıldı.Her darbe anayasa ve yasalarda gereken rötuşları yapmak için kullanıldı. (61 anayasası hariç çünki bol dikilmiş olan anayasa bu idi)darbeler (60,70,80 ler)darbecikler(28 şubat ,15 temmuz gibi)
    Sadece demokrasinin sınırlarını çizmekle kalmadı siyasi nehrin akış yönünü değiştirmekte siyasetin dizaynında da kullanıldı.Ülkemizin devamlı cari açık ve dış-iç borçlanmasına dayanan ekonomik yapısı aralıklarla 57,70,78,80,94,2001 deki büyük ani devalüasyonları zorunlu kıldı.ülkede her 10 yılda bir yaşanan büyük depremler(100 milyarlarca dolar maliyeyi olan)terör ve kıbrıs harekatı gibi agır harcamalar dış politikaya baglı uygulanan ambargolar ile ekonomik sorunlar kronikleşti turizm yatırımları ve dış müteahhitlik ile çözüm arandı ama dışa bagımlı üretim yapısı teknolojik üretimin yetersizligi ile gelişen dünya içinde ekonomik olarak 1970 lerde italya ya yakın güney korenin çok ilerisinde iken şu anda sıralamada aynı sırada(baskılı kur sayesinde!😂)olmakla birlikte artık yarışabilme kabiliyetimizi gereken dogru yatırımları yapamadıgımız için kaybettik.son 20 yılda aldıgımız niteliksiz göç ,egitim kalitesinin düşmesi kamuda mülakatın liyakatın yerini alması nedeni ile parlak gençleri ihraç ederken niteliksiz suriyelileri ithal ettik.Hesaplarlen göçmenlerin üretimdeki katkılarını hesapladık ama kişibaşı gelir hesap ederken resmi tc vatandaş sayısına böldük ve kabaca 16-7 bin dolar dedik tabii doları 40 tl den hesap ettik .ihraç ederken tl aşırı degerli oldugundan rekabeti kaybettik turizmde pazarı çevre ülkelere kaptırdık üstelik yerli turist de döviz harcayıp tatile yurtiçi yerine dışarıyı tercih etmeye başladı kuru baskılamak için enflasyon tüike göre %30-35 iken doları %15-20 arasında tutup faizide %35-40 bandına koyunca carry tradeciler 100 dolar getirip 1 yıl sonra 120 dolar alıp gidiyor merkez bankası ek 20 doları gelen saadet zincirinden akan su ile değirmeni şimdilik çeviriyor net rezervin yaza girdigimiz dönemde bile gerilemesi 1.5 aylık ithalatı karşılar durumda olması üstüne gelen iç ve dış siyasi çalkantılar ,enflasyonun 3 yılda 40 dan 30 inmesi ekonomide varlıkların giderek deger kaybetmesi(şirketler borsa vb)piyasada kredi akışı ve geri dönüşündeki sıkıntılar artık bu programın vadesinin sonuna geldigini gösteriyor.hastanın tedaviye yanıt vermedigi net görünüyor.fakirleşme zenginleşmeden daha yaygın oldugu için bunun siyasi faturası çıkacaktır ancak siyasette de ekonomideki türbülansa benzer durum var !?eğer demokrasi siyaset ile çözüm üretemezse sıkıntı büyük olacaktır
    İnşallah çözümsüz noktaya varmadan kördüğüm çözülür en azından gelecege insanlar umutla bakar
    Saygılar sunar esenlikler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gordiyon düğümünü kılıç çözer.

      Sil
  21. Yazının en güçlü cümlesi bence şu:
    "Tarihî olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Ancak bu sayede geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine, olayları kendi tarihsel bağlamı içinde daha sağlıklı değerlendirmek mümkün olur."

    Sizce olayları gerçekten bu şekilde değerlendirebilecek bir toplumsal kültüre sahip miyiz?

    Eğitim sistemimiz, sorgulayan ve eleştirel düşünebilen bireyler yetiştiriyor mu? Yoksa bilgiyi önce "kuşkudan arındırıp" ardından "kalıplaştırarak" mutlak doğru gibi sunduğu için insanlar kendi kanaatlerini tartışılmaz gerçekler olarak mı görüyor? Belki de bu yüzden, kendi düşüncelerinden kuşku duymayı değil, onları savunmayı öğreniyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bırakın olayları bu şekilde değerlendirebilecek bir toplumsal kültüre sahip olmayı bir kültüre sahip olup olmadığımız bile tartışmalı.
      Ama toplum böyle bir kültüre sahip değil diye kenarda oturacak değiliz. O kültüre sahip olunması için çalışmamız, bıkmadan, yorulmadan uğraşmamız lazım. Aksi takdirde toplumun çoğunluğu tarikatların, cemaatlerin, cahil cühela bir takım yobazların yaydığı saçma sapan yalanların esiri oluyor.

      Sil
  22. O yılların siyaseti ve düşünce fikri günümüz 2026'sına nazaran tabii ki çok farklı bir yapıda oluyor.

    Paylaşım için teşekkürler bilgilendirici bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  23. Mahfi Hocam,
    borsada bu seneki halka arzları takip edebildiniz mi?
    Ucuz kredi finansman olarak (borç kapama) görülmeye başlandı eleştirisi okumuştum, sizin düşünceniz nedir? Defter değerinin çok üzerinde belirlenen piyasa değeri iskontolu olarak görünüyor sonra 2-3 tavan gidip satış yiyor, halka arz fiyatının altına iniyor. Bu halka arz olma mantığına uyuyor mu? Bir şirkete yatırım yapmak, küçük bir pay alıp vur-kaç mantığı olmamalı sanki?
    Bu yorum dışında sizden "Yatırımın mantığı üzerine" sizden bir şeyler okumak isteriz. Makaleniz üzerine paylaşılacak yorumlarda çok değerli olacaktır.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben borsayı o kadar yakından izlemiyorum. Medyadan, yorumlardan izlediğim kadarıyla halka arzlar giderek sorunlu bir alan halini aldı. SPK'nin bunları çok dikkatle izlemesi ve kötü niyetle yapılacak işlere izin vermemesi lazım.

      Sil
  24. Merhaba hocam şu ekonomide ev kiraları çok yüksek çalışan maaşlarıda düşük ama bu kira fiyatları artış hızı da düşmüyor zaten kiraların fiyatları da ve bence enflasyonla eşit bir şekilde artışta göstermiyor bu durumu nasıl düzelir sizce

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunların düzelmesinin tek yolu gerçek enflasyonun yüzde 5 düzeyine düşmesidir. O olmadan hiçbir şey düzelmez.

      Sil
    2. Hocam %10 a düşse zaten tuik %5 açıklar o da bize yeter.

      Sil
    3. Enflasyon klasiğimizdir,ömürboyu sürer.

      Sil
  25. Hocam Maliye Müfettişliği yanında "Mahfi Eğilmez (282)
    (326)" sizin isminizin yanındaki sayılar neyi ifade ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim adımın yanında (326) var. Bu benim Maliye Teftiş Kuruluna giriş sıramdır. Maliye Teftiş Kurulu 1879 yılında kurulmuş, numaralama 1908 yılında başlamıştır.
      Demek ki ben 1908 yılından beri kurula giren 326'ncı müfettiş olmuşum. Anlamı budur.

      Sil
    2. Hocam isminizin yanında (282) var, isminizin altında (326) var.

      https://www.mmd.org.tr/album/mahfi-egilmez

      Sil
    3. 326 giriş sıra numaram onu biliyorum ama 282 nedir onu bulamadım. Ben de basılı albüm var orada 282 diye bir numara yok. Albümde benim fotoğrafımın ve biyografimin bulunduğu sayfanın numarası da değil. İlginç. Öğrenirsem yazacağım. Sevgiler.

      Sil
  26. Hocam varlık barışı düzenlemesi yürürlüğe girdi,bu gri liste dönüş ihtimalini arttırırmı?

    YanıtlaSil
  27. Mahfi Hocam,
    Değerli yazılarınız için çok teşekkür eder sağlıklı günler dilerim.
    Yazınızın bir kısmını anlamakta zorlandım.

    "Bu kredi, kibrit fabrikalarının kurulmasında kullanılacak makine ve teçhizatın satın alınması amacıyla sağlanmıştır. Kredi karşılığında ise şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit üretim ve satış tekeli verilmiştir."

    25 yıl boyunca kibrit üretim ve satış tekeli verdiğimiz şirket fabrikasını kurarken, makine ve teçhizat maliyetini biz mi karşılamış olduk?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam tersine biz arsayı vermişiz makine teçhizat vb onlar getirmiş. Biz onlara bu yatırım için para vermemişiz, kredi de almamışız ama 25 yıl süreyle Türkiye'de kibrit üretme ve satma imtiyazını bu firmaya vermişiz.

      Sil
    2. Kibrit üretmek zor muymuş? Çakmak fabrikası neyse de! Koskoca devletin bir kibrit fabrikası uğruna pazarı 25 yıl boyunca kapatması ülkenin ne kadar perişan olduğunu gösteriyor!

      Sil
    3. Evet o koskoca Osmanlı İmparatorluğu diye yere göğe sığdıramadığımız devletten geriye kalanlar bunlardı: Kibrit üretemeyen bir sanayi, bir sürü dış borç, yabancılara inanılmaz imtiyazlar vermiş devasa bir kapitülasyonlar yığını, perişan bir halk. O ülkeyi oradan ayağa kaldırmanın ne kadar zor bir şey olduğunu anlamak için biraz, çok değil, mantık ve akıl sahibi olmak yeterli aslında. Öyle büyük bir iktisat bilgini, sosyoloji alimi, mühendis falan olmaya gerek yok. Sadece objektif bir bakış açısı ve biraz akıl.

      Sil
    4. Ivar Kreuger'ın 1932 yılında Paris'te intihar etmesi ve küresel imparatorluğunun iflas etmesi üzerine, Türkiye'deki bu fabrika bir süre kayyum tarafından yönetildi. Sözleşme feshedilerek 1943-1946 yılları arasında tüm tesisler, personel ve işletme haklarıyla birlikte tamamen devlet kontrolündeki TEKEL Umum Müdürlüğü'ne devredildi.

      Sil
    5. Bu ek bilgi için teşekkürler.

      Sil
  28. Hocam Türkiye beş milyon memur var diyorlar nüfusa göre çok mu? Bütçeyi bozan bir yük mü?Bekçi güvenlik din görevlisi belki yığılma vardır ama inanın kamudaki hemşire çocuk hekimi sayısı vs. alarm veriyor. Vaktiniz varsa bu meseleyi çözemiyorum. Sağolunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, ben de çözemiyorum. İhtiyaç olmayan alanda memur çok ihtiyaç olan alanda az. Ama bu her konuda böyle.

      Sil
  29. Mahfi hocam, ekonomi dışında bazen siyaset, felsefe, tarih, film, müzik, hayata dair... derken sizden çok mu geniş anlamda beklentilerimiz oluştu?
    Sanırım sosyal medya dışında blogu aracılığı ile "ulaşılabilir" ve her soruya hususi zamanınızdan feragat edip cevap verme inceliğinizden kaynaklanıyor.
    Bu da aile büyümüz gibi her şeyi size sorup danışma hisse uyandırıyor. Hemen soluğu burda alıyoruz. Ne kadar teşekkür etsek az. Teşekkürler Mahfi hocam.

    YanıtlaSil
  30. Çeşitli yollarla ne çok Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı yetiştirilmiş son çeyrek yüzyılda desem katılır mısınız Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bölümü bu dönemde yetişti, bir bölümü hep vardı ve kendini saklıyordu bu dönemde cesaretlenip ortaya çıktı.

      Sil
  31. Soğuk savaş yıllarında Sovyetler birliğini durdurmak için suudi sermayesiyle desteklenen Amerika'nın yeşil kuşak projesi Afganistan, iran, Türkiye dahil bölgenin tüm ülke ve insanlarını geriletip fakirleştirdi yorumu yapılabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece fakirleştirmedi beyinlerini yıkadı.

      Sil
    2. Herşeyi Amerika'ya bağlama hastalığı devam ediyor!

      Sil
  32. Farklı düşünce ve yaşam tarzları olan insanların birlikte yaşayabilecekleri minimum şartları sağlayabilmek için ya hukuk bağımsızlığı gerekir yada devletin kaba kuvveti ile ideolojisine aykırı gördüğü toplulukları acımasızca ezmesi. Aksi halde tarihten defalarca gördüğümüz üzere ülkeler bölünür parçalanır. Bizim gittiğimiz yol için ne dersiniz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "devletin kaba kuvveti ile ideolojisine aykırı gördüğü toplulukları acımasızca ezmesi"
      çok tehlikeli bir söylem.

      Sil
  33. Rusya, Kuzey kore vs. gibi ülkelerde yaklaşık 10- 20 bin kişilik bir organizasyon ve elitleri hukuk, yargı sistemi kamu bürokrasisi asker ordu medya dahil hesap sorabilecek her türlü kurum ve kuruluşları ele geçirmişse, dış dinamik rüzgarları da bu organizasyonun arkasından esiyorsa bu bahsettiğimiz ülkelerin vatandaşlarının çıkış yolu var mıdır? Yüzde 97'den az oy çıkınca şehirlerin doğalgaz ve elektriği kesiliyorsa halk halinden mutlu veya mutsuz ağdaki balık haline gelmişse kuzey koreli ne yapacak? Bir ömrü var. Sevdiği vatanını mı terkedecek? Yıllarca hapislerde yatmayı mı göze alacak yoksa geçimi için sistemin bir parçası olmak için mi çabalayacak? Eşler, çocuklar ve faturalar -ahlaktan ve yoktan- anlamaz' son tahlilde. Değil mi Mahfi hocam?

    YanıtlaSil
  34. Mahfi hocam, planladığınız bir makale sırası yoksa "Değişen dünyayı yeniden yorumlamak ve akıldışılığı dışlamak" başlıklı bir felsefi tartışma konusu yazar mısınız?
    Dünya, ekonomi ve siyaset açısından akıl almaz bir hal aldı.
    Siyaset, tarih, sosyoloji, ekonomi, çevre ...hepsinin birer bilim alanı var. Bilim birikimli ilerler peki nasıl oluyorda biriken bilgi bu kadar akıl dışı ilerlemeyi(aslında gerileme) dışlayamıyor. Çevre ve ekonomi konusunda özellikle dünya da söylemler mantık dahilindeyken uygulamalar çıkar doğrultusunda olması nasıl dışlanamıyor?
    Bilimin bunca birikimine rağmen "akıldışılığı dışlaması" neden zor geliyor?

    Entellektüel birikimizden faylanabileceğimiz bir yazı için rica ediyorum. Teşekkürler.
    Saygılarımla, Ömer

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri