Osmanlı Maliyesinin Çöküş Tarihçesi
Bir ülkenin mali bağımsızlığını yitirmesi siyasal bağımsızlığını ve kendi ekonomik politikalarını belirleme özgürlüğünü de ortadan kaldırabilir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal,
askerî ve ekonomik gerilemesi tek bir tarihe veya olaya bağlanamaz. Bu süreç,
yüzyıllar boyunca devam eden siyasal, askerî, ekonomik ve mali gelişmelerin
sonucunda ortaya çıktı.
17'nci yüzyılın sonlarına doğru
Avrupa devletleriyle yaşanan savaşlarda güç dengesi giderek Osmanlı aleyhine
değişmeye başladı. 1683 II. Viyana Kuşatması'nın başarısızlığı ve ardından
gelen savaşlar bunun önemli göstergeleriydi. 1699 Karlofça Antlaşması ile
Osmanlı Devleti önemli miktarda toprak kaybetti. Karlofça, Osmanlı'nın
Avrupa'daki siyasal ve askerî ağırlığının gerilemesinde önemli bir dönüm
noktası oldu.
Kapitülasyonlar
Osmanlı maliyesi
değerlendirilirken kapitülasyonlara değinmemek olmaz.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı
tüccarlara verdiği ticari ve hukuki imtiyazların erken örnekleri kuruluş
yıllarının hemen ertesine kadar götürülebilir. Bu imtiyazlar özellikle Kanuni
Sultan Süleyman döneminden itibaren neredeyse bütün Avrupa devletlerine
tanındı.
Başlangıçta ticareti ve
diplomatik ilişkileri geliştirmeye yönelik olan bu imtiyazların kapsamı zamanla
genişledi.
Özellikle 18 ve 19'uncu
yüzyıllarda yabancı tüccarlara tanınan ayrıcalıklar ve gümrük tarifeleri
üzerindeki sınırlamalar, Osmanlı'nın ekonomik politikalarını ve gelirlerini
etkileyen unsurlardan biri hâline geldi.
Önceleri Osmanlı ekonomisine
olumlu katkıları olan kapitülasyonlar zaman geçtikçe devletin gelir tahsilatını
ve yerli sanayi ve ticaretinin gelişmesini olumsuz etkilemeye başladı. Ancak
kapitülasyonlar Osmanlı ekonomisinin gerilemesini tek başına açıklamaz.
Savaşlar, üretim yapısındaki değişimler, Avrupa'daki sanayileşme, teknolojik
gelişmeler, dış borçlanma ve uluslararası ekonomik koşullar da bu süreçte
etkili oldu.
Osmanlı Maliyesinde Bozulma
Osmanlı maliyesindeki sorunlar
uzun bir süreç içerisinde ortaya çıktı.
16'ncı yüzyılın sonlarından
itibaren uzun savaşların maliyeti, fiyat artışları, para sistemindeki sorunlar,
tımar sistemindeki değişimler ve devletin artan nakit ihtiyacı mali dengeleri
zorlamaya başladı.
17 ve 18'inci yüzyıllarda
savaşların ve devlet harcamalarının artması bu baskıyı daha da büyüttü. Devlet
çeşitli iç finansman yöntemlerine başvurdu; ancak mali sorunlar kalıcı olarak
çözülemedi.
Modern anlamda dış borçlanma ise
1854 yılında başladı.
1854 – İlk Dış Borç
Kırım Savaşı'nın (1853–1856) giderlerini
karşılamak amacıyla Osmanlı Devleti 1854'te ilk kez dış borç aldı.
Başlangıçta geçici bir çözüm
olarak görülen dış borçlanma kısa sürede kalıcı hâle geldi. Abdülmecid ve
Abdülaziz dönemlerinde savaş giderleri ve bütçe açıkları nedeniyle art arda
yeni borçlar alındı.
Borçların önemli bir bölümü
yatırım yerine bütçe açıklarının kapatılması, savaş giderlerinin karşılanması
ve önceki borçların ödenmesi için kullanıldı.
Böylece devlet giderek büyüyen
bir borç döngüsüne girdi:
Bütçe açığı → yeni borçlanma →
faiz ve borç ödemeleri → yeni finansman ihtiyacı → yeniden borçlanma
1863 – Bank-ı Osmanî-i Şahane
1856'da kurulan Ottoman Bank,
1863'te yeniden düzenlenerek Bank-ı Osmanî-i Şahane adını aldı.
İngiliz ve Fransız sermayesinin
rol oynadığı banka, Osmanlı maliyesinin Avrupa finans piyasalarıyla
ilişkilerinde önemli bir konuma geldi. Bu durum dış finansman imkânlarını
artırırken Osmanlı'nın Avrupa finans sistemine olan bağımlılığını da
güçlendirdi.
1875–1876 – Borç Krizi
1870'li yıllara gelindiğinde borç
ve faiz yükü ağırlaşmıştı.
1875'te Osmanlı hükümeti borç
ödemelerini mevcut koşullarda sürdüremeyeceğini açıklayarak ödeme koşullarını değiştirmeye
çalıştı. Ancak sorun çözülemedi.
1876'da dış borç ödemeleri büyük
ölçüde durdu ve Osmanlı Devleti ciddi bir mali temerrüt sürecine girdi.
1881 – Düyûn-u Umûmiye
Borç krizinin ardından 1881'de II.
Abdülhamid’in fermanıyla yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile Osmanlı dış
borçları yeniden yapılandırıldı ve Düyûn-u Umûmiye İdaresi kuruldu.
Devletin bazı gelir kaynaklarının
tahsilatı bu idarenin denetimine bırakıldı ve bu gelirler dış borçların
ödenmesine ayrıldı.
Düyûn-u Umûmiye Osmanlı
maliyesinin tamamını yönetmiyordu. Ancak belirli gelirlerin borç ödemelerine
tahsis edilmesi, devletin mali hareket alanını önemli ölçüde daralttı.
Böylece mali sorun, yalnızca borç
miktarıyla ilgili olmaktan çıkarak mali egemenlik meselesine de dönüştü.
1883 – Reji İdaresi
1883'te II. Abdülhamid’in
fermanıyla kurulan Reji Şirketi, 1884'te faaliyetlerine başladı.
Reji İdaresi, Osmanlı
topraklarında tütünün alımı, işlenmesi ve satışı üzerinde geniş bir tekel
hakkına sahipti. Şirket kaçakçılıkla mücadele amacıyla kolcu adı verilen
silahlı görevliler de kullanıyordu.
Reji ile Düyûn-u Umûmiye aynı
kurum değildi. Düyûn-u Umûmiye belirli devlet gelirlerini tahsil ederek borç
ödemelerine yönlendirirken, Reji özellikle tütün üzerindeki tekel aracılığıyla
önemli bir ekonomik alanı yönetiyordu.
1911–1918 – Savaşlar ve Mali Baskı
20'nci yüzyılın başında
Trablusgarp ve Balkan Savaşları Osmanlı maliyesi üzerindeki baskıyı artırdı.
1912–1913 Balkan Savaşları
sonucunda Osmanlı Devleti Avrupa'daki topraklarının büyük bölümünü kaybetti. Bu
kayıplar vergi gelirleri, üretim kapasitesi ve ekonomik kaynaklar üzerinde de
etkili oldu.
Osmanlı Hükümeti 1914'te
kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan ettiyse de bu karar diğer
devletler tarafından kabul edilmedi ve uygulanamadı.
1914–1918 Birinci Dünya Savaşı
mali sorunları daha da ağırlaştırdı. Savaş harcamaları artarken üretim ve
ticaret zarar gördü, devletin finansman ihtiyacı büyüdü.
1918'de Mondros Ateşkes
Antlaşması imzalandığında Osmanlı Devleti ağır bir ekonomik ve mali mirasla
karşı karşıyaydı.
1920–1923 – Sevr, Saltanat ve Lozan
1920'de imzalanan Sevr Antlaşması,
Osmanlı Devleti'nin siyasal ve ekonomik hareket alanını ciddi biçimde
sınırlayan hükümler içeriyordu. Ancak Sevr uygulanmadı.
1 Kasım 1922'de saltanat
kaldırıldı ve Osmanlı saltanatı sona erdi.
1923 Lozan Antlaşması ile Osmanlı
Devleti'nden kalan borçların paylaşımı yeniden düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti
de kendisine düşen borç bölümünü üstlendi.
Bu nedenle Osmanlı borçları
1923'te tamamen ortadan kalkmadı. Türkiye'nin üstlendiği borçların ödenmesi
Cumhuriyet döneminde devam etti ve tasfiye süreci 1954'e kadar uzandı.
Kapitülasyonların kaldırılması
Lozan Antlaşması ile uluslararası düzeyde kesinlik kazandı.
Reji İdaresi ise 1925 yılında
kaldırıldı.
Sonuç
Osmanlı maliyesinin krizi tek bir
olayın sonucu değildi.
Uzun savaşların maliyeti, artan
devlet harcamaları, gelirlerin yetersiz kalması, para ve vergi sistemindeki
sorunlar ve artan nakit ihtiyacı mali yapıyı uzun süre boyunca zorladı.
19'uncu yüzyılda dış borçlanmanın
başlaması ise bu sorunlara yeni bir boyut ekledi.
Süreç kabaca şöyle özetlenebilir:
Mali baskılar → artan nakit
ihtiyacı → 1854 dış borçlanması → borçların artması → 1875–1876 borç krizi →
1881 Düyûn-u Umûmiye → 1883 Reji → mali hareket alanının daralması → Balkan
Savaşları → I. Dünya Savaşı → Osmanlı borçlarının Cumhuriyet dönemine devri
Ancak mali bağımsızlığın yeniden
tesis edilmesi de tek bir tarihte gerçekleşmedi.
Kapitülasyonların Lozan ile
kaldırılması, Düyûn-u Umûmiye sisteminin sona ermesi, Reji'nin 1925'te tasfiye
edilmesi ve Osmanlı borçlarının Cumhuriyet döneminde yeniden düzenlenerek zaman
içinde ödenmesi, bu dönüşümün farklı aşamalarını oluşturdu.
Cumhuriyet devrimlerinin en
önemlilerinden biri mali bağımsızlığın yeniden kurulmasıdır.
Kaynakça:
Halil İnalcık, Osmanlı’nın Avrupa
ile Barışıklığı: Kapitülasyonlar ve Ticaret, Doğu Batı Üç Aylık Düşünce Dergisi, Sayı 24, sf. 55-81
Yavuz Cezar: Osmanlı Maliyesinde
Bunalım ve Değişim Dönemi (18. Yüzyıldan Tanzimat'a), Alan Yayıncılık, 1986
Şevket Pamuk, Osmanlı – Türkiye İktisadi
tarihi 1500 – 1914, İletişim Yayınları, 2015
Mehmet Genç, Osmanlı
İmparatorluğu'nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Yayınları, 2018
Vedat Eldem – Osmanlı
İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, Türk Tarih Kurumu Yayınları,
1994
Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin Dış Finansmana
Bağımlılığı, Türkiye Ekonomisinde Kalkınma
ve Dönüşüm sf: 153 – 186, İmge Kitabevi yayınları, 2018
Mehmet Fatih Ekinci, Türkiye’nin Mali
İntiharı, Platin Yayınları, 2008
elinize sağlık
YanıtlaSil🙏
Sil...vee şimdi de o mali bağımsızlığı ya kaybettik ya d kaybetmek üzereyiz yine!!!
YanıtlaSilMaalesef.
Sil1854 yılında ilk dış borcu veren hangi ülke veya hangi kurum? Bu aslında IMF borcu gibi bir dizi koşulu olan borç mudur? Yoksa iptidai borç veren sıradan bir kurumdan mı alınmıştır? Bir de Mahfi bey, bu türden yazılarınızda kaynakçayı da paylaşabilir misiniz? Teşekkürler
YanıtlaSil1854 yılında ilk dış borç İngiliz ve Fransız bankerlerinden alındı.
SilKaynakçayı geçmişte koyduğumda okurlardan blog yazısında dipnotlar konulmasının yazıyı okunurluktan uzaklaştırdığı eleştirisi almıştım. Ben de hak verdim. Sonuçta bu bir akademik dergiye yollanan bir yazı değil. Ama bu önerinizi düşüneceğim. Belki farklı bir çözüm bulabilirim.
Zaman ayırdığınız ve dikkate aldığınız için teşekkürler Mahfi Bey. Size yazdıktan sonra detaylarını merak ederek, malum yapay zeka'ya sorduğumda okuduklarım doğru ise, ki bu konuda bahsedilmesi gereken en önemli ayrıntı, 1854 yılındaki ilk borçta %80 ihraç oranı ile borç alınmış olması. Yani 100 TL borç istiyorsunuz, faiziyle ödemeniz gereken tutar 125 TL oluyor. Buna karşı size 80 TL veriyor borç veren taraflar. Bu inanılmaz. Bir de ilerleyen dönemlerde alınan borçlarda bu oran %40'a kadar düşmüş. Yani 100 TL alıyorsunuz, 60 TL'sini borç verenler cebe indiriyor. Size 40 TL veriyorlar. İnanılmaz gerçekten. Tam bir kan emici gibi yapışmışlar. Bu konuda bir de araştırmaya denk geldim. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1828283
SilAhmet Uğur ve Recep Karabulut güzel bir araştırma yayınlamışlar.
Emeğinize sağlık hocam. Gerileme döneminde yapılan saraylar, alınan dış borçların gereksiz yerlerde harcanması, rüşvet ve iltimasın yaygınlaşması ve bunun sonucunda liyakatsizlik, tımar sisteminin bozulması vb. nedenlerde bozulmanın başlıca nedenleri arasında değil midir?
YanıtlaSilEvet bunlarn olumsuz etkisi çok oldu.
SilMahfi bey özellikle lale devrinden sonra kendini batılılaşmaya adadı. Bu alanda birçok tavizler verildi ama yine kurtulamadi
YanıtlaSilBatılılaşmayı farklı anladıkları için yanlış yola girdiler. Olay eğitimin bilim temeline oturtulmasıydı. Bunu yapamadılar. Cumhuriyet bunu yaptı ama maalesef sürdürülemedi.
SilSorun tamda burda başlıyor. Bir kesim osmanlıyı hatasız görüp sizin övgüler diziyor. Diğer kesim yapılan tüm hatalar dp döneminde başlamış diyor.
SilBenzer bir değişimi yaşıyor muyuz ? Tarihin tekerrürden ibaret olduğu yeniden mi yaşanıyor ? Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilAslında tekerrür eden tarih değil, hatalar.
SilHocam Mukaddime yi okudunuz mu?
YanıtlaSilOkudum. Çok değerli.
Sil250 yılı aşan bir mali tarihi, tek tek olayları kronolojik bir sebep- sonuç ilişkisine oturtarak, objektif hassasiyeti de ön plana alarak, sade ve anlaşılır bir üslupla aktarabilmek büyük bir birikim ve emek işi. Mali disiplin ve Ekonomik istikrarın öneminin ne derece vazgeçilmez bir unsur olduğunun bilincini bizlere yansıtan yazınıza teşekkürler üstat.
YanıtlaSilSağolun, var olun.
SilHocam, kapitülasyonların karşılıklı düzenlendiği, fakat Osmanlı tebaasının Hristiyanların yabancılara karşı tutumu yüzünden bunu Batı'da kullanamadığı yönünde bir iddia işittim. Bana oldukça yetersiz bir açıklama gibi geldi. Gerçekten karşılıklı bir durum var mıydı? Biz bu imtiyazları neden kullanamadık? Siz ne dersiniz?
YanıtlaSilBaşlangıçta kapitülasyonlar yıllık bir ödeme karşılığında verilmiş. Sonraları b u kalkmış, karşılıksız verilir olmuş. Osmanlı'nın aldığı karşılık yalnızca ilk başlarda verilen kapitülasyonlardan elde edilen yıllık gelirler. Ondan sonra ve başka hiçbir karşılığı yok. Tek taraflı kalmış.
SilHocam, kurumlara bütçeden ayrılan pay eğer o kurum o sene bu payın hepsini kullanmamışsa tekrar hazineye dönüyor mu, yoksa her sene üzerine yeni pay mı veriliyor?
YanıtlaSilBütçe her yıl yeniden yapıldığı için bir yılın sonunda kullanılmadan kalmış olan ödenek o yıl sonunda iptal edilmiş sayılıyor. Bir sonraki yıl bütçesi yeniden yapılıyor.
SilBu kurumlar kendilerine verilmiş ödenekleri faiz ya da fonlarda değerlendirip üzerinden kazanç elde etmeleri mümkün veya meşru mu?
SilEskiden kamu kurumlarının parası TCMB'de saklanır ve banka bunlara faiz ödemezdi. Özal zamanında bu kural önce fonlar sonra KİT'ler için bozuldu. Sonra da tümüyle bozuldu. Şimdi parayı alan kurum bunu kamu bankalarına yatırıp faiz alabiliyor. Buna karşılık alacakları faiz Hazine'nin gösterge faiziyle sınırlı bulunuyor.
SilKaleminize sağlık hocam.. 1854-1954 100 yıl… Hiç ders almamışız.. Geçmişi iyi sorgulayan toplumlar bugün iyi anlar bugünü iyi anlayanlar geleceğini iyi planlar…
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilGünümüzde bankaların batması gibi olayla karşılaşabilir miyiz, onlar ne kadar denetleniyor?
YanıtlaSilBankalar, BDDK tarafından denetleniyor. Verileri de sürekli hem BDDK hem de Türkiye Bankalar Birliği tarafından yayınlanıyor. 2001 krizinden ciddi ders alınmış gibi duruyor.
SilHocam bu fon şirketlerine neden, nasıl banka kurma izni verildi?
SilHiçbir fikrim yok.
SilEmeğe büyük saygı ile , çok yol göstereceği ve ders niteliğinde yazı
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim.
SilÇok net anlatmışınız emeğinize sağlık Hocam 👏
YanıtlaSilÇok teşekkürler.
SilHocam saygılar, yazınız için teşekkürler. Osmanlı devletinin 2. Viyana kuşatmasından ve karlofça ile büyük toprak kaybından sonra süregelen isyanlar, mali buhranlar, sosyal yapının çökmesi gibi problemler ile boğuşurken bu darboğazlardan kurtulmak için o günün şartlarında neler yapılabilirdi
YanıtlaSilSağ olun.
SilAslında oraya gelinceye kadar yapılması gereken şeyler vardı. En önemlisi bilime dayalı eğitim sisteminin kurulmasıydı. Batı, keşifler ve icarlarla uğraşırken Osmanlı bilime sırtını dönmüştü. Bunda bu dünyanın yalan olduğu anlayışı etkendir. Bugün bile kısmen bu anlayış yaygın olduğu için Atatürk ile birlikte girilen bilimsel çerçeveden kopmaya devam ediyoruz.
Güzel bir yazı olmuş.
YanıtlaSilTeşekkürler.
Sil. ..Türkiye Cumhuriyeti de kendisine düşen borç bölümünü üstlendi...Bu cümleyi biraz açabilir miyiz.Başka borç üstlenenler mi vardı.Tşk.
YanıtlaSilOsmanlı dış borçları Lozan Antlaşmasıyla Osmanlı devletini oluşturan ülkeler arasında pay edildi. Paylar şöyleydi:
SilTürkiye %65,32 pay ve 84.597.495 TL
Suriye - Lübnan: %8,5 pay ve 11.108.858 TL
Yunanistan: %8,5 pay ve 11.054.534 TL
Irak: %5,2 pay ve 6.772.142 TL
Yugoslavya: %4,1 pay ve 5.435.597 TL
Filistin: %2,5 pay ve 3.284.429 TL
Bulgaristan: %1,4 pay ve 1.776.354 TL
Arnavutluk: %1,3 pay ve 1.633.233 TL
Diğerleri (Hicaz, Yemen, Ürdün vb.): Çeşitli küçük oranlar ve tutarlar
Mahfi bey,
YanıtlaSilSiz ömrünüzde niçin kişisel hırslarınıza, kişisel ihtiraslarınıza yenik düşmediniz?
Aileniz sizi böyle yetiştirdi galiba?
Herhangi bir kuruma/kuruluşa "yönetim kurulu üyesi" olarak seçildiyseniz bile, bunun reklamını yaparak şöhret peşinde koştuğunuzu hiç duymadım,
Hiç sahtekârlık yaptığınızı duymadım,
Hiç düzenbazlık yaptığınızı duymadım,
Hiç "çok para sahibi olmak" arzusu ile yanıp-tutuştuğunuzu duymadım;
Siz "eski kuşak"tan olduğunuz için mi böyle? Yoksa bu durumun kuşaklarla (jenerasyonlarla) ilgisi yok mu?
Bunun kuşakla ilgisi olduğunu sanmıyorum. Aile terbiyesiyle ilgili.
SilHocam PPF hatta hisse içeren fon alanlar iktidar partisi Genel Başkan Yardımcısı varsa diğer yetkililerin içerden bilgi sızdırma, kamu nüfuzunu kötüye kullanma riskini de satın almak durumunda mı ?
YanıtlaSilHayır. Bu fonun işletilme şekliyle ilgili. Hiçbir şekilde bu tür yöntemlerle işletilmeyen fonlar çoğunlukta. Bu hanımefendi, iktidar partisinin bir üyesi olarak bu işi gördüğünde bırakın içine girip işlem yapmaya çalışmasını durumu yetkililere anlatıp bu dolandırıcılığa engel olması gerekirdi.
SilHocam FBSK istifası kadın olması sebebiyle mi gerçekleşti,aynı pozisyonda erkek olsa istifa mümkün olurmuydu?
YanıtlaSilBilemiyorum. Ama bu hanımefendi nereden istifa etti? Bildiğim kadarıyla partideki görevinden istifa etti. Asıl olarak milletvekilliğinden istifa etmesi ve hakkında açılacak soruşturmanın önünün açılması lazım.
Silİstifa eden bir tek adam çıkmaz.
SilOsmanlı’nın mali çöküşüne zemin oluşturan bir kaç önemli başlık da ben eklemek isterim Hocam.
YanıtlaSil• Özellikle coğrafi keşifler ve sömürgecilik üzerinden zenginleşen ülkelerde,16. ve 18. yüzyıl arasında tercih edilen ekonomik anlayış merkantilizmdi.Değerli madenlerin mümkün olduğunca ülkede kalması ve ülke zenginliğinin bu varlık üzerinden ölçülmesine dayanan bir sistemdi.İhracat devlet tarafından teşvik edilir,ithalat da mümkün olduğunca kısıtlanmaya çalışırdı.Devletler bunu başarabildikleri ölçüde altın ve gümüş rezervlerini yüksek tutarak,daha güçlü bir mali yapıya sahip olmayı hedeflerlerdi.
Oysa aynı dönemde Osmanlı’nın pazarı,kapitülasyonlar nedeniyle,çağın önemli ekonomilerinin ürettiği hemen her ürüne kapılarını ardına kadar açmıştı.Osmanlı yönetimi açısından önemli olan,halkın talep ettiği her malın pazarda bulunması;yokluk yaşanmamasıydı.Malın nereden geldiğinin bir önemi yoktu.Yani,değerli maden cinsinden bir dış ticaret açığı vermek gibi bir endişe veya anlayış bürokraside yoktu.
Çağının emperyalist ekonomileriyle rekabet halinde(askeri,ekonomik) ve ticari
ilişkileri olmasına rağmen,döneme hakim ekonomi politikasına yabancı veya bi haber kalmanın da Osmanlı maliyesinde zaaf oluşturduğunu düşünüyorum.
• Yıllar içinde yozlaşan ve kontrolden çıkan iltizam sistemi ve mültezimlik de Osmanlı Hazinesi’nin gelir kaybını arttıran bir uygulama olmuştur.
Haklısınız. Görüşünüzü paylaştığınız için teşekkür ederim.
SilRica ederim Hocam.
SilUfuk açan yazılarınız,bize kattıklarınız ve emeğiniz için asıl ben teşekkür ederim.
Sağlıcakla kalın.
🙏
SilPazar pazar bunları yazdığım için lütfen bana kızmayınız Mahfi bey:
YanıtlaSilÜlkenin her tarafından pislik akıyor!
Nasıl temizleyeceğiz; hiçbir fikrim yok!
Bunun bir tek yolu var: Bilime dönmek. Atatürk'ün bu toplumu bir süreliğine de olsa ayağa kaldırması bilime geçişle oldu. Ama ne yazık ki bunu bugün de başaracağımıza ilişkin bir ipucu görünmüyor.
SilSize sataşıyormuşum gibi algılamayınız ama;
Sil• Devasa para transferleri de,
• Yolsuzluklar da,
• "Ahbap-çavuş düzeneği" de;
Bilim yolu ile çözülür mü?
Emin misiniz Mahfi bey?
Bu yazdıklarımın çoğunu tahsilli olduğuna kanaat getirdiğimiz kişiler yapıyor ("bakanlar" dahil); haber bültenlerinde sürekli tanık oluyoruz!
(Umarım sorumu yanlış anlamazsınız.)
Hiç kuşkunuz olmasın. Bilim yoluna döndüğünüzde atamaları liyakate göre yaparsınız, teknik konulara karışmazsınız, kimseyi kollayıp korumazsınız, herkes hukuk önünde eşit olur, liyakatle gelenler ve işine karışılmayanlar denetimlerini zamanında yapar yolsuzluk ve usulsüzlükleri zamanında görür ve önlem alır.
SilBütün bu bozuk düzen bilime saygı göstermeye başladığınızda düzelmeye başlar.
Sayın hocam ibni haldunun ünlü asabiyet teorisinde ülkeler, bu 4 aşamalı döngüyü yaklaşık 120 yılda tamamlar. Türkiye cumhuriyetinin sonumu geliyor hocam.
YanıtlaSilİbni Haldun'un tespiti önemlidir ama bugüne pek uygun değil. Ayrıca bizdeki uygulama tanıdıkları iktidara taşıma düzenine uygun gidiyor halen.
Silhocam emlak fiyatlarina ne olacak gelecek 1 yilda? cikacak mi dusecek mi? eur/usd bazinda
YanıtlaSilEkonominin durumuna göre değişir. Şu anki gidiş artacağını göstermiyor.
SilDeğerli Hocam, o kadar önemli bir dönemi bu kadar mükemmel özetlemek size özgü.
YanıtlaSilİstiklal Caddesinde yıllar önce (tam seneyi anımsayamadım) Osmanlı Bankası müzesi sergisinde bu borçlanma senetlerinin orijinalleri sergilenmişti. Tarihi bir sergi idi ve rakamlar dudak uçuklatıcı idi. Birazdan fazla tarih okuyan birisi olarak inanamıştım. 1875’te temerrüte düştükten sonra toparlama imkanı da hiç olmamış. IMF benzeri bir yapı da yokmuş esprisini yapmadan geçemedim. Tarih, zayıflayan ekonomilerin siyasi ve askeri olarak da çöktüğü çok örnekle dolu maalesef. Ekonomiyi, güveni tesis o kadar önemli ki, kar topu misali olduğunu bilerek düzelme temennisiyle.
Çok teşekkür ederim. Haklısınız, dış borçlanma günü kurtarmak için yapılmamalı. Aksi takdirde çok ciddi sorunlara yol açabiliyor.
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏🏻
SilOldukça iyi derli toplu bir anlatım.teşekkürler.
YanıtlaSil🙏
SilDenklem basit . Gelirler = Giderler + tasarruflar . Çözüm yapısal reformların nasıl uygulanacağı .
YanıtlaSil