Dünyanın ve Türkiye'nin Ekonomik Görünümü 2027
IMF'nin World Economic Outlook, October 2026 raporundaki tahminler, dünya ekonomisinin önümüzdeki iki yılda büyümeyi sürdüreceğini, ancak bu büyümenin geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı kalacağını gösteriyor. ABD ekonomisi görece dengeli bir görünüm sergilerken Euro Bölgesi düşük büyüme sorununu aşmakta zorlanıyor. Çin büyümeye devam ediyor, Hindistan ise gelişmekte olan ekonomiler arasında öne çıkıyor. Türkiye açısından da büyüme, enflasyon ve cari denge sorunları önemini koruyor.
Bu yazıda IMF'nin 2026 ve 2027
tahminlerinden hareketle başlıca ekonomilerin görünümünü değerlendirmeye,
Türkiye'ye ilişkin öngörüleri ele almaya ve küresel ekonomideki yavaşlamanın ne
anlama geldiğini tartışmaya çalışacağım.
Temel sorumuz şu: Dünya ekonomisi
geçici bir yavaşlama döneminden mi geçiyor, yoksa uzun süreli düşük büyüme
dönemine mi giriyor?
Dünya Ekonomisinin Genel Görünümü
IMF, dünya ekonomisinin 2026
yılında yüzde 3,1, 2027 yılında ise yüzde 3,4 büyüyeceğini tahmin ediyor.
Kurum, 2026 yılı büyüme tahminini önceki tahminine göre 0,1 puan yukarı revize
ederken 2027 yılı tahminini değiştirmemiş.
Gelişmiş ekonomilerin ortalama
büyüme oranının 2026 yılında yüzde 2,1, 2027 yılında ise yüzde 1,8 olması
bekleniyor.
Bu tahminler, dünya ekonomisinin
büyümeye devam edeceğini, ancak özellikle gelişmiş ülkelerde büyümenin sınırlı
kalacağını ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ekonomiler ise ortalama olarak daha
yüksek büyüme oranlarına ulaşacak. Bununla birlikte, bu ülkelerin kendi
aralarında da önemli farklılıklar bulunuyor.
Şimdi başlıca ekonomilere daha
yakından bakalım.
Gelişmiş Ekonomiler
ABD: Görece Dengeli Bir Görünüm
Dünyanın en büyük ekonomisi olan
ABD'nin hem 2026 hem de 2027 yılında yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor. Bu oran,
ABD için yüzde 2,5 dolayında kabul edilen potansiyel büyüme hızına oldukça
yakın. Dolayısıyla IMF tahminleri, ABD ekonomisinin büyüme açısından ciddi bir
sorunla karşılaşmayacağına işaret ediyor.
İşsizlik oranı da bu görünümü
destekliyor. ABD'de işsizlik oranının 2026 yılında yüzde 4,2, 2027 yılında ise
yüzde 4 olması bekleniyor. Bu oranlar, doğal işsizlik oranının yüzde 4,5
dolayında olduğu varsayımıyla değerlendirildiğinde, işgücü piyasasının görece
güçlü kalacağını düşündürüyor.
Enflasyon tarafında ise daha
dikkatli bir değerlendirme yapmak gerekiyor. ABD'de enflasyonun 2026 yılında
yüzde 3,6 olması, 2027 yılında ise yüzde 2,8'e gerilemesi bekleniyor. Bu, fiyat
artış hızında bir yavaşlama anlamına geliyor. Bununla birlikte enflasyonun,
kullanılan göstergeye bağlı olarak, Fed'in yüzde 2'lik hedefinin üzerinde
kalması söz konusu.
ABD'nin cari açığının GSYH'ye
oranının 2026 yılında yüzde 3,9, 2027 yılında yüzde 3,8 olması tahmin ediliyor.
Dolayısıyla dış denge açısından da belirgin bir iyileşme beklenmiyor.
Özetle IMF tahminlerine göre ABD
ekonomisi, büyümesini koruyan, işgücü piyasası görece güçlü kalan ve enflasyonu
kademeli biçimde gerileyen bir görünüm sergileyecek. Bu tablo, ABD'nin
önümüzdeki iki yılda diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla daha dengeli bir
performans gösterebileceğine işaret ediyor.
Euro Bölgesi: Düşük Büyüme Sorunu
Euro Bölgesi için tahmin edilen
büyüme oranları 2026 yılında yüzde 1,1, 2027 yılında ise yüzde 1,2. Bu oranlar,
bölge ekonomisinin büyüme açısından ciddi güçlükler yaşamaya devam edeceğini
gösteriyor.
Özellikle Türkiye'nin en önemli
ticaret ortaklarından biri olan Almanya'nın düşük büyüme performansı,
Türkiye'nin ihracatı açısından da önem taşıyor. Avrupa pazarındaki talebin
zayıf kalması, ihracatçılarımızın işlerini zorlaştırabilir.
Enflasyonun Euro Bölgesi'nde 2026
yılında yüzde 3,1, 2027 yılında yüzde 2,8 olması bekleniyor. İşsizlik oranının
ise her iki yılda da yüzde 6,3 düzeyinde kalacağı tahmin ediliyor. Bölgenin
cari fazla vermeyi sürdürmesi ve cari fazla oranının 2026 yılında yüzde 1,2,
2027 yılında yüzde 1,3 olması öngörülüyor.
Bütün bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde
Euro Bölgesi'nin temel sorununun düşük büyüme olduğu görülüyor. İşsizlik
oranında belirgin bir gerileme beklenmezken enflasyonun da tamamen kontrol
altına alındığını söylemek güç.
Büyümenin zayıf, enflasyonun ise
hedeflenen düzeyin üzerinde kalması, bazı koşullarda stagflasyon riskini
gündeme getirebilir. Ancak yalnızca bu tahminlerden hareketle bölgenin kesin
olarak stagflasyona girdiğini söylemek doğru olmaz.
Euro Bölgesi'nin en olumlu yanı
ise cari fazla vermeyi sürdürmesi olarak karşımıza çıkıyor. Buna karşılık, dış
dengedeki bu olumlu görünüm, düşük büyüme sorununu ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Japonya: Düşük Büyüme Sorunu Devam Ediyor
Japonya, uzun yıllardır devam
eden düşük büyüme sorununu aşmakta zorlanıyor. IMF tahminlerine göre ülke
ekonomisinin hem 2026 hem de 2027 yılında yüzde 0,7 büyümesi bekleniyor. Bu
oranlar, gelişmiş ekonomiler arasındaki en zayıf büyüme performanslarından
birine işaret ediyor.
Buna karşılık Japonya'nın
işsizlik oranı oldukça düşük. İşsizlik oranının her iki yılda da yüzde 2,5
olması bekleniyor. Bu durum, ülkenin düşük büyüme performansına rağmen işgücü
piyasasında önemli bir işsizlik sorunu yaşamadığını gösteriyor.
Japonya uzun yıllar boyunca
sıfıra yakın, hatta zaman zaman negatif enflasyonla mücadele etti. Son dönemde
yükselen enflasyonun 2026 yılında yüzde 2'ye gerilemesi, 2027 yılında ise yüzde
2,6'ya çıkması bekleniyor. Dolayısıyla Japonya'nın temel sorunu artık yalnızca
deflasyon değil; düşük büyüme ortamında fiyat istikrarının nasıl korunacağı da
önem kazanıyor.
Japonya'nın dikkat çeken
avantajlarından biri, cari fazlasının GSYH'ye oranının her iki yılda da yüzde
2,5 dolayında olması. Bu durum, dış denge açısından ülkeye önemli bir rahatlık
sağlıyor.
Sonuç olarak Japonya, düşük
büyüme ve düşük işsizlik oranlarının bir arada görüldüğü, dış dengesi güçlü
ancak ekonomik dinamizmi sınırlı bir görünüm sergileyecek.
Gelişmekte Olan Ekonomiler
IMF, gelişmekte olan ekonomilerin
ortalama büyüme oranını 2026 yılı için yüzde 3,7, 2027 yılı için yüzde 4,4
olarak tahmin ediyor. Bu oranlar, gelişmiş ekonomilere kıyasla daha güçlü bir
büyüme performansına işaret ediyor.
Ancak gelişmekte olan ülkeler tek
tip bir ekonomik görünüm sergilemiyor. Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomiler
güçlü büyümelerini korumaya çalışırken Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde
büyümenin yavaşlaması bekleniyor.
Çin: Büyümede İvme Kaybı
Gelişmekte olan ekonomilerin en
büyüğü olan Çin'in 2026 yılını yüzde 4,5 büyümeyle tamamlaması, 2027 yılında
ise yüzde 4 büyümesi bekleniyor.
Dünya ortalamasıyla
karşılaştırıldığında bu oranlar oldukça yüksek. Ancak geçmişte yüzde 8-10
dolayında büyüme oranlarına alışmış Çin ekonomisi açısından daha yavaş bir
döneme işaret ediyor. Çin'in temel meselesi artık yalnızca büyümek değil,
büyümenin sürdürülebilirliğini korumak ve ekonomik yapısındaki sorunları
yönetmek.
Çin'de işsizlik oranının her iki
yılda da yüzde 5,1 olması bekleniyor. Enflasyonun 2026 yılında yüzde 1, 2027
yılında ise yüzde 1,4 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Bu oranlar,
fiyat artışlarının Çin açısından önemli bir sorun oluşturmadığını düşündürüyor.
Çin'in cari fazla oranının 2026
yılında yüzde 4, 2027 yılında ise yüzde 3,9 olması bekleniyor. Bu güçlü dış
denge, Çin ekonomisinin önemli avantajlarından biri olmayı sürdürecek.
Özetle Çin, gelişmiş ülkelere
kıyasla yüksek büyüme oranlarını koruyacak. Ancak geçmişteki büyüme hızlarının
gerisinde kalması, Çin ekonomisinin de daha farklı bir büyüme dönemine
girdiğini gösteriyor.
Hindistan: Güçlü Büyüme Devam Ediyor
Hindistan, gelişmekte olan
ekonomiler arasında en dikkat çekici büyüme performanslarından birini
sergiliyor. IMF tahminlerine göre Hindistan ekonomisi 2026 yılında yüzde 7
büyüyecek ve 2027 yılında da aynı büyüme oranını koruyacak.
Bu oranlar, Hindistan'ı dünya
ekonomisinin en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden biri haline getiriyor.
Küresel büyümenin yavaşladığı bir dönemde Hindistan'ın bu performansını
sürdürmesi, dünya ekonomisindeki ağırlığının artmaya devam edeceğine işaret
ediyor.
Brezilya: Büyüme Hızı Geriliyor
Brezilya ekonomisinde büyüme
ivmesinin zayıflaması bekleniyor. Ülkenin 2026 yılında yüzde 2,2, 2027 yılında
ise yüzde 1,9 büyüyeceği tahmin ediliyor.
Bu görünüm, Brezilya'nın büyüme
performansında belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor. Bunun kalıcı bir soruna
dönüşüp dönüşmeyeceğini değerlendirmek için enflasyon, faiz oranları, yatırım
harcamaları ve dış ticaret gibi diğer göstergeleri de dikkate almak gerekiyor.
Rusya: Düşük Büyüme ve Yüksek Enflasyon
Rusya'nın hem 2026 hem de 2027
yılında yüzde 0,9 büyümesi bekleniyor. Bu oranlar, ülke ekonomisinin belirgin
biçimde yavaşladığını gösteriyor.
Rusya'da enflasyonun 2026 yılında
yüzde 6,1 olması, 2027 yılında ise yüzde 4,8'e gerilemesi tahmin ediliyor.
Enflasyonda düşüş beklenmesine rağmen fiyat artışlarının yüksek kalması, düşük
büyümeyle birlikte değerlendirildiğinde stagflasyon riskini gündeme getiriyor.
Rusya'nın cari fazla oranının
2026 yılında yüzde 3,8, 2027 yılında ise yüzde 3,2 olması bekleniyor. Bu durum
dış denge açısından ülkeye bir miktar rahatlık sağlasa da cari fazla, tek
başına güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomik performansın göstergesi değil.
Rusya örneği, büyüme oranının
düşük kaldığı ve enflasyonun yüksek seyrettiği bir ekonomide dış dengenin
olumlu olmasının bütün sorunları çözmeye yetmediğini gösteriyor.
Türkiye: Büyüme, Enflasyon ve Seçim Ekonomisi
IMF'nin Türkiye için 2026 ve 2027
tahminlerini, 2025 yılı gerçekleşmeleriyle birlikte değerlendirdiğimizde şu
tablo ortaya çıkıyor:
Büyümenin potansiyelin altında
kalması, ekonominin üretim kapasitesini yeterince kullanamaması ve yeni
istihdam yaratma olanaklarının sınırlanması anlamına gelebilir. Bu durum,
Türkiye'nin uzun süredir mücadele ettiği enflasyon ve gelir dağılımı
sorunlarıyla birlikte düşünüldüğünde daha da önem kazanıyor.
Benim tahminim, 2027 yılında
ekonomi politikalarının büyümeyi destekleyecek yönde şekillenebileceği ve kamu
harcamalarının artırılabileceği yönünde.
Seçim takviminin ve siyasi
önceliklerin etkili olduğu bir dönemde büyümenin hızlandırılmasına yönelik
adımlar atılması şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle bir durumda bütçe açığı
büyüyebilir ve ekonomik faaliyetler IMF'nin yüzde 3,6'lık büyüme tahmininin
üzerine çıkabilir.
Elbette bu bir tahmin;
kesinleşmiş bir gelişme değil. Kamu harcamalarının artması büyümeyi destekleyebilir,
ancak bu etkinin boyutu harcamaların niteliğine, finansman biçimine ve para
politikasının tutumuna bağlı olacaktır.
Eğer büyüme kamu harcamaları
yoluyla hızlandırılmaya çalışılırsa enflasyonla mücadele zorlaşabilir. Bu
durumda 2027 yılı ortalama enflasyonunun IMF'nin yüzde 26,5'lik tahmininin
üzerinde kalması olasılığı gündeme gelir. İç talepteki artışın ithalatı
yükseltmesi halinde cari açığın da beklenenden yüksek gerçekleşmesi mümkün
olabilir.
Dolayısıyla daha yüksek büyüme
her zaman daha olumlu bir ekonomik tablo anlamına gelmez. Büyümenin hangi
politikalarla sağlandığı ve bunun enflasyon ile dış denge üzerindeki etkileri
de önemlidir.
Türkiye'de işsizlik oranına
ilişkin bir başka noktaya da dikkat çekmek gerekiyor. IMF tablosunda yer alan
yüzde 8 dolayındaki işsizlik oranı, standart işsizlik tanımına dayanıyor. Ancak
iş bulma umudunu kaybettiği için iş aramayanlar, çalışmaya hazır olduğu halde
iş arama koşullarını karşılamayanlar ve yetersiz sürelerde çalışanlar gibi
gruplar da dikkate alındığında işgücü piyasasının görünümü değişiyor.
Atıl işgücünü de kapsayan geniş
işsizlik göstergelerinin yüzde 30 dolayına ulaşması, Türkiye'de istihdam
sorununun standart işsizlik oranının gösterdiğinden daha büyük olabileceğine
işaret ediyor. Burada kullanılan geniş işsizlik göstergesinin tanımına ve
ölçüldüğü döneme dikkat etmek gerekiyor.
Bu nedenle yalnızca yüzde 8
dolayındaki standart işsizlik oranına bakarak Türkiye'de işsizlik sorununun
düşük olduğunu söylemek doğru olmaz. İşgücüne katılım, eksik istihdam ve iş
bulma umudunu kaybedenlerin durumu da değerlendirmeye katılmalı.
Türkiye açısından asıl mesele
yalnızca büyüme oranını yükseltmek değil; bunu kalıcı istihdam yaratarak,
enflasyonu yeniden hızlandırmadan ve dış dengede sürdürülemez bir bozulmaya yol
açmadan gerçekleştirebilmek.
Özet ve Sonuç: Büyümenin Sınırları
IMF'nin 2026 ve 2027 tahminleri,
dünya ekonomisinin büyümeyi sürdüreceğini, ancak özellikle gelişmiş
ekonomilerde büyüme hızının sınırlı kalacağını gösteriyor. ABD görece dengeli
bir görünüm sergilerken Euro Bölgesi düşük büyüme sorununu aşmakta zorlanıyor.
Japonya'nın ekonomik dinamizmi zayıf kalıyor. Çin büyümeye devam ediyor,
Hindistan ise güçlü performansıyla öne çıkıyor.
Türkiye açısından önümüzdeki dönemin
temel sorunları ise enflasyon, potansiyelin altında büyüme ve dış dengenin
finansmanı olmaya devam edecek gibi görünüyor. 2027 yılında büyümeyi
hızlandırmaya yönelik politikalar uygulanması mümkün olsa da bu politikaların
enflasyon ve cari denge üzerindeki etkileri belirleyici olacak.
Küresel GSYH'nin 2000 yılında
yaklaşık 35 trilyon dolardan 2026 yılında 126 trilyon dolara yükseldiği düşünülürse
dünya ekonomisinin nominal büyüklüğü 26 yılda yaklaşık 3,6 katına çıkmış
oluyor. Bununla birlikte, bu artışın tamamını reel üretim ve verimlilik artışı
olarak değerlendiremeyiz. Fiyat hareketleri ve diğer nominal etkiler de bu
değişimde rol oynuyor.
Yine de son çeyrek yüzyılda dünya
ekonomisinin geçirdiği büyük dönüşüm ortada. Üretim ve tüketim kapasitesi
genişledi; finansal piyasalar büyüdü, kredi olanakları arttı ve ekonomik
faaliyetler küresel ölçekte birbirine daha fazla bağlandı. Ancak bu süreçte
borçlanma, finansal kırılganlıklar, gelir dağılımındaki bozulmalar ve çevresel
maliyetler de önemli tartışma konuları haline geldi.
Büyümenin sonsuza kadar aynı
hızla devam etmesini beklemek gerçekçi değil. Doğal kaynakların sınırlılığı,
çevresel maliyetler, demografik değişimler, verimlilik artışındaki farklılıklar
ve birikmiş finansal dengesizlikler, dünya ekonomisinin geleceğini belirleyecek
unsurlar arasında yer alıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin
temel sorusu yalnızca dünya ekonomisinin ne kadar büyüyeceği değil, nasıl bir
büyümenin mümkün olduğu. Daha fazla üretim ve tüketim, tek başına daha iyi bir
ekonomik ve toplumsal yaşam anlamına gelmiyor. Büyümenin niteliğini,
kaynakların nasıl kullanıldığını, elde edilen refahın nasıl paylaşıldığını ve
çevre üzerindeki etkilerini de sorgulamak gerekiyor.
Belki de dünya ekonomisinin
önündeki asıl mesele, daha hızlı büyümeyi sürdürmekten çok, büyümenin sınırlarını
ve maliyetlerini daha iyi anlamak.
Küresel ekonomideki bu yavaşlama
eğilimini, bir Kızılderili atasözüne atfedilen şu sözle özetleyebiliriz:
“O kadar hızlı gittik ki ruhumuz geride kaldı. Biraz soluklanalım,
ruhumuz bize yetişsin.”

Kafamda iki soru var.
YanıtlaSil- Abd mi yoksa Euro bölgesindeki ekonomik sorunlar bizi daha çok etkiler? Dış ticaretimiz avrupa ile bu yüzden doğrudan ama abd de yaşanabilecek bir kriz de küresel bazda bizi dolaylı olarak etkiler. Bu iki durumun karşılaştırılmalı etkisi ne olur, çözemedim?
- ikinci sorum da büyümemiz son 5 yılda hangi sektör ile devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu sektörler büyümede ana taşıyıcılığını devam ettirebilecek mi?
Türkiye ihracat eskisi kadar Euro bölgesine bağlı değil.
Silİkisi de etkiler. Döviz gelirlerimizin ağırlığı Euro ile, Döviz giderlerimizin ağırlığı dolar ile.
SilTR İÇİN VERDİĞİNİZ RAKAMLARIN HİÇ BİRİ TUTMAZ.
SilBüyümeymiş... Kimin için büyüme? Enflasyonla mücadeleymiş... Peki, kimin sırtında bu mücadele? İşsizlik, geniş tanımlı işsizlik, atıl iş gücü... Sizde kavram da bol, rakam da; işinize geleni işinize geldiği gibi kullanın. Aman ha "küçüldük" demeyin, "negatif büyüdük" de diyebilirsiniz!
YanıtlaSilAdsız 09.20, Siteminizin adresi burası değil. Bu bloğu takip etmediğiniz, Mahfi hocayı tanımadığınız belli.
SilKardeşim ne istiyorsun sen? Nasıl açıklansın istiyorsun durum? Vah vah diyerek mi?
SilHocam Hindistan neyi doğru yaptı da biz yapamadık? ABD ile ilişkileri iyi olduğu için mi böyle bir büyüme yakalayabildiler?
SilHindistan çok düşük bir bazdan başladığı için bu kadar hızlı büyümesi doğal. Çin de üç yıl öncesine kadar % 10 büyüyordu.
SilAdsız 10:12-11:57,kimsenin sizin avukatlığınıza ve beyhude kelimelerinize ihtiyacı yok.
Siladsız 18.07, genele açık bir alanda yazıyorsanız, yazdığınızı okuyan birilerinin de size cevap yazmasına tavır alamazsınız.
SilMahfi hocam, Çin neden hala gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırılıyor? Takip ettiğim dijital kanallarda, bırakın Şangay, Şenzen, Pekin, Fujian bölgelerini, çok uzak bölgeler bile oldukça gelişmiş durumda. Gerek günümüz teknolojisine dair uygulamalar, gerek alt yapı oldukça sağlam ve yeni. Hatta Çin olayı bitirmiş ve sınıf atlamış diyebilirim. Çin'i gelişmekte olan ülke olarak değerlendirmek bence hatalı bir değerlendirme. Eğer demokrasi, hukuk vb kriterleri dikkate alacaksak da bu durumda ABD ve hatta pek çok Avrupa ülkesi gelişmekte olan ülke konumuna geri çekilmelidir.
YanıtlaSilBir ülkenin gelişmiş ekonomi sayılması için hukuk, demokrasi, azınlık haklarını koyacak düzeye gelmiş olması gerekiyor. ABD'nin bu ilkelerde kaybettiği bir zemin olduğu kesin ama hukuk ve demokrasi hala işliyor.
SilCinde kisi bası gelir 15 bin dolar Türkiye'de 20 bin dolar.
SilÇin'de enflasyon % 1 bizde % 30. Biz eğer enflasyonu % 50 yaparsak, kuru da biraz daha bastırırsak dünyanın en yüksek kişi başına geliri olan ülkelerden biri olacağız. Buna da siz inanacaksınız.
SilTürkiye'nin kişi başına geliri yüksek enflasyon ve düşük tutulan kur nedeniyle öyle görünüyor. Gerçekte 13 bin dolar.
SilBir yanlışını düzeltelim. Bir ülkenin gelişmiş ülke sayılmasının tek nedeni ekonomi ve refah düzeyidir. Hukuk falan pek bu tanımın içine girmiyor aslında. Yoksa Kafkasya'ya göre ülkelere saldıran ve hukuk kurallarını hiçe sayan, azınlıklara baskı uygulayan ABD gelişmiş ülke sayılmazdı.
SilÇin'in bazı bölgeleri çok gelişmiş, ama ortalama olarak hâlâ gelişmekte olan bir ülke. Türkiye'de aynı şekilde, gelişmiş ülkeler ile yarışabilecek ekonomiye sahip semtler varken ortalama olarak hala gelismekte olan ulkeler sinifinda.
A developed country (or advanced economy) is a sovereign state with a highly developed economy, a post-industrial market system, advanced technological infrastructure, and a high standard of living compared to less-industrialized nations.
Pastanin en buyuk ve en lezzetli dilimlerine ulaşıp tuketebilenler haric ,toplumun tum fertlerinde ,bastirilmis bir ofke ve potansiyel isyan enerjisi birikmis durumda ... Gelen yorumlari gorup ,siz onlari filtreliyorsunuz ve bizlere en az kizginlilk ve saldirganlik icerenleri yansitiyorsunuz . Ona ragmen , gelen tum yorumlar , net bir sekilde , toplumumuzdaki memnuniyetsizligi ve adaletsizliklere olan isyanini yansitiyor . Şu üç gunluk dunyada , yuzumuzdeki naif tebessumleri silenler , ettiklerinin cezasini iki cihanda da cekerler umarim .Iktisadi bakimdan hem vaktiyle hem de halen yapilan vahim hatalarin neticesidir bu genel isyan ve ofke hali... Sundugunuz ölçüler itibariyla , Dunyadaki yerimiz ortada...
YanıtlaSilBunlarim disindaki tum parametreleri iceren ölçüm sonuclarin iiceren tablolari da bize zaman zaman sunuyorsunuz . Tum bu tablolara ve cok daha fazlalarina ulasabilen , sorumlu mevkilerdekiler de bu verileri goruyor ... Fakat , çözüm üretmektense, Dunya bizi kiskaniyor deyip , evrak dosyasindaki sayfayi pişkin bir bosvermislikle ceviriyorlar yada yeni teknoloji ile donatilmis ofislerinde sayfayi hizla kaydirip , o pencereyi kapatip ,makam araci olarak ne alsak diye arastirmak icin internette geziniyorlar...
Elinize sağlık hocam. Bu veriler ışığı altında bir an aklıma " Ankara kriterleri der yolumuza devam ederiz" cümlesi aklıma geldi. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSilTeşekkürler. Bir de buna inanlar vardı.
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilPeki Hocam
YanıtlaSilŞöyle böyle yine de büyüyorsak halk neden tersine fakirleştiğini hissediyor?
Bir servet transferi mi var.
Kaynaklar bunlara mı gidiyor:
(Portföy ve Pusula Portföy yöneticilerine (Muhammed Yarız ve Emre Tezmen dahil) ait 5 lüks araca mahkeme kararıyla el konulmuştur.)
Soruşturma dosyasına giren lüks araçlar şunlardır:
• McLaren 750S Coupe
• Bentley Continental GT
• Mercedes-Benz S 580 Maybach
• Rolls-Royce
• Audi Q8
• 2 adet özel jet
• Loreta isimli lüks yat
Bunlar sadece basına yansıyan rakamlar.
Yüzde 2,5 büyümeye karşılık yüzde 30 enflasyonumuz var. Halkın geliri enflasyon kadar artmıyor o nedenle halk büyümeyi hissetmiyor. Ayrıca dediğiniz unsurlar da var.
SilBir de şöyle bir durum var:
SilBundan 20 sene önce Balıkesir'in bir köyüne fabrika kuruyorduk.
Köyde sadece 1 bakkal vardı. Bakkalda süt, yoğurt, peynir satılmazdı. Herkesin 3-5 tane ineği, bahçesi vardı. Kendi peynirlerini yoğurtlarını yaparlardı. Haftada bir gün küçücük bir Pazar kurulurdu herkes para olmadan değiş tokuş yapardı. Pazarda fiyat soran bir tek bendim. Fasulye kaça deyince birbirlerine sorarlardı "kaça verelim" diye.
Bu sene uğradım. Bakkal kapanmış. Hayvanları artık yok. 2 tane zincir market açılmış her şeyi oradan alıyorlar artık.
Şimdi bu durum ekonomiye büyüme diye yansıyor. Çünkü fiş kesiliyor, ciro var para dönüyor. Ama refah artıyor mu?
Aslında büyümede hizmet sektörü büyümesinin etkisi çok fazla. Eskiden kendimiz temizlediğimiz evi şimdi bir temizlikçiye temizletiyor ve ona para ödüyorsak bu hizmet geliri ve üretim, olarak GSYH'ye giriyor. Oysa eskiden kendimiz temizlediğimizde bu GSYH'ye girmiyordu.
SilSiyasi görünüm ekonomik görünümün önüne geçti. Halk Tv'ye de el koydular. Sırada Sözcü. Anlaşılan iktidar muhalefetin susturulduğu bir ortamda seçime gidecek. Tek adam rejimlerinde ekonomi nasıl büyüyorsa bizimki de öyle büyüyecek.
YanıtlaSil2018'den beri böyle zaten maalesef. Giderek daha fazla tırmandı.
SilTürkiye bölümünde rakamların doğru olmadığını düşünüyorum. Enflasyon ve işsizlik rakamlarının yanıltıcı ve gerçeği yansıtmadığını buna bağlı olarak alınan önlemlerin de yeterli olmadığını iyileştirme istikametinde pozitif sonuç alınamayacağını düşünüyorum. Kaleminize sağlık
YanıtlaSilSaygılarımla
Aynı görüşteyim.
SilYazınız genel durumu detaylı olarak anlatıyor. Ülkemizde hem yaklaşan seçimler hem adaletsiz gelir dağılımı ve dış borç stoklarının hızla artması sonucu öngörülen geleceğe yönelik perspektif pek inandırıcı görünmüyor. Buna deklare edilen resmi gösterge rakamlarının gerçeği yansıtmadığını ve demokrasiden hızla uzaklaşmayı da eklersek sanırım herşeyi yaşayarak öğreneceğiz.. Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilNüfus artışı da büyümenin önemli bir etkenidir. Nüfus artış hızı düşük ülkelerin büyüme hızı da düşer. Japonyanın kronik düşük büyümesinde bu da etkili olmuş olabilir. Türkiyede de nüfus artışı yavaşlıyor. Artık eski uzun yıllar ortalaması olan %5 oranını yakalamak kolay değil.O yıllarda nüfus daha hızlı artıyordu.
SilHocam, bunca yıldır baskılanan kura rağmen ihracat ve turizm hiç kayıp vermeden, aksine üstüne koyarak hala nasıl devam edebiliyor? Eğer ki turistler döviz bazında eskiye nazaran neredeyse iki katı ücretler ödemeye razı oluyorlarsa turizimcilerimiz eskiden neden yarı fiyatına iş yapıyorlardı? Yok eğer turistler hala aynı paraları ödüyorlarsa turizm sektörü eskiden yüzde birkaç yüz kar mı ediyorlardı da şimdi kardan zarar etseler bile onları kurtarıyor? Aynı şeyler bizden satın alınan sanayi ve tarım ürünleri için de geçerli? Eskiden faiş kar mı vardı, yoksa bizimle alışveriş yapanlar çok mu bonkör?
YanıtlaSilkısa vadede Umut yok gözüküyor. uzın vade de hepümiz ölmüş olacağız
YanıtlaSilMahfi bey, dünya ekonomi fotoğrafını çekip, çerçeveyi gösterip, içini bir pazılı döşeyip yorumlayan yazınız için teşekkür ederim, fotoğrafın tamamını görmek kendimizi değerlendirmek açısından çok değerlidir, kendimizi dev aynasındamı yoksa boy aynasındamı görelim, objektiflik ve bilim adamı olmak böyle bir şey olmalı, sorum şudur, Türk ekonomisi yüzde beş enflasyon, yüzde beş büyüme, yüzde beş issizlik, yüzde artı iki cari fazla hedefi bir hedefmi, bir temennimi, ve ne zaman gerçek olabilir, şu anda ülkemizde beş milyon ne işte, nede eğitimde olmayan ev genci olduğu hesaplanıyor, selamlar,
YanıtlaSilhocam 2027 ortasi veya sonu usdtry tahmininiz nedir
YanıtlaSilTrump'ın ABD Başkanı olduğu ve bizim de kuru baskıladığımız bir yerde dolar kuru tahmini yapmak gözleri kapalı olarak bir hedefe ok atmak gibi bir şeydir. O nedenle sağlıklı bir tahmin yapılamaz.
SilYakın zamanda dövizde ciddi bir artış görmüyorsanız neden iki yildir dolar baskilaniyor diye surekli yorum yapıyorsunuz. Madem artmayacak o zaman bunu olgu olarak kabul etmek gerekmez mi?
Silİki konu birbirinden farklı Dolar üç yıldır baskılanıyor ama bu yakın zamanda artış olacağı anlamına gelmez. Rezervler yeterliyse bir süre daha baskılama olabilir. Atmaması sürekli olamaz. Çünkü ekonomi bunu kaldıramaz. Nitekim TCMB Başkanı da bu sorunu gördüklerini ve yavaş yavaş kur artışına izin vereceklerini söyledi.
SilNeden - sonuç ilişkilerini yanlış kurduğunuzda yanlış sonuçlara varırsınız.
Sevgili üstat merhaba,
YanıtlaSilGörüşüme göre; niceliksel büyümenin yavaşladığı, dolayısıyla rekabetin çok daha zorlaştığı bir süreçteyiz. Söz konusu niceliksel büyümeyi sağlayabilmek için niteliksel rekabetin ön plana çıkacağı; bu anlamda dijital teknolojileri ve yapay zekayı kullanarak operasyonel verimliliğini artıran firmaların konumlarını koruyup güçlendireceğini, buna uyum sağlayamayan firmaların ise geride kalacağını, hatta yok olacağını düşündüğüm bir döneme doğru yavaş yavaş ilerliyoruz. Dijital dönüşüm oldukça hızlı ilerlediği için belki de bu süreç düşündüğümüzden biraz daha hızlı gerçekleşecek.
Çok selam ve sevgilerimle.
Evet umutlar orada artık.
Sil"Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan’ın Bangkok’ta yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantılarda Türk Lirası’nın seyrine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulunduğu iddia edildi.
YanıtlaSilBloomberg News’un konuya doğrudan bilgisi bulunan kişilere dayandırdığı haberine göre Karahan, Türk Lirası’nın uzun vadede daha sert bir değer kaybı yaşamasını önlemek amacıyla kurdaki değer kaybının hızlandırılmasına izin verildiğini söyledi."...
haber ne kadar doğru bilinmez ama tl nin değer yitirme zamanı geldi gibi...
Mecburlar çünkü aksi takdirde çok yüksek bir değer kaybı yaşanacak ki o zaman her şey alt üst olur.
SilBugün itibarıyla değer kaybı hızlanmış olsa da, özellikle seçim sonrasında bir kur düzeltmesi yaşanması riskini ortadan kaldırmak için bu hızın yeterli değil diyebilir miyiz? Özellikle de sahadaki ortalama enflasyonun beklentilerin üzerinde gerçekleşeceği varsayımıyla baktığımızda.
SilKurun normal düzeyine gelmesi için TL faizlerin düşmesi lazım. O zaman da döviz sorunu yaşanabilir. Yani bu bozuk düzeni düzeltmek o kadar kolay değil. Bunun tek yolu insanların güvenini yeniden kazanıp beklentileri düzeltecek yapısal reformları yapmak. Ki bu iktidardan bunları beklemek de hayal kurmak demek olur.
SilHocam Kartal istifa etmelimi?
YanıtlaSilAdam zaten istifa etti zorla geri getirdiler. İstifa etmiş bir kişiyi zorla geri getirmek hataların en büyüklerindendir. Artık istifa da edemez. Muhtemelen yakında gönderirler ama iş işten geçmiş olur. Maalesef vizyon çok dar. Kartal istifa ettiğinde mesela hemen Thomas Reis'i getirseler çok farklı olurdu.
SilKur üzerinde baskılama süreci ve baskı ağırlığı arttıkça, kırılma enerjisi birikiyor. Biriken enerjinin açığa çıkması sarsıntının büyüklüğünü ve hissedilme şiddetini artıracaktır.
YanıtlaSilDoğru.
SilSosual medya da görüyor musunuz hocam, insanlar fon komisyonuna gelmesi gereken ama gelmeyen spk başkanı yerine katılan spk başkan yardımcısına x üzerinde spk kanununu anlatmaya çalışıyor.
YanıtlaSilBir yandan uluslararası sermaye piyasalarını derecelendirme ve denetleme komisyonlarına bildirim atıyorlar.
Neden böyle? Güvensizlik mi liyakat sorunu mu? Nasıl çözülecek bu iş.?
Hepsi birden. Güvenin tesisi aylar, yıllar alır. Birçok şeyi defalarca kanıtlamanız gerekir. ve ne yazık ki güven kaybı bir veya iki yanlış kararla hemen oluşur. Yıllarca süren çaba bir anda boşa çıkar. Türkiye ciddi bir güven kaybı yaşıyor. Zaten tam oluşmamış itibar bir anda yitirildi. Yeniden oluşturulması çok zor.
SilSONUÇ: msci kararını açıkladı, endeks değişikliğini, yükseltmesini uyarılarla birlikte dondurmuş. Daha ne bekliyoruz doğru adımlar için?
SilHocam iktidar değiştiğinde sizce yeni iktidar ilk olarak ne yapmalı?
YanıtlaSilHukukun üstünlüğünü sağlayacak düzenlemeleri yapmalı. Yargıyı, yürütmeden tamamen bağımsız kılacak, tarafsız kılacak adımları atmalı.
SilBence ilk yapacağı temizlenme olmalıdır. Geçmişe doğru titizlikle liyakat taramaları yapılmalıdır ki temizlik gerçekleşebilsin. Çünkü kurumlara sadece ideoloji uğruna ehil olmayan kimselerin getirildiği bir mekanizma, hukukun üstünlüğünü uygulamada da yanlış işletir.
SilHocam sürekli birileri birilerinin hakkını gasp ediyor. Bu uluslararası ve kişiler arasında aynı şekilde görülüyor. Siz de buna isimler, matematiksel açıklamalar yapıp duruyorsunuz. Bir de yukarıda bir yorumda ABD için hala hukukun üstünlüğüne sahip çıkan bir ülke olarak bahsetmişsiniz. Neye dayanarak böyle bir yorumda bulunuyorsunuz. Epistein dosyalarının adil bir şekilde sonuçlanmasını mı yoksa İran savaşında ilk vurulan yerin bir kız çocuğu yurdu olmasına mı? Yıllardır idam kararını bekleyen onca askeri suçlu varken Filistin asıllı birine verilen idam kararına mı, Filistin de uluslararası örgütlerin raporlarında yer alan çocukların savaşta hedef alınmasına rağmen bu soykırımın desteklenmesine mi? Sizin gibi aklı başında birinin böyle şeyler söylemesi şaşırtıcı oluyor.
YanıtlaSilHukukun üstünlüğü genellikle bir ülke kendi içinde kendi halkına ve o ülkeye gelenlere (yatırımcılar dahil) davranışıyla ölçülür. Buna baktığınızda ABD son yıllarda yaşadığı ciddi sorunlara karşı hala hukukun üstünlüğünü iyi kötü sağlamış bir ülkedir.
SilSizin anlattığınız konular ülkenin uluslararası olaylara yaklaşımıdır. Bu hukukun üstünlüğünün değil dış politikanın alanına girer. ABD'nin dış politikası, yabancı ülkelere ve toplumlara yaklaşımı şimdi değil geçmişte de yanlıştır. Ama buradan giderek kendi halkına zulüm uygulaması yaygın değildir.
Enflasyon, fon vurgunu, ekonomik veriler, muhalif TV kanallarına kayyum, oylarımızla seçılen belediye başkanlarının hapiste olması içimizi karartıyor.
YanıtlaSilFranko'nun dediği gibi
bari "yüz binlik beşiklerde uyuyalım" desek futbolumuzun durumu ondan daha kötü:
Son 20 günde, 6 maçta Avrupadan Milli Takım + kulüpler olarak Tam 21 gol yedik.
MHK başkanı ve hakemler hapiste, bahis vs.
Şu anda hakem atamalarını müstemleke valisi zamanı gibi bir İngiliz yapıyor.
Tek avuntumuz Filenin Sultanları, "Cumhuriyet’in Kızları"
Çok doğru çünkü kadın voleyboluna siyaset fazla girmiyor. İki nedenle (1) Siyasal İslamda kadınların başarılarıyla övünmek makbul bir şey kabul edilmiyor. (2) Voleybolda, futboldaki gibi büyük rantlar yok.
SilBen bu ara Milli Takım ve Lig Takımlarının, Avrupa karşısındaki müthiş performanslarına odaklanmışım.
YanıtlaSilKadın voleyboluna ve kadın sporcularımızın bireysel başarılarına odaklanın. Guru duyabileceğimiz başarıları kadınlar getiriyor.
SilFon soygunundan sonra devasa bir paranın buharlaşması ve güven kaybı nedeniyle de devasa bir paranın borsadan çekilmesiyle birlikte, yatırımcıların sermaye sıkıntısı yaşamasıyla yatırımlar azalır ve bunun sonucunda da geniş işsizlik daha fazla artar mı? Eğer artarsa istatistik kurumları şeffaf bir şekilde gerçek oranları paylaşır mı yoksa seçim öncesi ''herşey yolunda'' demek adına bu oranları gizlemeye, süslemeye mi çalışır?
YanıtlaSilFaklı konular var sorularınızın içinde. Güven kaybı çok ciddi bir itibar kaybını da birlikte getirdi. Türkiye pek çok alanda ciddi itibar kaybı içinde olan bir ülkeydi, bu fon vurgunu sonrasında katlandı. Buradan çıkacak sonuç dediğiniz gibi yatırımlarda azalma olacaktır hiç kuşku yok. Zaten yabancı yatırımlar, fonlar hızla çıktı. Bu gelişme ekonominin büyümesi üzerinde olumsuz etki yaratır ve işsizlik de artar. Tabii burada gerçek durumu yansıtan geniş işsizlik oranına bakmak lazım. Ki o oran son olarak % 31'i gösteriyor. İstatistik yayınlayanlar gerçekleri yayınlarlar mı? Bugüne kadar yaptıklarına devam ederlerse, ki aksini yapacaklarına ilişkin hiçbir emare görünmüyor, bu haliyle devam eder.
SilDeğerli hocam,
YanıtlaSilEuro bölgesindeki devletlerin borçluluk oranı çok yükseldi. Özellikle italya fransa gibi ülkelerde. Düşük büyüme oranıyla bu yüksek borçluluk birleşince Avrupa da derin bir kriz beklermiyiz? (1997 asya krizi gibi) Türkiyede de herşey alt üst olur böyle bir krizde.
Avrupa çok sıkıntılı bir döneme girmiş görünüyor. Yalnızca yüksek borçluluk değil büyümeyi sürdürememe sorunu var. Almanya başta olmak üzere stagflasyona girmiş durumdalar. Bu gidiş bir resesyona dönüşürse bizim için de sonuçları çok kötü olur çünkü bizim en büyük ticaret partnerimiz Avrupa ülkeleri.
SilHocam , merhaba ben Berat. İktisat öğrencisiyim. Sizce bir iktisatçının kendi yolunu bulması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir iktisatçı olarak kendi yolumu bulmam için tavsiyeleriniz nelerdir ? Teşekkür ederim.
YanıtlaSil