Fransa'da Yağmacılık ve Tüketim Toplumu

Son günlerde Fransa'da yaşanan olaylar önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bunlar 1968'deki gibi bir öğrenci ayaklanması mı, giderek artan hayat pahalılığı ve işsizlik gibi ekonomik sıkıntıların yansıması mı, yoksa toplumsal dışlanmaya karşı bir başkaldırı mı?

Düşük gelirli ailelerin üyeleri, işsiz gençler ve kendilerini toplumun dışında hissedenler, bir yandan televizyonlarda, sosyal medyada ve vitrinlerde sergilenen tüketim dünyasının içinde yaşıyor, öte yandan o dünyanın sunduğu olanaklara ulaşamıyorlar. Bu kesimlerden bazıları, öğrencilerin ya da halkın protesto gösterileri sırasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanarak mağazaları yağmalıyor, otomobilleri tahrip ediyor.

Bunun bir lümpen başkaldırısı olup olmadığı da tartışma konusu. Marx, lümpen proletaryayı düzenli üretim ilişkilerinin ve örgütlü işçi sınıfının dışında kalan, ekonomik ve toplumsal konumları istikrarsız kesimler olarak tanımlar. Bu kesimlerin ortak bir sınıf bilinci ve siyasal program geliştirmekte zorlanacağını düşünüyordu. Kuşkusuz yoksul, işsiz veya göçmen kökenli olmak, bir insanı kendiliğinden lümpen yapmaz. Aynı şekilde örgütsüz bir protestoya katılmak da lümpen proletaryaya mensup olmak anlamına gelmez. Bununla birlikte Fransa'daki bazı eylemlerde lümpen başkaldırısını andıran özellikler bulunuyor. Ortada belirgin bir siyasal liderlik, ortak bir ekonomik program veya mevcut düzenin yerine kurulması istenen yeni bir sistem görünmüyor. Polis şiddetine karşı tepkiyle başlayan protestoların bir bölümü zamanla yağmaya ve yıkıma dönüşebiliyor.

Asıl ilginç çelişki burada ortaya çıkıyor. Sisteme karşı başkaldırıların amacı genellikle mevcut ekonomik ve siyasal düzeni değiştirmektir. Oysa bir mağazanın camını kırıp pahalı bir telefonu, spor ayakkabıyı veya markalı giysiyi alan kişinin davranışı, kapitalist tüketim düzenini ortadan kaldırmaktan çok, o düzenin sunduğu mallara sahip olma isteğini yansıtıyor olabilir. Bir başka ifadeyle insanlar, kendilerini dışlayan ekonomik düzene başkaldırırken aynı düzenin yarattığı tüketim değerlerini benimsemeye devam edebiliyorlar.

Kapitalizm yalnızca mal ve hizmet üretmiyor, aynı zamanda arzular da üretiyor. Reklamlar ve sosyal medya, insanlara sahip olmaları gereken malları ve ulaşmaları gereken yaşam biçimlerini sürekli hatırlatıyor. Buna karşılık gelir dağılımı, eğitim ve iş bulma olanakları bu arzulara ulaşmayı herkes için mümkün kılmıyor. Böylece tüketim beklentileriyle ekonomik olanaklar arasında giderek büyüyen bir uçurum oluşuyor.

Bu uçurumun yarattığı tepki, örgütlü bir siyasal hareketle birleşmediğinde, toplumsal dönüşüm yerine dağınık ve yıkıcı eylemlere dönüşebiliyor. Elbette bütün katılımcıların aynı amaçla hareket ettiğini söyleyemeyiz. Kimileri ayrımcılığa, fırsat eşitsizliğine ve polis şiddetine tepki gösterirken, kimileri de ortaya çıkan kargaşadan yararlanarak yağmaya yönelmiş olabilir. Dolayısıyla protestoları bütünüyle yağmacılıkla özdeşleştirmek ne kadar yanlışsa, yağmacılığı yalnızca toplumsal dışlanmayla açıklamak da o kadar eksik olur.

Fransa'daki bu olaylar ister istemez 1968 Mayıs hareketini de akla getiriyor. Her iki hareket arasında gençlerin öne çıkması, polisle çatışmaların yaşanması ve mevcut düzene karşı birikmiş hoşnutsuzluğun açığa çıkması bakımından benzerlikler var. Ancak aralarında önemli bir fark bulunuyor. 1968 hareketi, kapitalizmi, otoriteyi ve yerleşik toplumsal değerleri sorgulayan, öğrencilerle işçileri buluşturan ideolojik bir başkaldırıydı. Bugünkü olaylarda ise ortak bir ideolojik hedef yerine, ekonomik eşitsizlik, toplumsal dışlanma ve tüketim olanaklarına erişememenin yarattığı tepkiler öne çıkıyor.

1968 olayları, teoriden eyleme geçen ideolojik bir dalgaydı, arkasında felsefi bir mimari vardı. Günümüz Fransa'sındaki olaylar ise mağduriyetten patlamaya dönüşen tepkisel bir süreçtir. Dolayısıyla günümüz olaylarının arkasında 1968’deki Jean Paul Sartre, Herbert Marcuse ve Raymond Aron gibi doğrudan yön veren düşünürlerin olmadığını söylemek gerekir.

1968'de gençler kapitalizmin yarattığı tüketim toplumunu sorguluyordu, bugün bazı gençler aynı tüketim toplumunun dışında bırakıldıkları için başkaldırıyor.

 

Yorumlar

  1. Murat DAĞLIOĞLU19 Ekim 2026 11:49

    Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mehmet Emin BİNGÖL20 Ekim 2026 16:48

      Merhaba,
      konu ile bağımsız gibi görünen şu soruyu cevaplandırmanızı rica ederim. Şu hayat denen yükü biz mi sırtladık, yoksa bu yük üzerimize mi devrildi?
      Yanıtınızı merak ediyorum.

      Sil
    2. Hocam sizinle iletişime nasıl geçebilirim instagram üzerinden yazdım ama size dönüş alamadım sizinle iletişime geçmek istiyorum bir konu hakkında size ulaşmam lazım.

      Sil
    3. Hocam merhabalar

      Sil
    4. Hayata bizim isteğimizle gelmiyoruz dolayısıyla hayat yükü sırtımıza biniyor. Ama sonrası kısmen bizim elimizde o yükü hafifletebiliriz.

      Sil
    5. Çok teşekkür ederim hocam Kilis 7 Aralık üniversitesi iktisat 4. Sınıf öğrencisiyim sizi bizim fakültede ağırlamak istiyoruz. Sizinle iletişime geçebilir miyiz

      Sil
    6. Davetinize çok teşekkür ederim ama maalesef zaman sorunlarım ve yoğunluğum nedeniyle bu davetlere gidemiyorum. Kusuruma bakmayın.

      Sil
    7. Mehmet Emin BİNGÖL20 Ekim 2026 16:48, Üstat, BİZ HİÇ BİR ŞEYİ SEÇMEDİK. Doğduğunuz ülkeyi, doğdunuz zamanı, doğduğunuz aileyi, mensubu olduğunuz dini, eğer siz seçmediyseniz, biz hiç bir şeyi seçmedik demektir. (SEÇİM DİYE BİR ŞEY YOK) ama bence, yani sadece bana göre, hayata YÜK olarak ta bakmamak gerekir diye düşünüyorum. Hayat bana göre tamamen anlamsız ama, kendi seçimlerimiz dışında gelmişiz bir kere, o zaman neden erken gidelim?? (yani neden biz bitirelim, bırakalım aksın, nasılsa ölümlüyüz, gittiği yere kadar gitsin, bir gün nasılsa bitecek, nerede biterse de bitsin:-) ) Kendi adıma ben salıverdim gitti artık, size de tavsiye ederim :-)

      Sil
  2. Hocam, devlet mekanizması hayatın her alanında sürekli vatandaşın karşısında dikiliyor. Şehrin gri betonu insan doğasına büsbütün yabancı. Diğer yandan, artık ülke değiştirmek bile bir mucizeye dönüştü. Din kurumları, marjinal gruplar dışında işlevini neredeyse tamamen yitirdi; okul zihinsel şartlanmayı dahi sağlayamaz hâlde, aile kurumu ise günden güne aşınıyor. Geçici dopamin kırıntılarıyla bu çarkın dönmeyeceği zaten açık. Siyaset, sermaye, medya ve akademinin el birliğiyle yarattığı bu garabetin faturasını ise yine makul insanlar ödeyecek gibi görünüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar saçma sapan işler ve saçma sapan seçimler yapıyor ve yanlış kişileri işbaşına getiriyor, sonra da ortaya çıkan sonuçtan mutlu olmayıp başkaldırıyorlar, şikâyet ediyorlar. Öylesine bir algı yanılsaması söz konusu ki mantıklı tercih yapamıyorlar. 21. yüzyılın özelliği bu.

      Sil
    2. Yıldan yıla manevi değerlerden uzaklaşma var. Evlilik kurumu bile sorgulanır oldu. İçki kumar fuhuş aldı başını gitti. İnsanlar maddi değerleri hayatının merkezine koymuş. Dünyada ne için bulunduğundan bihaber yaşayan kişi ancak serserilik yapar. Parası olmayana lümpen deniyor. Peki bu düzeni korumaya çalışan elitlere ne deniyor. Halbuki lümpen ya da profesör ikisi de manevi eksikliğin bedelini özgürce ama mutsuz bir şekilde ödemeye mahkum. Dikkat çekenler ise lümpenler oluyor!

      Sil
    3. 14.31 Boş ver manevi değerleri. Bugünkü duruma bu manevi değerler yüzünden düştük. Tersine, manevi değerlerden hiç uzaklaşmadık. Manevi değerleri büyük bir maharetle istismar eden siyasetçilerin ekmeğine yağ sürdük. Ders almadık, maalesef manevi değerler hala prim yapıyor ve yapmaya devam edecek. Çünkü toplum cahil. Esas olan evrensel değerlerdir (Her alanda). Çoğunluk bunu idrak edebilse çağ atlarız.

      Sil
    4. Mutfak kapısını kilitleyip, önüne sadece iki tabak bayat ve zehirli yemek koyduğun adama "Neden düzgün beslenmiyorsun, bak yine zehirlendin!" diye kızmak; serbest iradeyi anlamamak değil, sistemi kuranların suçunu kurbana yıkmaktır. Sermayenin ve medyanın vitrine koyduğu iki çürük elma arasında tercih yapmaya zorlanan bir halka "yanlış seçim yaptınız" demek, garsonun berbat menü yüzünden müşteriyi suçlamasından farksızdır.

      Sil
    5. İsiniz gucunuz yonetimleri suclayip halki temize cikarmak. Halk cok duzgun kotu olan yoneticiler oyle mi?

      Sil
    6. Halk düzgün olsa düzgün yöneticiler seçer.

      Sil
    7. Dogru, Fransızları ele alalim simdi gidip Irkci bir partiyi basa getirecekler ve isler daha da sarpa saracak. Bu batiliların cebinde para varsa medeni gorunurler ama paralari azaldi mi gaddarlasirlar!

      Sil
  3. Hocam Musk ın ABD de 72 milyon 18 yaş altı çocuğa 12milyar$ spacex hissesi dağıtarak,halkı geleceğe ortak etme kararını nasıl buldunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam bir kapitalist kandırmacası. Adam başı 167 dolarla hiçbir şeye ortak olunmaz. Ama çocuklar Spacex e ortak olduklarını düşünerek onun modellerini vb. ürünlerini satın alacaklar. Böylece Musk verdiğinden fazlasını geri alacak ayrıca aidiyet oluşturmuş olacak. talep edecek Müthiş bir tüketim tuzağı.

      Sil
    2. Hocam ekonomiler böyle tuzaklarla büyüyor işte..

      Sil
    3. Musk ayrim yapmis Tum ABDlileri 35 dolara ortak edebilirdi. Hatta 1.5 dolar karsiligi tum dunyayi!

      Sil
  4. Günümüz siyaseti, siyasetçisi güncel ihtiyaçları karşılayamıyor, çağa ayak uyduramıyor. Geçmişin mirasında aynı doğrultuda ilerlemeye çalışıyorlar. Ama artık bu mirasçı siyaset dünya ölçeğinde mümkün değildir.

    Temel ihtiyaçlar sadece yemek, barınma ve korunma değildir. Bunlar bile sağlanmakta zorluk yaşanıyorsa geri plana bırakılan diğer görmezden gelinen ihtiyaçlar biriktikçe patlama etkisi yaratması kaçınılmaz oluyor. Burda da vandallara alan açılıyor!

    Her ülkenin kendi protesto kültürü var, ordaki siyasilerde olaylar bu kadar tırmanmadan karar almıyorsa her protesto bir öncekinden kat ve kat şiddetli ilerliyor. Ne halk için ne yönetenler için bu şiddetli hak arayışı ve hak teslimi süreci sürdürülebilir değil.
    Üstelik diğer ülkelere de örnek oluyor. Arap baharı da böyle başladı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak yorumunuza katılmakla birlikte Fransa'daki yağma olaylarının önemli ölçüde kendi kültüründen değil ithal kaynaklı kültürlerden doğduğu yani daha çok göçmenlerce yapıldığı yolunda görüşler var.

      Sil
    2. Batılıların gaddar olduğunu bilmeyen mi var. Sömürge ülkeleri şimdiki göçmen millatlerin atalarına ne yaptı. Yazık İngilizler bütün Afrika kıtasını neredeyse İngiilizce ve Fransızca konuşan milletler haline getirdiler. Ama Osmanlı zamanında yüzyıllarca yaşayan milletlerin dili değişmedi. Bu sömürgeciler yüzyılda bile milletlerin dilini değiştirdi. Sorsan çok medeni insanlar. Ama geçmişleri berbat. Şimdi medeni görünme sebepleri de tamamen zenginlik. Zenginlikleri gidince medeniyetleri de bitiyor. Şimdi çok medeni görünen Japonlar da aynı hikaye. Dedelerinin yaptığı zulümler ortada. Demem o ki bu batılılardaki medeniyet tamamen maddi güce dayalı. Bazıları da onların içten medeni olduklarını zannediyor.

      Sil
  5. Peki hocam, 1968 hareketi ile günümüzü kıyaslarken, 1968'deki öğrenci profilinin sınıfsal kökeni ile bugünkü banliyö gençlerinin sınıfsal ve ırksal dışlanmışlığı arasındaki nitelik farkı analizinizi nasıl etkiler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok etkilemez çünkü zaten buna vurgu var yazıda.

      Sil
    2. 1968 hareketinde Üniversitelerin Özgürleşmesi ve Sisteme eleman yetiştirmeye yeter değen bir yapıda vardı..Şimdi daha çok sistem bizide içeri alsın türü bir gelişme var,Bizde birleşip Girişimci şeyler yapalım demek daha iyi bir alternatif

      Sil
  6. Türkiye'de buna benzer olay yaşanır mı hocam, eğer yaşanırsa sonuçları nasıl olur sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 6 - 7 Eylül olayları nedeni bambaşka olsa da benzer yağma olaylarıyla sonuçlandı. Gezi de bir başkaldırıydı ama yağmaya dönüşmedi. Türkiye, dini gereği kaderci bir toplum o nedenle benzeri hareketlerin yaşanma olasılığı yüksek değil.

      Sil
    2. Halkta kurban kültürü yaygın,başkaldırma yerine kendini kurɓanlaştırıyor.

      Sil
    3. Cevabınız için teşekkür ederim, hocam.

      Sil
  7. Hocam yazınızı okumadan aşağıdaki yorumu yazmıştım.
    "Hocam , Fransa'daki olaylardan bir sistem başkaldırısı analizi çıkarmak çok zorlama bir tespit bana kalırsa. Bu gençler sistemden istediklerini alamadıkları için öfkeli , ama sistemin dışında bir dünya tasavvurları yok. Aksi olsaydı,Louis Vouitton mağazasını yağmalayıp ordaki çantaları çalmazlardı.Mağazayı ürünleriyle birlikte yakarlardı ve burdan belki bir sistem karşıtlığı sonucuna varılabilirdi.Ama durum böyle değil."
    Meğer siz de yazınızda aynı şeyden bahsetmişsiniz. Nokta atışı tespit.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakış açınız sorunlu gösterilere 500 bin katılırken 5bin kişinin yağmaya karışması sistem karşıtlarına yanlış taraftan bakıldığını gösterir.

      Sil
    2. Devlet denilen çeteler böyle işte, Türkiye dahil tüm devletler böyle. 500 bin kişi başkaldırır, devlet araya provakatör sokar yağmalatır , sonra tüm solu terörist göstermeye çalışır. Mekanizma her yerde aynı. En büyük hırsız ve terörist devletlerdir

      Sil
    3. İnsanların ne kadar bos ve amacsiz oldugu savundugu insan uydurması ideolojileri savunmasindan belli.

      Sil
    4. İdeolojiler, havadan uydurulmuş şeyler değil, yaşananların kategorize edilmesinden ortaya çıkıyor.

      Sil
  8. Hocam elinize sağlık. Fransa da bizdeki gibi fon rezaleti olsaydı, olaylar nereye evrilirdi? Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden olsa oralarda öyle bir şey olsa sorumlular hemen saptanır ve mahkemeye çıkarılırdı, işin içinde siyasetçiler, bürokratlar varsa istifa ederler ya da görevden alınırlardı diye yanıtlardım. Ama şimdi o kadar emin değilim. Her tarafta inanılmaz bir bozulma, kokuşma var. Küreselleşme iki şeyi küreselleştirdi: sermaye hareketlerinin serbest dolaşımını ve ahlaki çürümeyi. O nedenle ne olurdu sorunuza şu olurdu diyemiyorum.

      Sil
    2. Ülkeler faizle borçlana borçlana ülkelerin bütçesini faize akıtıyorlar. Asıl problem bu. Dikkat edin dünyada en hızlı teknololik gelişmeler günümüzde yaşanıyor ama dünya ekonomisi de büyük bir durgunluğa sürükleniyor neden peki? adam gibi faizi dışlayan bir ekonomi modeli olmadığı için! Tüm gelişmiş ülkeler borç ve faiz batağına saplanmış bekliyor. 2008 yılında devletler bunu para basarak devleti borçlandırarak bir şekilde aştı. Ama şimdi gidecek yok kalmadı görünüyor.

      Sil
    3. Herkes kapitalizmi belli araliklarla krjze sokan seyin faiz oldugunu biliyor ama sesini cikarmiyor. Cunku faizi savunanlar ve ondan nemalanmaya calisan genis halk kesimleri var.

      Sil
    4. Kapitalizmi krize sokan şey faiz değil. Kapitalizmi krize sokan şey açgözlülük, enflasyon, aşırı tüketim, ahbap - çavuş ilişkileri. Faiz, bunların nedeni değil sonucu.

      Sil
  9. Hocam haklısınız baş yok. o zaman buyurun başı çekin. Olanları anlamamış olmanızı ayrıca kınıyorum. Hocam bir tarafta ülkenin kaymağını yiyen, egemenler var. Diğer tarafta haklarının sömürülerek zenginleşen insanlara karşı durun yeter artık diyenler. Hocam mızrak çuvala sığmıyor. Minareyi çalanlar kılıfı uyduruyorlar ama hırsızlara kimse ceza vermiyor. Sadece WhatsApp gruplarından çıkarmayı cezadan saymazsak. Bu gün en büyük terör kaynağı maalesef güvenlik güçleri gibi görünüyor. Trafikte her köşe başında ellerinde dronlarla peşimizden koşturuyorlar ama çolumuzu çocuğumuzu okullarda silahla vuruyorlar. güçleri bize yetiyor. Gelin başımızı çekin bu sömürüye dur diyelim. Sizin aklınız kesiyor. üniversite de yemek yemeye çalışan öğrencilerin başına ordu yığan düzeni görmezden gelmeyi bırakın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğiniz gibi görmezden gelsem çekilir köşeme oturur buralarda da yazı falan yazmazdım.

      Sil
  10. Hocam yukarıda belirttiğiniz üzere hedef değerler ve lider olmayınca ayaklanma anarşik olaylara evriliyor sonuç örgütlü olmadığı için kısa sürede eylemler sona erecek ve başladığı noktaya geri dönecektir. Ekonomik yetersizlik ve dışlanmışlık.

    YanıtlaSil
  11. Mahfi Hocam, izlemeye vaktiniz olursa size suç-polisiye dizisi önermek isterim. Amazon prime video da şuan 2 sezon olarak yayında.
    Hunting Party 2025-2026
    "Av Partisi, varlığı bile bir sır gibi saklanan yüksek güvenlikli bir hapishaneden kaçan, ülkenin bugüne kadar karşılaştığı en tehlikeli katilleri yakalamakla görevlendirilen özel bir soruşturma ekibini konu alan yüksek tempolu bir suç dizisidir."

    https://www.imdb.com/title/tt21906554/?ref_=fn_t_1
    https://www.primevideo.com/-/tr/detail/0RC43HOGNL1MESLXLO2GMHYZ77/

    YanıtlaSil
  12. "1968'de gençler kapitalizmin yarattığı tüketim toplumunu sorguluyordu, bugün bazı gençler aynı tüketim toplumunun dışında bırakıldıkları için başkaldırıyor."

    Harika bir ayrım yakalamışsınız. Bunun benzerini uzun süredir Türkiye için düşünüyorum.

    Siyasi muhalefet ve muhalif aydınlar genellikle, Akp düzeninin yarattığı haksız ikiliği (bilhassa şahsi çıkar, kazanç ve hukukta) ön planda tutmak istiyorlar. Bu taktiğin arkasında yatan ana fikir, "toplumun buna şiddetli tepki göstereceği" yönünde olsa gerek.

    Oysa önemli bir halk kesiminde adaletsizliğe bu itiraz içselleştirilmiyor. Tam tersine "İkiliğin kazanan tarafında olma" güdüsü ağır basıyor diye düşünüyorum.

    Dolayısıyla "AKP kendi yandaşlarını işe sokuyor", "ihale veriyor", "kendi yandaşlarını zengin ediyor" falan dediğimizde istediğimiz amaca hizmet edip etmediğini tekrar düşünmeliyiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar doğru ki tespitiniz. İnsanların önemli bir bölümü niteliğine bakmaksızın orada yer almaya özeniyor ve çabalıyor.

      Sil
    2. İBB'de Halk ekmek uretimi son 6 yilda azalmasina ragmen calisan kadrosu yuzde 50 arttı.

      Sil
  13. İyi günler güzel tespitler benim eklemek istediğim bir atasözü biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle de oluyor. Çünkü yıllarca kapitalizm çalışırsanız siz de yaparsınız tezini işledi ama son dönemlerde çalışmaya yer yok olsa da kazanılan parayla ancak yaşanabiliyor.

      Sil
  14. Hocam tüketim toplumu ve yağma kültürü birbirini besleyen bir ɓütündür,birbirinden ayrılamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle olmak zorunda değil. Mesela 1968 başkaldırılarında böyle bir yağma görülmemişti. Ama özellikle son 25 - 30 yılda tüketim öylesine körüklendi ve özendirildi ki buradan bir yağmacılık doğdu.

      Sil
    2. Yagmacilik denen sey bir ahlak sorunudur. Gosterilere sadece protestocular degil iti kopugu da katilir! Ki bu serseriler boyle bir kargasa ortaminı siddet partisine donusturmek isterler!

      Sil
  15. Bu önemli konuyu işlediğiniz için teşekkür ediyorum.Kanımca bu isyan Branko Milanoviç'in taslağını çizdiği ve kapitalizmin son ürünü olacağı anlaşılan toplumun ilk işaretleri gibi görünüyor. Covid'den daha bulaşıcı olacak, çünkü 68'de olduğundan daha entegre bir dünya ekonomisi ve müthişi bir iletişim var. Ve bu olgunun Fransız İhtilalinden Komün ayaklanmasına evrensel değişimin ilk işaretini vermiş Paris'te yüzünü göstermiş olması çok şaşırtıcı değil. Tüketim toplumunun en tepesinde oturanlara bundan böyle rahat yüzü olmayacak. Milanoviç'in makalesini merak edenler için: https://branko2f7.substack.com/p/sketching-the-new-dysto-utopian-world

    YanıtlaSil
  16. Hocam konuyla alakası yok ama Abd 40 trilyon dolar borcunu düşürmeyi düşünüyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden ödeyecek,devletler borçlanabildiği ölçüde güçlüdür.

      Sil
    2. Borclanmanin da bir siniri var en fazla milli gelirin yuzde 60'ı kadar. Bu abd:deki gibi yuzde yuzleri aşmamalıdır asarsa her zaman risk altinda kalir. Su an yasanan sikintilarin temelinde de devletlerin borcları var. Turkiye bu konuda cok iyi yuzde 30'un altinda!

      Sil
    3. Bizdeki % 30 borç yükü ABD'nin % 100ü aşan borç yükünden daha az sıkıntılı değil. Çünkü biz iç borcumuzu kendi bastığımız parayla ama dış borcumuzu ABD'nin bastığı parayla ödüyoruz oysa ABD bütün borcunu kendi bastığı parayla ödüyor.

      Sil
    4. Hocam biz de tüm borcumuzu kendi bastığımız parayla ödeyelim. Bu sorunu hafifletmez mi? Onlar serbest piyasada kendileri dolara çevirsinler. Böylece yükümüzü azaltmış oluruz.

      Sil
    5. Kime kabul ettireceğiz ki paramızı. Bizim insanımızın bir bölümü bile kabul etmeyip döviz tutmaya çabalıyor.

      Sil
    6. Bizim Devletin net borcunu tam bildiğini düşünmüyorum,Bizim borcumuz kime ? Türk halkınamı,Galatalı Londra Bankerlerinemi

      Sil
    7. En iyi bildiğimiz şeylerden birisi borçlarımız. Kime borcumuz olduğunun tek tek, kuruş kuruş hesabı kayıtlı. Hazine her ay Borç Raporu yayınlıyor oraya bakarsanız borçların kime olduğunu (isim olarak değil tabii) hangi kuruluşa hangi gruba veya devlete borçlu olduğumuzu görebilirsiniz.

      Sil
  17. X te bir paylaşımınız vardı. Dedim kesin bir makale paylaşmıştır yanılmamışım. Fransada macron kurtarıcı olarak göreve geldi ama öyle olmadığı ilk döneminde görüldü. Macron seçildikten sonra da buna benzer birçok eylem oldu. Küresel ve digital dünyayı bir bütün olarak düşünmek yerine: bir ilin yarısını kalkindirip yarısını geri birakmayla, dünyanın yarısını kalkindirip diğer yarısını farkli nedenlerle geri bırakmak aynı şeydir diye düşünüyorum. Tek örnek uzerinden gitmek biraz yanlış olur ama yinede yazayım geçen hafta gerçek demokrasi ile ilgili bir makaleniz vardı. Oraya yazmıştım dünyada gerçek demokrat yok. Belki 30 sene önce balkanlardaki savaşı görmezden gelirsem yunanistandan sonra böyle olaylar yoktu. Batı toplumu ekonomik refahı doğu ile paylaşmadıkça bugün sınır belki fransa yarın fransayida aşıp gerçek demokrat dediğimiz başka ülke olacak. Yaş aldıkça şunu farkediyorum biz dejavu yaşıyoruz. Bu gunku yasadkklarimla geçmişi kıyaslarsam kavimler göçünün bir anda baslayip bittigini düşünmüyorum. Tüm dünya eşit refah seviyesine erişinceye kadar bu göçler ve olaylar durmayacak.

    YanıtlaSil
  18. Evet 68'ler aynen Mahfi hocamızın anlattığı gibiydi. Okurken çok duygulandım. O günleri anımsadım. Şimdiki jenerasyon (Fransa'daki eylemciler) dahil bunu anlayamaz. Solcular varlıklı bile olsa lüks tüketimden kaçınırdı. Ucuz sigara Birinci içmeyen solcu sayılmazdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam Fransa devrimci sol, Türkiye de statükocu sol var.

      Sil
    2. Fransa'da ahlaki yozlasma var. Evlilik disi cocuklar eskortlar ve gay;ler. Bu insanlarda saft kaymasi var sen kalkmis yok soyle solcular yok boyle solcular diye dikkati ideolojiye cekiyorsun!

      Sil
    3. Ahlaki yozlaşma her yerde var. Sizin dikkatinizi seks ile ilgili durumlar çekmiş, isterseniz bizdeki yolsuzluklara, vurgunlara bir bakın. Ahlak asıl oralarda yozlaştı.

      Sil
  19. selçuk yurttaş19 Ekim 2026 20:26

    Hocam Türkiye de içerisinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumlar sebebiyle tepki verme ihtimali yüksek olan bir ülke. Fakat toplum mimarisinin uğradığı başkalaşım ve zaten azınlıkta olan kitlenin de sesinin kesilmesi bu tepkiselliği sıfıra indiriyor. Fransa'da yapmış olduğunuz analiz çerçevesinde en azından sisteme karşı bir başkaldırı olmasa bile sistem ürünlerine, belirtilen sınıfa ulaşamamanın ve ulaşmaktaki zorluğun vermiş olduğu öfkeyle insanlar "bir şey"e başkaldırıda bulunabiliyor. Bizde ise her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın kitlesel bir hareket görmek imkanısın da ötesinde. Bundan kastım yakıp yıkmak değil elbette, hukuki hak arayışları bile zaten sonu belli algısıyla başlamadan sona eriyor. Bu ve bunun gibi sebepler bu ülkeden, toplumdan ve sair tüm devletsel ve kitlesel ögelerden beni kilometrelerce uzağa fırlatıyor. Tahayyülü bile çok zor olan gerçekleri gün aşırı üstel olarak katlanmış şekilde sindirip yaşamaya çalışıyoruz. Ne bir umut ne bir varoluş çabası sergilemek istemiyor insan. Bunu değiştirebilecek bir toplum ve düzenin de olmaması cabası. Bu ülkeden Jean Paul Sartre çıksa ne fayda? İki günde vatan haini olup taşlanır. Saygılar, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Nazım Hikmet'i, Sabahattin Ali'yi hapse attı bu ülke. Oysa Cezayir Savaşını protesto eden gençlerle yürüyen Sartre'ı tutuklamak için izin isteyen polis şefine De Gaulle'ün verdiği yanıt müthiştir: "Sartre Fransa'dır." Yani Fransa'yı tutuklayamazsınız demek istemiştir.

      Sil
  20. Sevgili üstat günaydın.

    Yazınızı okurken Fransa’da Gini katsayısının geçen yıllar içerisinde nasıl seyrettiğini merak ettim ve yapay zekadan bu konuda destek istedim Eurostat’tan çektiği veriler sonucu aktardığı bilgi şöyle;
    “ Eğilim: 2015-2022 arasında Gini 28,5 ile 29,8 arasında yatay seyretmiş. 2018'deki 28,5'ten 2025'teki 30,4'e yaklaşık 1,9 puanlık, 2015'ten 2025'e ise 1,2 puanlık bir artış var. Son üç yılda (2023-2025) yükselme daha net görünüyor. ”

    Çok selam ve sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok önemli veriler sevgili Cafer Bey. Gelir dağılımı bozuldukça bu olaylar daha da artacak.

      Sil
  21. Hocam bu kıyaslamayı yaptığım için belki bana kızanlar olabilir:

    Elimde %100 kanıtlı bir veri yok, sadece "hissiyatım" var:

    Sizin gibi "eski kuşak (jenerasyon)"dan olan insanlar hangi ideolojiye yakın olursa-olsun fark etmeden söylüyorum:

    Yani ister "68 kuşağından solcu" olunuz,

    İster "68 kuşağından sağcı" olunuz;

    Sanki o yıllarda "insancıllık ve merhamet" daha fazlaydı diye düşünüyorum, böyle bir hissiyatım var.

    Günümüz kuşağı ise; hangi ideolojiye yakın olursa-olsun "insancıllığını ve merhametini kaybetti" diye düşünüyorum.

    Sizin gözleminiz nedir hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim kaldı eski solculardan?

      Sil
    2. Haklısınız. Kapitalizmin daha çok tüketim ve zenginleşme baskısı insanları hangi görüşte olursa olsun bir şekilde esir alıyor. Öyle olunca da yalnızca kendi çıkarını düşünen ve kollayan insanlar çoğalıyor.

      Sil
    3. Mahfi bey bugün 76 yaşında olmasına rağmen, belediye otobüsüne bindiğinde kendisinden daha yaşlı, yürümekte zorlanan bir teyze gördüğünde ona oturması için kendi yerini veriyor mu? Yoksa o teyze ayakta mı bekletiliyor yolculuk boyunca?

      Sil
    4. Sanki solcularin kapitalistlerden farkli olarak sadece dunyevi degil uhrevi amaclari da varmis gibi konusmaniz cok ilginc. Sanki ayni yolun yolcusu degilmis gibi konusuyorsunuz. İki zihniyette dunyaci nihayetinde!

      Sil
    5. Benden yaşlı fazla da kimse yok galiba ama ben benden yaşlı olmasa da yaşlı kadınlara ve mutlaka hamile ve çocuklu kadınlara, engelli kadın ya da erkeklere yer veririm.

      Sil
    6. En çok da uhrevi amacı varmış gibi olanlardan çekinin asıl dünyacı olanlar ama öyle değilmiş gibi görünenler onlar zira.

      Sil
    7. Emin değilim, Mahfi bey "belediye otobüsü"ne falan hiç binmiyordur herhâlde. Çünkü galiba Mahfi beyde bir miktar "elitlik" var, halkın arasına karışmaktan pek hoşlanmaz. ("Mısır" seyahatine çıktığında, oradaki insanlardan pek hoşlanmadığını yazmıştı mesela.)

      Mahfi bey muhtemelen "taksi" veya "uber benzeri" birilerini çağırıyordur kendi ayağına, onunla gidiyordur nereye gidecekse.

      Sil
    8. Belediye otobüsüyle de, dolmuşla da, metroyla da yolculuk yapıyorum. Arabayla gitmediğim yerlere ki İstanbul'da artık park yeri olmayan yerlere arabayla gitmek kolay değil, bunlarla gidiyorum. Sandığınızın tam tersine ben hep halkın içindeyim. Pazara giderim, alış verişimi marketlerden ya da bakkaldan kendim yaparım, Sarıyer'in içinde yürür, esnafla ve halkla konuşurum.
      Mısır seyahatinde söz ettiğim durum bambaşka bir şeydi. Orada insanlara bir şey sorduğunuzda peşinize takılıp para istiyorlar. Hiçbir şey sormasanız da yine para istiyorlar. Yabancıysanız para vermek zorundaymışsınız gibi. Bunun halkın arasında olmakla ilgisi yok. Bu taciz.

      Sil
  22. Herkese çok basit bir soru sormak istiyorum. Yasal ama sistemli ve haksız olarak sizden çalınanları (fırsat eşitliği, eşit eğitim, eşit sağlık, eşit beslenme, gelecek endişesi olmadan insanca ve özgür yaşama hakkı gibi) sizden çalınanları, yasadışı bir yolla geri almak, hırsızlık veya yağmamıdır? Kanunlar kimin kanunları, bu kanunlar kaç kişiyi şatafat içinde yaşatırken, kaç milyonu sefalet içinde yaşatıyor? Şimdi sorumu tekrar soruyorum. Yasal ama sistemli ve haksız olarak sizden çalınanları, mevcut sisteme göre yaşadışı bir yolla geri almak, yağmalamak mıdır??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam tanımı o mudur bilmiyorum ama hukuk dışılık olduğu kesin.

      Sil
    2. Böyle süreçleri geri almak mümkün değildir insanlar bu yüzden isyan ediyor.

      Sil
    3. "Fransız İhtilâli"nin ilk 1 yılını (yani salt 1789'un başından 1790'ın sonuna kadar olan kısmı) anlatan olayları öğrenmenizi öneririm.

      Bu spesifik konu hakkında; "Kitapyurdu" veya "Nadirkitap"ta epey kaynak var, araştırıp bulabilirsiniz.

      İhtilâlin ilk yılında sıradan, normal statüdeki Fransız halkı, "Fransız krallığından arta kalan aristokratlara ve onların malvarlığına" nasıl davranmış; bu kitaplardan okuyarak öğrenebilirsiniz.

      Sil
    4. Fransız ihtilali 1789'da oldu ama ihtilalin amaçlarına ulaşması 100 yıldan fazla zaman aldı.

      Sil
    5. Sayın Adsız20 Ekim 2026 13:10
      Fransız ihtilalinden sonra sırf soylular sınıfından oldukları için 1 yaşında bebeklerin bile katledildiğini, malları (adaletsiz bir şekilde çok küçük bir azınlık olan doğuştan soyluların malları) nın nasıl yağmalandığını gayet iyi biliyorum. İsterseniz sizde bu ihtilalden önce çok büyük çoğunluk alt tabakanın asla bir üst sınıfa çıkma şansı olmadan, nasıl açlık ve sefalet içinde aşağılanarak insan değil köpek gibi binlerce yıl nasıl yaşadığını bir okuyun. Soyluların arazileri üstünde yaşayan insanlarda yine bu doğuştan aristokratların yarı yarıya malı sayılırdı. Döver söver öldürürsün gıkını çıkaramaz, ölmeden ağzını açabildi ise hapishaneye (Bastil başta ama tek değil) tıkılır ve çürümeye terkedilirdi. Bu kadar uzun süre, yüzlerce değil binlerce yıl birikmiş öfke bir patlarsa işte aynen fransız ihtilalindeki gibi olur. Benim sorum belli, kralın koyduğu yasalara göre evet hukuksuz ama diğer taraftan hakları olanı mevcut zamanda tek bir kişi, kral veya 3-5 soylu tarafından konmuş yasalara göre hukuksuz ve kanunsuz olarak hakları olanı almaları, YAĞMA SAYILIR MI? Ne isim konabilir bilemiyorum ama bana göre buna yağmalama veya hırsızlık denemez. Kanunlar konusunda da bir soru işareti yaratmak istiyorum. İngiltere de bir dönem penceresi olan her eve pencere sayısına göre vergi konmuş, halkta pencerelerini çivileyerek tamamen kapatmakta bulmuştu. Sonuç: Vatandaşlar hastalıktan kırılıp doktor hemşire yetişemez hale gelirken ve ölümler roket gibi yükselişe geçince, bu vergi tam hatırlamıyorum ama sanırım 3 yıl sonra kaldırılmıştı. O dönem bu vergi kanunla konmuş ve hukuki idi ama 3 yıl sonra değildi!!! Bir başka örnek; Amerika da 1930 larda düşünebiliyor musunuz amerika da alkollü içki yasaklanmıştı!! Sanırım o da 2 yıl kadar sürmüştü. Sonuç; Alkollü içkilerin tüketimi 2-3 kat artmış ve ortaya Al Capone gibi içki kaçakçıları çıkmıştı. 2 yıl sonra bu yasak kaldırıldı. O dönem içki yasak ve hukuksuzdu ama 3 yıl sonra yasaldı. Burada ki sorumda, Hukuk kim yada kimlerin ve hangi zaman diliminin hukuku, kanunlar kimin yada kimlerin kanunları?? Her hangi bir şey savunmuyorum, sadece kendi kendime sorduğum soruları buraya da yazdım. Saygılar..

      Sil
  23. Hocam, gençlere sigara özendirmek gibi olmasın ama;

    Siz gençliğinizde "Birinci" marka veya "Maltepe" marka sigara içtiniz mi?

    Hatırlarsınız:

    O yıllarda içilen sigaranın markasının ne olduğunun, içen kişinin hangi dünya görüşüne mensup olduğuna dair ipucu verdiği bir algı vardı; bu algı sizde de var mıydı Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben daha çok pipo içtim. Ama arada sigara da içerdim. Maltepe de içtim. Benim gençliğimde zararı bu kadar öne çıkarılmamıştı. 20 yıldan uzun süre geçti bırakalı. Çok içmiyordum ama bıraktığım için çok memnunum. Başlarda pek fark olmadı ama sonra çok fark etti. Sigaraya hiç başlamamak gerekir. Başlamış olanın da hemen bırakması.
      İçilen sigaraya göre algı oluşması bana mantıklı gelmiyor. O zamanda gelmezdi şimdi hiç gelmiyor.

      Sil
  24. Yazınızla birlikte bir kere heyelanın etekleri arasında kalmış cılız ağaç gibi hissettim. Düzene ayak uydurmak zorunlu olunca gelen felaket görmenin ne gibi bir faydası oluyor? Yalnızca sesli düşünüyorum. Toplumsal yaşam günümüzde kaçılmaz bir ihtiyaç ancak toplumu bilinçlendirebilecek güce sahip kişi/kurum/yetkiler karşısında bireysel acziyet canımı sıkıyor.

    YanıtlaSil
  25. Mahfi bey ara sıra "sol"u övücü şeyler yazıyor ya,

    İşte o an şartellerim atıyor,

    Yastıkları yumruklayasım geliyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şarteliniz değil şalteriniz atıyordur muhtemelen. Çünkü şartel diye bir şey yok.

      Sil
    2. Hocam (15:37),

      Şiddete karşı olduğunuzu biliyorum; eğer 14:55'de yazan arkadaşa yumruk atsaydınız daha az acı verirdi...

      😄 😄 😄 😄 😄

      Sil
    3. Amacım kimseye yumruk atmak falan değil, bir çok kişi şaltere şartel, şarja şarz diyor. Bu yanlışları düzeltmek okullarda olmayınca görev bizim gibi yaşlılara düşüyor.

      Sil
    4. Aslında telefondan, tabletten veya PC den nereden yazarsan yaz Google düzeltiyor.
      Hatalı yazmak kolay değil artık.
      Şarteli de denedim.
      Düzeltti.
      (Buraya yanlış yazarken de düzeltmeden yazmak için bir tıklama daha yapmak zorunda kaldım)

      Sil
  26. Hocam yapay zekada yaşanan gelişmelerin bu uçurumu arttıracağını düşünüyor musunuz? İşsizliği arttırıp bu durumu daha da körükleyebilir gibi geldi bana. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

    YanıtlaSil
  27. Size 50 saniyelik bir video gönderdim:

    https://m.youtube.com/shorts/qZxBp6Bj7GM

    Yorumunuz nedir Mahfi hocam?

    YanıtlaSil
  28. Aslında İsmail Kartal Roma maçından sonra istifasını vererek kendi adına çok doğru bir şey yaptı. Bence istifadan döndürüleceğini biliyordu, bu yüzden istifa hamlesini yaparak yerini sağlamlaştırdı en azından süresini uzatmış oldu. Aksi halde o gün istifasını vermeseydi bugün çoktan görevden alınmış olacaktı. Şu anda görevden de alınamıyor. Çünkü görevden alınırsa bütün oklar Aziz Yıldırım'ı gösterecek. Madem görevden alacaktın o halde neden istifasından döndürdün denilecek. Dolayısıyla şu anda Aziz Yıldırım'ın eli kolu bağlı ve hiçbir hamle yapamıyor. Bu yüzden ben İsmail Kartal'ın duygusal değil, iyi bir stratejisyen olduğunu düşünüyorum. İstifa hamlesiyle üzerindeki baskıyı da azalttı. Ben zamanında istifamı vermiştim siz beni döndürdünüz artık olumsuz sonuçlarda yapacak bir şey yok diyor, çünkü ben yapmam gerekeni zamanında yapmıştım demeye getiriyor. Bu yüzden eskisinden çok daha rahat ve kendince güçlü. Lakin futbolcular gözünde artık güvenini kaybetti. Fenerbahçe'de eksik olan en önemli şey coşku. Teknik direktör zamanında pes ettikten sonra ne yaparsanız yapın artık futbolculara o coşkuyu veremezsiniz. Çünkü futbolcular coşkusunu hiçbir zaman kaybetmeyen, hiçbir zaman vazgeçmeyen ve kenara baktıklarında da dimdik, yıkılmaz duran bir lider görmek isterler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben aynı kanıda değilim. İsmail Kartal'ın gerçek anlamda istifa ettiğini ve zorla geri döndürüldüğünü düşünüyorum. Sizin dediğiniz gibi bu stratejik bir hamle olsaydı "bir daha geri dönmemek üzere" ifadesini kullanmaz "istifa ediyorum" der giderdi.
      Geri getirilmesi büyük hata oldu. ben Kartal'ın getirilmesini savunmuştum ama istifa etmiş bir yöneticiyi zorla geri getirmek çok yanlış bir hamle. Her şeyden önce oyuncular ve taraftar nezdinde ciddi bir itibar kaybı söz konusu.
      Galatasaray maçı Kartal için son maç olabilir. Fenerbahçe orada yenilirse Kartal'ı takımın başında tutmaya Aziz Beyin gücü yetmez çünkü ardından oklar Aziz Beye yönelecektir.

      Sil
    2. GS bu akşam Lille’yi yenebilir. Fakat FB maçı çok farklı geçer. Bence derbi sıfır pozisyon ve yoğun baskıyla 0-0 biter. Böyle olunca da herkes görevine devam eder.

      Sil
    3. İlk tahminin tuttu bakalım pazartesi de tutacak mı?

      Sil
  29. Fon konusundaki meclis konuşmalarını dinlediniz mi, yada haberden özeti okudunuz mu hocam? İlişki ağlarına yönelik iddiaların olduğu konuya girmeyeceğim ama
    Pblk, takasın kesinliği (spk md.79) konusunda yasa ve yasanın hatırlatılması konusunda o kadar çabaya rağmen iktidar ve ortağı bunu görmezden geldi.
    Psikolojik açıdan yaşananları duyguları anlatacak kelime yok galiba.
    İlk günlerde herkes kamu kaynağı kullanılmasın dedi peki sonuçları itibariyle insanlar mahkeme yoluna gidince kamu kaynağı daha fazla zarar yaratmayacak mı? Zarar sadece para mı olacak!?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla bu Fon meselesi gerçek suçlular ortaya çıkarılmadığı sürece ne desek boş.

      Sil
    2. Biraz sabredersek cikacak.

      Sil
    3. Bir günde çıkacak şey bir ayda çıkmamışsa umut yok demektir. Umarım yanılırım.

      Sil
    4. Keşke yanılan siz olsanız hocam :/
      Bu hayatta bir şey öğrendiysem o da çözümü açık ve kolay olan iş hemen çözülmüyorsa önce süründürülür sonra sündürülür ve en sonunda "oldu bittiye" getirilir.

      Sil
    5. Bir günde nasıl çıkacak bir hırsızlık olayı bile aylarca sürüyor çözülmesi. Böyle bir organize cok taraflı ve çok katmanlı bir meselenin çözülmesi aylar sürer.

      Sil
    6. Bu öyle bir hırsızlık olayı değil. Bütün işlemler dijital olarak yapılıyor ve hepsinin kayıtları var. Onun için bir günde kim nereye paraya yatırmış, kim çekmiş, kaç para çekmiş, ne kadar getiri elde etmiş hepsini bırakın bir günü birkaç saatte çıkarmak mümkün. Kayıtların yüklü olduğu bilgisayara sorsanız o verir. İlave bir şey yapmaya gerek yok. MASAK bunun için var. Bütün kayıtlar SPK'da, bankalarda mevcut. Yeter ki istensin.

      Sil
    7. Vurgunu yapanlar serbest dolaşırken
      vurgunu haber yapan gazetecilerin tutuklanması bize suçluların ortaya çıkarılabileceği konusunda umut vermiyor.
      Fon haberleri yaptı diye tutuklanan gazeteciler:
      Şaban Sevinç
      Mustafa Balcı
      Murat Ağırel
      İsmail Saymaz

      Sil
  30. Avrupada kanatimce lider sorunu yaşanıyor.Özellikle de lokomotif üçlüde...Khol,chirack,merkel,schröider,miterand,teatcher,blair'lardan şimdikilere. Nerdeeennn nereye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. ABD de aynı durumda.

      Sil
    2. Putin: "Amanın Ukrayna Noto'ya girecek, sonra da bize saldıracak"
      Trump: "Amanın İran nükleer silah yapacak bize saldıracak"
      Netanyahu: "Amanın İran bize saldıracak, Filistinliler bizi bitirecek"

      Diyerek gerçekleşmeyecek risklerden bahsedip savaş çıkarıyorlar.
      Dünya emtia fiyatları artıyor, kaynaklar silahlara gidiyor en önemlisi insanlar ölüyor.
      Hem kendi ülkelerine hem de dünyaya zarar veriyorlar.

      Bunu neden yapıyorlar?
      Kime ne faydası var.
      Amerikalılara, İsraillere veya Ruslara mı?
      Bu ülkelerin halkları gerçekten bu savaşları istiyor mu?

      Sil
  31. Son birkaç yıldır Mahfi bey'in yazılarının konusu "iktisat" ağırlıklı olmaktan çıktı; "siyaset & sosyoloji" ağırlıklı yazılar oldu. Hâlâ böyle devam ediyor.

    Bunun sebebi nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok basit bizim temel meselemiz iktisat değil artık hukuk, demokrasi, özgürlük gibi temel konular. Bunlar çözülmeden ekonomi düzelmez.

      Sil
    2. Ekonomi düzelmeden de demokrasi, hukuk gelmez. Ceteris paribus, sadece kişi başına düşen gelir 40,000 dolar ve istihdama katılım da %70,Türkiye şu ankinden daha demokratik olur. Zorunda kalırlar çünkü, bizimkilerin hukukla kaybedecekleri bir şey olmadığı için böyle. Fakirler, paraları yok. Demokrasi ve hukuk fakirlik sevmez, aynı kutuplar gibi ne kadar yaklaşırsa o kadar uzaklaşıyor. Fon meselesinde veya eyt'liler aralarında örgüt kurup haklarını aradılar mesela. Bir de bu değerler postmateryal olduğu için, ilk önce materyalden kurtulmamız lazım. Materyal ihtiyaçları tamamlanınca zaten insanların canları sıkılır, dert ararlar hukuk ve demokrasi de o sıkıntı sonuncunda talep edilir. Bizimkilerin canının sıkılmasına türkiyem izin vermiyor. Hukukun önce mal ve zenginlik koruma kısmı halledilmeli, sonra aşağı tabakaya da yayılır.

      Sil
    3. Hocam katılamıyorum. Bu makul bir anlatı ama sadece makul bir anlatı, bilim değil. Bilim olması için gerekenleri bu hoca gayet iyi anlatmış

      https://www.instagram.com/reel/C5nTDWYt24l/?l=1

      Sil
    4. Bir cevapta ben yazayım, iktisat & ekonomi, siyaset ve sosyaloji ve hatta dahi psikolojiyi kapsar kardeşim. Ekonomi ve İktisat bilimi, sosyoloji, psikoloji ve siyasetten ayrı düşünülemez..

      Sil
  32. https://www.instagram.com/reel/DerzFUngUBw/ hocam ne düşünüyorsunuz

    YanıtlaSil
  33. Hocam çifte kriz gelirmi?

    YanıtlaSil
  34. "JP Morgan"ın bizim piyasalar ile ilgili verdiği kararın sonuçları neler olabilir Mahfi bey?

    Türkiye artık dünya piyasalarından tamamen izole mi edildi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Hocam
      "MASAK bunun için var."
      Dediniz ama
      Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak, Nisan ayında Tera hakkındaki şikâyetleri nedeniyle TERA nın şikayeti üzerine iki kez gözaltına alınmış.
      Böyle bir durumda MASAK ta aktif yönetimde olanlar TERA ya dokunmaya cesaret edebilir miydi?

      Sil
    2. Dünya piyasalarından izole edilmedi ama artık borçlanmak daha da pahalı hale geliyor.

      Sil
    3. 13:29,
      Burada siz başka bir şey söylüyorsunuz. Demek ki teknisyenlere, bürokratlara siyasetçi baskısı var. Bu tabii bambaşka bir düzey.
      Bu dediğinizin doğru olup olmadığını bu fon vurgununa bulaşan siyasetçilerin ortaya çıkarılıp çıkarılmayacağına ve bunların mahkemeye verilip verilmeyeceğine bakarak anlayacağız.
      Biraz daha bekleyelim bakalım ne olacak?

      Sil
  35. Biz tam olarak ne yaşıyoruz hocam, hak denilen şey gücü olanın ne anladığıyla mı sınırlı artık. ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet tam olarak bunu yaşıyoruz. 2017'de oylanan tam olarak buydu.

      Sil
  36. İdeolojik tutarlılık açısından çok yerinde tespitler barındıran yazınız için teşekkür ederim . 1968 ayaklanmaları dünyanın siyasal iklimi ile paralel halk hareketleriydi. O günlerde sınıf bilinci bu güne göre daha üst düzeyde idi. O hareketlere siyasal bilinç kazandıran lider kadrolar daha donanımlıydı. Komiteler sendikalar öğrenci dernekleri çok daha aktifti. Aydınlar daha aydındı ve sizin de sahip olduğunuz siyaset bilimi disiplinlerine hakimdiler. İstisnaları vardır ancak genel itibarı ile lümpenlik bu kadar yaygın değildi. Sivil toplum ve işçi örgütlerinin üniversitelerin sanatçıların kültür insanlarının aydınların bu günkü durumuna bakacak olursak muhalefet partilerinin başarısızlığının sebebi ortaya çıkar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Ahlaki Tehlike ve SPK'nın Tasfiye Kararı