Yayınlar

Mart, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ekonomik Daralmayı Minimum Düzeyde Tutabilmek İçin Öneri

Resim
Covid – 19 virüsünün küresel sistemin tamamında yarattığı olumsuz ekonomik koşullar ne yazık ki geçici olgular değil. Bu olumsuz durumun ekonomiler üzerinde ortaya çıkardığı etki yıllarca sürecek. Nedenlerini daha önceki yazılarımda ortaya koymaya çalıştım. Ekonomik sistemin çarklarından birisini çekip çıkardığınızda sistem aksar ama sistemin gelir veya tüketim parçalarından birisini çekip çıkardığınızda sistem dağılır.   Aşağıda sistemin en önemli parçalarını gösteriyoruz: Gelir, tüketim, tasarruf, yatırım ve üretim.

Çözüm Modern Para Teorisinde mi?

Resim
Modern Para Teorisi Küresel kriz karşısında neoklasik ekonomi teorisi kökenli ana akım yaklaşımın yetersiz kaldığı görüldüğünde geliştirilen teorilerden birisi olan modern para teorisi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu (küreselleşmiş bir dünyada) paraları rezerv para statüsünde olan ülkelerin bütçe açığı vererek ve para basarak ekonomiyi yönlendirmelerinin enflasyon gibi sorunlar yaratmayacağını anlatan bir teori.  Modern para teorisi, vergi toplamadan kamu harcaması yapılmaması ilkesinin doğru olmadığını savunuyor. Tam tersine önce harcama yapılmasını sonra bu harcamaların yarattığı gelirden ve işlemlerden vergi alınması gerektiğini öne sürüyor. Modern para teorisiyle ana akım ekonomi teorisinin yaklaşımları arasındaki farkı özet bir tablo yardımıyla gösterelim:

Bir Doktorun Mektubu ve Yanıtım

Mektup ‘Sayın hocam selamlar, Olağanüstü bir durum yaşanıyor, belki birkaç güne kadar başımızı kaşıyacak vaktimiz olmayacak. İçimden geçenleri sizinle paylaşmak ve fikrinizi almak istiyorum. 44 yaşında bu ülkenin yetiştirdiği bir anestezi uzmanıyım. Hayatım çalışarak geçti, bir sürü felaket gördüm ve görev aldım, bunda da üzerime düşen ne varsa yapmaya çalışacağım. Benim 10 yaşında bir oğlum var onun geleceğini düşünmek zorundayım. Sizin fikriniz burada değerli oluyor. En kötüsü olan benim ölümüm üzerinden yürüyelim, çünkü virüse maruz kalma olasılığım diğer insanlara göre çok daha yüksek. Siz bir yazınızda devletlerin iflas etmediğini söylemiştiniz hocam.

2020 ve Ötesi

Küresel krizin bu üçüncü aşaması en zor ve en uzun sürmeye aday aşaması gibi görünüyor. İlk iki aşamada ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere finans piyasaları etkilendi krizden. Japonya uzun süredir durgunluk içindeydi ama o da etkilendi. Krizin gelişmiş ülkeleri vuran ilk iki aşamasının reel kesim üzerindeki etkisi finans kesimi üzerindeki etkisiyle karşılaştırılamayacak kadar düşük kaldı. Bazı büyük finans kuruluşları battı, bazıları el değiştirdi, bazılarını devlet kurtardı ama reel kesim kuruluşlarında büyük sorunlar ortaya çıkmadı. İlk yıl reel kesim kuruluşları bazı küçülmeler nedeniyle işten çıkarmalara gitti, bir süre sonra eski büyüklük ve istihdamlara geri döndüler. Bir yandan reel kesimin ayakta kalması, üretime devam etmesi ve istihdama katkı sağlamayı sürdürmesi bir yandan da merkez bankalarının sisteme parasal destek vermeleri ekonomileri yaşatan iki itici güç oldu. Sistemi ayakta tutan en önemli desteklerden birisi de gelişmekte olan ülkelerde kriz çıkmamış olmasıydı. Bu döne

Faiz İndirerek Krizden Kurtulabilir miyiz?

Resim
Fed Faizi Nedir? İndirilmesi Ne İşe Yarar? Fed’in faiz oranı, bankalar arası işlemlerde uygulanacak faizin alt ve üst limitini belirlemekle birlikte diğer alanlarda uygulanacak faizlerinde belirlenmesinde dolayısıyla ABD ekonomisinin parasal akımlarının etkilenmesinde büyük rol oynuyor. Fed, bu faizi indirip yükselterek likiditeyi denetliyor ve bu yoldan ekonomiyi etkileyebiliyor. Ekonomide harcamalar ve yatırımlar düştüğünde, bir başka deyişle ekonomi büyüme ivmesini yitirdiğinde Fed faizi düşürerek harcamaları ve yatırımları, dolayısıyla da ekonomiyi canlandırmaya çalışıyor. Ekonomi ısınmaya başladığında da tam tersini yaparak faizi yükseltiyor, harcamaları ve yatırımları frenleyerek ekonominin raydan çıkmasını önlemeye çalışıyor. Bu uygulamaların temel dayanağı faiz oranının harcamalar, tasarruflar ve yatırımlar için en temel belirleyicilerden birisi olması. Bu yaklaşıma göre yüksek faiz tasarrufu, düşük faiz ise harcamayı teşvik ediyor. İlki ekonomiyi soğutmak, ikincisi ise ısıt

CDS Primi Niçin Yükseliyor?

Resim
CDS, Credit Default Swap (kredi batma riskinin değiş tokuş edilmesi) deyiminin kısaltmasıdır. CDS, bir kişi ya da kuruluşun, kredi sahibinin karşılaşabileceği alacağın ödenmemesi riskini belirli bir miktar karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedelidir. Bu çerçevede bir anlamda kredi sigortası gibi çalışır. Bir ülkenin ya da şirketin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek demektir. Çünkü bu prim ister istemez faize yansımaktadır. CDS primi piyasada tıpkı döviz kurları gibi anlık arz ve talebe göre ortaya çıkar. O nedenle risk ölçmekteki en objektif ölçü olarak kabul edilir. 5 yıllık CDS primi; 5 yıllık ABD Hazine Tahvili verimine bağlı olarak geçmiş ve mevcut verilere dayanılarak belirlenir. CDS primi 300’ün üzerinde olan ekonomiler aşırı kırılgan ekonomiler olarak kabul ediliyor.

Küresel Krizin Üçüncü Aşaması ve Türkiye Ekonomisine Olası Etkileri

Resim
Küresel Krizin Üçüncü Aşaması Küresel krizin üç aşamalı olacağını ilk kez 2011 yılında Radikal’de yazdım. Bu yazımda ilk aşamada ABD’nin, ikinci aşamada Avrupa’nın etkilendiğini ve bu iki aşamada Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ekonomilerin krizden pek etkilenmediklerini, fakat üçüncü aşamada krizin Çin ve diğer gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkacağını anlattım ( http://www.radikal.com.tr/yazarlar/mahfi-egilmez/krizin-ucuncu-asamasi-1064748/ ) İkinci yazımı 2019 yılında bu blogda yazdım. Bu yazımda küresel krizde üçüncü aşamaya gelindiğini ve Çin’den başlayan çöküşün gelişmekte olan ülkeleri vuracağını yazdım. Eğer bu aşamada kriz durdurulamazsa uzun sürecek bir kriz kısır döngüsüne girileceğini ve bir ve ikinci aşamaların tekrarlanacağını anlattım. ( https://www.mahfiegilmez.com/2019/10/geldik-krizin-ucuncu-asamasna.html ) Bunları yazarken korona virüsü elbette ki öngördüğüm bir şey değildi. Fakat küresel krizin etkisiyle dünyanın çabuk panikleyen bir yapıya geldiğ

Çin Giderse Herkes Gider

Resim
Çin, 1,4 milyar nüfusu, 14,1triyon dolar GSYH’si, 10,099 dolar kişi başına geliri ile 86,6 trilyon dolarlık dünya GSYH büyüklüğü içinde en büyük ikinci ekonomidir (Birinci ABD 21,4 trilyon dolar, üçüncü Japonya 5,2 trilyon dolar on dokuzuncu Türkiye 754 milyar dolar.) Dünya GSYH’sinin yüzde 16,3'ünü Çin yaratıyor (ABD yüzde 24,7, Japonya yüzde 6, Türkiye yüzde 0,9.) Çin, 2,6 trilyon dolarlık ihracatıyla ihracatta 221 ülke arasında birinci, 2,5 triyon dolarlık ithalatıyla ithalatta ise 221 ülke arasında ikinci sırada yer alıyor.

Korona Virüsü ve İdlib Etkisi

Korona virüsünden etkilenme korkusuyla diğer ülkelerin Çin’den yaptıkları ithalatı durdurması, ekonomik büyümesi büyük ölçüde ihracata bağlı olan Çin açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.   OECD, Çin’in büyüme tahminini yüzde 5,7’den 4,9’a düşürdü. Bu oran başka ülkeler için ideal oran gibi görünse de Çin için çok düşük bir oran. Olumsuzluklar sadece ihracatta ortaya çıkacak olan gerilemenin Çin ekonomisinde yaratacağı çöküşle sınırlı değil. Çin’in ucuz ürünleri birçok ülkede ya kendi üretimlerinin yerini almış ya da üretimde girdi olarak kullanılır hale gelmiş bulunuyor. Bazı ülkeler Çin’den ithal girdi alıp onunla kendi ülkesinde üretim yapmakla yetinmiyor, dizaynını hazırladığı birçok ürünü ucuz emek ve hammaddeden yararlanıp Çin’de yaptırıyor. Bir başka deyişle Çin, dünyanın üretim merkezine dönüşmüş bulunuyor. İşte sorun da burada ortaya çıkıyor. Korona virüsünün ortaya çıkmasından sonra insanlar Çin’den ithal edilmiş ya da Çin’de yaptırılmış ürünleri almamaya başladılar.

Kitaplar ve Okumalar

Kenan Mortan, İbrahim Atalay, Türkiye’nin Kültür Atlası, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2019 Kenan Mortan ve İbrahim Atalay, çok yorucu ve titiz bir çalışmayla harika bir kitap yazmışlar. Türkiye’nin bölge bölge, kent kent kültürel rehberini hazırlamışlar. Her bölgenin ve o bölgedeki her kentin özelliklerini anlatmışlar, yorumlamışlar ve örnekler vermişler. Kenan Mortan yıllar yılı Anadolu’da kent kent kasaba kasaba gezerek kentlerin ticaret ve sanayi odalarıyla ortak ekonomik, sosyal, kültürel çalışmalar yapıyor. İbrahim Atalay da benzer gezileri coğrafi açıdan yapmış. Bu iki bilim insanının bir araya gelerek yazdıkları 700 sayfayı aşkın kitap gerçek bir hazine. Her sayfasından bir şeyler öğreniyor insan. Türkiye’yi biliyorum zannedip de kendi ülkemiz hakkında ne kadar az şey bildiğimizi kitabı elinize aldığınız anda anlıyorsunuz. Her evde bulunması gereken bir kitap.