Kayıtlar

Kişi Başına Gelir Karşılaştırmaları

Resim
Yapacağımız şey ülkelerde kişi başına gelirin dünya ortalamasından sapmasına bakmak. Bu bize orta gelir düzeyinden ne kadar farklı bir yerde olduğumuzu gösterecek. Dünya GSYH’sini IMF’nin veri stokundan alıyorum ( https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2021/October ) ve dünya nüfusunu da ( https://www.worldometers.info/world-population/world-population-by-year/ ) sitesinden alıyorum. Dünya GSYH’sini dünya nüfusuna bölerek dünyada kişi başına düşen ortalama geliri buluyorum (bütün grafiklerde kırmızıyla gösterilen çizgiler.) Ardından yine IMF’nin veri stokundan her bir ülkenin cari fiyatlarla kişi başına düşen gelirinin USD cinsinden değerini alıyorum ve dünya kişi başına ortalama geliriyle aynı grafiğe yerleştiriyorum. Sonuçta seçilmiş ülkeler için karşımıza aşağıdaki grafikler çıkıyor. Aynı yöntemle bu grafikleri bütün ülkeler için yapmak mümkün (bazı ülkelere ilişkin verileri ekteki tabloda bulabilirsiniz.) Grafiklerdeki mavi çizgi kırmızının ne kadar üstündeyse ülkenin

Devletler Batar mı?

Resim
Batmanın Anlamı Üzerine Başlıktaki sorunun farklı çeşitleri var: Ülkeler batar mı? Devletler batar mı? Toplumlar batar mı? Bu soruları yanıtlamaya girişmeden önce batmanın ne anlama geldiğini incelemek gerekir. Batmak, fizikte, bir sıvının üzerinde iken herhangi bir nedenle içine gömülmek ya da sert ve sivri uçlu bir şeyin yumuşak bir şeye girmesi, saplanması anlamında kullanılan bir sözcük. Ekonomi, finans, işletme ve hukuk alanında batmak daha çok iflas anlamında kullanılıyor. İflas; alacaklılara olan borçlarını geri ödeyemeyen kişi ya da kuruluşların borçlarının bir kısmının ya da tamamının kaldırılmasını talep etmesi sonucu bir yargı sürecidir. Konu devlet ve ülkeye gelince iki türlü batma söz konusu olabilir: (1) Girişilen savaşların kaybedilmesi ya da dünyadaki gelişmelere ayak uydurulamaması gibi çeşitli nedenlerle güç kaybına uğrayarak ülke topraklarını ve yönetimini yitirmek. Buna örnek olarak Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve SSCB’yi sayabiliriz. (2) Moratoryum

IMF’ye Göre 2022’de Dünya

Resim
IMF, yılda iki kez (Nisan ve Ekim aylarında), ülkelerden topladığı verilere ve bilgilere dayanarak Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporu (World Economic Outlook Report) yayınlar. 2021 yılı Ekim ayı raporu yeni yayınlandı. Bu rapordaki verilere göre 2021 yılının nasıl sonuçlanacağı ve 2022 yılında neler olacağını IMF’nin tahminleri çerçevesinde ele alalım. Önce dünyanın genel ekonomik görünümüne bir bakalım: Buna göre toplam 196 ülkenin 40’ı gelişmiş ekonomi, 156’sı da gelişmekte olan ekonomi. 40 gelişmiş ülke dünya nüfusunun yüzde 14’üne sahip olduğu halde dünya gelirinin yüzde 42’den fazlasını alıyor ve dünya ihracatının yüzde 63’ünü yapıyor. Buna karşılık 156 gelişmekte olan ülke dünya nüfusunun yüzde 86’sına sahip olduğu halde dünya gelirinden yüzde 57,5 pay alıyor ve dünya ihracatının yüzde 37’sini yapıyor. Görüleceği gibi bu tabloda ciddi bir adaletsizlik var. Şimdi gelelim IMF’nin çeşitli ülkelerin başlıca ekonomik göstergeleriyle ilgili tahminlerine (%): IMF, dünyanın 2021’de yü

Üç Korner Bir Penaltı

Türk futbolcuları topu kornere ya da taca atamazlar. Kalelerine gelen akınları durdururken topu kornere atmamak için yapmadıkları cambazlık kalmaz. Ve sonunda kornere çıkmaması için tuttukları topu rakibe kaptırarak gol yenmesine neden olurlar. Oysa Avrupalı futbolcular başları sıkıştığı anda topu taca ya da kornere atmakta hiç tereddüt göstermezler. Yıllardır futbol maçlarını izlerim. Yabancıların kornere çıkarmamak için direndikleri toplar yüzünden gol yediklerini pek görmedim. Bizimkilerin bu yolla yediği gollerin ise haddi hesabı yoktur. Bunun nedeninin mahalle maçlarından kaynaklandığını sanıyorum. Mahalle maçlarının yapıldığı apartman aralarına sıkışmış küçük arsalarda köşeler kaleye yakın olduğu için korner atılamaz ve o nedenle 'üç korner bir penaltı' kuralı uygulanırdı. Yani bir takım üç kez topu kornere attıysa cezası penaltı olurdu. Dolayısıyla penaltı olmaması için topu kornere atmadan kurtarmak çok önemliydi. Bir de 'atan alır' kuralı vardı. Top kimden çıkm

TL Değer Kaybederken İhracat Artıyor mu?

Resim
“Zorluk yeni düşüncelerde değil, eskilerinden kurtulmakta yatar.” John Maynard Keynes   Ekonomi biliminin en bilinen hipotezlerinden birisi ‘bir ülke parasını devalüe ederse ihracatı artar, ithalatı düşer’ şeklinde formüle edilen tezdir. Önce bazı kavramlara açıklık getirelim. Temel olarak iki tür kur rejimi vardır: Sabit kur rejimi, Dalgalı kur rejimi. Sabit kur rejiminde; yerel para biriminin değeri, başka bir para biriminin veya para birimleri sepetinin değerine veya altın gibi başka bir değere göre ilan edilir. Bu eşitlik bir kez ilan edilince bir süre değişmez sabit kalır. Eğer değişmesi gerekiyorsa o zaman yerel para biriminin değeri düşürülür (devalüasyon) ya da yükseltilir (revalüasyon) ve yeni bir eşitlik ortaya çıkar. Devalüasyon; sabit kur sistemi uygulayan bir ekonominin parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin, bir başka deyişle dış satın alma gücünün, hükûmetçe alınan bir kararla düşürülmesidir. Bunun tersinin yapılması da revalüasyondur. Dalgalı kur rejim

Fahiş Fiyat, Fahiş Risk

Resim
Arapça kökenli fahiş sözcüğü; ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla, ölçüsüz gibi anlamlara geliyor. Buradan türetilen fahiş fiyat deyimi de; satışa sunulan mallar veya hizmetler için talep edilen ve ölçüyü aştığı düşünülen satın alma bedellerini tanımlamak için kullanılıyor.   Son günlerde özellikle tarımsal ürünlerin fiyatlarının hızlı bir artış içinde olması karşısında hükümet tarafından ‘fahiş fiyatları önlemek için çeşitli denetimler yapılacağı, önlemler alınacağı’ dile getirilmeye başlayınca bu sözcükler de gündemde yerini aldı.   Tekelciliğe izin vermeyecek düzenlemeleri yapmış olan düzgün bir piyasa sisteminde 'fahiş fiyat' diye bir olgu olmaz. Fahiş fiyat varsa ya piyasa sistemi düzgün işlemediği için tekel sistemi yaygın hal almıştır ya da üretimde bir sorun var demektir. Düzgün işleyen bir piyasa sisteminde mal ve hizmetlerin fiyatı, arz ve talebe göre belirlenir. Bu iki karşıt gücün dengelenmesini sağlayan iki unsur vardır: Miktar ve fiyat. Eğer bir malın satılmak için

Ülke Riski Nedir, Nasıl Düşürülür?

Resim
Risk; gerçekleştiği zaman olumsuz sonuçlar yaratacağı tahmin edilen bir hareketin, bir davranışın yapılması halidir. Örneğin bir kalecinin ceza sahası içinde rakip santrfora çalım atmaya çalışması, cephaneliğe yanar sigarayla girilmesi, yüzme bilmeden Karadeniz’de yüzmeye çalışılması, gaz tüpünde kaçak olup olmadığının çakmakla kontrol edilmesi risktir. Bunlar kişisel risk örnekleridir. Bir bankanın, geçmişte defalarca aldığı borçları ödeyememiş bir şirkete yeni kredi açması, bir şirketin olumsuz fizibilite raporuna karşın bir yatırıma girişmesi kurumsal risktir. Bunların yanında bir de ülke riski vardır; ülkeler, ekonomik, sosyal ve siyasal durumları ile bu ülkeye yatırım yapacak olanlar veya borç verecek olanlar açısından bir risk düzeyi oluştururlar. Son olarak bir de risk algısına değinmek gerekir. Risk algısı; bir riskin gerçekleşme olasılığı ve gerçekleşme şiddeti hakkında insanların vardığı subjektif değerlendirmeyi gösterir. Kurumlar ve ülkeler söz konusu olduğunda risklerin

Kanıksanmış Yanlış Davranışlar Seti ve Aldırmazlık Zırhı

  Kanıksamak; pek çok kez yinelenmiş olması dolayısıyla artık etkilenmez olmak, aldırmamak, alışmak, bıkmak, usanmak gibi anlamlara geliyor. Türkiye’de uzun zamandır ekonomi alanında, dış politika alanında sosyal alanlarda yanlış politikalar uygulanıyor. Bu yanlışların süresi öylesine uzadı ki insanlar yanlışı doğruyu karıştırmaya başladılar. Örneğin Merkez Bankası’nın amacı; kuruluş yasasında ‘fiyat istikrarını sağlamak’ olarak belirtilmiş bulunuyor. Bir başka deyişle Merkez Bankası’nın amaç belirleme yetkisi yok. Buna karşılık belirlenen bu amacı gerçekleştirmek için kullanacağı para politikası araçlarını (açık piyasa işlemleri, zorunlu karşılıklar, faiz oranları belirlenmesi) seçmekte ve bunları hangi oranda ve ne yönde kullanacağını belirlemekte yine aynı yasa gereğince bağımsız kılınmış bulunuyor. Buradaki bağımsızlık kuşkusuz siyasal iktidardan bağımsızlık anlamına geliyor. Çünkü merkez bankasını alacağı kararlarda etkileyebilecek tek güç, atamaları yapan siyasal iktidar. Yasa

2001 Krizinde Ülkeyi Nasıl Batırdım?

Resim
Habertürk televizyonunda yayınlanan bir tartışma programında katılımcılardan birisi yazdığım bir makaledeki şemayı gündeme getirince diğer bir katılımcı benim 2001 krizi sırasında Merkez Bankası Başkanı olarak ülkeyi krize sokup batıranlardan birisi olduğumu ve ekonomi konuşamayacağımı söyledi. Bu ifadelerin tamamının yalan olduğunu o günleri yaşayanlar ve inceleyenler bilir ama yeni kuşaklar o dönemleri bilmedikleri için bu yalana inanıp da zihinlerinde yanlış düşünceler doğmasın diye bunları yazmaya karar verdim.   Bendeniz yaşamımın hiçbir döneminde Merkez Bankası’nda görev yapmadım. 1972 yılında Mülkiye’yi bitirdikten sonra açılan yarışma sınavını kazanarak atandığım Maliye Müfettiş Muavinliğiyle başlayan kamu görevim sırasında daire başkanlığından müsteşar yardımcılığına kadar bütün yönetim kademelerinde görev yaptım. 1992 yılında Hazinenin Washington Büyükelçiliği nezdindeki Ekonomi Başmüşavirliği görevine atandım. 1995 yılında yurda döndüğümde müşavirlik görevine getirildim. D

Faizi Düşürürsek mi Enflasyon Düşer Yükseltirsek mi?

Resim
Son günlerde enflasyon ile faiz arasındaki neden – sonuç ilişkisi yeniden gündeme geldi. Bu kez hangisinin neden hangisinin sonuç olduğundan çok faizi artırınca enflasyon düşer mi düşmez mi tartışması gündemdeydi. Her şeyden önce bu soruyu doğru yanıtlamak için neden – sonuç ilişkisini doğru kurmamız gerekiyor. Bunun için de önce enflasyonun kaynağını belirlememiz gerekiyor. Enflasyon iki şekilde karşımıza çıkar: Talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu. Talep enflasyonu; talep edilen miktarın arz edilen miktardan fazla olmasından kaynaklanır. Bunun da en bilinen nedeni piyasadaki para arzının fazlalığıdır. Eğer piyasada para fazla mal azsa o zaman enflasyon olur. Bu tür enflasyonu önlemenin bir yolu faizleri artırmak olabilir. Faizler artarsa insanlar tüketimden kısıp tasarrufa yönelirler bu da piyasada oluşan talep fazlasını giderir ve enflasyon frenlenebilir. Enflasyon oranı yüzde 19,25 iken net nominal faizler yüzde 18,50 ise insanlar tasarruf yapmayı seçmez, ellerindeki parayı b