Orta Vadeli Program (2027 – 2029) Üzerine Düşünceler
Hükümetin 2027-2029 dönemine ilişkin ekonomi politikalarını ve temel makroekonomik hedeflerini içeren Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu yazıda programın politika hedeflerinden çok, bu hedeflerin sonucunda ortaya çıkması beklenen ekonomik göstergelere bakacağız.
Metnin altındaki ilk tablo OVP’de
yer alan temel tahminleri özetliyor. İkinci tablo ise bu tahminlerin bir önceki
yıl açıklanan OVP’ye göre ne kadar değiştiğini gösteriyor.
Şimdi bu iki tabloyu birlikte
değerlendirelim.
Tahminler ve Tutarlılıkları
Önce büyüme tahminlerine bakalım.
OVP’deki tahminler, Türkiye
ekonomisinin 2025 yılını da hesaba kattığımızda dört yıl boyunca potansiyel
büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 4,8’in altında büyüyeceğini, ancak 2029
yılında bu düzeye ulaşabileceğini gösteriyor.
Bu tahminlerin tutarlı olup
olmadığını anlamak için enflasyon oranlarına bakalım. OVP, bu yılın sonunda
enflasyonun yüzde 28,4 olacağını tahmin ediyor. Bu oran, TCMB’nin son tahmini
olan yüzde 28’in 0,4 puan üzerinde. Bu nedenle söz konusu tahmini gerçekçi
buluyoruz. Ayrıca enflasyonun önümüzdeki yıllarda düşerek 2029’da yüzde 9’a
gerileyeceği tahmini de büyüme oranlarıyla belirli bir tutarlılık içinde
görünüyor.
İşsizlik oranı tahminleri de yine
büyüme oranındaki değişimle genel olarak uyumlu görünüyor. Büyümenin hızlandığı
yıllarda işsizlik oranında düşüş, büyümenin daha düşük kaldığı dönemde ise daha
sınırlı bir iyileşme öngörülmesi, ekonomik ilişkiler açısından beklenen bir
tablo.
Bütçe dengesi ise özellikle faiz
giderleri açısından daha ilginç bir görünüm ortaya koyuyor.
Faiz giderlerinin 2027 yılında
2026 yılına göre yüzde 41’e yakın artması bekleniyor. Buna karşılık sonraki
yıllarda artış oranının hızla düşeceği öngörülüyor. Böyle bir gelişme bütçe
dengesinin ve faiz dışı dengenin iyileşmesiyle mümkün olabilir. Nitekim OVP de
bunu öngörüyor.
Ancak bu tahminin hangi
varsayımlara dayandığını anlamak için iki noktaya bakmamız gerekiyor.
İlk olarak, bütçe açığı faiz
giderlerinin artış hızındaki bu değişimi açıklayacak ölçüde bir düşüş
göstermiyor. Faiz dışı dengenin GSYH’ye oranı da aynı şekilde faiz
giderlerindeki hızlı düşüşü tek başına destekliyor gibi görünmüyor.
İkinci olarak, enflasyonda
beklenen gerilemenin gerçekleşmesi halinde faiz oranlarının da zaman içinde
düşmesi mümkün olabilir. Bu durumda faiz ödemelerinin artış hızı da giderek
yavaşlayabilir.
Dolayısıyla burada belirleyici
unsur, enflasyon ve buna bağlı olarak faiz oranlarının OVP’de öngörülen
patikayı izleyip izlemeyeceği olacak.
Dış ticaret dengesi ise önceki
tahminlere kıyasla çok büyük bir değişiklik göstermiyor. Dönemin 100-110 milyar
dolar dolayında bir dış ticaret açığıyla geçmesi bekleniyor.
İhracat ve ithalattaki değişimler
2027 yılı dışında büyüme tahminleriyle genel olarak uyumlu duruyor. Ancak 2027
yılında büyümenin artmasına karşın ithalatın çok az değişmesi ve buna bağlı
olarak dış ticaret açığının da hemen hemen aynı kalması dikkat çekiyor.
Ekonomik büyüme ile ithalat arasındaki ilişki açısından bakıldığında bu durumun
ayrıca açıklanması gerekiyor.
En önemli konulardan birisi enflasyon oranlarıyla USD/TL kurları arasındaki ilişki. 2023 yılından bu yana uygulanan dezenflasyon programının başlıca çıpası yüksek faiz vererek dışarıdan döviz girişi sağlamak ve aynı yolla içeride döviz olarak tutulan varlıkların Türk Lirasına dönüşünü sağlamaktı. Bu uygulama enflasyondan daha düşük kur artışı gerçekleşmesini sağlayarak döviz kurlarını baskılıyor ve Türkiye’nin dolar cinsinden çok daha zengin görünmesini sağlıyordu. Bu uygulama, ihracatın yeterince artmamasına yol açtığı için ihracatçılardan itiraz geliyordu. Şimdi OVP’de enflasyon ve kur ilişkisinin nasıl kurulduğuna bakalım:
Burada karşılaştırma için TÜFE enflasyonu yerine GSYH deflatörünü alıyoruz. Çünkü TÜFE 428 mal ve hizmet kalemi içinde yer alan 927 farklı ürünü kapsadığı halde kapsadığı halde deflatör ekonomide o yıl arz edilen bütün mal ve hizmetleri kapsayan çok daha geniş kapsamlı bir ölçü. Buna ek olarak TÜFE tahmini yılsonu tahminini gösterirken deflatör yıllık ortalamayı gösterdiği için yıllık ortalama kur artışıyla karşılaştırılması daha uygun.
Bu tablo bize 2027’de kurdaki
artışın enflasyona önceki yıllara göre yakınlaşacağını, 2028 ve 2029’da da kur
artışının enflasyon ile neredeyse aynı düzeye geleceğini anlatıyor. Buradaki
enflasyon tahminleri gerçekleşirse bu düzeltme olumlu görünüyor. Ne var ki bugün
kurun geçmiş üç yıla göre düzeltilmiş düzeyinin yaklaşık 65 TL olması gerektiği
düşünüldüğünde bu düzeltmenin geçmiş baskılamayı gidereceğini kabul etmek pek
mümkün görünmüyor.
Bence OVP (2027 – 209)’un en zor
ilişkisi kur ve deflatör arasında yatıyor. Ulaşılması en zor hedefler. Bir
yandan ekonomiyi büyümeye döndürmek, bir yandan enflasyonu düşürmek ve kuru da kontrola devam etmek söylendiği
kadar kolay değil. Bunun olması için mutlaka geleceğe ilişkin beklentileri
olumlu hale getirmek, onun için de yapısal reformları hiç zaman geçirmeden
yapmak gerekiyor.
Seçim 2027’de mi?
Bu OVP’de dikkati çeken
noktalardan biri de 2027 yılına ilişkin bütçe tahminleri.
2027 yılında bütçe açığının
büyümesi, faiz dışı fazlanın ise azalması öngörülüyor. Üstelik bütçe açığındaki
büyüme, faiz giderleriyle açıklanabilecek miktardan daha yüksek görünüyor.
Bunun arkasında faiz dışı
giderlerin —personel giderleri, cari giderler ve yatırım giderleri— enflasyonun
üzerinde artmasının öngörülmesi yatıyor.
Burada diğer yıllardaki genel
tutarlılıktan bir miktar uzaklaşılıyor. Çünkü o bütçeyle seçime gitmek mümkün
olabilir ama enflasyonu yüzde 21’e düşürmek pek mümkün olmaz.
Bu tablo elbette tek başına 2027
yılında seçim yapılacağı anlamına gelmiyor. Ancak bütçe göstergelerinde 2027
yılı için ortaya çıkan bu farklılaşma, seçimlerin 2027’de yapılıp yapılmayacağı
sorusunu akla getiriyor.
Başka bir ifadeyle, OVP’deki
bütçe rakamları 2027 yılı için seçim ekonomisi ihtimalini düşündüren bir
görünüm sergiliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise önümüzdeki
dönemde bütçe uygulamalarının nasıl şekilleneceği gösterecek.
GSYH Meselesi
Bir de OVP’deki GSYH tahminlerine
ilişkin önemli bir noktaya bakalım.
Cari fiyatlarla GSYH, ekonomide
bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin o yılın fiyatlarıyla toplam değerini
gösteriyor. Fiyatlar hızla yükseldiğinde, üretim miktarı çok fazla değişmese
bile GSYH’nin TL cinsinden değeri ciddi biçimde artabiliyor.
Ekonominin gerçekte ne kadar
büyüdüğünü anlamak için ise fiyat etkisinden arındırılmış reel büyümeye
bakıyoruz. 2026’nın ikinci çeyreğinde reel büyüme yüzde 2,3 olarak gerçekleşti.
Bunu basit bir örnekle düşünelim.
Yalnızca ekmek üreten kapalı bir
ekonomi olsun. Yılda 100 ekmek üretiliyor, ekmeğin fiyatı 1 lira, dolar kuru da
2 lira olsun. Bu durumda GSYH 100 lira, dolar cinsinden GSYH ise 50 dolar olur.
Şimdi üretim 100’den 103 ekmeğe
çıksın. Yani ekonomi reel olarak yüzde 3 büyüsün.
Aynı dönemde ekmeğin fiyatı 1
liradan 1,36 liraya, dolar kuru da 2 liradan 2,20 liraya yükselsin.
Bu durumda GSYH:
103 × 1,36 = 140,1 lira olur.
Dolar cinsinden GSYH ise yaklaşık
63,7 dolara çıkar.
Böylece ekonomi gerçekte yüzde 3
büyümüşken, dolar cinsinden GSYH yaklaşık yüzde 27 artmış görünür. Oysa
üretimdeki gerçek değişiklik yalnızca 3 ekmektir.
Şimdi bu çerçevede 2026 yılı
tahminine bakalım.
OVP’ye göre 2026 yılında GSYH’nin
85.346 milyar TL olması, kur artışının yüzde 18,7 ve yılın ortalama GSYH
deflatörünün yüzde 30,6 olması bekleniyor.
Bunun anlamı şu: İç fiyatların
ortalama yüzde 30,6 artması beklenirken, TL’nin dolar karşısındaki değer
kaybının yüzde 18,7 ile sınırlı kalacağı varsayılıyor.
İki oran arasındaki fark (30,6 -
18,7 =) 11,9 puan oluyor.
Bu fark, TL cinsinden nominal
büyüklüklerin dolar cinsinden hesaplandığında daha yüksek görünmesine katkıda
bulunuyor. Hesabı daha geriye götürdüğümüzde bu tür farkların daha da
büyüdüğünü görüyoruz.
Burada herhangi bir hata veya
yanlış hesap söz konusu değil. Özellikle yüksek enflasyon yaşayan ülkelerde
dolar bazındaki GSYH ve kişi başına gelir rakamları, kurun fiyatlar genel
düzeyine göre nasıl hareket ettiğinden ciddi biçimde etkilenebiliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin ekonomik
performansını değerlendirirken yalnızca “GSYH kaç milyar dolar oldu?” sorusuna
bakmak yeterli değil. Bu artışın ne kadarının gerçek üretim artışından, ne
kadarının fiyat ve kur hareketlerinden kaynaklandığına da bakmak gerekiyor.
Sonuçta dolar bazında GSYH önemli
bir gösterge. Ancak tek başına ekonomik refahın veya reel büyümenin ölçüsü
değil.
Özellikle yüksek enflasyon
dönemlerinde nominal büyüklüklerle reel büyümeyi birbirinden ayırmadan yapılan
karşılaştırmalar, ekonominin gerçekte olduğundan daha hızlı büyüdüğü izlenimini
yaratabilir.
Sonuç
Özetle söylemek gerekirse, OVP’de
(2027-2029) yer alan tahminler önceki yıllarda açıklanan OVP’lerdeki tahminlere
göre daha tutarlı ve daha gerçekçi görünüyor.
Büyüme, enflasyon ve işsizlik
arasındaki ilişki genel olarak ekonomik beklentilerle uyumlu. Bütçe ve dış
ticaret tarafında ise özellikle 2027 yılına ilişkin bazı noktalar daha fazla
açıklamayı gerektiriyor.
Kuşkusuz bir programın yalnızca
hedefleri ortaya koyması yeterli değil. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağına
ilişkin somut bir yol haritası ve takvim de gerekiyor.
Ne yazık ki bu eksiklik OVP’de de
devam ediyor.
Tablolar:
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilMahfi bey Yazınız için çok teşekkür ederiz her zamanki gibi bilgilendirici , öğretici.
SilSorum:Eylül 2026 başı itibarı ile yıl sonuna kadar enflasyon aylık 1,2% geçmez ise ancak 28% ulaşıyor .Yıl başından bu güne kadar aylık Dolar artış ortalaması 1,45 % dolayısı ile yıl sonu en iyi tahminle 51,70 TL görülüyor Bu durumda enflasyona bakarsak kurun daha da ucuzlayacağını mı tahmin etmeliyiz.
Sağ olun.
SilEvet. Eğer tahmin ettiğiniz gibi gelişirse TL aşırı değerli kalmaya hatta biraz daha değerlenmeye devam edecek demektir.
Hocam rakamlar komik.
YanıtlaSilBrent petrol fiyatının düşmesi neye bağlı?
YanıtlaSilBu tahmini IMF gibi uluslararası kuruluşların tahminlerinden aldıklarını düşünüyorum. Sanıyorum Hürmüz krizinin daha fazla büyümemesini ve yavaş yavaş çözüme gitmesini bekliyor dünya.
SilHukumetin yıllar yıllar önceki 2023 hedefi kişi başı gelir hedefi 25 bin dolardı. Bu programa göre hedefe 6 yıl gecikmeyle 2029 yılında ulaşılacak. 2002 yılında 3600 dolar olan kişi başı gelir yıl sonunda 20 bin dolar olacak. Sorumu genele yöneltmek istiyorum. Sizce 2023 yılı hedefi olan 25 bin dolarlık milli gelire 6 yıl sonra ulaşma hedefi hakkında ne düşünüyorsunu?
YanıtlaSilYazının içinde 20 bi dolara nasıl gelindiğini anlattım. Bu, büyük ölçüde enflasyonla kur arasındaki makastan kaynaklanan sanal bir durum. Büyümenin yüzde 2,5 olduğu bir yerde GSYH ve kişi başına gelir yüzde 20 artıyorsa orada bir tuhaflık var demektir. Bu çerçevede düşünürsek 25 bin dolar hedefine ne zaman varacağımızın yanıtı kuru daha ne kadar baskılamaya devam edeceğimizle ilgili.
SilYıllar önceki 25 bin dolar ile bugünkü 25 bin doların da aynı değerde olmadığını söylemeye gerek yok diye düşünüyorum.
SilHocam elinize sağlık. Güven olmayınca dikiş tutmuyor. Programın adı zaten yanlış. Yine ne vereyim abime programına dönmüş. Saygılarımla Fatih Demirtaş
YanıtlaSil😀
SilEda Erdem
YanıtlaSilEda Erdem
Eda Erdem
https://m.youtube.com/watch?v=nPuFaua6K6w
Eda, takıma müthiş bir enerji ve hırs katıyor. Eskiden bizim takım geriye düştüğünde kolay kolay dönemezdi. Santarelli, Eda'nın da yardımıyla bunu değiştirmeyi başardı. 25 - 12 kaybedilen bir setin ardından böyle bir dönüş kolay değil. Büyük olay.
SilDerya Cebecioğlu'nun performansını nasıl buldunuz?
YanıtlaSilTakımın geleceği için umut veriyor mu sizce?
Ben Derya'nın smaçörlerimiz arasında en iyisi olduğu kanısındayım. Savunmasını geliştirirse yeri sağlamlaşır.
SilEn iyisi Vargas hocam. Yıllar sonra başkaları gelir, yine de geçemez.
SilSayın hocam, erken seçim bir açıklansın ortada proğram filan kalmaz.
YanıtlaSil😀
Sil2023 2026 ovp sonucu.faiz yüksek, enflasyon yüksek, kur yüksek, alım gücü en düşük seviyede.tarih tekerrür edermi hocam.
YanıtlaSilKur yüksek değildi. Enflasyonun çok altında arttı. Ötekiler doğru. Bakalım sanki tekerrür eder gibi duruyor.
SilMahfi hocam büyüme sarmalından vazgeçdiklerine göre, bir şansları olabilirmi.
YanıtlaSilSeçim baskısı büyüme baskısını geri getirecektir.
SilKURUMLAR , 4 YILDIR KKM 'DEN KAZANDIKLARINDAN DEVLET, FON STOPAJI SAYESİNDE YÜZDE 17.5 KESİNTI YAPACAK.KKM 'DEN SONRA BU AKLI KIM VERDI MAHFİ HOCAM.
YanıtlaSilBilgim yok.
SilHocam bu proğram bana, 2027 mayıs ayında erken seçim var diyor.yanılıyormuyum.
YanıtlaSilMayıs mı olur bilemem ama 2027'de seçim var gibi görünüyor.
SilHangi veriye dayanarak böyle söylüyorsunuz, Mahfi bey.
Silİnandıkmı?..hadi hayırlısı...emeğine saglık hocam.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilSayın bakanın enflasyonun neden düşürülemediğine ilişkin (OVT) Orta Vadeli Temenniler’in sunumunda sıraladığı gerekçeleri dinledim.
YanıtlaSilİnandırıcılık düzeyi beni çok eskilere götürdü Hocam.Hani okulda tahtaya kalkıpta bilemediğimizde sığındığımız bir bahanemiz vardı ya: “akşam elektrikler kesikti,çalışamadım Hocam.”
Son görevinde 3 yılını dolduran bir Hazine ve Maliye Bakanı’nın geldiği nokta bu mu olmalıdır?
Yazık.
:(
SilAşırı sağcı Afd’nin,Almanya’nın bir eyaletindeki meclis seçiminde aldığı yüzde 44’lük sonuca nasıl bakmalıyız hocam?Bu sonucun,ülkenin genel eğilimini yansıttığını düşünmek mümkün mü?İleride rakamlara ne kadar yansımasını beklersiniz?
YanıtlaSilBatı ülkeleri maddi zenginlik var diye medeni görünüyor. Maddiyat zayıflayınca manevi değerler konusunda geri oldukları için böyle hemen yabancı düşmanlığı yapıyorlar. Batı medeniyetinin en büyük açmazı maddi değer bakımından ileri manevi değerler bakımından ise geri kalmalarıdır! Böylece manevi eksikliğin bedelini özgürce ama mutsuz bir şekilde ödemekte ve başkalarını da rahatsız etmektedirler!
SilKusura bakmayın ama maneviyat var dediğiniz ülkelerde mutluluk var mı? Yabancı düşmanlığı yok mu? Maneviyat görünürde var. Altını biraz kazıdığınızda yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, ahlaksızlık çıkıyor. Hepsi gizlendiği için yok sanıyoruz.
SilBugün yabancı düşmanlığı en cok medeni olduğu iddia edilen ülkelerde var!
SilSayın Adsız7 Eylül 2026 11:54 demiyorum, çünkü sayın kelimesi, saygı duyduğunuz için insanlar için kullanılır. İsmi cismi felan olmadığı için, yazacaklarımdan hakaret çıkarsa, gidip hakaret davası açabilir.. Şimdi bu arkadaşa diyorum ki?? Müslüman ülkelerin maneviyatı bu kadar güçlüyse, 1. Neden yerlerde sürünüyorlar? 2. Neden bu maneviyatı çok güçlü müslüman ülkelerde ki herkes, başka bir müslüman ülkeye değil de, hep batıya kaçmaya çalışıyor?? 3. Tam olarak ne zaman olduğunu hatırlamyorum ama dünya çapında yapılmış bir araştırma vardı, İslam dinine en yakın ülkeler hangileridir diye?? Adamlar oturup İslam dinini araştırmışlar sonra da o kurallara en yakın ülkeleri sıralamışlardı.. İlk sıralarda iskandinav ülkeleri vardı, sonra bütün batı ülkeleri sıralanmışlardı ve en sonda da yerlerde sürünerek, MANEVİYATI AŞIRI YÜKSEK MÜSLÜMAN ÜLKELER SON SIRALARI HİÇ KİMSEYE KAPTIRMADAN YERLERİNİ ALMIŞTI. Ahlak, etik, başkasının hakkını hem yememek hemde saygı duymak, bunlar, maneviyatı tavan (size göre) ama gerçekte, kendinizi de içine kattığınız hiç bir müslümanda bulunmayan özellikler. Bütün müslüman ülkeler işte bu yüzden şamar oğlanı pozisyonunda ve yerlerde sürünüyorlar.. Kendinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan, onun gibi düşünmeyen herkesi kafir ve öldürülecek (evet öldürülecek) düşman ilan eden, müslümanların yolu doğru olsaydı??? Kendini ve maneviyatını çok değerli görüyorsan, papağan gibi arapçasından değil, türkçe anlamıyla, O Kur'an denen kitabı, onu da geçelim, Tevrat, Eski Ahit, Yeni Ahit, İncil in en 20 varyasyonu, Buda, Zen'ler, kaç kez okuduğunu sorarım ben sana.. Ama böyle beyinsizlere çok değil çok ağır gelir bunlar, SEN SADECE MANEVİYATI ÇOK YÜKSEK BİR İNSAN OLARAK, inandığın Kur'anı önce tam olarak baştan sona bir okuda, ondan sonra gel böyle yerlerde, maneviyat dersleri ver.. Kusuruma bakmayın hocam dilim çok sert ama yanlış değil.. Yayınlayıp yayınlamamak size kalmış, Bu maneviyatı aşırı yüksek beton kafalar neden hep batıya kaçmak ister? İşte bende oraya parmak basmak istedim o kadar..
SilMedeni olduğu iddia edilen ülkelerde yabancılara karşı tepkilerin çoğalmasının en önemli nedeni gelen yabancıların o ülkenin koşullarına uymak yerine kendi koşullarını oralara yerleştirmeye çalışması. Kendi koşullarından mutlu iseler o medeni ülkelere yerleşmeye çalışmamaları gerekir.
SilYabancı düşmanlığının maneviyatla ilgili olduğunu düşünmüyorum.Medeni ülkelerde(yani bundan benim anladığım insan haklarını,asgari ölçüde de olsa,yasal güvence altına almış ülkelerde) de görülebilir,medeni sayılamayacak ülkelerde de görülebilir.Hangi ülkede neden ortaya çıktığının ortak bir yanıtı olduğunu da düşünmüyorum.Söz konusu ülkenin tarihi,ekonomisi veya demografisi üzerinden izah edilebilecek bir konu olduğunu düşünüyorum.
SilBir ortak sebep bulamamakla birlikte,Mahfi Hoca’nın bahsettiği uyum konusu bence de önemli.Geldikleri ülkenin şartlarını içselleştirip, kültürüyle etkileşim kurmaya çalışmak ve bir vatandaş gibi konumlanmak yerine,gettolaşıp ayrışmayı tercih eden,kendi kendini ötekileştiren ve geldiği ülkenin dilini öğrenmeye;orayı tanımaya,anlamaya çalışmayan bir kitle ortaya çıkarsa,bu durum,o toplumdaki aşırı düşünceleri hareket geçiren bir nevi allerjen etki gösterir.Ayrışma ve uyumsuzluk devam ederse(ya da bazı aktörler bunu kaşımaya devam ederse),önce bu düşünceler kitleselleşir sonra siyasi taban oluşturabilecek güce ve neticede siyasal temsil hedefleyen bir organizasyona dönüşür.Tabi ki bu süreç her zaman böyle çalışmaz.Bazen de sorunun kaynağı ülkeye dışarıdan gelen yabancıların uyum yeteneğinden ziyade,ev sahibi ülkenin ön yargıları ve toptan dışlayıcılığıdır.Genellikle tarihsel bagajları ve ulusal motivasyon kaynakları dolayısıyla,kültürlerini başkalarına açmak istemezler.
Etnik veya dini olarak homojen toplumlarda da yabancıya karşı tolerans düzeyinin yüksek olması beklenmez.Kendi içlerinde ne kadar özgürlükçü veya insan haklarına saygılı olduklarını iddia etseler de bir yabancıyla bu hakları paylaşmayı istemezler.Yani bu ülkeye gitmek isteyen bir yabancının daha işin başında ötekileştirileceğini iyi bilmesi gerekir.Kararını ona göre vermelidir.Tarihte antik yunan şehir devletleri,sparta devleti böyleydi.Modern dönemde ise japonlar bu konuda iyi bir örnek sayılabilir.
Saygılarımla.
Çok uzunca zamandır yazılan programlarla yaşanan hayat arasında hiç bağ bulamıyoruz. Zaten seçim havasına giriliyor ortada program diye birşey kalmaz. Tek gerçeği bize Atatürk kızları voleybol takımı yaşatıyor, hep var olsunlar. Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilÇok doğru.
SilHocam insanlar parayi nereden buluyornda enflasyon olusuyor ? Faizler ortada, maaslar ortada. Kimsede para olmamasi lazim :(
YanıtlaSil20 milyonda para var. Onlar harcıyor. Bir 20 milyon da borçlanarak kendi gerçeğinin üzerinde bir düzeyde yaşamaya devam ediyor. Kalanlar zar zor geçiniyor.
SilDaha onceden üç beş milyonda para vardı enflasyon olurdu ama dolar enflasyonunu simdiki gibi asan bir oran asla olusmazdı.
SilHocam seçim 2027de gercekleşirse 2023deki gibi enflasyonun üstünde memur emekli ve asgari ücret zamlari yapılır mı ? Yoksa mevcut durum nedeniyle böyle bir şeye girişmezler mi ?
YanıtlaSilSeçimin kendine göre bir mantığı var ve bu mantık ne olursa olsun kazanmaya endeksli. O nedenle her şey olabilir.
SilSaygıdeğer Mahfi hocam. Davranışsal ekönomi veya astrofizik hakkında da yazılar yazabilir misiniz, saygılar hocam. İyi günler diler, ellerinizden öperim.
YanıtlaSilAstrofizik alanını o işin uzmanlarına bırakalım.
SilSayın Eğilmez, yazınız için teşekkürler. Hazırlanan OVP da planlanan özelleştirmelerin (Köprüler, Otoyollar gibi) varlığını anlayabilmek mümkün müdür?
YanıtlaSilBen göremedim.
SilBu hedeflere şimdiden bile ulaşamayacağını gökteki kargalar yerdeki kediler denizdeki balıklar bile biliyor insanların çoğu hala bilemiyor. Belki tutar diye bekliyorlar tutmaz kardeşim tutmaz mümkün değil... Şu an için uygulanan ekonomik program zaten tutmayacağının garantisi...
YanıtlaSilMahfi Bey;
YanıtlaSilMatematiksel olarak anlattığın için, Makalelerin güzel oluyor.
👍
SilKendi şahsi ve kişisel görüşleri de tabii ki var ama, sonuçta şahsi duygularıyla değil biilmsel verileriyle öne çıktığı ve yazılarını da aynı bağlamda yazdığı için takip ediyorum..
Sil🙏
SilSayın hocam, siz olmasanız uğraşı ekonomi olmayan benim gibilerin böyle özet ve açıkça anlaşılır verileri derlemesi pek mümkün değil. Emeğiniz ve paylaşımınız için çok teşekkür ederim.
SilVarsayımların mantıksallığına girmeden, politik belirsizliklerin olası etkilerini dikkate almadan,
Tablodaki bütçe dengesine baktığımda 2026-2029 döneminde her yıl ortalama 64 milyar dolar açık görüyorum.
Mevcut borç stoğunun üzerine kümülatif olarak gelecek bu yük sizce sürdürülebilir mi ?
Bizim gibi ülkelerde kırılma noktasını ( çok yüksek risk nedeniyle borçlanamama ) gösteren bir rasyo var mıdır ? Tablonuza bu rasyoyu eklemek mümkün müdür ?
Tekrar emeğinize sağlık, sağolun varolun.
Bizde kamu kesimi borç yükü yüksek değil o nedenle bu düzen sürdürülebilir. Ama tabii sonsuza kadar değil. Buradaki sorun enflasyonun ve risklerin yüksekliği nedeniyle sürekli daha pahalıya borçlanılıyor olması. Yani borçları borçlanarak çevirebiliyoruz ama her seferinde daha yüksek faizler ödüyoruz.
SilHocam çok merak ettiğim bir konuda bilginize başvurmak isterim.
YanıtlaSilÇin ekonomisi tarif edilirken “devlet kapitalizmi” sisteminin uygulandığı bir ülke olduğu söyleniyor.
Sorum şu: • Devlet kapitalizmi dendiğinde tam olarak ne anlamalıyız?
• Bugün için Çin’deki ekonomik yapı tam olarak bu mudur?
• Japonya ve G.Kore ekonomilerinin tarihsel sürecinde,önce devlet eliyle başlayan şirketleşmeler,sonrasında kapitalistleşme ve liberal sisteme tam liberal entegrasyonun Çin’de de gerçekleşmesi mümkün müdür?Hangi vade için bu ihtimali düşünebiliriz?
Saygılarımla.
Çin, devlet kapitalizmi denilen bir modeli uyguluyor.
SilDevlet kapitalizmi, ticari birimlerin merkezi yönetim anlayışıyla devlet tarafından kapitalist bir şekilde yönetildiği ve üretim araçlarının organize edildiği ekonomik sistemleri ifade eden bir sistemdir. Kapitalizmde üretim, dağıtım, ticaret gibi faaliyetleri özel kesim yaparken devlet kapitalizminde bu işleri devlet kuruluşları üstlenmiştir.
Peki Hocam Çin’in uyguladığı kapitalist modelin,ileride,G.Kore ve Japonya örneğindeki gibi tam liberal bir yöne evrilmesi beklenebilir mi?
SilG. Kore ile Japonya aynı kategoride değil. Kore, model olarak Çin'e daha yakın. Japonya ise batıya yakın. Çin sanırım Kore gibi olacak ileride.
SilDaron Acemoğlu:
YanıtlaSil• Bugün dünyada olan-bitene baktığımızda, özellikle devletlerin yönetim anlayışlarının geldiği safhayı incelediğimizde; "liberalizm"in kök anlamından bambaşka bir yerde olduğumuzu söyleyebiliriz.
• AKP'nin başarısı muhalefetin başarısızlığından ayrı düşünülemez.
https://www.youtube.com/watch?v=skZrsw9hxEg
8 Eylül 2026 Salı
Doğru.
Silseçim ekonomisi demişsiniz ancak faiz giderlerindeki artış da dikkat çekici. Seçim ekonomisini faizi düşürmeden mi uygulayacaklar demek oluyor bu tam anlayamadım o kısmı. Teşekkürler...
YanıtlaSilHocam , 2026 GT kişi başı gelir 20.523 $ ortalamayı veriyor. Nüfusun % 80 'inin ortalama gelirinin 8.000 $ dolar ve altı olduğu ülkemizde OVP'de ne yazarsa yazsın halkımız neye inanır ?
YanıtlaSil