Siyasal Sistem, Ekonomik Sistem ve Ahbap - Çavuş İlişkileri

Bir ülkeyi demokratik, otoriter, kapitalist, sosyalist ya da faşist olarak tanımlamak, o ülkenin nasıl yönetildiğini ve ekonomik kaynakların nasıl dağıtıldığını tek başına açıklamaz. Çünkü bu kavramlar aynı türden özelliklere işaret etmez. Siyasal sistemler, iktidarın nasıl belirlendiğini, kullanıldığını ve sınırlandırıldığını; ekonomik sistemler ise mülkiyetin, üretimin ve kaynak dağılımının nasıl örgütlendiğini açıklar.

Bunlara ek olarak devlet ile ekonomik çıkar grupları arasındaki ilişkiler de bir ülkenin gerçek işleyişini anlamada önemli rol oynar. Devlet ekonomik faaliyetlerde ne kadar güçlü olursa olsun, bu gücün hangi kurallarla ve kimin yararına kullanıldığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle ülkeleri üç boyutta incelemek daha açıklayıcıdır: siyasal sistem, ekonomik sistem ve siyasal iktidar ile ekonomik çıkar grupları arasındaki ilişkiler.

Siyasal Sistemler: İktidar Nasıl Belirlenir ve Sınırlandırılır?

Siyasal sistem, bir ülkede iktidarın nasıl elde edildiğini, kullanıldığını ve denetlendiğini ifade eder. Seçimlerin yapılması, siyasal rekabetin koşulları, temel hakların korunması ve iktidarın sınırlandırılması bu sistemin niteliğini belirleyen unsurlardır.

Liberal Demokrasi: Seçimler, Hukuk ve Temel Haklar

Liberal demokrasilerde siyasal iktidar özgür ve rekabetçi seçimlerle belirlenir. Anayasa, hukuk, temel haklar, kuvvetler ayrılığı ve kurumsal denetim mekanizmaları iktidarın sınırlandırılmasını sağlar. Muhalefetin faaliyet gösterebilmesi, temel hakların korunması ve iktidarın hesap verebilir olması da demokratik işleyişin temel unsurlarıdır.

Seçimler, demokrasinin temel unsurlarından biridir. Ancak medya özgürlüğünün, yargı bağımsızlığının ve siyasal rekabetin sınırlı olduğu ülkelerde seçimler yapılmaya devam etse bile demokratik kurumların işleyişi zayıflayabilir.

Dolayısıyla seçimler demokrasiyi tanımlamak için tek başına yeterli değildir.

Otoriter Rejimler: İktidarın Sınırlı Denetimi

Otoriter rejimlerde siyasal iktidar üzerindeki denetim ve iktidara alternatif oluşturma imkânları sınırlıdır. Seçimler yapılabilir; ancak muhalefetin faaliyetleri, medya özgürlüğü ve siyasal rekabet çeşitli biçimlerde kısıtlanabilir.

Bu nedenle bir rejimin niteliğini değerlendirirken yalnızca seçimlerin yapılıp yapılmadığına değil, iktidarın ne ölçüde denetlenebildiğine ve siyasal rekabetin ne kadar özgür olduğuna da bakmak gerekir.

Faşizm: Otoriter ve Aşırı Milliyetçi Bir İdeoloji

Faşizm, otoriterlik ve aşırı milliyetçilikle karakterize edilen, siyasal çoğulculuğu reddeden bir ideoloji ve yönetim anlayışıdır. Lider kültü, muhalefetin bastırılması, siyasal şiddetin meşrulaştırılması ve toplumun milliyetçi hedefler doğrultusunda seferber edilmesi faşist hareketlerin belirgin özellikleri arasındadır.

Faşizm öncelikle siyasal bir ideoloji olduğu için doğrudan kapitalizm veya sosyalizmle eş anlamlı değildir. Faşist rejimlerin ekonomik uygulamaları ayrıca incelenmelidir.

Ahbap-Çavuş İlişkileri ve Demokrasi

Kayırmacılık yalnızca ekonomiyi değil, demokratik kurumları da etkileyebilir. Seçimler ve demokratik kurumlar varlığını sürdürürken kamu kaynaklarının iktidara yakın gruplara yönlendirilmesi, kurumların tarafsızlığını ve siyasal rekabetin eşitliğini zayıflatabilir.

Bu durumu anlatmak için kullanılan “ahbap-çavuş demokrasisi” ifadesi, demokratik kurumlarla kayırmacı iktidar ilişkilerinin bir arada bulunduğu durumları tanımlamak için kullanılabilir. Bu ifade, evrensel olarak kabul edilmiş ayrı bir rejim kategorisinden çok, demokratik işleyişin kayırmacılıktan nasıl etkilenebildiğini açıklayan bir kavramdır.

Kayırmacılık yalnızca gelişmekte olan ülkelerde veya yalnızca demokrasilerde görülmez. Otoriter rejimlerde de devlet ile ekonomik çıkar grupları arasında ayrıcalıklı ilişkiler kurulabilir.

Ekonomik Sistemler: Mülkiyet ve Kaynaklar Nasıl Örgütlenir?

Ekonomik sistemler, üretim araçlarının mülkiyetinin kimde bulunduğunu, ekonomik kararların nasıl alındığını ve kaynakların nasıl dağıtıldığını açıklar. Kapitalizm ve sosyalizm ekonomik örgütlenme biçimlerini açıklarken sosyal demokrasi, piyasa ekonomisini sosyal adalet ve yeniden dağıtım politikalarıyla bağdaştırmayı amaçlayan bir siyasi gelenek ve politika yaklaşımıdır. Devlet kapitalizmi ise devletin ekonomik mülkiyet ve faaliyetlerdeki ağırlığını ifade eder.

Kapitalizm: Özel Mülkiyet ve Piyasa

Kapitalizmde üretim araçlarının önemli bir bölümü özel mülkiyettedir. Üretim ve yatırım kararlarında özel işletmeler, sermaye sahipleri ve piyasa mekanizmaları belirleyici rol oynar.

Ancak kapitalist ekonomilerde devletin rolü aynı değildir. Bazı ülkelerde devletin ekonomik faaliyetleri görece sınırlıyken bazılarında kamu hizmetleri, sosyal güvenlik, düzenlemeler ve kamu yatırımları çok daha kapsamlıdır.

Bu nedenle kapitalizm, devletin ekonomiden tamamen çekildiği bir düzen anlamına gelmez.

Sosyal Demokrasi: Piyasa Ekonomisi ve Sosyal Adalet

Sosyal demokrasi, piyasa ekonomisini ve özel mülkiyeti korurken ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri azaltmayı amaçlar. Vergiler, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, işçi hakları ve toplu pazarlık gibi araçlarla piyasanın sonuçları dengelenmeye çalışılır.

Sosyal demokrasi, liberal demokrasiyle çelişen ayrı bir siyasal rejim olmak zorunda değildir. Demokratik seçimlerin, temel hakların ve hukuk devletinin korunduğu bir siyasal çerçeve içinde uygulanabilir.

Temel fark, demokratik kurumların varlığından çok ekonomik ve sosyal politikaların hangi hedeflerle şekillendirildiğidir. Amaç piyasayı ortadan kaldırmak değil, piyasa ekonomisini sosyal adalet ve fırsat eşitliğiyle bağdaştırmaktır. 

Devlet Kapitalizmi: Devletin Ekonomideki Gücü

Devlet kapitalizminde özel mülkiyet ve piyasa varlığını sürdürür; ancak devlet aynı zamanda büyük bir yatırımcı, üretici, işveren veya sermaye sahibi olabilir.

Enerji, finans, savunma ve altyapı gibi alanlarda kamu işletmeleri, kamu bankaları ve devlet yatırım fonları önemli rol oynayabilir. Devlet, piyasanın yerine tamamen geçmek yerine piyasa ekonomisinin içinde güçlü bir aktör olarak faaliyet gösterir.

Devletin ekonomideki ağırlığı tek başına kayırmacılık anlamına gelmez. Önemli olan, ekonomik kararların hangi kurallara göre alındığı ve kamu gücünün nasıl kullanıldığıdır.

Sosyalizm ve Devlet Sosyalizmi: Kamu Mülkiyeti ve Planlama

Sosyalizm, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini ve ekonomik kaynakların daha kolektif biçimde örgütlenmesini savunan farklı düşünce ve uygulamaları kapsar.

Devlet sosyalizminde üretim araçlarının önemli bir bölümü kamu mülkiyetindedir. Üretim, yatırım ve kaynak dağılımına ilişkin kararlar büyük ölçüde devlet tarafından belirlenebilir; merkezi planlama ekonomik örgütlenmede önemli yer tutabilir.

Bununla birlikte sosyalist modellerin hepsi aynı ölçüde merkezi planlamaya dayanmaz. Devlet kapitalizmi ile devlet sosyalizmi arasındaki farkı anlamak için yalnızca devlet mülkiyetinin büyüklüğüne değil, özel sermayenin konumuna, piyasanın rolüne ve ekonomik kararların hangi amaçlarla alındığına da bakmak gerekir.

Siyasal İktidar ve Ekonomik Çıkar Grupları: Devlet Kimin Yararına İşliyor?

Bir ülkenin siyasal ve ekonomik yapısını anlamak için yalnızca iktidarın nasıl belirlendiğine veya mülkiyetin kimde olduğuna bakmak yeterli değildir. Devlet ile şirketler, sermaye sahipleri ve diğer çıkar grupları arasındaki ilişkiler de önemlidir.

Devlet ekonomik faaliyetleri düzenleyebilir, kamu yatırımları yapabilir, teşvikler sağlayabilir ve kamu ihaleleri açabilir. Bunlar tek başına kayırmacılık anlamına gelmez. Asıl mesele, bu yetkilerin genel ve şeffaf kurallara göre mi, yoksa belirli gruplara ayrıcalık sağlamak için mi kullanıldığıdır.

Ahbap-Çavuş Kapitalizmi: Siyasal Bağlantılarla Dağıtılan Ayrıcalıklar

Ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalism), ekonomik fırsatlara erişimde siyasal bağlantıların belirleyici hale geldiği bir düzeni ifade eder.

Bu sistemde piyasa ve özel mülkiyet varlığını sürdürür; ancak ekonomik başarı yalnızca rekabet, verimlilik ve yenilikçilikle açıklanamaz. Siyasal bağlantılar, kamu ihaleleri, devlet teşvikleri ve düzenlemeler de şirketlerin başarısını etkileyebilir.

Örneğin:

Şirket A siyasal iktidara yakın → kamu ihalesi alıyor → devlet teşviklerinden yararlanıyor → rakiplerine karşı avantaj elde ediyor.

Buradaki sorun devletin ekonomiye müdahale etmesi değil, kamu gücünün belirli şirketlere ayrıcalık sağlamak için kullanılmasıdır.

Bu nedenle devlet kapitalizmi ile ahbap-çavuş kapitalizmini birbirinden ayırmak gerekir. Devlet kapitalizminde temel özellik devletin ekonomik faaliyetlerde güçlü bir aktör olmasıdır. Ahbap-çavuş kapitalizminde ise ekonomik ayrıcalıkların siyasal bağlantılar üzerinden dağıtılması belirleyicidir. İki özellik aynı ülkede bir arada bulunabilir, ancak birbirlerini zorunlu olarak gerektirmezler.

Ülkeleri Üç Farklı Boyutta Değerlendirmek

Ülkeler çoğu zaman tek bir kategoriye tam olarak uymaz. Bir ülke demokratik ve kapitalist olabilir; başka bir ülke otoriter bir rejim altında piyasa ekonomisini sürdürebilir.

Bu çerçevede ülkeleri üç temel boyutta değerlendirmek daha anlamlı olabilir:

Siyasal sistem: Demokrasi ↔ Otoriterlik

Ekonomik örgütlenme: Piyasa ağırlığı ↔ Devlet ağırlığı

Devlet ile çıkar grupları arasındaki ilişki: Kurallı rekabet ↔ Kayırmacılık

Bu boyutlar birbirini etkiler, ancak birbirinin yerine geçmez. Devletin ekonomide güçlü olması kayırmacılığı zorunlu kılmadığı gibi, piyasa ekonomisinin varlığı da rekabetin adil olduğunu garanti etmez. Aynı şekilde seçimlerin yapılması da siyasal iktidarın etkili biçimde sınırlandırıldığını tek başına göstermez.

Ahbap-çavuş ilişkileri, başlı başına ayrı bir siyasal veya ekonomik sistem olmaktan çok, farklı sistemler içinde ortaya çıkabilen bir ilişki biçimidir. Ancak kayırmacılık yaygınlaşarak siyasal kararları ve ekonomik fırsatların dağılımını belirleyen temel unsurlardan biri haline geldiğinde, bir ülkenin siyasal işleyişi ahbap-çavuş demokrasisi, ekonomik düzeni ise ahbap-çavuş kapitalizmi olarak nitelendirilebilir. Bu kavramlar, bağımsız sistemlerden çok, siyasal kurumların ve piyasa ilişkilerinin kayırmacılıktan nasıl etkilendiğini anlatır.

Sonuç

Ülkeler çoğu zaman tek bir kategoriye tam olarak uymaz. Demokratik bir ülke kapitalist veya sosyalist bir ekonomiye sahip olabilir; otoriter bir rejim de piyasa ekonomisini sürdürebilir. Ayrıca siyasal bağlantılar, ekonomik rekabeti ve kamu kaynaklarının dağılımını etkileyebilir.

Daha açıklayıcı sorular sormak gerekir: İktidar nasıl belirleniyor ve sınırlandırılıyor? Ekonomik kaynakları kim kontrol ediyor? Piyasa ile devlet nasıl bir rol üstleniyor? Kamu gücü genel kurallara göre mi kullanılıyor, yoksa belirli gruplara ayrıcalık mı sağlanıyor?

Bir ülkenin gerçek yapısı, yalnızca siyasal etiketlerinde değil; iktidarın nasıl kullanıldığında, kaynakların nasıl dağıtıldığında ve ekonomik fırsatlara erişimin hangi kurallara bağlı olduğunda ortaya çıkar.

Yorumlar

  1. Her ülke için sistemsel olarak geçerli olan şey; ülkenin her politikasını, politikacısını denetleyen asli unsur halktır. Halk boşvermişlik - adamsendecilik, çıkarcılık içinde hareket ederse hiç bir kural, yasa kanunsuzluğa karşı işlemez.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Hocam,

    Bugün Türkiye'de sistem değişimi yapacak olsaydınız ve tek birini seçmek zorunda kalsaydınız. Hangi sistemi seçerdiniz? Günün koşullarını ve toplum yapısını göz önünde bulunduralım mümkünse.

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sosyal demokrasiyi seçerdim. Ne var ki benim seçimimin bir anlamı yok. Halk neyi seçerdi o önemli. Halk, dinle yakın ilişkili otoriter rejimleri tercih ediyor. Dolayısıyla bizim seçtiğimiz sosyal demokrasi ilk tökezlediğinde halk yine dine dayalı otoriter rejimi savunan partileri seçerdi.

      Sil
    2. Sosyal demokrasi mezheplerde yok fakat Kuran'da vardır. Yetimin, yoksulun korunması (sosyal devlet anlayışı), servetin belli ellerde toplanmaması (Haşr 7) ve yönetimin istişareyle (demokrasi/ortak akıl) yürütülmesi (Şura 38) gibi. Bunun yanında sosyal demokrasiyi seküler boyutta savunanlarla paralel olarak Kuran'da da bireysel ibadetler ve yaşam tarzına devlet karışamaz. Nitekim namaz kılmamanın ya da alkol almanın dünyevi bir cezası yoktur. Lakin kamusal düzen ve ağır suçların dünyevi cezası vardır ve devlet burada ilahi sınırları gözetmelidir. Kısas (Kasten adam öldürme - Bakara 178) Hirabe / Eşkiyalık-Terör (Kamusal güvenliği bozma, yol kesme Maide 33) gibi. Çünkü burada toplumda yaşayan herkesin can, mal ve namus güvenliği söz konusudur. Toplumsal adaletin ve kamu barışının sağlanması o kadar hayatidir ki bunlar dönemsel siyasi çıkarlara veya güç sahiplerinin inisiyatifine bırakılmayıp evrensel birer kural/kırmızı çizgi olarak belirlenmiştir.

      Sil
  3. Mahfi hocam, size çok temel bir sorum olacak:

    • Siz normal seviye bir parasal gelire sahipsiniz. Yoksul değilsiniz, zengin değilsiniz; orta hâllisiniz.

    • Bir ayakkabınızın hasar gördüğünü tespit ettiniz. Eğer o hasar tamir edilebilecek gibiyse; ayakkabınız hâlâ giyilebilecek vaziyette.

    • Ayakkabı tamircisi; bu hasarı inceledi ve tamir edebileceğini size söyledi, makûl bir fiyat sundu.

    • Günümüz dünyasında; çeşit çeşit, milyonlarca ayakkabıya ulaşmak artık çok kolay. Siz; eğer isterseniz ayakkabınızı tamir ettirip giymeye devam edebilirsiniz, isterseniz bu hasar görmüş ayakkabınızı çöpe atıp kendinize yeni bir çift ayakkabı alabilirsiniz.

    • Böyle bir durumda siz ne karar verirdiniz?

    Bu sorumu; sizin kişisel tercihinizi öğrenmek için sorMAdım.

    Size sorumun özü şu:

    Günlük hayatımızda buna benzer kararlar verirken;

    • Bolluğun olması; ne karar vereceğimize etki ediyor mu?

    • Günlük hayatımızda daima maliyet odaklı (para odaklı) düşünmeye mi alıştık? Geçmişte (bolluğun olMAdığı çağlarda) davranışlarımız yine maliyet odaklı mıydı?

    • Günümüz dünyasında yeni bir çift ayakkabı almak imkânımız var iken, bu karar yerine, hasar görmüş ayakkabımızı tamirciye götürüp tamir ettirmek ve giymeye devam etmek; nostalji ile karışık bir tür erdem mi (veya ahlâk mı) içeriyor? Aslında böyle bir karar vererek, sadece kendi ruhumuzu mu tatmin etmiş oluyoruz? Bu durumun, "iktisat bilimi" ile izah edilebilecek bir tarafı var mı? Size sorduğum bu soru; iktisadın dışında bir soru mu? / iktisadı ilgilendiren bir soru mu?

    Cevaplarsanız çok memnun olurum Mahfi hocam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski ayakkabının durumuna bağlı.
      Geçen yıl Timberland (boat shoe tipi) marka ayakkabımın (20 yıllıktı, 125 dolara ABD'den almıştım. O zamanki kurla kabaca 200 TL'ye geliyordu) tabanı çıktı. Ayakkabı o kadar sağlam ve temizdi ki yenisini almak yerine ayakkabıyı tamirciye götürüp ikisinin de tabanını yeniden yapıştırttım. 700 liraya mal oldu. Ayakkabının yenisi (az önce internetten baktım) ABD'de 135 dolar. TL karşılığı 6750 liraya denk geliyor. Türkiye'deki satış fiyatı ise 10 bin lira. Tabii her ayakkabı uzun süre kullanımdan sonra böyle temiz kalmaz. Ama fiyatlar inanılmaz bir düzeye gitmiş
      Aynı ayakkabı ABD'de 20 yıl önce 125 dolar iken bugün 135 dolar olmuş. 20 yılda fiyatı % 8 artmış. Türkiye'de ise 200 liradan 10.000 liraya çıkmış. Yani 50 kat pahalanmış. Bu durumda eğer ABD'de yaşıyorsanız yenisini almak Türkiye'de yaşıyorsanız ve ayakkabı temiz ise tamir ettirmek en akıllıca iştir. ABD'de ayakkabı ucuz, tamir pahalıdır. Türkiye'de ayakkabı pahalı tamir nispeten ucuzdur.
      Konunun ahlâkla pek bir ilgisi yok. Nostaljiyle olabilir.

      Sil
    2. Şimdi ise siz bireysel bir müşteri olarak, sıradan bir vatandaş Mahfi Eğilmez olarak; yurtdışından ayakkabı siparişi bile veremezsiniz artık!

      Biliyorsunuz "siyaset"; gümrük mevzuatında değişiklik yaparak, yurtdışından (internet üzerinden) ürün satın almayı "zorlaştırdı" !!!

      Mahfi bey,

      Yine dönüyoruz-dolaşıyoruz, sizin bu yazının anafikrine geliyoruz:

      "Siyasal Sistem, Ekonomik Sistem ve Ahbap - Çavuş İlişkileri"

      Bir ayakkabıdan yola çıktık, yine Türkiye'deki "siyaset"in getirdiği zorbalıklara ulaştık !!!

      Ülkemizde her ama her konu (istesek de, istemesek de) "siyaset"e bağlanıyor mu?!

      Ne dersiniz Mahfi bey?!

      Sil
    3. Evet ne yazık ki öyle.

      Sil
  4. Hayvanlar ve bitkiler aleminde "devlet" diye bir konsept yok; ne güzel özgür bir şekilde, ferah ferah yaşıyorlar.

    Biz "insanlar" ise "devlet" diye bir şey icat ettik; binyıllardır bunun sıkıntılarıyla uğraşıp duruyoruz...

    Şu "devlet"i ortadan kaldırsak, şu "devlet" konseptini hayatımızdan tamamen kaldırsak olmuyor mu?

    Bu mümkün değil mi?

    Cevabınız nedir Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bitkiler alemi için haklısınız ama hayvanlar aleminde çoğu hayvan cinsinde (maymunlar, aslanlar, filler, öküzler vb) tıpkı insanlar aleminin ilkel zamanında olduğu gibi bir kabile yaşamı ve bir şef vardır. Bunun örneklerini National Geographic kanalında görmek mümkün.

      Sil
    2. Bu bir öneri değil dostum sadece bir hezeyan!

      Sil
  5. Sayın Eğilmez, yazınız için teşekkür ederim. Yazınız devlet yönetimi şekillerini kapsadığına göre, devlet yönetimi seçimlerinin sonucunda halk tarafından seçilen yöneticiler, seçim süresi içinde seçimde vaat ettikleri yönetimi uygularlar, süreç tamamlandığında da yönetimi başkalarına bırakacaklarını bilmeliler. Çoğu parlamenter rejimde en fazla 2 seçim süresi sonunda aynı şahsın seçimi tekrarlanmaz. Sebebi de bilindiği üzere yönetim genellikle 10 senede yozlaşır, yozlaşmanın önlenmesi içinde 10 senelik yönetim süresi sonunda yöneticilerin değiştirilmesi gerekir. Yani yönetim belirli bir süre için (genellikle 10 sene) olur. Yönetimi ele geçirerek sonsuza kadar sürdürülmesine mani olunmalıdır.
    Yani sadece devlet yönetimi değil, her türlü yönetimin belirli bir süre olması, sonra da başka bir yönetime devredilmesi en sağlıklı yoldur. Yönetimin ele geçirilerek sonsuza kadar sürdürülmesi tamamen yozlaşmaya neden olacağı bilinmelidir.
    Devlet yönetimlerinde; Ahbap - Çavuş tipi, Faşizm tipi, Biat tipi yönetimler olamaz, çünkü bu tip yönetimler, yönetimin ele geçirilmesini gerektirir, belirli bir süre sonunda yönetimin bırakılmaması için her türlü yola baş vurulmasına yol açar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama teorik olarak. Uygulamada bunlar olabiliyor.

      Sil
    2. Kayırmacılık sorunu Halide Edip zamanında da varmış.

      Halide edip o zamanın Türkçesi ile bun "tarafgirlik" diye adlandırmış ve Atatürk'e yazdığı mektupta şöyle demiş:

      "Tarafgirlik, cehalet ve çok konuşmaktan başka müsbet bir netice veren yeni bir hayat yaratamıyoruz."
      Devamında da biz bunu asla çözemeyiz demiş ve çözüm olarak da Amerikan mandasını önermiş.
      (Atatürk de "manda falan yok beyler, biz başaracağız" demiş.)

      Bunu hala çözememişiz ki MHK da hakem atamalarını İngiliz mandasına teslim ettik.
      SPK yı da Fransız mandasına mı versek?

      Sil
  6. Hocam dünyada adam kayırmacılık endeksi var mı? Eğer böyle bir endeks olsaydı sizce Türkiye kaçıncı olurdu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok. Türkiye kadar ileri kayırmacılığa sahip ülkeler vardır bence.

      Sil
    2. Bu tarz soyut şeylerin mikdarını sormak abesle iştigal!

      Sil
    3. Soyut olduğuna emin misiniz? Puanı yettiği halde dışarıda bırakılan kaç kişi var ve bunların yerine puanı düşük olduğu halde sırf ideolojiden dolayı alınan kaç kişi var? Liyakate uygun olmayan toplam kaç ideolojik atama var? Bunlar soyut mu yoksa geriye doğru soruşturma açılsa sayısı tespit edilebilecek somut kavramlar mı?

      Sil
    4. Aslına soyut gibi görünen pek çok şey anketlerle somut hale getiriliyor.

      Sil
    5. Kayırmacılık endeksi aslında kulağa abesle içtigal gibi gelse de ben bir mühendis olarak her şeyi ölçmek isterim.
      "Ölçemezsen bilemezsin, bilemezsen yönetemezsin" (Peter Drucker) bu söz beni iş hayatımda çok etkilemiştir.

      Buradan hareketle direk kayırmacılık endeksi değil ama aşağıdaki bazı veriler bir endeks oluşturmakta işe yarayabilir:

      1. KPSS de en yüksek puanları alıp mülakatları geçmeyenlerin sayısı.
      2. Son 20 yılda devlete alınan memurların eğitimindeki imam hatip ve düz lise oranı ile toplam imam hatip-düz lise oranı arasındaki fark
      3. Çeşitli merkezi sınavlarda çalınan soruların sayısı
      6. Hapisteki belediye başkanlarının partilere göre dağılımı
      8. TERA nın borsaya açtığı şirketlerle diğer kurumların borsaya açtığı şirketlerin geçmiş yıllık performans grafikleri
      9. Devlet bankalarının reklam verdiği TV kanlarının dağılımı
      10. Devlet bankalarının teminat mektubu verdiği FON kuruluşlarının dağılımı

      Sil
    6. YZ ye sordum böyle bir indeks varmış:
      V-Dem Enstitüsü'nün her yıl yayımladığı çok net ve küresel çapta kabul gören sıralama endeksleri vardır. Enstitü, ülkeleri sadece tek bir liste halinde sıralamak yerine, demokrasinin farklı boyutlarını yansıtan iki ana endeks üzerinden küresel sıralamalar oluşturur.
      1. Liberal Demokrasi Endeksi (LDI - Liberal Democracy Index): Hukukun üstünlüğünü, bireysel hakları, yargı bağımsızlığını ve yürütmenin denetlenmesini ön planda tutan en prestijli sıralamasıdır.

      2. Seçimsel Demokrasi Endeksi (EDI - Electoral Democracy Index): Seçimlerin özgürlüğü, adilliği, seçme ve seçilme hakkı ile ifade/örgütlenme özgürlüğü kriterlerine göre ülkeleri sıralar.

      Türkiye, V-Dem Enstitüsü'nün endekslerinde uzun süredir "Seçimsel Otokrasi" (Electoral Autocracy) kategorisinde sınıflandırılmaktadır. Ülke, özellikle son on yılda dünya genelinde en çok gerileme (otokratikleşme) kaydeden ilk 10 ülkeden biri olarak gösterilmiştir.

      • Yaklaşık 179 ülkenin incelendiği küresel endekste Türkiye; liberal demokrasi notu baz alındığında 147. sıra civarında kendine yer bulabilmektedir. Bu sıralamayla Mısır, Ruanda ve Bangladeş gibi ülkelerle benzer grupta yer almaktadır.

      Sil
  7. İyi günler yine güzel tespitler teşekkürler ben genel durumu vergi sistemimize benzetiyorum bu konuda adeta halk ile devlet arasında bir antlaşma var devlet vergi konusunda tabana yaymıyor vatandaşa belli oranda göz yumuyor bu arada genelde vatandaşta az vergi veriyorum diye seviniyor hatta vergi kaçırmak bir başarı sayılıyor devlette dolaylı vergileri olabildiğince artırıyor böylece ahbap çavuş ilişkisi devam ediyor

    YanıtlaSil
  8. Atatürk, Cumhuriyeti'i ilân etmeden önce "halk"a sormadı ki (referandum yapmadı ki).

    Atatürk, harf ve dil inkılabını yapmadan önce "halk"a sormadı ki (referandum yapmadı ki).

    Atatürk, "laikliğin gelip / gelmemesi" ile ilgili önce "halk"a sormadı ki (referandum yapmadı ki).

    Bunlara ne cevap vereceksiniz Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsini halkı temsil eden meclise götürerek yaptı. Bugün de referandum istisnaidir. Hatta başkanlık sistemine geçtikten sonra çoğu konu mecliste onaylanmadan yürürlüğe giriyor. Bugünle kıyasladığımızda ilginç biçimde demokrasinin olmadığı o dönem daha demokratik görünüyor.

      Sil
    2. Beslenme krizi, seferberlik, düşük okuma-yazma oranı… Temel ihtiyaçlara erişimi kısıtlı olan, otuz yıl sonra dahi "demokrat"a "demirkırat" diyen insanlara neyi soracaksınız? Ebeveyn çocuğuna aşı yaptırırken çocuğa soruyor mu? Diyeceksiniz ki: "O aşı değil, zehirdi." Bunları gidin, yetiştiğiniz o tarikattaki şeyhinize söyleyin! Aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür Türk ulusu neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor.

      Sil
  9. Eğer size zahmet olmazsa:

    "Capitalism (kapitalizm)" kelimesinin bir terim olarak ne zaman kullanılmaya başlandığını biliyor musunuz?

    Bu kelimeyi ilk kez kullanan kişi "Adam Smith" mi? Yoksa onun çağından çok önce bir tarihte bir başkası mı?

    (Not: Size kapitalizmin bir sistem olarak başlangıç anını sormuyorum. Sadece kapitalizm "kelimesi"nin kullanım başlangıcının ne zaman olduğunu ve kim tarafından ilk kez söylendiğini soruyorum.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size zahmet olmazsa bu soruyu yapay zekaya soruverin. O benden iyi bilir.

      Sil
    2. Bu konuya en iyi cevap aşağıda, Ege Cansen'nin bundan tam 15 yıl öncesi yazdığı makalede.

      Ama asıl ilginç olan 2011 yılında herhangi bir Fon Vurgunu yaşanmamışken Ege Cansen'nin tam da bu durumu anlatması olmuş.
      Yazı Şöyle:

      "KAPİTALİZM yıkılmaz, çünkü böyle bir sistem inşa edilmemiştir. “Ahlak Felsefesi” profesörü Adam Smith’e (1723-1790) kapitalizmin kurucusu veya babası denmesi bir saygının ifadesidir.
      Kapitalizm, medeniyetin gelişmesiyle birlikte vücut bulan, özel mülkiyete ve rekabete dayalı “Serbest Piyasa Ekonomisi”nin galat adıdır. Adam Smith de bu doğal sistemin, sanayileşmenin başladığı kendi çağında, milletlerin refahına nasıl daha fazla katkı yapabileceğinin yol ve yöntemlerini göstermiştir. O çağda bırakın “kapitalizmi” henüz “iktisadiyat” (economics) sözcüğü bile yoktu. Kapitalizm kelimesini resmen ilk defa Adam Smith’ten 100 yıl sonra sahneye çıkan komünizmin babası Karl Marx kullanmıştır. İçinde yaşadığımız ekonomik sisteme kapitalizm demek doğru değildir. En doğrusu belki de bu düzeni “Hür Girişim Sistemi” diye adlandırmaktır.
      İKTİSAT, SOSYAL BİR BİLİMDİR
      İktisat, sosyal bir bilimdir. Çünkü uğraş alanının içinde paradan ve diğer faktörlerden önce insan vardır. Hem birey, hem sosyal sınıf/küme, hem ulus, hem de uluslar arası toplum olarak insan davranışı bu sistemin işleyiş esasını teşkil eder. Tamahkârlık, aç gözlülük, yaşanmakta olan krizin kaynağıdır. Kalıcı çözüm de bu davranışları değiştirmekten geçecektir. İktisat, hayatın kendisidir. İktisat, altın, arsa, borsa, döviz kuru, faiz, merkez bankası, kâr, zarar, gibi sözcüklerle yan yana kullanılır. Cahiller ve aptallar idare ettiği için batan Amerikan ve Avrupa bankaları veya dahiler yönettiği için kârlılık rekorları kıran Türk bankaları gibi flaş haberlerde iktisat kelimesi sıkça geçer. Bu sebeplerle “iktisat eşittir para” özdeşliği doğmuştur. Ama yanlıştır. Çünkü her para hareketinin gerisinde o parayı hareketlendiren bir insan vardır.

      KAPİTALİZM VE HUKUK
      Kapitalist veya benim tercih ettiğim deyimiyle “Serbest Piyasa Sistemi” hür insanlardan kuruludur. Bu sistemde yaşayan, çalışan, tüketen, tasarruf eden, tasarrufunu yatıran veya nemalansın diye bankalara emanet eden insanlar, hür iradeleriyle hareket eder. Onlara kazandıkları paralarla ne yapacaklarını devlet emredemez. Ancak devlet, bu hür ama yeterli bilgisi olmayan insanları kötü niyetli dolandırıcılardan veya iyi niyetli maceraperestlerden korumalıdır. Çünkü bu sistemde parasını birilerine (mesela bankalara) emanet etmekten başka makul seçeneği olmayan “masum” amatör vatandaşların karşısında, onlarla kıyaslanamayacak kadar çok piyasa bilgisi olan “cambaz”lar vardır. Vatandaşa 1982’deki banker krizinden sonra olduğu gibi “ne yapalım, kumar oynadın, kaybettin” denemez. Doğrudur, masum vatandaş biraz çakaldır. Cin olmadan adam çarpmaya, hırsızlık kazançlarından pay almaya eğilimlidir. Bunun böyle olması, onları dolandıranları, topladıkları mevduatı çok riskli işlere kredi diye veren banker bozuntusu bankacıları haklı kılmaz. Devlet kuracağı hukuk sitemi ile bu kabil, adına türev denilen “abidik gubidik” işlemleri yapılamaz hale getirmelidir. Hukuk, bireylerin girişimcilik ruhunu köreltmeyecek kadar esnek olmaya da mecburdur. Yoksa krize girmesi değil, batması kaçınılmaz Marxist ekonomi hortlar.
      Son Söz: Emanet parayla, kumar oynanmaz.

      Sil
    3. Çok güzel bir yazı.
      Ben de 2023 yılında adeta bugün yaşanan fon vurgununu aynen anlatan Fon adlı bir roman yayınlamıştım.

      Sil
    4. Hocam sizin kitabınızdaki slalom fonu şimdiki fon krizinde hangi fona tekabül ediyor?

      Sil
    5. Hepsinin ortak benzerlikleri var ama Slalom Fonu daha çok Tera'ya benziyor.

      Sil
  10. Murat DAĞLIOĞLU18 Ekim 2026 20:20

    Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  11. Hâlâ Türkiye kabilesinde yaşadığınızın farkında değilseniz size diyecek bir lafım yok hocam! Her söylediklerinin tersini yapıyorlar. Geldikleri zaman ne demişti reis. " Biz kabile devleti değiliz". Peki şimdi tam olarak neyiz? Reisin emrindeki kabile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yaşadığımızı da anlatmakla birlikte yaşamamız gerekeni de anlatıyorum. Yani yaşanan durumu kabul edip içselleştirmeyi ve susmayı değil tam tersine bu duruma başkaldırmayı, birilerinin emrinde olmamayı seçiyorum. Siz yaşadığımız durumu kabul ediyorsanız öyle devam edin.

      Sil
  12. Bunu okudunuz mu hocam, Piketty'nin görüşlerine katılır mısınız?

    https://www.odatv.com/ozel/kapitalizmin-ezberini-bozan-pikettye-fon-krizini-sorduk-zenginligin-siyasi-sirri-kitaptan-roportaj-120166984

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Piketty'nin üç kitabından yapılan bu alıntılara katılmamak bence mümkün değil. Türkiye'de yaşanan fon vurgunuyla ilgili sorulara bu kitaplardan aranan yanıtlar biraz zorlama olmuş olsa da işin özünde doğru şeyler. Bizdeki fon vurgunu siyaset gücünü de arkasına alan bazı insanların yarattığı ahlâk ve hukuk dışı bir vurgundur. Kapitalizmin birçok günahı vardır ama bu vurgunu yaratan kapitalizm değildir. Bir aydır suçluları bulup adalete teslim edemeyen de kapitalizm değildir. Bu yanlış ve bozuk siyasal yapının, iyi işlemeyen hukuk sisteminin bir sonucudur.

      Sil
  13. Sayın Egilmez bilgilendirmeleriniz için teşekkürler sizden ögrenmek istedigim bir husus var Merkez Bankası başkanı Bangkok taki toplantıda dövizin kademeli devalüasyon? İle ani ve sert devalüasyonu önlemek için kısmen serbest bırakılacagını söylemiş!Baskılanmış kur yöntemini ögrenmiş idik başkanın bahsettiği kur sistemi nedir ve adını ne koyabiliriz??
    Saglık ve esenlikler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Toplantıya katılan bazı ekonomistler ve bankacılar Merkez Bankası Başkanının bunu kasdetmediğini söylediler. Faizin bu kadar yüksek olduğu bir yerde döviz kurunu yükseltmek (ya da aynı anlamda olmak üzere TL'ye değer kaybettirmek) o adar kolay bir şey değil. Faizi düşürmek gerekir k o zaman da enflasyon yükselir.

      Sil
  14. Hocam sürekli yazıyorum sizde sürekli sansürlüyorsunuz ama bu sefer yazdıklarımı Fransızlar bile durmuşlar, onlar ayaklanmışlar. Tarih tekerrür ediyor. Fransa'daki bu eylemler, onlardan çok daha kötü durumda olan Türk halkına ne zaman ulaşır? Çünkü ne kadar saklarsanız saklayın gerçeğin tokadı önünde sonunda egemenlerin yüzünde patlayacaktır. Ortada adalet yok, halkı koruyan hiç bir yapı yok. Seçme ve seçilme hakkı çeşitli yollarla gasp edilmiş. Geriye ne kalıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer yazdıklarınız kanıtlanmamış bir takım suçlamalar, hakaretler ya da dayanaksız iddialar içeriyorsa yayınlamıyorum. Çünkü burası gazete değil .
      Fransa'daki eylemler konusunda yazımı bugün birazdan yayınlayacağım. Oradaki eylemler hukukun gasp edilmesiyle pek ilgili değil. Yazımda bunu ele alıyorum. Türk halkının oldukça önemli bir kısmı biat kültürü içinde yetişmiş insanlardan oluşuyor. Bu insanların çoğu yaşanan her türlü olumsuzluğu kader ile açıklamaya alışmışlar. O nedenle bizdeki durumu Fransayla karşılaştırmak ve aynı tepkileri burada beklemek çok doğru olmayabilir.

      Sil
    2. Hocam, elinizi vicdanınıza koyun; bu içinden çıkılmaz döngüden nasıl kurtulacağız? Bu haksızlıklara ve yolsuzluklara artık hep birlikte 'dur' demek zorundayız. Sizin yaptığınız bu 'tatlı su muhalifliği' ile ancak buraya kadar gelinebiliyor. Her fırsatta örnek verdiğiniz Atatürk’ün mücadelesini ve eylemlerini maalesef göz ardı ediyorsunuz; oysa başka bir kurtuluş yolu yok. Yakında bloğunuza da bir engel gelirse, arkamızda sizi savunacak kimse kalmayacak. Diktatörlük tam da böyle inşa edilir. Önce Diyarbakır Belediyesi’ne kayyum atadılar ve kimse sesini çıkarmadı; şimdi Üsküdar Belediyesi’ne de kayyum atadılar. Muhalif tek bir gazete, televizyon kanalı, Instagram veya X hesabı bırakmadılar. Hatta kapatılan hesapları listeleyen sayfayı bile kapattılar!
      Daha dün, 14 yaşındaki bir kıza tacizde bulunan ve o kızdan doğan 3 yaşındaki kendi çocuğuna aynı sapıklığı yapan bir adam serbest bırakıldı. Bu kararı mahkeme önünde protesto eden kadının ve çocuğunun şüpheli ölümlerine rağmen failleri serbest bırakan bir 'adalet' sistemini bize çare olarak işaret etmeniz size gerçekten mantıklı geliyor mu?

      Sil
  15. Harika tespitler.Mükemmel analizler.Tadına doyulmaz eşsiz bir anlatım.İpad elimizden düşmeden okuyoruz eşimle sizi. Elinize sağlık. Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Fatih Bey, eşinize ve size içten sevgiler.

      Sil
  16. Anne eliyle yapılmış tostumu yiyip çay içerken sizin yazınızı okuyorum :) elinize sağlık

    YanıtlaSil
  17. Hocam sosyal demokrasinin liberal demokrasiye göre dezavantajı ahbap-çavuş ilişkilerine daha çok müsaade etmesi olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil, sosyal demokrasi daha popülist olabiliyor.

      Sil
  18. Hocam merhaba, son zamanlarda Türkiyede gayrımenkul yatırımları çok düşmeye başladı biz de kendi evimizden çok düşük kira alıyoruz ve kiracıyı çıkartamıyoruz maaleesef kanunlara göre 10 sene kalabilir bu konuda bir yazı yazabilirseniz çok güzel olur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Ahlaki Tehlike ve SPK'nın Tasfiye Kararı