Magna Carta'dan Bugüne: Türkiye Nerede Duruyor?
İnsan hakları, hukukun üstünlüğü
ve bireysel özgürlüklerin gelişimi uzun bir süre aldı. 1215’te Magna Carta ile başlayan
süreç, yüzyıllar içinde İngiliz, Amerikan ve Fransız hak bildirgeleriyle geniş
çapta kabul gördü. Batı dünyasının yüzyıllar boyunca verdiği siyasal ve
toplumsal mücadelelerle ortaya çıkardığı ve domokrasiyle yönetilen ülkeler açısından
standart hale gelen bu anayasal ilkeler, bugün Türkiye’nin mevcut hukuk ve
yönetim pratiklerinde ne kadar karşılık buluyor?
Magna Carta (1215) ve Hukukun Üstünlüğü
Tarihi İlke: “Hiç kimse yasaların üstünde değildir.” Magna Carta
ile kralın keyfi uygulamaları sınırlandırılmış, yargı kararı olmaksızın
özgürlüğün ve mülkiyetin kişilerin elinden alınamayacağı ilkesi kabul
edilmiştir.
Bugünün Türkiye’si: Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesi devletin bir "hukuk devleti"
olduğunu söyler. Ancak pratikte, özellikle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine
geçişle birlikte güçler ayrılığı ilkesi önemli ölçüde zayıflamıştır. Uluslararası
endekslerde (örneğin World Justice Project Hukukun Üstünlüğü Endeksi) Türkiye,
yargı bağımsızlığı ve yürütmenin sınırlandırılmasına ilişkin endekslerde her
yıl daha da geriye gitmektedir.
Habeas Corpus Act (1679) ve Kişi Güvenliği
Tarihi İlke: “Beni neden tutukladığını hâkime açıkla.”
Hiç kimse yargıç önüne çıkarılmadan keyfi biçimde özgürlüğünden mahrum
bırakılamaz.
Bugünün Türkiye’si: Anayasa'nın
19. maddesi kişi hürriyeti ve güvenliğini garanti altına alır. Buna karşın Türkiye’de geniş yorumlanan suçlamalar, muhalif figürler,
gazeteciler ve aktivistler için uzun süreli ve cezaya dönüşen tutukluluk
süreçlerine yol açmaktadır. Kâğıt üzerindeki güvenceler, uygulamadaki siyasal
iklimle sık sık çelişmektedir.
Bill of Rights (İngiltere 1689 ve ABD 1791) ve İfade Özgürlüğü
Tarihi İlke: Parlamentonun üstünlüğü, mutlak monarşinin sonu ve
vatandaşın ifade, basın ve inanç özgürlüğünün anayasal korumaya alınması.
Bugünün Türkiye’si: Türkiye’de
parlamento (TBMM), Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yürütmenin güçlenmesi
karşısında eski denetim gücünü önemli ölçüde kaybetmiştir. İfade ve basın
özgürlüğü alanında ise ciddi gerilemeler yaşanmaktadır. Sosyal medya
sansürleri, RTÜK ve BTK cezaları, dezenformasyon yasası ("sansür
yasası") gibi yasal düzenlemeler, eleştirel seslerin kamusal alanda yer bulmasını
zorlaştırmaktadır.
Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) ve Eşitlik
Tarihi İlke: “İnsanlar haklar bakımından özgür ve eşit doğarlar.” Egemenliğin
kaynağı ulustur, bütün yurttaşlar hukuk önünde eşittir.
Bugünün Türkiye’si: Egemenliğin
kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi Türkiye’nin temel taşıdır. Ancak
kanun önünde eşitlik ilkesine karşın; liyakat sorunları, mülakat sistemindeki
haksızlıklar, cinsiyet eşitliğindeki gerilemeler (İstanbul Sözleşmesi'nden
çıkılması gibi) ve yargı kararlarının kişiye/siyasi yakınlığa göre değiştiği
algısı toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.
Kâğıt Üzerindeki Haklar ve Uygulamadaki Gerçeklik
Tarihi belgeler bize hakların
sadece yazılmakla korunmadığını, onların arkasında duracak bağımsız kurumlara
ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Türkiye, Orta Çağdan Aydınlanma Çağına uzanan süreçte
ortaya çıkan evrensel insan hakları ilkelerinin neredeyse tamamını kendi iç
hukukuna ve anayasasına entegre etmiş modern bir devlettir.
Sorun, bu ilkelerin anayasada yer
alıp almaması değil; uygulamada ne ölçüde hayata geçirilebildiğidir. Güçler
ayrılığı yeniden güçlendirilmediği ve yargı bağımsızlığı güvence altına
alınmadığı sürece, yüzyıllar boyunca verilen mücadelelerle kazanılan bu
ilkeler, günlük yaşamı şekillendiren güvenceler olmaktan ziyade anayasa
metinlerinde yazılı idealler olarak kalmaya mahkûmdur.
Kaleminize sağlık Hocam, yazının konusu: Suyun kaynama noktası 100*C, Ekonominin yola girmesinin en önemli noktası "ADALET" (ama gerçeği). Saygılarımla.
YanıtlaSil🙏
SilEkonomi dillerle değil zalimlerle büyümüştür özellikle sömurgecilerle! Bugün ABD'de 40 milyona yakın siyahi yani zorla ABD'ye getirilmiş kölelerin torunları. Zenginlik artınca zalim patronların torunları da daha insancıl bir görünüme kavuşmuştur. Yani şartlara göre değişen davranış kalıpları.
SilŞartlara göre bile değişemeyen kalıplar var. Komşulara bakın.
SilSevgili Mahfi 1215 den Başlıyarak Evrensel Kavramları beğeni ile okudum.Okuması Gerekenler Okursa ve Uyğularsa TR Kazanır.
SilÇağımızda birçok ülkede yasaların üstünde olan kişiler çoğalmaya başladı. Adalet duygusu gücün etkisiyle zayıflamaya başladı . Demokrasi artık lüks sayılıyor. Özetle gidişat kötü... Yazınız için teşekkürler...
YanıtlaSilÇok doğru. Mecellede "sui misal emsal olmaz" hükmü vardır. "Kötü örnek örnek alınmamalı" olarak çevirebiliriz. Ama günümüzde kötü örnek örnek alınıyor ne yazık ki.
SilHocam bence asıl sorun:
YanıtlaSil“Osmanlı’dan bu yana bu topraklarda üretim, yaratıcılık ve akıl yürütme hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamamıştır. Toplumun temel dinamiği, ‘ganimet’ anlayışı ve ‘devlet kapısına kapağı atma’ zihniyeti üzerine şekillenmiştir. Çalışmadan, hak etmeden; yalnızca doğru kişilere yaltaklanarak güç ve servet elde etme arzusu, yani açgözlülük, zamanla toplumsal bir refleks hâline gelmiştir.
Bu nedenle rasyonel düşünce, bilim ve liyakat hiçbir zaman kalıcı biçimde kurumsallaşamamıştır. Dönem dönem gerçekleştirilen reformlar ise yukarıdan aşağıya dayatıldıkları için toplumdaki kökleşmiş zihniyet duvarına çarpmış ve kalıcı sonuçlar üretemeden geri sekmiştir.”
Maalesef öyle.
SilHocam Türkiye'de de 1923'te cumhuriyet ilan edilerek , egemenlik padişahın mutlak idaresinden tamamen halka teslim edilmiştir.1923'ten 1950'ye kadar tam bir halk egemenliği ülkede hüküm sürmüş ve onun seçtiği liderler sayesinde cumhuriyetin vadettiği evrensel özgürlükler yurdun dört bir yanına yayılmıştır.1950'de ise bir karşı devrim ile tüm bu haklar ve özgürlükler geriletilmiştir. Zannımca cumhuriyet ilanı en büyük özgürlükçü devrimdir.
YanıtlaSilHaklısınız. Aslına bakarsanız Türkiye'de Cumhuriyet sadece özgürlük demek değil. Eşitlik de getirdi. Kadın - erkek eşitliği. O zamana kadar kadınlar ikinci sınıf insandı. Bugün ortadoğu ülkelerinde hala öyledir. Atatürk devrimlerini koruyup onları güçler ayrılığına dayalı demokrasiyle destekleybilseydik bugün gelişmiş ülkeler arasında olurduk.
SilKıymetli hocam, teşbihte hata olmasın, aynı Fenerbahçe yönetimi’ne yazdığınız yazılar gibi. Hepside çok doğru tedbirler. Gelin görün ki, bloğunuzun ismi gibi “Kendime Yazılar” olmanın ötesine maalesef geçemiyor. Devam hocam, biz ilgiyle sizi takip ediyoruz.
YanıtlaSilBiliyorum, haklısınız. Bir yazımda belirttiğim gibi benimki Midas'ın eşek kulaklarını gören berberinin gördüğünü kör kuyuya bağırması gibi bir nevi iç dökmek.
SilSevgiler
Hocam kör kuyuya bağırmak olarak görmeyin bu yazıları, ben mesela düzenli takip ediyorum, ve benim gibi binlerce insan var, ki emin olun siz ve sizin gibi artık bir avuç kalmış insanda olmasa, bu ülkenin yaşanacak hali kalmamış olurdu. Burası bilimsel çerçevede yürüyen bir platform, böyle bir kaç yerde olmasa biz ne yapacaktık?? :-)
SilMahfi hocam, dikkatinizden kaçtığı için tekrar ilettim:
YanıtlaSilSize "1974 yılı"ndan bir video gönderiyorum:
https://www.youtube.com/watch?v=XLCZwueZyaI
Süre: 3 dk 12 sn
Yorumunuz nedir?
1970'ler ama ben bu grubu hatırlayamadım. Ses ve müzik güzelmiş.
SilBen de hatırlamadım . Bu arada 1970 yılında 15 yaşında Lise öğrencisi idim .
Sil• Sizin yaşınıza-başınıza bakmadan,
YanıtlaSil• Sizin yıllar-yılı iktisadî tecrübenize bakmadan,
• Sizin, herhangi bir siyasî ideolojiyi holiganca savunMAdığınızı bildikleri hâlde,
• Sizin, yaşanan bütün olayları mümkün olduğunca "rasyonellik çerçevesi içinde" analiz ettiğinizi bildikleri hâlde,
• Sizin, dezenformasyonu değil; sağlıklı bilgiyi yaymak için kendinizi hırpaladığınızı bildikleri hâlde,
"Türkiye ekonomisinin gidişatı hakkında, negatif yorumlar yapıyorsunuz." gibi bir bahane uydurarak, sizi gözaltına almaya yeltenirlerse, hakkınızda adlî soruşturma başlatmaya yeltenirlerse:
Böyle absürt bir durumda bile; "hukukun üstünlüğü"nü savunmaya devam edecek misiniz hâlâ?
Bu dediğiniz absürt görünen olaylar zaten olduğu için hukukun üstünlüğünü savunmaya ve anlatmaya çalışıyoruz.
SilŞunun cevabını çok merak ediyorum:
YanıtlaSil• Türkiye siyasî ve hukukî anlamda çalkalanıyorken,
• Ülkedeki insanların çok büyük bir bölümü birbirini linç etmek için fırsat kolluyor iken,
• En sabırlı zannettiğimiz insanlar bile öfke patlaması yaşıyor iken,
O meşhur "Büyük Deprem" olursa, ülke enkaz yığını hâline gelirse; ne yapacağız?!
Birbirimizi linç etmeye devam mı edeceğiz?!
Hocam ???
Öyle oluyor zaten.
Sil1215 yılına gidip "Hiç kimse yasaların üstünde değildir.” düsturuna sahip olabilirsek 2026'ye göre ilerlemiş mi olacağız?
YanıtlaSil1215'e gitmeye gerek yok, buna bugün sahip olabilsek en az 50 yıl ileri gitmiş oluruz.
SilMagna Carta'da Kral , sermaye sahipleri , özgür insanlar ve özgür olmayan insanlar ayırımı vardı .
YanıtlaSilEvet. Orta çağda serfler özgür olmayan, toprağa ve lorda bağlı insanlardı.
SilBugün hala bazı ülkelerde kölelik var. Dinler bile köleliği kaldıramamıştı. Aydınlanmanın önemi oradadır: Köleliği kaldırıp, kadın - erkek eşitliğini getirdi. Bizde bunlar Atatürk Devrimleriyle geldi.
Dünya da hukuk kalmadı.Orman kanunu bile yok artık.Ukrayna da 2 milyon asker öldü deniyor.Gazze de 100.000 İran da 75.000 . BM etkisiz.Herkes gemisini kurtaran kaptan.Abd Venezuela petrolüne coktugunden tuzu kuru.Hurmuzun kapalı kalması işine geliyor.Asya Avrupa ya ekonomik kriz oluşturuyor.Biz de yıllık % 65 faiz ile boğusuyoruz.
YanıtlaSilBu zamanda olacak iş mi bu kadar faiz ?
Kuzey ülkelerinde hukuk hala hakkıyla işliyor.
SilHocam sanatçılar uyuşturucu da, belediye başkanları rüşvet irtkapta, siyasetçiler cukka yapmakta, hepsinin çocukları akrabaları kamu ve belediyede kadroda, bahis kumar tavanda, en güvenilen bağışçılar soygunda daha ne olsun.Bizim başımıza taş yagmasinda kimin başına Hukuk ne yapsın ?
YanıtlaSilMahfi hocam,
YanıtlaSil"Distimi (kronik depresyon)" başlıklı yazı bile yazmışsınız!
https://www.mahfiegilmez.com/2025/10/distimi.html?m=1
Pes doğrusu!
Analizleriniz muhteşem!
Galiba bu aşırı sıcaklarda hem siyaset(sizlik), hem hukuk(suzluk) arşa çıkınca; toplumumuzda "distimi" vakası daha da artıyor olmalı!
Ne dersiniz?
😀
SilÜlke için bayrak için bedeller ödedik fakat anayasal veya kişisel haklarımız için bedel ödemekte zorlanıyoruz. Hep merak etmişimdir 60 anayasası nasıl oluştu.
YanıtlaSil60 darbesi sonrasında hukukçular ağırlıklı bir anayasa komisyonu kuruldu. Sekreterliği 68'de Mülkiyede benim Anayasa Hukuku hocam olan Mümtaz Soysal yapmıştı. Çok ileri bir anayasaydı.
SilHocam , 1961 Anayasa referandumu 9 Temmuz 1961 tarihinde yapıldı. Halkın oylarıyla kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu halk oylaması, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk referandum olma özelliğini taşır.1980 darbesi sonrasında da yeni bir anayasa komisyonu kuruldu . 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halk oylamasında (referandum) kabul edildi. 2007 Referandumu: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve görev süresinin 5 yıl olması gibi değişiklikler oylandı. %68,9 "Evet" ile kabul edildi. Anayasa, yazıldığı tarihten bu yana birçok kez kapsamlı değişikliğe uğradı. En son ve en geniş kapsamlı değişiklik ise 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylaması ile gerçekleşti. Bu değişim ile Türkiye'nin yönetim sistemi parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçti . Anayasa değişikliği ve referandumlar değişmez kaderimiz olmuş .
Sil"Ne uğruna?" bu bir soru gibi dursada aslında bir tepki ifadesidir.
YanıtlaSilBende daha geniş açıdan dünya genelinde tüm yaşananlara bakıyorum; "Ne uğruna veriliyor bu savaşlar, ne uğruna çocuklar ölüyor, ne uğruna açlık halen sorun...." Sorular bitmesede cevaplar hep aynı kocaman bir "HİÇ".
Her nerde yaşanıyor ve yaşatılıyorsa hiçbir şey bu yaşananlara "haklı bir neden" olamaz, olmamalı.
👍
SilHocam mizahı olmayanın izahı olur mu?
YanıtlaSilHer şeyin bir izahı vardır.
SilKarşımızda herzamanki gibi bir başyapıt yazısı duruyor. Mahfi hocamız bilgileri çok güzel birleştirip; zekası, bilgisi, deneyimi, mindsetiyle birleştirerek bizlere ücretsiz bir şekilde sunmuş. Kendinisine bu hizmeti için teşekkür ediyorum. Geriye kalan birkaç aydından biridir Mahfi Bey. Mahfi bey çok büyük adam, çok büyük...
YanıtlaSilEstağfurullah, ben sıradan bir insanım, tek özelliğim meraklı olmam ve çok okumam.
SilHocam, bu dediğiniz bana Einstein'in meşhur sözünü anımsattı: "Herhangi bir olağanüstü özelliğim yok. Sadece aşırı derece meraklıyım."
Sil👍
SilYarım asrı yeni tamamladığım ömrümde,bu ilkelerin uygulanabileceği iklimin Türkiye’de varolduğu bir dönemi hiç hatırlamıyorum Hocam.
YanıtlaSilTürkiye’yi olağanüstü halden hiç çıkamayan ya da çıkartılmayan bir “ohal devleti” gibi görmek,sanırım soruna teşhis koymak adına ilk adım olmalı.Kaos bağımlısı olmuşuz ve yüksek tansiyonda yaşıyoruz.
Hep bir kriz(ekonomik,siyasi,toplumsal,insani),hep bir kısır döngü,hep bir plânsızlık,hep bir öngörülemezlik…
Normalleşmek,aklı öne almak,düşünmek,analiz yapmak,sorun tespit etmek,çözüm üretmek isteyenler çok az.O azınlığın sesi de azgın liyakatsizliğin içinde kayboluyor.Böylesi bir kaosu nasıl yöneteceksiniz?Birliği,bütünlüğü nasıl koruyacaksınız?Devleti zaafiyete düşürmeden,toplumu nasıl dönüştüreceksiniz?Bu sebeple hep olağanüstü hukuk devrede.Yani orman kanunu,yani mafyatik adalet,yani sopa,yani korku…Korku varsa akıl devre dışıdır.Korku varsa düşünme yoktur,itaat vardır.Korku varsa birey yoktur,kitleler vardır.Korku varsa cemiyet yoktur,cemaat vardır…Halbuki saydığınız ilkeleri hayata geçirebilmek için önce olağanlaşmak gerekir.Bireyselleşebilmek gerekir.Ben ülkenin,göreceli olarak bile,stabil olduğu bir dönemi hiç hatırlamıyorum.
Bir de hukuk,adalet talep eden var mı?Talep edenler ısrarcı mı?Güçlü mü?Gücünün farkında mı?Halk,vatandaş,büyük kitlelerin böyle bir talebi var mı?Ya da talep ettiğimiz adaletin bedelini ödeyebilecek kadar cesur muyuz?Cesuruz diyenler kaç kişi?!
Adalet istiyorum demek yetmez,tarih boyunca da yetmemiştir.Devletten/rejimden/sistemden talep ettikleriniz uğruna;neyi,ne kadar göze alabileceğinizdir asıl mesele.Yukarıda saydığınız kazanımlar,uğruna büyük bedeller ödenerek kazanılmıştır.
Ancak,tüm yazımı paranteze alıyorum ve dünyanın şu an içinden geçtiği dönemin altını kalınca çiziyorum.Neyi kastediyorum?
Uluslararası örgütlerin işlemediği,
Uluslararası hukukun rafa kaldırıldığı,
Çevremizde savaşların devam ettiği,
İkinci dünya savaşı sonrasında kurulan düzenin artık çalışmadığı,
Devletlerarası güç hiyerarşisinde ve ittifaklarda değişimlerin olduğu,
Çok kutuplu ve öngörülemez bir dünya jeopolitiğinin içinden geçiyoruz.
Yani,
dışarıda yeterince korku varken,içerideki korkularla uğraşmak lüks kaçar.Onların biraz beklemesi gerekecek.Onları konuşmak için doğru bir zaman değil.Hatta o iç korkuların bu dönemde faydası bile olabilir.
Ne zaman ki rüzgar azalır,fırtına yavaşlar,yeni dünya dengeleri belirir ve dış öngörülebilirlik göreceli olarak ortaya çıkar biz de “yerli ve milli” korkularımızla o zaman hesaplaşırız Hocam.
Olağan hukuk içinde,vatandaşların bireysel hak ve özgürlüklerini nasıl güvence altına almamız gerektiğini konuşup tartışırız.
Saygılarımla.
Ben sizden bir çeyrek yüzyıl fazla yaşamış durumdayım an itibarıyla. Bu ilkelerin yaşama tam olarak geçirildiğini ben de görmedim. Ama bütün bu ilkeler açısından geçmişte bugünkünden daha iyi durumda olduğumuzu gördüm. Demem o ki biz bunları ileriye götürmek yerine geriye götürüyoruz.
Silhocam temmuz ayı faiz kararı beklentiniz nedir
YanıtlaSilAynı kalması gerekir.
SilInsanlar haklı çıkmak isterse yanlış bile olsa kendine bir sebep buluyor. Başkasının büyük yanlışı benim küçük yanlışımı haklı göstermez ama işler bundan sonra böyle işleyecek gibi, buda demek oluyorki zaten bozulan bir dünyada iyiliğe hasret kalacağız. 1960 darbesiyle alakalı söylediklerinize şu açıdan katılmıyorum. Osmanlıda devletin devamı için kardeş katlı vacipti. 1960 darbesi bana gore darbeler silsilesinin başlangıcıdır. Her ne hikmetse sağ ve sol olarak düşünürsem ikisini aynı anda sahiplenen veya ikisini aynı anda eleştiren yok.
YanıtlaSilBen 1960 darbesiyle ilgili bir şey söylemedim. Söylediğim şey o darbeden sonra yapılan 61 Anayasasının bu ülkenin en ilerici anayasası olduğudur.
SilYazınız çok teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun.
SilMahfi bey,
YanıtlaSilSize açık açık söylüyorum:
Banka hesabımdaki maaşıma dokunmasınlar yeter.
"Hukukun üstünlüğü" - "Mukukun üstünlüğü" falan filan umrumda değil.
"Demokrasi" - "Memokrasi" falan filan umrumda değil.
"İfade özgürlüğü" - "Mifade özgürlüğü" falan filan umrumda değil.
Mahfi bey,
YanıtlaSilSize açık açık söylüyorum:
Banka hesabımdaki maaşıma dokunmasınlar yeter.
"Hukukun üstünlüğü" - "Mukukun üstünlüğü" falan filan umrumda değil.
"Demokrasi" - "Memokrasi" falan filan umrumda değil.
"İfade özgürlüğü" - "Mifade özgürlüğü" falan filan umrumda değil.
Çoğu insan sizinle aynı şeyi düşünüyor. Kimileri banka hesabına dokunulmaması, kimileri işten atılmaması, kimileri de devletten aldığı desteğin kesilmemesi karşısında hukukun üstünlüğü, demokrasi, ifade özgürlüğünü hiç umursamıyor. O nedenle bu ülkede hukukun üstünlüğü yerine mukukun üstünlüğü, demokrasi yerine memokrasi ve ifade özgürlüğü yerine mifade özgürlüğü oluyor ve gelişme, ilerleme, insan gibi yaşama durumu bir türlü gelişemiyor. Ben buna piyasa aldırmazlığı diyorum. Yani kendi çıkarları için genel çıkarları feda etmek. Sonunda bir gün o aldırmadığı şeyler dönüp dolaşıp başına gelince de feryat etmek.
SilSize böyle bir soru sorduğum için kendimden utanıyorum! Ama siz ömrünüzde ne sorularla karşılaşmışsınızdır, umarım sorumu yanlış anlamazsınız:
YanıtlaSilİngiltere'de "iç savaş" oldu, bunun sonucunda; kadük de olsa, çatlak da olsa, herkes memnun olmasa da kendi ülkelerinde bir demokrasi düzeni tesis edebildiler.
ABD'de "iç savaş" oldu, bunun sonucunda; kadük de olsa, çatlak da olsa, herkes memnun olmasa da kendi ülkelerinde bir demokrasi düzeni tesis edebildiler.
Fransa'da "iç savaş" oldu, bunun sonucunda; kadük de olsa, çatlak da olsa, herkes memnun olmasa da kendi ülkelerinde bir demokrasi düzeni tesis edebildiler.
Japonya'da "iç savaş" oldu, bunun sonucunda; kadük de olsa, çatlak da olsa, herkes memnun olmasa da kendi ülkelerinde bir demokrasi düzeni tesis edebildiler.
(...)
(...)
(...)
Tarihinde "iç savaş" yaşamış, bundan kendilerine dersler çıkarmış ülke örneklerini daha da arttırabilirsiniz Mahfi bey.
Acaba Türkiye'nin kadük de olsa, çatlak da olsa, kendine özgü bir demokrasi düzenini hiçbir türlü tesis edeMEmesinin sebebi, neredeyse her gün "hukuku bir aparat gibi istismar etme" olayı yaşamamızın sebebi; hiç "iç savaş" yaşaMAmamız olabilir mi?
Eğer şimdiye kadar, çoktaaaaan "bir iç savaş" yaşamış olsa idik, bu iç savaşdan çıkan acı dolu dersleri aklımıza yerleştirse idik; 2026-2027-2028-2029-2030 ... yıllarındaki Türkiye'de bambaşka bir gündeme sahip olur muyduk?
Cevabınız nedir Mahfi bey?
Olmazdık. Bizim bambaşka bir gündeme sahip olmamızın yolu insanımızı doğru biçimde eğitmekten geçiyor. Biz, lise, üniversite okuttuğumuzda insanları eğittiğimizi sanıyoruz. Oysa eğitim ailede başlıyor. Önce aileleri eğitmemiz lazım. Çocuklarına ahlaklı olmayı öğretemeyen ailelerin çocukları istediği kadar yüksek öğrenim görsün ahlakı değişmez. İstisnalar elbette çıkabilir ama işin geneli budur.
SilEğer köy enstitülerini kapatmak yerine yaygınlaştırabilseydik bu anlamda eğitimi yayabilirdik. O zaman halkın yalanlarla kandırılması o kadar kolay olmazdı.
Köy Enstitüleri hakkında size aşırı katılıyorum. Bu konuda o kadar da bilgim olmamasına rağmen (Atatürkçü bir Türk genci olarak Atatürk ile ilgili yakınlarının tarih kitabını okuyorum. Şu an Kılıç Ali'nin kaleme almış olduğu kitabı okuyorum) Köy Enstitüleri'nin kurulmasının asıl nedeninin kırsal başta olmak üzere ülkedeki okuma yazma oranını artırmak olduğunu biliyorum ve bazen "Keşke çok partili sisteme geçilmeseydi." diyorum. Evet, Atatürk fikir çeşitliliğini severdi ama Çin'e baktığımız zaman görüyoruz ki (iktidardaki partinin Komunist Parti olmasına takılmazsak) adamlar Amerika'ya kafa tutabilen tek ülke oldular.
SilÇin'de yaşanan gelişmelerden iki tanesi şöyle:
1. Adamlar sadece eski filozofların metinlerinden ders çıkarmak için ilkokul müfredatına Plato ile ilgili ders koydular (Yanılmıyorsam buna yönelik okulları da kurmaya başlamışlardı; araştırmak lazım).
2. Uzay teknolojisinde geri dönüştürülebilir roket yaptılar. Bu da şu demek oluyor: SpaceX'in pabucu dama atılabilir. Zamanında aynısını Sputnik ile Sovyetler denemişti.
👍
SilHocam İran savaş devam ederse merkezden şahin sesler yükselirmi?
YanıtlaSilBu, petrol fiyatlarının nereye çıkacağına, kurun ne olacağına bağlı. Eğer petrol fiyatı 100 doları aşarsa ve kuru baskılamak zorlaşırsa şahinlik beklenebilir.
SilYine de artırma şeklinde şahinlik zor. Sanayi tarafının şikayet sesleri de artıyor. Siyasetten de birileri işin içine girebilir artmaması için. Sabit bırakılma ihtimali daha fazla. Ağustos ayında toplantı yok. Eylül ayına geldiğimizde de o zaman savaşın ve petrol fiyatları açısından nasıl bir durum olduğunu göreceğiz. Abd'nin Kasım'daki ara seçimleri de iyice yaklaşmış olacak.
SilHocam reel bazda eriyormuyuz?
YanıtlaSilNominal bazda iyiyiz.
SilHocam kurumsal dinler iktidar gücü olarak çok yetkin değil mi? Normalde kimseyi ölmeye, malını vs. vermeye ikna etmek imkansızdır ama dünya işleri için vergi, karşı ülkeyle savaş söz konusu ise bu güçle ikna edebilirsin. Gerçekten muazzam geliyor düşününce. Tarihte de Katolik klisesinden memlüklere kadar herkes kullanmış.
YanıtlaSilHala kullanılıyor.
Sil"Devlet"; adeta, altında ezildiğimiz dev bir canavar gibi bir şeye dönüştü!
YanıtlaSilAvazımız çıktığı kadar bağırsak, ona vızıltı gibi geliyor!
Sinirden yumruk atsak, ona çimdiklemek gibi geliyor!
Hiçbir itirazımız, hiçbir isyanımız; bu canavar devlet tarafından "hissedilmiyor bile"!
İnsan "rüya"da olsa bu denli hissiz bir canavarla karşılaşmaz, ama gerçek hayatta tamamen hissiz bir canavar devletle karşı karşıyayız! Ne hazin...
Nefes alamaz hâle getirildik!
Bu dehşet durum, daha ne kadar böyle devam edecek?!
Kendi vatandaşlarına sürekli zulüm eden canavar devletlere karşı "dur" diyecek; global bir oluşum, global bir kurum hiç yok mu?!
Yani "Avengers" gibi oluşumlar, yani "Justice League" gibi oluşumlar hiç yok mu bu hayatta?!
Devletin biz vatandaşlarına yaptığı bu zulmü durduracak global bir güç hiç yok mu Mahfi bey?!
Global güç de aynen bu yolda ilerliyor.
SilMahfi Üstad, devlette üst yönetim kadrolarına (daire başkanı, genel müdür yardımcısı) 2011 yılından beri polis çocukları ve hakim kocaları veya hakim eşleri getiriliyor aöf mezunları bile var bakanlıklarda daire başkanı olan. Bir de ticaret odalarının başkanlarının yakınları daire başkanı olarak atanıyor. Bunların yaptıkları yanlış işler ve beceriksizlikler görmezden geliniyor.
YanıtlaSilBu atananlar kim olduğu, kimin çocuğu olduğu önemli değil. Önemli olan liyakat sahibi olup olmadıkları. Asıl sorunumuz orada.
Sil