12 Nisan 2012 Perşembe

Magna Carta Libertatum


İngiltere kralı Yurtsuz John (1166 – 1216) Fransızlara kaybedilen toprakları geri alabilmek için ordusunu ve onun için de mali sistemi güçlendirmesi gerektiğini düşünerek vergileri büyük çapta artırdı. Bu yeni düzenlemeyle güçlendirdiği ordusuyla Fransa kralı II. Philip’le yeniden savaşa girdi. 1214 yılında Bouvines savaşını kaybederek yenilmiş ordusuyla İngiltere’ye döndü. Dönüşünde baronların ve diğer soyluların başkaldırısıyla karşılaştı. Başkaldırının nedeni kralın getirdiği ağır vergiler ve diğer yükümlülüklerdi.

1215 yılında İngiliz soyluları, kral Yurtsuz John’a Magna Carta Libertatum’u (Büyük Özgürlük Belgesi) imzalattılar. Bu belgeyle kralın sonsuz görünen yetkileri sınırlanıyor, monarşiden meşruti monarşiye geçilmiş oluyordu. Her ne kadar daha çok soyluların krala karşı haklarını korumayı amaçlasa da birçok siyaset bilimi uzmanı Magna Carta’yı demokrasinin ilk adımı olarak kabul eder.   

Magna Carta’nın belki de en önemli maddesi 39. maddesidir: “Özgür kişiler ülke kanunlarına göre yasal bir biçimde yargılanıp hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden mahrum bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi biçimde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Bundan yaklaşık 3500 yıl önce bu topraklarda yaşayan Hititler, hukuk alanında büyük bir devrime imza attılar. O zamana kadar ortadoğuda geçerli olan Babil kralı Hammurabi’ye ait kısas hukukunu tazminat hukukuyla değiştirdiler. Aynı zamanda başkent Hattuşa’da Panku adı verilen bir soylular meclisi kurdular. Bu meclis krala danışmanlık yapıyordu. Panku, Magna Carta’dan yaklaşık 2700 yıl önceki bir tarihte kurulmuştur. Hititlerin getirdiği tazminat hukuku anlayışı 3500 yıldır hukuk yaklaşımının temelini oluşturuyor.  

Magna Carta’daki ifadeleri kanunlarımıza, Anayasa’mıza yazmış olsak bile uygulayamıyoruz. Hitit hukuk devriminin temelini oluşturan tazminat hukuku sistemini kabul etmiş olsak da kısas hukukunu kafamızdan çıkarıp atamıyoruz. Bunun nedenlerini ve çözümlerini tartışacağımız yerde belki de hiç uygulamadığımız Anayasa’yı değiştirmeyi tartışıyoruz. İngiltere 800 yıl önce yazılmış ve bugüne gelene kadar yüzlerce, binlerce içtihatla geliştirilmiş gelenek hukukuna dayalı anayasasını değiştirmeyi düşünmüyor ve uyguluyor, ama biz neredeyse yönetmelik gibi düzenleyip aklımıza gelen her şeyi yazdığımız ama hiçbir maddesini doğru dürüst uygulamaya çalışmadığımız anayasayı değiştirmeye uğraşıyoruz.

Ben bütün dünyada Türkler kadar çok sayıda kanunu olan ve kanunlarını Türkler kadar sık değiştiren başka bir toplum görmedim, duymadım. Ona karşın kanunların en az geçerli olduğu ülke Türkiye. Bizde kanunlar sanki uyulmasın ve uygulanmasın yalnızca gözdağı versin diye çıkarılmış gibidir. “Osmanlı’nın yasağı üç gün sürermiş” sözü aşağı yukarı bizim kanunları uygulama tarzımızın özeti gibidir.   
   
Asıl olan anayasayı değiştirmek değil onda yazılanları uygulayabilmektir. Yoksa her iktidara gelen eski Anayasa’yı kötüler ve değiştirmeye girişir.


Günümüze gelmiş 4 kopyası bulunan Magna Carta Libertatum British Library'de sergilenmektedir.


25 yorum:

  1. reformlar önden yapılırken insani gelişmişlik düzeyimizin gerilerden takip etmesidir bu kural tanımazlık.

    YanıtlaSil
  2. Kendimizi ne kadar Avrupa normlarına uydurmaya çalışsak da, yapacağımız şeye engel olan kanun karşımıza çıktığında yaptığımız ya kaldırmak veya işimize geldiği gibi yenileyerek şark kurnazlığımızdan da taviz vermiyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Hocam biz Telipinu fermanından Fatih'in fermanına uzanmış bir tarihe sahibiz... Ve maalesef ki ikincisini daha çok yeğ tutuyoruz toplum olarak...

    YanıtlaSil
  4. Yazının giriş kısmını keyifle okurken Türkiye konusu açılınca tadım kaçtı. Bugünkü blog yazımda ekonomiyle ilgili olarak döngüsel bağımlılıktan söz etmiştim. Galiba, aynı şeyi pekçok konuda yaşıyoruz. Dönüp dolaşıp aynı yere varıyoruz ve sonuçta hiçbir şey değişmiyor. Gelişmiş dünyada anayasa hukukçularına neredeyse ihtiyaç kalmamışken, bizim en dinamik konumuz hukuk konumuz anayasa hukuku. İşte, 21. y.y.'da Türkiye manzaraları.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi dışına ne zaman çıksak aynı yere varıyoruz ne yazık ki.

      Sil
  5. Hocam elinize sağlık.. Bağımsızlık kalmadı ki bizde icraat olsun. Her işi din temeline alan zihniyet yüzünden bilimsellikten ve gerçeklikten günden güne uzaklaşıyoruz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilimsellikten kopuş tarihimiz daha eskilere gidiyor.

      Sil
  6. Hocam bana oyle geliyor ki bu devlet eli ile organize ve forse edilen "devlet ile vatandasin " danisikli dovusu. Vatandas oyunu goruyor, menfaat goren ve gucu yeten oynuyor.Ezilenler degistiremeyince oynamak zorunda kaliyor.

    YanıtlaSil
  7. Sayin Hocam, ben toplumun bir kismina sadece soylu olduklari icin ayricaliklar saglayan bir sozlesmeye demokrasinin ilk adimi denmesinin gercek demokrasiya bir hakaret oldugunu dusunuyorum. her ne kadar günümüzde ütopik olsa da, demokrasinin sinifsal ayricaliklar yaratmamasi gerektigini düsünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 800 yıl öncesinden söz ediyoruz. Bugünün koşullarıyla düşünmek ve yargılamak doğru olmaz.

      Sil
  8. Keşke yasaları değiştirme hızımızın yarısını bu yasaların doğru uygulama hızı olarak sergileyebilseydik. Ya da sürekli af çıkartmak marifetiyle mevcut yasalara uyanları cezalandırmıyor olsaydık. Ya da madem af çıkartıp cezalıları affedeceğiz bu yasalara uymuş olanları, yani affedilenler kavramı sonrasında rolleri bir nevi suçluya dönüşmüş olanlara en azından sonraki dönem uygulamalarda bu durumu cezbedici şekilde kolaylıklar, istisna ve indirimler sağlayabilseydik (Vergisini düzgün ödeyenlere mesela sonraki dönemler için geçerli cezbedici indirimler). Suçlu kelimesini suçluluğu ispatlanana kadar kullanmasak masumiyet karinesi kavramını sadece isim tamlamaları sözlüğünde yeralan bir olgu olarak kabul etmeseydik. Keşke hayatımızdaki "iyiki" ile başlayan cümlelerimiz "keşke" ile başlayan cümlelerimize oranla baskın olabilseydi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyikiler ve keşkeler benzetmesi çok güzel.

      Sil
  9. Bu konu hakkında o kadar söylenecek söz var ki.. Eğitim sistemi bile öyle berbat ki 6 ay sonrası için bile kariyer planlaması yapmak imkansız... Sabit olan hiçbir şey yok. Herşey değişiyor değişmez dediğimiz kurallar bile. Akışına bırak gençliği oluşturdular. Herşey olacağına varır, kader kısmet gençliği yetiştirdiler. Saçmasapan bir sistem içinde ki buna sistem denmez tam bir kaos içinde debeleniyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ve bu uygulamayı düzeltecek yerde yasayı değiştirme kolaylığına sapıveriyoruz.

      Sil
  10. Üstad, bilgi ve tecrübe birikiminizi, bizlere aktarmanız ve samimiyetiniz dolayısı ile size teşekkürü borç biliriz. En kalbî ve salim duygularımızla. Selamlar.

    YanıtlaSil
  11. Yasalardan önce vicdani gelişim, zihni değişim.Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru ama yasa değiştirmek daha kolay.

      Sil
    2. KADRİ YILMAZ
      Marks"ekonomik yapilanma toplumların sosyal sıyasi kulturel ve hukusal yapilanmalarını belirler"der.TR Endustrilesme surecinin neresinde?Bir ulkedeki demokrasi o ulkenin endustrilesme surecinin neresinde oldugu ile cok alakalıdır.Cunku feodal kultur toplumların endustrilesme surecindeki hizina uygun olarak tasfiye olur.TR Toprak agalıgını tamamen tasfiye etmeden 1950 de toprak agalarının kurdugu DP ye iktidarı devrettı.Demokratik devrimlerle tasfiye edilen fedalizmin ust yapi kurumları yeniden insa edildi
      Bu gun AKP iktidarı feodal kulture yaslanarak iktidarını surdurmektedir

      Sil
  12. Günümüzün en kutsal sayılan yazılı anayasasının ABD anayasası olması bir tesadüg değildir. Onlarca ayrı milletten bir göçmenler topluluğunu birleştiren bu metin Magna Carta geleneğinden gelmiş İngiliz asıllı aydınlar tarafından kaleme alınmıştır. En büyük eksikliklerinden birinin giderilmesi, köleliğin kaldırılması, çok kanlı bir iç savaşı göze alarak gerçekleştirilmiştir.

    YanıtlaSil
  13. O kadar kanun çıkarıliyor yetmiyor anayasa değiştirilmeye calisiliyor...Bizim ülkede kim inanıyor adalete zanimca kendini bilen kimse inanmıyor...Bu yüzden ki kimse taşın altına elini koyup doğruları soyleyemiyor... Söyleyenler de cezaevlerine çeşitli sebeplerle atılıyor yada ekonomik refahı bozularak cezalandırılıyor...Kısaca ülkemizde korku kültürü hakimken bu korkuyu yeni anayasayla mi yikacaz?

    YanıtlaSil
  14. AYM 2008 ve 2010 yıllarında verdiği kararlarında; anayasanın 4. maddesinin değiştirilemez ilk 3 madde arasında sayılmamasına rağmen ilk 3 maddenin garantörü konumunda bulunduğu için doğal olarak değiştirilemeyeceğine içtihat etmiştir... basında bir 4. madde tartışması açıldı onun için yazayım dedim...

    Bu açıdan ilk 3 maddede sözde bir değişikliğin yolunu açabilmek için şark kurnazlığı yapıp 4. maddenin değiştirilmeye kalkılması AYM'ne göre anayasaya uygun teklif ve kabul çoğunluğuna ulaşılmış olsa bile butlanla hükümsüzdür...

    Anayasada asıl yapılması gereken değişiklik 12 Eylül darbesi ile kaldırılan nispi muhakeme yetkisinin hakimlere geri verilmesidir...ABD sisteminde bırakınız mahkemeleri idari kurumlar bile nispi muhakeme yetkisi ile donatıldıklarından yasalar aksine hüküm ihtiva etse bile anayasaya göre yorum yapıp hizmet sunabilmektedir...

    Günümüz Türkiyesinde ise hakimler sadece kanunlara göre hüküm verebiliyor, eskaza anayasaya aykırı bir hüküm varsa, o hükmün açıkça anayasaya aykırı olduğunu gören hakim yine de anayasaya göre hüküm veremiyor ve eli mahkum 5 ay AYM'den karar beklemesi gerekiyor ki bu da ciddi hak kayıplarına ve mağduriyetlere sebep oluyor...

    Oysaki hakimler hukuka yani anayasaya uygunluk denetimi yapıp ona göre hüküm verebilmelidir... bugün türk mahkemelerinde maalesef hukuka uygunluk denetimi yapılmıyor... Ankarada bir meclis ve o ne karar çıkarırsa ona göre hüküm veren taşradaki ''hakim sıfatlı'' memurlar... mevcut durum ve görüntü budur...İşte bu da siyasi iktidarların ciddi anlamda keyfi davranabilmesine sebebiyet veren en önemli faktördür...

    Diyeceksiniz ki bunlar çok ince hesaplar... başımızdaki AKP iktidarı kendi rejimini bu ince hesaplarla kurdu zaten.. hilekarca yasalara ve anayasanın etrafından dolana dolana, açıklarını kullana kullana yaptılar ne yaptılarsa... şuna bakın!, kovuşturma safhasına geçildiği anda delil yetersizliğinden salınacakları %100 olan Can Dündar ve Erdem Güle eziyet edebilmek için soruşturma evresini alenen sürüncemede bırakıp hak ve hukuk adına ne varsa darmadağın ediyorlar... bu cin fikirli yaklaşımla 5 yıl tutuklu olarak içerde yatırıp sonra 'dava düşmüştür' deyip salmak mümkün... birkaç yıl öncesine kadar bu filmi gördük çünkü...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...