Chester Projesi ve Kreuger & Toll İmtiyazı
Cumhuriyet kurulduğunda ortada yalnızca yeni bir devlet değil, aynı zamanda çözülmesi gereken çok ağır ekonomik sorunlar vardı. Demiryolları yetersizdi, sanayi son derece zayıftı ve Osmanlı'dan kalan dış borçlar yeni devletin omuzlarındaydı. Böyle bir ortamda Türkiye, ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeyi nasıl kullanabileceğini tartışıyordu. Chester Projesi ve daha sonra yapılan Kreuger & Toll anlaşması, bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden ikisi oldu.
Chester Projesi
Chester Projesi, 1920'li yılların
başında Amerikan sermaye çevreleri adına hareket eden William Colby Chester ve
ekibi tarafından gündeme getirilen ekonomik bir girişimdi.
Proje, Anadolu'da geniş bir
demiryolu ağının inşa edilmesi karşılığında, demiryollarının geçtiği bölgelerde
bulunan doğal kaynakların, özellikle maden ve petrol yataklarının işletme
imtiyazlarının Amerikan şirketlerine verilmesini öngörüyordu. Böylece hem
ulaşım altyapısının geliştirilmesi hem de doğal kaynakların yabancı sermaye
tarafından işletilmesi hedeflenmişti.
Ancak savaş sonrası dönemin
siyasi ve ekonomik belirsizlikleri nedeniyle Türkiye, yabancı sermayeyi tamamen
reddetmeyen fakat geniş kapsamlı imtiyazlar konusunda oldukça temkinli davranan
bir politika izledi. Bu nedenle Chester Projesi belirli bir süre gündemde
kalmasına rağmen uygulama aşamasına geçirilemedi.
Chester Projesi, Lozan görüşmeleri
sırasında gündeme gelmiş olsa da antlaşmanın bir maddesi ya da pazarlık konusu
değildir. Türkiye'nin ekonomik kalkınma arayışları ile Amerikan sermayesinin
çıkarlarının kesiştiği aynı tarihsel dönemde şekillenen bağımsız bir ekonomik
girişimdir.
Projenin gerçekleşememesinde
Amerikan yatırım çevrelerinin gerekli finansmanı sağlayamaması, projenin
ekonomik açıdan yeterince sürdürülebilir görülmemesi ve dönemin siyasi
belirsizlikleri önemli rol oynamıştır. Ayrıca Türkiye'nin ilerleyen yıllarda
ekonomik bağımsızlık ilkesini daha belirgin biçimde benimsemesi, geniş
imtiyazlara dayanan bu tür girişimlere karşı daha ihtiyatlı bir yaklaşım
geliştirilmesine yol açmıştır.
Kreuger & Toll İmtiyazı
Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında
Osmanlı Devleti'nden önemli miktarda dış borç devraldı. Bu borçların yeniden
yapılandırılması süreci, 1928 Paris Anlaşması ile uluslararası bir çerçeveye
oturtuldu. Anlaşma kapsamında Türkiye'ye düşen borç payı yeniden düzenlenerek
taksitlendirildi. Osmanlı borçlarının Lozan Antlaşması çerçevesinde Türkiye
tarafından üstlenilmesi ve daha sonra yapılandırılması, Cumhuriyet'in
devraldığı ilk dış borç yükümlülüğü olarak kabul edilmektedir.
Osmanlı'dan devralınan borçlar
ayrı değerlendirildiğinde, 1930 yılında ABD'li yatırım şirketi Kreuger &
Toll'dan alınan 10 milyon dolarlık kredi, genellikle Cumhuriyet döneminde
devlet adına alınan ilk uzun vadeli dış kredi olarak kabul edilir.
Bu kredi, kibrit fabrikalarının
kurulmasında kullanılacak makine ve teçhizatın satın alınması amacıyla
sağlanmıştır. Kredi karşılığında ise şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit
üretim ve satış tekeli verilmiştir.
Her ne kadar Chester Projesi
hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, bu proje ile Kreuger & Toll şirketine
yatırım karşılığında tanınan 25 yıllık kibrit tekeli arasında önemli
benzerlikler bulunmaktadır. Her iki girişimde de yabancı sermayenin yatırım
yapması karşılığında belirli ekonomik imtiyazlar verilmesi öngörülmüştür.
Böyle bir ortamda Türkiye,
ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeden nasıl
yararlanabileceğinin arayışı içindeydi.
Dönemin koşullarını unutmamak gerekir
Cumhuriyet, yıkılmış bir
imparatorluğun ardından kuruldu. Geride güçlü bir sanayi altyapısı, yeterli
üretim kapasitesi ya da önemli mali kaynaklar kalmamıştı. Üstelik Osmanlı
Devleti'nin dış borçlarının önemli bir kısmı da yeni kurulan devlete
devredilmişti.
Lozan Antlaşması'nın ticaret
hükümleri uyarınca Türkiye, yaklaşık beş yıl boyunca Osmanlı döneminden
devralınan gümrük tarifelerini uygulamaya devam etti. Bu geçiş düzenlemesi,
Türkiye'nin kapitülasyonların kaldırılmasını sağlarken gümrük politikasını kısa
süre daha eski tarifeler çerçevesinde yürütmesini gerektiriyordu. Bu nedenle
1929 yılına kadar gümrük vergilerini serbestçe artırma imkânına sahip değildi. Tam
da bu kısıtlamaların sona erdiği dönemde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı patlak
verdi.
İç kaynaklar son derece
sınırlıydı, dış finansman bulmak ise oldukça güçleşmişti. Bir yandan kalkınma
yatırımları yapılmaya çalışılıyor, diğer yandan Osmanlı'dan devralınan borçlar
ödeniyordu.
Bu koşullar altında, 25 yıllık
kibrit tekelinin yabancı bir şirkete verilmesi, ekonomik bağımsızlık ilkesinden
vazgeçilmesi olarak değil, daha çok dönemin mali zorunluluklarının bir sonucu
olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, aynı yaklaşımın
günümüz koşullarında geçerli olduğunu söylemek güçtür. Erken Cumhuriyet
dönemindeki olağanüstü ekonomik yetersizlikler ile günümüz Türkiye'sinin mali
kapasitesi ve kurumsal yapısı aynı değildir. Günümüzde devlet, büyük altyapı ve
sanayi yatırımlarını gerektiğinde dış borçlanma yoluyla finanse edebilecek mali
kapasiteye ve kurumsal imkânlara sahiptir. Bu nedenle, geniş ve uzun süreli
imtiyazların yatırım finansmanının temel yöntemi olarak tercih edilmesi,
geçmişin zorunluluklarıyla açıklanabilecek bir uygulama olmaktan çıkmıştır.
Her ne kadar Chester Projesi
hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, Cumhuriyet'in erken dönemindeki ekonomik
tercihleri anlamak açısından önemli bir örnek olmayı sürdürmektedir. Kreuger
& Toll anlaşması ise genç Cumhuriyet'in ekonomik bağımsızlık ideali ile
finansman ihtiyacı arasında kurmaya çalıştığı hassas dengeyi gösteriyor. Tarihî
olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi
ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak
gerekir. Ancak bu sayede geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine,
olayları kendi tarihsel bağlamı içinde daha sağlıklı değerlendirmek mümkün
olur.
Hocam chester falan bilmem ama okulların kapanmasıyla inanılmaz bir nakit sıkıntısı başladı piyasada , para dönmüyor. Yazı çıkarıp eylülü ekimi gören kraldır.
YanıtlaSilChester'i bilseydik enflasyonun buralara yükselmesine izin vermez ve bu duruma da düşmezdik.
SilMesele okulların kapanmasıysa okullar erken açılsın nakit dönsün piyasada.
SilPara dönmez tabi, millet gelecek okul taksiti için para biriktiriyor.
SilTemmuz sonunda ödenecek emekli ve memur maasları ile tüketim artacaktır.
SilYazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun.
SilHocam her yazınızı büyük bir hayranlıkla okuyorum kaleminize sağlık iyi günler dilerim
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Sevgiler.
SilBu makalenin yapay zeka tarafından oluşturulmuş infografiği:
YanıtlaSilhttps://ibb.co/gZrC0X6g
Çok iyi yapmış.
SilPeki Mahfi bey,
YanıtlaSil"Cumhuriyet"in halka sorulmadan (yani "referandum yapılmadan") zorla getirildiğini söyleyenlere ne cevap vermemizi önerirsiniz?
Eğer 1918-1923 yıllarındaki insanlara şu soruları sorsak, şu konularda referandum yapsak; "Kadınlara seçme ve seçilme hakkı getirilsin mi? Kız çocuklarına eğitim hakkı verilsin mi, okullara gönderilsin mi?" diye sorsak, o dönemdeki insanlar bu sorulara olumsuz yanıt vereceklerdi.
Hâl böyle iken:
"Cumhuriyet"; zorla, zorbalıkla getirilen bir rejim midir?
Önerim şu: Cevap vermeyin. Gülüp geçin.
SilÇin'de de cumhuriyet var. Sovyetler de cumhuriyetti. Cumhuriyet bahane diktatörlük şahane!
SilHer dönem kendi şartlarına göre değerlendirilir . 1918-1923 yıllarının şartları farklıydı . Matbaanın yaklaşık 300 yıl sonra geldiği ülkemizde ne kadar okur yazarımız ve okunacak kitabımız vardı .
SilÇok doğru.
SilHocam sizden bir yaz şarkısı, BİRDE yaz filmi önermenizi istiyorum.
YanıtlaSilBen şarkıları öyle günlük izleyecek kadar bu işin içinde değilim. O nedenle bir önerim yok.
SilSon izlediğim film Charlize Teron'un APEX filmiydi. Fena değil diyebilirim. Şu aralar gecikmeli de olsa Kasaba adlı diziyi Netflix'den izliyorum. Şimdilik iyi gidiyor.
O diziden ne köy olur ne de kasaba!
SilGazı mustafa kemal için bir eleştiride bulunsaydım, kendini beğenmişlik insanın nasibini geciktirir derdim. Tek adamlık nede olsa psikolojik olarak sağlam bir irade gerektirir.
YanıtlaSilÖzel isim büyük harflerle başlayarak yazılır.
SilHocam affınıza sığınarak ben de bir ekleme yapmak istiyorum cevabınıza. Türkçe'de bazı durumlarda de ayrı yazılır.
SilMahfi hocam tercihiniz çay mı, filtre kahvemi.
YanıtlaSilSabah kahvaltıda çay, öğleden son filtre kahve, bazen Türk kahvesi.
SilKaraciğeriniz için en iyisini yapıyorsunuz Hocam. Öğleden sonra içilen filtre kahve ya da Türk kahvesi karaciğer için birebir. Yazınız için teşekkürler...
SilHocam enflasyona karşı nasıl duracayız?
YanıtlaSilDik duracağız.
SilDik gibi.
SilHocam biz artık dik duramıyoruz. Bükülmüşüz. C harfi olmuşuz, bükük duruyoruz. Eskiden yine I'ya yakındık, şimdi C olduk.
SilGelirinizi artırmaya odaklanın. Maaş pazarlığı, ek beceriler edinmek veya ek gelir kaynakları oluşturmak, enflasyona karşı en güçlü savunmalardan biridir.Parayı uzun süre düşük faizli nakitte bekletmeyin. Yüksek maliyetli borçları azaltın. Özellikle kredi kartı gibi yüksek faizli borçlar, bütçeyi daha fazla zorlar.
SilHocam size bir soru sormak istiyorum, Yalın Alpay'ın tweetinden alıntı yapacağım;
YanıtlaSil"Türkiye gelir dağılımı adaletsizliğinde yeni bir paragraf açarak eli daha da arttırıyor. Türkiye'deki ticari kredi faizlerinin aşırı yükselmesi yüzünden ve genellikle hatır ilişkileri olmadan mantıklı seviyelerden borçlanılamadığından, Türk şirketleri borçlanmada yönlerini ciddi şekilde yurtdışında çevirmiş durumdalar. Yalnızca geçen hafta Türk şirketlerinin yurtdışındaki çektikleri kredi 4,7 milyar dolar gibi astronomik bir miktar oldu.
Böylesine bir döviz girişi, ülke içinde döviz artışını geçici olarak maskelemiş görünüyor. Fakat bu soluklanma maalesef yapısal reformlar gerçekleştirilmezse geçici. Zira orta vadede bu süreç, döviz kurunun artmasıyla ya da gelir dağılımının daha da bozulmasıyla sonuçlanacak. Çünkü bu alınan borçlar, vadesi geldiğinde faiziyle birlikte ve döviz olarak Türkiye'den tekrar çıkacak. Yani bu süreç tamamlandığında ülke ilk duruma göre daha fazla döviz yitirmiş olacak.
Şirketlerin yurtdışı kredileri almaları için iki temel motivasyonları var gibi görünüyor; ikisi de can sıkıcı:
1) Şirketlerin üretimlerini sürdürebilmek ya da hayatta kalabilmek için borç aldıkları versiyon: Bu kredilerin geri ödeme tarihleri geldiğinde, alınan döviz borçlar, Türkiye'den kredi faizi de eklenerek çıkacak. Bu da ülkedeki döviz miktarını, şirketlerin kredi çektikleri dönemdeki seviyesinden daha aşağı çekecek. Dolayısıyla döviz yeniden yükselecek. Böylece Türk halkı yurt dışındaki kredi kurumlarını fonlamış olacak.
2) Şirketlerin üretmek ya da mevcut borçlarını kapatmak için değil, "carry trade" için borç aldıkları versiyon: Yani kredi çektikleri dövizleri Türkiye'ye sokup, dövizi TL'ye çevirip, TL olarak mevduata koyup, belli bir süre faiz alıp, süre sonunda yeniden TL'den dövize dönecekler. Dövize döndüklerinde eğer süreç boyunca döviz ani bir atakla yükselmemişse, ellerinde ilk bozdurdukları döviz miktarından daha yüksek bir döviz olacak. Böylece Türk halkı da bu finansal işlemi yapan zenginleri fonlamış olacak."
Bu durum hala geçerli mi hocam ve tam olarak ne yapılmalı? Saygılar hocam.
Yalın Alpay'ın analizi çok yerinde ve halen de geçrli.
SilPekii hocam tam olarak ne yapılmalı? Şirketler ne yaparsa ceremesini biz çekiyoruz, ceremesini bizim çekmediğimiz bir yol var mı? Saygılar hocam.
SilŞirketler de hükümetin yanlış politikalarının ceremesini çekiyor. Sonuçta her şey siyasette kilitleniyor.
Silİşimiz siyasilere ve siyasete kaldıysa geçmiş olsun hocam. Türkiye'de hiçbir siyasi olmasa, karar da alınmasa daha iyi olabilirdi. Teşekkürler hocam, saygılar
SilHocam sizin siyaset kurumuna güveniniz kaldı mı? Siz enflasyonla mücadele programı için o kadar emek verdiniz, onlar sizin programınızı uygulamadılar. Hele bir de o zamanki siyasiler ve medyacılar şu anki gibi olsaydı: "Mahfi Eğilmez istifa ederek ülkenin imajına ve ekonomisine zarar vermiştir. Biz Mahfi Eğilmez'e inat, yap-ma-ya-ca-ğız" tarzında demeçler verirlerdi, medya da suçu size atardı. Hatta sizden öncekilerin ve sonrakilerin hatalarını bile size atfederlerdi.
SilGünlük siyasî atışmaları hariç tutarak soruyorum:
YanıtlaSilDiplomatik teamüller gereği, ve ziyaret edilen ülkenin tarihine saygı amacıyla:
7-8 Temmuz'da Ankara'daki NATO zirvesine katılacak olan ülkelerin liderleri; Anıtkabir'i ziyaret edip Atatürk'ün hatırası önünde (samimi olmasalar bile) saygı duruşunda bulunacaklar mı? / bulunmayacaklar mı?
[Not: Bu sorumu size, herhangi bir ideolojiyi savunmak için değil; sadece "diplomatik mevzuatın ve diplomatik geleneklerin çerçevesi"nde kalarak sorduğumu tekrar hatırlatmak isterim Mahfi bey.]
Bilmiyorum, ama tahminimce bize bağlı bir şey.
SilBatılı liderler ülkedeki batılılaşmanın lideri olan Batıcı Mustafa Kemal'e hayrandırlar. Muhtemelen Anıtkabir'i ziyaret ederler.
SilAsıl doğulu liderler Atatürk'e hayrandır. Emperyalizme karşı savaşıp galip geldiği için. Batılıların hayranlığı "bükemediğin bileği öpmelisin" hayranlığıdır.
SilO zaman Batı ülkeleri neden hep kemalistleri tutuyor?
SilÇünkü Atatürkçülük uygarlık demektir. Her uygar insan ve her uygar toplum uygarlıktan yana olanı tutar. Kadını ikinci sınıf görenleri tutacak halleri yok herhalde.
SilAtatürkçülük batı uygarlığı demektir. Batılıların İslam uygarlığını tutacak halleri yok!
SilÖyle bir uygarlık olsa örnek alırlar belki ama yok.
SilSayın Eğilmez ,İktisat tarihçisi titizliğiyle ekonomi okur yazarlığını her kesime hitap edecek şekilde özel bir üslupla kaleme almış.
YanıtlaSilGeçmiş tarihin küresel yaşanmış sıkıntılı ekonomik dönemleri hatırlatılarak,hem tarih bilincimize ve aynı zamanda ekonomi vizyonumuza yön veren yazınıza minnettarız hocam.
Çok teşekkür ederim. Bizim tarihimizin bugüne ışık tutan, örnek olan pek çok birikimi var. Bunları hatırlamak yapılacak hataları önleyebilir diye düşünüyorum.
SilMahfi bey söylediklerinize katılıyorum. Köy enstütüsü açık kalsaydı gibi bir söylem var. Süreci okuduğumda inönü açıyor. Daha sonra aynı yonetim işlevsiz hale getiriyor. Dp döneminde tamamen kapanıyor. Uçak fabrikasi içinde 2. Dünya savaşında yine işlevsiz hale getiriliyor. Ikinci dünya savaşından sonra biz abd tarafını seçtiğimiz için marshall planı çerçevesinde yine kullanılmıyor. Dp iktidara gelince kapatıyor. Ama sorarsanız dp tamamen suçlu
YanıtlaSil1930 da klasik ekonominin çokmesi neo merkantalist politikaların ortaya çıkması ile kreuger anlasmasinin bagdastirmasini nasil yapabiliriz finansmanin sanayi kalkinmasi icin kullanildigi ortada peki donemin kosullaei ile nasil bir kredi saglanabiliyor.
YanıtlaSilKenya ve Liberya hukuk konusunda Türkiye'den ilerideler. Hikaye bu kadar
YanıtlaSilNe yazık ki bu hikaye değil, gerçek.
SilTüm yazılarınız ve x paylaşımlarınızdan yararlanıyorum. Her şey için teşekkür ederim. Ben shell ve BP nin ülkemize kuruluş döneminde hemen gelmelerini merak ediyorum.Bizimle savaşan İngiltere ile nasıl oldu da bu anlaşmalar oldu? Merakım bu soru ile başlıyor. İnşallah yazarsınız.
YanıtlaSilÇünkü onlar Türkiye topraklarında petrol olduğunu sanıyorlardı. Henüz bizde petrol olmadığı kesinleşmemişti.
SilŞimdi TPAO 6 milyar dolar ciro yapıyor. Amaç 50 milyar dolara çıkmak. Acaba Türkiye petrol ve doğalgaz arama filolarıyla içeride veya dışarıda yeni kesifler ve ortakliklarla Shell veya BP'yi geçebilir mi?
SilTPAO, Türkiye'de en fazla petrol araması yapan şirkettir. BP ve Shell eskisi kadar arama yapmıyor. TPAO, Azerbaycan ve Irak başta olmak üzere yurt dışında da ciddi petrol araması yapıyor.
SilHukuk, hukuk, hukuk.
YanıtlaSil% 100
SilHocam Norveç'te avukat ordusu olan bir zengin birini öldürse tutuklanır mı?
SilHiç kuşkusuz olmasın.
SilAynı mantıkla o dönemin siyasi koşulları, doğruları, yanlışları da ele alınmalı. Şimdi malum çevreler Cumhuriyetin ilk yıllarını baskıcı, otoriter, tek adam rejimi olmakla suçluyorlar. Sanki Avrupa'da orda burada demokrasi varmış da bir tek bizde yokmuş gibi haksız ve art niyetli eleştiri yapıyorlar. 1939'a kadar olan dönemde mucizevi işler yapılmıştı. Ata'nın ''Az zamanda çok ve büyük işler yaptık'' sözü doğruydu. Keşke devamı gelebilseydi.
YanıtlaSilÇok doğru. Ama ne yazık ki bugünkü olanaklarla geriye bakıp o dönemi değerlendirme gafleti içinde olan sayısı ötekilerden daha fazla.
SilHocam,
YanıtlaSilHâlâ "hukuk"u savunuyor musunuz?
Deniz Göktaş; "hukuk" bir aparat olarak kullanılarak tutuklandı!
İşte bu örnek hukukun değil iktidarın üstün olduğunu gösteriyor.
Sil2.Dünya savaşı bitimi
YanıtlaSilKömünist blok (onlarda demokratik cumhuriyet adı kullanıyorlardı!?)nedeni ile batı tipi demokrasi komünizm dışında yerleştirildi yani atlantik paktı Nato bir askeri işbirliğinin ötesinde abd ab tipi demokrasiyi ihraç ediyordu.Bu yapının dogu bloku benzeri bir amir ve memurlar topluluğu olduğunu farkedenler baglantısızlar blogunu oluşturdu çünki her 2 bloğunda ülkelerin bagımsız siyaset ekonomi üretmelerini engelliyordu.Türkiye bu nedenle tek partiden çok partiye geçti sonrası gladyonunda katkıları ile demokrasiye özgürlüge gerektigi uygun görüldüğü kadarı ile izin verildi hatta sosyal düşünsel gelişmeler ekonomik gelişmenin önüne geçtiği için de sosyal siyasal çalkantılar darbeler için neden sayıldı.Her darbe anayasa ve yasalarda gereken rötuşları yapmak için kullanıldı. (61 anayasası hariç çünki bol dikilmiş olan anayasa bu idi)darbeler (60,70,80 ler)darbecikler(28 şubat ,15 temmuz gibi)
Sadece demokrasinin sınırlarını çizmekle kalmadı siyasi nehrin akış yönünü değiştirmekte siyasetin dizaynında da kullanıldı.Ülkemizin devamlı cari açık ve dış-iç borçlanmasına dayanan ekonomik yapısı aralıklarla 57,70,78,80,94,2001 deki büyük ani devalüasyonları zorunlu kıldı.ülkede her 10 yılda bir yaşanan büyük depremler(100 milyarlarca dolar maliyeyi olan)terör ve kıbrıs harekatı gibi agır harcamalar dış politikaya baglı uygulanan ambargolar ile ekonomik sorunlar kronikleşti turizm yatırımları ve dış müteahhitlik ile çözüm arandı ama dışa bagımlı üretim yapısı teknolojik üretimin yetersizligi ile gelişen dünya içinde ekonomik olarak 1970 lerde italya ya yakın güney korenin çok ilerisinde iken şu anda sıralamada aynı sırada(baskılı kur sayesinde!😂)olmakla birlikte artık yarışabilme kabiliyetimizi gereken dogru yatırımları yapamadıgımız için kaybettik.son 20 yılda aldıgımız niteliksiz göç ,egitim kalitesinin düşmesi kamuda mülakatın liyakatın yerini alması nedeni ile parlak gençleri ihraç ederken niteliksiz suriyelileri ithal ettik.Hesaplarlen göçmenlerin üretimdeki katkılarını hesapladık ama kişibaşı gelir hesap ederken resmi tc vatandaş sayısına böldük ve kabaca 16-7 bin dolar dedik tabii doları 40 tl den hesap ettik .ihraç ederken tl aşırı degerli oldugundan rekabeti kaybettik turizmde pazarı çevre ülkelere kaptırdık üstelik yerli turist de döviz harcayıp tatile yurtiçi yerine dışarıyı tercih etmeye başladı kuru baskılamak için enflasyon tüike göre %30-35 iken doları %15-20 arasında tutup faizide %35-40 bandına koyunca carry tradeciler 100 dolar getirip 1 yıl sonra 120 dolar alıp gidiyor merkez bankası ek 20 doları gelen saadet zincirinden akan su ile değirmeni şimdilik çeviriyor net rezervin yaza girdigimiz dönemde bile gerilemesi 1.5 aylık ithalatı karşılar durumda olması üstüne gelen iç ve dış siyasi çalkantılar ,enflasyonun 3 yılda 40 dan 30 inmesi ekonomide varlıkların giderek deger kaybetmesi(şirketler borsa vb)piyasada kredi akışı ve geri dönüşündeki sıkıntılar artık bu programın vadesinin sonuna geldigini gösteriyor.hastanın tedaviye yanıt vermedigi net görünüyor.fakirleşme zenginleşmeden daha yaygın oldugu için bunun siyasi faturası çıkacaktır ancak siyasette de ekonomideki türbülansa benzer durum var !?eğer demokrasi siyaset ile çözüm üretemezse sıkıntı büyük olacaktır
İnşallah çözümsüz noktaya varmadan kördüğüm çözülür en azından gelecege insanlar umutla bakar
Saygılar sunar esenlikler dilerim
Gordiyon düğümünü kılıç çözer.
SilYazının en güçlü cümlesi bence şu:
YanıtlaSil"Tarihî olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Ancak bu sayede geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine, olayları kendi tarihsel bağlamı içinde daha sağlıklı değerlendirmek mümkün olur."
Sizce olayları gerçekten bu şekilde değerlendirebilecek bir toplumsal kültüre sahip miyiz?
Eğitim sistemimiz, sorgulayan ve eleştirel düşünebilen bireyler yetiştiriyor mu? Yoksa bilgiyi önce "kuşkudan arındırıp" ardından "kalıplaştırarak" mutlak doğru gibi sunduğu için insanlar kendi kanaatlerini tartışılmaz gerçekler olarak mı görüyor? Belki de bu yüzden, kendi düşüncelerinden kuşku duymayı değil, onları savunmayı öğreniyorlar.
Bırakın olayları bu şekilde değerlendirebilecek bir toplumsal kültüre sahip olmayı bir kültüre sahip olup olmadığımız bile tartışmalı.
SilAma toplum böyle bir kültüre sahip değil diye kenarda oturacak değiliz. O kültüre sahip olunması için çalışmamız, bıkmadan, yorulmadan uğraşmamız lazım. Aksi takdirde toplumun çoğunluğu tarikatların, cemaatlerin, cahil cühela bir takım yobazların yaydığı saçma sapan yalanların esiri oluyor.
O yılların siyaseti ve düşünce fikri günümüz 2026'sına nazaran tabii ki çok farklı bir yapıda oluyor.
YanıtlaSilPaylaşım için teşekkürler bilgilendirici bir yazı olmuş.
Sağ olun.
SilMahfi Hocam,
YanıtlaSilborsada bu seneki halka arzları takip edebildiniz mi?
Ucuz kredi finansman olarak (borç kapama) görülmeye başlandı eleştirisi okumuştum, sizin düşünceniz nedir? Defter değerinin çok üzerinde belirlenen piyasa değeri iskontolu olarak görünüyor sonra 2-3 tavan gidip satış yiyor, halka arz fiyatının altına iniyor. Bu halka arz olma mantığına uyuyor mu? Bir şirkete yatırım yapmak, küçük bir pay alıp vur-kaç mantığı olmamalı sanki?
Bu yorum dışında sizden "Yatırımın mantığı üzerine" sizden bir şeyler okumak isteriz. Makaleniz üzerine paylaşılacak yorumlarda çok değerli olacaktır.
Saygılarımla.
Ben borsayı o kadar yakından izlemiyorum. Medyadan, yorumlardan izlediğim kadarıyla halka arzlar giderek sorunlu bir alan halini aldı. SPK'nin bunları çok dikkatle izlemesi ve kötü niyetle yapılacak işlere izin vermemesi lazım.
SilMerhaba hocam şu ekonomide ev kiraları çok yüksek çalışan maaşlarıda düşük ama bu kira fiyatları artış hızı da düşmüyor zaten kiraların fiyatları da ve bence enflasyonla eşit bir şekilde artışta göstermiyor bu durumu nasıl düzelir sizce
YanıtlaSilBunların düzelmesinin tek yolu gerçek enflasyonun yüzde 5 düzeyine düşmesidir. O olmadan hiçbir şey düzelmez.
SilHocam %10 a düşse zaten tuik %5 açıklar o da bize yeter.
Sil:)
SilEnflasyon klasiğimizdir,ömürboyu sürer.
SilHocam Maliye Müfettişliği yanında "Mahfi Eğilmez (282)
YanıtlaSil(326)" sizin isminizin yanındaki sayılar neyi ifade ediyor.
Benim adımın yanında (326) var. Bu benim Maliye Teftiş Kuruluna giriş sıramdır. Maliye Teftiş Kurulu 1879 yılında kurulmuş, numaralama 1908 yılında başlamıştır.
SilDemek ki ben 1908 yılından beri kurula giren 326'ncı müfettiş olmuşum. Anlamı budur.
Hocam isminizin yanında (282) var, isminizin altında (326) var.
Silhttps://www.mmd.org.tr/album/mahfi-egilmez
326 giriş sıra numaram onu biliyorum ama 282 nedir onu bulamadım. Ben de basılı albüm var orada 282 diye bir numara yok. Albümde benim fotoğrafımın ve biyografimin bulunduğu sayfanın numarası da değil. İlginç. Öğrenirsem yazacağım. Sevgiler.
SilHocam varlık barışı düzenlemesi yürürlüğe girdi,bu gri liste dönüş ihtimalini arttırırmı?
YanıtlaSilArtırır.
SilMahfi Hocam,
YanıtlaSilDeğerli yazılarınız için çok teşekkür eder sağlıklı günler dilerim.
Yazınızın bir kısmını anlamakta zorlandım.
"Bu kredi, kibrit fabrikalarının kurulmasında kullanılacak makine ve teçhizatın satın alınması amacıyla sağlanmıştır. Kredi karşılığında ise şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit üretim ve satış tekeli verilmiştir."
25 yıl boyunca kibrit üretim ve satış tekeli verdiğimiz şirket fabrikasını kurarken, makine ve teçhizat maliyetini biz mi karşılamış olduk?
Tam tersine biz arsayı vermişiz makine teçhizat vb onlar getirmiş. Biz onlara bu yatırım için para vermemişiz, kredi de almamışız ama 25 yıl süreyle Türkiye'de kibrit üretme ve satma imtiyazını bu firmaya vermişiz.
SilKibrit üretmek zor muymuş? Çakmak fabrikası neyse de! Koskoca devletin bir kibrit fabrikası uğruna pazarı 25 yıl boyunca kapatması ülkenin ne kadar perişan olduğunu gösteriyor!
SilEvet o koskoca Osmanlı İmparatorluğu diye yere göğe sığdıramadığımız devletten geriye kalanlar bunlardı: Kibrit üretemeyen bir sanayi, bir sürü dış borç, yabancılara inanılmaz imtiyazlar vermiş devasa bir kapitülasyonlar yığını, perişan bir halk. O ülkeyi oradan ayağa kaldırmanın ne kadar zor bir şey olduğunu anlamak için biraz, çok değil, mantık ve akıl sahibi olmak yeterli aslında. Öyle büyük bir iktisat bilgini, sosyoloji alimi, mühendis falan olmaya gerek yok. Sadece objektif bir bakış açısı ve biraz akıl.
SilIvar Kreuger'ın 1932 yılında Paris'te intihar etmesi ve küresel imparatorluğunun iflas etmesi üzerine, Türkiye'deki bu fabrika bir süre kayyum tarafından yönetildi. Sözleşme feshedilerek 1943-1946 yılları arasında tüm tesisler, personel ve işletme haklarıyla birlikte tamamen devlet kontrolündeki TEKEL Umum Müdürlüğü'ne devredildi.
SilBu ek bilgi için teşekkürler.
SilHocam Türkiye beş milyon memur var diyorlar nüfusa göre çok mu? Bütçeyi bozan bir yük mü?Bekçi güvenlik din görevlisi belki yığılma vardır ama inanın kamudaki hemşire çocuk hekimi sayısı vs. alarm veriyor. Vaktiniz varsa bu meseleyi çözemiyorum. Sağolunuz.
YanıtlaSilHaklısınız, ben de çözemiyorum. İhtiyaç olmayan alanda memur çok ihtiyaç olan alanda az. Ama bu her konuda böyle.
SilMahfi hocam, ekonomi dışında bazen siyaset, felsefe, tarih, film, müzik, hayata dair... derken sizden çok mu geniş anlamda beklentilerimiz oluştu?
YanıtlaSilSanırım sosyal medya dışında blogu aracılığı ile "ulaşılabilir" ve her soruya hususi zamanınızdan feragat edip cevap verme inceliğinizden kaynaklanıyor.
Bu da aile büyümüz gibi her şeyi size sorup danışma hisse uyandırıyor. Hemen soluğu burda alıyoruz. Ne kadar teşekkür etsek az. Teşekkürler Mahfi hocam.
Ne mutlu bana
SilÇeşitli yollarla ne çok Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı yetiştirilmiş son çeyrek yüzyılda desem katılır mısınız Mahfi bey?
YanıtlaSilBir bölümü bu dönemde yetişti, bir bölümü hep vardı ve kendini saklıyordu bu dönemde cesaretlenip ortaya çıktı.
SilSoğuk savaş yıllarında Sovyetler birliğini durdurmak için suudi sermayesiyle desteklenen Amerika'nın yeşil kuşak projesi Afganistan, iran, Türkiye dahil bölgenin tüm ülke ve insanlarını geriletip fakirleştirdi yorumu yapılabilir mi?
YanıtlaSilSadece fakirleştirmedi beyinlerini yıkadı.
SilHerşeyi Amerika'ya bağlama hastalığı devam ediyor!
SilFarklı düşünce ve yaşam tarzları olan insanların birlikte yaşayabilecekleri minimum şartları sağlayabilmek için ya hukuk bağımsızlığı gerekir yada devletin kaba kuvveti ile ideolojisine aykırı gördüğü toplulukları acımasızca ezmesi. Aksi halde tarihten defalarca gördüğümüz üzere ülkeler bölünür parçalanır. Bizim gittiğimiz yol için ne dersiniz hocam?
YanıtlaSilBu yol yol değil.
Sil"devletin kaba kuvveti ile ideolojisine aykırı gördüğü toplulukları acımasızca ezmesi"
Silçok tehlikeli bir söylem.
Rusya, Kuzey kore vs. gibi ülkelerde yaklaşık 10- 20 bin kişilik bir organizasyon ve elitleri hukuk, yargı sistemi kamu bürokrasisi asker ordu medya dahil hesap sorabilecek her türlü kurum ve kuruluşları ele geçirmişse, dış dinamik rüzgarları da bu organizasyonun arkasından esiyorsa bu bahsettiğimiz ülkelerin vatandaşlarının çıkış yolu var mıdır? Yüzde 97'den az oy çıkınca şehirlerin doğalgaz ve elektriği kesiliyorsa halk halinden mutlu veya mutsuz ağdaki balık haline gelmişse kuzey koreli ne yapacak? Bir ömrü var. Sevdiği vatanını mı terkedecek? Yıllarca hapislerde yatmayı mı göze alacak yoksa geçimi için sistemin bir parçası olmak için mi çabalayacak? Eşler, çocuklar ve faturalar -ahlaktan ve yoktan- anlamaz' son tahlilde. Değil mi Mahfi hocam?
YanıtlaSilMahfi hocam, planladığınız bir makale sırası yoksa "Değişen dünyayı yeniden yorumlamak ve akıldışılığı dışlamak" başlıklı bir felsefi tartışma konusu yazar mısınız?
YanıtlaSilDünya, ekonomi ve siyaset açısından akıl almaz bir hal aldı.
Siyaset, tarih, sosyoloji, ekonomi, çevre ...hepsinin birer bilim alanı var. Bilim birikimli ilerler peki nasıl oluyorda biriken bilgi bu kadar akıl dışı ilerlemeyi(aslında gerileme) dışlayamıyor. Çevre ve ekonomi konusunda özellikle dünya da söylemler mantık dahilindeyken uygulamalar çıkar doğrultusunda olması nasıl dışlanamıyor?
Bilimin bunca birikimine rağmen "akıldışılığı dışlaması" neden zor geliyor?
Entellektüel birikimizden faylanabileceğimiz bir yazı için rica ediyorum. Teşekkürler.
Saygılarımla, Ömer