Kayıtlar

Anı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gülten Kazgan’ın Ardından: İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi Üzerine

Türkiye’nin en önemli iktisatçılarından Prof. Dr. Gülten Kazgan’ı sonsuzluğa uğurlarken hocanın ekonomiyi analitik çerçevede ele almamda büyük etkisi olan İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi kitabını değerlendirerek onu anmak istedim. Ekonomi dendiğinde aklınıza sadece soğuk grafikler, karmaşık matematiksel formüller ve ruhsuz piyasa verileri mi geliyor? Eğer öyleyse, ekonomi biliminin asıl ruhunu, yani insanı ve toplumu kaçırıyorsunuz demektir. Türkiye’de ekonomik düşünce tarihini bu kuru ezberden kurtaran, onu yaşayan bir organizma gibi önümüze seren çok özel bir rehberimiz var: Prof. Dr. Gülten Kazgan ve anıtsal eseri İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi. Onlarca ekonomik düşünce tarihi kitabı dururken, Kazgan’ın bu eseri neden başucu kitabı olmayı hak ediyor? Gelin, bu kült eseri benzerlerinden ayıran unsurlara ve bize kazandırdığı perspektiflere yakından bakalım. Standart ekonomi kitapları, kuramları genellikle zamansız ve mekânsız mutlak doğrular gibi anl...

Eski Türkiye'de Kuyruklar Vardı

1978 yılıydı. Sıkıntılı bir dönemdi: Ülke döviz sıkıntısı çekiyor, her bakkalın, marketin önünde az bulunan bir şeylerin kuyrukları uzuyordu. Yeni bitirdiğim bir teftiş görevinin raporunu yazıyordum. Telefon çaldı, Teftiş Kurulu Başkanı, acele yanına gitmemi istiyordu. O zaman Maliye Bakanlığı Ulus’ta eskiden Başbakanlık binası olan binadaydı, ben de Mithatpaşa Caddesinde müfettişler için bir katı kiralanmış olan binadaki odamda çalışıyordum. Hemen bir taksiye atlayıp gittim. Başkan, bana altında kendi imzasının olduğu bir yazı uzattı, üstte benim adım yazılıydı. Kâğıdın sağ tarafında kırmızı harflerle “Gizli” ibaresi yer alıyordu. Yazıyı okudum: “Ekte gönderilen mektupta talep edilen soruşturmaların tarafınızca yapılmasını rica ederim” yazıyordu. Yazının ekinde Başbakan Bülent Ecevit imzalı bir yazı daha vardı. Maliye Bakanlığı’na hitaben yazılmış olan o yazı da gizli damgası taşıyordu. Yazıda Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı’nda çeşitli satın alma ve ihalelerle ilgili yolsuzluk...

Mehmet Mahfi Bey

Resim
Dedem (babamın babası) Mehmet Mahfi Bey (1875 – 1971) orman mühendisiydi. Orman müfettişi olarak görev yapmış, Orman Mektebi’nin (şimdiki İstanbul Orman Fakültesi) müdürlüğü (şimdiki dekanlık) görevini yürütmüş, orada ders verip hocalık yapmıştı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde memuriyete başlamış, Cumhuriyet döneminde devam etmişti. Sevgili Ali Ekber Yıldırım) bana dedemle yapılmış bir söyleşinin yer aldığı yayının fotoğraflarını yollamıştı. Yüksek Ziraat Mühendisi Hadiye Tunçer tarafından yapılan söyleşi 1958 yılında yapılmış.  Bu söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. “Eski Ormancılarımızdan Mahfi Eğilmez Konuşuyor: Hadiye Tunçer: Kıymetli meslektaşın evini bulmak bir hayli güç oldu. Eski arkadaşlarının birçoğundan soruşturduktan sonra Mahfi Bey’in Cağaloğlu’ndaki evini bulabildim. Kalbim çarparak kapıyı çaldım. Öyle ya! Bir de evde bulamamak ve bu sıcak günde boş elle geriye dönmek vardı. Nitekim de öyle oldu Karısı olduğunu tahmin ettiğim yaşlı bir hanım, ‘Mahfi Bey dış...

Biz Dört Kişiydik

Rüşdü Saraçoğlu, Ali Tiğrel, ben ve Ercan Kumcu. Özal’ın başbakanlığı döneminde ekonomi yönetiminin en üst kademelerinde görev almış dört kişi. Rüşdü Saraçoğlu Merkez Bankası Başkanı, Ali Tiğrel Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, ben Hazine Müsteşar Yardımcısı ve Ercan Kumcu Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Hepimiz otuzlu yaşların sonlarında kırklı yaşların başlarındaydık. Bu kadar üst düzey görevler için genç sayılacak yaşlardı. Birbirimizi birkaç yıldır tanıyorduk. Birbirimizden bağımsız olarak bu kurumları siyasetten uzak tutmayı kendimize ilke edinmiştik. Bizi göreve getirenler dâhil olmak üzere dönemin siyasetçilerinin yaptıkları hataları, yanlışları söylemekten ve eleştirmekten hiç çekinmedik. Ama yiğidi öldürüp hakkını teslim edeyim onlar da zaman zaman bize kızsalar da, sinirlenseler de hiç birimizi görevden almadılar. Özellikle Rüşdü Saraçoğlu ve ben, hükümetin yanlışlarını yalnızca kendilerine söylemedik, kamuoyuna da anlattık. Bazen gazetelerin baş sayfalarına çıktı ele...