Kayıtlar

Konut Satışı Niçin Rekor Kırıyor?

Resim
Türkiye’de konut satışları rekor üstüne rekor kırıyor. Bunu aşağıdaki grafikten görmek mümkün (Kaynak: TÜİK, Konut Satış İstatistikleri Aralık 2021.) Satışlardaki bu yüksek gidiş konut fiyatlarındaki yükselişe karşın ortaya çıkıyor. Konut satış fiyatlarını da aşağıdaki grafik ortaya koyuyor (Kaynak: TCMB, Konut Fiyat Endeksi, Ekim 2021.)  Görüleceği gibi konut fiyatlarında özellikle 2020’den itibaren hızlı bir artış var. Ekonominin belki de en geçerli yasalarından birisi olan talep yasasına göre fiyatı artan mala yönelik talebin düşmesi gerekir. Oysa burada tam tersi oluyor: Konut fiyatları hızla arttığı halde konut satışları da hız kesmeden devam ediyor. Çelişkili gibi görünen bu durumu açıklayacak değişkenler enflasyon ve faizdir. Türk Lirasının yabancı paralara karşı hızla değer kaybetmesi ithal girdilerinin, üretim maliyetlerinin artmasına o da fiyatların yükselmesine yol açıyor. Ortaya çıkan enflasyon resmi verilere göre yüzde 36,08. Buna karşılık bankaların mevduata verdiği faiz

Enflasyon Farklı Ama Çözüm Aynı

2022’ye girerken uzunca sayılabilecek bir geçmişte gündemden düşmüş olan enflasyonun yeniden gündeme geldiği artık açık bir biçimde belli oldu. Enflasyon denilince fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış göstermesi diye ortak bir tanım kullanıyoruz. Burada bir hata yok. Buna karşılık enflasyonun kökenleri konusunda ayrım yapmayarak yalnızca enflasyon deyip geçtiğimizde hata yapıyoruz. Çünkü enflasyon kökenlerine göre ikiye ayrılır: Talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu. Sonuçları aynı olsa da ikisinin nedenleri birbirinden çok farklıdır. ABD’de küresel krizin ortaya çıktığı 2008 yılından itibaren ABD Merkez Bankası Fed, ekonomiyi canlandırmak için,   para arzını (niceliksel genişleme ya da gevşeme) adı altında ciddi biçimde artırırken bir yandan da faizleri düşürdü. Bugün geldiğimiz noktada Fed faizi yüzde 0,25, bilanço büyüklüğü ise 8,8 trilyon dolar dolayında bulunuyor (küresel krizden hemen önce Fed faizi yüzde 2, bilanço büyüklüğü ise 900 milyar dolar dolayındaydı.) Fed, bu para

Faiz İndiriminin Maliyeti

Resim
Faiz İndiriminin Kur ve Enflasyona Etkisi Aşağıdaki grafik sol eksende Merkez Bankası (TCMB) faizi, USD/TL kuru ve sağ eksende enflasyon (TÜFE) arasında 2021 yılı boyunca yaşanan ilişkileri gösteriyor (Veriler için kaynaklar: TCMB her ayın ortalama döviz kuru, TCMB haftalık repo faizi oranları, TÜİK ay sonları TÜFE verileri.) Grafikten görüleceği gibi TCMB politika faizi yüzde 19 düzeyinde iken USD/TL kuru da enflasyon da hafif bir yükseliş içindeymiş. Bu dönemde mesela TCMB, faizi yüzde 20’ye çıkarsa her ikisinde de ciddi düşüşler yaşanabilirdi. Eylül ayı içinde TCMB, ‘faiz, enflasyonun nedenidir’ yaklaşımı çerçevesinde enflasyonu düşürmek amacıyla politika faizini yüzde 19’dan 18’e düşürünce USD/TL kuru buna tepki vererek yükselmiş ama bu yükseliş o arada enflasyona etki etmemiş (kur etkisi önce üretici fiyatlarında sonra tüketici fiyatlarında görülüyor.) TCMB, Ekim ayında faizi yüzde 18’den 16’ya indirip bu yaklaşımda ısrarlı olduğunu ortaya koyunca kur yeniden yükselmiş ve bu kez

İmkânsız Üçlü ve Türkiye

Küreselleşme öncesinde dünyada, sermaye hareketlerinin serbest olmadığı yani isteyenin istediği gibi döviz alamadığı, döviz hesabı açamadığı, çoğunlukla ya sabit kur ya da müdahaleli değişken kur rejiminin geçerli olduğu bir sistem egemendi. Küreselleşmeyle birlikte yaygınlaşan dalgalı kur rejimiyle birlikte sermaye hareketleri dünyaya egemen oldu. Bu sistem döviz kurlarının piyasadaki arz ve talebe göre belirlendiği dalgalı kur rejimiyle destekleniyordu. Konvertibilite, artık eski rejimde olduğu gibi paranın altına dönüşümü anlamına gelmiyor, isteyenin o gün piyasa kuruyla parasını istediği dövize çevirebileceği bir anlama bürünmüş oluyordu. Bu yeni sisteme diğer ülkelerle birlikte Türkiye de büyük bir hevesle girdi, sermaye hareketlerini serbestleştirirken faizlerin ve kurların belirlenmesini piyasaya bıraktı. Böylece dalgalı kur rejimine geçmiş oldu. Piyasa her şeyi düzenleyecek, ülkeyi yönetenler rahat edecekti. Bu sistemin işleyiş mekanizması imkânsız üçlü adı verilen kuralda öz

Faizi Düşürdükçe Faiz Yükseliyor

Resim
Yeni ekonomik model diye açıklananlar kabaca şöyleydi: Faizi düşürünce kur yükselecek, kur yükselince ihracat artacak, ithalat azalacak. Kur yükselişiyle ithalat pahalı hale geleceği için yerli üretim onun yerini alacak, cari açık cari fazlaya dönüşecek. Yerli üretim, ithal girdilerin yerini almaya başlayınca enflasyon da düşecek.    Bu çerçevede Merkez Bankası Eylül ayında % 19 olan politika faizini yüzde 18’e sonra da sırasıyla 16, 15 ve 14’e düşürdü. Faizi düşürünce kur fırladı ve arkasından enflasyonu çekip getirdi. Model buralarda tam bir faciaya yol açarken acaba diğer faizlerin düşmesini sağladı mı? Aşağıdaki grafik Merkez Bankası politika faiziyle 2 yıllık Devlet tahvili faizini bir arada gösteriyor.   Merkez Bankası politika faizinin düşürülmesi tahvil faizlerinin düşmesine değil tam tersine ciddi oranda yükselmesine yol açmış görünüyor. Merkez Bankası bankalara yüzde 14 faizle borç veriyor, bankalar da aldıkları parayı yüzde 22 faizle Hazine’ye borç veriyor. Ve biz buna mod

Çin ve Türkiye Karşılaştırması

Resim
Ekonomik Karşılaştırma Aşağıdaki tabloda Çin ve Türkiye ekonomilerinin başlıca göstergeler yönünden 2000 – 2020 arası ortalamaları ve 2020 yılı sonuçları karşılaştırmalı olarak yer alıyor (Veriler IMF’nin World Economic Outlook Database October 2021’den alınmıştır.) Bu tablo Çin’in ekonomik açıdan bizden çok daha iyi bir yerde olduğunu ortaya koyuyor. 2020 sonu itibarıyla Türkiye’nin Çin’den iyi olduğu alan kamu borç yüküdür. Çin’in yatırımlarının GSYH’sine oranı bizim yatırımlarımızın iki katına yakın durumda. Benzer bir durum tasarruf oranlarında da görülüyor. Çin’in tasarrufları yatırımlarından fazla olduğu için cari fazla veriyor. Türkiye’nin tasarrufları yatırımlarının altında olduğu için cari açık veriyor. Çin’i model almayı düşünüyorsak önce tasarrufları artırmamız gerekir. Tasarrufları artıracak unsur reel faizdir. Çin’de güncel enflasyon yüzde 2,3 iken Çin Merkez Bankası’nın faizi yüzde 3,9. Türkiye’de ise güncel enflasyon yüzde 21,31 olduğu halde TCMB’nin uyguladığı faiz yü

Tuncer Bulutay'ın Ardından

Ortaokul ve lisede iyi bir öğrenci değildim. Hiç sınıfta kalmadan geçtim ama özellikle matematikten hemen her yıl bütünlemeye kalarak ve özel ders alarak geçebildim. Nedendir bilmiyorum ama matematiği sevmemiştim. Belki ilk matematik hocamızın iyi anlatamaması, belki matematiğin, özellikle cebir ve geometrinin, yaşamda ne işe yarayacağının iyi anlatılmaması veya benim kafamda canlandıramayışımdı nedeni. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (Mülkiye) girdiğimde matematik okuyacağımı bilmiyordum. İlk yıl istatistik dersi vardı. O, bana çok da zor gelmemişti. Üçüncü sınıfta matematik dersi seçmeli dersti. O sınıfa geldiğimde iktisat dersinin matematiksiz olmayacağını görmüştüm. Özellikle o dönemde matematiksel iktisat ve ekonometri bütün dünyada başlıca analiz aracı haline gelmişti. Dersi seçmeye karar verdim. İlk iki yıl oldukça iyi bir öğrenciliğim olmuştu. Babam da benim lise sonrası yakaladığım bu başarı düzeyine çok şaşırmış, sevinmişti. Ama matematiği seçeceğimi söyledi

DÜŞÜK Faiz Neden, Enflasyon Sonuçtur

Resim
Türkiye, ilk kez 1994 yılında Hazine iç borçlanma ihalelerini peş peşe iptal ederek denediği ‘faiz neden, enflasyon sonuçtur’ önermesinin bedelini 1994 kriziyle ödemiş ve krizden çıkabilmek için faizleri astronomik oranlara yükseltmek zorunda kalmıştı. Hemen ardından IMF ile bir program yapılmış ve ciddi tutarda maddi destek alınmıştı. Bu gelişme yaşandıktan sonra bu tezin bir daha gündeme gelmeyeceği tahmin ediliyordu. Ne var ki tahminler doğru çıkmadı ve bu tez her seferinde yanlışlığı bir kez daha kanıtlanmış olsa da tekrar tekrar gündeme geldi ve uygulamaya kondu. Faiz neden enflasyon sonuçtur tezinin son denemesi Eylül ayında Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 19’dan 18’e indirmesiyle başladı. Banka, bütün uyarılara karşın, faiz indirimlerine devam etti ve politika faizini bugünkü yüzde 15’lik düzeye kadar düşürdü. Geçmişte olduğu gibi bu kez de kur fırladı ve enflasyonu da yukarı çekti. Son görünüm şöyle: Grafikten çok açık biçimde görülebileceği gibi Merkez Bankasının p

Kâr, Oy ve Yetki Maksimizasyonu Üzerine Bir Deneme

Hangi mal veya hizmetin, ne miktarda ve hangi fiyatla üretileceğine ilişkin kararların piyasada alındığı sistemde karar alma ve uygulama aşamalarında üç kurum önemlidir: (1) piyasa, (2) siyaset, (3) bürokrasi. Bu kurumların önem sırası da piyasa ekonomisi modeli içinde burada sıralandığı biçimdedir. Piyasa, toplumun taleplerine göre üretim yaparken piyasada yer alan tüketicilerin temel güdüsü elde edecekleri faydayı, firmaların temel güdüsü ise kârlarını maksimize etmektir. Siyasetçi, bu örgütlenme türünde, genel olarak, seçimle işbaşına gelir. Seçimle işbaşına geldiği için siyasetçinin temel güdüsü oylarını maksimize etmektir. Bürokrat, siyasetçi tarafından atanarak işbaşına gelir. Onun amacı ise yetkisini maksimize ederek otoritesini güçlendirmek ve yerini korumaktır. Böylece piyasa ekonomisinde, kumanda ekonomisinden farklı olarak, üç maksimizasyon olgusu çıkar karşımıza: (1) Tüketicinin fayda maksimizasyonu ve firmanın kâr maksimizasyonu çabası, (2) siyasetçinin oy maksimizasyonu ç

Maastricht Yakınlaşma Kriterleri Karşısında Avrupa’nın Güncel Durumu

Resim
Kopenhag Kriterleri Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliğin koşullarını, Maastricht Kriterleri ise AB üyesi ülkelerin Ekonomik ve Parasal Birliğe katılabilmeleri için gerekli koşulları belirleyen düzenlemelerdir. Bu kriterleri sıralayalım: (1) Fiyat İstikrarı: Enflasyon oranı, AB üyesi ülkeler arasında enflasyon konusunda en düşük orana sahip üç ülkenin enflasyon oranı ortalamasını 1,5 puandan fazla aşmamalıdır. (2) Mali Disiplin: AB üyesi ülkelerin toplam kamu borçlarının GSYH’lerine oranı yüzde 60’ı geçmemelidir. Üye ülkelerin bütçe açıklarının GSYH’lerine oranı yüzde 3’ü aşmamalıdır. (3) Faizler: Üye ülkelerde 12 aylık dönemde uygulanan faiz oranı, fiyat istikrarı açısından en iyi performans gösteren üç ülkenin faiz oranları ortalamasını 2 puandan fazla aşmamalıdır. (4) Devalüasyon: Üye ülkelerin parası son iki yıl içinde bir başka ülke parası karşısında devalüe edilmemiş olmalıdır. Şimdi bu kriterler açısından Avrupa Birliği’nin son üç yıllık verilerini bir tabloya dökelim: Avrupa’da