Bireysel Rasyonelliğin Sınırı

Bir göl düşünelim: Dağların arasında, yemyeşil doğanın içinde, insanları kendine çeken bir doğa harikası.

Gölün kıyısına bir ev yapılıyor. Evin sahibi sıradan bir mülkten çok daha fazlasını elde ediyor. Çünkü evin değeri yalnızca arsasından ve yapısından değil, gölün orada olmasından da kaynaklanıyor. Doğanın sunduğu güzellik, özel mülkiyet üzerinden ekonomik değere dönüşüyor. Sonra ikinci ev, üçüncü, dördüncü derken oteller, restoranlar, yollar ve otoparklar geliyor.

Herkes kendi açısından rasyonel davranıyor. Fakat bireysel açıdan rasyonel görünen kararların toplamı, toplumsal açıdan rasyonel olmayabiliyor. Gölün çevresi doldukça doğal görünüm değişiyor; trafik, gürültü ve kirlilik artıyor, ekosistem üzerindeki baskı büyüyor. İnsanların bölgeye gelme nedeni olan doğal güzellik, yine bu ekonomik faaliyetlerin sonucunda aşınıyor.

Türkiye'de bunun çarpıcı örneklerinden biri Trabzon/Çaykara'daki Uzungöl. Turizm bölgeye önemli bir ekonomik değer kazandırırken, zaman içinde ortaya çıkan imara aykırı ve çarpık yapılaşma doğal görünümün korunmasını sorun haline getirdi. Bölgede imara aykırı yapıların kaldırılmasına yönelik çalışmalar da yapılıyor.

Burdur/Yeşilova'daki Salda Gölü ise aynı sorunun başka bir boyutunu gösteriyor. Burada mesele, doğal güzelliğin turizm için ekonomik değere dönüştürülmesiyle bu güzelliğin korunması arasındaki denge. Koruma yaklaşımının temel amacı, turizm faaliyetlerinin gölün doğal sermayesini tüketmesini önlemek.

Ekonomide bunun bir yönüne negatif dışsallık diyoruz. Bir işletmenin ya da mülk sahibinin elde ettiği kazancın yarattığı bazı maliyetler toplumun geneline yayılıyor. Diğer boyutunu ise ortak kaynakların trajedisi olarak adlandırıyoruz. Herkes ortak bir değerden kendi payına düşen faydayı artırmaya çalışırken, toplam kullanım o ortak değerin aşırı tüketilmesine yol açıyor.

Süreç basitçe şöyle işliyor:

Doğa → turizm → yatırım → yapılaşma → bozulma → turistik çekiciliğin azalması.

Burada gölü yalnızca “çevre” olarak değil, doğal sermaye olarak görmek gerekir. Turizm bu sermayeden gelir üretir. Fakat sermayenin kendisini tüketmeye başlarsanız, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli gelir kaynağınızı yok edersiniz.

Çünkü bir sermayeyi tüketerek elde edilen gelir, sürdürülebilir bir gelir değildir. O gelir, gelecekte gelir yaratacak sermayenin bir bölümünün elden çıkarılması pahasına elde edilmektedir.

Bu nedenle göl kenarında yapılacak her yeni bina için yalnızca, “Bu yatırım ne kadar kazandıracak?” diye sormak yetmez. Bir soru daha sormak gerekir: “Bu yatırım, buraya değer kazandıran şeyi ne kadar azaltacak?”

Çünkü bireysel rasyonellik her zaman toplumsal rasyonellikle bağdaşmayabilir. İyi tasarlanmış kuralların amacı bireysel çıkarı ortadan kaldırmak değil, bireysel çıkar ile toplumsal çıkarı aynı yönde çalıştırmaktır.

Aksi halde herkesin kendi açısından kazandığı bir sistem, herkesin sonunda kaybettiği bir sisteme dönüşebilir.

Yorumlar

  1. Hocam elinize sağlık. Genelde bakış açımız, kısa vade de ne kadar rant elde ederiz. Ben hala Turizm gelirini tasvip etmiyorum. Tüketilen doğal kaynaklardan ve atıklardan dolayı. Saygılarımla Fatih Demirtaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Turizm gelirini tasvip etmiyorum ne demek? Sanki kumar fuhuş uyuşturucu veya faiz gelirinden bahsediyor gibi konuşuyorsun! İnsanların gezmesine ve para harcamasına karşı mı çıkılır.

      Sil
    2. Bu tragedy of the commons problemi. Ilk bilinen uyari 1830 larda Willian Forster Loyd tarafindan yapiliyor. Daha sonra cevre sorunlari arttikca daha cok konusulmaya basladi. En sasirtici tarafi bu konunun kamu maliyesi derslerinde bahsedilmemesi veya kisaca gecilmesi. Ortak varliklar sahislar tarafinda yok edilebiliyor ama develtler bugunlerde nerede ise kisileri tesvik ediyorlar.

      Sil
    3. BELÇİKANIN BRUGE kentini görme fırsatı bulanlar iyi bilir. Tarihi doku o kadar iyi korunur ki küresel devler dahi kafalarına göre işyeri açamazlar. Ünlü bir hamburger zinciri işyeri açmak için ruhsatını ancak kent meydanının 4. dış cephesinde alabilmiştir. Ana meydan ki şehrin en görkemli ve en çok turist çeken yeridir. Sadece yerel işletmeler yer almaktadır. Yanlış hatırlamıyorsam eczane olarak işletilen bir işyeri 1800 lerde yapılmış bir binada yer alıyordu. İstese de başka bir işyerine devredilmesine yerel yönetim izin vermiyor yapıyı değiştirmesine müsade edilmiyordu. Kamu erkinin görevi de zaten budur. Bizdeki gibi ruhsat bedelini ödemek her türlü değişikliği yapma imkanı tanımıyor

      Sil
    4. Yalnızca Brugge değil Avrupa'da birçok kent benzer şekilde korunuyor.

      Sil
  2. Bırakınız yapsınlar olmuyor yani?
    Peki güçlenen sermayenin devleti kontrolü nasıl engellenecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En ciddi sorun o. Devlet bu işleri önlesin diyoruz ama ama artık devletler bu işlerin organizatörü oluyor maalesef. Buna ahbap çavuş demokrasisi ve ahbap çavuş kapitalizmi diyoruz.

      Sil
    2. Bu isler artık disiplin altına alınıyor. Türkiye yeni zengin olduğu icin eski kokuşmuş düzenin alışkanlıkları bir sekilde azalarak devam ediyor!

      Sil
    3. Disipline alınacak bir şey kaldıysa iyi.

      Sil
    4. Francesco Schettino14 Eylül 2026 22:03

      Adsız 11:56'ya katılıyorum. Gayet herşey normal. Sistem mükemmel işliyor. Hiçbir sıkıntı yok.

      Sil
    5. 11:56 ve 22:03 ne mutlu size! Mahfi hocamızın sabrının zirvesini gösterdiniz Bu kadarını beklemiyordum Mahfi Hocam siz ne yiyip içiyorsanız bize de önerin lütfen Sabrın bu kadarını hayal dahi edemezdim, gerçekten büyüleyici Gerçek olduğunuzdan şüphe etmeye başladım Gerçekten varsanız iyi ki varsınız!

      Sil
  3. Sizin gibi entellektüel bir dedem olsaydı, ondan bana miras olarak üst soylarından aktarabikeceği ve kendinden paylaşabileceği fikirlerini, bilgi birikimini, hayat görüşünü, zorluklar karşısında duruşunu yazdığı "torunuma öğütler" kitabı bırakmasını çok isterdim. Karamsarlığa, çıkmaza girdiğimde ilk başvuracağım yer olurdu. Siz torununuza ve sonraki alt soylarınıza böyle bir kitap bırakmak istemez misiniz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Benim öyle üç kitabım var: Light Günlük, Kendime Yazılar, Başarısızlığa Övgü. Bir de bu blogdaki bir dolu yazı.

      Sil
  4. Hocam,

    Aziz Yıldırım, sizin kim olduğunuzu biliyor mudur?

    Aziz Yıldırım'la ömrümüzde hiç aynı ortamda bulundunuz mu (tesadüf de olsa) ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aziz Bey benim kim olduğumu biliyor. Bunu yakınında olan bazı kişilerde dolayı biliyorum. Ama kendisiyle hiç aynı ortamda bulunmadım.

      Sil
    2. Hocam Fenerbahçe'miz için akil adamlar olarak güçlerinizi birleştirseniz ve kulubü başarısızlık ve hazımsızlık sarmalından çıkarsanız ne güzel olur. Çocuğumu Fenerli olmaya ikna edemiyorum.Sizin babanız gibi ona anlatacak bir Harrington kupası zaferi şahitliğim de yok.Belki Roma beraberliğini anlatabilirim ama o da yeterli olur mu emin değilim.

      Sil
    3. Ne yazık ki futbol akil adamların çözeceği bir mesele değil.

      Sil
  5. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz hocam Doğal kaynakları devlet yönetmeli, Çevresinde 500m 1 km yapılaşmayı engellemeli

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, ama bu işleri zaten devlet yönetiyor.

      Sil
    2. Devleti kimler yönetiyor pekii hocam? Görünürde olanları boşverin, onların ipini kim tutuyor.

      Sil
    3. Onu bilemem. Ben devleti yönetenleri görürüm ve hesabı onların vermesini beklerim.

      Sil
    4. ipe sapa gelmez paranoyak yaklaşımlar. Yok arkasında kim varmış!

      Sil
    5. O manada değil. Şirketler, danışmanlar, oda başkanları, bakanlıktan insanlar var ya. Ülkedeki tüm kararları görünen 3-5 kişi mi alıyor? Basit bir şey ama belediyelerde bile bu var. Üniversiteler kurularken oradaki işletmeler birleşip üniversite bizim bölgede olsun denebiliyor. Hatta Türkiye'de kurulan üniversiteler şehirdeki akademik seviyeyi düşürmüş ama orada dönen para artmış. Kore'de bile böyle iddia var, üniversite kurularken burada kurulsun diye. Onun odası, şunun odası ne iş yapıyor sanıyorsunuz? Hadi bunları esgeçin de, diğer ülkelerin temsilcileriyle görüşülmesini de mi es geçiyorsunuz. Oy pazarlığı, finansal pazarlık olmuyor mu? Bu gruplar da iktidardan bir şey istemiyor mu? paronayakça da değil , içimizde ajanlar var onlar yönetiyor demiyorum. Amerika'da AIPAC, silah lobisi var paronayakça mı? Türkiye'de siyasilere yakın bazı isimler var ve bunlar arka planda, paronayakça mı? Blok oy diye bir kavram var, paronayakça mı?

      https://www.birgun.net/haber/akpnin-tasra-universiteleri-488431 burada da yazıyor; S-"Taşradaki üniversitelerin aslında oradaki çıkar gruplarına ekonomik anlamda yaradığını görüyoruz. Bu kadar çok üniversite açılmasının, her ilde, ilçede üniversite olmasının sebebi neydi? AKP neyi dönüştürmeyi hedefliyordu?

      C-Bu üniversitelerle küçük şehirlerde ekonomik hareketlilik sağlamak hedefleniyor... " Kitapta da bu konu biraz daha detaylı şekilde anlatılıyor. Yerel halkta insanların nasıl orada kurulmasın, burada kurulsun dediğini şu hizmeti biz verelim diye lobileştiğini. Bu tarz meseleler 0 veya 1 değil, her şeyi görünen kişiler yönetir veya yönetmez meselesi değil.

      Sil
    6. Çok değerli tespitler Hocam,yürekten katılıyorum..Bu doğal güzelliklerimizin ,Turizm adına ranta kurban edilmesinin ve yok edilmesinin önünü açan her uygulama ve denetimsizlik Uzungöl ve diğer birçok turistik bölgelerimizin yok olmasına neden oldu..Diğer taraftan gözü doymayan ve tahripkar bir madencilik anlayışı ile güzelliklerimiz ve gelecek nesillere bırakacağımız doğal servetimiz yok ediliyor..Rasyonellikten uzak bu anlayışı sonuna kadar eleştirmeye devam edeceğiz ama eleştirmek yetmiyor ,Türk Milleti buna bulundukları bölgede çevre örgütleri kurarark hep birlikte karşı koymalı gerektiğinde tüm bu bölgesel çevre kuruluşları birlikte ayağa kalkmalı ve bizi yönetenlerin yaptığı bu yanlışlara DUR demeli. Türk insanında 70-80'lerden gelen kuşaklarda bu güç vardı , niye gençlerde de olmasın!

      Sil
    7. Maalesef toplumsal anlayış ve ahlâk artık bunu anlayacak bilinçten uzak. Hep söylediğim şey gerçekleşiyor: "Bilimden ayrılanı kurt kapar."

      Sil
  6. özgür cengiz13 Eylül 2026 13:53

    Yazılarınız için çok teşekkürler. Aynı durum Samos'ta Midilli'de neden olmuyor sizce? Avrupalılar gelsin alsın diye neden her guzel yeri evle doldurmuyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım onlar bizden çok daha bilinçli. Eski bir yazımda "biz oturduğumuz yerlere geçici görevle gelmişiz de sanki buradan bir süre sonra başka bir yere taşınacakmışız gibi bakıyoruz çevremize" diye anlatmıştım. Bu, sanırım bizim genlerimize yerleşmiş bulunan göçebelik kültürüyle ilgili.

      Sil
    2. özgür cengiz13 Eylül 2026 19:14

      Tek açıklamasi ekonomik rasyonalite değil bence. Sosyal kültürel sebepler de etkili dediğiniz gibi. Toplumumuz hayatı geçici görüp daha az sahipleniyor etrafındaki guzellikleri sanırım. Bence sadece gocebelik değil inancı da etkili bunda.

      Sil
    3. Hocam ,rasyonalite , egalite ve fraterniteden sonra değerlendirimesi gereken bir realite değil midir?

      Sil
    4. Hayır. Realite , egalite ve fraternitenin doğurduğu bir rasyonalitedir.

      Sil
  7. Hocam 1350'li yıllar hakkında neden yazı yazmıyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazayım o yıllarla ilgili?

      Sil
    2. O dönemki ekonomik yaşam hocam

      Sil
    3. Ortaçağ ile ilgili yazılarım var zaten.

      Sil
    4. Nerde hocam?Mahfi Eğilmez ortaçağ dedim bir şey çıkmadı.
      Bir tek "Fenerbahçe'yi bırakıyorum " dediğiniz yazıya ulaştım.

      Sil
    5. https://www.mahfiegilmez.com/2026/02/orta-caga-donus.html

      Sil
    6. Hocam bu "Fenerbahçe'yi bırakıyorum" yazınız şehir efsanesine döndü.
      Gerçekten böyle bir yazı varsa yazıyı buraya yükleseniz ya da linkini verseniz de bu efsane son bulsa.

      Sil
    7. Sigarayı bırakmıştım. İlk bıraktığımda pek bir yararını görmemiştim (sonradan çok yararını gördüm.) Fenerbahçe'nin durumu o zaman da iyi değildi. Ben de sigarayı bırakacağıma Fenerbahçe'yi bıraksam daha sağlıklı olurdum diye yazdım. O bir espriydi.

      Sil
  8. rasyonellik, maalesef ki mümkün değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mümkün olmasaydı hemen burnumuzun dibinde 12 adalar da Uzungöl gibi olurdu.

      Sil
    2. 12 adalar Uzungöl'le bir mi hocam?

      Sil
  9. Sayın hocam,
    Bundan bir hafta önce Hırvatistan’ın Split bölgesindeki Omiś kasabasına kısa bir ziyaret gerçekleştirdim.Bu bölgenin, araştırdığımda eski bir korsan bölgesi olduğunu öğrendim.Şehirdeki turistlik alanlar o kadar güzel korunuyordu ki yerel halk tarafından imrendim doğrusu.Doğa,deniz ve kanyon iç içeydi.Hiçbir şekilde doğanın dengesine ters yapı da bulunmuyordu.Esnaf güler yüzlü ve fahiş fiyatlar da yoktu.Kaldığım pansiyonun sahibiyle konuştuğumda ülkelerinin Euro para birimine geçmeleri hakkında birkaç soru ilettim.Otel sahibinin verdiği cevap ise bu yazınızda ki ana fikri bence çok iyi açıklıyor.Beyefendi şu cümleleri kullandı :”Ben turizm sektöründe olduğum için kazancım gayet güzel bir oran da arttı.Fakat yerel halk için refah seviyesi aynı şekilde artmadı ,bende aslında para birimimizi korumamız gerektiğini düşünüyordum çünkü benim tek başıma zengin olmam bir şey ifade etmiyor”dedi.Ben yerine biz düşüncesine açıkçası ülkemizin genlerine en kısa sürede geri dönmesi dileğiyle…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel örnek.
      Bu arada Hajduk Split diye Hırvatların ünlü bir futbol kulübü vardır. Hajduk kelimesi Osmanlılar zamanında kullanılır olmuş. Haydut kelimesinin yanlış telaffuzuyla orada yerleşmiş. Hajduk Split, Split'in haydutları anlamına geliyormuş.

      Sil
    2. Bilgi için çok teşekkürler hocam

      Sil
  10. Süreç aslında bir döngü şeklinde ise sorun olmayabilir mi acaba? Doğa → turizm → yatırım → yapılaşma → bozulma → turistik çekiciliğin azalması→ eski doğallığın tekrar kazandırılması→ turizm... gibi. Tabii bu mümkünse.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sondan bir önceki aşama sanırım çok zor bir aşama. Bir kez kaybedildiğinde tekrar toparlanması hem uzun zaman alacak hem de çok maliyetli olacak bir süreç diye tahmin ediyorum.

      Sil
  11. Sayın Eğilmez yazınız için teşekkürler. Torunlarımıza ne bırakacağız? Torunlarımıza maddi - manevi ne bırakacağız. Manevi dememden maksat dini açıdan değil, dürüstlük, doğruluk açısından.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef hem madden hem manen iyi bir miras bırakamayacağımız açık.

      Sil
  12. Hocam aslında koruma altında olan doğal parklar/göller de var, Bolu/Abant Gölü gibi. Bu korumanın kapsamını bilmiyorum ama saydığınız bu mekanlara neden uygulanmıyor? Ortada bir çözüm var da uygulanmıyor gibi geldi bana. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Amaç turizm ise Abant Gölü de bir turistlik cazibe merkezi ve doğallığını koruyabilmiş. Demek ki bu bahsettiğiniz dengenin uygulanabilirliğinde şüphe yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, bu tür yerleri koruma alanı olarak ilan etmek lazım.

      Sil
  13. Sayın Mahfi Bey, sizce Turizm Ekonomisi ya da sistem gerçek anlamda Türkiye'ye değer katıyor mu? Örneğin, 1 haftalığına İstanbul'a gelen yabancı bir turist grubunun burada yapacağı harcamaların (esnaf, AVM ziyaretleri vb.) talep yaratacağını düşünürsek bu durum enflasyonu ya da fiyat artış hızını tetiklemez mi? Kim kazanıyor kim kaybediyor anlamadım açıkçası. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer üretimde bir sorun yoksa o talep fiyatları fazla etkilemez. Ayrıca bizim enflasyonu düşürmek kadar döviz kazanma ihtiyacımız var.

      Sil
  14. Sorum size ulaştı mı Mahfi bey?

    Size "Daron Acemoğlu" ile ilgili sorular geldiğinde; sık sık ertelemenizin sebebi, veya hiç cevap vermeye yanaşmamanızın sebebi;

    Acemoğlu'nun geçmiş röportajlarından birinde Atatürk dönemi ile ilgili bir eleştiride bulunması mı?

    Çünkü sizde şöyle bir kalıp var: Eğer bir kişi Atatürk dönemi ile ilgili eleştiride bulunuyorsa; siz hemen o kişiyi kendi gözünüzde değersiz statüsüne indirgiyorsunuz, o kişi artık o vakitten sonra ağzıyla kuş tutsa siz hiç önem vermiyorsunuz. O eleştiriyi yapan kişi her kim olursa-olsun; kendi hayatınızdan siliyorsunuz.

    Size, 3 haftaya yakın süredir; "The Economist" dergisi ile Acemoğlu arasında yaşanan tartışma ile ilgili ne düşünüyorsunuz, diye soru soruyoruz hiç umursamıyorsunuz.

    Size, 3 haftaya yakın süredir; Acemoğlu'nun son çıkan kitabı "Hangi Liberal Demokrasi" hakkındaki yorumunuzu soruyoruz hiç umursamıyorsunuz.

    Oyuncu "Halûk Bilginer"in, Atatürk dönemi ile ilgili bir eleştiride bulunduğuna dair bir iddia ortaya atıldığında; siz, onu da kendi hayatınızdan silip attınız.

    2022-23 yılında Emre Alkin, Işın Çelebi ve şahsınızın konuşmacı olduğunuz "Çarşamba Buluşmaları" konferans serisinin birinde Işın bey ekonominin geçmiş yılları ile ilgili bir anekdot anlatırken; Emre bey sizin kulağınıza usulca yaklaşıp Halûk Bilginer'in Atatürk dönemi eleştirisinden bahsetti (mikrofona bu ses geldi) ve o esnada sizin suratınız düştü.

    ("Halûk Bilginer" daha sonra açıklama yaptı; ve kendisine iftira atıldığını kanıtladı.

    Kanıt burada:
    https://teyit.org/analiz/ataturku-katil-ve-hirsiz-olarak-niteleyen-sozlerin-haluk-bilginere-ait-oldugu-iddiasi )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ulaştı. İlk geldiğinde yayınlamamayı düşündüm ama siz ısrar edince yayınladım. Ben kimseyi değersiz statüsüne falan indirgemiyorum. Esasen böyle bir hakkım da yok tercihim de yok. Çünkü kişilerle ve onların görüşleriyle uğraşmayı sevmem. benim için sistem önemlidir.
      Her konuda görüş bildirmek gibi bir zorunluluğum yok. Acemoğlu ile The Economist arasındaki tartışmada Acemoğlu kendi yanıtını verdi. Ben taraflardan birisi değilim. Benim yanıt vermemi gerektirecek bir konu yok ortada.
      Haluk Bilginer, benim takdir ettiğim bir oyuncu. Bu dediğiniz olayı hatırlamıyorum. Ama Atatürk'e yönelik haksız ve gereksiz eleştirilerden hoşlanmadığım doğrudur. Ülkenin kurtarıcısı, cumhuriyetin kurucusu, bugünlere gelmemizi sağlayan bir kişi hakkında ucuz eleştiriler yapılmasını hoş karşılamam. Ne var ki bu eleştirileri yapan kişileri silmek gibi bir huyum olmadığı gibi haddime de değildir.

      Sil
    2. "haksız ve gereksiz" değil bence hocam. Acemoğlu'nun eleştirileri gayet yerinde bence. Ülkenin bugünkü kurumlarının neden kapsayıcı olmadığını açıklıyor. Liberal demokrasi olarak ülke ilerleseydi şu an çok daha farklı yerde olurduk.

      Sil
    3. Bugünkü koşullarla o günü yargılamak çok kolay. Atatürk'ün tercihi özel kesimin kalkınmaya öncülük etmesiydi. İzmir İktisat Kongresi tutanaklarını incelerseniz bunu açıkça görürsünüz. Dolayısıyla o şekilde ilerlemek bizi liberal demokrasiye götürecekti. Ne var ki ülkede özel sermaye ve girişimci yoktu. Bir süre böyle gidildi sonra 1929 krizi geldi. Ondan sonra zorunlu olarak devletçiliğe dönüldü ve KİT'ler kurulmaya başlandı. KİT'ler kurulurken bile hep özel sektöre yol gösterme, oradaki şirketlere eleman yetiştirme amaçları vardı.
      Dönemin ve o dönemdeki ülkenin koşullarını bir kenara bırakırsanız "uzaya gitmeye çalışsak çok daha farklı bir yerde olabilirdik" de diyebilirsiniz. Geçmişe yönelik eleştiriler geçmişteki koşulları ve durumu dikkate alarak yapılırsa haklı olabilir. O nedenle ben bu tür eleştirileri haksız ve gereksiz bulurum.

      Sil
  15. Şu "ekonomik kriz var mı? / yok mu?" meselesinde her kafadan bir ses çıkıyor.

    Ortak bir mutabakat yok.

    "Kriz var" diyenlerin; bağrış-çağrışları var.

    "Kriz yok" diyenlerin; bağrış-çağrışları var.

    Hiçkimse ötekini dinlemiyor.

    Ekonomik krizin gerçekten var olup / olmadığını; bilimsel olarak tespit etmek imkânsız mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu tam olarak belirleyebilmek için eldeki verilerin ve göstergelerin gerçeği göstermesi lazım.

      Sil
    2. Eldeki veriler gerçeği göstermiyorsa bir matrix'in içinde mi yaşıyoruz hocam.

      Sil
  16. !!! MAHFİ BEY'İN DİKKATİNE !!!

    https://x.com/yunuss3449/status/2098801824073392334

    "Ücretli öğretmenlik" başvuru kuyruğu !

    2026-2027 saat başı ders ücreti = 200 TL

    Aylık maaş = 25000 TL (net)

    !!! MAHFİ BEY'İN DİKKATİNE !!!

    YanıtlaSil
  17. Mahfi Hocam, merhaba.

    Bu yazınızla ilgisi yok ama söyleyeceklerimin belki başka bir yazınızda ele alınabileceğini düşünerek yazıyorum. Ben Hazine ve Maliye Bakanlığında Muhasebe (eski Defterdarlık) Uzman Yardımcısıyım.

    Kamu mali disiplini açısından hem kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması hem de kamu harcamalarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar vergi toplanırsa toplansın, cep delik ise, gider tarafında sorunlar devam ettiği sürece gelir kısmındaki mücadelenin de çok fazla amacına ulaşmadığını düşünüyorum.

    Defterdarlık bünyesinde gelir kısmının etkin çalıştığı görülürken, gider (muhasebe) kısmının gelir kısmına göre daha atıl ve yetkisiz olduğunu düşünüyorum. Bunu da bir gider birimi personeli olarak gözlemliyorum.

    Yapay zekânın da bu süreç üzerinde etkisi var; ancak durumun bundan daha farklı boyutları olduğunu düşünüyorum. Yetki, özlük hakları ve kariyer imkânları açısından GİB personelinin gerisinde kaldığımızı düşünüyorum. Bu nedenle ben de farklı kadrolara geçmeyi düşünüyorum.

    Sizin gibi kıymetli, kendimize idol olarak gördüğümüz üstatlarımızın bu konudaki fikirlerini merak ediyoruz. Bu konuda bir yazınızda değerlendirme yaparsanız çok memnun oluruz.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Ben maliye müfettişiyken de bu durum böyleydi. Çünkü siyasal iktidar harcamasını azaltmayı değil onu sürdürebilmek için gelirini artırmayı önceliyor.

      Sil
  18. Murat DAĞLIOĞLU13 Eylül 2026 18:06

    Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  19. Çevre herkesin ortak mülküdür, ama birisi onu tahrip ederek kendine hak etmeyen gelir elde ediyor ve geri dönülemeyen çevre maliyetini milletin üstüne bırakıyor. O da yetmiyor, gelecek nesillere onarılamaz bir gelecek teslim ediyor. Dereleri kurutmak da, deniz ve kara canlıların neslini tüketmek de, enerji üretirim diye atmosferi gazlara boğmak da, siyanürlü altın üretmek de, dağları yok ederek verimsiz bir sekilde mermer çıkarmak da, İstanbul Boğazının görüntüsünü bozmak da, otel yapıyorum diye sahilleri talan etmek de böyledir. Bunlar kalıcı zararlar. Çevre gürültüsü, trafik sorunu bunların yanında hiç kalır.

    YanıtlaSil
  20. Bireysel kapitalizmin toplumsal kolektivizme karşı zaferi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu aslında bireysel kapitalizm değil. Çünkü en fazla kapitalist ülkelerde bu tür bireysel uyanıklıkları önlemek için geliştirilmiş kurallar var ve bu tür örnek az. Bu bir ahlâk sorunu, bir yetişme sorunu, bir topluma karşı saygı sorunu. Demek ki biz çocuklarımıza bunları öğretemiyoruz.

      Sil
    2. Üniversitede bir hocamız; 1 damla yanmış motor yağı 65 ton suyu içilemez hale getirir demişti.
      Paradoks burada başlıyor 1 damla Mahfi Eğilmezin, içilemez hale getirilmiş 65 ton suya etkisi olur mu?
      Bu konuyu olumlayan pek çok hikâyede var; sahilde dolaşan adamın kıyıya vurmuş deniz yıldızlarını denize atması, süt kasesine düşen kurbağalar vb 😊
      Şunu da unutmamak gerekiyor yanmış motor yağı da 1 damla değil
      Saygılarımla

      Sil
    3. Yani hocam, niye öğretelim. Saflık=enayilik, kimse kusara bakmasın. Ben vergimi zamanında ödeyecem, af çıkacak enayi olacam. Binayı güzel, sağlam yapıcam sonra çürük malzeme kullanan elini kolunu sallayarak gezecek. Bu ahlak öğretilmeyle olmaz. Eğer etrafınızdaki herkes bıçak çekiyorsa siz gül uzatamazsınız, Mahfi bey

      Sil
  21. Kamusal ahlâk > Bireysel Rasyonalite

    Sorun bir ahlâk sorunudur Hocam.
    Bireysel kazanımlar ne zaman irrasyonel olur?
    Bence kamunun(yani halkın) haklarını ihlal etmeye başladığı andan itibaren hem gayri ahlakidir,hem de irrasyoneldir.Ancak bu durumu,öncelikle bir farkındalık ve vatandaş olma(olabilme) sorunu olarak düşünmek gerektiği kanâatindeyim.Bugünün küçük bireysel çıkarlarının kamunun uzun vadeli çıkarlarına zarar verdiği hâllerde,herhangi bir yasaya ihtiyaç duymadan,kamu vicdanı denen ortak tinin otomatik olarak harekete geçmesi beklenir.Eğer geç(e)miyorsa,sıkıntıyı çok daha eskilerde aramak gerekir:toplumun en küçük birimi olan bireyin yetiştiği ailede,okulda verilemeyen vatandaşlık ve milli bilinç eksikliğinde ya da sosyal çürümede…
    Aslında olması gereken bunun gayri hukuki hale de gelmesi,yasaların titizlikle uygulanmasıdır.Ancak yargının bu kadar siyasallaştığı,siyasi rövanşizmin bir aracı haline geldiği,temel hak ve hürriyetlerde açık ihlallerin bile sıradanlaşmaya başladığı bir iklimde,çevre duyarlılığına sıra gelmesini beklemenin(çocuklarımızın,torunlarımızın haklarını bugünden ihlal ettiği görülse bile) fazlaca iyimserlik içerdiğini düşünüyorum.

    Acil ve gerçek ihtiyacımız,yeni bir toplumsal inşa sürecini hiç vakit kaybetmeden hayata geçirmektir.Bence bu konu Türkiye için bir seçenek olmaktan çoktan çıkmış ve bir varoluş meselesi halini almıştır.Ülkede adalet duygusu çok düşük.Güven duyulan kaç tane kurum sayabiliriz bilemiyorum.Umutsuzluk(özellikle gençlerin umutsuzluğu) adeta kök salmış…

    Yargısıyla,medyasıyla,siyasetiyle,eğitimiyle,dini kurumlarıyla toptan bir değişime ve yenilenmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
    Sorun şu ki,tarihe baktığımızda bu çapta büyük değişimlerin ancak;çok büyük toplumsal travmalar,acılar veya kanlı kapışmalar sonrasında kurulan(ve adına devrim denen) yeni düzenle birlikte başlayabilmesidir.Yakın tarihte bu ülkenin kıymetli aydınları,“milli demokratik devrim” veya “dip dalga” uğruna tüm hayatlarını feda ettiler.Yazdılar,çizdiler,anlattılar,yargılandılar,hırpalandılar,hapse atıldılar,öldürüldüler.Ama olmadı.Uğruna mücadele verdikleri idealler beklenen devrimi doğur(a)madı.Kaos ve siyasal kutuplaşmalar sonunda yaşanan acılar,dökülen kan ve büyük travmalar ülkeyi ihtiyaç duyduğu rotaya sokamadı.Kaos sonrası kurulan yeni düzen,ne dünyayı ne de ülkeyi doğru okuyamadı:gerçek bir devrime kapı açamadı.

    Ne diyeyim;umarım tarihte ilk kez kansız ve gerçek bir devrimi Türkiye başarabilir.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  22. Andersen'den Masallar14 Eylül 2026 00:14

    Bir gazeteci Rockefeller'a sorar:
    — Nasıl bu kadar zengin oldunuz?
    Rockefeller anlatmaya başlar:
    — Bir gün yerde bir elma buldum. Onu aldım, temizledim, parlattım ve sattım. Kazandığım parayla iki elma aldım. Onları da temizleyip parlattım ve sattım.
    Gazeteci merakla sorar:
    — Sonra dört elma aldınız, değil mi?
    — Evet, dört elma aldım.
    — Sonra sekiz elma?
    — Hayır.
    Gazeteci şaşırır.
    — Neden? Sermayeniz büyüdükçe daha fazla elma almanız gerekmez miydi?
    Rockefeller gülümser:
    — Dört elma aldım. Fakat bu kez biraz da jelatin kâğıdı satın aldım. Elmaları tek tek sarıp daha şık gösterdim ve tanesini daha yüksek fiyata sattım.
    Çevresindekiler Rockefeller'ın bu küçük ayrıntıyı nasıl fark ettiğine hayran kalırlar. Herkes onun olağanüstü ticari zekâsından, sermayeyi verimli kullanmasından ve aynı miktarda maldan daha fazla değer üretmeyi başarmasından söz eder.
    Gazeteci de etkilenmiştir. Birkaç elmayla başlayan bu hikâyenin nasıl büyük bir servete dönüştüğünü merak ederek son bir soru sorar:
    — Peki sonra ne oldu?
    Rockefeller cevap verir:
    — Sonra zengin bir akrabam öldü ve bana büyük bir miras bıraktı.

    YanıtlaSil
  23. https://www.indyturk.com/node/92901/%C3%A7evre/12-bin-y%C4%B1ll%C4%B1k-dipsiz-g%C3%B6l-birka%C3%A7-g%C3%BCnl%C3%BCk-ay%C4%B1p-ve-roma-imparatorunun-hazinesi

    YanıtlaSil
  24. Andersen'den Masallar14 Eylül 2026 00:19

    Ha bir önceki yorumumda anlattığım hikaye ile yazının ilişkisi nedir?
    Rasyonel düşünürseniz bulursunuz : )

    YanıtlaSil
  25. Andersen'den Masallar14 Eylül 2026 00:20

    Hocam bugün de ben geç kaldım : )

    YanıtlaSil
  26. 73 yıllık şirket tüm fabrikalarını kapatıyor !

    Tekstil sektöründeki daralma; premium denim kumaş üreticisi "Orta Anadolu Ticaret ve Sanayi İşletmesi T.A.Ş."yi de vurdu.

    1953'ten bu yana faaliyet gösteren şirket; Kayseri'deki üretimini 11 Eylül'de durdururken tüm fabrikalarını 12 Ekim'e kadar kapatma kararı aldı. Böylelikle "13 Ekim" günü iflas süreci tamamlanacak!

    Aralarında "Levi's", "Mavi", "Lee", "Wrangler", "Diesel", "Replay", "Guess", "Mustang", "Super Rifle Miss Sixty" gibi markalara da denim tedarik eden, 300'den fazla "jean" firması için "denim kumaş" üreten şirket iflas etti!

    Tekstil sektörde peş peşe yaşanan iflas ve konkordato dalgasına, son olarak alanında dünya devleri arasında gösterilen bir isim daha eklendi.

    Şirket yönetimi tarafından yapılan resmi açıklamada, küresel tekstil sektöründe yaşanan talep daralması, hızla artan operasyonel ve finansman maliyetleri, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalar ile değişen ticaret dinamiklerinin işletme modelini sürdürülemez hale getirdiği belirtildi. Maliyet azaltma girişimleri, verimlilik tedbirleri ve yeniden yapılandırma çalışmalarına rağmen mevcut ekonomik koşullar altında üretimi devam ettirmenin mümkün olmadığı vurgulanarak Kayseri tesislerindeki faaliyetlerin sonlandırıldığı aktarıldı.

    Alınan karar doğrultusunda Kayseri’deki üretim faaliyetleri 11 Eylül 2026 tarihi itibarıyla durdurulurken, şirkete ait tüm üretim tesislerinin 12 Ekim 2026 tarihine kadar tamamen kapatılacağı bildirildi. Süreç boyunca tüm ticari yükümlülüklerin şeffaflık ve sorumluluk bilinciyle yerine getirileceğini belirten şirket yönetimi, 73 yıllık bu yolculuğa katkı sağlayan çalışanlarına, müşterilerine, finans kuruluşlarına ve tedarikçilerine teşekkür ederek faaliyetlerine son verdi.

    https://haberglobal.com/ekonomi/tekstil-devinden-flas-karar-73-yillik-sirket-tum-fabrikalarini-kapatiyor-543930

    YanıtlaSil
  27. Yazıyı okurken isviçrenin köy ve kırsalları belirdi gözümün önünde.emeğinize saglık.ben içimden yine bir kez daha herşeyin başı eğitim be hocam diyerek sonlandırdım yazı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsviçre köylerinde ırkçılık çok yaygındır,eğitimle olmuyor herşey.

      Sil
    2. Onun ırkçılık mı yoksa evini korumak mı olduğu çok belli değil.

      Sil
    3. Nasıl yani hocam? Düpedüz ırkçılık işte.

      Sil
    4. Hak vermenize sevindim .Aklın yolu bir.

      Sil
    5. İsviçre köylülerini ırkçılıkla itham etmek de biraz ırkçı bir tavır sanki

      Sil
  28. Doğa → turizm → yatırım → yapılaşma → bozulma → turistik çekiciliğin azalması. Tüm yatırımlar , rant için yapılıyor. Sonra o rant için yapılan plansız yatırımlar kendi kendini tüketen döngüye giriyor .

    YanıtlaSil
  29. Polisiye yöntemlerle,

    Şirketleri tehdit etmekle,

    "Enflasyonu düşürmek" mümkün mü?

    Enflasyonu düşürmenin "normal yolları" yok mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mümkün değil. Enflasyonu düşürmenin elbette normal yolları var. Ama eğer ekonomi politikasını yanlış ya da kendi amaçlarınıza hizmet etsin diye uyguluyorsanız o zaman enflasyonu düşüremezsiniz.

      Sil
    2. Niye hocam, Nazi Almanyasında işlemişti. ABD'de de savaşta işledi.

      Sil
    3. Hocam peki nasıl düşürürüz?

      Sil
    4. Burası Nazi Almanyası değil, savaşta da değiliz.

      Sil
    5. Nasıl düşüreceğimiz konusunda sayısız yazı yazdım. Kısaca söyleyeyim: Hukukun üstünlüğünü, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamadan, güçler ayrımına dayalı demokrasiye geçmeden düşüremeyiz. Çünkü bunlar olmadan insanların beklentileri olumlu hale gelmez.

      Sil
    6. Bunlar cari açığı ve talebi nasıl çözecek hocam?

      Sil
    7. Yani hiçbir zaman düşüremeyeceğiz. Hiçbir Türkiyelilerin hukuk talebi olmayacak, olanlar azınlık bir grup olarak kalacak. Servet iyice tepede toplanınca, artık hukuk da bir işe yaramayacak. Tarihin bu döngüsünde acı çekiyoruz, belki 100 sene sonra yeniden Mahfi hocanın aklındaki liberal değerlerin ideallerin olduğu yere gideriz. Ama şu an ne Türkiye, ne de dünya Mahfi Eğilmez'lerin ideallerine doğru gitmiyor.

      Sil
  30. Ben hep 50 lira'lık aldığım için, mazotun fiyatı beni ilgilendirmiyor Mahfi bey.

    Bilin istedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçmek için mi alıyorsunuz?

      Sil
    2. Hayır Mahfi Bey. Yakıt olarak alıyorum.Gayet de yeterli oluyor.

      Sil
    3. Siz 50 liralık yakıt istediğiniz istasyonda dayak yersiniz aman dikkat. Onun sonucu buraya yazmak gibi olmaz.

      Sil
  31. Sevgili Hocam , cok tesekkurler , ellerinize saglik super bir yazi . Rant icin dogamizi , yasantimizi nasil icinden cikilmaz bir hale getirdgimizi en guzel sekilde dile getirmissiniz. 5-6 sene once koşa koşa gittigimiz yazligimiza artık ıcımızden gıtmek gelmıyor... Saygılarımla Cem Kaya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun. Çoğumuz doğduğumuz yerlere gitmek istemiyoruz çünkü orası bizim doğduğumuz, büyüdüğümüz yer olmaktan çıkmış durumda.

      Sil
    2. Evet ama milyonlarca lira vererek aldığımız güzelim yazlığımıza gidememek , onun yerine beş yıldızlı otel tatili yapmak zorunda kalmak çok üzücü bir durum.

      Sil
  32. Hocam sizce seçimlerden önce kademeli emeklilik yasası çıkar mı? 1 günden 17 yıl beklemek büyük adaletsizlik değil mi, bu sistemin kademeli olaması gerekmiyor mu? Eğer seçim öncesi kademeli emeklilik yasası çıkmazsa, sigorta başlangıcı 1999 - 2008 arası olanlar (ki bu 9 yıllık süre milyonları kapsıyor) AKP'ye de oy vermezler değil mi? Yani AKP'nin oyları ciddi bir şekilde düşer değil mi? Sonuçta 17 yıl beklemek nedir, insanın ömründen koca bir 17 yılı haksızca çalmak değil midir bu, öncekilere verip sonrakilerden kısarak. O zaman öncekilere de verilmeyecekti ya da onlara verilirse diğerlerine de kademeli verilecekti. Adalet bunu gerektirmez mi? Böylesi bir sosyal haksızlığın dünyada bir örneği var mı hocam? 1 gün kaçırdığı için 17 yıl sonra emekli olacak başka bir dünya vatandaşı var mı? Güney Asya ülkesi olan Sri Lanka'da ekonomik kriz var ve milletvekillerinin emekli maaşı alması Şubat 2026 itibariyle ömür boyu yasaklanmış. Eski milletvekillerinin emekli maaşı da kesilmiş. Gerekçe olarak da halk ekonomik zorluklarla boğuşurken milletvekillerinin ömür boyu emekli maaşı almasının ahlaki olmadığı vurgulanmış. Keşke bir kere de böylesi bir uygulama bizde yapılsa. Fakat bizde ne yapılıyorsa bunun ceremesini her türlü vatandaş çekiyor. Her şey vatandaşa ödetiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar. Sorun, sistem koyucularda. Adaletsiz bir sistemin altına imza atanlarda. İmza yetkisi kimdeyse, bu adaletsizliğin asıl sorumluluğu da ona aittir. İnsan 5 milyon vatandaşına üvey evlat muamelesi yapar mı? Üvey baba bile üvey evladına bu adaletsizliği yapmaz.

      Sil
  33. Hocam borsada panik başladı bu trend değişimi neyin alameti olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2 nedeni var: (1) Fed faiz artırdı, bu bir haftadır borsalardan çıkış ve tahvile dönüş başlattı. Bu dış etki. Bütün dünyada yaşandı. (2) Türkiye'de bazı yatırım fonları yükümlülüklerini yerine getirememeye başlayınca fonlardan çıkış yaşandı. Özellikle potföyünde borsa kağıtları olan fonlar buralardan çıkmaya yönelince borsa da hızlı bir düşüş yaşandı.
      Buradan battık gibi bir sonuç en azından şimdilik çıkarmak yanlış olur. Ama yetkililerin bu alanda ponzi oyunu benzeri düzenek kurmuş olan fonlarla ilgili düzenlemeyi uzun süredir yapmayıp seyirci kalmış olmaları tam anlamıyla bir facia.

      Sil
    2. Hocam fed faizi nasdaq'ı niye güzel etkiledi

      Sil
  34. Mahfi bey,

    Ortalık öyle bir toz bulutu ki; hangisi doğru bilgi / hangisi yanlış bilgi, ayırt edemez olduk!

    Şu son günlerde "portföy yönetim şirketleri" ve "katılım bazlı ev & konut satım şirketleri" ile ilgili sürüsüyle haber dolaşıyor. Bu haberlerin çoğu siyasî maksatlı, besbelli.

    Siz bir "iktisatçı" olarak analiz ettiğinizde:

    Sistemsel olarak yaşadığımız problemler zincirinin; bu kez "portföy yönetim şirketleri"ne ve "katılım bazlı ev & konut satım şirketleri"ne uğradığını mı düşünüyorsunuz?

    Yani "dizayn edilme sırası" şu an bu sektörlerin başına mı geldi?

    (Not: Spesifik olarak şirket adı sormuyorum.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu konularda yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Hatta bu söylediğim uzun süredir X hesabımın sabit tweeti olarak duruyor: Atasözlerini dinlemekte yarar vardır: "Beleş peynir fare kapanında bulunur." Yatırımcıya söylenecek şey bu. Ben bunu çeşitli vesilelerle söylüyorum. Bu konuda piyasaları yöneten otoritelere de söylenecek şey var: Yıllardır burada Ponzi oyunları dönüyor ve bunlarla ilgili düzenleme yapılmıyor. Bu kadar geçmiş deneyim olmasına karşın burada düzenleme için bazı batışların beklenmesi inanılmaz bir şey.

      Sil
  35. Hocam borsada ne oluyor, pyş ler fonlarda valörü arttırdu, bazı fonlar temerrüde düştü, ne oluyor, neden oldu, ne olacak sonrası için?
    Siz bişiler söyler misiniz bilgi kirliliği arttı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllardır söylüyoruz, yatırımcıyı uyarıyoruz "beleş peynir fare kapanında bulunur" diye. Ama yetkililerin bu alanda düzenleme yapmayıp bugünlere gelinmesine yol açmaları da anlaşılmaz bir şey.

      Sil
    2. Aile parasıyla yatırım yapmıştım, şimdi ben bunu babama nasıl anlatıcam

      Sil
  36. Bilal V. Sayın Hocam, anlattığınız durum kentsel dönüşüm içinde geçerli sanırım. Örneğin; İstanbul Alibeyköy civarında oturuyorum. Bu bölgede bundan 10 yıl öncesine kadar alt yapı okadar da yetersiz değildi. Çünkü imar 6 kata kadar izin verdiğinden apartmanlar ortalama 5 ya da 6 katlıydı. Şimdi kentsel dönüşüm altında rant ekonomisinden dolayı 6 katlık imarlar şuanda 10 ya da 14 kat civarında. Şuanda evden arabamla işe gitmek istediğimde kendi mahallemde bile trafik oluyor ve mahallemden çıkamıyorum. Çocuğumu çocuk parkına götürüyorum çocuk parkı bile çocuk yoğunluğundan düzgün bir şekilde çocuk parkından yararlanamıyorlar. Araba parklarından dolayı yollarda yürünmüyor. Sonumuz ne olacak bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  37. Eğer zahmet olmazsa:

    "Yapay fiyat oluşumu"

    ile

    "Doğal fiyat oluşumu"

    tanımlarının ne demek olduğunu,

    ayrı bir yazı yazarak açıklar mısınız?

    Şu "fon depremi" denen haber silsilesi içinde anlayamadığım temel tanımlar bunlar.

    Şimdiden teşekkürler Mahfi bey.

    YanıtlaSil
  38. Sayın Eğilmez,

    Ekonomideki güvensizlik,

    Enflasyonda hissedilir düşüşün bir türlü gelmemesi;

    Sıradan insanları kolay ve çabuk yoldan ev & konut almaya sevk ediyor olabilir mi?

    Katılıma dayalı konut satan şirketlere; sıradan insanların rağbet göstermesini nasıl açıklıyorsunuz?

    Sanki "ponzi"den başka hiçbir seçenek kalmamış gibi bir yere dönüştü memleketin tamamı!

    Sıradan insancıklar; başka çareleri kalmadığı için bu tür konut projelerine "katılıyor" olabilirler mi?

    (Yaşanan olayları "şirinleştirdiğimi" düşünmeyiniz lütfen.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Her şeyi yatırımcıya yıkarak bu olayları açıklayamayız. Yatırımcının kabahati var. Ama bu konuları baştan düzenlemeyen, denetlemeyenin günahı yok mu?

      Sil
    2. Yahu Mahfi bey siz de çok kuralcısınız yahu

      Hep "kural da kural" diyorsunuz

      Hayatta kural var mı? Hayat akıp gidiyor işte, ne kuralı...

      Sil
    3. Kural yoksa batış var demektir.

      Sil
  39. Mahfi Bey fonlardaki krizden sonra yaklaşık kaç para kaybettiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sıfır. Ben o tür fonlara hiç girmedim, girmem de. Çünkü bilirim ki "beleş peynir sadece fare kapanında olur."

      Sil
  40. Hocam fanfini finfonların tasfiyesi bir başlangıç mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu fonların bu duruma gelene kadar işlem yapmasına ses çıkarmayanlara bir şey olacak mı onu görelim yanıt veririm.

      Sil
    2. Her zamanki gibi bunlara hiç bir şey olmayacak hocam, domino etkisiyle bankalarda batmasın diye borçlanma limitleri 10 kat arttırıldı. Araya EmlakKatılım da sokuldu, yani her zaman ki gibi malı götüren hiç kimseye hiç bir şey olmayacak, 20-30-50 katına çıkmış hisselere giren fonlara giren yatırımcılara olacak olan ve bir de her zamanki gibi bütün bir halka yani hepimizi kesilecek fatura gibi görünüyor. Lokalden biraz Globale geçsek, tıpkı Corona dönemi gibi, bütün merkezler faiz arttımlarına başladı ve sıraya girdiler.. Bu konuyu değerlendiren bir yazınız olabilir mi? Talep yada rica değil, siz tabii ki kendi önceliklerinize göre kafanıda planladığınız konularda yazıyorsunuz (ve süper üretken olduğunuzu da söyleyebilirim, neredeyse haftada 2 den az çıkan yazınız olmuyor. Bu konuyu planlarınız içine alabilirsiniz çok sevinirim. Türkiye ne mi yapar, biz "eller mersine, biz tersine" kafasıyla kendimizi hep dev aynasında görerek hareket ettiğimiz için, tahmin edilemeyecek hamleler yapabiliriz, o yüzden Türkiye'nin ne yapacağı beni çok ilgilendirmiyor ama bu blog sitesi nasılsa sizin, dilediğinizi yazabilirsiniz. Bu arada bu siteye girip IQ seviyesi yerlerde gezen yorumlarda görüyorum. Bence sadece ya show ya trol yada zaten sizin gibi kim olduğu belli ne olduğu belli bir insanın sitesindeki yorumlara, Adsız kimliksiz yorumlarla kirliliğe ve gürültüye sebep olduklarını düşünüyorum ama tabii ki takdir sizin.. Faiz arttrımları başladı ve sırayla bütün devletler tarafından devam edeceği bir döneme girdiğimizi düşünüyorum ben. Sizin bu konuda ki düşüncelerini zi de çok merak ediyorum. Saygılar Sevgiler..

      Sil
    3. Resmi sorumlu kim Hocam?Spk mı?Yoksa başka sorumlular da var mı?

      Sil
    4. Bu sorunun yanıtı Türkiye'de hiçbir zaman ortaya çıkmıyor.

      Sil
  41. Hocam, lütfen şu spk nın fon tasviye süreci gibi durumlarda neler olur, temerrüde düşmeden önce satış emri verildiyse bir şey ifade eder mi, biz bu bültenler ve bilgiler içinden çıkamıyoruz. Sizin birbir alanınız olmasada bilgi birikimi gereği bizden daha iyi anlar ve açıklarsınız. Lütfen durumu analiz eder misiniz?
    evet riskliydi fonlar ama batma riski, temerrüde düşme riski bu risk seviyesinde görülecek katlanmanız gereken riskti denilemez yatırımcıya :(

    Lütfen tasviye ve ödeme süreçlerine ilişkin bizi bilgilendirin. LÜTFEN.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fon Krizinin Faturasını Kim Ödeyecek?

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

Yatırım Araçlarının Son 10 Yıldaki Getirileri Üzerine Bir Karşılaştırma