Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2011 Altının Yılı Oldu

Yılın son işlem gününe başlarken 2011 yılında hangi yatırım aracının kazandırdığına hangisinin kaybettirdiğine bir bakalım. 2011 yılına girerken yatırım araçlarının değeri şöyleydi: 1 USD = 1,55 TL, 1 Euro = 2,07 TL; 1 Gram altın = 70 TL; TL mevduat faizi = % 7; İMKB 100 endeksi = 66.005. 2011 yılının sonunda aynı değerler şöyle: 1 USD = 1,92 TL; 1 Euro = 2,48 TL; 1 Gram altın = 95 TL; TL mevduat faizi = % 12; İMKB 100 endeksi = 52.053. Bu değerleri yılın ilk günü alıp son günü satmış olanların elde ettikleri getiriler de yuvarlak hesap şöyle çıkıyor: USD = % 24; Euro = % 20; Altın = % 36; TL mevduat faizi = % 10 (Yılbaşı ile yılsonu faizlerinin ortalaması); İMKB = % - 21 2011 için yılsonu enflasyonunu yine yuvarlak hesap yüzde 10 olarak alıyorum.     Buna göre yılın en çok kazandıranı altın yatırımı olmuş. Ne var ki bu Türk yatırımcı için doğru. Çünkü altın fiyatının yanı sıra dolardaki artış da buraya yansımış bulunuyor. Parasını dolar ve euroya yatıranlar da o

Merkez Bankası'nın Sorunu Ne?

İki gündür Merkez Bankası Başkanı’nın konuşmalarını dinliyoruz. Başkan konuştukça piyasalar karışıyor, piyasalar karıştıkça Başkan daha çok konuşuyor.   “1,350 milyon dolarlık döviz ihalesi açacağız ama 50 milyon dolarlık satacağız” diyor, herkes birbirine bakıyor. “İstisnai günlerde daha fazla döviz satarız” diyor insanların kafası karışıyor. Bugün istisnai gün değilse hangi gün istisnai olacak diye birbirlerine soruyorlar.    “Dolar bütün paralara karşı değer kazanıyor, TL’ye karşı da kazanması normal” diyor. Bakıyorsunuz Doların değer kazandığı Euro da TL’ye karşı değer kazanıyor.   “Atacağımız her adımı önceden anlatacağız, açık olacağız” diyor, istisnai günden kastınız nedir denince “onu bize bırakın” diyor. Benim bildiğim, Merkez Bankası Başkanları çok fazla konuşmamalı. Yılda iki, bilemedin üç kez, daha fazla değil.   Başkan anlatıyor, anlatıyor. Zorunlu karşılık diyor, likidite diyor, dış piyasalar diyor, faiz koridoru diyor, her şeyi diyor ama faize gelince “

İllüzyon

İllüzyon ya da yanılsama , gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin yolun kenarında atılmış olan bir poşetin, uzaktan bir hayvana benzetilmesi gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamalardır. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. Bu gibi yanılsama yaratıcı oyunları yapanlara illüzyonist deniyor. Televizyon kanallarında illüzyonistlerin oyunları sıkça yayınlanıyor. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içindeki bölmeyi renkten dolayı kimse fark etmez. Ekonomi biliminde illüzyon sözcüğü ilk kez İtalyan iktisatçı Amilcare Puviani tarafından 1897 tarihli Teoria della illusione nelle entrate publiche” ve 1903 tarihli “Teoria della illusione finenziaria” adlı kitaplarda mali illüzyon biçiminde kullanılmıştır. Puviani’ye göre eğer kamu gelirleri ve özelli

2011'de Faiz Kaybettirdi

2011 yılında bankaların tasarruf mevduatına verdiği faiz ortalama yüzde 9 dolayında gerçekleşti. Bunu yıllık bileşik faize çevirirsek kabaca yüzde 10 oranında bir faiz getirisi hesaplamış oluruz. Bu faiz geliri üzerinden yüzde 15 gelir vergisi stopajı yapılıyor. Buna göre mevduatın net faiz getirisi kabaca yüzde 8,5’e geliyor. 2011 yılı sonunda enflasyon yüzde 10 dolayında gerçekleşti. Reel faiz şöyle bir formülle hesaplanıyor: Reel faiz = (1 + Nominal faiz) / (1 + Beklenen enflasyon) – 1 Reel Faiz = (1 + 0,085) / (1 + 0,100) – 1 = % - 1,36 Buna göre 100 TL’sini 2011 başında mevduat hesabına yatıran bir kişi görünürde yüzde 8,5 net faiz geliri elde etmiş gibi olsa da aslında yüzde 1,4 oranında negatif reel faiz elde etmiş bulunuyor. Yani parasına değer katmak bir yana mevcut değerinde kayıpla karşılaşmış oluyor.    Şimdi de parasını Türkiye’ye getiren bir Amerikalı yatırımcıya bakalım. Yılbaşında dolar kuru 1,55 TL idi. Bu yatırımcının Türkiye’ye 100 dolar getirip 1,55’l

Para Politikası Giderek Tuhaf Bir Hal Alıyor

Merkez Bankası ve para politikası denildiğinde akla üç politika bileşeni gelir: (1) Faiz politikası, (2) Açık piyasa işlemleri (APİ), (3) Karşılıklar politikası. Merkez Bankası halktan mevduat kabul etmez ve halka kredi vermez. Mevduat kabul ettiği ve kredi verdiği kurumlar kural olarak yalnızca bankalardır. Geçmişte kamu kesimine de kredi verirdi ama günümüzde bu uygulama terk edilmiş bulunuyor. Bankalar, gün sonunda ellerinde kalan fazla parayı Merkez Bankası’na yatırır ya da gün sonunda hesapları açık kalmışsa o kadar parayı Merkez Bankası’ndan borç alırlar. Bu borç alış verişinin Merkez Bankası’nca belirlenmiş faizleri vardır. Bence Merkez Bankası’nın piyasaları etkilemekte kullandığı asıl faiz budur. Bunun yanı sıra Merkez Bankası bankaların likidite akımı sorununun çözümü için onlarla repo işlemleri yapar ve bu işleme faiz uygular. Merkez Bankası bu faize “politika faizi” adını veriyor. Ben ise bu faize “politikacı faizi” diyorum. Yani politikacıların dikkatini bu faize çekiy

Türk Vergi Sistemi ve Gelir Dağılımının Bozukluğu

Ocak – Kasım 2011 arasında bütçe gelirlerinin dökümüne baktığımızda toplam 234 milyar TL’lık vergi gelirinin 78 milyar TL’lik bölümünün gelir ve kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilerden, yaklaşık 156 milyar TL’lik bölümünün ise KDV, ÖTV, damga vergisi gibi dolaylı vergilerden oluştuğunu görüyoruz.   Buna göre Türkiye’nin toplam vergi gelirlerinin yüzde 33’ü dolaysız, yüzde 67’si dolaylı vergilerden oluşuyor. Dolaylı vergilerin yüzde 84’ü harcamalar üzerinden alınan KDV ve ÖTV gibi vergilere geri kalan yüzde 16’sı ise işlemler üzerinden alınan damga vergisi gibi vergilere dayanıyor. Yani Türk vergi sistemi asıl olarak harcamalar ve işlemler üzerine yüklenen vergilerle ayakta duran bir sistem görünümünde.  Dolaylı vergilere yüklenmenin vergiye direnci düşürme ve toplanma kolaylığı gibi üstünlükleri var. Kişi harcamayı yaptığında fiyatın içinde bulunan KDV ve ÖTV gibi vergileri satıcıya ödüyor. Satıcı, devlet adına topladığı bu vergileri belirli tarihlerde vergi idaresine yatırıyo

Hitit Para Politikası

Hititlerin para birimi Şekel’di. Şekel, aynı zamanda, tıpkı bugünkü İngiltere parası Sterlin’de olduğu gibi, bir ağırlık ölçüsüydü (pound.) 1 şekel, bugünkü ölçüyle 12,5 gramdı. Bir üst ağırlık ve para birimi olan Mina 40 şekele, yani 500 gram ağırlığa eşitti. Para gibi kullanılan şekel, 12,5 gram ağırlığında gümüş çubuk ve halkalardı. Hitit yasalarında bazı malların fiyatları yazılıydı. Buna göre: Koyun 1 şekel; yünüyle birlikte koyun derisi 1 şekel; koyun eti 1/10 şekel; keçi 0.75 şekel; inek 7 şekel; at 14 şekel; katır 1 mina; dana derisi 1/10 şekel; mavi yün elbise 20 şekel; geniş keten kumaş 5 şekel ediyor. Katırın, attan daha pahalı olması ilginç görünüyor. Ya katır sayısı azdı ya da katır, attan daha fazla işe koşulabiliyordu. Koyununu satmak isteyen kişi, bu satışı yapıp 1 şekel alacak yerde, koyunu kesip etini 1/10 şekele, yünüyle birlikte derisini de 1 şekele satarsa 1 tam 1/10 şekel alabiliyordu. Buna göre koyunu kesme ve derisini yüzme emeğinin karşılığı da onda bi

Musa'dan Freud'a (2005 tarihli bir yazım)

Sigmund Freud, ölümünden hemen sonra yayımlanmış olan “Musa ve Tektanrıcılık” adlı son kitabında çeşitli kanıtlara dayanarak Musa’nın aslında yahudi değil Mısırlı olduğunu ileri sürüyor. Bu kanıtlar arasında en önemlisi Musa (Moses) adının Mısır kökenli olması. Gerçekten de Mısır firavunlarından bazılarının taşıdığı Tutmoses adının moses biçimindeki ikinci yarısı bu iddiayı doğrular gibi görünüyor. Mısırlı olan Musa’nın yahudilere getirdiği yeni dinin de Mısır kökenli olduğunu söyleyerek iddiasını sürdürüyor Freud. Aslında totem inancından kotarılarak gelen yarı hayvan, yarı insan görünümlü tanrılara dayanan Firavunlar devri Mısırının diniyle, tek Tanrı düşüncesine sımsıkı sarılı bulunan yahudilik arasında hiçbir benzerlik yok. Herşeyden önce yahudiliğin fazlaca üzerinde durmadığı ölümden sonrası için Mısır dininde inanılmaz ayrıntılar söz konusu. Mısır’da mumya tıbbı ve sanatının doruk noktasına çıkmasının ardında bu yatıyor. Öyleyse Freud nereden çıkarıyor Musa’nın Mısır

Kumarhane Kapitalizmi

Osmanlı ordusunun vurucu gücü olan Mehter takımının yürüyüş şekli iki adım ileri bir adım geri biçiminde tanımlanabilecek bir yürüyüş biçimidir. Sürekli geri dönüşler yaşayan uygulamalar için mehter takımı gibi benzetmesi yapılır. Son dönemde piyasalar bu benzetmeye uygun bir görünüm içine girdi. Aynı hafta içinde iki kez olumlu hava, bir kez de olumsuz hava çıkabiliyor ortaya. Piyasa yorumcuları yorum yapmaktan korkar oldu. “Çıkış rallisi başladı” demeye kalmadan “iniş rallisi” geliveriyor gündeme. Piyasalardaki bu hızlı değişim amatör yatırımcıyı ciddi biçimde zarar sokuyor. Örneğin altın fiyatlarının yükseldiğini gören amatör yatırımcı hemen gidip altın fonu satın alıyor. Ertesi gün altın fiyatları düşüşe geçince bu kez paniğe kapılıp elindeki fonu satıyor ve zarar ediyor. Profesyonel yatırımcılar ise bu iniş çıkışlardan önemli paralar kazanabiliyor. Bu tür oynaklıklar spekülatörlerin en sevdiği ortamlardır. Amatörlerin kaybettiğini profesyoneller kazanır. Böylesine hareketli

Bütçe Fazlası, İşsizlik Azalması

Ocak - Kasım 2011 dönemi bütçe verileri açıklandı. Yılın 11 ayının toplamında bütçe 436 milyon TL fazla verdi. Bu, küresel krizin yayıldığı bir ortamda son derecede güçlü bir kamu maliyesine işaret ediyor. Geçen yılın ilk 11 ayında bütçe 23,5 milyar TL açık vermişti. Bütçe gelirlerinde geçen yılın aynı dönemine göre % 17,4, vergi gelirlerinde % 21,6 artış gerçekleşmiş. Özellikle vergi gelirlerindeki enflasyona göre iki kat artış çok dikkat çekici. Faiz dışı giderlerde geçen yılın aynı dönemindeki verilere göre ortaya çıkan artış oranı ise % 10,5 ile aşağı yukarı enflasyonla aynı düzeyde kalmış görünüyor. Vergi gelirlerinin enflasyonun iki katına çıkmasına karşılık faiz dışı giderlerin enflasyon düzeyinde kalması kamu maliyesinde çok parlak bir görünüme işaret ediyor. Kuşkusuz bu olumlu gelişmede bir dafaya özgü gelirlerin büyük katkısı söz konusu. Bütçedeki görünümden biri olumlu biri olumsuz iki farklı sonuç çıkarmak mümkün: (1) Bütçenin dengelenmesine yolaçan gelirlerin bir defa

Dünyanın Hasta Adamı Avrupa

Bu kaçıncı umut bağlanan zirveydi hatırlamıyorum. 24 diye bir söz dolaşıyor etrafta ama kimse emin değil. Bilinen tek şey Avrupa’nın borç sorununu çözmek için birçok zirve yapıldığı ve bunların hiçbirinden istenen sonucun çıkmadığı. Avrupa’nın borç batağı içinde bunalan altı ekonomisi İtalya, İspanya, Belçika, Portekiz, Yunanistan ve İrlanda olarak sıralanıyor. Bunlar arasında borç yükü en düşük olanı İspanya, ama onun da başka sorunları büyüdüğü için borç yükü düşük olsa da etkisi yüksek oluyor. Bu ülkelerin toplam olarak 5,3 trilyon dolara ulaşan kamu borç yükü oranları (kamu kesimi borç stoku/GSYH) sırasıyla şöyle: İtalya % 121, İspanya % 67, Belçika % 95, Portekiz % 106, Yunanistan % 165 ve İrlanda % 109. Bu altı ülkenin toplam borç yükleri GSYH’ları toplamının % 103’ünü oluşturuyor. Bu ülkelerin 2012 – 2013 yılları boyunca çevirmeleri gereken borç servisinin ülkelere dağılımı da şöyle: İtalya 793 milyar dolar, İspanya 448 milyar dolar, Belçika 146 milyar dolar, Por

Aralığın Orta Yeri

Hafta sonu AB liderler zirvesinden çıkan kararların aslında derde deva kararlar olmadığını hep birlikte görmüştük. AB zirvesinden çıkan tek sonuç, öteden beri var olan İngiltere çatlağının artık kırılma aşamasına geldiğinden ibaretti. Hafta sonunda yazdığım “Hasta Avrupa’ya Yanlış Tedavi” başlıklı yazımda da değindiğim gibi zirvede alınan kararlar krizden çıkış için değil, ileride bir daha kriz olmaması için alınmış kararlar gibi görünüyor. Ben böyle anlamış ve yorumlamıştım. Bugün içinde olduğumuz Avrupa krizine yararı olabilecek tek önlem AB üyesi ülkelerin IMF’ye 200 milyar Euro vermesi ve IMF’nin bu parayı borç batağına düşmüş AB üyesi ülkeler için kullanması biçiminde açıklanan önlemdi. Bu önlemin de zamanı belli değildi. Dolayısıyla zirveden çıkan kararlar arasında, ileriye dönük beklentileri güçlendirmek dışında hiçbir şey bulunmuyor. Bunların da bugünkü borç krizine yararı yok. Ekonomide beklentiler önemlidir ama o beklentileri sözle yönlendirmek her zaman geçerli değildir

Osmanlı'dan Devraldığımız Borçlar

1923'de batılı ülkelerin ortalama kişi başına geliri 6000 dolar, Türkiye'nin aynı standartlara göre düzeltilmiş geliri ise 700 dolardı. İlk yurtdışı borçlanma Abdülmecid tarafından 1854 yılında Kırım savaşını finanse etmek için alınmıştır. Bu borçlanmanın ardından peş peşe borçlanan Osmanlı İmparatorluğu borçlarını ödeyemeyecek duruma gelinca borç veren batılı ülkeler bu borçları tahsil etmek için Düyunu Umumiye idaresini kurmuşlardır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu mali yönetimini başkalarına teslim etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasından sonra bu borçlar imparatorluğu oluşturan ülkelere ilgisine göre paylaştırılmıştır. Lozan Antlaşmasına göre 1912 öncesi borçların % 62si, 1912 sonrası borçların % 77'si Türkiye'ye kalmıştır. Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti'ne serbest bir dışticaret politikası yürütme zorunluluğu getirmiş, ithalatı kısıtlayıcı önlemler alınmamasını öngörmüştür. Türkiye, bu sistemle ciddi miktarda cari açık vermeye baş

Nebukadnezar

Babil’in bir kent devletinden yola çıkarak Mezopotamya’da büyük krallık haline gelişi ünlü yasa koyucu kral Hammurabi (M.Ö. 1793 – 1750) zamanında oldu. Babil kenti kralı Hammurabi öteki kentleri yenerek hepsine egemen oldu ve Babil krallığını kurdu. Babil krallığının ortadoğuda bir süper güç olarak çıkışı Nebukadnezar zamanında oldu. II. Nebukadnezar (M.Ö. 605 – 562) Babil’i bir süper güç olarak ortadoğuda yükseltti. Med kralının kızı Prenses Amytis ile evlenerek Med krallığının gücünü de arkasına aldı ve rakiplerini dize getirerek Babil’i Mezopotamya’ya egemen kıldı. Med kralının kızı prenses Amytis’in ülkesi yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya’nın bu dümdüz ve sıcak ortamı Amytis’i bunalıma sokunca Nebukadnezar, karısının sıla hasreti çekmemesi için Babil’in başkenti Ninova’da yapay dağlardan ve suların akacağı büyük teraslardan oluşan ve dünyanın yedi harikasından birisi olarak nitelenen Babil’in asma bahçelerini yaptırdı. Yunan coğrafyacı Strabon’un tanımlamasına göre b